کارگر

کارگر

 Bir hususu bahsetmeden geçersem hem Allaha, hem kendime, hem de sizlere nankörlük yapmış olurum. En önemli gündem maddemiz, hatta bu günün tek gündem konusu Şehit Kasım Süleymani ve arkadaşlarına karşı vefa borcumu ödemezsem yazdığım yazının hiçbir anlam ve önemi olmayacaktır. Çünkü bu yazımın esin kaynağı şehidimiz ve aziz hatıralarıdır.


İki yıl önce Bağdat havaalanında küresel terörün merkez üssü ABD tarafından şehit edilen İran İslam Cumhuriyeti Devrim Muhafızları Kudüs Gücü Komutanı General Kasım Süleymani, Irak Haşd-i Şabi Başkanı Ebu Mehdi el-Mühendis ve arkadaşlarının şehadet yıl dönümü dolayısıyla; İmamı Zaman Hazreti Mehdi’ye (sa), Rehberimiz Ayetullah Seyit Ali Hamanei’ye, aziz İran halkına, Direniş Cephesi'ne, Ehlibeyt dünyasına, Müslümanlara, mazlumlara, tüm insanlık alemine sabır ve başsağlığı diliyorum. Şehit Süleymani ve El-Mühendis başta olmak üzere üzerimizde emek ve hakları olan bütün şehitlerimizi özlem, rahmet ve minnetle anıyor; aziz hatıralarının önünde saygıyla eğiliyorum.

Direniş'in kahraman evlatlarından değerli dostum Celaleddin Yurtoğlu'nun, büyük bir cesaret ve kararlılık örneği sergileyerek ABD'nin Ankara büyükelçiliğine gidip Şehit Süleymani'nin hayatını konu alan "Şehit'ten Hatıralar" kitabını görevlilere verme teşebbüsü ve 7sabah.com sitesi yazarı Ghoudsi Khanandeh'ın Facebook hesabının kısıtlanmasını "Sosyal medya kısıtlamaları, Kasım Süleymani korkusu ve hiçliğin emperyalist emelleri…" başlığıyla "Özün Sözü" köşesine taşıması, akabinde ise Direnişin kahraman evlatlarından Muhyettin Kaya kardeşimizin, "Yeni hesap açtım ağabey onu da kısıtladılar. Süre de belirtmiyorlar ama bir şey yapmama izin vermiyorlar. Valla abi bıktırıyorlar" sözü üzerine teselli babından yazdığım bir kaç satırlık cümleden ortaya çıkan bir yazıyla yeniden sizlerleyim.

Muhyettin kardeşime whatsapp'tan yazdığım; "hiç sorun değil, mülk Allah'ın, nefes Allah'ın, yaşam Allah'ın, ölüm Allah'ın, hesap günü Allah'ın, cennet ve cehennem Allah'ın. Allah'ın mülkünde Allaha kafa tutmak mı, Allah'ın mülkünde Allaha kulluk yapmak mı daha iyi. Hangisi karlı ve kazançlı. Allah'ın mülkünde Allaha meydan okuyan mı, yoksa O'na canını bile feda edecek kadar kulluğunu ileri düzeye taşımak için çaba sarf edenler mi?" şeklindeki satırların esin kaynağı olan yazımla sizleri baş başa bırakıyorum...

HER ŞEY ALLAHINSA, MÜLK SAHİBİNE İTAAT ŞARTTIR

Kainat Allah'ın, dünya ve ahiret Allah'ın, varlık ve yokluk Allah'ın; varlığın içindeki yokluk, yokluğun içindeki varlık Allah'ın. Varlık aleminin içindeki canlı ve cansız her şey Allah'ın. Canlının içindeki cansız, cansızın içindeki canlı Allah'ın. Canlının içinden cansız, cansızın içinden canlı var eden kanun ve sistem Allah'ın. Yaratma, yaşatma ve yok etme iradesi Allah'ın. Alıp verdiğimiz her nefes Allah'ın. Yaşam Allah'ın, ölüm Allah'ın, toprak Allah'ın, kabir Allah'ın, hesap günü Allah'ın

Hesap gününde ceza ve mükafatın adil bir şekilde herkese verileceği büyük mahkeme Allah'ın. Adil yargılama sonucunda herkesin hak ettiği yere gideceği cennet ve cehennem Allah'ın. Her şeyin künhünü içinde barındıran hakikat Allah'ın. Mükemmel bir mizanla kainatı dengede tutan irade Allah'ın. İnsan Allah'ın, insanı tüm varlıklardan farklı ve ayrıcalıklı kılan akıl nimetini bize lütfeden irade Allah'ın.

Akıl ve irademiz kapsamındaki özerk alana müdahale etmeme, özgürlük alanımızı istediğimiz şekilde kullanma ve dizayn etme; iyi veya kötü şeyler yapabilme, sevap ve günah işleme hakkını özgürce kullanabilme hakkını vererek bizi kendi sınavımızla baş başa bırakma, kopya çekme konusunda sınırsız serbestlik olmasına rağmen kimseye torpil geçmeme, sınavı hakkıyla kazanabilme konusunda tüm imkan ve şartları önümüze koyma, tercih hakkımıza ise müdahale etmeme iradesi de Allah'ın.

BİZ YOKTAN VAR EDENE SIĞINMAK

Hiç yokken var olmak, varken yaşamak; varken de, yaşarken de ve hiç ölmek istemezken de yaşamak ve hep yaşamayı istemek... Hiç ölmemek için yaşamak, yaşamak için mücadele etmek ama buna rağmen içine doğduğumuz dünyaya veda edişimize mani olamamak nasıl bir şey?

