کارگر

کارگر

 
 Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı Guvernörler Kurulu'nun İran'a karşı son dönemde aldığı kararın ardından bu siyasi ve yapıcı olmayan hamleye karşılık İran Atom Enerjisi Kurumu da bu hasmane girişime yönelik bir dizi önlem aldığını açıkladı.

 Pazar günü Natanz ve Fordo zenginleştirme komplekslerinde Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu müfettişlerinin huzurunda yeni faaliyetlerin başlatıldığı belirtildi. 
 

Alınan önlemler arasında Fordo zenginleştirme tesislerinde %60 oranında zenginleştirme faaliyetlerinin başladığı da yer almaktadır. Buna paralel olarak Natanz'da %60'lık zenginleştirme devam ediyor. 

Bu konuda Atom Enerjisi Kurumu, Fordo ve Natanz'da alınan önlemlerin detaylarını da açıkladı.

 Siber güvenlik şirketi Clear Sky'nin CEO'su yaptığı açıklamada, İranlı hackerlerin Siyonist ve Amerikan dronlarına sızma ve kontrol etme yeteneğine her zamankinden daha yakın olduklarını ifade etti.
 

Jerusalem Post gazetesinin haberine göre, "Clear Sky" siber güvenlik şirketinin CEO'su Dolf, Siyonist bir düşünce kuruluşunun toplantısında İran hakkında konuşarak şöyle dedi: "İran, insansız hava araçlarını hackleme ve "Sıfır Gün"e yaklaşma çabaları da dahil olmak üzere tüm alanlarda siber yeteneklerini genişletiyor. Sıfır Gün yeteneği, siber yetenekleri kullanarak altyapı başta olmak üzere tüm sektörleri devre dışı bırakabilen ABD, Rusya ve Çin'den bilgisayar korsanlarının imkanlarını ifade ediyor."

Clear Sky şirketi CEO'su, İran'ın yeteneklerini geliştirmenin yanı sıra ilk kez siber saldırı araçlarını Hizbullah ile paylaşmak için eskisinden daha fazlasını yaptığını söyledi.

Siyonist CEO, geçenlerde Arnavutluk'un altyapısına düzenlenen siber saldırının arkasında İran'ın olduğunu iddia ederek şöyle dedi: "İranlıların siber saldırısı başarılı oldu, çünkü Arnavutluk'ta münafıklar grubunun toplantısının yapılacağı sırada ülkenin internet ağları çökmüştü."

Clear Sky şirketi yetkilisi, İran'ın daha önce Siyonist rejimin ağlarını ve savunma sektörlerini hacklediğini ancak bu konunun kamuoyuna açıklanmadığını da belirtti.

Clear Sky şirketi yetkilisi, bu konuda şöyle dedi: "İran, yeteneklerini korumak için bu başarıları açıklamadı ve Siyonist yetkililer ise mahcubiyet yaşamamak veya sistemlerindeki hasarın boyutunu ortaya çıkarmamak için bu hacker saldırılarını açıklamadı."

 Devrim Muhafızları Ordusu Siyasi Yardımcısı General Resul Sanairad, Mehr'e verdiği demeçte, Devrim Muhafızları'nın Kuzey Irak'taki bölücü örgütlerin mevzilerine düzenlediği operasyonları değerlendirdi.

General Sanairad, "Devrim Muhafızlarının bu eylemi, ülkenin siyasi ve askeri yetkililerinin çeşitli uyarılarının ardından gerçekleşti. Bunun nedeni, Irak Kürt Bölgesel Yönetimi (IKBY) yetkililerinin burada devrim karşıtı güçlerin varlığına ilişkin İran'la mutabık kalınan hükümlere uymamasıdır" dedi.

İran'ın IKBY yetkililerine yaptığı uyarılara atıfta buluann General Sanairad, "Ne yazık ki bu uyarılara rağmen güvensizlik yaratan süreçler devam etti ve bu mevzileri hedef alma kararı aldık" ifadesini kullandı.

Devrim Muhafızları'nın füzeli operasyonda tam isabetle hedefleri vurduğunu belirten General Sanairad, "Bu operasyonlarda isabetli ateş ve hassas silahlar kullanılırken Devrim Muhafızları Kürt vatandaşların zarar görmesinin önüne geçti" ifadelerinde bulundu.

Söz konusu örgütlerin yabancı güçler tarafından desteklendiğini dile getiren General Sanairad, "Medya kuruluşlarında bize karşı yürütülen psikolojik savaş, bu örgütler arasındaki ilişkilere dayanmaktadır. Genellikle yabancı ülkelerin güvenlik politikalarını ilerletme aracı olarak görülen ve paralı asker rolü oynayan bu örgütler aslında, bölgedeki yabancı güçlerin ajanıdır" diye kaydetti.

Güvenliği İran'ın kırzmızı çizgisi olarak nitelendiren General Sanairad, "Güvenliğimizin kırmızı çizgimiz olduğunu ve güvenliği bozan unsurlara karşı hem önleyici harekat hem de karşı çıkma harekat yapma hakkımız olduğunu defalarca ilan ettik. Yeni durumda bu tehdide karşı çıkma harekatıdır. Çünkü ülkeye silah girişi ve sınır bölgelerinin güvensizliği aynı örgütler tarafından yapılmakatdır" dedi.

 İslam İnkılabı Lideri, İsfahan halkından bir grubu ziyarete kabulünde yaptığı konuşmasında, son şerlik olaylarını yönetenlerin İslami düzene zarar veremeyecek kadar aciz durumda olduklarını vurguladı.


