کارگر
Kaosun nedeni mezhep değil siyasi
İslam Devrimi lideri İmam Hamanei'in danışmanlarından Şefi'i Niya Yeni Şafak'a konuştu. Küresel güçlerin İslam toplumlarında mezhepsel çatışmaları körüklediğini vurgulayan Niya, 'Maalesef Suriye, Irak, Mısır, Yemen, Afganistan ve Pakistan'da bunu başardılar' dedi. Niya, mezhebin bölgede bir 'araç' olarak kullanıldığını, savaşın aslında 'siyasi' olduğunu söyledi.
Arap halklarının sosyal adalet, demokratik zeminde siyaset ve toplumsal mutabakata dair özlemlerini yansıtan 'Arap Baharı', oluşum ve dönüşüm evresinde bölge siyaseti ve demokratikleşme süreci açısından umut verici bir görüntü çizmekteydi. Ancak beklenen olmadı. Suriye'deki iç savaş çıkmaza girdi. Mısır'da ise devrimden darbeye bir kopuş süreci yaşanırken Arap Baharı'na 'Arap Kışı' benzetmeleri yapıldı. Irak, Suriye ve ardından tüm Ortadoğu'yu giderek sar/s/an mezhep kavgaları gündemdeki sıcaklığını korurken, mezhep tartışmalarının her zaman en önemli tarafı olarak görülen İran, siyasi duruşu ve bu kavgaya bakışıyla merak konusu oldu. Ortadoğu'daki Şiiler için en önemli dini lider ve otorite olarak kabul gören Ayetullah Hamaney'in sağ kolu ve danışmanı Hüccetül İslam Şefi'i Niya ile bölgedeki mezhep tartışmalarını konuştuk.
İslam dünyasındaki siyasal karşıtlıklar neden mezhepsel düzeyde tartışılıyor? Bu yöntemin Müslümanlara herhangi bir faydası var mı?
Hizmetinizde olmaktan onur duydum, bu fırsatı verdiğiniz için ben de size çok teşekkür ederim. Bu soruyla ilgili olarak değinilmesi gereken esas nokta şudur: Acaba bugün Ortadoğu'da ve İslam toplumlarında yaşanan ve hepimizi ciddi şekilde rahatsız eden olaylar mezhebi ya da etnik renkler mi taşıyor, yoksa mezhepler ve mezhebi görüş farklılıkları bunlardan dolayı mazlum duruma mı düşmüş ve mezhepler bölgede ve İslam toplumlarında huzur ve vahdet istemeyenlerin elinde bir araca mı dönüşmüştür?
Evet, gerek İslam'da, gerekse diğer dinlerde kimi mezhebi farklılıklar olmuştur. Bu geçmişte vardı, gelecekte de olacaktır. Bu görüş ayrılıkları bazen çekişmelere ve çatışmalara da dönüşmüştür. Ancak bugün durum farklıdır. Bugün mezhebi ihtilaflar, Batılılar, İsrail ve bölgede onlarla aynı yönde olan kimi devletler tarafından geniş çaplı bir planın parçası olarak hazırlanmıştır. Bu planı hazırlayanlar, bana göre iki hedef güdüyorlar. Bunlardan birincisi uluslararası düzeyde, ikincisi de bölgesel düzeydedir. Uluslararası düzeyde, bugün toplumlar bir düşünsel boşlukla karşı karşıya bulunuyor. Şu an dünyadaki mevcut literatür, bu düşünsel ve manevi boşluğa cevap verebilecek durumda değil.
AYNI AİLENİN ÜYELERİYİZ
Siyasal sorunların mezhepler üzerinden okunması İslam coğrafyasının bir gerçeği midir, yoksa dışarıdan dayatılan bir yorum mu?
Başta da arz etmeye çalışmıştım, mezheplerin birbiriyle görüş ayrılığı vardır. Bu görüş ayrılıklarının tarihsel kökleri de bulunmaktadır; ıslahatçı İslam alimleri, ihtilafların asgari düzeye inmesi için çalışmışlardır. Elbette ihtilaflar gelecekte de olacaktır. Bununla birlikte ihtilaflar hiçbir zaman şu an bölgede tanık olduğumuz türden çatışma ve savaşlara dönüşmemiştir. Bu durumdan kurtulmak için bence çeşitli yollar bulunmakta. Bunlardan ilki, tüm mezhep mensuplarının bölgede yaşanan gerçekle ilgili olarak açık ve nesnel bir tanıma sahip olmasıdır. Hepimiz İslam ailesinin üyeleriyiz. O halde şu konuya dikkatle eğilmemiz gerekiyor: Ne oldu da bugün biz karşı karşıya geldik. Burada ilginç olan bir diğer şey de şu: Bazı devletler bir tarafı, bazıları ise diğer tarafı savunuyor? Neden?
LİBYA VE MISIR NEDEN HÂLÂ İSTİKRARSIZ?
Haritalar değişirken mezhepler arasındaki çatışmaların kızıştırılması bölgedeki devletleri nasıl etkileyecek?
Bu meselenin herkes açısından bütünüyle aydınlığa kavuşması için birkaç örnek vermek istiyorum: Bakınız Libya'da Şii-Sünni ihtilafı yok, Libya'da ihtilaf olabilecek sayıda Şii de zaten bulunmuyor. Ancak Libya'da hâlâ güvenlik ve istikrar sağlanabilmiş değil. Ancak Libya'nın Müslüman ve mütedeyyin halkını birbirine düşürdüler. Şimdi acaba Libya'da sorun mezhebi ihtilaflar mı yoksa başkalarının komploları mı sözkonusu? Ben, ihtilaflar içinde olan Müslüman halkların kusuru olmadığını söylemiyorum. Söylemek istediğim şu: Neden başkalarının elinde oyuncak haline geliyorlar? Bugün Mısır'da yaşanan ihtilaflar mezhebi ihtilaflardan kaynaklanmıyor. Bugün Mısır'da Şii-Sünni ihtilafı sözkonusu değil. Ancak Mısır toplumu bugün iki parçaya bölünmüş, birbirinin karşısına geçmiş ve sokaklarda birbiriyle çatışır hale gelmiş durumda. Bu arada şunu sormak istiyorum: Müslüman Kardeşler ve Sayın Muhammed Mursi'nin hareketini kimler devirdi? Ve bugün onların karşısında bulunan orduyu kimler destekliyor?
