کارگر
Sadece Son Birkaç Günde Türkiye’den İsrail’e Katliam Taşıyan Gemiler
Türkiye, İsrail’le ticareti sonlandırdığı yönünde açıklamalar yapmasına rağmen İsrail’in Ashdod Limanı’na ilişkin son veriler ticaretin utanç verici biçimde devam ettiğini gözler önüne seriyor. Her gün Ashdod’a yanaşan, Türk limanlarından doğrudan çıkan veya Türk şirketlerine ait gemiler İsrail’in savaş makinesine adeta lojistik destek sağlıyor. Üstelik bu veriler yalnızca İsrail’in tek bir limanına, Ashdod’a ve o limana yaklaşan son 50 gemiden ibaret. Aşağıdaki liste sadece son birkaç günde İsrail’in Aşdod Limanına giden veya oradan Türk limanlarına gelen gemilerdir. Hayfa ve diğer İsrail limanlarını da hesaba kattığımızda bu trafiğin toplamı çok daha büyük bir lojistik ağ anlamına geliyor.
Bu, sadece ekonomik bir mesele değil; Türkiye’nin Filistin davasına sözde sahip çıkarken fiiliyatta İsrail’e nefes aldıran bir konumda olması anlamına geliyor. Gemilerin bu yoğun seferleri “ticaret durmuş” söyleminin içinin boş olduğunu kanıtlıyor. Türkiye’nin bu gemileri neden engellemediği, bu trafiğin neden devam ettiği artık kamuoyunda en temel sorulardan biri haline gelmiş durumda.
İsrail’in Aşdod Limanına gelen, giden veya limanda demirleyen son 50 gemiye ait veriler şunlar.
GOLD LUCKY isimli Kamerun bandıralı kargo gemisi şu anda İsrail’in Aşdod limanında demirli. Aliağa’daki Nemrut limanından gelmiş bu gemi. 6 Eylül’de Türkiye’den ayrılmış ve Türkiye’den direkt İsrail’e gitmiş ve daha acısı bu geminin 20 Eylül’de İzmit limanında olması bekleniyor. Yani hem Türkiye’den İsrail’e gitmiş hem de şimdi İsrail’den Türkiye’ye gelmesi bekleniyor.
ITAL WAY isimli İtalya bandıralı kargo gemisi şu anda İsrail’in Aşdod limanında demirli. Acı olan şu, bu gemi adeta Türk limanlarını geze geze Aşdod’a gelmiş. 13 ve 14 Eylül tarihlerinde Mersin ve İskenderun Limanlarına uğramış, sonra İsrail’e gelmiş. Türkiye’den direkt İsrail’e gitmiş ve İsrail – Türkiye arasında çalışıyor.
AGRAFENA isimli Panama bandıralı kargo gemisi şu anda İsrail’in Aşdod limanında demirli. İstanbul’dan gelmiş bu gemi. Türkiye’den direkt İsrail’e gitmiş.
SAHIN 2 isimli Vanuatu bandıralı kargo gemisi şu anda İsrail’in Aşdod limanında demirli. Vanuatu yazdığıma bakmayın, resmiyette böyle. Bildiğin Türk gemisi bu. Zaten geminin üstünde de araştırdım Karadeniz yazıyor. Aliağa’daki Nemrut limanından gelmiş bu gemi. Türkiye’den direkt İsrail’e gitmiş.
GN DENIZCILIK VE ACENTELIK LTD şirketine ait AYŞE HANIM isimli kargo gemisi şu anda Aşdod limanında.
NECO K isimli Panama bandıralı kargo gemisi şu anda İsrail’in Aşdod limanında demirli. İstanbul’dan gelmiş bu gemi. Türkiye’den direkt İsrail’e gitmiş.
MEDKON MERSIN isimli Panama bandıralı kargo gemisi şu anda İsrail’in Aşdod limanında demirli. Panama yazdığıma bakmayın, resmiyette böyle. Bildiğin Türk gemisi bu. Zaten geminin üstünde de araştırdım MERSİN yazıyor. Mersin limanından gelmiş bu gemi. Türkiye’den direkt İsrail’e gitmiş ve İsrail – Türkiye arasında çalışıyor.
FORMENTERA isimli Panama bandıralı kargo gemisi şu anda İsrail’in Aşdod limanında demirli. Gemi Tuzla limanından gelmiş. Türkiye’den direkt İsrail’e gitmiş.
NAVIN HARRIER isimli Marshall Adaları bandıralı kargo gemisi şu anda İsrail’in Aşdod limanında demirli. Gemi İskenderun limanına uğramış.
AŞDOD LİMANINA DEMİRLİ GEMİLER
CHEMICAL MARINER isimli Malta bandıralı Kimyasal/Petrol Ürünleri Tankeri gemisi şu anda İsrail’in Aşdod limanında demirli. Türkiye’de Ceyhan ve Toros Gubre Terminal limanından geçmiş bu gemi. Türkiye’den direkt İsrail’e gitmiş.
BEGONYA S isimli Liberya bandıralı kargo gemisi şu anda İsrail’in Aşdod limanında demirli. Türkiye’de hem İstanbul’dan hem de Gemlik limanından geçmiş bu gemi. Türkiye’den direkt İsrail’e gitmiş
MIKE THOMAS isimli Portekiz bandıralı kargo gemisi şu anda İsrail’in Aşdod limanında demirli. İstanbul’dan geçmiş bu gemi.
ARXAGELOS isimli Liberya bandıralı kargo gemisi şu anda İsrail’in Aşdod limanında demirli. Türkiye’de hem İstanbul’dan hem de İçdaş’ın limanından geçmiş bu gemi.
PARDUS isimli Barbados bandıralı kargo gemisi şu anda İsrail’in Aşdod limanında demirli. İskenderun’dan geçmiş bu gemi.
GAIA isimli Palau bandıralı yük gemisi şu anda İsrail’in Aşdod limanında demirli. Mersin’den gitmiş bu gemi.
Şu anda Aşdod limanında bekleyen İsrail’in ufak gemileri hariç 22 gemiden maalesef 6 tanesi Türkiye bağlantılı. İsrail’in sadece 1 limanından bahsediyorum/musafauzun/milligazete
İİT ve Arap Ligi’nden İsrail’in Katar Saldırısına Ortak Kınama
Katar’ın başkenti Doha’da toplanan İslam İşbirliği Teşkilatı (İİT) ve Arap Ligi Olağanüstü Ortak Zirvesi, İsrail’in Katar’a yönelik saldırısını kınadı.
Zirve sonunda yayımlanan bildiride, saldırının uluslararası hukukun açık ihlali olduğu vurgulanarak, “Kardeş Katar Devleti ile mutlak dayanışma içindeyiz” denildi.
Katar Emiri Şeyh Tamim bin Hamad El Thani’nin ev sahipliğinde düzenlenen zirveye Arap ve İslam ülkelerinin devlet ve hükümet başkanları katıldı. Bildiride, 9 Eylül’de Doha’da sivilleri hedef alan saldırının “bölgesel barışa yönelik ciddi bir tehdit” olduğu ifade edildi.
Bildiride şu ifadeler yer alıyor:
“Katar Devleti’ne Yönelik İsrail Saldırısını Görüşmek Üzere Düzenlenen İslam İşbirliği Teşkilatı-Arap Ligi Olağanüstü Ortak Zirvesi tarafından Yayımlanan Bildiri Doha, 15 Eylül 2025 Bizler, Arap Ligi ve İslam İşbirliği Teşkilatı Devlet ve Hükümetlerinin liderleri, miladi 15 Eylül 2025 tarihine karşılık gelen bugün, Pazartesi, Hicri 1447 yılının Rebi’ül-Evvel ayının 22. günü, Katar’ın başkenti Doha’da, Katar Devleti Emiri Şeyh Tamim bin Hamad El Thani’nin nazik davetine icabet ederek, Ekselanslarının başkanlığında, Katar Devleti’ne yönelik İsrail saldırısını görüşmek ve bu saldırıyı topyekûn bir şekilde kınadığımızı ve kardeş Katar Devleti ile tam dayanışma içinde olduğumuzu ifade etmek üzere bir araya geldik.