 İslam İnkılabı Lideri Imam Seyyid Ali Hamenei İsfahan halkından yüzlerce kişilik bir toplulukla ziyaretinde yaptığı konuşmasında,İsfahan kentini muhteşem bir ilim, inanç, sanat ve cihad kenti olarak
tanımladı.
İslam İnkılabı Lideri Imam Hamenei daha sonra günümüz problemin, durgunluk ve irticaya karşı ilerleme sorunu olduğuna değinerek "İstikbar, İran halkı karşısına dizdiği temel saflaşmasında, İran düşmanlığını arttırarak, gençler başta olmak üzere insanların kafasına umutsuzluğu aşılamak üzere bütün imkanlarını kullanmakta. Ve bugün herkesin İran severliğini ispatlayabilecek en önemli özelliği, umutsuzluk yaratmaktan kaçınıyor olması ve tam aksine umuda, gayrete ve çabaya teşvik ediyor olmasıdır" diye vurguladı.
İslam İnkılabı Lideri daha sonra yetkililerin ekonomik sorunları çözme yolunda gösterdikleri büyük gayretlerine değinerek "Son kargaşa olaylarının perde arkasındaki asıl yöneticileri halkı sahneye getiremedikleri için, şerliklerini sürdürerek yetkililere bıkkınlık vermek istiyorlar. Kuşkusuz bu kargaşa olaylarına son verileck ve halk da her gün onlardan daha fazla nefret ederek daha dinamik ve daha iyi bir moralle çabaları, gayretleri ve ilerleme girişimlerini sürdürecektir" dedi.
Imam Hamenei konuşmasının devamında, İstikbar dünyasının İslami İran'la olan ana sorunun yorumunu yaparken "İstikbarın İslam Cumhuriyetiyle olan sorunu şu: Onlar, eğer bu nizam ilerlerse ve dünyada boy göstermeye başlarsa, onların liberal demokrasi mantıklarını çürütmüş olacak, diye düşünüyorlar" ifadesini kullandı. 
İslam İnkılabı Lideri Imam Hamenei daha sonra, batı dünyasının liberal demokrasi mantığıyla muhtelif ülkelar üzerine istila kurduğu konusuna değinerek "Son üçyüz yılda onlar hürriyet veya  emokrasinin olmadığı bahanesiyle çeşitli ülkelerin kaynaklarını yağmaladılar ve fakir Avrupa, birçok zengin ülkenin fakirleşmeleri pahasına zengin oluverdi" diye ilave etti.

İslam İnkılabı Lideri konuşmasının devamında batılıların özgürlük ve demokrasi gibi kavramları kullanıp, ülkelerde onun tam aksini yaptıklarına değinerek "Afganistan yakın ve bariz bir örnek.  Amerikalılar oradaki hakimiyetin halkçı olmadığını bahane ederek bu ülkeye askeri olarak saldırdılar. Ama 20 yıl süren bir cinayet ve yağma döneminin ardından karşı oldukları bir hakimiyet ülkede iktidarı ele geçirdi ve Amerikalılar rezil bir halde bu ülkeden kaçmak zorunda kaldılar" dedi.
Imam Hamenei ayrıca "Bugün İran'da dine ve gerçek demokrasiye dayanan bir nizam kendi halkına hüviyet kazandırmış, insanları canlandırmış ve gerçekte batılı liberal demokrasi mantığını çürütmüş durumda" diye vurguladı.
İslam İnkılabı Lideri Imam Hamenei daha sonra konuşmasını şöyle sürdürdü: "Yurt içinde kimileri batılı propagandaların etkisiyle, İslam'da özgürlük ve demokrasinin olmadığını iddia ediyorlar. Halbuki bunu söyleyebilmeleri özgürlüğün var olduğunun bir ifadesidir. Siyasi bakışları birbirinden farklı olan hükümetlerin iktidar olmaları da aynı şekilde halkın seçim hakkı olduğu ve İslami nizamın demokratik olduğunu gösteriyor."
Imam Hamenei daha sonra "İslam Cumhuriyeti eğer ABD ve istikbar karşısında başını eğip durmuş ve onların zorbalıklarına katlanmış olsaydı şüphesiz bu ülkeye yönelik baskılar azalırdı ve tabi onlar üllkeye hakim olurlardı" ifadesini kullanarak "Ama bu yıllarda ne zaman İslam Cumhuriyetinin sesi yükseldiyse, düşmanın İslami nizamı susturmak isteyen çabaları da arttı" diye ilave etti.
İslam İnkılabı Lideri Imam Hamenei konuşmasının devamında "Bugün ülkemizin esas sorunu, ilerleme ile durgunluk ve irtica arasındaki çatışma sorunudur. Çünkü biz ilerleme halindeyiz. Ama İstikbar bizim bu ilerlememizden rahatsız, sinirli ve endişeli. İşte bu siniri ve rahatsızlığı yüzünden bugün Amerikalılar ve Avrupalılar bütün imkanlarıyla meydana geliyorlar. Fakat onlar hiçbir halt edemezler. Nitekim geçmişte de yapamadılar, gelecekte de yapamayacaklardır" diye vurguladı.
Imam Hamenei daha sonra, İran'la İstikbar arasındaki ana savaşta ABD'nin birinci hatta durduğu ve onun hemen ardında Avrupa'nın yer aldığına değinerek "İslam İnkılabının zaferinden sonraki yıllarda ABD'de iktidar olan bütün o Başkanlar, Carter'den, Clinton'dan, Demokrat Obama'dan, Reagan'dan, Buş'tan Cumhuriyetçi o boş beyinli Başkanına kadar, oradan da İran halkını kurtarmak istediğini iddia eden bugünkü dalgın Başkanına kadar hepsi İran İslam Cumhuriyetinin karşısına dikildiler. Ve bu uğurda azgın köpekleri olarak işgalci İsrail dahil bölgenin bazı ülkelerinden de yardım aldılar" diye konuştu.

İslam İnkılabı Lideri Imam Hamenei ayrıca "Ama bütün bu çabalara rağmen, İslami İran halkı düşmanları genelde hep hayal kırıklığına uğradılar ve bekledikleri hedeflerine ulaşamadılar" diye vurguladı.

Gazze'de Cebaliya Mülteci Kampı'nda bir binada çıkan yangında aralarında kadın ve çocukların da olduğu 21 kişi yaşamını yitirdi. Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas, yangında ölenler için ulusal yas ilan etti. Cumhurbaşkanı Erdoğan da hayatını kaybedenler için bir taziye mesajı yayımladı.
 
Gazze'nin kuzeyindeki Cebaliya Mülteci Kampı'nda bir binada çıkan yangında 21 kişinin hayatını kaybettiği belirtildi.

Sivil Savunma İdaresi'nden yapılan açıklamada ise yangın çıkan binada aralarında kadın ve çocukların da olduğu 21 kişinin cesedine ulaşıldığı aktarıldı. Yangında yaralananların sayısına ilişkin bilgi verilmedi.

Sivil savunma ekiplerinin, yangını kontrol altına aldığı ve diğer binalara sıçramasını önlediği kaydedildi.

İlk belirlemelere göre, yangına, bina içinde depolanan benzinin neden olduğu, olayla ilgili soruşturmanın ise devam ettiği aktarıldı.

Öte yandan, Filistin Sağlık Bakanlığı'ndan yapılan açıklamada, Bakan Mey Keyle'nin yangında yaralananların gerekirse Batı Şeria'daki hastanelere nakledilmesi için talimat verdiği bilgisi geçildi.