SURİYE'DE MESELE SİYASİ
Suriye'deki krizde temel mesele mezhep mi peki?
Ben, bölgede bir mezhep savaşı olduğuna inanmıyorum. Yukarıdaki örnekleri zaten bölgede yaşanan çatışmaların bir mezhep çatışması olmadığını anlatmak için vermiştim. Suriye konusunda ise bir mezhep savaşı olduğu propagandası yapılıyor. Öte yandan Suriye ordusunun mutlak çoğunluğu Sünni'dir. Aleviler, Suriye toplumunun yalnızca yüzde 10'unu oluşturuyor. Aleviler, devlet kurumlarında bulunuyorlar, ancak ordudan hükümete, meclise ve diğer devlet kurumlarına kadar çoğunluğu Sünniler oluşturuyor. Gerçekte Suriye'deki savaş bir mezhep savaşı değildir, farklı siyasi görüşler arasında yaşanan bir çatışmadır.
Savaş için araç yaptılar
Siyasi krizin çözümünde bölgenin alimleri nerede duruyor?
Şuna dikkat buyurmanızı rica ediyorum. Suriye, bölgede İsrail karşıtı güçlerin buluştuğu bir noktaydı. Bu sebeple İslami Cihat, Hamas ve diğer tüm mücahid Filistinli gruplar Suriye'de yerleşik bulunuyordu. Hizbullah'a verilen destek de Suriye üzerinden gerçekleştiriliyordu. İran da bu kapsamda Suriye'ye yardım ediyordu. Bu koalisyon tüm Arap dünyasında üstün bir konum kazandı. Hatırlarsınız Sayın Hasan Nasrullah, Arap dünyasında yılın adamı seçildi. Diğer yandan bazı alimler, bölgedeki bazı devletler ve İsrail yanlısı bazı akımlar, İran'ın ve İslam Devrimi'nin Müslüman Arap halklarının nezdindeki değerini tartışmalı hale getirmek için bazı araçlar kullanma düşüncesine kapıldı. Maalesef bunu da başardılar, düne kadar Hizbullah'a büyük bir sevgi duyan Sünni Arapların 'Şiiler bölgeye hakim olmak istiyor' düşüncesine kapılması sağlandı. Ben sonuç olarak şunu söylemek istiyorum: Sorun bir mezhep sorunu değildir. Sultacı güçler tarafından desteklenen yönetimler, siyasi hedeflerine ulaşmak için mezhebi bir araç olarak kullanıyor. Maalesef bazı alimler ve bazı Müslüman topluluklar da bunu kabul ediyor. Buna karşı koymanın en önemli yolu, gerçekleri açığa çıkarmak ve savaşanın mezhepler değil siyasetler olduğu yönünde düşünceleri aydınlatmaktır.
Hegemonya sürsün diye...
Dünyadaki sultacı güçler, güç ve hegemonyalarının sürmesini istiyor. Bu yüzden de bu manevi ve düşünsel boşluğun kendileri açısından bir tehdide dönüşecek şekilde doldurulmasını istemiyorlar. Onlar, İslam'ın dünyadaki bu manevi boşluğu doldurabilecek kapasitede olduğunu biliyor. Bu sebeple de İslam'ın böylesi bir konuma sahip olmaması için bazı ön hazırlıklar yaptılar. Bu çerçevede mezhebi ihtilaflar, vahşi çatışmalar çıkarmaya; böylelikle de İslam'ı dünya toplumlarına tahammül edilemez bir şiddet dini olarak tanıtmaya çalıştılar. Bölgesel düzeyde ise temel hedefleri, İslam toplumlarının tartışmasız bir güce dönüşüp onların karşısına çıkmasını önlemeye çalışmaktır. Maalesef, mezhebi görüş ayrılıklarını istismar ederek bölgede Suriye'de, Irak'ta, Mısır'da, Yemen'de, Afganistan'da, Pakistan'da görüldüğü üzere mezhebi çatışmalar yaratmayı başardılar.
Yeni Şafak
İsrail, İran’a karşı delilik etmeye kalkarsa çok ağır bir cevap alır
İran Cumhurbaşkanı Ruhani Amerikan CNN kanalına verdiği röportajda “Biz tehditten korkmayız. Zaten tehdit dili İran karşısında işe yaramaz” dedi.
Cumhurbaşkanı Hüccetü’l-İslam Hasan Ruhani, CNN televizyonu muhabiri Ferid Zekeriya’yla konuşurken, İran’la 5+1 Grubu arası nihai müzakereler için nasıl şartlar gerektiğine ilişkin bir soru üzerine “Ben bu konuda şunu söyleyebilirim: Eğer karşı taraf gerekli siyasi kabiliyet ve iradeye sahipse, İran İslam Cumhuriyeti de, nükleer konunun çözümü için nihai adımı atmaya hazır durumdadır” dedi.
Ruhani daha sonra “Nihai adımın ilk adım gibi kolay olmayacağı ve daha zor atılabileceğinin bilincindeyim. Ama aynı zamanda şartlar bizim son adımı atmamız için müsait. Zira İslami İran sadece barışçı nükleer teknoloji peşinde ve bu yöndeki hakkı konusunda da çok ısrarlı. Biz ayrımcılığı kabul etmiyoruz. Şunu vurgulayarak söylüyorum, İslami İran, hiçbir zaman nükleer silah ve bütünüyle toplu imha silahları peşinde değildi, değil ve olmayacaktır” diye vurguladı.
