کارگر
Gadir-i Hum Olayı
Hicretin üzerinden tamtamına on sene geçmişti. Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed (s.a.a) Hac yolculuğu için yola koyulmuş ve bu konuyu da herkese çoktan duyurmuştu. Oldukça kalabalık bir grup, Hac vazifesini yerine getirmek ve Allah Resûlü’nün ardınca hareket etmek için Mekke yollarına düşmüşlerdi.
“Haccetü’l Vedâ”, “Haccetü’l İslam”, “Haccetü’l Belağ”, “Haccetü’l Kemâl”, “Haccatü’t-Tamam” ile anılan bu Hac farizası Resûl-i Ekrem’in hicretten sonra gerçekleştirdiği tek Hactır.
Cumartesi, Zilkade ayının bitimine beş ya da altı gün kalmıştı. Gusüller alınmış, tedhin yapılmış, tende yalnızca ihrah kıyafetiyle yürünerek Medine’den çıkılmıştı. Eşlerini de Kecavelere bindirerek kendileri ile Mekke’nin yolu tutulmuştu.
Bütün Ehl-i Beyt, Muhacir, Ensar ve hatta birçok farklı Arap kabilesinden insan da onunla beraber yola koyulmuşlardı. O dönemde çiçek hastalığı ve tifonun bir hayli yayılması, birçoklarının bu bereketli ve nurani yolculuktan geri kalmalarına neden olmuştu. Ama tüm bunlara rağmen o denli kalabalık bir grup vardı ki; bunun sayısını Allah’tan başka kimse bilemiyordu. Bazıları, bunun sayısını doksan bin veyahaut da üstü olarak aktarmışlardır.
O Hac hengâmesinde bu insan seline Mekkeliler de eklenmiş ve hatta Yemen ellerinden Ali İbn Ebû Talib ve Ebû Musa himayelerindeki kalabalık bir grup da onlara katılmıştır.
Bir vakit sonra Hac ibadetleri yerine getirilmiş ve Hz. Nebi’nin beraberinde gelen kalabalıkla ve hatta daha fazlasıyla Medine’ye dönüş yolu tutulmuştu.
Yolculuğun ortalarına doğru Medine, Mısır ve Irak yollarının kesiştiği “Cuhfe” denilen bölgede yer alan ve “Gadir-i Hum” olarak adlandırılan bir su birikintisinin yanına varılır.
Perşembe, Zilhicce ayının on sekizinci günü. İşte bu anda, o su birikintisinin yanına varıldığında Cebrail-i Emin, Hz. Nebi’ye Allah Teala’nın katından bir ayet getirmişti:
” يَٓا اَيُّهَا الرَّسُولُ بَلِّـغْ مَٓا اُنْزِلَ اِلَيْكَ مِنْ رَبِّكَ”
“Ey Resûl! Rabbinden sana indirileni tebliğ et. Eğer bunu yapmazsan onun verdiği peygamberlik görevini yerine getirmemiş olursun.”
Bu ayet, Ali İbn Ebû Talib’in hidayet alemi ve dinin bayraktarı olması yönünde, herkes tarafından ona itaat edilmesi ve velayetinin kabulü emrini getirir.
Bunun üzerine Hz. Nebi, gruptan ayrılıp ilerleyenlerin geri dönmesi ve geride kalanların da yetişme emrini verir.
Birbiri yanında yetişmiş beş büyük ağacın bulunduğu alan toplanma yeri olarak en uygun olanıydı. Derhal o bölgenin temizliğine başlanır, kaktüs ve diğer dikenli bitkilerden arındırılır. Hz. Resûl’ün emri üzerine temizliği yapılan bu alana, bütün herkes toplanana kadar kimsenin girmesi yasaklanır.
Oldukça sıcak bir yaz günü idi. Erkekler üzerlerine giyindikleri uzun Arap elbiselerininin bir kısmını başları üzerine çekmiş ve bir kısmını da yerin sıcaklığından ötürü ayaklarının altına yaymışlardı. Büyükçe bir kumaş parçasını da ağaçların üzerinden aşağı sarkıtarak Allah Resûlü için güzelce bir gölgelik hazırlayıvermişlerdi.
Derken öğle namazı vakti girmiş ve Resûl-i Ekrem kendisi için hazırlanan yere geçerek halkla beraber cemaat namazını kılmıştı. Namazdan sonra halkın arasına girerek, deve eyerlerinden yapılmış olan minbere çıktı ve yüksek bir sesle, herkesin işiteceği şekilde hutbesini okumaya başladı ve şöyle buyurdu:
الحمد لله ونستعينه و نؤمن به، و نتوكل عليه، و نعوذ بالله من شرور أنفسنا ، و من سيئات أعمالنا الذي لاهادي لمن ضل، و لامضل لمن هدى ، و أشهد أن لا اله الا الله، و أن محمداً عبده و رسوله
أما بعد أيها الناس قد نبّأني اللطيف الخبير وأنى أوشك أن أدعي فأجيب و إني مسؤول و أنتم مسؤلون فماذا أنتم قائلون ؟
“Bütün hamd ve senalar yalnızca O’nadır ve biz de yalnızca O’ndan yardım dileriz. O’na inanmış ve O’na tevekkül etmekteyiz. Kendi nefsimizin şerrinden ve amellerimizin kötülüğünden O’na sığınırız. Allah Teâlâ’nın doğru yola ilettiğini saptıracak, saptırdığını da doğru yola iletecek yoktur. Şahadet ederim ki Allah’tan başka tapınılacak yoktur ve Muhammed O’nun kulu ve elçisidir.
Ey İnsanlar! Latif ve Habir olan Allah bana şunu iletti: Her bir peygamberin ömrü, kendisinden bir önce gelen peygamberin ömrünün yarısı kadardır. Çok yakında O’nun davetine icabet edip (yanınızdan ayrılacağım). Benim sorumluluklarım var ve sizin de kendinize göre sorumluluklarınız var. (Hal böyleyken) O gün ne cevap vereceksiniz?”