Dünyadaki varlığımızı sona erdiren, fizik ve fizik ötesi kanunların sahibi olan Allah'ın mülkünde; Allah'ın bize sunduğu özerklik, özgünlük ve özgürlük alanında; sanki her şey kendimizden menkulmüş gibi, sanki her şeyin sahibi ve maliki bizmişiz gibi; sanki dünyaya kendi irademizle gelmişiz, kendi güç ve irademizle yaşam alanı oluşturmuşuz gibi; sanki tek başımıza var olmuşuz ve kendi kendimizi var etmişiz, büyümüşüz gibi; hiçbir şeye veya hiçbir kimseye muhtaç olmadan aş, iş, eş, ev, çoluk - çocuk, mal, mülk ve servet sahibi olmuşuz gibi; içine doğduğumuz dünya bize ait tapulu bir mülkmüş gibi, sanki herkese yaşam hakkı bahşeden bizmişiz gibi bir eda ile Allaha karşı haddi aşmak, efelenmek, kafa tutmak neyin nesi?

Hem de Allah'ın mülkünde, Allah'ın verdiği can ve bedenle; verip alamadığımız zaman her şeyimizin sone ereceği ama sadece alıp verdiğimiz sürece yaşamayabileceğimiz, vermek ve almaktan ibaret olan nefesimizi bile borçlu olduğumuz Allah'ı hiç yokmuş kabul edip var olabilmeyi maharet saymak da neyin nesi?

Var oluş sürecine müdahil olamayan, geldiği dünya mekanındaki yaşamında her şeye ve herkese muhtaç olan; ölmeyi veya yok olmayı ya da bu dünya ile bağlantısını kesmeyi hiç istememesine rağmen, buna müdahale edemeyen, etme gücüne hiçbir surette sahip olamayan, başarısızlığıyla çap ve kapasitesini ortaya koyan insanoğlunu hakikat gibi kabul edip hayatın merkezine almanın kazanımı ne olabilir dersiniz?

"ALLAH GÖKYÜZÜNE TAHT KURSUN AMA YER YÜZÜNE KARIŞMASIN" MANTIĞI BAŞA BELADIR

Hem de onca nankörlüğüne rağmen, kendisini muhatap almaya değer görerek sorumluluklarını hatırlatmak, bunu yaparken de hiçbir karşılık istememek gibi hasletlerle donatılan peygamberler ve varisleriyle muhatap edilmesindeki sebebi hikmet ne olabilir dersiniz?

Bu kolaylaştırıcılık ve hatırlatıcılık görevini en mükemmel şekilde ifa eden elçileri reddeden; yetmiyormuş gibi ağır zulümler yapan, hatta bir çoğunu öldüren insanoğlunun; "Allah, sadece gök yüzüne karışsın. Bizi nimetlerden mahrum etmesin. Canımız ne isterse bize vermeyi de ihmal etmesin ama bizim nasıl yaşayacağımıza, hangi kanunlarla nasıl idare edileceğimize karışmasın. Biz onun gök yüzüne karışmayalım, o da bizim yaşam alanımız olan yer yüzümüze ve dünyamıza karışmasın. İkiye bir Peygamber, Peygamber vasisi, Kitap, Din vs. gibi şeyler gönderip bizi rahatsız etmesin. Herkes kendi işine baksın vs." edasıyla efelenmene ne demeli?

Ey İnsanoğlu! Madem efelendin, hiçbir emek ve katkı sahibi olmadığın başkasına ait bir mekan veya mülkte istediğin her şeyi insanlık tarihi boyunca zaten yaptın ve yapmaktasın; istediğin kanun ve yasaları da hakim kıldın, dünyayı kendi kanunlarınla yönettin, hatta uhdendeki herkesi kullandın ve sömürdün, dünyayı da kendine göre şekillendirdin...

Üstelik bunları yaparken mekan ve mülkün sahibinin engellemeleriyle de karşılaşmadın; başarısızlık ve beceriksizliğinin bedelini ödeteceğin, faturasını keseceğin kimse de yok. Tüm imkanlar, güç unsurları elinin altında; on binlerce yıldır egemen olduğun dünyayı bu hale getiren sen değil misin?

Her şeyi kendi kontrolüne alıp yönetmenin sonucu olan; baskı, zulüm, haksızlık, adaletsizlik, katliam ve cinayetler, savaşlar, kan, göz yaşı; her geçen gün artan ölümcül virüs ve hastalıklar, sosyal sorunlar ve bu sorunların sonucu olan sosyal patlamalar, doğal afetler, ekolojik dengenin bozulması, kaos ve kargaşalar kimin eseri? Bunun hesabını vermek yerine, sebep olduğun tüm sorunların faturasını kendinden başka her şeye kesme acizliğinin sebebi nedir acaba?

MÜLKÜN SAHİBİ OLMAYAN İNSANOĞLU NEYİN PEŞİNDE

Din gömleğini ters yüz eden, insanlık tarihi boyunca bunu hep yapan, hala yapmaya devam eden; yarın da yapacak olan "yalancı, düzenbaz, sahtekar, bukelamun, iki yüzlü, münafık, yobaz, ilkel, bağnaz, cahil vs." gibi kötücül bütün vasıfları üzerinde barındıran ama insanları Allah'la aldatan ve kandıran; çıkar ve menfaati için her şeyi kullanan, kan dökmekten bile çekinmeyen doymak ve tatmin olmak bilmeyen hırsların değil mi tüm bunların sebebi? Ama tüm bunlara rağmen, işlediğin ağır cürümlerin faturasını, aynen senin kötü örnekler üzerinden başkalarına kesmeyi hüner sayıyorsun. Bu şekilde kendini aklayarak zulüm ve sömürü hanedanlığını sürdürmek istiyorsun. Yaptığın kötülüklerin sorumluluğunu kendinde görmüyor olmanın izahını yapmadan yakanı kurtaracağını sanıyorsan aldanıyorsun demektir?