Ruhani ayrıca, uranyumu zenginleştirme faaliyetlerinin sonuçta İran’da durdurulup durdurulmayacağına ilişkin bir başka soru üzerine, kesin bir ifadeyle “Asla durmayacaktır” vurgulamasında bulundu.
Cumhurbaşkanı Ruhani daha sonra, yeni şartlarda İran’la ABD arasında ilişki kurulup kurulmayacağına dair bir soru üzerine “Bu Amerikalıların elinde. İran’a karşı düşmanlıktan vazgeçmesi gereken onlar” derken ayrıca “Sonsuza kadar düşman kalacağız diye bir şey yok elbette. En azından İran halkı bundan yana değil. ABD halkının da istediğini tahmin etmiyorum” diye ilave etti.
Ruhani ayrıca, işgalci İsrail’in İran’ın atom tesislerine saldırabileceği yönündeki tehditleriyle ilgili bir soruya karşı da “Biz tehditten korkmayız. Zaten tehdit dili İran’a karşı işe yaramaz” diye vurgulayarak “İsrail rejimi İran’ın kabiliyetini çok iyi biliyor. Kuşkusuz böyle bir girişimde bulunmaz. Çünkü alacağı cevabı biliyor. Ama her halükarda böyle bir delilik yapmaya kalkarsa, İran tarafından çok pişman olacağı bir cevabı alacaktır” şeklinde konuştu.
İran Devrim Muhafızları Komutanı:
General Caferi "Bay Kerry! Şunu bilin ki Amerika ile doğrudan savaşa girmek tüm dünyadaki mümin ve devrimci erlerin en büyük rüyasıdır. Sizin bu tehditleriniz Devrimci İslam için en büyük fırsattır. İslam'ın önderleri bizleri yıllardır kader belirleyici ve büyük bir savaş için hazırlamaktalar" şeklinde konuştu.
İslam Devrimi Muhafızları Ordusu Komutanı Tümgeneral Muhammed Ali Caferi, Muhafızlara bağlı İmam Hüseyin Askeri Okulu'na yaptığı ziyarette ABD Dışişleri Bakanı John Kerry'nin "İran karşısında askeri seçeneğinin halen masada olduğu" iddiasını sertçe yanıtladı.
General Caferi "Bay Kerry! Şunu bilin ki Amerika ile doğrudan savaşa girmek tüm dünyadaki mümin ve devrimci erlerin en büyük rüyasıdır. Sizin bu tehditleriniz Devrimci İslam için en büyük fırsattır. İslam'ın önderleri bizleri yıllardır kader belirleyici ve büyük bir savaş için hazırlamaktalar" şeklinde konuştu.
Muhammed Ali Caferi devamla "Sizlerin arasındaki akıllı insanların bu kader belirleyici savaşın bir ucunda yer alan Amerika'nın askeri seçeneği masadan indirip uygulamaya geçirmesine izin vereceklerine fazla ihtimal vermiyorum" dedi ve ekledi: "Sizlerin dünyanın en borçlu ülkesi olduğunuzu biliyoruz ve herkes de ekonomik sorunlarınızı halletmede yaşadığınız acziyetin Amerikan devletini birkaç hafta tatil etmenize yol açtığının farkında."
İslam Devrimi Muhafızları Komutanı ayrıca "Emperyalist uygarlığınızın güneşinin batışına çok az kaldı. Askeri seçeneklerden yararlanmak gibi yenilgiye uğramış stratejileri tekrar etmek suretiyle uygarlığınızın çöküşünü daha fazla hızlandırmayın" dedi.
General Caferi ayrıca "Acaba dünyanın dört bir yanında İslam Devrimi'ne gönül verip onun haklılığına inanan kaç bin devrimci Müslüman'ın sizin bu askeri seçeneğinizi masadan indirip sahneye sürmenizi beklediğinden haberdar mısınız? Eğer bilmiyorsanız birazcık düşünün ya da araştırın" şeklinde çok anlamlı bir uyarıda da bulundu.
medyasafak.com
Ruhani: Bizim değil Türk adaletinin meselesi
kuşkusuz bu yıl Davos’un yıldızı İran’ın yeni Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani...
Bizim değil Türk adaletinin meselesi
Dün az sayıda gazeteci, onunla çok güzel bir sohbet yapma imkânı bulduk.
Hemen şunu söyleyeyim.
Ruhani, hemen hepimizi etkiledi.
İzlenimleri de yazacağım. Ama ondan once söylediği çok önemli şeyler var, onları kısa başlıklarla vereyim:
BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM DİYEREK KONUŞMAYA BAŞLADI
Ruhani konuşmasına “Bismillahirrahmanirrahim” diyerek başladı.
Buna üzerine giydiği molla kıyafeti de eklenince, bende “O da ötekilerden farklı değil” duygusu yarattı.
Ancak arkasından gelenler ve mimikler, ses tonu başlangıçtaki önyargımı değiştirdi.
İSTİKRARLI TEK BÖLGE ÜLKESİ İRAN
Teröristler bölgede hâlâ aktif. Uluslararası güç Afganistan’dan çekilince yeni sorunlar çıkacak.
Irak ve Suriye’de durum ortada.
Mısır’da ve öteki bölge ülkelerinde sorunlar devam ediyor.
Bölgede tek istikrarlı ülke İran.
İran çok etkili bir ülke olmaya devam ediyor.
SIRF KÂRI DÜŞÜNMEYİN TERÖRLE MÜCADELE EDİN
Medya terörle mücadeye katkıda bulunmalıdır.
Gazetelerin amacı sadece para kazanmak olmamalı. Bütün dünyayı etkileyen bu sorunla mücadeleye katkıda bulunmalı.
CENEVRE’DE OLMASAK DA ÇALIŞMAYA DEVAM EDECEĞİZ
Cenevre’de yapılan Suriye görüşmelerinde yer almasak da, insanların ölmemesi için çalışmaya devam edeceğiz.