Halk şöyle dedi:
“Evet, yemin ederiz ki, bize tebliğ ettin, tavsiyelerde ve öğütlerde bulundun. Bu yönde çokça çabaladın. İşte böylece şahadet ederiz. Allah sana mükafatını versin!” Daha sonra Hz. Nebi şöyle sordu:
“Allah’tan başka ilah olmadığına ve Muhammed’in onun kulu ve elçisi olduğuna, cennet ve cehennemin hak olduğuna şehadet etmez misiniz?” Onlar da:
“Şehadet ederiz.” dediler. Hz. Peygamber de:
“Allah’ım sen de şahit ol!” diye buyurdu. Allah Resûlü:
“Benim sesimi duyuyor musunuz?” diye sordu.
“Evet, duyuyoruz!” diye cevap aldı.
“Ey insanlar! Ben sizden önce (Cennet’e) ve Kevser Havuzu’na varacağım ve daha sonra sizler de o havuzun başında bana geleceksiniz.
O öyle bir havuzdur ki, genişliği San’â’dan Busrâ’ya kadardır. O havuzun kenarında, gökteki yıldızların sayısınca gümüş kadehler vardır. Ben orada, sizin aranızda emanet bıraktığım iki paha biçilmez şeyi soracağım. O halde benden sonra o iki şeye (Sekaleyn’e) nasıl davranmanız gerektiğine dikkat edin!”
O sırada halkın içerisinden biri şöyle seslendi;
“Ey Allah Resûlü! O iki paha biçilmez şey nedir?” Hz. Nebi (s.a.a) şöyle buyurdu:
“Onlardan biri, Allah’ın kitabıdır. Onun bir tarafı Allah Azze ve Celle’nin elinde ve diğer tarafı ise sizin elinizdedir. Ona yapışın; sapmayın ve değiştirmeyin; diğeri ise, İtretim olan Ehl-i Beytim’dir. Latif ve her şeyden haberdar olan Allah, bu ikisinin (Kevser) Havuzu’nun başında bana ulaşıncaya kadar birbirlerinden ayrılmayacağını bildirdi. Ben Allah’tan bunu (birbirlerinden asla ayrılmamalarını) istedim.
O halde, o ikisinin önüne geçmeyin, yoksa helak olursunuz ve gerisinde de kalmayın ki, yoksa yine helak olur (gidersiniz).”
O sırada Resûl-i Ekrem Ali İbn Abi Talib’in elinden tuttu ve koltuk altlarının ten beyazlığı görününceye kadar havaya kaldırdı. Bu şekilde Ali’yi tüm herkese göstermiş oldu. Ardından şöyle buyurdu:
“Ey İnsanlar! Her mümine kendi nefsinden daha evla ve daha lâyık olan kimdir?” Halk şöyle dedi:
“Allah ve Resûlü daha iyi bilirler!”
Ardından Hz. Nebi sözlerine şöyle devam etti:
إن الله مولای و أنا مولی المؤمنین و أنا أولی بهم من أنفسهم
“Allah benim mevlamdır, ben de (siz) müminlerin mevlasıyım. Ben müminlere kendi nefislerinden daha evla ve üstünüm.
فمن کنت مولاه فعلی مولاه
O halde ben kimin mevlası isem, bu Ali de onun mevlasıdır.”
Hz. Nebi bu cümleyi üç kere tekrar etti; Ahmed İbn Hanbel bunu dört kere tekrar ettiğini söylemektedir.
Bunun ardınca Allah Resûlü sözlerine şöyle devam etti:
اللهم وال من والاه و عاد من عاداه و أحب من أحبه و أبغض من أبغضه و انصر من نصره و اخذل من خذله، و أدر الحق معه حیث دار، ألا فلیبلغ الشاهد الغائب
“Ya Rabbi! Kim onu severse sen de onu sev! Kim ona düşmanlık ederse sen de ona düşman ol! Kim onu mahabbet ve alakası olduğu için yüceltir ve üstün görürse sen de onu yücelt ve ulula! Kim onu kini ve düşmanlığı üzere hor görmeye çalışırsa sen de onu alçalt ve rüsva eyle! Kim ona yardım ederse yardım et, onu yalnız bırakanı yalnız bırak! O nereye dönerse doğruluğu onunla döndür! Dinleyin! Bu sözleri burada bulunanlar, olmayanlara bildirmelidirler.”
Daha henüz kalabalık yeni dağılmaya başlamıştı ki Cebrail-i Emin şu ayet-i kerimeyi ulaştırdı:
” اَلْيَوْمَ اَكْمَلْتُ لَكُمْ د۪ينَكُمْ وَاَتْمَمْتُ عَلَيْكُمْ نِعْمَت۪ي”
“Bugün sizin için dininizi kemale erdirdim, üzerinizdeki nimetimi tamamladım.”
İşte bunun üzerine Resûl-i Ekrem (s.a.a) şöyle buyurdular:
الله اکبر علی اکمال الدین و اتمام النعمة و رضا الرب برسالتی و ولایة علی من بعدی
“Allah-u Ekber! Din kemale erdi, nimet tamamlandı, Allah benim risaletime ve benden sonra Ali’nin velayetine razı oldu.”
Hz. Nebi’nin bu sözlerinden sonra halk Emirü’l Mümini’ni tebrik edip selamlamaya başladılar.
Ebû Bekir ve Ömer, sahabeler arasında Hz. Ali’yi ilk kutlayan kimseler olmuştu. Onlardan her biri şöyle diyordu:
بخًّ بخًّ لک یا بن ابی طالب اصبحت و امسیت مولای و مولا کل مؤمن و مؤمنة
“Tebrikler sana ey Ebû Talib’in oğlu! Artık sen, her zaman için her mümin erkek ve kadının mevlası oldun!”