ULUSAL YAS İLAN EDİLDİ

Filistin Devlet Başkanlığı Sözcüsü Nebil Ebu Rudeyne'nin yaptığı yazılı açıklamaya göre, Devlet Başkanı Mahmud Abbas, yangın faciasının ardından cuma günü ülkede ulusal yas ilan etti.

Açıklamada, Abbas'ın olayı "ulusal bir facia" olarak nitelendirdiği ve hayatını kaybedenlerin ailelerine her türlü imkanın sunulması için ilgili makamlara talimat verdiği aktarıldı.

Cuma, 18 Kasım 2022 16:50

Makbul Yalanlar

 Yıllar önce okuduğum bir kitapta yazar, Suudi Arabistan’da, Şiilerin “kuyruklarının olduğuna” dair bir söylentiye inanıldığını aktarıyordu.Bazıları şaşırabilir, insanlar nasıl böyle bir şeye inanabilirler diye. Propaganda ve manipülasyonun modern büyü olduğunu bilenler kuşkusuz şaşırmayacaktır. Propaganda bazen öyle bir noktaya gelebilir ki, mağdur ettiği kitlenin aklını başından alabilir; onları fiziksel ve zihinsel açıdan “imkansız” olan şeylere inandırabilir. Gerçeklikle bağını tamamen koparıp onları bir serabın içine kapatabilir. Gözlerini görmez, kulaklarını işitmez, aklını işlemez kılıp yaşayan bir ölü haline getirebilir.

Hele bir de “günah keçisi” olmaya görün… Artık hakkınızda ne söylense alıcısı çıkacaktır.

*

9 Kasım 2022 Çarşamba günü, Twitter’daki paylaşımlara bakarken NTV’nin yayınladığı bir haberi gördüm. Haber’in başlığı aynen şöyleydi: “Mahsa Amini Protestoları: İran Parlamentosu Yaklaşık 15 Bin Protestocuya Ölüm Cezası Verilmesini Onayladı.”[1]

BirGün Gazetesi, Yurt Gazetesi, TGRT Haber gibi pek çok ulusal haber sitesi haberi benzer başlıklarla vermişti. TGRT’nin başlığı şöyleydi: “İran'da katliam cezası! Yaklaşık 15 bin kişiye ölüm cezası verilmesi onaylandı”[2] Yurt Gazetesi ise “İran'da toplu vahşet! 15 bin kişiyi idam edecekler”[3] diyordu. Tabii, Twitter adeta yıkıldı. Ayşenur Aslan[4], İbrahim Haskoloğlu[5], Prof. Dr. Bengi Başer[6], Solcu Gazete[7], Tr724[8], KararHaber[9] (liste uzayıp gidiyor) gibi 100 binlerce takipçisi olan hesaplar “15 bin idam” haberini paylaşanlar arasındaydı. Binlerce kişinin beğenip, retweet ettiği paylaşımında Ayşenur Aslan (Halk TV programcısı) şöyle diyordu: “İran’da protestoculara idam cezası verilmesi parlamentoda onaylanmış. 15 bin kişi idam edilebilir. Buna sessiz kalan her yetkiliyi, her lideri kınamak falan değil lanetliyorum. Bağırın, kurtarın o gençleri”

Bu arada Newsweek’in de benzer bir haber yaptığını belirtelim.[10] Nitekim İbrahim Haskoluğlu paylaşımında Newsweek’i kaynak gösteriyor. Newsweek de haberini CNN’e dayandırıyor. Ancak haber metninde verilen linkte CNN’in haberine ulaşılamıyor.

Aklı başında olan herkesin anlayabileceği gibi, haber tabii ki yalandı. Nitekim akşam saatlerinde çıkan bir başka haberde iddiaların asılsız olduğu söylenerek, şöyle deniyordu: “İran'da 227 milletvekili, Mahsa Amini protestolarına ilişkin, ortak bir açıklama yaptı. İran Yüksek Yargı Erki Başkanına seslenen vekiller, 'eylemci liderlerinden' güvenlik güçleriyle çarpışan, silah kullanan ve ölüme sebep olanlar için, kısas (idam) uygulanmasını talep etti.”[11]

Ancak bu satırları yazdığım saat itibariyle gazeteler haberlerini, twitter hesapları da paylaşımlarını henüz kaldırmış değiller.

Birkaç kişi haberin doğru olmadığını anlatmaya çalışıyordu ama nafile. Yapılan yorumlarda herkes çıldırmış gibiydi: Kimi BM müdahalesi istiyordu, kimi ABD müdahalesi; küfrün, hakaretin, istihzanın bini bir paraydı. Haberi paylaşanların pek çoğu ise, “molla rejimi budur” deyip ilericilikten, aydınlıktan, medeniyetten, akıldan söz ediyordu!

Bazı kişiler ise, haklı olarak “Nasıl oluyor da böylesine büyük bir yalan söyleyebiliyorlar, eninde sonunda olsa açığa çıkmayacak mı?” ya da “Hadi onlar söylüyor koca koca adamlar nasıl inanıyor?” türünden sorular soruyordu.

Ülkemizde kol gezen bir İran cehaleti var. Üretilen, pekiştirilen ve sürekli güncellenen bir cehalet. İran hakkında bütün bildikleri iki kelime: “Molla rejimi!” Değil 15 bin, “150 bin” denilseydi aynı hevesle haberi paylaşacak kişi sayısı emin olun hiç de az olmazdı. Dediğim gibi, bir de bunlar kendilerini akıl ve bilim ehli sanır; herkesi küçük görür, horlar, herkese ders vermeye kalkarlar.

Yine de böylesi yalanların bir mantığı, bu yalanları üretenlerin ise bir amacı var.

Bir kaçına kısaca değinebiliriz.

*

Birincisi bazı yalanlara kısa süreliğine ihtiyaç vardır. Sonrasında açığa çıkmasının bir önemi yoktur; zaten atı alan Üsküdar’ı geçmiş olacaktır. Örneğin ABD Dışişleri Bakanı Colin Powell BM’de bütün dünyanın gözünün içine bakarak “kimyasal silah” yalanını söylediğinde açığa çıkacağını bilmiyor muydu? Tabii ki, biliyordu. Ama o yalana kısa bir süreliğine, Irak’ı işgal edinceye kadar ihtiyaçları vardı. Sonrasında “yalan” olduğunun ortaya çıkmasının bir önemi yoktu. Ne de olsa bu dünyada güçlülerin “hesap vermeme, hesap sorma” gibi bir ayrıcalığı var!