Allah'ın mülkünde, Allah'ın verdiği imkan ve güçle, Allah'ın mülküne ve mû'min kullarına, hatta diğer canlılara ihanet ederek yaptıklarından mülk ve mekan sahibinin haberdar olmadığını, olmayacağını mı sanıyorsun? Hiçbir şeyin hesabını vermeyeceğine, yaptıklarının yanına kar kalacağına mı inanıyorsun?

İhanet ve nankörlüğünden hiç taviz vermediğine, vermeyecekmiş gibi davranışlar sergilediğine göre sanki hiç ölmeyecekmişsin, dünyaya kazık çakacakmışsın gibi bir eda içinde, hükümranlığını ebediyen sürdüreceğine kendini iyice inandırmış olabilirsin.

MÜTEKEBBİRLERİN CEVAPLAMASI GEREKEN SORU: GEÇMİŞ DÖNEM MUKTEDİRLERİ ŞU AN NEREDE

Ama sen böyle inandın diye her şeyin ebediyen senin istediğin gibi olacağı konusunda kendini nasıl inandıracaksın? Hele senden 100-150-200 yıl önce yaşamış olan atalarının toprak altında olduğu, kimsenin kaçamayacağı ve değişmezliğiyle herkesi teslim alan bir gerçek söz konusu ise, kendini buna inandırman nasıl mümkün olabilecek?

Diyelim ki, bu değişmez gerçeğe rağmen kendini inandırdın; atalarının bile kaçamadığı, direnemediği ve teslim olmak zorunda kaldığı ölüm gerçeğine sen nasıl direneceksin? Ataların gibi senin de direnemeyeceğin mutlak bir gerçekle yüz yüzeysen, sahibi olmadığın mülkün gerçek sahibine karşı yaptığın nankörlüklerin hesabının ölüm ötesi hayatta sorulmayacağını iddia edebilir misin?

Diyelim ki, nankörlükte sınır tanımazlığının bir sonucu olarak buna da; "toprak olup gideceğim. Hesap kitap yok. Cennet cehennem de yok. Ya da başka bir şekil ve surette dünyaya yeniden gelip kaldığım yerden icraatlarıma devam edeceğim, ölüm diye bir şey yok. Veyahut Allah çok merhametlidir. Cehennem diye bir yer yaratmadı. Herkesi cennetine alacak vs." gibi gerekçeler sıralayarak mazeretler buldun ve kurtulacağına kendini inandırdın.

Peki bunca şeyi biliyorsun, kendini kurtarmanın yollarını arıyor ve kafana göre çözümler arıyorsun; madem ki, yaptığın katliam ve cinayetlerin, nankörlük ve ihanetlerin hesabının sorulmayacağına kendini ikna edecek kadar bilgi ve maharet sahibisin, hiç ölmek istemiyor olmana rağmen ölüm gerçeğini yok ederek tüm insanlığa ölümsüzlüğü armağan etme konusunda bilgi ve maharete neden vakıf olamıyorsun?

ÖZGÜR AKIL, HALİS NİYET VE CESARET AYRILMAZ BİR BÜTÜNDÜR

İşte insanlık, özgür akıl, halis niyet ve cesaretle bu soruların cevabını vermek, cevabını verip kainatın mutlak sahibi ve hakimi olan Allaha yönelmek yerine; nefsinin arzuladığı, başkalarının da bu arzulara cevap verdiği geçici dünya nimetlerine aldandığı veya aldatıldığı ya da aldattığı için belalardan hiç kurtulamıyor.

İnsan kendini var edene tabi olsa, ona kulluktan başka hiçbir şeyi önce melese, her şeyi Allah'ın istediği şekilde anlamaya ve şekillendirmeye çalışsa çok mutlu ve huzurlu olur, güvenli bir dünyada yaşama şansını elde edebilir.

Ama ne yazık ki kısa süreli konaklama yeri olan dünyaya olan aşk ve sevda buna izin vermiyor. Dünyanın çekim merkezinde tutsak olmayı özgürlük sanan köleler; kendini ve başkalarını aldatarak ya da başkaları tarafından aldatılarak en büyük kötülüğü kendilerine yapmaktadırlar. Anlık veya geçici çıkarlar peşin koşarak hayatını heba etmeyi özgürleşmek ya da özgürlük zan edenlerin egemenliği altındaki bir dünyada hiçbir kimsenin, hatta hiçbir canlı türünün huzur içinde, özgürce yaşayamadıkları, yaşayamayacakları gerçeğinden habersiz olarak... Kulakları patlatırcasına haykıran bu gerçeğe kör ve sağır bir şekilde...

Bunun için kanıt ve delil sunmaya gerek yoktur. Kendi özümüzde, evimizde, sülalemizde, mahallemizde, okulumuzda, işimizde, sokaklarımızda, il ve ilçemizde, ülkemizde ve bölgemizde, genel olarak tüm dünyada yaşananlar bunun en net ve en açık kanıtı niteliğindedir.