İbn Abbas diyor ki:
وجبت والله فی اعناق القوم
“Allah’a andolsun (Ali’nin velayeti) herkesin boynuna borç oldu.”
Kalibaf'tan ABD ve İsrail'e gözdağı: İran’a yönelik boş tehditler dönemi sona erdi
İran Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf, bölgedeki emperyalist tehditlerin son bulduğunu belirterek, İsrail ve ABD’ye pişman edici yanıt uyarısında bulundu.
İran Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf, Ayetullah Humeyni’nin ölüm yıl dönümü vesilesiyle yayımladığı mesajda, İran'ın bölgedeki direniş eksenindeki sarsılmaz duruşunu bir kez daha tescilledi. Tahran’ın artık Batılı güçlerin ve Siyonist rejimin şantajlarına boyun eğmeyeceğinin altını çizen Kalibaf, İran’ın savunma doktrininin saldırganları caydırmak üzerine kurulu olduğunu vurguladı. "Boş tehditler" döneminin kapandığını belirten Kalibaf, her türlü düşmanca girişimin artık karşılıksız kalmayacağını net bir dille ifade etti.
KALİBAF'TAN ABD VE İSRAİL'E GÖZDAĞI
İran Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf, İran’a yönelik “boş tehditler döneminin sona erdiğini ve her türlü saldırganlığa kararlı, pişman edici ve uygun karşılık verildiğini" ifade etti.
İran resmi haber ajansı IRNA’ya göre, Kalibaf, İran Devrimi Lideri Ayetullah Ruhullah Humeyni’nin ölüm yıl dönümüne ilişkin mesaj yayımladı.
Humeyni’nin İran halkına baskı ve zorbalığa karşı geri adım atmamayı öğrettiğini belirten Kalibaf, kendilerinin de aynı yolu takip ettiğini vurguladı.
İran ile ABD arasında yürütülen müzakerelerde İran heyeti başkanı da olan Kalibaf, “ABD ve Siyonist rejimle (İsrail) olan çatışmada, İran’a yönelik boş tehditler döneminin sona erdiği ve her türlü saldırganlığa kararlı, pişman edici ve uygun karşılık verileceği gösterilmiştir.” ifadelerini kullandı.
Küresel Ekonominin Dijital Boğazı: Hürmüz
Üniversite ve teknoloji muhabirinin haberine göre, teknoloji jeopolitiği literatüründe giderek yaygınlaşan bir kavram, Hürmüz Boğazı’na yönelik geleneksel bakışı değiştirmektedir: “Hormuz digital chokepoint” ya da “Hürmüz Boğazı’nın dijital boğazı”. Bu kavram, bu stratejik geçidin öneminin artık yalnızca enerji taşımacılığıyla sınırlı olmadığını, aynı zamanda küresel dijital ekonominin hayati altyapılarıyla da bağlantılı olduğunu göstermektedir.
Hürmüz Boğazı: Enerji ve verinin kesişim noktası
Hürmüz Boğazı yıllardır dünyanın en önemli petrol ve doğal gaz geçiş koridoru olarak bilinmektedir. Ancak veri ekonomisinin büyümesiyle birlikte son on yılda rolü daha da genişlemiştir. Günümüzde petrol tankerlerinin yanı sıra dijital verilerin, bulut hizmetlerinin, uluslararası iletişimin ve teknoloji altyapılarının büyük bir bölümü de dolaylı olarak bu bölgenin istikrarına bağlı hale gelmiştir.
Bu çerçevede “chokepoint” (boğaz noktası) kavramı önem kazanmaktadır. Jeopolitikte bu terim, herhangi bir aksamanın tüm küresel sistemi krize sürükleyebileceği kritik noktaları ifade eder. Geçmişte bu kavram daha çok Süveyş Kanalı veya Malakka Boğazı gibi deniz yolları için kullanılırken, bugün veri yollarını ve dijital altyapıları da kapsamaktadır.
Boğazların dijitalleşmesi: Gücün niteliğinin değişmesi
Günümüz dünyasında veriler en az petrol kadar değerli hale gelmiştir. Veri merkezleri (Data Centers), bulut ağları (Cloud Services), denizaltı kabloları ve iletişim altyapıları dijital ekonominin omurgasını oluşturmaktadır.
Bu doğrultuda bazı teknoloji-jeopolitiği analizlerinde “digital chokepoint” terimi kullanılmaktadır. Bunun amacı şunları göstermektir:
Veri merkezlerinin belirli bölgelerde yoğunlaşması,
Küresel ağların birkaç bölgesel merkeze bağımlı olması,
Avrupa, Asya ve Afrika arasındaki bağlantıların Körfez bölgesinden geçmesi,
gibi unsurların bu bölgeyi küresel dijital güvenlik açısından hassas bir noktaya dönüştürmesidir.
Hürmüz Boğazı ve bulut ekonomisi
Amazon Web Services (AWS), Microsoft Azure ve Google Cloud gibi büyük teknoloji şirketlerinin büyümesiyle birlikte Körfez bölgesi, bulut hizmetlerinin geliştirilmesinde önemli merkezlerden biri haline gelmiştir.
Bu şirketler bölgesel veri merkezleri kurarak ağ gecikmesini (latency) azaltmayı ve Asya ile Afrika pazarlarına daha iyi hizmet vermeyi hedeflemektedir.
Ancak bu altyapı yoğunlaşmasının önemli bir sonucu vardır: Hürmüz Boğazı çevresindeki herhangi bir güvenlik istikrarsızlığı yalnızca enerji piyasalarını değil, küresel dijital piyasaları da etkileyebilir.
Bölgesel güvenlik ile küresel altyapılar arasındaki bağ
Yeni yaklaşımda Hürmüz Boğazı artık yalnızca coğrafi bir geçit değil; askeri güvenlik, enerji ve bilgi teknolojileri arasında bir bağlantı noktası olarak görülmektedir.