İkincisi; bazı büyük yalanlara giden yolun taşları çok öncesinden döşenir. Diğer bir ifadeyle, küçük yalanlar ya da çarpıtmalar zihinleri büyük yalanlara inanmaya hazır hale getirir. Hedef ülke hakkındaki küçük ama sık sık verilen (bazısı doğru bazısı yalan) “negatif” haberler izleyicilerin/dinleyicilerin/takipçilerin kafasında büyük yalanların girmesi için yarıklar oluşturmaya başlar. Bu tür negatif haberler zihinlerde hedef ülkeye ilişkin “ön kabul” oluşturur. İran hakkında 43 yıldan beri devam eden ABD ve Batı anlatısının pek çok kişide “ön kabul dağları” oluşturduğunu söylemeye gerek yok. Üstelik, manipülasyon merkezlerinin her ülkenin/grubun/kişinin karakterine uygun geniş bir yalan repertuarlarının olduğunu da unutmamak gerek.

Üçüncüsü, “Gerçek ayakkabılarını giyinceye kadar, yalan dünyayı 3 defa turlarmış”  sözünde olduğu gibi, bu tür büyük yalanların “etkileşim gücü” yüksektir. Hele ki sosyal medyanın “yankı odalarında” yaşayanlar, kendi kabilelerinden çıkmayanlar için.

Dördüncüsü, yalan haberin tekzip edilemeyeceği, edilse de kimsenin duymayacağı bir psikolojik iklim oluşturulmaktadır. Eğer yalanı ortaya çıkarmak isterseniz çeşitli suçlama ve şayialara maruz kalabilirsiniz. Diğer bir ifadeyle “makbul yalanın” dışına çıkmak sizin de hedef haline gelmenize sebep olabilir. İngiltere devletinin geçtiğimiz yıllarda yaptığı bir kampanya bunun çarpıcı bir örneğidir. İngiltere “terörle ve aşırılıkçılarla mücadele” kapsamında bir broşür hazırlamış ve ailelere dağıtmıştı.[12] Broşürde, hükümeti veya medyayı sorgulayan gençlerin “aşırılıkçı olabileceği” vurgulanıyor, aileler uyarılıyordu.

Söze geldiğinde “eleştirel düşünme” ve “sorgulama”yı teşvik eden Batılı devletler, açıkça kendi halkına “Bizim yaptığımız haberlere sorgusuz, sualsiz inanacaksınız. Aksi takdirde sizi de ‘aşırılıkçı’ olarak damgalarız” demeye getiriyordu. Bir diğer örnek ise Pink Floyd’un solisti Roger Waters’ın Ukrayna hakkında eleştirel bir demecinden dolayı Polonya konserinin iptal edilmesidir.[13] Waters’ın “persona non grata” ilan edilmesi için Krakow Belediyesi Mesclisi’ne teklif verilmişti. Ne kadar ünlü olsanız da kritik durumlarda ana akım yalana ortak olmuyorsanız “istenmeyen adam” ilan edilmeniz kaçınılmazdır.

*

Özetle bu yalan ve manipülasyonların hedefi olup olmayacağınız ABD ve Batı’nın yanında durup durmayacağınıza göre değişir. Duruşunuzu değiştirirseniz sizi Ortadoğu’nun “İsveç”i olarak da pazarlayabilirler. 

İran bu konuda mükemmel bir örmektir.

Malum, 1979’a kadar İran’la aynı bloktaydık. 1955 yılında Sovyetlere karşı kurulmuş olan ve Ortadoğu NATO’su olarak bilinen Bağdat Paktı’nda ortaktık. O zamanlar her iki ülke de Batıcı ve Amerikancıydı. 19 Eylül 1955 tarihli Vatan Gazetesi’nde Ahmet Emin Yalman (ki dönemin en meşhur gazetecilerindendi) bu ortaklık hakkında bakın ne yazmıştı: “İki millet arasındaki kader birliği tamdır. İkimiz de… bir an evvel medenî dünyanın İleri seviyesine ulaşmak ihtiyacındayız.”

Tam bir kader birliği yaptığımız İran’la ilgili o dönemde “insanın içini ısıtan” pek çok haber yayınlanmıştır.  Örneğin 13 Mayıs 1950 tarihli Zafer Gazetesi İran Şahı’nın kız kardeşi Fatma Pehlevi’nin Amerikalı muharrir Vincent Lee Hillier ile evlendiğini duyuruyor, Prenses Fatma’nın fiziksel özelliklerine kadar bütün detayları okuyucusuyla paylaşıyordu: “Fatma Pehlevi… mat bir teni, düzgün bir burnu, bukleli uzun saçları vardır. Onun için İran’ın en güzel kadını derler.” Aynı haberi Milliyet Gazetesi ise “Gönül Ferman Dinlemez!” başlığıyla veriyordu.

17 Mayıs 1956’da Hürriyet ilk sayfadan Şah ve İmparatoriçe’nin Türkiye’ye geldiğini duyuruyordu okuyucularına. Haberde “Dost İran Şahına Ankara şehri fahri hemşehriliği törenle tevcih edildi” deniyordu. Şah’ın ülkemize geldiği gün ise Türk-İran Dostluk Cemiyeti tarafından “Türk-İran Dostluğu” isminde kitap bile yayınlanmış,[14] Şah ve karısı için pul bastırılmıştı. 16 Haziran 1967 tarihli Milliyet gazetesinde, Türkiye’yi ziyaret edecek Şah için, “Şah ve Eşi İçin Ankara Donatıldı” deniyordu. Sadece İran Şahı’yla ilgili değil, Pehlevi Hanedanı’nın hemen her üyesi basınımızın ilgi alanındaydı. Şah’ın kızının doğum için hastaneye yattığından bile gazetelerimiz bizi haberdar ediyordu (Milliyet, 2 Aralık 1958).