Elbette yaşadığımız dünyada delil ve kanıtın maksimum seviyede olduğu konusunda herkes hemfikir olduğu bilinen ve kabul edilen bir gerçektir. Ama buna rağmen çoğunluğun sessiz kaldığı ya da dünyayı bu hale getirenler etkisi altında kalarak gerçeklere kör ve sağır olmayı tercih ettiği de bir gerçektir.

ŞEHİT SÜLEYMANİ VE ARKADAŞLARINA VEFASIZLIK YAPAN HERKES, BELAYA DAVETİYE ÇIKARIYOR DEMEKTİR

Bu sessiz çoğunluğun içinden çıkan bir grup insanın sağlam bir kale haline getirdiği İran İslam Cumhuriyeti'nin karar mercilerinin önderliğindeki Direniş cephesinin bu kötü gidişata karşı yaptığı, Ehlibeyt Mektebi ve Kerbela Üniversitesinin öğretileriyle şekillenen mücadele azmi ve kararlılığı tüm dünya halkları için görevini ifa etmektedir.

Şehit Süleymani, El-Mühendis ve arkadaşları görevlerini ifa ederken iki yıl önce pak bedenleri paramparça bir şekilde şehadete yükseldi. Hem de herkese güç, enerji ve umut vererek, kimsenin öldüremeyeceği bir ölümsüzlük makamına terfi ettiler.

Ama ne yazık ki İslam aleminde sayıları azımsanmayacak olan dinli veya dinsiz bir güruh o gün ve o günden bu güne küresel terörün merkezi olan ABD ile aynı safta sevinç naraları atmaktadırlar. Bu naraları duyduğu halde sessiz kalarak destek olanlar da cabası...

Mülkün sahibi Allah'ın rızası doğrultusunda tüm mazlumlar, Müslümanlar ve insanlık için canlarını feda eden kahramanlar için sızlamayan yürek, atmayan kalp; yazmayan kalem, konuşmayan dil, duymayan kulak, hissetmeyen vicdan; daha da acısı katillerle birlikte naralar atanlara sessiz kalan herkes, 14 masum ve Kerbela'nın pak şehitleri başta olmak üzere tüm şehitlere vefasızlık yapıyor ve belalara davetiye çıkarıyor demektir.

Rabbimin lütfu, 14 masumun dua ve inayetiyle; kulluk görevimi ifa etme adına, gücüm ve kalemim elverdiğince belaları savmaya çalışıyorum. Bu çabamı batıl etme potansiyelini elinde bulunduran şeytan ve şeytanla işbirliğine hazır olan nefsimin zaaflarından ve çabalarımın akamete uğramasından yüce Allah'a sığınırım. Duanıza çok ama çok muhtacım.

Selametle...

*******

ÖZÜN SÖZÜ:

"Kendinden emin olanlar muhakkak ki azar." (Alak suresi, 6. Ayet)
"Asra andolsun. Muhakkaki insanlık hüsrandadır. İman edenler, birbirine hakkı ve sabrı tahsiye edenler müstesna." (Asr suresi)
"Ey iman edenler! Allaha, Resule ve sizden olan emir sahiplerine itaat ediniz." (Nisa Suresi, 59. ayet)
"Deki, anlattıklarımın karşılığında, ehlibeytimi sevmeniz dışında sizden hiçbir ücret istemiyorum." (Şura 23)
"Ehlibeyt Nuh'un gemisi gibidir. Binen kurtulur, binmeyen helak olur." (Hadisi Şerif)

Habil Aydın

 Orta Doğu’da normalleşme girişimleri devam ediyor. İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Said Hatibzade, Suudi Arabistan ile müzakerelerin Irak'ın ev sahipliğinde devam edeceğini açıkladı.

  

Bölgenin önemli iki ülkesi İran ve Suudi Arabistan ilişkilerde normalleşme görüşmelerine devam edecek.

İran Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Hatibzade, Suudi Arabistan ile görüşmeler ve nükleer müzakerelere ilişkin açıklamalarda bulundu.

Hatibzade, "İran ile Suudi Arabistan arasındaki müzakerelerin bir sonraki turunun yapılması gündemde. Irak, bu görüşmelere ev sahipliği yapıyor." diye konuştu.

Hatibzade, Viyana'da devam eden nükleer müzakerelere ilişkin ise şunları kaydetti:

"Yapay hiçbir süreyi kabul etmiyoruz ve müzakerelerin ilerleme hızından da razı değiliz. Karşı taraf 7'nci turda çok vakit öldürdü ve daha sonra İran'ın önerileri üzerinden müzakere yapmayı kabul etti."

"Taliban'ı resmi olarak tanıma noktasında değiliz"

Hatibzade, Taliban heyetinin önceki gün başlayan Tahran ziyaretine de değindi.

  Filistin Direniş Komiteleri Medya Ofisi Müdürü Muhammed el-Barim şunları söyledi: ‘Direnişin bugün, Siyonist rejime meydan okuyabildiği ve caydırabilirliğe sahip olduğu konum, şehit Hacı Kasım Süleymani'nin rolü, desteği ve çabalarından kaynaklanmaktadır.’
 

Filistin Direniş Komiteleri, 28 Eylül 2000'de el Aksa İntifadası'nın patlak vermesinin ardından Gazze Şeridi ve işgal altındaki Batı Şeria'da ortaya çıkan ve o zamandan beri Siyonist rejime karşı çeşitli askeri operasyonlar başlatan bir Filistin direniş grubudur.