Bu nedenle herhangi bir askeri gerilim veya dış müdahale şu alanlarda aksamalara yol açabilir:
Küresel bulut hizmetleri,
Dijital bankacılık sistemleri,
E-ticaret faaliyetleri,
Yapay zekâ sistemleri ve veri işleme altyapıları.
Yeni denklemde İran’ın rolü
İran’ın Hürmüz Boğazı üzerindeki coğrafi konumu nedeniyle ülke, bölgenin yeni jeo-dijital denkleminde belirleyici bir yere sahiptir. Bu analizlere göre İran yalnızca enerji güvenliğinde değil, bölgesel dijital altyapıların istikrarı veya istikrarsızlığı üzerinde de etkili bir aktör olarak değerlendirilmektedir.
Bu nedenle bazı analistler, bölgede gerilimin artmasının veya yabancı askeri varlığın güçlenmesinin güvenlik sağlamak yerine küresel teknoloji ve ekonomi risklerini artırabileceğini savunmaktadır.
Petrol boğazından veri boğazına
Bu gelişmeler, dünyanın karşılıklı bağımlılığın yeni bir aşamasına girdiğini göstermektedir. Bu aşamada:
Petrol hâlâ önemlidir,
Ancak veri ve dijital altyapılar da benzer derecede stratejik hale gelmiştir.
Bu çerçevede Hürmüz Boğazı giderek yalnızca bir “petrol boğazı” olmaktan çıkıp bir “dijital boğaz” (digital chokepoint) haline gelmektedir; yani güvenliği, küresel ekonominin, teknoloji piyasalarının ve hatta yapay zekâ gelişiminin geleceğini doğrudan etkileyebilecek kritik bir nokta olarak görülmektedir.
Not: Bu analiz tabnak sitesinden alınarak tercüme edilmiştir
Hürmüz Boğazı'nda emperyalizme geçit yok: İran'dan ABD gemisine füze saldırısı
Bölgede ABD emperyalizminin dayattığı deniz trafiğine İran Devrim Muhafızları’ndan tarihi bir yanıt geldi. Hürmüz Boğazı’nı kuşatan provokasyonlara karşı Tahran, sahada kararlı duruşunu sürdürüyor.
Hürmüz Boğazı’nda emperyalist güçlerin bölgeyi istikrarsızlaştırma çabalarına karşı İran Devrim Muhafızları Ordusu, stratejik bir hamleye imza attı. İran savunma kaynaklarından edinilen bilgiye göre, bölgedeki kuşatmayı yarmak adına ABD’ye ait Panama bayraklı MSC Sariska V adlı ticari gemi, seyir füzesiyle doğrudan hedef alınarak etkisiz hale getirildi. Küresel enerji hatlarını birer savaş aracına dönüştürerek bölgeyi abluka altına almaya çalışan Batı destekli stratejiler, Tahran’ın bu kararlı müdahalesiyle bir kez daha duvara çarptı. Olayın ardından bölgede tansiyonun zirve yaptığı gözlenirken, emperyalizmin denizlerdeki hakimiyet girişimlerine karşı İran’ın caydırıcı gücü bir kez daha sahada tescillenmiş oldu.
İRAN'DAN ABD GEMİSİNE FÜZE SALDIRISI
İran’ın bu operasyonu, özellikle ABD ve İsrail’in bölgedeki varlığını "deniz güvenliği" adı altında meşrulaştırmaya çalıştığı bir dönemde gerçekleşmesiyle dikkat çekiyor. Daha öncesinde Birleşik Krallık Deniz Ticaret Operasyonları (UKMTO) tarafından Irak’ın güneyindeki Umm Qasr limanının yaklaşık 40 deniz mili açığında bir geminin vurulduğu bilgisi paylaşılmıştı. Batılı merkezler gelişmeyi "tansiyonun yükselmesi" olarak nitelendirip yaygarayı koparırken, bölge kaynakları bunun İran’ın kendi egemenlik haklarını koruma ve emperyalist ablukayı delme kararlılığının bir göstergesi olduğunu belirtiyor. Mürettebatın akıbeti ve gemideki hasarın boyutu hakkında net bilgiler henüz belirsizliğini korusa da, ABD’nin bölgedeki provokatif hamlelerinin Tahran tarafından cevapsız bırakılmayacağı mesajı verilmiş oldu.
Şehit Liderin Gadir Dersleri-1
Gadir Hum Bayramı, şehit lider İmam Hamanei’nin düşünce ve siyasi ekolünde yalnızca tarihî bir olay veya Müminlerin Emiri Ali ibn Abi Talib’ın hilafet faziletinin açıklanması değildir; aksine dinî yönetimin ve İslam toplumunun hidayetinin devamlılığı doktrinidir. Bu merhum liderin Kur’an-ı Kerim ayetlerine dayanan görüş ve açıklamalarının yeniden okunması, hak cephesinin küresel zorbalık karşısındaki yol haritasını ortaya koymaktadır.
Gadir Hum olayının çeşitli boyutlarının açıklanması ve bu tarihî olayın içinden siyasi ve eğitsel bir doktrinin çıkarılması, İslam Devrimi’nin şehit lideri İmam Hamanei’nin düşünce ve stratejik açıklamalarında her zaman temel eksenlerden biri olmuştur. O, Kur’an ayetlerine derin ve metin merkezli bir bakışla yaklaşarak Gadir’i yalnızca geçmişte yaşanmış bir olay değil, hidayetin devamının ve İslam ümmetinin siyasi geometrisinin oluşumunun anahtar kavramı olarak görmektedir.
“Gadir Dersleri” başlıklı yazı dizisinin ilk bölümünde, küfür ehlinin ümitsizliğine dair ayet ile Gadir gerçeği arasındaki bağ hakkında yaptığı en hassas açıklamalardan biri incelenmektedir. Devamında önce şehit liderin konuşmasının tam metni, ardından da onun temel ve stratejik noktalarının analizi sunulmaktadır.