Katar Devleti Emiri Şeyh Tamim bin Hamad El Thani’ye cömert konukseverliği için, kardeş ülke Katar’a ise bu mükemmel organizasyon için en derin teşekkürlerimizi ve şükranlarımızı sunarız. Arap Ligi ve İslam İşbirliği Teşkilatı Şartları ilkelerinin rehberliğinde, Birleşmiş Milletler Şartı’nın temel ilkelerini, özellikle herhangi bir devletin toprak bütünlüğüne veya siyasi bağımsızlığına karşı güç kullanımını veya güç kullanma tehdidini yasaklayan 2(4) sayılı maddesini hatırlatarak,
İslam İşbirliği Teşkilatı ve Arap Ligi tarafından son yıllarda üye devletlere yönelik saldırıları reddeden ve dış tehditler karşısında Arap-İslam dayanışması ile Arap ve İslam devletlerinin güvenliğine bağlılık taahhüdünü içeren tüm ilgili kararları, Filistin meselesiyle ilgili kararlar da dahil olmak üzere, hatırlatarak,
Arap Birliği ve İslam İşbirliği Teşkilatı’nın tüm üye devletlerinin egemenliğine, bağımsızlığına ve güvenliğine olan sarsılmaz bağlılığımızı yeniden teyit ederek ve ortak güvenliğimizi savunmak için bu saldırıya karşılık vermek için ortak vazifemizi hatırlatarak, devletlerimizin güvenliğine yönelik her türlü tehdidi kategorik olarak reddettiğimizi teyit eder ve güvenlik ve istikrarlarını tehdit edebilecek her türlü duruma karşı mutlak ve sarsılmaz dayanışmamızı teyit ederek onları hedef alan her türlü saldırıyı şiddetle kınarız. İsrail’in saldırısının uluslararası barış ve güvenliği ihlal eden bir eylem olarak oy birliğiyle kınandığı 11 Eylül 2025 tarihindeki acil Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi toplantısını hatırlatarak, saldırıyı kınayan, Katar Devleti ile dayanışma ifade eden ve Mısır ve Amerika Birleşik Devletleri ile birlikte bölgedeki arabuluculuk çabalarında Katar’ın oynamaya devam ettiği hayati rolü destekleyen ve Birleşmiş Milletler Şartı ilkelerine uygun olarak Katar Devleti’nin egemenliğine ve toprak bütünlüğüne saygı duyulduğunu teyit eden Konsey’in basın açıklamasını memnuniyetle karşılarız.
Uluslararası hesap verebilirliğin olmaması ve uluslararası toplumun İsrail’in yinelenen ihlallerine karşı sessiz kalmasının, saldırganlığı ve uluslararası hukuk ile uluslararası meşruiyeti açıkça ihlal etme konusunda İsrail’i ısrarcı olmaya teşvik ettiğini teyit ediyoruz. Bu durum, cezasızlık politikasını kalıcılaştırmakta, uluslararası adalet sistemini zayıflatmakta ve kurallara dayalı küresel düzeni tehlikeye atarak bölgesel ve uluslararası barış ve güvenliğe doğrudan bir tehdit oluşturmaktadır.
Gayri resmi çeviri 2 Kardeş Katar Devleti’ne, güvenliğine, istikrarına, egemenliğine ve vatandaşlarının güvenliğine mutlak desteğimizi teyit ederken, egemenliğine açık bir ihlal, uluslararası hukuka apaçık bir aykırılık ve bölgesel barış ve güvenliğe ciddi bir tehdit olarak gördüğümüz bu saldırganlığı göğüslemesinde Katar Devleti’ne ortak desteğimizi ifade ederiz. Zirve’de aşağıdaki kararları almış bulunuyoruz:
1- İsrail’in kardeş Katar Devleti’ne yönelik vahşi saldırganlığını ve soykırım suçu, etnik temizlik, açlık çektirme, abluka, yerleşim faaliyetleri ve yayılmacı politikalar dahil olmak üzere İsrail’in saldırgan uygulamalarının devam ettiğini vurgulamak ve bunların bölgede barış ve barış içinde bir arada var olma ihtimallerini zedelediğini belirtiriz.
2- 9 Eylül 2025 tarihinde İsrail’in Katar’ın başkenti Doha’da bir yerleşim bölgesine düzenlediği korkakça ve yasadışı saldırıyı en şiddetli şekilde kınarız. Saldırı, Devlet tarafından Katar Devleti’nin çok yönlü arabuluculuk çabalarının bir parçası olarak müzakere heyetlerini ağırlamak üzere tahsis edilen konut binalarının yanı sıra birkaç okul, kreş ve diplomatik misyonu da hedef almıştır. Bu saldırı, bir Katar vatandaşı da dahil olmak üzere şehitlerin verilmesine ve çok sayıda sivilin yaralanmasına neden olmuştur. Bu saldırı, Birleşmiş Milletler üyesi olan bir Arap ve İslam devletine karşı açık bir saldırıdır. Bu saldırı, İsrail hükümetinin aşırıcı düşmanlığını ortaya koyan ve bölgesel ve uluslararası güvenlik ve barışı tehdit eden suç siciline bir yenisini ekleyen tehlikeli bir tırmanmayı işaret etmektedir.
3- Bu saldırıya karşı Katar Devleti ile mutlak dayanışma içinde olduğumuzu ve bu saldırının tüm Arap ve İslam devletlerine yönelik bir saldırı olduğunu teyit eder ve kardeş Katar Devleti’nin, Birleşmiş Milletler Şartı uyarınca, bu hain İsrail saldırısına yanıt vermek, güvenliğini, egemenliğini, istikrarını ve vatandaşları ile sakinlerinin güvenliğini korumak için attığı tüm adımlarda ve aldığı tüm önlemlerde yanında olduğumuzu ifade ederiz.
4- Ateşkesin sağlanması, Gazze’deki savaşın sona erdirilmesi ve rehineler ile tutukluların serbest bırakılması için kilit arabulucu görevi gören bir devlet olan Katar’ın topraklarına yönelik bu saldırının, tehlikeli bir tırmanma olduğunu ve barışı yeniden tesis etmeye yönelik diplomatik çabaların baltalanması anlamına geldiğini teyit ederiz. Tarafsız bir arabuluculuk mekanına yönelik bu tür bir saldırganlığın, Katar Devleti’nin egemenliğini ihlal etmekle kalmayıp, uluslararası arabuluculuk ve barış sağlama süreçlerini de baltalamakta ve İsrail bu saldırganlığın tüm sonuçlarını üstlenmektedir.
5- Katar Devleti’nin bu hain saldırıya karşı sergilediği medeni, bilge ve sorumlu tutumu, uluslararası hukuk hükümlerine olan sarsılmaz bağlılığını ve egemenliği ile güvenliğini korumak ve haklarını tüm meşru yollarla savunmak konusundaki kararlılığını takdirle karşılıyoruz.
6- Gazze Şeridi’ne yönelik saldırıları durdurmak için başta Katar Devleti, Mısır Arap Cumhuriyeti ve Amerika Birleşik Devletleri olmak üzere arabulucu rolü üstlenen devletlerin çabalarını destekleriz. Bu bağlamda, Katar Devleti’nin oynadığı yapıcı rolü, Gayri resmi çeviri 3 övgüye değer arabuluculuk çabalarını ve bunların güvenlik, istikrar ve barışın tesisine yönelik çabaları desteklemedeki olumlu etkisini vurgularız. Katar Devleti’nin bölgesel ve uluslararası düzeyde, özellikle gelişmekte olan ve yoksul ülkelerde insani yardım ve eğitim desteği alanlarında üstlendiği çeşitli girişimleri takdir eder ve böylece bölgesel ve uluslararası düzeyde barış ve kalkınma için aktif ve destekleyici bir taraf olarak konumunu güçlendirdiğini takdir ederiz.