Son ve kalıcı çözüm ancak görüşmeler sayesinde olabilir.
Ondan sonra serbest seçimler yapılmalı.
NÜKLEER PROGRAMDA HİÇBİR ŞEYİ SAKLAMIYORUZ
Nükleer çalışmalarda hiçbir şeyi saklamıyoruz.
Kapımız herkese açık. Ne yaptığımız kameralarla kontrol ediliyor.
Çünkü her ülkenin orada ne olup bittiğini bilme hakkı vardır. Bütün dünyaya faaliyetimizin barışçıl amaçlarla olduğunu ispat etmek
istiyoruz.
BUNCA GAZ VE PETROLÜMÜZ VAR, NİYE BİR DE NÜKLEER İSTİYORUZ
Bize, “Dünyanın bir numaralı gaz, üç numaralı petrol üreticisisiniz. Niye bir de nükleer enerji istiyorsunuz” diye soruyorlar.
Unutmayın ki, biz aynı zamanda enerji de tüketiyoruz. Her gün İran’da 1 milyon metreküp gaz kullanıyoruz.
Altyapı projelerimizi gerçekleştirmek için dövize ihtiyacımız var.
Bunu da gaz ve petrol satarak elde ediyoruz.
Ayrıca dünyada kim bir-iki kaynağa mahkûm olmak ister.
NÜKLEERDEN ÖNEMLİSİ GÜVEN TESİS ETMEKTİR
Amerika ile ilişkilerimizde iki nokta önemli.
Bir: Nükleer konuda bir anlaşmaya ulaşmak.
Ama bana göre bundan da önemlisi ülkelerimiz arasında “güven” iklimini oluşturmaktır.
Bu psikolojiyi sağlayabilirsek, bundan sonra birlikte çok daha önemli şeyler yapabiliriz.
Terörle birlikte mücadele ederiz.
ESAD’IN GELECEĞİNİ KONUŞMADAN ÖNCE
Bana, “Esad’sız bir çözüm için ne düşündüğümü” soruyorlar
Cevabım şu:
“Çok büyük bir stratejik hata yapıyorsunuz.”
Orada geçiş dönemini konuşmadan önce halledilmesi gereken çok önemli bir
tehlike var.
Hepimiz önce terörü bu ülkeden nasıl çıkarabiliriz onu düşünmeliyiz.
ÖNCE TV SEYREDİYOR DİYE KAFA KESENLERE BAKALIM
Suriye’de birtakım insanlar, sırf sakalı yok diye insanların kafasını kesiyor.
Televizyon seyrediyor diye kafalarını kesiyor, öldürüyor.
Kim bu fanatik ve karanlık teröristlerle birlikte yaşayabilir.
Önce bunları nasıl Suriye dışına çıkarırız onu konuşalım.
Bu teröristler sadece Suriye’nin başına sorun değil. Dünyanın birçok başka ülkesi için de tehdit oluşturuyor.
BU ADAMLARI ORADAN KİM ÇIKARACAK
Soruyorum: Bu adamları oradan kim çıkaracak.
Suriye hükümeti ve ordusu değil mi.
Önce terörü Suriye’den çıkaralım.
Bunu yapacak onlardan başka güç yok.
Sonra kim kalacak, kim gidecek o konuşulur.
Halk kimi isterse onu seçer.
Bizim için hepsi mümkün.
MOLLALAR DAHA FAZLASINI YAPMASINA İZİN VERİR Mİ
İran Yüksek Konseyi daha ileri reformlar yapmamıza izin verir mi sorusuna cevap: İran Anayasası’nda kuvvetler ayrımı var.
Dış politikayı tayin etme hakkı hükümetin.
İnsanlar bana, daha ılımlı bir politika ve reformlar için oy verdi.
Tabii ki sertlik yanlıları da var.
Ama reformları yapacak gücümüz var.
Benim Davos’ta olmam, bütün bunların işareti değil mi...
İSFAHAN’DA KURUYAN NEHİR YENİDEN AKACAK
İsfahan’da kuruyan nehir hepimizi üzüyor. Sular İdaresi ile sürekli toplantı yapıyoruz.
İnşallah bir çözüm bulacağız ve nehir geri gelecek, İsfahan’da sular yeniden akmaya başlayacak.
İzliyoruz ama bizi ilgilendiren bir tarafı yok
TAHMİN edeceğiniz gibi Türkiye ile ilgili soruyu ben sordum.
Hatta soruyu biraz uzun tuttuğum için moderatör beni uyardı.
Sorum şuydu:
Başbakan Erdoğan İran’ı ziyaret edecek. Bölgedeki tek istikrarlı ülke İran dediniz. Türkiye ile ilişkileri nasıl görüyorsunuz?
RUHANİ: “Türkiye çok önemli bir ülke. İlişkilerimiz iyi. Dışişleri bakanlarımız görüştü.
Ekselansları Erdoğan’la da birbirimizin gözüne bakarak meseleleri açık yüreklilikle konuşacağız.”
Suriye konusundaki görüş ayrılıklarınız ilişkileri etkiliyor mu?
RUHANİ: “Suriye konusunda farklı görüşlere sahip olmamız, bu konuyu konuşmamıza engel değil. İlişkilerimiz daha da iyiye gidiyor.”
Türkiye’de dört bakanın adının karıştığı bir yolsuzluk meselesi var. Soruşturmaya İran asıllı Reza Zarrab ile İran vatandaşı
Babek Zencani’nin adları da karıştı. Bu olayı izliyor musunuz? İran da da bir inceleme yapılıyor mu?
RUHANİ: “Bu konu Türkiye’nin iç meselesi. Mesele bizim değil, Türk adaletinin meselesi. Evet izliyoruz ama bizi ilgilendiren bir tarafı
yok.”