Konuşma metni:
“Gadir Bayramı konusunda ki Gadir Bayramı, Müminlerin Emiri Ali bin Ebu Talib’in (a.s.) hilafetinin ilan edildiği gündür, bu gün hakkında Kur’anî bir ifade çok dikkat çekici ve hassastır; o ifade de şudur ki Maide Suresi’nin ilk ayetlerinde şöyle buyurulmaktadır:
‘Bugün inkâr edenler sizin dininizden ümitlerini kestiler.’
Yani hicretin onuncu yılının Zilhicce ayının on sekizinci günü, Gadir’in ilan edildiği ve Müminlerin Emiri’nin halef olarak tayin edildiği gün, kâfirlerin İslam’ın apaçık dinini ortadan kaldırabileceklerine dair ümitlerini kaybettikleri gündür. O güne kadar hâlâ bunu yapabileceklerini umuyorlardı; fakat o gün artık ümitsizliğe düştüler.
‘Bugün inkâr edenler sizin dininizden ümitlerini kestiler. Artık onlardan korkmayın, benden korkun.’
Yani artık kâfirlerin heybeti sizi korkutmasın; onların gösterişlerine, yaptıkları işlere ve kendilerini güçlü göstermelerine önem vermeyin; davranışlarınız konusunda âlemlerin Rabbine karşı dikkatli olun. Ayetin anlamı budur.
Peki kâfirler neden ümitsizliğe düştüler?
Bu, İslam’ın siyasi hâkimiyetinin devamlılığı sebebiyledir.”
Açıklamaların stratejik boyutlarının analizi
Gadir; küfür cephesinin İslam’ı ortadan kaldırma umudunun sona erdiği nokta
Gadir olayından önce küfür cephesinin temel umudu, Allah Resulü’nün (s.a.a.) vefatından sonra İslam toplumunun liderlik yapısından mahrum kalması ve zamanla çöküşe veya sapmaya uğramasıydı. Ancak Gadir’deki ilahî plan ve halefin belirlenmesi, bu tarihî tamahı ebedî bir ümitsizliğe dönüştürdü ve düşman cephesine İslam’ın şahıslara değil, sürekliliği olan bir yapıya dayandığını gösterdi.
Din ile “siyasi hâkimiyet” arasındaki kopmaz bağ
Devrim Lideri’nin düşüncesinin analizine göre, kâfirleri titreten şey yalnızca ibadete ve bireysel yaşama indirgenmiş bir İslam değildir; aksine velayet bayrağı altında İslam’ın siyasi hâkimiyetinin devamıdır. Gadir’in yönetim modeli, şeriatın devamının güvencesidir ve İslam dininin toplumu yönetmek için düzenli ve yönetsel bir programa sahip olduğunu göstermektedir.
Küfrün sahte heybeti ve İslam toplumunun korkuya kapılmasının yasaklanması
Kur’an’daki “Artık onlardan korkmayın” ifadesi, düşmanın psikolojik savaşıyla karşılaşmada uygulanacak bir talimattır. Müminler cephesi, küfür cephesinin güç gösterileri, silahları ve medya üzerinden yaptığı propagandalardan etkilenmemeli; hesaplamalarında ve büyük kararlarında korku veya geri çekilme yaşamamalıdır.
Tehdit merkezinin dışarıdan içeriye taşınması (toplumsal takva)
“Benden korkun” ayetinin inmesiyle İslam toplumunun dikkat ve gözetim merkezi değişmektedir. Velayet sistemi kurulduğunda dış düşman onu kökünden yok etme gücüne sahip değildir; asıl tehlike iç gevşeklik, gaflet, ayrılık ve toplumun kendi eliyle hak yoldan sapmasıdır. Bu nedenle buna karşı uyanık olunmalıdır.
Sonuç
“Gadir Dersleri” dizisinin ilk dersi bize şunu öğretmektedir: Velayetin sağlam yapısına dayanmak ve İslam’ın siyasi hâkimiyetini korumak, içeriden korunduğu takdirde küresel zorbalık cephesinin bütün dış komplolarını ümitsizlik ve başarısızlığa uğratacak bir kaledir.
NOT: Tabnak sitesinden alınarak tercüme edilmiştir
İran’dan Lübnan Resti: Müzakereleri Durdurdu,Hürmüz'ü Kapattı
Tahran yönetimi, ikinci bir emre kadar ABD ile yürütülen tüm barış görüşmelerini ve aracılar vasıtasıyla yapılan dolaylı temasları durdurdu.
Tesnim Haber Ajansı’nın edindiği bilgilere göre, İran ile ABD arasında dolaylı yollardan (arabulucular üzerinden) süren mesaj ve metin alışverişinin durdurulduğu belirtiliyor.
Kararın gerekçesi olarak, Siyonist rejimin Lübnan’daki saldırılarının devam etmesi ve ateşkes anlaşmasının kapsamına dahil olan Lübnan cephesindeki ihlallerin sürmesi gösteriliyor.
İranlı müzakereciler tarafından, “Lübnan’daki işgal altındaki bölgelerden rejimin tamamen geri çekilmesi” ve “Gazze ile Lübnan’daki saldırgan eylemlerin derhal sonlandırılması” şartlarının karşılanması gerektiğinin vurgulandığı aktarılıyor.
Bu taleplerin yerine getirilmemesi halinde, Tahran yönetiminin diyalog kanallarını kapalı tutmaya devam edeceği ifade ediliyor.
İran Hürmüz Boğazı'nı da tamamen kapattığını duyurdu.Kızıldeniz'i Hint Okyanusu'na bağlayan Babülmendep Boğazı'nın da Husiler tarafından hedef alınacağını belirtti.
İran'ın resmi açıklamasında "İsrail ve müttefiklerini cezalandırmak amacıyla, Hürmüz Boğazı'nı tamamen kapatmaya ve Babülmendep Boğazı dahil diğer cepheleri harekete geçirmeye karar vermiştir" denildi.
