İslam inkılabı Rehberi İmam Seyyid Ali Hamanei  Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyib Erdoğan ve beraberindeki heyetle yaptığı görüşmede, büyük olay “Genel İslami Uyanış”ın İslam düşmanlarının kaygılarının ana nedeni olduğunu belirterek, İslam düşmanlarının bu büyük olaya karşı koymak için hazırladıkları plan ve komplolara temasla, bugün Amerika ve Siyonist İsrail rejiminin bazı İslam ülkeleri arasındaki iç ihtilaf ve anlaşmazlıklardan çok mutlu olduklarını, bu sorun ve anlaşmazlıkların giderilmesi yolunun ise, İslam ülkeleri arasında yakın bir işbirliğinin oluşması ve uygun yapıcı pratik girişimlerin hayata geçirilmesi olduğunu bildirdi.

İki ülke arasındaki ilişkilerin geliştirilmesinden İran ve Türkiye’nin ortak çıkar, kazanç ve çıkarlarına temas eden İslam İnkılabı Rehberi, İslam dünyasında İslam ülkelerinden her birinin gücünün gerçekte İslam ümmetinin gücü olduğunu ve İran İslam Cumhuriyetinin genel siyasetinin, İslam ülkelerinin birbirlerini takviye etmeleri ve güçlendirmeleri ve birbirlerini tazyif etmekten sakınmaları esasına dayalı olduğunu ve İran İslam Cumhuriyeti ile Türkiye ilişkilerinin gerçekte bu hedefe katkıda bulunduğunu bildirdi.

Sürekli olarak şunu vurgulamaktayız ki İslam ülkeleri Amerika ve batıya güvenmekle hiçbir menfaat elde etmiyorlar ve bugün de her kes açık bir şekilde batının bölgedeki İslam karşıtı girişimlerini görmektedir” diyen İmam Hamanei konuşmasının devamında bazı bölge ülkelerindeki gelişmelere ve Suriye ve Irak’taki acımasız terör girişimlerine temasla, tüm bu olaylarda düşman’ın gizli elini görmeyenlerin gerçekte kendilerini aldattıklarını söyledi.

İmam Hamanei bu sözünün kanıtı olarak da Amerika ve Siyonistlerin bölge olayları karşısındaki sevinçlerine değinerek, Siyonistlerin, batı ülkelerinden bir çoğunun ve daha önemlisi Amerika’nın bu olaylardan çok mutlu olduklarını ve IŞİD meselesini bitirmek gibi bir niyetlerinin olmadığını söyledi.

İslam İnkılabı Rehberi, IŞİD terör örgütünün eşsiz cinayet ve vahşiliklerinden örnekler vererek, ayrıca bu terör örgütünün Bağdat’ı ele geçirmek gibi temel amacına temasla bu olayların perde arkasında kimlerin olduğunu ve kimlerin gerekli finans ve silah desteği sağladığını belirtti.

“Yabancılar kesin olarak bu meselelerin çözümlenmesini istemiyorlar, bunun için de bu meselelerin çözümü için asıl karar verecek merciler İslam ülkelerinin kendisidir. Ama maalesef gerekli toplu bir karar alınamıyor” ifadesini kullanan İmam Hamanei konuşmasının devamında Yemen olaylarına değinerek, Yemen’in İslam dünyasının yeni sorunlarından bir diğer örnek olduğunu belirterek Yemen krizinin çözümü hakkında, “İran İslam Cumhuriyeti, Yemen de dahil tüm İslam ülkeleriyle ilgili tüm dış müdahalelere karşıdır. Bu bakımdan bizim açımızdan Yemen krizinin sonlandırılmasının çözüm yolu bu ülke halkına yönelik dış saldırı ve müdahalenin derhal durdurulmasıdır ve asıl Yemenlilerin kendisi kendi ülkelerinin geleceğiyle ilgili karar vermeleri gerekir” dedi.

“Genel İslami Uyanış” olayı ve halkların İslam’a yönelik susamışlığının İslam düşmanlarının hassasiyet ve kaygılarının temel kaynağı olduğunu belirten İmam Hamanei, bu uyanış karşısında İslam düşmanlarının epey bir zamandır karşı saldırıda bulunduklarını ve bazı İslam ülkelerinin de bu durum karşısında hıyanet etmelerinin, kendi para ve maddi imkânlarını düşmanların hizmetine sunmalarının acı bir gerçek olduğunu söyledi.

İslam İnkılâbı Rehberi daha sonra Irak’ın durumuna da değinerek, İran İslam Cumhuriyetinin, teröristlerin bu ülkeye musallat olmasını engellemek amacıyla Irak halkına yardımda bulunduğunu, İran’ın Irak’ta askeri varlığının bulunmadığını ama İran ve Irak halkları arasında tarihi, köklü ve çok yakın bir ilişkinin bulunduğunu söyledi.

İslam İnkılâbı rehberi konuşmasının son bölümünde ise İslam âlemi için izzet, azamet ve şevket temennisinde bulunarak, İran’ın bölge meselelerinin çözümü için her türlü fikir teatisinde ve işbirliğinde bulunmaya hazır olduğunu bir kez daha vurguladı.

İslami İran Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani’nin de hazır bulunduğu bu görüşmede Türkiye Cumhurbaşkanı Receb Tayyib Erdoğan yaptığı konuşmada, Tahran’da İranlı yetkililerle gerçekleştirdiği görüşmelere değinerek, ikili meseleleri ele aldıklarını, ayrıca siyasi ve ekonomik meselelerinin yanı sıra bölge meselelerini de masaya yatırdıklarını söyledi.

Enerji alanında Tahran-Ankara ilişkilerine de değinen Erdoğan, İran-Türkiye Ortak Ekonomik Konseyinin kurulduğunu ve yapılan anlaşmaları takib etmeleri konusunda ilgili bakanlara gerekli talimatları verdiklerini ve iki ülke arasındaki ticari mübadele hamcının yıllık 30 milyar doları bulmasının hedeflendiğini söyledi.

Türkiye Cumhurbaşkanı İslam dünyasının mesele ve sorunlarının batının müdahalesi olmaksızın bizzat kendi içinde çözümlenmesi gerektiğini belirterek, bölge sorunlarının çok fazla olduğunu ve yardımlaşarak bu sorunları çözmek gerektiğini ve bu sorunların çözümü için batının girişiminin beklenmemesi gerektiğini söyledi.

Erdoğan ayrıca kendisinin IŞİD terör örgütünün cinayetlerini kınadığını belirterek, kendisinin IŞİD terör örgütünü Müslüman kabul etmediğini ve ona karşı tavır ortaya koyduğunu söyledi.

www.leader.ir

Published in Rapor

Beyaz Saray'ın yaptırımların kademeli bir şekilde kaldıralacağı açıklamasına tepki gösteren İran Dışişleri Bakanı Yardımcısı, bazı Avrupalı ülkelerin de bu açıklamaya tepki gösterdiklerini belirtti.