7- Bu saldırının, herhangi bir bahaneyle meşrulaştırma girişiminin uluslararası hukuku ve Birleşmiş Milletler Şartı’nı açıkça ihlal ettiğini vurgularken, bu girişimleri kesinlikle reddettiğimizi kaydederiz. Bu saldırı, Gazze Şeridi’ne yönelik saldırıyı durdurmak ve işgali sona erdiren, Filistin halkının acılarına son veren ve onların meşru ve vazgeçilmez haklarını koruyan adil ve kapsamlı bir siyasi çözüme ulaşmak için yapılan ciddi çabaları boşa çıkarmak amacıyla mevcut çabaları ve arabuluculuk girişimlerini doğrudan baltalamayı amaçlamaktadır.
8- İsrail’in Katar Devleti’ni veya herhangi bir Arap ya da İslam ülkesini tekrar hedef alabileceği yönündeki tekrarlanan tehditlerini tamamen ve kesin olarak reddederiz. Bu tehditleri, uluslararası barış ve güvenliği tehdit eden bir provokasyon ve tehlikeli bir tırmanma olarak değerlendiriyoruz. Uluslararası toplumu, bu tehditleri en güçlü şekilde kınamaya ve bunları durdurmak için caydırıcı önlemler almaya çağırıyoruz.
9- Arap Ligi Konseyi’nin Bakanlar düzeyinde “Bölgede Güvenlik ve İşbirliği için Ortak Vizyon” konulu kararını yayınlamasını memnuniyetle karşılıyor ve bu bağlamda kolektif güvenlik ve Arap ve İslam ülkelerinin ortak kaderi kavramını, uyum ve ortak zorluklar ve tehditlerle mücadele gerekliliğini ve bunun için gerekli yürütme mekanizmalarının geliştirilmeye başlanmasının önemini vurgular, gelecekteki herhangi bir bölgesel düzenleme parametresinin uluslararası hukuk ilkelerinin ve Birleşmiş Milletler Şartı’nın kutsallığı, iyi komşuluk ilişkileri, devletlerin egemenliğine saygı, bölge ülkelerinin iç işlerine karışmama, bir devletin diğerine göre kayırılmaması, hak ve yükümlülüklerin eşitliği, anlaşmazlıkların barışçıl yollarla çözülmesi ve güç kullanmama, İsrail’in tüm Arap topraklarındaki işgaline son verilmesi, 4 Haziran 1967 sınırlarında bir Filistin devleti kurulması ve Orta Doğu’nun nükleer silahlar ve diğer kitle imha silahlarından arındırılması hususlarını dikkate alması gerektiğini vurgularız.
10- Bölgesel ve uluslararası istikrar ve güvenliğe doğrudan tehdit oluşturan İsrail’in bölgede yeni bir fiili durum dayatma planlarına karşı durulması ve bunlarla mücadele edilmesi gerektiğini tekrar ederiz.
11- Herhangi bir bahane veya isim altında Filistin halkını 1967’de işgal edilen topraklarından çıkarmaya yönelik İsrail’in her türlü girişimini kınadığımızı teyit eder ve bunu insanlığa karşı suç, uluslararası hukuk ve uluslararası insani hukukun açık bir ihlali ve tamamen reddedilen bir etnik temizlik politikası olarak değerlendiririz. Bu bağlamda hem siyasi hem de teknik açıdan Arap-İslam yeniden inşa planının uygulanması ve Gazze Şeridi’nin yeniden inşasına mümkün olan en kısa sürede başlanması gerektiğini vurgular, uluslararası bağışçılara gerekli desteği sağlamaları çağrısında bulunur ve ateşkesin sağlanmasının hemen ardından Kahire’de düzenlenecek Gazze Yeniden İnşa Konferansı’na aktif olarak katılmalarını talep ederiz. Gayri resmi çeviri 4
12- Uluslararası insani hukuk ve Cenevre Sözleşmelerini açıkça ihlal ederek, Filistin halkına karşı savaş silahı olarak abluka, açlık ve gıda ile ilaçtan mahrum bırakma gibi yöntemlerin kullanıldığı, eşi görülmemiş bir insani felakete yol açan İsrail politikalarını kınarız. Bu uygulamaların tam anlamıyla bir savaş suçu olduğunu vurgular, uluslararası toplumun bu uygulamalara son vermek ve işgal altındaki Filistin topraklarına insani yardımın acil, güvenli ve sınırsız girişini sağlamak için acil eylemde bulunması gerektiğini belirtiriz.
13- İşgalci güç olan İsrail’in işgal altındaki Filistin topraklarının herhangi bir bölümünü ilhak etme kararının feci sonuçlarını reddederek, bu durumun Filistin halkının tarihi ve yasal haklarına bariz bir saldırı olduğunu kaydeder, uluslararası hukuk ilkelerinin ve ilgili Birleşmiş Milletler kararları ile Birleşmiş Milletler Şartı’nın ihlali ve bölgede adil ve kapsamlı bir barışın sağlanmasına yönelik tüm çabaların geçersiz kılınması olarak gördüğümüzü belirtiriz.
Uluslararası toplumun, uluslararası hukuk kurallarına ve ilgili uluslararası meşruiyet kararlarına saygı çerçevesinde, bölgedeki tekrarlanan İsrail saldırılarına son vermek ve devletlerin egemenliği, güvenliği ve istikrarına yönelik devam eden ihlallerini durdurmak için acil eylemde bulunması gerektiğini vurgular ve bir yandan uluslararası toplumun en son örneği kardeş devlet Katar Devleti’ne yönelik saldırı olan İsrail saldırganlığını durdurmada devam eden yetersizliğinin ciddi sonuçlarına karşı uyarıda bulunuruz. İsrail işgal altındaki Gazze Şeridi’ne yönelik acımasız saldırganlığını, buna ek olarak, Doğu Kudüs dahil Batı Şeria’da yasadışı yerleşim faaliyetlerini ve İran İslam Cumhuriyeti’ne yönelik savaşı, Lübnan Cumhuriyeti ile Suriye Arap Cumhuriyeti dahil bölgedeki ülkelere yönelik saldırılarını sürdürmekte ve tırmandırmakta olup bu saldırılar uluslararası hukukun açık bir ihlali ve devletlerin egemenliğinin bariz bir ihlalidir.
14- Tüm devletleri, İsrail’in cezasızlığını sona erdirme çabalarını desteklemeye, ihlallerinden ve suçlarından sorumlu tutmaya, yaptırımlar uygulamaya, çift kullanımlı ürünler dahil olmak üzere, silah, mühimmat ve askeri malzemelerin tedarikini, transferini veya geçişini askıya almayı da içerecek şekilde Filistin halkına karşı eylemlerini sürdürmesini önlemek için mümkün olan tüm yasal ve etkili önlemleri almaya çağırıyor, İsrail ile diplomatik ve ekonomik ilişkileri gözden geçirmeye ve aleyhinde yasal işlem başlatmaya davet ediyoruz.
15- İsrail tarafından üyelik koşullarının açıkça ihlal edilmesi ve BM kararlarının sürekli çiğnenmesi göz önüne alındığında, İİT üye devletlerini, İsrail’in BM üyeliğini askıya alma çabalarını koordine ederek, İsrail’in Birleşmiş Milletler‘e üyeliğinin BM Şartıyla uyumlu olup olmadığını göz önünde bulundurmaya çağırıyoruz.