Halbuki bu haberlerin yayınlanmasından daha birkaç yıl önce ABD, seçimle gelen Musaddık’ı devirmiş, yurt dışına kaçan Şah’ı tekrar geri getirerek tahtına oturtmuştu. CIA istasyon şefi Kermit Roosevelt’e “Tahtımı Allah'a, halkıma, orduma ve size borçluyum." diyen Şah gazetelerimizde “kahraman” gibi yansıtılıyordu. 23 Ağustos 1953 tarihli Milliyet Gazetesi şu manşetle çıkmıştı: “İran Şahı Dün Uçakla Memleketine Döndü”. Manşetin altında ise şu ifadeler vardı: “Şah Tahran’da tezahüratla karşılandı.” Aynı gazetenin 3 Eylül 1953 tarihli nüshası “Eisenhower İran’a yardım yapılacağını bildirdi” haberini veriyordu. Nitekim Cumhurbaşkanı Celal Bayar da “menfi kuvvetleri yıkmak suretiyle kazandığı başarı”dan dolayı Şah’ın geri dönüşünü tebrik etmişti.[15]

Geri döndükten sonra ise neler olup bittiğini yazmadılar tabii. Birinci Körfez Savaşı zamanından hatırlayacağınız Norman Schwarzkopf'un babası General Schwarzkopf SAVAK’ın kurulması ve eğitilmesinde görev aldı. Modern zamanların en kanlı işkencecileri CIA’nın ellerinde yetişecekti. 5 Haziran 1963 tarihinde ise “tezahüratla karşılanan” Şah Tahran, Kum, Şiraz gibi şehirlerde kendisine karşı yapılan protestoları eşi görülmemiş bir şiddet kullanarak bastırmış yaklaşık 15 bin kişiyi katletmişti.[16],[17] Basınımız o dönemde “kader ortağımız”ın yaptıklarını görmezden geliyordu. 7 Haziran 1963 tarihli Milliyet Gazetesi “İran’da Hükümet Dün Duruma Hakim Oldu” manşetini atıyor, olaylarda yalnızca “yüze yakın” kişinin öldüğünü söylüyordu. Bir sonraki gün yine aynı gazete “Tahran’da durum sakin” diyordu.

*

Aradan 60 yıl geçmiş. Artık 50’li yılların İran’ından eser kalmadı ama Batı’nın gözünden İran’a bakanlar dün göremediklerini bugün de göremiyor. Daha doğrusu Batı neyi görüyor ve gösteriyorsa onu görmeye devam ediyor.

 Dipnotlar

[1] https://www.ntv.com.tr/galeri/dunya/mahsa-amini-protestolari-iran-parlamentosu-yaklasik-15-bin-protestocuya-olum-cezasi-verilmesini-onayladi,q6jTSGkxB06DzXI4qDCHKg
[2] https://www.tgrthaber.com.tr/dunya/iranda-katliam-cezasi-yaklasik-15-bin-kisiye-olum-cezasi-verilmesi-onaylandi-2854400
[3] https://www.yurtgazetesi.com.tr/dunya/iranda-toplu-vahset-15-bin-kisiyi-idam-edecekler-h212564.html
[4] https://twitter.com/AysenurArslantv/status/1590306665257373697
[5] https://twitter.com/haskologlu/status/1590303873599619072
[6] https://twitter.com/bengibaser/status/1590297506872627201
[7] https://twitter.com/solcugazete/status/1590304026326749184
[8] https://twitter.com/Tr724/status/1590314746590334976
[9] https://twitter.com/KararHaber/status/1590315058265001986
[10] https://www.newsweek.com/iran-votes-execute-protesters-says-rebels-need-hard-lesson-1757931

[11] https://www.haber7.com/dunya/haber/3276119-iranda-15-bin-kisiye-idam-iddiasi-gercek-ortaya-cikti
[12] https://www.independent.co.uk/news/uk/politics/young-people-who-question-government-policy-or-the-media-may-be-extremists-officials-tell-parents-a6756086.html
[13] https://www.cumhuriyet.com.tr/dunya/polonyadan-pink-floyd-karari-konser-iptal-edildi-1985269
[14] Kara, P. (2010) Türkiye-İran İlişkileri, Doktora Tezi, Selçuk Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Tarih Ana Bilim Dalı
[15] Kara, P. (2010) Türkiye-İran İlişkileri, Doktora Tezi, Selçuk Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Tarih Ana Bilim Dalı
[16] Rigiderakhshan, M. (2022). İran’da Öğrenci Hareketleri: Pehlevi Döneminden Devrim (1979) Sürecine, Akademik Tarih ve Araştırmalar Dergisi, Sayı: 6 ss. 22- 41., Ayrıca Bkz. Byrd, D. J. (2006). Ayatollah Khomeini and the Islamic Revolution in Iran, Master Thesis, Western Michigan University
[17] Bazı kaynaklarda ise ölü sayısının 4 bin ila 15 bin arasında olduğu belirtilmektedir. Bkz. İran İslam İnkılabı, Kevser Yayınları, s. 110.

İSLAMİ ANALİZ

ABD, kendisine direnen ülkelerde iç yıkıcılık yapan aparatlarını birleştiren bir yapı kurdu. “Dünya Özgürlük Kongresi” adı verilen yapıda İranlı, Rus ve Venezuelalı muhalifler ile FETÖ’cüler kol kola girdi. Türkiye, Rusya ve İran liderlerini “devirme planları” konuşuldu.

 ABD istihbaratı CIA, mensubu oldukları ülkelerin siyasi yönetimine karşı faaliyet yürüten muhalifleri Dünya Özgürlük Kongresi altında topladı.
 

Dünyada turuncu devrim finansörü olarak bilinen Ulusal Demokrasi Vakfı’nın desteğiyle kurulan örgütte İranlı, Rus ve Venezuelalı muhaliflerle birlikte FETÖ de yer aldı. Kongrenin kuruluşu için 10 Kasım’da Litvanya’da yapılan toplantıya CIA’nın maaşlı elemanı İranlı muhalif Mesih Alinejad öncülük etti. Alinejad’ın yanı sıra eski Rus satranç şampiyonu Garry Kasparov ve Venezuelalı “aktivist” Lopoldo Lopez de öncüler arasında yer aldı.

CIA’nın bir diğer yan kuruluşu olan Özgürlük Evi’nin de destek verdiği toplantıya FETÖ adına, Gülen’in “manevi oğlum” dediği Enes Kanter katıldı.

40 ülkeden 130 kişinin katıldığı toplantıda; Türkiye, Çin, Rusya, İran, Venezuela, Küba, Suriye ve Irak gibi ülkelerdeki iktidarları devirme planları yapıldı. Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Rusya Devlet Başkanı Putin ve İslam Devrimi Lideri Ayetullah Seyyid Ali Hamanei başta olmak üzere adı geçen ülkelerin liderleri “diktatör” ilan edildi.