Tweet’lerimi kendim yazmıyorum
İRAN Cumhurbaşkanı Twitter’ı çok yoğun kullanıyor.
Ancak attığı tweet’ler, dün bize yaptığı konuşmanın yanında çok sönük ve haddinden fazla resmi.
Kendisine bu tweet’leri kendisinin yazıp yazmadığını soruyoruz.
Hayır, onun adına başkaları yazıyormuş Ancak yüzüne kondurduğu mütebessim ifadeden, bu tweet’lerin aşırı resmiyetinden kendisinin de memnun olmadığı hissine kapılıyoruz.
Off the record son dakikada kalktı
SOHBET off the record olarak planlanmıştı.
Ancak İran Cumhurbaşkanı’nın çok açık konuşması, gazetecileri heyecanlandırdı.
Bild Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni “Teknik bir sorunumuz var” derken sözünü USA Today Genel Yayın Yönetmeni tamamladı:
Bunları yazabilir miyiz?
Ruhani kısa bir süre duraksadı, sonra yazabileceğimizi söyledi.
Medyanın ünlü isimleri oradaydı
TOPLANTI, “Dünya Ekonomik Forumu” tarafından seçilen “100 en etkili medya mensubu” çerçevesinde düzenlendi.
Katılanların bazıları şunlardı:
New York Times yazarı Thomas Friedman, Washington Post Editörü Elizabeth Weymouth, Washington Post Genel Yayın
Yönetmeni Martin Baron, Le Monde’un editoryal direktörü Sylvia Kauffmann, Financial Times editorü Lionel Barber,
Reuters Başkanı Steve Adler.
Tabii ki, ben ve bir de benim Ruhani ile fotoğrafımı çeken Kai Diekmann...
Parmağında sarı taşlı gümüş yüzük var
İRAN Cumhurbaşkanı Ruhani ile ilgili gözlemlerim de şöyle:
Parmağında bir yüzük var. Gümüş, sarı taşlı.
Sorular İngilizce soruldu. Ruhani’nin kulağında kulaklık yoktu. Yani simültane çeviriyi dinlemedi.
Ancak kritik bir-iki soruda yardımcısı kulağına eğilip Farsça çeviri yaptı.
En çok dikkatimizi çeken özellkilerinden biri, İsrail ile ilgili soruya verdiği cevaptı.
Kullandığı kelimelerde hiç “öldürme”, “kanlı”, “Siyonist” gibi kavramlar kullanmadı. Sesinin tonu ve üslubu Başbakan Erdoğan’ın
“One minüt” üslubundan çok daha yumuşaktı.
Çok güler yüzlü. Benimle fotoğraf çektirirken neredeyse kahkaha atacaktı. Espri yapmayı seviyor.
Türkiye ve Erdoğan hakkında konuşurken çok dikkatliydi. Bu ziyarete önem verdiği belli oluyordu.
Ertuğrul ÖZKÖK hürriyet
İran Cenevre-2 Konferansı ile ilgili görüşünü açıkladı
Bismillahirrahmanirrahim.
İran İslam Cumhuriyeti Dışişleri Bakanlığının Cenevre-2 Konferansı ile ilgili yayımladığı açıklama:
İran İslam Cumhuriyeti Dışişleri Bakanlığı, yayımladığı bir bildiri ile İran’ın Suriye konusundaki Cenevre-2 Konferansı karşısındaki tutumunu açıkladı.
İran İslam Cumhuriyeti Suriye’deki terörist gruplanın varlığından ciddi kaygı ve endişe duymakta, Suriye ile ilgili bölgesel ve uluslar arası düzeyde atılacak her türlü adımın öncelikle terörizmle mücadele esasına dayanması gerektiğine inanmaktadır. Nitekim, Cenevre Konferansı'nın düzenlenmesinin gerekliliği ve doğruluğu da , Suriye'de terörün durdurulması için ciddi çözüm arayışlarıyla kanıtlanabilir. Suriye'de terörizmin büyümesi tüm bölge ve bölge ötesi ülkeleri tehdit eden bir tehlikedir. Teröristlerin Suriye vatandaşlarına karşı işlediği cinayetler gerçekte insanlık aleyhinde işlenmiş cinayetlerdir ve teröristlere verdikleri destekle bu durumun sorumlusu onların, Suriye'ye silah ve silahlı güç göndermeyi kesme konusundaki taahhütlerini yerine getirmeleri gerekmektedir.
Kuşkusuz her demokratik yöntemin ölçüsü, güvenilir seçim mekanizması yoluyla Suriye halkının oyları olmalıdır. Her türlü siyasi çözüm yolunun güvence altına alınması, Suriye halkının oylarına saygı duymaktır, Suriye halkının iradesine dış irade dayatılması çözüm surecinin çıkmaza girmesiyle sonuçlanacaktır.
Suriye'de yaşanan insanlık dramından son derece kaygı ve endişe duyan İran İslam Cumhuriyeti, ekonomik abluka ve terörist grupların eylemlerini bu durumun önemli bir unsuru olarak görmekte ve tekfiri gruplanın Suriye'de insanlık dışı bir durum yaratmasını ve bu grupların halen dışarıdan desteklenmesini teessüfle karşılamaktadır.
İran İslam Cumhuriyeti, Suriye krizinin tek çözüm yolu olarak Suriye'deki tüm kesimleri kapsayan müzakere ve diyaloga dayalı siyasi çözüm yolunu benimsemekte ve bugünkü vaziyetin içinden çıkılabilmesi için tüm muhalif grupların, Suriye hükümet temsilcilerinin ve içerde sosyal üsse sahip Suriye halkından temsilcilerin yer alacağı bir milli uzlaşı komitesinin şekillenmesinin zaruri olduğuna inanmaktadır. Açıktır ki, Suriye'nin siyasi rejiminin geleceği milli uzlaşı komitesinin kendi içinde sağlayacağı uzlaşma ile çizilebilecektir.. Bu bağlamda, İran İslam Cumhuriyeti, Suriye halkının isteği ve haklarına dayalı gerçekçi bir plana sahip olup, bu konudaki gerçekçi yaklaşım, etkili ve yapıcı çabalara katkı sağlamaya her zaman hazırdır.