Filistin Direniş Komiteleri Medya Ofisi Müdürü Muhammed el-Barim, Tesnim Habere verdiği röportajda, bu cephenin Siyonist rejime karşı mücadeledeki son durumunu değerlendirdi ve Şehit Kasım Süleymani’nin şahsiyeti hakkında bazı noktalara değindi. Röportajın önemli başlıkları şöyledir:

* Şehit Hacı Kasım, Filistin halkının ve direnişinin desteklenmesinde ve direniş kabiliyetinin güçlendirilmesinde nasıl bir rol oynadı?

Hacı Kasım Süleymani'nin şehadetinin ikinci yıldönümünde, onu saygıyla anıyor ve selamlıyoruz. Çünkü o, Kudüs Şehididir ve cihat ve bu meseleyi ayakta tutmak için savaşmıştır.

Filistin direnişinin bugünkü konumuna gelmesi için her türlü silah ve imkânla destek veren oydu. Fecr füzelerini Gazze Şeridi ve Filistin'e getirmeye karar veren Şehit Hacı Kasım’dı. İsrail tanklarını ve zırhını küçük düşürerek direniş için kolay bir av haline getiren Kornet füzesini Gazze'ye getirmeye karar veren de oydu.

Filistin, davasına sadık kalanları sever ve bu sadakatin en iyi sembolünü de Şehit Hacı Kasım Süleymani sergilemiştir.

* 2. Güçlü sütun olarak adlandırılan son Filistin Direniş tatbikatının mesajları nelerdi?

“2. Güçlü Sütun” tatbikatının birkaç mesajı vardır. İlk mesajı, direnişin bugün iyi durumda olduğu ve Kudüs'ün Kılıcı Savaşı'ndan sonra bugün tüm sütunların yeteneklerini geri kazandığı ve bu savaşta kaybettikleri tesisleri yeniden inşa ettiği konusunda Filistin halkına ve toplumuna güvence vermektir.

Siyonist düşmana verilen ikinci mesaj, Filistin halkına karşı herhangi bir eylem veya saldırıya, Filistin direniş gruplarının 11 askeri kolunu entegre eden Ortak Operasyon Odası içinde bulunan askeri ve direniş güçleri tarafından doğrudan yanıt verileceğidir.

Bugün direniş iyi durumdadır ve işgalcilere şunu söylüyoruz;

Halkın kuşatmasını sürdürmek bedelsiz olmayacak, biz, milletimizi bu şartlarla yalnız bırakamayız, Gazze’nin imarı ile ilgili taahhütlere uymamanın bedeli ağır olacaktır.

Ayrıca iki yönlü bir mesajı da vardır. Biri Mescid-i Aksa, yani Peygamber Efendimizin (s.a.a) miraca çıktığı yer, diğeri de esirlerle ilgili bir mesajdır.

Mescid-i Aksa konusunda verilen mesaj, Filistin direnişinin bu yere yapılacak herhangi bir tecavüz ve işgalcilerin Mescid-i Aksa'ya yönelik her türlü aptallıkları karşısında düşmana ağır bir beden ödeteceğini vurgulamasıdır.

Esirlere gelince, mahkûmlar bizim kırmızıçizgimizdir. İşgalciler defalarca mahkûmlara hâkim olmaya çalıştılar ama bu eyleme direnişin askeri kolları tarafından hemen tepki verilecektir.

* Mahkûmların serbest bırakılmasına ve takas sözleşmesine ilişkin direnişin şartları nelerdir ve işgalciler engellemeye ve sabote etmeye devam ederse direniş hangi seçenekleri takip edecektir?

Eğer işgalciler esirlerin serbest bırakılması konusundaki şartları dikkate almazlarsa, direniş Gazze Şeridin’deki güçlü kollarını kullanmaya ve emrindeki askeri kuvvetleri ağırlaştırmaya kararlıdır. Bu direnişin Siyonist düşmana açık mesajdır.

Hişam Ebu Havaş'ın açlık greviyle geçen bu uzun günlerinden sonra, Filistin direnişinin mesajı oldukça açıktır. İşgalcilerin bu tutukluya veya işgalcilerin cezaevlerindeki başka herhangi bir tutukluya baskı yapmasına izin vermeyeceğiz. Tutukluluğun veya idari tutukluluğun askıya alındığını veya durdurulduğunu bildiren protokol ve medya kararlarının yazılı olarak hiçbir değeri yoktur.

Direnişin mesajı açık ve şeffaftır. Esirlerin serbest bırakılmasının zamanı gelmiştir. Aksi takdirde direniş bunu esirlerin hayatına kastetmek olarak görecektir. Bu da tüm Filistin halkına yönelik bir saldırı ve suikast anlamına gelmektedir. 

Direnişin mesajı budur. Dolayısıyla direniş, bu suikast girişimine cevap verecek ve bu konuda derhal harekete geçecektir.’

 Dışişleri Bakanlığı, Taliban yönetiminin Dışişleri Bakanı Emir Han Muttaki ve beraberindeki heyetin Tahran ziyareti hakkında bir açıklama yayımladı.


 Dışişleri Bakanlığı açıklamada, Emir Han Muttaki ve beraberindeki heyetin Tahran ziyaretinin amacını bankacılık alanında iş birliği, sınır pazarları, maden ve diğer bazı alanlarda ikili iş birliği ele alınacağını belirtti.
Dışişleri Bakanlığı açıklamada, İran İslam Cumhuriyeti her zaman başta komşu ülkeler olmak üzere bölge ülkeleri ile iktisadi ve ticari ilişkileri geliştirme ve mevcut ilişkileri korumaya vurgu yaptığını, bu ziyaret de bu çerçevede gerçekleştirildiğini kaydetti.