MHA'nın haberine göre, Beyaz Saray tarafından yapılan bir açıklamda İran aleyhine uygulanan yaptırımların kademeli bir şekilde kaldırılacağını belirtmesi üzerine konuşan İran Dışişleri Bakanı Yardımcısı Seyyid Abbas Irakçi, "Açıklanan orta basın bildirisinde, tüm yaptırımların kaldırılacağı açık bir şekilde belirtilmştir. Nükleer çalışmalar ile ilgili tüm ekonomik ve finansal yaptırımlar, ilk etapta kaldırılacaktır" dedi.

Irakçi açıklamasının devamında, "Amerikalı tarafın Fact Sheet olarak yaptığı açıklamada, bu konu yanlış bir şekilnde açıklanmıştır ve sözcünün de bu konuda yaptığı konuşma da yanlıştır. Hatta Avrupalıların da bu konu ile ilgili Amerikalı yetkililere itirazda bulunduklarını öğrendik. Gerçekleşecek çalışmalara göre, ekonomik yaptırımlar ilk etapta tamamen kaldırılacak ve bu konuda gerçekleşen kısıtlamalara son verilecektir. Eğer Amerikalıların bundan farklı bir görüşleri var ise, mutlaka gelecek görüşmelerde incelemelerde bulunacak ve yeniden düzenlemeler gerçekleşecektir" dedi.

Published in Rapor

İmam Hamanei yeni Hicri-Şemsi yılın ilk günü Nevruz dolayısıyla cumartesi günü Meşhed’de İmam Rıza’nın(as) türbesinde yüzbinlerce kişiye hitaben yaptığı konuşmada iç ve dış birçok konuya değindi. Konuşmanın önemli satır başları şöyle:

Yaptırımların kaldırılması görüşmelerin ana konusudur, görüşmelerin sonucu değil. Anlaşma tarihinde yaptırımlar da lağvedilmelidir.

Daha çok yaptırım ve askeri tehdit İran milletini korkutamaz.

Dış siyasetimizi değiştirir, müstekbirlerle uzlaşır, dayatmaları kabul edersek ekonomimiz canlanır düşüncesi akim ve faydasız bir siyasettir. Bu düşüncede olanlar yanılıyor.

Düşmanın İran milletine karşı koymak için başvuracağı tek silahı yaptırımlardır.

Amerika’nın müzakereye ihtiyacı çok fazladır; Amerikalılar arasındaki ihtilaflar müzakereye ihtiyaçları olmadığı anlamına gelmez.

Amerikan Cumhurbaşkanı, İran’da bazı kesimlerin müzakereye karşı olduğuna dair ifadeleri tam bir yalandır. Biz görüşmeye değil dayatmalara, zorbalığa karşıyız.

ABD ile müzakere nükleer meselesiyle sınırlıdır ve bölgesel, dahili ve silahlar konusunda onlarla kesinlikle konuşmuyoruz. Çünkü bölgesel konularda birbirine zıt  görüşte ve karşı  cephelerdeyiz.

En büyük emir bil maruf İslam nizamı kurmak, İslam nizamını korumak ve milletin izzetini korumaktır.

En büyük münker İslam nizamını zayıflatmak, İslam kültürünü, ekonomiyi, ilim ve teknolojiyi zayıflatmaktır.

Yetkili makamlar uygulamaları, izlenen siyasetleri eleştirenlere hakaret etmemelidir. Muhalifi tahkir etmek tedbir ve hikmete aykırıdır.

Kaygılanmak suç değildir, hükümet ve hükümet yanlıları bazı siyasetlerden endişe duyanlara ihanet etmemelidir.

Ben, bütün hükümetleri destekledim, bu hükümeti de destekliyorum ama kimseye açık çek de vermem, desteğim sınırsız değildir.

Bugün ülkenin en büyük problemlerinden biri ekonomik meseledir. Düşman ekonomik baskıyla halkı hükümet ve İslam nizamı karşısına geçirmek ve iç huzur ve güvenliği ortadan kaldırmayı planlamaktadır.

Published in Rapor

İran'ın Irak ordusuyla birlikte orta doğuda artan rolü hakkında uzmanlar Amerika'nın bölgedeki stratejisinin İran'a bağlı olduğunu söylüyorlar.

New American haber sitesi, "İran'ın bölgedeki günden güne artan rolü, Amerikalı ve Arabistanlı makamları kaygılandırıyor" başlıklı haberinde, Amerika'nın orta doğudaki siyasetini eleştirdi.

New American haberde "İran destekli yarı askeri Şii birlikler IŞİD'e karşı mücadelede seçkin bir rol oynadıkları gibi İran'ın Irak'taki artan nüfuzu Washington ve Riyad için bir uyarıdır" sözlerini kullandı.

Amerika Genel Kurmay Başkanı Martin Dempsey, geçen hafta senatonun silahlı kuvvetlere yardım komitesinde yaptığı konuşmada "Tikrit'teki Irak güçlerinin üçte ikisi İran destekli Şii kuvvetlerdir" dedi.

John McCain de benzer bir toplantıda "Aslında İran, savaşı eline almış durumda. Bu bir gerçektir. Biz bunu yakından görüyoruz."

Bu Amerikan sitesi Komutan Kasım Süleymani'nin gönüllü halk milislerinin oluşumunda ve Irak kuvvetleriyle IŞİD'e karşı yürütülen mücadelede faal ve etkili rolüne de değinerek şunları yazdı: "Herşey, ABD'nin sanki, onu hayranlıkla izlediği İranlı generalin elinde. Onun adı Kuds birliklerinin başı General Kasım Süleymani'dir."

New American, bu İranlı generalin daha önce Amerika tarafından iki defa terörist ilan edildiğini belirterek "Süleymani, Amerika'nın Irak'taki kayıplarının yüzde yirmisinden sorumlu görülüyordu" dedi.

Published in Rapor

Avrupa Birliği, İran ve 5+1 grubunun gelecek nükleer müzalereleri 05 Mart'ta İsviçre'nin Montrö kentinde yapılacağını duyurdu.


Mehr haber ajansının Fransa ajansına dayandırdığı habere göre AB dış politika yüksek temsilcisinin sözcüsü Catherine Ray, İran ve 5+1 grubu arasında devem eden nükleer müzakereler 05 Mart'ta İsviçre'nin Montrö kentinde yapılacağını duyurdu.

Ray, siyasi yöneticiler düzeyde yapılacağı gelecek müzakereler daha da yoğun bir şekilde gerçeleşeceğini konuşmasına ekledi.

Öte yandan, Amerika Dışişleri Bakanlığı, İran İslam Cumhuriyeti Dışişleri Bakanı Muhammed Cevad Zarif ve Amerika Dışişleri Bakanı John Kerry'nin 02 Mart'ta Montrö kentinde bir araya geleceklerini duyurdu.