İran İslam Cumhuriyeti, Cenevre-2 Konferansına katılma konusunda başından beri açık, net ve kararlı bir tutum sergilemiş, konferansa on koşulsuz olarak katılacağını sürekli belirtmiştir. Bu çerçevede ve Suriye krizine siyasi çözüm yolu bulunmasına katkı sağlamak amacıyla İran İslam Cumhuriyeti, Birlemiş Milletler Genel Sekreteri'nin davetine olumlu yanıt vermiş; ancak bazı taraflar baskı uygulamak ve kendi tutumlarında ısrar etmek suretiyle bu duruma engel olmuşlardır. Terörist hamisi bazı tarafların konferansa davet edildiği halde terörizmle mücadele çizgisinde bulunan İran İslam Cumhuriyeti’nin ön koşullu olarak konferansa davet edilmesi teessüfle karşılanmıştır.
İran İslam Cumhuriyeti
Büyükelçiliği Ankara
Cenevre-2 ile barış ve demokrasi gelecek mi?
Barışa giden yol olarak gösterilen Cenevre görüşmelerinin ikincisi olaylı bir şekilde başladı.
Toplantının organizesinde söz sahibi olan Rusya, Suriye’de gerçek barış için mesajlar verirken, Rusya’nın zoru ile konferansta yer alan ABD, açılış konuşmalarında, Esad’ın olmayacağı bir Suriye’yi gündem etti.
Gerçekten barış konusunda samimi iseler, halkı tarafından seçilen bir lidere saygı duymaları, demokrasinin ve barışın temeli değil midir?
39 ülkenin dışişleri bakanlarının toplandığı salonda, Suriye Dışişleri Bakanı Muallim, direkt olarak Türkiye’yi suçlayan açıklamalarda bulunarak, “Eğer Erdoğan Hükümeti olmasaydı bunların hiç biri olmayabilirdi. Bu hükümet teröristlerin topraklarında barınmasına izin verdi, onları silahlandırdı ve eğitip Suriye’ye yolladı” şeklinde konuştu.
Açıklama, Sünni Türkiye’nin Suriye tarafından “terörist devlet” olarak ilanıdır.
Cenevre’de işgali setredecek bir masa başı planı hayata geçirilmeye çalışılırken, Suriye topraklarında Suriye Kürdistanı kuruldu bile…
İki gün önce Suriye Kürdistanı özerkliğini ilan etti.
Esad’ın seçimle cumhurbaşkanı olmasının bir önemi yok, meşru Esad’ın halkına sahip çıkması suç, meşru Esad’ın topraklarını müdafaası kabul edilemez ama muhaliflerin işgal saldırılarının, otorite boşluğundan istifade edenlerin özerklik ilan etmelerinin eleştirilmesi dahi söz konusu yapılmamakta.
Batının demokrasi anlayışının sadece menfaatlerinin devamı için olduğunun altını her zaman çiziyoruz.
Öyleyse menfaatlerin çatıştığı anda Türkiye’ye de aynı demokrasi kıstasının uygulanacağı hatırdan çıkarılmamalıdır.
Teröriste destek veren, yardım eden bir ülkenin sizce meşruluğu kalmış mıdır?
Ya da aynı tehlike başına geldiğinde, farklı bir muamele bekleme hakkı olur mu?
Cenevre-2’de eğer Suriyeli yetkililer, “Suriye Kürdistanının kurulmasına sebep Türkiye’dir” derse yetkililerimiz ne cevap verecekler?
Sınırda MİT eskortu ile yakalanan silah yüklü TIR’lar sorulduğunda ne diyecekler?
Esad’ın gitmesi ya da kalması sadece halkını ilgilendiren bir konudur ama Türkiye’nin teröristlere belgelenen yardımları uluslararası bir meseledir.
Gidişata göre, Esad kalacak ama Türkiye ve Türkiyeli yetkililer, belgeli desteklerinin hesabını er ya da geç vereceklerdir…
Prof. Dr. Haydar Baş
Nükleer çalışmalarımızın durdurulmasını kabul etmedik
İran nükleer başmüzakerecisi Seyyid Abbas Arakçı, İran ve 5+1 grubu arasında yapılan anlaşma gereği her iki tarafın taahhütlerinin icrasına işaret ederek, İran’ın geriye dönüşlü olarak nükleer çalışmaların durdurulmasını hiçbir zaman kabul etmediğini belirtti.
MHA'nın bildirdiğine göre, önceki gün meclis milli güvenlik ve dış politika komisyonunda nükleer anlaşmasının icrası konusunda komisyon üyelerini bilgilendiren İran dışişleri bakan yardımcısı ve nükleer başmüzakerecisi Seyyid Abbas Arakçı, anlaşma tarflarının hiçbirisi icra anlaşmasını yayınlamadığını dile getirdi.
Irakçi’nin konuşması hususunda bilgi veren meclis milli güvenlik ve dış politika komisyonu sözcüsü, nükleer anlaşmasının icrası ülkenin üst düzey yetkililerinin bilgisi dahilinde organize edilmesi gerektiğini söyledi.
Ruhani açıkladıCenevre-2 konferansından pek ümitvar değilim
Cumhurbaşkanı Ruhani Cenevre-2 konferansının sonuca ulaşmasına pek ümitvar bakmadığını, çünkü konferansta Suriye’yi krize sürükleyen tarafların yer aldığını belirtti.
Cumhurbaşkanı Ruhani İsviçre’ye Davos zirvesine katılmak üzere Tahran’dan ayrılmadan önce yaptığı açıklamada, Davos zirvesi dünyanın en etkili oturumlarından biri oludğunu belirtti.