 

Taliban Dışişleri Bakanlığı Başkanvekili, Tahran'daki görüşmeleri yapıcı olarak nitelendirdi 

Taliban Dışişleri Bakanlığı Başkanvekili Mevlevi Emirhan Muttaki ayrıca  ikili ilişkilerle ilgili konuların da gözden geçirildiğini sözlerine ekledi.

Dışişleri Bakanlığı Hüseyin Emir Abdullahiyan da, 'Afgan halkının cesur mücadelesi, hiçbir yabancı gücün Afganistan'ı işgal edip yönetemeyeceğini gösterdi' dedi.

Taliban liderlerinin kapsayıcı bir hükümetin oluşumuyla ilgili olumlu sözlerine değinen Emir Abdullahiyan, yeni hükümet için kabul edilebilir göstergeler sağlama gereğini vurguladı.

İran Dışişleri Bakanı, Tahran'ın Afganistan'a insani yardım sağlamaya devam ettiğini belirterek', İran'ın bölgesel potansiyelini Afgan halkının sorunlarını daha da hafifletmek için kullanacağını açıkladı.

Emir Abdullahiyan, ABD ve müttefiklerinin son 20 yılda Afganistan'daki görevini kötüye kullanmasını da kınadı ve Afganistan ile komşu ülkeler arasında bölünmelerin yaratılmasını ABD'nin bölgedeki politikasının temel direklerinden biri olarak nitelendirdi.

Taliban Dışişleri Bakanlığı Başkanvekili Mevlevi Emirhan Muttaki, başkanlığındaki bir Afgan heyeti Cumartesi günü İran'a gitti ve Dışişleri Bakanı Hüseyin Emir Abdullahiyan da dahil olmak üzere üst düzey İranlı yetkililerle görüştü.

 

 Göstergeler, Viyana'daki 8. tur müzakereler sırasında "ileri adımlar" ve "yavaş adımlar"'ı gösteriyor, ancak Batılı aktörler müzakerelerin sonucu konusunda iyimser olmakla birlikte, "zaman" ile oynamak gibi yeni taktiklere başvurarak, Tahran'ı haklı taleplerinden vazgeçmeye zorlamayı umuyor.

Cumhurbaşkanı Reisi hükümetinde ikinci dönemi olan yaptırımların kaldırılmasına ilişkin yapılan müzakerelerin 8. turu, Viyana'daki Coburg Otel'de düzenlenmektedir. Yeni yılın başlaması nedeniyle üç günlük bir aradan sonra yeniden başlayan görüşmelere 3 Ocak Pazartesi gününden itibaren devam edildi.

Viyana'da ileri ama yavaş adımlar

Diplomatların pozisyonları, Avusturya başkentinden yayınlanan haberler ve bu ortamdaki iyi haberlere bakıldığında, sekizinci turda görüşmelerin yapıcı ve nispeten başarılı bir şekilde ilerlediği anlaşılıyor. Bu ileriye dönük adımlar, 6 Ocak Perşembe günü müzakerelerin gidişatını "normal ve iyi" olarak nitelendiren ve 'İran tarafının girişimlerinin sonuç verdiğini' yazan Dışişleri Bakanı Hüseyin Emir Abdullahiyan'ın tweet'inde açıkça görülebilir.

Emir Abdullahiyan, twitter hesabından yaptığı açıklamada, 'Artık iyi niyete ve iyi bir anlaşmaya varmak için ciddi bir iradeye sahip olup olmadığını göstermek Batı'ya kalmış' ifadesini kullandı.

Dışişleri Bakanına göre, İran'ın en az iki belgesi dahil olmak üzere (biri yaptırımların kaldırılması ve diğeri İran'ın nükleer faaliyetlerine ilişkin) Reisi Hükümeti'nini ilk tur görüşmeleri olan ve toplamda 7. turdakarşı tarafa sunulan üç yaratıcı ve yenilikçi belgesi var. Üçüncü belge, "yaptırımların kaldırılmasının doğrulanması", "tazminat" ve "garanti" üçlemesiyle ilgilidir.

İran'ın eli dolu olması ve uzmanların istişareleri sonucu ortaya çıkan yenilikçi planlarının aksine, müzakereler 6 ay süreyle askıya alındı, ancak diğer taraf ve özellikle Avrupa troykası, müzakerelerde eli boş yer aldı.

Tüm bu yorumlarla birlikte, Doğu ve Batı olmak üzere iki tarafın diplomatları, mevcut müzakerelerin verimli olacağı konusunda hemfikir. Rusya'nın Viyana'daki uluslararası örgütler temsilcisi Mihail Ulyanov, "Viyana görüşmelerinin tüm tarafları, bir anlaşmaya varılması ve yaptırımların kaldırılması yönünde ilerleme kaydedildiği konusunda hemfikir" dedi.

Bugünlerde adı Viyana'da daha çok duyulan Ulyanov'a ek olarak, Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Yves Le Drian Cuma günü yaptığı açıklamada, 'müzakerelerde ilerleme kaydedildiğini" söyledi.

Müzakerelerdeki ilerleme, Amerikan tarafının bile dile getirdiği Viyana'daki diplomatların odak noktası ve bir işareti olarak değerlendirilebilir.

ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Ned Price, "Bu haftaki Viyana görüşmelerinde bir miktar ilerleme kaydedildi" dedi.