Wendy Sherman:“Dünya bizim İran’la olan anlaşmamızı destekliyor”
ABD dışişleri bakan yardımcısı ve Nükleer Müzakereler’deki Amerikan heyetinin başmüzakerecisi, İran ve 5+1 Grubu arasındaki olası bir anlaşmaya tüm dünyanın destek vereceğini söyledi.
Mehr Haber Ajansı’nın haberine göre, Amerika Birleşik Devletleri Dışişleri Bakanı yardımcısı ve Nükleer Mzakereler’deki Amerikan heyetinin başmüzakerecisi, Wendy Sherman, Carnegie Uluslararası Barış Vakfı’nda yaptığı konuşmada, İran ve 5+1 Grubu arasında imzalanacak olası bir anlaşmaya tüm dünyanın destek vereceğini söyledi.

Sherman, Carnegie Uluslararası Barış Vakfı’nda yaptığı konuşmada, “biz eğer iyi bir anlaşmaya varabilirsek, tüm dünya bu anlaşmayı olumlu değerlendirecek, çünkü böylesi bir yol İran’ın nükleer silaha ulaşamayacağını bize garanti edecek” diye konuştu.

Wendy Sherman, İran ve 5+1 Grubu arasındaki müzakerelerin çok karmaşık ve çetin olduğunu hatırlattı ve “bu müzakereler sürecinde sadece nükleer konu üzerinde görüşüyoruz, bu müzakerelerin sonunda önemli olan şey İran’ın nükleer bombaya ulaşmasını önlemektir” dedi.

Sherman’ın bu sözlerine karşın İnkılap Rehberi imam Hamanei, başta olmak üzere İran İslam Cumhuriyeti yetkilileri defalarca İran’ın nükleer silah peşinde olmadığına vurgu yapmışlardır.


Zarif:“Müzakereler çok kritik bir noktaya ulaşmıştır”
Dışişleri Bakanı, 5+1 Grubu’yla devam eden Nükleer Müzakereler’le ilgili, teknik konular dışında hala görüş ayrılıklarının olduğunu bildirdi.
Mehr Haber Ajansı muhabirinin aktardığı habere göre, İran İslam Cumhuriyeti Dışişleri Bakanı Muhammed Cevad Zarif, İtalya Dışişleri Bakanı Paolo Gentiloni’yle düzenlediği ortak basın toplantısında, Nükleer Müzakereler’in kritik bir noktaya ulaştığını belirtti.

Zarif, geçen haftaki Cenevre görüşmelerinde ise iyi ve ayrıntılı bir müzakere gerçekleştirdiklerini söyleyerek, “Geçen haftaki müzakerelerde bazı konularda gerçekten ilerleme sağlandı ve bu hafta da, özellikle de yaptırımlar konusunda daha çok ilerleme sağlanmasını umuyorum” dedi.

Dışişleri Bakanı, teknik konuların dışında ABD ve diğer 5+1 Grubu üyeleriyle ve özellikle de yaptırımlar konusunda görüş ayrılığının halen devam ettiğini ekledi.


İtalya Dışişleri Bakanı:“Nükleer Anlaşma tüm dünya için önemli”
İtalya Dışişleri Bakanı, İran ve 5+1 Grubu arasında imzalanacak olası bir anlaşmanın tüm dünya için önemli olduğunu belirtti.
Mehr Haber Ajansı muhabirinin aktardığı habere göre, Tahran’da bulunan İtalya Dışişleri Bakanı Paolo Gentiloni, İranlı mevkidaşı Muhammed Cevad Zarif ile düzenlediği ortak basın toplantısında, İtalya parlamentosunun kaç gün önce hükümetten, Filistin devletini bağımsız bir devlet olarak tanınmasını istediğinin haberini verdi.

Paolo Gentiloni, İran’a düzenlediği ziyaret nedeniyle mutluluğunu dile getirerek, “İran ve İtalya bulundukları bölgede çok önemli role sahip iki ülke ve yakın bir zamanda Iranlıyetkilileri ihracat konulu oturum için Milano’da ağırlayacağız.  iki ülke uyuşturucu kaçakçılığında da çok iyi işbirliği sürdürmekte ve İran ve İtalya arasında sıkı bir ekonomik işbirliği mevcut” diye açıklamalarda bulundu.

İtalya Dışişleri Bakanı, Suriye konusuna da temas etti ve “İtalya Suriye konusunu sıkı ve ciddi bir şekilde takip etmekte ve bu doğrultuda Birleşmiş Milletler Suriye Özel Temsilcisi’nin ortaya koyduğu planlara tam destek vermekte ve bunun örneğiyse Halep’te uygulanan plandır” dedi.

Gentiloni, sözelirinin bir diğer kısmında ise İran ve 5+1 Grubu arasında devam eden Nükleer Müzakereler’e değinerek, olası bir anlaşmanın bölge ve dünya için çok yararlı olacağını ve iki ülke arasındaki yakınlaşmayı daha da pekiştirecğini söyledi.

Published in Rapor
Salı, 24 Şubat 2015 03:23

İran Yemen’e müdahil mi?

Yemenliler diğer milletlerden daha çabuk İslam İnkılabı’nın ıslahat çağrılarına olumlu yanıt verdi. Daha sonra 2011 yılının başlarında Arap hareketleri başladı. Yemenliler, kendi toplumsal yapılarına uygun bir şekilde mücadeleye başladılar ve başarılı da oldular.


Yemen’de Suudi Arabistan önderliğinde uygulamaya konulan Körfez Önlem Planı yenilgiyle sonuçlandı ve Yemen halkı ortaya koyduğu siyasi irade ve devrim tecrübesi ile iki yıl önce Şafii’lerin, Zeydi’lerin yürekten vahdeti ve tek elden yönlendirilmesi ve halkın inkılabın halkasına eklemlenmek için yarışmalarını beraberinde getirdi.

Suudi Arabistan, Yemen ile 1400 kilometrelik bir sınıra sahiptir ve  bu sınır her zaman için Suudilerin endişe kaynağı olmuştur ve olmaya da devam edecektir. Bu yüzden de yıllar boyunca endişelerini bertaraf etmek uğruna Yemen’de kukla rejimleri ayakta tutmak için büyük bütçeler ayırmıştır. Ancak henüz üzerinden çok zaman geçmemesine rağmen, Körfez Önlem Planı da siyasi çıkmaza girmiştir. Bu gün Suudilerin en büyük stratejik endişesi Yemen’de işleri havale edebilecekleri ve güçlü bir müttefiklerinin bulunmayışı ve buna karşın ortaya çıkan inkılabın arkasında yapısal bir değişimden başka bir sonucu kabul etmeyen halkın sağlam duruşudur.