Ruhani, zirve İran İslam Cumhuriyeti için görüşlerini beyan etme bağlamında çok önemli olduğunu, kendisi yapacağı konuşmalarda İran’ın bölgede barış ve istikrar istediğini ve terörün kökünün kurutulmasına inandıklarını beyan edeceğini kaydetti.
Cenevre-2 konferansına da işaret eden Ruhani, konferansın sonuca ulaşmasından pek ümitvar olmadığını, çünkü konferansta Suriye’yi krize sürükleyen tarafların yer aldığını belirtti.
İran: İşkence fotoğraflarının zamanlaması manidar
İran Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Merziye Afham, Suriye'de işkence yapıldığını gösteren fotoğraflar hakkında, "Cenevre-2 Konferansı arifesinde bu tür iddiaların ortaya atılması şüphe uyandırıcı" dedi.
Basın toplantısında konuşan Afham, ‘fotoğrafların yayımlanmasının ardından İran’ın Suriye’ye yönelik tavrında değişiklik olup olmayacağına’ ilişkin soruya şu yanıtı verdi: “Bahsettiğiniz fotoğrafları görmedim. Ancak bahsettiğiniz içerikte fotoğrafların Cenevre-2 Konferansı arifesinde yayımlanması şüphe uyandırıcı. Doğruluğuna gelince, daha önce de birçok kez gündeme getirilmiş olan bu konudan Suriye hükümeti aleyhine bir atmosfer yaratılmak isteniyor olabilir. Cenevre-2 Konferansı’nın hemen öncesinde gündeme getirilmesi de doğal olarak propaganda amaçlı olduğunu düşündürüyor.”
ASILSIZ İDDİALAR YAYILIYOR
Bu tür haber ve iddiaların gerçeği yansıtmadığının defalarca kanıtlandığını ifade eden Afham, şunları kaydetti: “Suriye’de yaşananlar konusunda ortaya maalesef gerçek olmayan iddialar daha önce de ortaya atıldı. Çok sayıda Amerikalı araştırmacı dahi Suriye hükümetinin halkına karşı kimyasal silah kullandığı iddialarının gerçeği yansıtmadığı sonucuna vardı ve bunu yazdılar. Suriye hükümetinin kimyasal silah kullandığı iddiası bizzat ABD hükümeti tarafından Suriye’ye askeri müdahalede bulunabilmeleri için gerekli zemini hazırlamak üzere ortaya atılmıştı. Bazı yabancı ülkeler kendi politikalarını uygulayabilmek için bu tür asılsız iddiaları yaymaktan çekinmiyor. Suriye politikamız, diyalog ve siyasi yollarla çözüm aranması, dışarıdan askeri müdahale olmaması ve Suriye halkının kendi ülkesinin geleceği hakkında karar verme halkına saygı gösterilmesidir. Bu tür iddiaların kim tarafından ortaya atıldığının ve kaynağının göz önünde bulundurulması gerekiyor.”
FAİLLER KARŞI TARAFTI
“İsnat edilen cinayetlerin failleri, bazılarının iddia ettiklerinin aksine karşı taraftı” diyen Afham, son iddiaların da Cenevre-2 Konferansı ile bağlantılı olduğunu, konferansın etki altında bırakılmak istendiğini belirtti.
Kur’an ve Nehcul Belağa’ya Göre Peygamber Efendimizin Özellikleri
Tarihe adlarını altın harflerle yazdıran kişileri ötekilerden ayırt eden özellikleri bulunmaktadır. Peygamberler ve bütün peygamberlerin en üstünü olan peygamber efendimizin (s.a.a.) evrenselleşmiş bazı özellikleri vardır. Bu makalede Kur'an ve Nehcul Belağa’ya göre yüce İslam peygamberinin (s.a.a) birkaç özelliğine değineceğiz. Öncelikle Kur'an açısından Hz. Peygamberin (s.a.a.) bazı özelliklerine bakacağız.
1- Halktan Olması:
“O ümmiler içinde onlardan bir rasül seçmiştir.” [1] Ve “Kuşkusuz size içinizden bir rasül gelmiştir.” [2] Gibi ayetler, peygamberimizin (s.a.a.) halktan birisi olduğunu göstermektedir. Halkın itimadını ve güvenini beraberinde getiren böyle bir özelliğe ilave olarak, insanlarının sıkıntılarından haberdar olmaya ve onların hidayeti için daha çok uğraşmaya da neden olmaktadır.
2- Ümmi yani Ders Okumamış Olması:
Araf suresinin 157–158. ayetlerine ilave olarak Ankebut suresinde de şöyle buyrulmaktadır:
Sen bundan önce bir kitap okumuyordun, elinle de yazmıyordun. Öyle olsaydı o zaman iptalciler kuşkulanırlardı. [3]
Yazmak ve okumak bir üstünlük olsa da, ancak peygamberimiz (s.a.a.) hususunda ümmi olmak daha önemli bir üstünlüğe sahipti. Çünkü peygamberlik görevinin ulaştırılmasında dinin ilahi olması çok açık olmalı ve muhalifleri çaresiz bırakmalıdır.
3- Güzel Ahlak:
Şefkat, merhamet, sabır, dayanıklılık, doğruluk, güvenilirlik, cesaret ve cömertlik… gibi nitelikler onun yolunun doğru olduğunu göstermekteydi. Kur-an, bu konuda peygamberimizi (s.a.a.) şöyle tanıtmaktadır:
Kuşkusuz sen büyük bir ahlak üzeresin. [4]
Peygamberimizin (s.a.a.) güzel ahlaklı olması, Arabistan yarım adasında çok etkili olmuştu. Onlar onu incitiyorlar, ancak o onlara öğüt veriyordu. Onlar onun mübarek başına kül döküyorlar, o onlar için üzülüyordu.