Görüşmelerin bariz ama olumlu işaretlerinden biri, Güney Kore Dışişleri Bakan Yardımcısı Choi Jang Kun'un Viyana'da bulunması ve onun ABD'nin yanı sıra P4+1 diplomatlarıyla birkaç gün süren görüşmeleriydi; Bu ülke, 7 milyar doları aşan borcuyla İran'ın en büyük petrol borçlularından biri olarak şimdiye kadar ABD yaptırımları bahanesiyle İran'ın bloke edilen varlıklarını serbest bırakmayı reddeden bir ülkedir.

İran'ın meşru talepleri ve Batı'nın görülen kartları

İran ekibi, Nükleer Anlaşma sonrası taahhütlerine olan bağlılığını kanıtladığı için daha önce bahsedilen haklı taleplerinde ısrar ediyor; UAEK'nin merhum Genel Müdürü Yukiya Amano'nun Tahran'ın yapıcı işbirliğine ilişkin 17 raporu ve Tahran'ın Trump'ın anlaşmadan çekilmesinden bir yıl sonra yükümlülüklerini yerine getirmekten geri adım atması bu bağlamda değerlendirilebilir.

Hiç şüphe yok ki, önceki hükümette varılan acı müzakere ve anlaşma tecrübesiyle, Reisi Hükümet Batı'nın "azami baskı" kampanyasına karşı "azami talepler" önererek İran halkının haklarının gerçekleştirilmesinin peşine düşecekti; Bu, şimdiye kadar etkili olduğu kanıtlanmış kanıta dayalı bir yaklaşımdır.

Sekizinci tur görüşmelerden önce Batı tarafı, İranlı diplomatları taleplerinden vazgeçirmek için dört özel taktik kullandı. Bunlar şöyle:

1- İran, Çin ve Rusya arasında bir çatlak yaratmaya çalışmak

2- UAEK'yi etkileyerek İran'a baskı uygulamak

3- İran'ın taleplerini karşılamamak amacıyla azami talepler planlamak

4- Yaptırımların tırmanması ve Trump yolunu devam ettirmek

Örneğin, 4 No'lu araç, yani yaptırımların yoğunlaştırılması durumunda, yalnızca Kasım ayında, Reisi Hükümeti'nde müzakerelerin yeniden başlamasının arifesinde, İranlı kişi ve kuruluşlar hakkında sahte iddialarla en az dört tür yaptırım uygulandığını belirtmek yeterlidir.

Batı'nın 'zaman' kartı ile oyunu

Batılı yetkililerin müzakerelerin arifesinde ve sekizinci turdaki pozisyonlarına kısa bir bakış, Batı'nın özellikle de Beyaz Saray'ın tekniklerini ve hedeflerini ortaya koyuyor; Bunlardan en belirgini oyunun sonu tehdididir.

Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Yves Le Drian 7 Ocak Cuma günü Fransa'nın Beaufort televizyon kanalına verdiği demeçte, "Bir anlaşmaya varabileceğimize inanıyorum, ancak zaman daralıyor" dedi.

Talepleri azaltmak için İran'a baskı uygulamak için "zaman" unsurunu kullanırken, AB'nin dış politika başkan yardımcısı Enrique Mora ve ABD Dışişleri Bakanı Anthony Blinken de dahil olmak üzere diğer diplomatların oybirliğini gördük.

Mora Cuma günü düzenlediği basın toplantısında, "Bir anlaşmaya varmak için birkaç aydan, birkaç haftadan fazla bir süre yok ve taraflar zorlu siyasi kararlar almaya hazırlıklı olmalı" dedi.

Gözlemcilere göre, Amerika Birleşik Devletleri ve Avrupalı ​​müttefikleri tarafından modası geçmiş araçların kullanımı, etkinliğini yitirdi ve kullanımında aşırı ısrar, anlaşmaya giden yolu daha zor hale getirecek. Benzer şekilde ABD Dışişleri Bakanı Blinken de İran'la nükleer anlaşmaya varma süresinin "çok kısa" olduğunu belirtmektedir. Tahran'ı "zamanı öldürmekle" suçlayan Blinken, Washington'ın iyi niyet eksikliği ve nükleer programını ilerletmek için müzakerelerin yavaş temposu nedeniyle Tahran'ın zamanı öldürmesine tahammül edemeyeceğini söyledi.

Müzakerelerin erozyonu, müdahaleci faktörlerin müzakere sürecine girme ve düşmanların sabotaj olasılıklarını artırsa da diğer yandan, "ne pahasına olursa olsun" bir anlaşmaya varmak için acele etmek, kayıplardan başka bir şeyle sonuçlanmayacaktır. Bu nedenle, müzakerelerde zaman kısıtlamalarından ziyade yaptırımların kaldırılması, doğrulama, garantiler gibi sonuçların elde edilmesi daha önemlidir

 İslam İnkılabı Lideri imam Hamanei, Kudüs Gücü’nün şehit komutanı General Hac Kasım Süleymani, İran ve İslam dünyasının en sevilen şahsiyetlerinden biri olduğunu vurguladı.

 

 Sipahiler Ordusu Kudüs Gücü’nün şehit komutanı General Hac Kasım Süleymani’nin şehadetinin ikinci yıl dönümü arifesinde şehidi anma heyeti üyeleri ve ailesi İslam İnkılabı Lideri Ayetullah Hamanei ile görüştü. Görüşmede imam Hamanei sadakat ve ihlas, şehit Süleymani mektebinin özeti ve simgesi olduğunu belirtti.
Şehit Süleymani bölge gençleri arasında bir modele dönüştüğünü kaydeden Ayetullah Hamanei, şehit Süleymani İran ve İslam dünyasında en çok sevilen hem milli ve hem ümmet arasında seçkin bir şahsiyet olduğunu vurguladı.
imam Hamanei ayrıca bazılarının tabiri ile şehit Süleymani düşmanları için General Süleymani’den daha tehlikeli olduğunu, zira bölge gençleri onu örnek aldığını kaydetti.