İranlı Komutandan Siyonistlere Sert Uyarı:
Hatem el-Enbiya Merkez Karargahı Komutanı Tümgeneral Ali Abdullahi, İsrail’in Beyrut’un Dahiye bölgesine yönelik olası saldırılarına karşılık verileceğini belirterek, işgal altındaki Filistin topraklarının kuzeyi ile askeri bölgelerin hedef alınabileceği uyarısında bulundu.
Abdullahi, İsrail’in Dahiye’yi hedef alması halinde İran’ın da karşılık vereceğini ifade ederken, söz konusu bölgelerde yaşayan İsraillilere tahliye çağrısı yaptı.
İran Dışişleri Bakanı Seyyid Abbas Erakçi de yaptığı açıklamada, ateşkes ihlallerine ilişkin uyarılarda bulundu. Erakçi, “Ateşkesin herhangi bir cephede ihlali, tüm cephelerde ihlal anlamına gelir” ifadelerini kullanarak ABD ve İsrail’e mesaj verdi.
İsrail ile Lübnan arasında yürürlükte bulunan ateşkes anlaşmasına rağmen, İsrail ordusunun Lübnan’ın çeşitli bölgelerine yönelik saldırılarını sürdürdüğü bildiriliyor.
Öte yandan İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun, orduya Beyrut’un güneyindeki Dahiye bölgesine hava saldırıları düzenleme talimatı verdiği öne sürüldü.
İsrail ordusu da Dahiye’de yaşayan sivillere yönelik tahliye çağrısında bulundu.
Imam Mücteba Hamaney'den bayram mesajı: 'Körfez ABD üsleri için artık güvenli kalkan olamayacak'
İran lideri, ABD’nin Batı Asya’daki askeri geleceğine sınır çizdi. Hamaney, ABD'nin Körfez üslerinde güven bulamayacağını ve Amerikan güçlerinin bölgede artık genişlemeye değil, tutunmaya çalıştığını söyledi.
İran Devrim Lideri Mücteba Hamaney, Körfez ülkelerinin artık ABD üsleri için “güvenli kalkan” olamayacağını söyledi. Salı günü Telegram hesabından açıklama yapan Hamaney, ABD'nin artık Batı Asya'da güvenli sığınaklara sahip olmayacağını belirtti.
Mücteba Hamaney'in son mesajı Kurban Bayramı ve Hac organizasyonu dolayısıyla düzenlenen bir programda yayımlandı. 56 yaşındaki Hamaney, 8 Mart'ta İran'ın lideri ilan edilmesinden bu yana kamuoyu önüne çıkmadı ve yalnızca yazılı mesajlar yayımlıyor.
İSLAM DÜNYASINA ORTAK KAPASİTE MESAJI
Mesajında İslam ülkelerine birlik çağrısı yapan İranlı lider şöyle dedi:
“İslam ümmetini ilerletmek ve İslam dünyasının sorunlarını çözmek için tüm İslam ülkelerini ve hükümetlerini dostluk ve işbirliğine teşvik etmeye devam ediyoruz.”
İslam dünyasının ortak kapasitesine dikkat çeken Hamaney, “Bölgenin ve dünyanın yeni düzeni şekilleniyor. Geleceğin geometrisini bölge halklarının ortak çabası belirleyecek” değerlendirmesinde bulundu.
'ARTIK TUTUNMAYA ÇALIŞIYORLAR'
ABD'nin bölgedeki konumunun zayıfladığını vurgulayan İran lideri, Washington yönetiminin artık önceliğinin bölgedeki çıkarlarını ve askeri varlığını korumak olduğunu kaydetti.
“Kesin olan şey, ABD’nin bölgedeki çıkarları ile güvenliğini sağlamak ve askeri unsurlarını burada tutmak için yoğun çaba içinde olduğudur” diyen Hamaney, Körfez ülkelerine de dolaylı mesaj verdi.
İran lideri ayrıca İsrail'in “son aşamalarına yaklaştığı” yorumunda bulunarak Tel Aviv yönetiminin bölgedeki geleceğinin giderek daha fazla tartışmalı hale geldiğini söyledi.
Trump’tan Bölge Ülkelerine İran Tehdidi: İsrail’le Derhal Anlaşın
ABD Başkanı Donald Trump, İran’la yürütülen anlaşma sürecine ilişkin dikkat çeken yeni bir açıklama yaptı. Trump, Orta Doğu’da savaşın sona ermesi ve İran’la yapılması beklenen mutabakat sürecini, bölge ülkelerinin İsrail’le normalleşmesini öngören İbrahim Anlaşmaları’na katılım şartına bağladı.
Trump, yaptığı açıklamada İbrahim Anlaşmaları sürecinin Suudi Arabistan ve Katar’ın derhal imza atmasıyla başlaması gerektiğini söyledi.
“SUUDİ ARABİSTAN VE KATAR DERHAL İMZALAMALI”
Trump açıklamasında, “İbrahim Anlaşmaları süreci, Suudi Arabistan ve Katar’ın derhal imzalamasıyla başlamalı ve diğer herkes bunu takip etmelidir” ifadelerini kullandı.
ABD Başkanı, bölgedeki diğer ülkelerin de bu sürece katılması gerektiğini belirterek, aksi durumda İran’la yürütülen anlaşmanın parçası olmamaları gerektiğini savundu.
Trump, “Eğer takip etmezlerse, kötü niyet göstergesi olacağından bu anlaşmanın bir parçası olmamalıdırlar” dedi.
İRAN ANLAŞMASINA İSRAİL ŞARTI
Trump’ın açıklaması, İran’la yürütülen müzakerelerin yalnızca nükleer program, Hürmüz Boğazı ve bölgesel ateşkes başlıklarıyla sınırlı kalmayacağını gösterdi.