Durum böyleyken, Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Ban Ki Moon, Güvenlik Konseyi’ne “Yemen gözlerimizin önünde yıkılmaktadır” diyerek Ürdün ve İngiltere’nin Konseyden bir karar tasarısı çıkarma yönündeki çabalarının yolunu açmıştır. Güvenlik Konseyi üyelerinin Bahreyn’deki halk kıyamını bastırmak için bu ülkeye askeri müdahaleyi öngören işbirliği tecrübesini sahiptirler, ancak Yemen toprak genişliği ve iç dinamiklerin şekli bakımından Fars Körfezi ülkelerinin tek başlarına askeri müdahalesinin bir etkisi olmayacağı aşikardır.

Bunlara ilaveten Husilerin dış güçlerin ve son zamanlarda IŞİD’e biat ettiğini açıklayan ve yıllardır Amerika’nın insansız hava uçaklarıyla bombalamalarına rağmen yok edemedikleri el-Kaide terör örgütü karşısındaki dikkat çekici direnişi de göz ardı edilmemelidir. Yemen’e müdahale için uluslar arası bir gücün oluşturulması ve uluslar arası meşruiyet, Suudilerin liderliğinde oluşturulan Körfez İşbirliği Şurası için önemlidir.

Söz konusu olan bu kararnamede Husilerden “acil bir şekilde ve kayıtsız şartsız” devlet yönetiminden çekilmeleri, Amerika’nın desteklediği istifa eden cumhurbaşkanı Abdurabbuh Mansur Hadi ve kabine üyelerini ev hapsinden serbest bırakmalarını ve “iyi niyet” ile Birleşmiş Milletler önderliğinde yapılacak barış görüşmelerine katılmaları istenmektedir.

Arap ve Batı medyası bölgesel ve küresel bütün sermayedarlara ve müstekbirlere İran nüfuzunun yönlendirmesinden, İran nüfuzunun tehlikesinden bahisle üst üste haberler yaptıkları gözlenmektedir. Birleşik Arap Emirlikleri gazetelerinden Gulf Businnes yazarlarından Askar şunları yazdı: “Sana Husilerin eline geçmemeli, çünkü onlar İranlıların güçlü müttefikleridirler ve bu bölgede İran nüfuzu anlamına gelmektedir, İran’ın nüfuzuna son verin, İran’ı durdurun.”

Bu bağlamda Ortadoğu uzmanı Sadullah Zâriî Yemen meselesi, Suudi Arabistan ve Amerika’nın bu ülkenin içinde bulunduğu duruma etkileri ile ilgili Tabnak ile bir röportaj gerçekleştirmiştir:

İlk soru olarak size göre İslami Uyanış sürecinde Yemen’de meydana gelen değişimlerin bu noktaya ulaşmasında ne etkili olmuştur?

Yemen Arap ülkeleri arasında kendine has özellikleri olan bir ülkedir. Çünkü bir yandan Yemen kendini Arapların annesi olarak kabul etmektedir. Kahtanlılar, Adenliler karşısında Arap’ın annesi olarak görülür ki bunların bölgesi Yemen’in Batı bölgesi ve Sana’dan başlamaktadır. Gerçekte Yemenliler kendilerini Arap medeniyetinin kaynağı olarak görmektedirler. Öte yandan Yemen en çok Zeydi nüfusun yaşadığı ülkedir, 22 milyon nüfusun yaklaşık yarısını Zeydiler oluşturmaktadır. Zeydiler İslami mezhepler arasında en savaşçı mezhep olarak tanınmaktadırlar ve kılıç mezhebi olarak meşhur olmuşlardır, dolayısıyla onlar geleneksel olarak ilk gençlik yıllarından itibaren silah taşımaya başlarlar. Gerçekte onlar silah taşımayı bir aidiyet olarak görmektedirler. Zeydiler tabii olarak büyük bir inkılaba dahil olmaya hazırdılar. İslam İnkılabı’nın İran’da zafere ulaşması bütün toplumlardan çok Yemen toplumu üzerinde etki bıraktı. Yemenliler diğer bütün milletlerden daha çabuk İslam İnkılabı’nın ıslahat çağrılarına olumlu yanıt verdi. Daha sonra 2011 yılının başlarında Arap hareketleri başladı. Yemenliler, kendi toplumsal yapılarına uygun bir şekilde mücadeleye başladılar ve başarılı da oldular. Bir yıla yakın bir süre sonunda mücadele ettikleri Ali Abdullah Salih’i devirdiler. Daha sonra Yemen İnkılabı bazı saptırmalara maruz kaldı, Suudiler bu dalgadan yararlanarak Fars Körfezi İşbirliği Konseyi planlarını uygulayarak 2012 yılında bu inkılabı hedefinden uzaklaştırdılar.

Mansur Hadi’nin Yemen’i idare edememesinin sebebi nedir?

Körfez Önlem Planı çerçevesinde Salih’in yerine gelen cumhurbaşkanı bu planın Suudilerin istediği gibi sonuçlanmasını sağlayamadı. Yemen cumhurbaşkanı büyük hatalara düşmüştür, özellikle Yemenli grupların ortak anlaşmasını uygulama konusunda, Mansur Hadi çok ileri gitti. Toplumsal alanda da  direkt olarak çoğunluğu çiftçilik ve hayvancılıkla uğraşan, en az halkın yüzde 80’ini etkileyen akaryakıtın görülmemiş bir biçimde zamlanması meselenin yeniden alevlenmesine yol açmıştır. Bu kez yeni güçler sahneye çıktı ve bu güçlerin önderliğini Ensarullah devraldı. Ensarullah’ın sahip olduğu tecrübeler ve siyasi, sosyal güçleri ile Yemen’deki liderlik boşluğunu doldurmayı başardı ve Körfez Önlem Planı çerçevesinde oluşan düzeni yerle bir etti. Salim el-Beyd ve Ali Nasır Muhammed Yemen’de geçiş dönemi için geçici bir yapı oluşturmaya çalışmaktadırlar ve geçici hükümet seçim ve referandumla sonuçlanacak yeni devletin anayasasını oluşturma yolunda yardımcı olacaktır.

Arabistan ve Amerika’nın bu olaydaki etkileri nelerdir?

Amerika ve Arabistan’ın birinci aşamada yani 2001’den 2012’ye kadar olan süreç içindeki müdahaleleri çok aşikardır ve  esasen Mansur Hadi’nin işbaşına gelmesi, Körfez Önlem Planı çerçevesinde bu iki ülkenin müdahaleleri ayrıca incelenmeye muhtaçtır ki, Suudiler de bu konuyu itiraf etmişlerdir. Suudi Arabistan Yemen’deki dönüşüm esnasında  Al-i Ahmer ailesinden yani Abdullah Salih’in aşiretinden yana tavır koymuşlardır. Ancak Amerika ve Suudilerin Yemen ile ilişkileri zayıflayıp kesilme noktasına gelince, İran’ı Yemen’in iç işlerine müdahale etmekle suçladılar.

Arabistan İran’ı Yemen’e müdahale etmekle suçluyor. Siz böylesi bir müdahaleyi kabul ediyor musunuz?