16- Uluslararası barış ve güvenliğin sağlanmasında temel referans olarak uluslararası meşruiyete ve ilgili Birleşmiş Milletler kararlarına bağlı kalmanın önemini vurgular, İsrail’in Batı Şeria’da soykırım ve yerleşim projelerinin sürdürülmesi dahil olmak üzere, uluslararası hukuku ihlal eden politikalarının meşrulaştırılması ve Arap ve İslam ülkelerinin imajının çarpıtılması için İslamofobiyi istismar ve teşvik eden söylemini reddederiz. Gayri resmi çeviri 5
Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nun, iki devletli çözümün uygulanması ve bağımsız bir Filistin devletinin kurulması konusunda “New York Deklarasyonu”nu kabul etmesini, Filistin halkının meşru haklarını, özellikle de 4 Haziran 1967 sınırları içinde, başkenti Doğu Kudüs olan bağımsız bir devlet kurma hakkını destekleme yönündeki uluslararası iradeyi açıkça ifade eden bir adım olarak memnuniyetle karşılar, aynı zamanda da bu bildirinin kabulüne katkıda bulunan Suudi Arabistan Krallığı ve Fransız Cumhuriyeti’nin çabalarını takdirle karşılarız.
17- uudi Arabistan Krallığı ve Fransa Cumhuriyeti’nin eş başkanlığında 22 Eylül 2025 tarihinde New York’ta yapılacak İki Devletli Çözüm Konferansının toplanmasını memnuniyetle karşılar, Başkenti Doğu Kudüs olan bağımsız Filistin Devletinin geniş çaplı tanınmasını sağlamak için, uluslararası alanda ortak çaba gösterilmesi çağrısında bulunuruz.
18- Başta Cezayir, Somali ve Pakistan olmak üzere Güvenlik Konseyi üyesi Arap ve İslam devletlerinin temsilcilerinin, başta Filistin davası olmak üzere, haklı davaları doğru savunmada, Filistin’in Birleşmiş Milletler’e tam üyelik elde etmesini sağlamada ve İsrail’in Gazze Şeridi’ne yönelik saldırganlığına son vermede ve ateşkese varmada oynadığı önemli rolü takdir ederiz. Ayrıca, İsrail’in Katar devletine yönelik saldırganlığına bağlamında düzenlenen Güvenlik Konseyi’nin acil oturumunun toplanması çağrısında ve toplanmasını sağlaması konusunda etkin katkılarını takdir ederiz.
19- 31 Mart 2013 tarihinde Majesteleri Kral II. Abdullah ile Filistin Devleti Cumhurbaşkanı Ekselansları Mahmud Abbas arasında imzalanan anlaşmayla teyit edildiği üzere, Majesteleri Kral II. Abdullah İbn El Hüseyin’in üstlendiği Kudüs’teki İslam ve Hristiyan kutsal mekanlarının tarihi Haşimi Koruyuculuğu konusundaki desteğimizi teyit ederiz. Ayrıca, tamamı 144.000 m2’lik alanı kaplayan Mescid-i Aksa Camiinin (Al Haram El Şerif), sadece Müslümanlar için bir ibadet yeri olduğunu ve Ürdün Vakıflar Bakanlığı’na bağlı olan Kudüs Vakfının, Al Aksa Camiini yönetme, bakımını üstlenme ve buraya girişi kontrol etme konusunda tek yetkili makam olduğunu teyit ederiz.
20- Kudüs halkının kendi ülkesinde kendi topraklarında yaşamaya kararlı şekilde devam etmesi gerektiğini vurgular ve Fas Krallığı Kralı VI. Muhammed’in başkanlık ettiği Kudüs Komitesi ile onun yürütme organı olan Beytü’l- Kuds Şerif Ajansını destekleriz.
21- Orta Doğu’da adil, kapsamlı ve kalıcı bir barışın, Filistin meselesi göz ardı edilerek, Filistin halkının hakları görmezden gelinerek veya şiddet uygulanarak ve arabulucular hedef alınarak sağlanamayacağını teyit ederiz. Aksine, bu barış, Arap Barış Girişimi ve ilgili uluslararası meşruiyet kararlarına bağlılık yoluyla sağlanmalıdır. Bu bağlamda, İsrail işgalini sona erdirmek ve bu amaçla bağlayıcı bir zaman çizelgesi oluşturmak için uluslararası topluma, özellikle Güvenlik Konseyi’ne, yasal ve ahlaki sorumluluklarını üstlenmeleri çağrısında bulunuyoruz.
22- Uluslararası Ceza Mahkemesi Roma Statüsü’ne taraf olan İslam İşbirliği Teşkilatı Üye Devletlerine, uluslararası hukuk kapsamındaki yükümlülükleri uyarınca ve geçerli olduğu durumlarda, Uluslararası Ceza Mahkemesi tarafından Filistin halkına karşı işlenen suçların faillerine karşı 21 Kasım 2024 tarihinde çıkarılan tutuklama emirlerinin uygulanmasını Gayri resmi çeviri 6 desteklemek için ulusal yasal çerçeveleri dahilinde mümkün olan tüm tedbirleri almaları talimatını veririz. Ayrıca, İslam İşbirliği Teşkilatı Üye Devletlerini, işgalci güç olarak İsrail’in, Uluslararası Adalet Divanı tarafından 26 Ocak 2024 tarihinde çıkarılan “Gazze Şeridi’nde Soykırım Suçunun Önlenmesi ve Cezalandırılmasına Dair Sözleşme’nin Uygulanması” adlı geçici tedbirler kapsamındaki bağlayıcı yükümlülüklerine uymasını sağlamak için diplomatik, siyasi ve hukuki çaba göstermeye çağırırız.
23- Bu zirvenin toplantılarını bilgelik ve stratejik vizyonla düzenleyen ve ev sahipliği yapmaktaki yorulmak bilmez çabaları ve bu zirvenin başarısı için Katar Devleti’nce sağlanan imkanlar ve kolaylıklar için Katar Devleti’ne, Emir’ine, hükümete ve Şeyh Tamim bin Hamad El Thani önderliğindeki halkına, derin şükranlarımızı sunarız. Katar Devleti’nin üye devletler arasındaki istişareyi ve uzlaşma ruhunu teşvik etme konusundaki etkili rolüne ve dayanışma ve birlik bağlarını güçlendirmeye yönelik sürekli taahhüdünü yansıtan ortak eylem sürecini desteklemedeki somut katkılarına büyük kıymet atfediyoruz.”
milligazete
İran Dışişleri Bakanı, Hamas Liderlik Konseyi üyeleri ile görüştü
Arakçi, Filistin halkının siyonist rejimin eşi benzeri görülmemiş suçları karşısındaki efsanevi direnişini övgüyle anarak, Filistin halkının tüm haklarını elde edene kadar İran’ın işgale karşı Filistin direnişini destekleme konusundaki ilkesel tutumunu vurguladı.
Gazze Şeridi’nde Hamas İslami Direniş Hareketi’nin Siyasi Büro üyesi ve yetkilisi Halil el-Hayye ile Hamas’ın Liderlik Konseyi ve Siyasi Büro üyelerinden bir heyet, Doha’yı ziyaret eden İran Dışişleri Bakanı Seyyid Abbas Arakçi ile bir araya geldi. Görüşmede Gazze Şeridi’ndeki son siyasi ve sahadaki gelişmeler, siyonist rejimin devam eden soykırımı, rejimin suçlarının durdurulmasına yönelik çabalar ve esir değişimi konuları ele alındı ve görüş alışverişinde bulunuldu.
İran Dışişleri Bakanı, Filistin halkının siyonist rejimin eşi benzeri görülmemiş suçları karşısındaki efsanevi direnişini övgüyle anarak, Filistin halkının meşru ve yasal direnişini işgale karşı destekleme ve Filistin halkının tüm haklarını elde etmesi yönündeki İran İslam Cumhuriyeti’nin ilkesel tutumunu vurguladı.
Arakçi, Gazze Şeridi ve Batı Şeria’da siyonist rejimin suçlarının artmasına, masum Gazze halkına açlık ve kıtlık dayatılmasına, gıda dağıtım kuyruklarında kadın ve çocukların katledilmesine işaret ederek; dünyanın çeşitli ülkelerinde siyonist rejimin suçlarına karşı artan protesto ve gösterileri, işgal altındaki Filistin’deki soykırıma karşı uluslararası toplumun uyanışının açık bir göstergesi olarak değerlendirdi ve soykırımın durdurulması, kuşatma altındaki halka acil insani yardımların gönderilmesi ve siyonist suç rejiminin elebaşlarının yargılanıp cezalandırılması için İslam ülkelerinin koordineli ve kapsamlı eylemlerini sürdürmesinin gerekliliğini açıkladı.