4- Muhabbet ve Yumuşak Kalplilik:
Kur-an’ı kerim, peygamberimizin (s.a.a.) yumuşak kalpliliği konusunda şöyle buyurmaktadır:
Allah’ın rahmeti nedeniyle, sen onlara yumuşak davrandın. Eğer kaba, katı yürekli olsaydın, çevrenden dağılır giderlerdi. [5]
Bu ayet, peygamberimizin (s.a.a.) uhud savaşındaki muhalifleri ve savaştan kaçanları bağışlamasıyla ilgili olarak nazil olmuştur. Ancak genel olarak peygamberimizin (s.a.a.) sahip olduğu yumuşak kalpliliği de açıklamaktadır.
5- Sıkıntı ve Meşakkat Görmüş Olması:
Zuha suresinde şöyle buyrulmaktadır;
O seni yetim bulup barındırmadı mı? Seni şaşırmış bulup yola iletmedi mi? Seni fakir bulup zengin etmedi mi?
Sıkıntı çekmiş bir önder, toplumun yönetimi konusundaki öncelikli ihtiyaçları da tespit eder. Temel sorunların giderilmesiyle ilgilenir.
6- Doğru Yola İletmek İçin Hırslı Olması:
İlahi önderlerin tamamı, insanların doğru yoldan sapmış olmalarından dolayı çok sıkıntı çekmişlerdir. Ancak peygamberimiz (s.a.a.) kendisini tehlikeye atacak derecede üzülmekteydi. Kehf suresi peygamberimizin (s.a.a.) durumu şöyle nitelendirmektedir:
Herhalde sen, onlar bu söze iman etmiyorlar diye üzüntüden kendini helak edeceksin. [6]
Başka bir ayette de şöyle buyrulmaktadır:
Herhalde sen, iman etmiyorlar diye neredeyse kendini helak edeceksin. [7]
Müfessirlerin bir kısmı yukarıdaki ayetin iniş nedeniyle ilgili olarak şöyle söylemişlerdir:
Peygamberimiz (s.a.a.) Mekke halkını defalarca tevhide davet etmişti. Ancak onlar iman etmemişlerdi. Bundan dolayı peygamberimizin (s.a.a.) mübarek yüzlerinde rahatsızlık izleri belirmişti. [8]
Hz. Ali’ye (a.) Göre Peygamberimizin (s.a.a.) Özellikleri
1- Rahmet:
Müminlerin Emiri Ali (a.) peygamberimizin (s.a.a.) özelliklerini açıkladıktan sonra şöyle buyurmaktadır:
Ahlak bakımından, bütün temizlerden daha temiz ve cömertlik bakımından herkesten daha sürekli idi. [9]
2- Gönül Doktoru:
Peygamberimiz (s.a.a.) insanların manevi hastalıkların tedavisi konusunda doktorluk görevini de yerine getirmekteydi. Kuşkusuz hastanın kendisine gelmesini bekleyen bir doktor olarak değil. Tam tersine onların ayağına gidiyordu. Tedavi iki şekildeydi; Merheme ihtiyacı olan tedavi ve dağlamaya ihtiyacı olan tedavi. Bu konuda Ali (a.) peygamberimizi (s.a.a.) şöyle nitelendirmektedir:
O, tıbbiyle sürekli hastaların etrafında dönen bir doktordu. Gerekli olan yerler için merhemlerini güzelce hazırlardı. Yaralı bölgeleri dağlamak için malzemelerini eritmişti. Kendi ilaçlarıyla şuursuz kalpler, sağır kulaklar, tat diller, unutulmuş hastalar ve avareler peşindeydi. [10]
3- Dünyaya Önem Vermeyişi:
Hz. Ali (a.s) başka bir hutbede de peygamberimizin (s.a.a.) dünyaya ilgisizliğini şöyle açıklamaktadır:
O dünyayı çok değersiz buluyordu. Başkalarının gözünde de küçük göstermeye çalışıyordu. Onu aşağı ve rezil olarak değerlendiriyor ve başkalarının yanında da horluyordu.
Hz. Ali (a.s) devamında şöyle buyurdu:
O bütün kalbiyle ve ruhuyla dünyadan yüz çevirmişti. [11]
Hz. Ali (a.) peygamberimizin (s.a.a.) dünya ile vedalaşmasını şöyle nitelendirmektedir:
O dünyadan aç bir karınla gitmiştir. Huzur dolu bir kalp ile ahirete girmiştir. Yolunda gittiği süre içinde taş üstüne taş koymamış ve böylece rabbinin davetine icabet etmiştir.(yani kendisi için ev ya da bina gibi bir şey yapmamıştır.) [12]
4- Alçak Gönüllü Olması:
Hz. Ali (a.s) şöyle buyurmaktadır;
Peygamberimiz (s.a.a.) halısız yere otururdu. Kölelerin oturduğu gibi oturur ve tevazulu olarak yemek yerdi. Kendi elleriyle elbiselerini ve ayakkabılarını yamardı. Bineğe eyersiz binerdi. Hatta arkasına da birini bindirirdi. Odasında üzerinde resim bulunan bir perde görünce eşine seslenerek şöyle buyurdu;
Onu benden gizleyin. Çünkü onu gördüğüm zaman dünyayı ve onun gelip geçici dış görünüşünü hatırlıyorum. [13]
-------------------------------------------------------------------------------
[1] Cuma: 2
[2] Al-i İmran: 164, Tövbe: 128
[3] Ankebut: 48
[4] Kalem:4
[5] Al-i İmran:159
[6] Kehf:6
[7] Şuara:3
[8] Tefsiri Numune: C.15,S.185
[9] Nehcul Belağa: Hutbe-i 105
[10] Nehcul Belağa: Hutbe-i 109
[11] Nehcul Belağa: Hutbe-i 109
[12] Nehcul Belağa: 160
[13] Nehcul Belağa: 160




