Arabistan tam da Yemen’de etkisinin azaldığı zaman İran’ı suçlamaya başladı. Oysa şimdiye kadar İran’ın müdahale ettiğine dair hiç bir açık belirti yoktu ve böyle bir şey gündeme gelmemiştir. Ancak İslam Cumhuriyeti Kuzeylilerin ve Güneylilerin çoğunluğunun isteklerini desteklemektedir. Gerçekte İran’ın desteği Yemen halkının taleplerine olan desteğidir ki, bu da siyasi bir destek seviyesinden öteye geçmemiş, sosyal ve askeri açıdan bir müdahale söz konusu olmamıştır. İran hiç bir şekilde Yemen’de yoktur. Hatta Yemen’deki İran elçiliği de kapatılmıştır, kaldı ki İran’ın orada gayri resmi olarak bulunması söz konusu bile değildir. Arabistan’ın problemi, Yemen halkını İslami değerleri savunmasından kaynaklanmaktadır. İran’a güveniyorlar ve İran’ı kendilerine sadık görüyorlar. Ancak buna karşın Suudi Arabistan’la yaşadıkları tecrübeler, Suud hanedanına güvenmemeleri gerektiğini onlara hatırlatıyor.

Son zamanlarda Fars Körfezi İşbirliği Konseyi, BM Güvenlik Konseyi’nden  Yemen’e askeri müdahalede bulunmasını istedi. Size göre böyle bir planın uygulanmasına imkan var mıdır?

Bu mesele bir kaç gün önce gündeme gelmiş, Rusya ve Çin böylesi bir kararnameyi veto edeceklerini açıkça beyan etmişlerdir. Fars Körfezi İşbirliği Konseyi, BM Güvenlik Konseyi’nden böyle bir kararın çıkmayacağını bilmesine rağmen, bunu propaganda malzemesi yapmak için ortaya atmıştır. Rusya ve Çin bu planı desteklemezler ve hatta BM Genel sekreterinin Yemen temsilcisi Cemal bin Ömer bile bu planı desteklemedi. Gerçekte Fars Körfezi İşbirliği Konseyi’nin, BM Güvenlik Konseyi’nden Yemen’e askeri müdahalede bulunmasını istemesi, ara çözüm yollarını güçlendirmek içindir. Bu ara çözüm yolları iki konuya dayanmaktadır:

1- Ensarullah hareketine karşı siyasi ambargo oluşturulması, bu yolla Ensarullah’ın zayıflatılarak halkın gelecekle ilgili olarak korkutulması.

2- İşbirliği Konseyi Ensarullah hareketiyle başlatması gereken diyaloglarda sanki BM’nin desteğini almış gibi davranmaktadır. Bu Husiler açısından kabul edilemez bir konudur. Bu İşbirliği Konseyi iki yıl önce Mansur Hadi’yi Yemen halkına dayatmış ve geçen iki yıl boyunca iç uzlaşmanın şekillenmesine, Kuzey ve Güney güçlerinin anlaşmalarına izin vermemiştir.

Yemen’in Kuzey ve Güney olarak ikiye bölünme ihtimali var mıdır? Acaba Arabistan Yemen’i parçalamanın peşinde midir?

Bu konuyu Yemen’i tanımayan kimseler gündeme getirmektedir. Suudi Arabistan’ın Husilerle olan problemlerinden daha çok, Güneylilerle problemleri vardır. Geçtiğimiz kırk yıl boyunca Güneylilerin Suudilerle ilişkileri sürekli bozuktu. Şimdi de ilişkileri bozuktur. Suudiler güneyde pek sevilmezler. Sadece Beyza bölgesinde Mansur Hadi’nin oğlu vasıtasıyla biraz nüfuz sahibidirler ve provokasyonlar da Beyza bölgesinden başlatılmıştır. Şimdi de bu bölge Mansur Hadi’nin kontrolünden çıkmıştır ve pratikte Husiler ve Güneyliler burada güvenliği sağlamışlardır. Dolayısıyla Arabistan’ın Yemen’i parçalama girişimleri çok uzak bir ihtimaldir ve Güneyliler esas itibariyle Suudilere karşı çok hassastırlar. Bu hassasiyet de tarihi bir hassasiyettir.

Size göre Yemen’in geleceği hangi yöne doğru ilerleyecektir?

Araştırmalar göstermektedir ki, Fars Körfezi İşbirliği Konseyi  geçen 25 Ocak’taki uzun süren beşinci toplantısında, askeri müdahale seçeneğinden vazgeçmiştir. Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri’nin önderliğinde gerçekleşen bu toplantıda Yemen’de Ensarullah hareketine karşı takınılacak tavırda, üç çözüm yolu üzerinde çalışmalar yapılmıştır. Birinci çözüm yolu askeri yöntemlere başvurmaktı, ancak Suudiler Ensarullah hareketi karşısında Konsey üyesi ülkelerin askeri zaaflarından dolayı bu yolu askıya alarak, askeri müdahale konusunu BM Güvenlik Konseyi’ne havale ettiler, ama iki gün sonra Barack Obama Yemen’de çözüm yolu olarak askeri bir müdahaleyi desteklemeyeceklerini açıkça beyan etti. Şu halde BM Güvenlik Konseyi’nin ya da Körfez İşbirliği Konseyi’nin emriyle bir askeri müdahalenin olamayacağı açıktır.

Toplantıda ele alınan ikinci çözüm yolu, Ensarullah hareketi aleyhine uluslararası bir birlik oluşturmaktı. Yani, Batı ve Arap ülkeleri Yemen’i boykot edip, bu ülkeyle olan ilişkilerini kesmeleriydi, bu öneri Amerika ve Suudi Arabistan tarafından benimsendi, hatta bazı Batılı ve Arap ülkeleri de bu öneriyi benimsediler. Ancak bu kapsayıcı bir şekle dönüşmedi ve hatta Amerikalılar Yemen’e Ensarullah hareketinin hakim olmasından dolayı elçiliklerini kapattıklarını söylemediler. Aksine bunu “geçici şartlar”la alakalı olarak ilişkilendirdiler. Yemen halkı geleceği için meydanlara inmişti ve geleceğin kendileri için daha karanlık görünmesinden korktukları için böyle bir yola başvurdular.

Toplantıda ele alınan üçüncü çözüm yolu ise, asgari müştereklere ulaşılması için bir formül geliştirmek üzere Ensarullah hareketiyle ilişkiye geçilmesiydi. Katar, Umman ve Kuveyt bu konuyu gündeme getirdiler ve elbette Birleşik Arap Emirlikleri ve Bahreyn sultanlarının şiddetli muhalefetiyle karşılaştılar, Suudi Arabistan temsilcisi bunu zor bir konu olarak niteledi. Bu durumla birlikte, meselenin Husilerle birlikte çözülmesi yolu, Fars Körfezi İşbirliği Konseyi’nde onlarla savaşmaktan daha çok benimsenmiş gibi durmaktadır.