Gazze’de Hamas Hareketi Siyasi Büro Başkanı, Gazze’deki son saha durumu, siyonist rejimin suçlarının durdurulmasına ve esir yakasına yönelik çabalar hakkında bir rapor sundu ve İran liderliğinin, hükümetinin ve ulusunun Filistin halkına verdiği desteği takdirle karşılayan ve bölgenin ve dünyanın özgür halklarının, özellikle de kahraman Yemen halkının Filistin davasına verdiği destek ve dayanışmayı öven Halil el-Hayye, “Siyonist rejim Filistin halkına karşı en iğrenç suçları işlemesine rağmen, Filistin halkının direniş ve meşru haklarını savunma kararlılığını yenilgiye uğratamayacaktır.” ifadesini kullandı.
Halil el-Hayye ayrıca, Gazze kuşatmasının kaldırılması ve Filistin halkına acil insani yardımların ulaştırılması, siyonist rejimin işgal ve soykırımı şiddetlendirme politikasına ve tüm bölgeye karşı savaş çıkarma girişimlerine karşı etkili bir şekilde mücadele edilmesi için küresel seferberliğin gerekliliğini belirtti.(Ajanslar)
UAEA, Müfettişlerinin İran’da Casusluk Yaptığını İtiraf Etti
Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA), yayımladığı dönemsel raporunda müfettişlerinin İran’da casusluk yaptığını itiraf etti.
Associated Press’in haberine göre, UAEA’nın Çarşamba günü yayımlanan dönemsel raporunda, İran’ın Ağustos ayında bu uluslararası kurumun “iki deneyimli müfettişinin” görevini iptal ettiği belirtildi.
ABD’de yayımlanan Wall Street Journal gazetesinin muhabiri Laurence Norman da raporun bazı bölümlerini sosyal medyada paylaştı.
UAEA, İran’ın bu kararının gerekçesine dair şunları kaydetti: “İran’ın bu adımı, (müfettişlerin) bir hatasından sonra gerçekleşti. Zira Fordo tesisindeki çalışma alanında kalması gereken belgeleri Viyana’ya götürdüler.”
Buna rağmen UAEA, İran’ın bu kararını “gerekçesiz” olarak nitelendirdi.
Raporda ayrıca şu iddiaya yer verildi: “Vurgulanmalıdır ki bu belgeler tesislerin iç kısmına dair tasvirler içerse de, tesislerin güvenliğini tehlikeye atacak bir içerik barındırmamaktadır.”
Associated Press, UAEA’nın gizli bir raporuna ulaştığını iddia ederek, bu rapora göre İran’ın 13 Haziran’daki Siyonist rejim saldırısından önce zenginleştirilmiş uranyum stoklarını silah seviyesine yakın bir düzeye çıkardığını öne sürdü.
Associated Press’in iddiası şöyle:
“Gizli raporda ayrıca, İran ile Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı’nın (UAEA), Haziran ayında İsrail ve ABD tarafından bombalanan tesislerde denetimlerin yeniden başlatılması konusunda bir anlaşmaya varamadıkları belirtildi. Savaş sonrasında denetlenen tek tesis, Rusya’nın teknik desteğiyle çalışan Buşehr Nükleer Santrali oldu.
Raporda şu ifadeye yer verildi: BM müfettişlerinin savaş süresince (ABD ve Siyonist işgalcilerin BM Şartı’na aykırı saldırıları sırasında) İran’dan çekilmesi “genel güvenlik koşulları dikkate alındığında gerekliydi, ancak Tahran’ın daha sonraki kararıyla UAEA ile işbirliğini kesmesi derin bir üzüntüyle karşılandı.”
Associated Press’in iddiasına göre, Viyana merkezli UAEA raporunda 13 Haziran itibarıyla İran’ın yüzde 60 oranında zenginleştirilmiş 440,9 kg (972 pound) uranyuma sahip olduğu, bunun da ajansın Mayıs ayındaki son raporuna kıyasla 32,3 kg (71,2 pound) artış anlamına geldiği ifade edildi.
UAEA, daha önce 31 Mayıs’ta yayımladığı gizli raporda da benzer iddiaları dile getirmiş ve İran’ın “silah seviyesinde” uranyum stokladığını ileri sürerek Tahran’ın tam ve etkin işbirliği yapmasını talep etmişti. Bu raporda İran’ın 17 Mayıs’a kadar yüzde 60 saflıkta 408,6 kg uranyum zenginleştirdiği ve Şubat ayına kıyasla 133,8 kg artış kaydettiği iddia edilmişti.
Mehr haber ajansının haberine göre, bu raporun ardından UAEA Yönetim Kurulu, İran aleyhine bir karar çıkararak, Siyonist rejim ile ABD’nin saldırısına zemin hazırlamıştı. UAEA Başkanı Rafael Grossi ise Siyonist rejimin saldırısının başarısız olması ve İran’ın sert misilleme yapmasının ardından, yayımlanan son raporunun saldırının “ana gerekçesi olmadığını” iddia etti. Grossi, açıkça Siyonist rejim, ABD ve İngiltere, Fransa, Almanya gibi üç Avrupa ülkesiyle işbirliği yaparak bu “yanlış rapor” ile Siyonist rejimin İran topraklarına ve barışçıl nükleer tesislerine saldırmasına zemin hazırladı. Ancak saldırıdan birkaç gün sonra yayımlanan raporun devamında şu vurguyu yapmak zorunda kaldı: “Ajans, İran’ın nükleer silah peşinde olduğuna dair hiçbir bulguya ulaşmamıştır.”
Imam Hamenei: İran ve Çin dünyada büyük dönüşümler yaratabilir
İran Devrim Lideri Imam Ali Hamenei, İran ve Çin’in köklü medeniyet miraslarıyla bölgesel ve uluslararası alanda büyük dönüşümler yaratma kabiliyetine sahip olduğunu belirtti.
İran Devrim Lideri Imam Ali Hamenei, sosyal medya platformu X’teki hesabından Çince yaptığı paylaşımda, İran ve Çin’in bölgesel ve uluslararası sahalarda büyük dönüşümler yaratma kabiliyetine sahip olduğunu ifade etti.
Hamenei, paylaşımında, “Asya’nın iki ucunda köklü bir medeniyet mirasına sahip olan İran ve Çin, bölgesel ve uluslararası sahalarda büyük dönüşümler yaratma kabiliyetine sahiptir,” dedi.
İran lideri ayrıca, “Stratejik anlaşmanın tüm boyutlarının etkinleştirilmesi, bunu gerçekleştirmenin yolunu açacaktır,” diye ekledi.
Imam Hamenei'nin paylaşımı, İran Cumhurbaşkanı Mesud Pizişkiyan'ın Şanghay İşbirliği Örgütü (ŞİÖ) zirvesine katılmak üzere Çin’de bulunduğu sırada yapıldı.
Pizişkiyan'ın ziyaret kapsamında Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile de bir görüşme yapması planlanıyor.(YDH)
Açlık Katliamı: 10 Şehit Daha
Soykırımcı İsrail’in saldırıları ve ablukası nedeniyle kıtlık yaşanan Gazze Şeridi’nde son 24 saatte, 3’ü çocuk 10 kişi daha açlıktan şehit olurken, 7 Ekim 2023’ten bu yana açlıktan şehit olanların sayısı 332’ye yükseldi.
Gazze’deki Filistin Sağlık Bakanlığı, yaptığı yazılı açıklamada, açlıktan şehit olanlara ilişkin son bilgileri paylaştı.
Açıklamada, son 24 saatte 3’ü çocuk 10 Filistinlinin daha açlık ve yetersiz beslenme nedeniyle şehit olduğu belirtildi.