Kongrenin amacının bu liderlere karşı baskıyı artırmak ve sokak hareketlerini destelemek olduğu belirtildi. Aynı zamanda farklı ülkelerdeki ABD destekli eylemlere öncülük eden kişilerin bir araya gelmesi sağlanarak ortak hareket edileceği kaydedildi. Dünya Özgürlük Kongresi’nin eylemciler için siyasi, stratejik, finansal ve yasal düzeyde desteğe odaklanacağı ifade edildi./islamianaliz

İran İçişleri Bakan Ahmet Vahidi, Türk mevkidaşı Süleyman Soylu ile bir telefon görüşmesi gerçekleştirdi.
 

Görüşmede Vahidi, İstiklal Caddesi'nde gerçekleştirilen ve 6 kişinin yaşamını yitirmesine neden olan terör saldırını kınayarak, "İran ve Türkiye'nin ortak düşmanları var, iki ülkenin güvenlik ve terörizm ile mücadele alanlarında daha fazla iş birliği yapması lazım." dedi.

Bakan Vahidi; ABD, İngiltere, Siyonist Rejim ve Suudi Arabistan'ın İran'da son dönemde yaşanan olaylara verdiği destek ve kışkırtıcı eylemlerine dikkat çekerek, "Onların geçmişte kurduğu komplo ve planları başarısız oldu ve yine de başarısızlığın tadını çıkaracaklar." değerlendirmesinde bulundu.

İran İslam Cumhuriyeti'nin her zaman güçlü ve istikrarlı bir Türkiye'yi desteklediğini belirten Vahidi, "İran ile Türkiye'nin güvenliğinin her iki tarafa ve bölgeye fayda sağlayacağına inanıyoruz." açıklamasını yaptı.

Ahmed Vahidi, Türk mevkidaşı Soylu'ya kendisini Ankara'ya davet ettiği için teşekkür etti ve bu ziyaretin yakın gelecekte gerçekleşmesini umduğunu dile getirdi.

Süleyman Soylu da bu telefon görüşmesinde İran İslam Cumhuriyeti ile Türkiye arasındaki ilişkileri "stratejik ve tarihi" olarak değerlendirdi ve "Ankara ile Tahran arasındaki ilişkileri güçlendirmekten yanayız ve bunun iki ülke halkları ile bölge ülkelerinin lehine olduğuna inanıyoruz." dedi.

Soylu, "İki ülke ilişkilerini zedelemek isteyenler var. Dolayısıyla Türk ve İran yetkilileri ilişkileri her yönüyle güçlendirerek iki ülkenin düşmanlarına fırsat vermemeli." diye konuştu.

İran'daki son olaylara değinen Bakan Soylu, "İran yetkililerinin, bazı devletler tarafından yönlendirilen son olayları tedbir ile yöneteceğinden eminiz." açıklamasını yaptı.

Öte yandan Türkiye İçişleri Bakanlığı'ndan yapılan açıklamada, "Bakanımız Sayın Süleyman Soylu ile İran İslam Cumhuriyeti İçişleri Bakanı Sayın Ahmed Vahidi arasında telefon görüşmesi gerçekleşmiştir. Görüşmede; iki ülke arasındaki sınır güvenliği, kaçak göçle mücadele, terör ve uyuşturucuyla mücadelede iş birliği konuları değerlendirildi" denildi.

Rey el Yevm Gazetesi, İran'daki mevcut karışıklıkların perde arkasını ortaya koyan bir yazı yayınladı ve ABD ve İngiliz istihbarat servislerinin, İran İslam Cumhuriyeti'ne karşı ortaklaşa "Ajax" operasyonunun 2022 versiyonunu başlattığını yazdı.

 Lübnanlı yazar Kemal Halef, Rey el-Yevm gazetesi tarafından yayınlanan yazısında; İran'daki son kargaşaların perde arkasını değerlendirdi ve bunu 1952'de Musaddık hükümetine karşı ortaklaşa gerçekleştirilen Ajax operasyonunun 2022 versiyonu olarak nitelendirdi.
 

Kemal Halef şunları yazdı: ‘İran'da neler oluyor? Bu, beraberinde ayaklanmalar, silahlı eylemler, cinayetler ve terör operasyonları getiren protestoları takip edenlerin sorusudur. Batı ve bazen Arap medyasındaki bariz ve yaygın teşhis, Mehsa Emini’nin bir ahlak polis gözaltı merkezinde kalp krizi geçirerek hayatını kaybetmesinin ardından  bir protesto hareketinin başlatıldığı, zorunlu başörtüsünün bu toplumda tartışma konusu olduğu ve insanların bunu değiştirmeye karar verdiğidir.

Bu, İran'da yaşanan bir gerçeklik olarak dünya kamuoyuna tanıtılan bir görüntüdür. Ancak gerçek bu anlatılandan tamamen farklıdır. İran'da bugün yaşanan sahne “ABD-İngiltere ortak istihbarat operasyonu" olarak tek bir cümleyle özetlenebilir. Elbette İsrail istihbarat teşkilatı da Arap ülkelerinden gelen mali yardımlarla bu operasyona katılmıştır. Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Joe Biden'ın Florida'da sarf ettiği "İran'ı özgürleştireceğiz" sözleri her ne kadar John Kirby, bu sözlerin halkın dertlerini paylaşmak için söylendiği bahanesini getirse de yine de dikkatlerden kaçmamıştır. İran'ın liderleri, ülkeleri için hangi planın tasarlandığını çok iyi biliyorlar ve kendilerine karşı yürütülen karmaşık operasyonların doğasının ve sırlarının farkındalar.

Amerika Birleşik Devletleri'nin "kan ve ateş" adı verilen bu tür savaşlar için yetenek ve istihbarat programlarına sahip olduğu ve araçlarının "yalan, silah ve para" olduğu bir sır değildir. Latin Amerika, Afrika, Doğu Avrupa ülkeleri ve Ortadoğu'da tarih boyunca birçok ülkede bunu defalarca yaşadım. On yıl önce bu savaş türü Libya ve Suriye'de o zamana göre daha modern, çağdaş ve daha az müdahil yöntemlerle ortaya çıktı. İstihbarat teşkilatları bu operasyonları arkadan yönetirken, bölge ülkelerinin buna öncülük etmesine izin vermek için bir boşluk yarattılar.

Şu anda İran'da yaşananlar, Amerika’nın istihbarat teşkilatının İngiliz mevkidaşı ile işbirliği içinde İran halkı tarafından seçilen bu ülkenin ilk başbakan olan Muhammed Musaddık hükümetini devirmek için 1952'de İran'da gerçekleştirildiği "Ajax" operasyonunun yeni versiyonudur.