Öyle görülüyor ki, Fars Körfezi İşbirliği Konseyi ve Amerika, İngiltere ve Fransa üçlüsü ikinci ve üçüncü çözüm yolu üzerinde düşünmektedirler ve ikinci çözüm yolu üzerinde durmanın Yemen inkılabî hareketiyle uzlaşma sağlamanın en uygun yolu olduğuna inanmaktadırlar. Ancak öte yandan Ensarullah hareketi müdahale peşinde olan Fars Körfezi İşbirliği Konseyi ve BM Güvenlik Konseyi karşısında dış müdahalenin kabul edilmeyeceğini vurgulamış, diğer taraftan meydan ve sokakları, özellikle de Sana’daki özel durumu canlı tutarak, Yemen’deki dönüşümün devam etmesini sağlamıştır. Önümüzdeki haftalar özellikle 2 ile 8 hafta arasındaki süreç çok belirleyici olacaktır.

intizar

 

İslam İnkılabı Rehberi İmam Seyyid Ali Hamenei, Doğu Azerbaycan iline mensup çeşitli halk kesimlerinden binlerce kişiye hitaben yaptığı konuşmada ülkede egemen ekonomik şartlar hakkında uyarılarda bulundu ve direniş ekonomisinin hayata geçirilmesi gerektiğini vurguladı.


İmam Hamenei ülkedeki ekonomik problemlerin nedenlerini irdelerken, bunlardan birinin, İran'a dayatılan savaş sonrasında emperyalist güçlerin, İran'ın bölge ve dünya çapında etkin bir ekonomik kutuba dönüşmesini önlemek için yaptıkları planlar olduğunu hatırlatarak şunları söyledi: ‘Batılılar ve özellikle de Amerika'lılar, çeşitli yöntemlere başvurarak İran'ın bölge ülkeleriyle olan büyük ekonomik faaliyetlerini baltalamaya başladılar ve İran'ın çeşitli irtibat yolları ile petrol ve gaz hatlarını dışlamaya çalıştılar. Yani pratikte nükleer faaliyetler meselesinden çok öncelerde sessiz sedasız bir şekilde başlattıkları yaptırımlar, bugünkü ekonomik karşılaşmaya dek uzayıp geldi. Bu yüzden, ülkedeki mevcut şartlar ve ekonomik sorunları analiz ederken, Amerika ve onun yandaşı olan bir kaç Avrupa ülkesinin oluşturduğu düşmanın plan ve proğramlarını göz ardı etmemek gerekir.'
İnkılap Rehberi, emperyalist cephenin yoğun çabalarına ilave olarak ülke ekonomisinin petrolcü ve devletçi yapısından büyük sıkıntılar çekildiğini belirterek şu değerlendirmede bulundu: ‘Ham petrol satışı ve bu gelirlerin ülkenin cari meselelerinde harcanması, tağut rejiminden miras kalan ve telafi edilemez hasarlara yol açan bir tutumdur. Bu metod, çok kolaya kaçan bir para kazanma yoludur ve kimi yetkililer çeşitli zamanlarda bu kolay paradan yararlanma yolunu tercih etmişlerdir.'

İmam Hamenei, direniş ekonomisinin gerek ambargolar sırasında ve gerekse ambargolar olmaksızın zaruri olduğunu vurgularken, bunun uluslararası sarsıntılar karşısında bundan etkilenmeyecek bir ekonomik bünyenin düzenlenmesi anlamına geldiğini belirtti ve şöyle konuştu: ‘Eğer ülke ekonomisinin temelleri halkın kapasitesine ve yerli üretime dayalı olarak güçlendirilirse artık ablukalar ve petrol fiyatlarının düşüşü karşısında mateme bürünmeyiz. Bu yüzden, petrol ekonomisinden çıkılması ve ülke bütçesinin petrol gelirlerine olan bağımlılığının kesilmesi büyük önem taşımaktadır.'
İslam İnkılabı Rehberi, bu bağlamda üretim ve ticaret sürecindeki vergilerin dengelenmesi, üretimde randımanın arttırılması, yerli kaynaklardan maksimum düzeyde yararlanılması, israftan kaçınılması, kaçakçılığın önlenmesi ve kamu kaynaklarının heba edilmemesinin ne denli öneme sahip olduğunun altını çizdi.

İmam Hamenei, emperyalist cephenin İran milleti aleyhindeki ambargoyu en üst düzeyde kullandığını ifade ederek konuşmasını şöyle sürdürdü: ‘Onların bu girişimlerindeki hedefi, İran milletini küçük düşürmek, bu milletin ve İslam nizamının yeni İslam uygarlığına yönelik büyük hareketini duraksatmaktır. Şuna inanmaktayım ki hatta eğer nükleer faaliyetler konusunda onların dikte ettikleri istekleri yerine getirsek bile yine de ambargolar kaldırılmayacaktır. Zira onlar inkılabın özüne muhaliftirler.'
İslam İnkılabı Rehberi konuşmasının sonunda İran halkının sağlam bir iradeye sahip olduğunu ve İslam Cumhuriyeti'nin, ilgilendiği her meselede yılmaz azmini göstermiş olduğunu kaydederek şunları dile getirdi: ‘İran'ın İŞİD'le ciddi olarak mukabelede bulunması buna bir örnektir. Amerika ve yandaşlarının bu terörist grupla mücadele ettiği şeklindeki yalan ve oyunları ise göz önündedir. Amerika'lılar bizim dışişleri bakanlığımıza bir mektup göndererek, İŞİD'i desteklemediklerini iddia ettiler. Oysa bir kaç gün sonra Amerika'nın İŞİD'e yaptığı askeri yardımların fotoğrafları yayınlandı !'

İslam İnkılabı Rehberi’nin beyanatı, dış basında geniş yankı buldu

İslam İnkılabı Rehberi İmam Seyyid Ali Hamanei'nin ABD'nin tehditleri ve AB'nin yeni yaptırımlarıyla ilgili dünkü açıklamaları, dünya basınında geniş yankı buldu.
Dünya ve bölge basını, İmam Hamanei'nin Batı'yı yaptırımla tehdit ettiğini aktardı.
Reuters haber ajansı, İslam İnkılabı Rehberi'nin sözlerine yer vererek,  İmam Hamanei'nin Çarşamba günü yaptığı açıklamada, nükleer programı yüzünden küresel yaptırıma rağmen İran'ın direneceğine vurgu yaptığını, İran'ın uluslararası baskılara doğalgaz ihracatını düşürmekle karşılık verebileceğini ifade ettiğini duyurdu.
Reuters,  İmam Hamenei'nin, İran halkının da Batı'ya yaptırım uygulayabileceğini belirttiğini yansıttı.
Ekonomi odaklı haber ajansı Bloomberg de, Ayetullah Hamenei'nin Batı'yı petrol satışını durdurmakla tehdit ettiğini yazdı.
Bloomberg,  İmam Hamanei, İran'a yönelik uluslararası yaptırımların devam etmesi halinde, bu ülkenin de, petrol ve doğalgaz akışını ihracatını durduracağı uyarısında bulunduğunu ekledi.
Lübnan'da yayınlanan Star Dayly Gazetesi de, İslam İnkılabı Rehberi'nin ABD ve Batı'nın yaptırımlarına karşı koyma zaruretiyle ilgili önemli sözlerine işaretle,  İmam Hamanei'nin Batı'yı uyardığını yazdı.
Aynı Gazete, İslam İnkılabı Rehberi'nin Tebriz halkıyla yaptığı görüşmedeki konuşmasının bazı bölümlerine yer verdi.
Siyonist rejim basını da,  İmam Hamenei'nin Batı'yı doğalgaz yaptırımıyla tehdit ettiğini kaydetti.
Petrol ve doğalgaz odaklı Amerikan Plats enformasyon sitesi de, İslam İnkılabı Rehberi'nin gerekirse, doğalgaz yaptırımı uygulayacaklarına ilişkin sözlerine yer verdi.