Gazze Şeridi’nde 7 Ekim 2023’ten bu yana açlıktan şehit olanların sayısının 124’ü çocuk olmak üzere 332’ye yükseldiği kaydedildi.
Birleşmiş Milletlerin (BM) desteklediği Entegre Gıda Güvenliği Aşama Sınıflandırması (IPC) tarafından yayımlanan son raporda, “15 Ağustos 2025 itibarıyla Gazze kentindeki kıtlığın “felaket seviyesi” olarak bilinen 5. seviyede olduğunun kanıtlarla doğrulandığı” bildirilmişti. IPC’nin raporunda “22 ay süren acımasız çatışmaların ardından Gazze Şeridi’nde yarım milyondan fazla insan açlık, yoksulluk ve ölümle karakterize felaket koşullarıyla karşı karşıya.” tespitine yer verilmişti.
İran’dan Siyonist Rejimin Yemen’e Yönelik Saldırısına Kınama
İran Dışişleri Bakanlığı, Siyonist rejim tarafından gerçekleştirilen ve Yemen’in Değişim ve Kalkınma Hükûmeti Başbakanı Ahmed Galib Nasır er-Rehavi ile beraberindeki bazı bakanların şehadetine neden olan saldırgan ve terörist eylemi sert şekilde kınadı.
İran Dışişleri Bakanlığı, Siyonist rejim tarafından gerçekleştirilen ve Yemen’in Değişim ve Kalkınma Hükûmeti Başbakanı Ahmed Galib Nasır er-Rehavi ile beraberindeki bazı bakanların şehadetine neden olan saldırgan ve terörist eylemi sert şekilde kınayarak, uluslararası toplumun ve İslam ülkelerinin bu rejimin vahşiliğini dizginlemek için ciddi bir harekete geçmesi gerekliğini vurguladı.
Bakanlık tarafından yapılan açıklamada, “Siyonist rejimin Yemen’in altyapılarına ve yerleşim bölgelerine yönelik askeri saldırısı ve üst düzey yetkililer ile masum Yemenli vatandaşlara yönelik suikastı, sadece apaçık bir savaş suçu ve insanlığa karşı suç değil; aynı zamanda bu rejimin, mazlum Filistin halkını destekleme yolunda hiçbir fedakârlıktan kaçınmayan bir milletten aldığı kötü niyetli bir intikamdır” denildi.
Mehr haber ajansının haberine göre açıklamanın devamında şu ifadelere yer verildi:
“Bu terör saldırıları ve Yemen hükümetinin halkına hizmet eden yöneticilerinin şehadeti, bu özgür ve cesur milletin kendi onurunu savunma ve mazlum Filistin halkını destekleme konusundaki azim ve iradesine en küçük bir zarar vermeyecek; sadece İslam dünyasında ve özellikle de kamuoyunda Siyonist rejime ve onun başlıca hamisi olan ABD’ye karşı artan bir öfke ve nefrete yol açacaktır.
İran İslam Cumhuriyeti, Yemen Başbakanı ve diğer üst düzey yetkililerin ve Siyonist rejimin askeri saldırıları sonucunda şehit edilen tüm Yemenli vatandaşların şehadetinden dolayı taziyelerini sunarak, Birleşmiş Milletler ve tüm üye devletlerin, işgalci rejimin savaş kışkırtıcılığını durdurmak ve bu rejimin suçlu liderlerini yargı önüne çıkarmak için acil eylemde bulunma sorumluluğunu hatırlatmaktadır. Ayrıca Siyonist rejimin yayılmacılığı ve örgütlü terörizminin uluslararası barış ve güvenlik açısından giderek artan tehditleri konusunda uyarıda bulunmaktadır.
Hiç kuşkusuz, Siyonist rejimin bölge ülkelerinin ulusal egemenliğine ve toprak bütünlüğüne yönelik askeri saldırıları, uluslararası hukukun, özellikle de insan hakları ve insancıl hukuk kurallarının açık ihlalleri karşısında BM Güvenlik Konseyi’nin kayıtsız kalmaya devam etmesi, küresel toplumun yasal normlarının ve ahlaki temellerinin daha da aşınmasına yol açacak ve bölge ile dünya barış ve güvenliğini eşi benzeri görülmemiş bir tehlike ile karşı karşıya bırakacaktır.
İran Dışişleri Bakanlığı, tüm devletlerin Gazze’deki soykırımı durdurmak, Filistinlilerin sürekli askeri saldırılar ve onlara dayatılan açlık ve susuzluk sonucu katledilmesini önlemek için acil eylemde bulunma yönündeki yasal ve ahlaki sorumluluklarını bir kez daha hatırlatmakta ve Siyonist rejimin siyasi ve askeri liderlerinin işledikleri korkunç suçlardan dolayı yargılanması ve cezalandırılmasının zorunluluğunu vurgulamaktadır.”
Yemen’den net mesaj; Siyonistlerden intikamımızı alacağız
Yemen Yüksek Siyasi Konsey Başkanı Mehdi el-Meşat, İsrail’in geçtiğimiz Perşembe günü Sana’ya düzenlediği saldırıda şehit olan Başbakan Ahmed Galib er-Ruhavi ve bazı bakanların ardından yaptığı açıklamada, “şehitlerin kanının yerde kalmayacağını” vurgulayarak Siyonistlerden intikam alınacağını söyledi.
El-Meşat, “Büyük Yemen halkına, mücahit kardeşimiz Başbakan Ahmed Galib er-Ruhavi ve beraberindeki yol arkadaşlarının şehadetini derin bir hüzün ve gururla bildiriyoruz. Onlar, tarihin en zor döneminde büyük bir sorumluluğu şerefle üstlenmiş ve Gazze ile Filistinli kardeşlerine destek olma sözünü kanlarıyla mühürlemişlerdir” ifadelerini kullandı.
Yemenli lider, İsrail’in saldırılarının direnişi asla kıramayacağını vurgulayarak, “Kesinlikle intikamımızı alacağız. Düşman, ne saldırılarıyla ne de tehditleriyle bizim kararlılığımızı sarsamayacaktır. Gazze’ye desteğimiz, saldırılar sona erene ve abluka tamamen kalkana dek sürecektir” dedi.
El-Meşat ayrıca, tüm dünyaya seslenerek Siyonist rejime bağlı kişi ve kurumlarla her türlü temasın kesilmesi çağrısında bulundu. Şirketlere de hitap eden el-Meşat, “İşgal altındaki topraklarda faaliyet gösteren tüm şirketlere son uyarım şudur: Vakit kaybetmeden derhal bu toprakları terk edin” ifadelerini kullandı.(Ajanslar)
Siyonist rejime yardım yolları kapanmalıdır,
?İslam İnkılabı Rehberi İmam Hamaner: Siyonist rejim bugün dünyanın en nefret edilen rejimidir / Tarihte benzeri görülmemiştir ki bir rejim çocukları açlık ve susuzlukla öldürsün / Siyonist rejime yardım yollarının tamamı kesilmelidir / Bugün Yemen’in cesur halkının yardımları engellemesi doğru bir iştir / İnşallah Allah, İran milleti ile hakseverlerin hareketine bereket versin ve bu ölümcül derin kanserin kökünü kazısın.
✏️Bugün düşmanımız, yani karşımızda duran düşman, Siyonist rejimdir; dünyanın en nefret edilen rejimidir, dünyanın en nefret edilen hükümetidir. Halklar da Siyonist hükümetten tiksiniyor, ondan nefret ediyor; devletler bile onu kınıyor. Yani Batılı devlet başkanları ki her zaman Siyonist rejimin destekçisi idiler, bugün onları kınıyorlar. Elbette bu sadece sözlü kınamadır. Bu yeterli değildir; sözlü kınamanın faydası yoktur. Bugün Siyonist rejim başkanlarının işlediği cinayet bence tarihte eşi benzeri görülmemiştir. Çocukları açlık ve susuzlukla öldürüyorlar.