ABD Başkanı’nın mesajı, “Bölge ülkeleri İsrail’le normalleşme sürecine katılmazsa İran’la anlaşma da ilerlemez” anlamına gelen bir rest olarak yorumlandı.
Daha önce Trump’ın Suudi Arabistan, BAE, Katar, Pakistan, Türkiye, Mısır, Ürdün ve Bahreyn liderleriyle yaptığı telefon görüşmesinde de İran savaşı sonrası İsrail’le normalleşme başlığını gündeme getirdiği belirtilmişti.
Trump’ın açıklamasının tamamı şu şekilde:
“İran İslam Cumhuriyeti ile müzakereler iyi ilerliyor! Ya herkes için büyük bir anlaşma olacak ya da hiç anlaşma olmayacak. Bu da savaş alanına ve çatışmalara geri dönüş anlamına gelir; hem de her zamankinden daha büyük ve daha güçlü şekilde. Bunu da kimse istemez!
Cumartesi günü Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman, Birleşik Arap Emirlikleri Devlet Başkanı Muhammed bin Zayid el Nahyan, Katar Emiri Şeyh Temim bin Hamed bin Halife el Sani, Katar Başbakanı Muhammed bin Abdurrahman bin Casim bin Cabir el Sani ve Katar’dan Bakan Ali el-Thawadi, Pakistan’dan Mareşal Syed Asim Munir Ahmed Shah, Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Mısır Cumhurbaşkanı Abdülfettah es-Sisi, Ürdün Kralı 2. Abdullah ve Bahreyn Kralı Hamed bin İsa el Halife ile yaptığım görüşmelerde, ABD’nin bu son derece karmaşık yapbozu bir araya getirmek için yaptığı tüm çalışmaların ardından, bu ülkelerin tamamının en azından eş zamanlı olarak İbrahim Anlaşmaları’na imza atmasının zorunlu olması gerektiğini ifade ettim.
Söz konusu ülkeler Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri —ki zaten üye— Katar, Pakistan, Türkiye, Mısır, Ürdün ve Bahreyn’dir —Bahreyn de zaten üye. Bir veya iki ülkenin bunu yapmamak için bir gerekçesi olabilir ve bu kabul edilecektir. Ancak çoğu ülke, İran’la yapılacak bu mutabakatı aksi halde olacağından çok daha tarihi bir olaya dönüştürmek için hazır, istekli ve muktedir olmalıdır.
İbrahim Anlaşmaları, bu anlaşmalara dahil olan ülkeler için —Birleşik Arap Emirlikleri, Bahreyn, Fas, Sudan ve Kazakistan— finansal, ekonomik ve sosyal bir patlama sağlamıştır. Üstelik bu, çatışma ve savaş döneminde bile böyle olmuştur. Mevcut üyelerden hiçbiri ayrılmayı ya da en küçük bir ara vermeyi bile önermemiştir.
Bunun nedeni, İbrahim Anlaşmaları’nın onlar için çok iyi olmasıdır. Herkes için daha da iyi olacak ve Orta Doğu’ya 5 bin yıldır ilk kez gerçek güç, kudret ve barış getirecektir. Bu, dünyada herhangi bir yerde imzalanmış başka hiçbir belgeye benzemeyecek kadar saygı gören bir belge olacaktır. Önemi ve itibarı benzersiz olacaktır.
Bu süreç, Suudi Arabistan ve Katar’ın derhal imza atmasıyla başlamalı, diğer herkes de bunu takip etmelidir. Eğer bunu yapmazlarsa, kötü niyet göstergesi olacağından bu anlaşmanın bir parçası olmamalıdırlar.
Yukarıda adı geçen birçok büyük liderle yaptığım görüşmelerde, belgemiz imzalanır imzalanmaz İran İslam Cumhuriyeti’nin de İbrahim Anlaşmaları’nın bir parçası olmasından onur duyacaklarını ifade ettiler. Vay canına, bu gerçekten özel bir şey olurdu!
Bu, her zaman çatışma içinde olmuş bu büyük ülkelerin imzalayacağı en önemli anlaşma olacaktır. Geçmişte ya da gelecekte hiçbir şey bunun önüne geçemeyecektir.
Bu nedenle, tüm ülkelerden İbrahim Anlaşmaları’nı derhal imzalamalarını zorunlu olarak talep ediyorum. Eğer İran, Amerika Birleşik Devletleri Başkanı olarak benimle anlaşmasını imzalarsa, onların da bu benzersiz dünya koalisyonunun parçası olması bir onur olacaktır.
Orta Doğu birleşmiş, güçlü ve ekonomik olarak belki de dünyanın hiçbir bölgesinde olmadığı kadar kuvvetli hale gelecektir!
Bu TRUTH paylaşımının bir kopyasıyla temsilcilerimden, bu ülkelerin hâlihazırda tarihi nitelik taşıyan İbrahim Anlaşmaları’na dahil edilmesi sürecini başlatmalarını ve başarıyla tamamlamalarını istiyorum.
Bu konuya gösterdiğiniz dikkat için teşekkür ederim!
DONALD J. TRUMP
AMERİKA BİRLEŞİK DEVLETLERİ BAŞKANI”
TÜRKİYE DE ÖNCEKİ GÖRÜŞMEDE YER ALMIŞTI
Trump’ın önceki görüşmesinde Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın da aralarında olduğu bölge liderleriyle İran’la ortaya çıkan anlaşma taslağını ele aldığı aktarılmıştı.
ABD Başkanı’nın şimdi İbrahim Anlaşmaları’nı İran mutabakatı için fiili şart haline getiren çıkışı, Türkiye dahil bölge ülkeleri açısından da yeni bir diplomatik baskı başlığı olarak öne çıktı.