Musaddık'ın o zamanki suçu, İngiltere tarafından çalınan ve kârının bir kısmı İran halkına verilen İran petrolünü millileştirmeye karar vermesiydi. İran halkı bunu çok istemiş ve milli kahraman haline gelen Musaddık'ı desteklemiş ve Batı'nın açgözlülüğüne ve hırsızlığına karşı onun arkasında durmuştu.

Tarihçesine ve detaylarına girmek istemiyorum. Ama Amerikan istihbarat servisinin 1952 yılında Musaddık'ı devirmek için gerçekleştirdiği Ajax Harekatı ile bu harekatın şu anda İran’da hala devam eden 2022 yılındaki yeni versiyonu arasında hızlı bir karşılaştırma yapılabilir:

"Amerikalı yazar " Stephen Kinzer, " tarafından yazılan "Şahın Bütün Adamları" kitabında, Ajax'ın Musaddık'ı devirme operasyonunun süreci hakkında bilgi edinilebilir. Bu kitapta şu ifadeler yer almaktadır: ‘CIA, haber analistleri, gazeteciler, din adamları, politikacılar ve askeri adamlardan sadakat kazanmak ve onları satın almak için rüşvet kullandı. CIA onlara ayda on binlerce dolar ödedi. Öyle ki, bazı tahminler, Musaddık'ın düşüşünün tüm maliyetinin 19 milyon dolar olduğunu göstermektedir.

Bu operasyonu yöneten ABD istihbarat subayı Kermit Roosevelt'e göre, Ajax Operasyonu öncelikle Musaddık’a yönelik sevgiyi azaltmak için organize bir medya kampanyasına ve camilerde, basında ve sokaklarda Musaddık'a karşı sürekli propaganda yapılmasına dayanıyordu. İkinci olarak da sokaklardaki çeteleri ayaklanmaları ve kargaşayı kışkırtmaları için güçlendirmeye dayanıyordu."

Bugün İran'da yaşananlar, 1952 yılında Amerika’nın planının uygulanmasıyla aynı, ancak bu defa bunu çağdaş araçlarla yapıyor. İran İslam Cumhuriyeti sistemine karşı sürekli ve yoğun medya propagandası yapılması, bu sistemin imajını yok etmek için tüm geleneksel ve modern medyayı harekete geçirmek, bu ülkenin yüzünü büyük bir hapishane ve özgürlük özlemi çeken insanların olduğu bir ülke olarak resmetmek ve grupların İran sokaklarında isyan çıkarmak için gerçekleştirdiği hareketlerin gölgesinde, terör örgütlerinin gurur kaynağı olan silahların ve şiddetin ortaya çıkması… tüm bunlar istihbarat eylemlerinin açık işaretleridir.

Amerikan hükümeti artık Musaddık hükümetine karşı Ajax operasyonundaki gibi İran'da bir darbe ya da rejimin devrilmesinin peşinde değil. Çünkü İran'daki bugünkü İslami sistemin dünün Musaddık hükümetine benzemediğini anladı. Koşullar değişti ve İran onlarca yıldır Batı'nın hegemonyasının dışında kaldı ve şimdi tamamen bağımsız kararlar alıyor. Dolayısıyla Amerikan ve İngiliz istihbarat teşkilatlarının bu operasyonunun nihai amacı, İran'ın çevre bölgelere nüfuzunu engellemek ve bölgesel denklemlerde onun üzerini çizmek ve sonuç olarak dünya güçleri arasındaki uluslararası rekabette etkili olmak için İran’ı istikrarsızlaştırıp zayıflatmak ve İran'ı kendi sınırları içinde yaşadığı krizlerle başa çıkmakla sınırlandırmaktır.

Musaddık'ın suçu İran petrolünü İran ulusunun yararına millileştirme kararı almaksa, bugünkü İran İslam rejiminin suçu nükleer ve askeri kapasiteye sahip olmak ve endüstriyel ve tarımsal açıdan kendi kendine yeterli olmak değildir. ABD istihbarat servisi tarafından Ajax’ın 2022 versiyonunun uygulanmasını hızlandıran tehlike, İran ile Çin arasındaki stratejik anlaşmanın yanı sıra İran'ın Rusya ile kapsamlı bir stratejik işbirliği anlaşması imzalama konusundaki kararlılığıdır. Bizim açımızdan, bu hikâyenin arkasında Amerika'nın hissettiği temel bir tehlike yatmaktadır ve ve sonuç olarak İran içinde kan ve ateş oyununda sonuçlarından emin olmadan bir maceraya atılmıştır.

İran'da yaşananların gerçeği budur. Bu propagandanın arkasında tuhaf bir şekilde sürekli safça duran bir grup Arap elitimiz adına üzülüyoruz. Hepimiz bu alanda Batılı ülkelerin yıllar sonra ortaya koyduğu belgelerde gelecek nesillerin okuyacağı acı tecrübeleri olan bir Arap bölgesinin insanlarıyız.

Belki Amerika hükümeti İran'ı istikrarsızlaştırma ve İran İslam Cumhuriyeti'nin sınırlarını manipüle etme konusunda başarılı olacağına güvenmiş olabilir. Ancak İran'daki gelişmelerin süreci göz önüne alındığında acaba daha olası görünen başarısızlığın sonuçlarını da düşündü mü? Kuşkusuz, bu başarısızlığın ABD'nin Ortadoğu'daki politikası üzerinde önemli etkileri olacaktır ve bu deneyimden sonra İran, bölgesel denklemlerdeki stratejik ağırlığını ve konumunu istikrara kavuşturma konusunda daha güçlü ve daha sarsıcı davranacaktır.’

Pazartesi, 14 Kasım 2022 17:31

Yeni Bir Dünya Düzeni Kuruluyor

El-Meyadin haber sitesi, İmam Hamanei’nin son sözlerine ilişkin yaptığı analizde, Amerika'nın ve Batı'nın zayıflamasına yol açan gelişmeler sürecine değinerek, yeni bir dünya düzeninin oluşmakta olduğunu belirtti ve şunları yazdı: ‘Yeni dünya düzeni, siyasi, ekonomik, kültürel ve bilimsel gücün Batı'dan Doğu'ya aktarılmasına ve direniş ideolojisinin ve cephelerinin genişletilmesine dayalı olarak şekillenmektedir
 

Amerika Birleşik Devletleri'nin izolasyonu, gücün Asya'ya devredilmesi, direniş ideolojisinin genişlemesi ve alanlarının gelişmesi, mevcut durumdan geçişin üç ana bileşeni ve göstergesidir.