Published in Rapor

İran ve Batı arasında nükleer müzakerelerin üzerinden on yılı aşkın bir süre geçiyor. Bu konu ilkin bazı teknik ve hukuki sorularla beraber gündeme geldi, fakat kısa bir süre sonra UAEK'nun en tartışmalı dosyasına ve ardından da siyasi bir meseleye dönüştü ve UAEK tarafından BM güvenlik konseyine sevk edilerek yeni aktörlerin bu süreçte rol ifa etmesine zemin hazırlandı.


Ancak nükleer müzakereler bugün İran İslam Cumhuriyeti nizamının İran milletinin haklarını küresel zorba güçlere karşı savunmasının simgesi haline geldi.

İran'ın nükleer meselesi son on yılda engebeli bir süreci geride bıraktı. Bu süreçte en önemli tartışma, NPT anlaşmasına göre uranyumu zenginleştirme meselesiydi. NPT anlaşmasında uranyumu barışçıl amaçlar için zenginleştirme yolunda hiç bir engel bulunmuyor, fakat görünen o ki Amerika 60'lı yılların sonunda anlaşmanın onaylanması ve ardından 70'li yılların başından itibaren uygulamaya konulmasından sonra bu güne kadar hiç bir ülkede zenginleştirmeyi tanımak istemedi. Bunun anlamı da şu ki zenginleştirme süreci NPT anlaşmasından sonra bu teknolojiye kavuşan hiç bir ülkede Amerika tarafından tanınmadı, oysa Amerika zenginleştirmenin NPT anlaşmasına aykırı olmadığını çok iyi biliyor.

Buna karşın Amerika İran ve 5+1 arasında devam eden nükleer müzakerelerde eğer İran'ın zenginleştirme hakkı tanınırsa bu durum dünya genelinde zenginleştirme bağlamında bir rekabeti ve sonuçta nükleer silahların tehlikesini tetikleyeceğini ileri sürüyor. Fakat bu konuda bile bazı istisna durumlar bulunuyor ve Amerika yönetimi bazı ülkelere karşı farklı bir politika izliyor. Örneğin Amerika sözde güvendiği Almanya ve Japonya gibi ülkelerde zenginleştirmeyi dolaylı bir şekilde ve pratikte kabul etmiş bulunuyor. Fakat Amerika'nın zenginleştirme meselesi hakkında başka ülkelere dayattığı politikası NPT anlaşmasına aykırıdır, çünkü NPT anlaşması anlaşmaya üye ülkelerin haklarını açıkça belirliyor ve anlaşmanın uygulanmasının gözetimini de UAEK'una veriyor.

Buna göre 24 Kasım 2013 tarihinde İran ve 5+1 grubu arasında ortak eylem planı adı altında bir belge imzalandı. Belgede ilk adım olarak iki tarafa 6 aylık bir süre içerisinde nükleer anlaşmaya varmak üzere çaba harcama hakkı tanındı. Anlaşmanın ayrıca bu süreyi uzatabileceği belirtildi.
Bu çerçevede İran ortak eylem planı çerçevesinde ve güven arttırıcı bir adım olarak gönüllüce bazı nükleer faaliyetlerini askıya aldı. Batı da bu adıma karşı attığı adımda bazı yaptırımlarını kaldırdı. Bu yüzden İran ve 5+1 arasında imzalanan anlaşmaya göre uranyum zenginleştirme meselesinin de bu anlaşmada yer alan maddelere göre çözüme kavuşturulması gerekiyor.

NPT anlaşmasına göre uranyum zenginleştirme üye ülkelere tanınan ve yasal olan bir haktır ve bugün 5+1 grubu da İran'ın kendi topraklarında uranyum zenginleştirme hakkını benimsemiştir. Hali hazırda beş nükleer gücün dışında NPT üyesi olan 14 ülke uranyum zenginleştirme teknolojisine kavuşmuş veya bu teknolojiye kavuşma aşamasındadır. Bu yüzden İran'ın bu bağlamda en büyük kazanımlarından biri nükleer teknolojiden barışçıl amaçlar uğruna yararlanma imkânına kavuşmuş olmasıdır. Bu mesele İran ve 5+1 grubu ile müzakerelerin tüm aşamalarında büyük bir ciddiyetle izlenmiş ve İran asla bu alandaki hakkından geri adım atmamıştır.

Amerika yönetimi Cenevre anlaşmasından önce İran'da uranyum zenginleştirmeye yüzde yüz karşı çıkıyordu, oysa Avrupa ülkeleri özel denetim altında sınırlı ölçekte zenginleştirmeyi kabul etmeye hazırdı. Bu mesele 2005 yılında nükleer müzakerelerin başarısızlıkla sonuçlanmasına neden oldu. Gerçekte İran hiç bir zaman konvansiyonel olmayan zenginleştirme ve nükleer silah üretme peşinde olmadı. İslam İnkılabı Rehberi İmam Hamanei defalarca nükleer silahların yapımını ve kullanımını haram ilan etti. Rehber Hamanei bu çerçevede Nisan 2010'da Tahran'da düzenlenen uluslararası nükleer silahsızlanma konferansına gönderdiği mesajda da bir kez daha nükleer silahların ve kitle imha silahlarının haram olduğuna vurgu yaptı. Ayetullah Hamanei nükleer silah hakkında İran'ın tutumunu şöyle beyan etti: İran İslam Cumhuriyeti nükleer, kimyasal ve benzeri silahları kullanmayı büyük ve affedilemez bir günah olarak saymaktadır. Biz nükleer silahtan arınmış Ortadoğu bölgesi sloganını gündeme getirdik ve bu slogana da bağlıyız.
İran'ın bu konudaki resmi tutumu BM'de resmi belgelerin arasında kayda geçti.