✏️Yiyecek almak için bir yere gelen çocukları kurşuna diziyorlar; benim bildiğim kadarıyla tarihte bunun örneği yoktur. Bu, halkları tiksindirmiştir. Buna karşı durmak gerekir. Karşı durmak da sadece devletlerin “biz karşıyız, kınıyoruz” demesiyle olmaz. Fransa, İngiltere ve diğer devletler bile kınadılar, ama bu faydasızdır. Siyonist rejime yardım yolları kapanmalıdır, onlara yardımın yolu tamamen kesilmelidir.
✏️Bugün Yemen’in cesur halkının yaptığı iş doğru iştir; doğru olan budur. Siyonist rejim liderlerinin işlediği cinayetlere karşı başka bir yol yoktur, sadece yardım yollarının her taraftan tamamen kapanması gerekir.
✏️Biz elbette İslam Cumhuriyeti için mümkün olan her işe tam hazırlıklıyız. Ne mümkünse onun için hazırlığımız vardır. Umuyoruz ki Allah-u Teâlâ, İran milletinin hareketine ve dünyanın hakseverlerinin hareketine bereket versin ve bu ölümcül derin kanserin kökünü kazısın.
İran Dışişleri Bakanı, Gazze için çözüm önerisini açıkladı
İran Dışişleri Bakanı Seyyid Abbas Erakçi, İİT Olağanüstü Dışişleri Bakanları Konseyi Toplantısı'nda yaptığı konuşmasında Gazze için çözüm önerisini açıkladı.
Gazze Şieridi’nde devam eden fekakete değinen Erakçi, Gazze'de barışın sağlanması ve işgalci güçlerin Gazze'den tamamen çekilmesi için çözüm önerisini açıkladı.
İslam ülkelerine seslenen Erakçi, şunları kaydetti:
''Boykot ve koordineli uluslararası baskı da dahil olmak üzere tüm politik, ekonomik ve yasal araçların hareket geçirin.
Filistin'de savaş suçu ve soykırım işleyen veya parmağı olan herkesin mahkemelerde hesap vermesini takip etmeliyiz. Bugün ‘Büyük İsrail’ gibi saçma bir hayali besleyen Gazze'deki kardeşlerimizin katilleriyle tüm bağları derhal kesin. Hoşgörü yaklaşımı geçmişte işe yaramadığı ve gelecekte de yaramayacağı kanıtlanmıştır.
İşgal rejimini silahlandıran, onu uluslararası kınamadan koruyan ve adaleti veto eden devletleri suç ortaklığına da direnmeliyiz. Olar tarafsız olmaktan çok uzaklar.’’
‘’Gazze halkı anlamlı desteğimizi bekliyor’’
Erakçi, “Gazze bir acı yerinden çok daha fazlasıdır. Gazze direnişin sembolüdür, insan onurunun bombalarla küle çevrilemeyeceğinin bir hatırlatıcısıdır. Gazze halkı anlamlı desteğimizi bekliyor ve onların kararlılığı bizi sadece sözde değil, eylemde de kararlılıkla yanlarında durmaya çağırıyor.” dedi.
''Tüm halkları tarihin doğru tarafında durmaya çağırıyoruz''
Uluslararası topluma da seslenen Erakçi, ''Gazze trajedisi sadece Müslümanlarla ilgili değil. Küresel vicdanın bir sınavıdır. Bu nedenle, din veya coğrafya fark etmeksizin tüm halkları tarihin doğru tarafında durmaya çağırıyoruz. Tarih gecikmeyi affetmez. Gazze bekleyemez. Şimdi harekete zamanı’’ diye konuştu.(Ajanslar)
Mossad Ve “Yinon Planı” İsrail’in Suriye’yi Bölme Projesi
Colani yönetiminin Suriye’yi siyonistlerin fetih arenasına dönüştürdüğü ve şimdi de bu rejimle resmi normalleşmenin eşiğine geldiği bir dönemde, İsrail açıkça Suriye’yi bölme projesini hayata geçirmiş ve “Yinon Planı” olarak bilinen projeyi uygulamaktadır.
Siyonist rejim, Amerika ve uluslararası taraflarla iş birliği yaparak ve Suriye’de Ebu Muhammed Colani yönetiminin pasifliği ve teslimiyetinden faydalanarak, bu ülkedeki işgal ve saldırılarına devam etmektedir. Bu bağlamda, bu rejimin parçalama projelerine dair birçok senaryo ve analiz gündeme gelmiştir.
Bu konuda Suriyeli yazar ve önde gelen analist Gazi Dehman, bir makalesinde İsrail’in Suriye’yi bölme projesini farklı boyutlarıyla ele almıştır.
Suriye’yi Bölmeye Yönelik İsrail’in “Yinon Planı”nın Boyutları
İsrail, açıkça ilan edilmiş ve duyurulmuş projesini, yani Suriye’yi küçük devletlere bölme planını hayata geçirmek için, Suriye’nin güneyindeki durumu patlatmak ve bu ülkede mezhepçi bir savaşı körüklemek istemektedir. Böylece Suriye’nin istikrarı ve toprak bütünlüğüne ilişkin bölgesel ve uluslararası mutabakatı bertaraf edebilecektir.
Suriye’nin bölünmesi, uzun zamandır siyonist rejim için stratejik bir hedef olmuştur. Bunun sebeplerinin bir kısmı bu ülkenin çok mezhepli ve çok etnisiteli toplumsal yapısına, diğer kısmı ise Arap bölgesinin kalbindeki jeostratejik konumuna dayanmaktadır. Suriye, hayati ulaşım yollarını, ticari koridorları ve bölgesel ittifakları kontrol etmekte ve Ortadoğu’nun şekillendirilmesinde önemli bir zemin oluşturmaktadır.
İsrail’in Suriye’yi bölme stratejisi, bu rejimin ifşa edilen iç belgelerinin de gösterdiği üzere, 1950’li yıllara dayanmaktadır. Ancak bu strateji, en belirgin şekilde, 1982’de Oded Yinon tarafından kaleme alınan ve “Yinon Planı” olarak bilinen net bir perspektifte somutlaşmıştır.
Bu plan, Suriye’nin dini ve etnik azınlıkların yaşadığı bölgelere ayrılmasını ve mezhebi/etnik bir kombinasyona dayalı birkaç küçük devletin kurulmasını öngörüyordu. Böylelikle bu küçük devletler İsrail’in müttefiki ve temsilcisi olacak, bu rejimin kontrolü altında bulunacaktı.
Açıktır ki bu plan, siyonist rejimin Suriye stratejisinin temel bir unsuru haline gelmiştir. Yine açıktır ki İsrail, Suriye’yi parçalama stratejisini uygulamada kaos yaratma taktiklerini devreye sokmuş, fakat artık mevcut koşullara uyum sağlamak için politikalarını değiştirmektedir. Buna göre İsrail, önce Suriye’nin güneyini tamamen işgal etmeyi, ardından da bu ülkenin parçalanması yönünde aşamalı adımlar atmayı hedeflemektedir.
“Dürzi Duvarı” Projesinin Ayrıntıları; Suriye’nin Bölünmesinin Kapısı Olacak
Siyonist stratejistler ve siyasetçiler daha önce, güney Suriye’yi doğuya bağlayan “Davud Koridoru”nun kurulmasına, Dürziler ve Kürtleri destekleme bahanesiyle ve onları Suriye coğrafyasında sabitleme amacıyla atıfta bulunmuşlardı. Ancak Suriye’deki son gelişmeler, bu ülkenin askeri altyapısının İsrail ordusu tarafından yok edilmesi ve ardından yeni Suriye yönetimi ile farklı mezhepler arasındaki iç krizden sonra, İsrail Suriye toplumuna nüfuz etmek için yeni fırsatlar buldu. Özellikle de yeni yönetim ile Dürzi toplumu arasındaki mevcut gerginliklerden faydalanarak.