Küresel ve bölgesel gelişmelerin seyri, İran ve direniş eksenindeki müttefiklerinin yeni dünya düzeninin temellerini atacağının kanıtıdır.

İslam İnkılabı Lideri, son konuşmasında, verilere ve gerçeklere dayanarak, yeni dünya düzeninin değişiminin üç özelliğini gündeme getirdi ve bu üç özellik: Amerika Birleşik Devletleri'nin izolasyonu, gücün Asya'ya devredilmesi, direniş ideolojisinin genişlemesi ve alanlarının geliştirilmesidir.

Uluslararası ilişkilerde klasik teori, uluslararası güç transferi dönemlerinde uluslararası sistemde krizlere ve ciddi çatışmalara yol açan birçok riskin olduğuna işaret etmektedir. Belki de şu anda Rusya'nın Ukrayna'daki askeri operasyonları aracılığıyla bunun sonuçlarını yaşıyoruz. Bu nedenle İmam Hamanei, yeni dünya düzeninin oluşumu hakkında konuşabileceğimiz kriterleri belirledi. Bu bağlamda uluslararası ve bölgesel arenada yaşanan bazı göstergeleri inceleyerek İran liderinin bahsettiği geniş hatların arka planını analiz etmek mümkündür.

Amerika'nın İzolasyonu

Amerika'nın uluslararası arenadaki ana oyuncu rolünün azalması ve modern uluslararası düzenin en önemli genel süreçlerinden ayrılması, değişimin ilk işaretidir. İmam Hamanei, Amerika'nın izolasyonunun çeşitli belirtilerini tanımlamıştır ve bunlar şöyledir: Amerika'nın ekonomik sorunları, Amerika'nın Afganistan ve Irak gibi küresel konularda yanlış hesap yapması ve Doğu Asya'da tekrarlanan başarısızlıkları.

Amerika Birleşik Devletleri'ndeki ekonomik sorunlar ve bu ülkedeki yüksek miktardaki ulusal borç dikkate alındığında, son birkaç yılda borç miktarında önemli bir artış gözlemlendiği söylenebilir. Öyle ki bu borç 31 trilyon doları aştı ve bunun büyümesi Washington hükümeti için gerçek bir sorun haline geldi.

Tahminler, ABD'nin küresel borç miktarının 2021'in sonunda yaklaşık 300 trilyon dolara ulaştığını gösteriyor. Bu, tek başına ABD’nin borcunun küresel borcun %10'undan fazlasını oluşturduğu anlamına geliyor ve burada, konunun büyüklüğü ve etkisi ortaya çıkmaktadır.

Ama şu anda Amerika'nın borç sorunu sadece Amerika'daki her vatandaş için 93 bin dolar olduğu tahmin edilen devasa miktardan kaynaklanmıyor, sorun şu anda yılda yaklaşık 450 milyar dolara ulaşan bu borçların net faizidir. Amerika'nın bir diğer sorunu da enflasyondur. Yani geçen Eylül ayında Amerika Birleşik Devletleri'nde beklentileri aşan ve son 40 yılın en yüksek seviyesine ulaşan ana tüketici fiyat endeksindeki artıştır.

Amerika'nın yanlış hesaplamaları ve Doğu Asya'dan çekilmesi

Amerika Birleşik Devletleri'nin küresel izolasyonunun ikinci faktörü, Amerika'nın yanlış hesaplamaları ve Doğu Asya'dan çekilmesidir. Stratejik boyutta, 20 yıllık işgalin ardından 15 Ağustos 2021'de ABD'nin Afganistan'dan çekilmesi ani bir karar olarak nitelendirildi ve bu, Beyaz Saray'ın en uzun savaşında politikalarının başarısızlığını gösterdi. Bu karar bir yandan Cumhuriyetçi ve Demokrat parti mensupları arasında sorumluluklardan kaçma ve karşılıklı olarak suçlamalarda bulunma yoluyla derin iç farklılıkları ortaya çıkarırken, diğer yandan da ABD Başkanı Joe Biden yönetimindeki asker ve politikacılar arasındaki sorunları gözler önüne serdi. 

Amerika'nın çekilmesinden önceki dönemde NATO üyeleri arasında ortaya çıkan diğer çelişkilere ek olarak, onlar Afganistan'dan hızlı bir şekilde çekilmeleri ve bunun doğuracağı sonuçlar hakkındaki korkularını dile getirdiler. Öte yandan, korkunç insani facialar karşısında Afganistan ve İran arasındaki işbirliği ortaya çıktı ve Taliban hareketinin iktidara gelmesinden sonra uluslararası finans kuruluşları bu ülkeye yardımlarını durdurdu ve Washington, Afganistan Merkez Bankası'nın yaklaşık 9,5 milyar dolarlık varlığını dondurdu.

İki; Gücün Asya’ya transfer olması

İmam Hamanei’nin görüşüne göre yeni dünya düzeninin değişimindeki ikinci süreç ve işaret, gücün Asya'ya devredilmesidir. 

İstihdam edilenlerin insani kabiliyetleri ve büyüklüklerinin yanı sıra ekonomik büyüme gösteren ülkelerin ekonomi politiğinin incelenmesindeki en önemli unsurlar dikkate alındığında dünya, ekonomik gücün hegemonyaya dayalı kapitalist Batı'dan Doğu'ya doğru geçtiğine şahit olmaktadır.

Doğu, artık Çin, Rusya ve İran'ın öncülüğünde yeni ekonomik modellere bağlıdır. Temelde bu yeni modeller, bu ülkelerin uluslararası arenadaki konumlarını, insanların ihtiyaçlarını ve yaşamsal çıkarlarını dikkate almaktadır. Hem de Batı gibi yayılmacı bir sömürge politikası olmadan. Bu, Batı'da son iki yüzyılda artan bir şeydir.

Üç; Direniş ideolojisini yaymak ve cephelerini genişletmek

İmam Hamanei'nin bakış açısına göre yeni dünya düzeninin değişimindeki üçüncü süreç ve önemli işaret, direniş ideolojisinin yayılması ve sahada gelişmesidir. Washington ve Tel Aviv'in doğrudan askeri güçle yaratmaya çalıştıkları “yaratıcı kaos" fikrini bölgede uygulamak zorlaştıktan sonra, Batı, Yemen, Irak ve tabii ki Filistin direnişiyle birlikte İran, Suriye ve Lübnan Hizbullah'ının çevresini daraltma politikasına başvurdu.’