İSRAİL İÇİN YENİ DİPLOMATİK HAMLE
İbrahim Anlaşmaları, İsrail ile Arap ve Müslüman ülkeler arasında normalleşme sürecini ifade ediyor. Trump’ın yeni açıklaması, İran savaşının ardından Orta Doğu’da kurulmak istenen yeni düzenin merkezine İsrail’le normalleşmeyi yerleştirme çabası olarak değerlendirildi.
ajanslar
İran'dan ABD ve İsrail'e net mesaj: Geri adım atılmayacak, düşman yere serildi
İran Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Genel Sekreteri Muhammed Bakır Zülkadir, göreve gelişinin ardından yaptığı ilk açıklamada ABD ve İsrail’e meydan okudu. Ordunun, diplomasinin ve halkın direnişinin düşmanı yere serdiğini belirten Zülkadir, geri adım atılmayacağını vurguladı.
İran Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Genel Sekreteri Muhammed Bakır Zülkadir, göreve gelmesinden bu yana gerçekleştirdiği ilk resmi açıklamada, emperyalist kuşatmaya karşı tavizsiz bir direniş mesajı verdi. İran resmi haber ajansı IRNA’nın aktardığı mesajda Zülkadir, Washington ve Tel Aviv hattından gelen tehditlere karşı ülkesinin geri adım atmayacağını net bir dille ilan etti. Ordunun, diplomasinin ve sokaklara dökülen fedakar halkın kararlı duruşuyla batılı saldırganları ve siyonist rejimi boşa çıkardığını belirten Genel Sekreter, zaferin anahtarının milli birlik olduğunu vurguladı.
İRAN'DAN ABD VE İSRAİL'E NET MESAJ
İran Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Genel Sekreteri Muhammed Bakır Zülkadir, göreve geldiğinden bu yana yaptığı ilk paylaşımda, "Geri adım atılmayacak. Bunu ordu, diplomasi ve sokaklara çıkan fedakar halkımız kararlı direnişleriyle gösterdi ve düşmanı yere serdi." dedi.
İran resmi haber ajansı IRNA'ya göre, Zülkadir, İran ile ABD ve İsrail arasında yaşanan savaşa ilişkin ilk kez mesaj yayımladı.
GERİ ADIM ATILMAYACAK
Zülkadir mesajında, birlik ve beraberliğe her zamankinden fazla ihtiyaç duyulduğunu belirterek, "Geri adım atılmayacak. Bunu ordu, diplomasi ve sokaklara çıkan fedakar halkımız kararlı direnişleriyle gösterdi ve düşmanı yere serdi." ifadesini kullandı.
Ülke birliğine zarar verecek açıklamalardan ve eylemlerden kaçınılması gerektiğini söyleyen Zülkadir, birlik ve beraberlik ruhu ile ABD ve İsrail’in ümitsizliğe kapılacağını belirtti.
Milyonlarca hacı adayı Arafat’ta
Milyonlarca hacı adayı, hac ibadetinin en önemli rüknü olan vakfe için Arafat Meydanı’nda dualar ve tekbirlerle bir araya geldi.
Hacı adayları, Zilhicce ayının dokuzuncu günü olan salı sabahının ilk ışıklarıyla birlikte Arafat Meydanı’na akın etmeye başladı. Milyonlarca Müslüman, güneşin doğuşundan batışına kadar Arafat vakfesi için mübarek topraklarda bir araya geldi.
Hacılar, sınırları tabelalar ve işaretlerle belirlenen Arafat bölgesi içinde bulunmaya özen gösterirken, Arafat’ın tamamı vakfe alanı kabul ediliyor.
Öğle vaktinin girmesiyle birlikte Arafat hutbesi okunuyor. Hutbede Müslümanlara nasihatler verilirken, bu mübarek günün faziletleri hatırlatılıyor.
Hacı adayları gün boyunca dua, tekbir, tehlil ve istiğfarla ibadetlerini sürdürürken, bölgede derin bir huşu ve manevi atmosfer hakim oluyor.
Zilhicce’nin dokuzuncu gününde güneş battıktan sonra hacı kafileleri Müzdelife’ye doğru hareket ediyor. Hacılar burada akşam ve yatsı namazlarını cem ederek kılıyor, ardından geceyi zikir ve şükürle geçiriyor.
Öte yandan hacıların Mina’ya ulaşımı da pazartesi günü tamamlandı. Hacılar, “Terviye Günü”nü geçirmek üzere Mina’da toplandı. İlgili kurumlar, hacıların mübarek mekanlar arasındaki hareketini kolaylaştırmak ve güvenliklerini sağlamak amacıyla kapsamlı organizasyon ve hizmet planları uyguladı.
Mina girişlerinde insan yoğunluğunun kontrollü ve akıcı şekilde ilerlediği gözlemlenirken, güvenlik, sağlık ve hizmet ekipleri sahada yoğun çalışma yürüttü. Kalabalık yönetim sistemleri sayesinde hacıların güvenliği ve hizmet kalitesinin artırılması hedeflendi.
Terviye Günü’nün önemi
Terviye Günü, hac yolculuğunun en önemli aşamalarından biri kabul ediliyor. Hacılar bu günü Mina’da geçirerek Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed’in sünnetini yerine getiriyor ve ardından Arafat’a yöneliyor.
Hacılar, Mekke’deki ilk mübarek durak olan Mina’ya Terviye Günü’nde gidiyor, kurban bayramının ilk günü ve teşrik günlerinde yeniden Mina’ya dönüyor.
Mina, Mekke ile Müzdelife arasında yer alıyor ve Mescid-i Haram’a yaklaşık 7 kilometre uzaklıkta bulunuyor. Harem sınırları içinde kalan bölgenin şer’i sınırlarla belirlenmiş yüzölçümü yaklaşık 16,8 kilometrekareyi buluyor. Mina, kuzey ve güneyden dağlarla çevrili bir vadiden oluşuyor; Mekke tarafında Akabe Cemresi, Müzdelife tarafında ise Muhassir Vadisi ile sınırlandırılıyor.(Ajanslar)




