Bu gelişmelerin ardından İsrail, geçici olarak Davud Koridoru projesinden ve Kürt ile Dürzi devletlerinin kurulmasından geri adım atmaya karar verdi. Bunun yerine, Suriye’nin bölümme projesinin ilk aşaması olarak güneyde “Dürzi Duvarı”nı inşa etmeyi ve ardından bu projeyi yukarıda belirtilen hedeflere ulaşmak için genişletmeyi planlamaktadır.
Dürzi Duvarı fikri, Hermon Dağı’ndaki Katana bölgesine bağlı Dürzi köylerinden silahlı gruplar oluşturulmasına, bunların en modern silahlarla donatılmasına, bu grupların liderlik ve yönetiminin İsrail ordusunda görev yapmış işgal altındaki Filistin’deki Dürzilere verilmesine ve nihayetinde işgal altındaki topraklarda söz konusu silahlı grupları koordine edecek bir operasyon odası kurulmasına dayanmaktadır.
Bir sonraki aşamada ise bu gruplar, Süveyda vilayetinden ve hatta işgal altındaki Golan Tepeleri’ndeki Dürzilerden katılacak yeni unsurlarla sayılarını artırdıktan sonra İsrail ordusunun bir parçasına dönüştürülecektir. Onlar, Suriye’nin güneyindeki Kuneytra’dan Yermuk Vadisi’ne kadar olan sınır hattını işgal eden tugaylarda yer alacaklardır. Böylece bu bölgelerde yaşayanların İsrail için oluşturabileceği her türlü tehdidi engelleyen bir “duvar” meydana getireceklerdir.
İşgal Altındaki Filistin Sınırından Suriyelilerin Yerinden Edilmesi Planı
Elbette bu tedbirler, işgal altındaki Filistin ile sınırı hattındaki Suriyelilerin yerlerinden edilmesi ve göçe zorlanmasını da kapsayan planları içermektedir. Bu süreç her ne kadar şu ana kadar sınırlı ölçekte başlamış olsa da, mezhep faktörünün çatışmalara dâhil olmasıyla muhtemelen şiddetlenecek ve yakın zamanda Süveyda’da yaşananları tamamlayacaktır; orada yüzlerce yıldır yaşayan Bedevilerin göçüne tanık olmuştuk.
Dürzi Duvarı, tehlikeli ve ciddi bir projedir. Lübnan Dürzi toplumu lideri ve bu ülkenin eski İlerici Sosyalist Partisi Başkanı Velid Canbolat, kısa süre önce Şam ziyareti sırasında bu konuda uyarıda bulunmuş ve İsrail’in böyle bir duvar inşa etme planlarına işaret etmiştir.
Açıktır ki bu açıklamalar havadan gelmemiştir; aksine, İsrail’in Suriye Dürzi toplumu ve tüm bölgeye dair planları hakkında geniş bilgiye sahip kişilerden gelen uyarılar çerçevesinde dile getirilmiştir. Ayrıca İsrail’in son dönemde Suriye Dürzileri arasına sızmak için yürüttüğü faaliyetler, bu rejimin “Dürzi Duvarı” projesini hayata geçirmek üzere hazırlık yaptığını göstermektedir.
Dürzi Duvarı’nın Altyapısının Hazırlanması; Ayrılıkçı Devletler Kurma Planı
İsrail, Suriye’deki mevcut gelişmeler üzerine bahis oynamakta ve mezhepsel ve etnik farklılıkların yeni bir gerçeklik yaratacağına inanmaktadır. Bu gerçeklikte İsrail, projelerini Suriye’de uygulamak için askerî maliyetlere ihtiyaç duymayacak; yalnızca bu farklılıklara müdahale ederek ve onları körükleyerek hedeflerine ulaşabilecektir.
Dolayısıyla Siyonistler şöyle inanıyor: Artık Suriye’nin yeni gerçekliğine uygun tedbirler gereklidir ve en önemlisi “Dürzi Duvarı”nın altyapısının hazırlanmasıdır. Bu ise şu hususları içermektedir:
-Suriye’nin farklı bölgelerinde özerklik fikrinin güçlendirilmesi ve aynı zamanda birçok zorlukla karşı karşıya olan, krizi yönetemeyen yeni hükümet için bir tuzak kurulması. Böylece, yeni Suriye hükümetinin işlerdeki yetersizliği ve krizlerle başa çıkamaması, çeşitli bölgelerde özerklik talebi için meşru bir gerekçe haline gelecektir.
Bu bağlamda, Suriye’de özerklik talep eden birçok konferans düzenlenecek ve ülkenin birliğini savunanlara karşı geniş çaplı medya baskısı uygulanacaktır.
-Dürzi azınlık ile ilişkiler için yeni bir yaklaşımın hazırlanması. Bu, Suriyeli Dürzilerin işgal altındaki Golan Tepeleri’nde İsrail’in tarım projelerinde iş bulmalarını sağlamak üzerine kuruludur. Amaç, Suriyeli Dürziler ile İsrail arasında duygusal bir bağ oluşturmak ve bu rejimle ilişki kurmayı isteyen hareketleri güçlendirmektir; böylece Suriye’nin birliğini savunan milliyetçi güçler marjinalize edilecektir.
Bu çerçevede, İsrail Golan’daki Dürzilere vatandaşlık verme planı başlatmıştır. Görünüşe göre, Süveyda’daki son olaylar ve yeni Suriye hükümetinin Dürzi toplumunu baskı altına almasının ardından, onların birçoğu anavatanlarını terk etmeyi düşünmeye başlamıştır. Ayrıca İsrail, son zamanlarda Hermon Dağı’ndaki ve Süveyda vilayetindeki Dürzi köylerine gıda ve tıbbi yardım göndermeye başlamış ve onlarla ilişkileri güçlendirmeyi amaçlamaktadır.
-Kuneytire ve Dera’a’daki sınır hattında yaşayan Suriyelilerin yaşam alanını daraltmak. Bu, onların tarlalarını ekmelerinden ve hayvanlarını otlatmalarından -ki bu bölgelerdeki halkın temel geçim kaynağıdır- mahrum bırakılarak yapılmaktadır. İsrail, özellikle Kuneytra vilayetinde şiddetli bir politika yürütmekte, sürekli saldırılar, halkı aramalar, tutuklamalar ve hatta sivil öldürmelerle onları kendi bölgelerini terk etmeye ve Dera’a veya Şam’a gitmeye zorlamaktadır.
Bu, Kuneytire halkının yavaş ama sürekli bir şekilde göçe zorlanması ve topraklarının gasp edilmesi sürecinin bir parçasıdır.
-İsrail, Güney Suriye’de geniş çaplı askerî altyapı kurmaya çalışmaktadır. Buna, Şam ve güney bölgeleri üzerinde istihbarat hâkimiyeti ve stratejik gözetim de dâhildir. Tüm bunlar, uzun vadeli bir süreç çerçevesinde, Suriye’nin büyük bir bölümünün güvenlik durumunu İsrail’in bölgeye dair stratejik vizyonuna uygun şekilde yeniden tasarlamak ve uyarlamak amacıyla yapılmaktadır.
Suriye’nin Bölünme Projesi, Mossad’ın Masasında
Dürzi Duvarı, Davud Geçidi ve ayrılıkçı devletler kurma hazırlıkları; İsrail’in Suriye’yi bölme stratejisini uygulamak için ilan edilmiş araçlardır. Çok açık ki, on yıllardır Mossad’ın çekmecelerinde tozlanan Suriye’nin parçalanması projesi artık masaya konmuştur ve fiilî araçlarla desteklenmektedir ki sahada uygulanması garanti altına alınsın.
Bu durum, İsrail’in tehlikeli ve yıkıcı planına karşı Suriye içinde bir strateji geliştirilmesini ve Suriyelilerin her mezhep ve etnik kökenden, ayrılıkçı seslere karşı birleşmesini gerektirmektedir; İsrail projesi, Suriye’nin duvarlarından uygulanmaya başlanmadan önce.




