Amerika ve Batı İran'ın nükleer meselesini BM güvenlik konseyine sevk etmek ve İran'a her türlü yaptırım dayatmakla Tahran yönetimini kesin haklarından vazgeçirebileceğini zannediyordu. Son yıllarda bu çerçevede İran'a en zalimane yaptırımlar dayatıldı. Oysa İran NPT üyesidir ve UAEK da tüm raporlarında İran'ın nükleer programında askeri hedeflere sap tığı tespit edilmediğini belirtmişti.
Öte yandan Cumhurbaşkanı Ruhani'nin BM genel kuruluna silahsızlanma hakkında sunduğu öneri ve İran'ın 5+1 ile nükleer müzakerelerde ciddiyeti gibi durumlar da İran'ın dünyada tüm nükleer silahların imha edilmesini ve nükleer enerjiden barışçıl amaçlar uğruna kullanılmasını istediğini ortaya koymuştur.

Cumhurbaşkanı Ruhani'nin Eylül 2013'te bağlantısızlar hareketinin 120 üyesini temsilen BM genel kurulunun nükleer silahsızlanma ile ilgili düzenlediği ilk liderler zirvesinde sunduğu üçlü önerisi oturumda onaylandı. Bu önerilerde nükleer silahların üretimini, geliştirilmesini, depolamasını ve kullanımını yasaklamak amacıyla acilen uluslararası bir konvansiyonun hazırlanması için müzakerelerin başlaması ve dünyada var olan nükleer silahların tamamen imha edilmesi ve 2018 yılında nükleer silahsızlanma konusunda uluslararası bir konferans düzenlenmesi ve 26 Eylül günü de uluslararası nükleer silahları imha günü olarak adlandırılması yer alıyordu.

İran 1958 yılında UAEK üyesi oldu ve 1968 yılında NPT anlaşmasını imzaladı. Anlaşmanın birinci maddesine göre nükleer silahların yapımı ve geliştirilmesi ve depolanması yasaklandı. Yine NPT anlaşmasının 6. maddesine göre nükleer güçler iyi niyetle nükleer silahsızlanma doğrultusundaki müzakerelerini sürdürmekle yükümlendi. Fakat nükleer güçler nükleer silahlarını koruma üzerinde ısrarını sürdürüyor ve her yıl yeni nükleer silahlar üretmek ve bu silahları korumak için yüklü paralar harcıyor.

İran İslam Cumhuriyeti ise dini ve insani inançları ve savunma doktrinine göre kitle imha silahlarının üretimine karşıdır, fakat kırmızı çizgileri konusunda hiç bir zaman hiç kimse ile pazarlık etmeyecektir. Bugün Batı'nın tüm sabotajlarına karşın nükleer bilim ve teknoloji İran'da yerli hale getirildi ve İran milletinin onur kaynağı oldu. Hali hazırda İran'da özel hastalıkların tedavisinde kullanılan radyoaktif ilaçların %95 kadarı İran'ın nükleer tesislerinde üretilmektedir.

Batı dünyası ise son on yılda İran'ın nükleer programı hakkında bir takım muğlaklıklar yaratarak İran'ı BM güvenlik konseyinin haksız ve Batılı devletlerin tek yanlı yaptırımlarına maruz bıraktı. Bu yıllarda korsan İsrail rejimi de siyonist lobi AIPAC aracılığı ile İran'ın nükleer haklarının tanınmasını engellemeye çalıştı. Ancak buna rağmen bugün Tahran nükleer araştırma reaktörü İranlı uzmanların ürettiği nükleer yakıtla çalışıyor ve İran'ın %20 zenginleştirilmiş uranyum ihtiyacı İran tesislerinde üretiliyor.

Yaptırım, psikolojik savaş, siyasi baskı, askeri tehdit ve hatta İranlı nükleer bilimcilerine yönelik suikastler ve İran'ın nükleer tesislerine siber saldırılar, düşmanların İran milletini barışçıl nükleer enerjiden mahrum bırakmak için başvurduğu taktiklerdir. Fakat İran milletinin son yıllarda nükleer teknoloji alanında elde ettiği büyük kazanımlar ve başarılar, bu milletin küresel istikbarın tüm komplolarına ve sabotajlarına karşın barışçıl amaçlarına doğru ilerlemekten asla vazgeçmediğini gösteriyor.

Published in Münasibetler

Batı Şeria’yı silahlandırmak İran’ın genel askeri politikasıdır…


İsrail saldırısında hayatını kaybeden Hizbullah üyelerini anmak için Tahran’da düzenlenen merasiminde konuşan İran Savunma Bakanı Hüseyin Dehkan, İsrail’in saldırısına uygun zaman ve mekanda misillemede bulunacaklarını söyleyerek, “Siyonistlerin saldırısı yanıtsız kalmayacak” diye konuştu.

Dehkan, Batı Şeria’da İsrail’e karşı savaşan grupları silahlandıracaklarını kaydederek, “Batı Şeria’yı silahlandırmak, İran’ın genel askeri politikası ve biz bu yolda tüm kapasitemizi kullanacağız” ifadesini kullandı.

İran Savunma Bakanı, ülkesine karşı askeri saldırı tehditleri ve olası bir saldırı ihtimalinin sorulması üzerine, “Eğer Amerikalıların cesareti varsa saldırsınlar” cevabını verdi.

İmam Hamanei Kasım ayında yaptığı bir konuşmada, “İsrail’e karşı Gazze gibi Batı Şeria’nın da silahlandırılması gerektiğini” söyleyerek bu konuda ilk sinyalleri vermişti.

ajanslar

Published in Rapor

İslami İran içişleri bakanlığı sözcüsü Hüseyin Ali Emiri, terör örgütü IŞİD'in  sürekli olarak İran güvenlik güçlerinin gözetiminde tutulduğunu söyledi.

Hüseyin Ali Emiri,  düzenlediği basın toplantısında, İran sınırlarının IŞİD ile uzun mesafesinin olduğunu belirterek, bundan dolayı İran güvenlik ve askeri birimlerinin IŞİD'i tamamen rasat ettiğini belirtti ve ''bunun için IŞİD terör örgütü hiçbir zaman İran'ın güvenliği için tehdit olamaz'' dedi.

Emiri,  açıklamasında ayrıca İran İslam Cumhuriyetinin Amerika'nın öncülüğünde IŞİD aleyhindeki koalisyona inanmadığını ve bu koalisyonun  terörizmle mücadelesini kabul etmediğini belirterek, ''Amerika ve müttefikleri, kendi oluşturdukları grubu yok etmezler'' dedi.

İran içişleri bakanlığı sözcüsü, Pakistan'ın sınır  güvenliğinin sağlanmasında ciddi olmadığına temas ederek; teröristlerin İran'ın  komşularının  toprak bütünlüğüne saygı duyduklarını bildiklerini ve ama onların bu durumu suiistimal ettiklerini ve Pakistan topraklarından İran'a girerek İran aleyhindeki terörist girişimlerde bulunduklarını söyledi.

Published in Rapor