Reisi: "Süleymani Gerçek Er Meydanı Adamıydı"
 İran Cumhurbaşkanı, "Şehit Süleymani gerçek er meydanı adamyıdı. Pratikte velayet ve liderliğe bağlılığını gösteren bir isimdi." açıklamasında bulundu.
Cumhurbaşkanı Reisi'nin bugün de Şehit Kasım Süleymani hakkında bir konuşma yapması bekleniyor.
Ayetullah Reisi konuşmasının devamında; İran ile diğer ülkeler arasında ortak komisyonların aktif hale gelmesine, sonuçta ticari ve ekonomik ilişkilerin güçlendirilmesi gerekliliğine vurgu yaptı.
Cumhurbaşkanı Reisi ayrıca; "Bugün İran İslam Cumhuriyeti'nin siyaseti, diğer ülkeler ile ekonomik ve ticari ilişkilerin geliştirilmesidir." açıklamasında da bulundu.

Pazartesi, 03 Ocak 2022 07:42

İnsan Cennette Düşünür mü?

İnsan cennette düşünür mü? Eğer cevap müspet ise bunun niteliği nasıldır? Örneğin aklın göstergesi olan seçmek için şartlar ve icat edebilme var mıdır?

Cennette Düşünebilme

Bu soruyu yanıtlarken ilk önce şu noktaya dikkat etmek gerekir: İslamî kaynaklarda akıl ve düşünme değişik manalara sahiptir. Aklın ilk manası mutlak anlamda tefekkür ve düşünmektir. Akıl kökünden türemiş türevleri barındıran birçok Kur’an âyetleri bu tür bir manayı kastetmektedir.[1] Bazı rivayetler belirtilen manayı reddetmemekle birlikte, başka özel manaları da dile getirmişlerdir. Örneğin aklı, aracılığıyla ilahi rızanın kazanılabileceği ve ebedi cennete gidilecek bir şey bilmektedirler.[2]

Allah rızasının gölgesinde imanlı bireylerin ebedi hayata ulaştıkları cennette, aklın dünyadaki kullanımının işlevsiz hale gelmesi doğaldır. Cehennemliklerin fırsatlarının tamamlanması nedeniyle, onlar da Allah’ın rızasını kazanmaya ve cennete girmeye vesile olacak tarzda akıldan yararlanamayacaktır. Ama ahiret dünyasında aklın bazı işlevlerinin mana ve mefhumunu yitirecek olması nedeniyle, kıyamette yer alan insanların ve ardından cennetlik ve cehennemliklerin düşünme yetisini kaybedecekleri ve başlarına neyin geldiğini bilmeyecekleri ve anlamayacakları neticesini almamalıyız! Bu bağlamda ve Kur’an âyetlerinden yararlanarak, aşağıda üç kısım halinde, bu alanda insanların düşünme yetisini ifade eden örnekleri bilgilerinize sunacağız:

1. Kıyamet gününü niteleyen birçok Kur’an âyetinde insan akıl ve düşüncesinin göstergesi olan bir takım hususları gözlemlemekteyiz. İnananlar ve sakınanlar amel defterlerini sağ taraftan alarak ebedi cennetin kendilerini beklediğini anlar ve tam bir sevinçle[3] diğer insanları yıldızlı karnelerini okumaya çağırır ve bunun dünya hayatındaki düşünce ve davranış tarzlarının bir neticesi olduğunu ilan ederler.[4] Bunun karşısında menfi davranışlarını içeren karnelerini başka bir taraftan alan bireyler ise ağıt yakar, figan eder[5] ve de kendilerini bekleyen cehennemden korkar ve ürker. Onlar dünyevî kudret ve büyük servetlerinin hiçbir işlerine yaramadığını tam olarak kavrayacak ve bu yüzden keşke karnemizden haberdar olmasaydık ve keşke yine ölsek diyeceklerdir.[6]

Yüce Allah, insanın dünyayı terk ettikten sonra ve bunun ardından düşünme gücünü sınırlayan bazı engel ve hicapların kalkmasıyla geçmişte olanlar ve önünde bulduklarıyla ilgili olarak keskin bir bakış ve özel bir dikkate sahip olacağını açıkça buyurmaktadır.[7] Bu yüzden Yüce Allah bireylerin amel karnesini kendilerine vererek her insandan yalnız başına kendi amelleri hakkında yargıda bulunmasını isteyecektir![8] Belirtilenler, kıyamet gününde insan düşünce ve aklının kudretinin göstergesi olan az sayıdaki âyetlerden alıntılanmıştır. Şimdi ise cennet ve cehennemde düşünme gücünün baki kalacağını dile getiren delillere değineceğiz:

2. Akıl ve düşünmenin Allah tarafından insana bahşedilen en üstün nimet olduğunu[9]ve bu ilahi hediyeden yararlanmayan bireylerin Kur’an-ı Kerim’de en alçak canlılar olarak tanıtıldığını bilmeliyiz.[10]Bununla birlikte, Yüce Allah’ın ebedi cennette yer edinen salih kullarını bu büyük nimetten yoksun kılması yakışık alır mı?! Cennetliklerin durumunu niteleyen âyetleri okumayla düşünmenin göstergelerini gözlemlemekteyiz: Onlar, cennetteki nimetleri Allah’ın dünyada kendilerine verdiğiyle mukayese etmekte[11], bu hayırlı akıbete ulaşmada Allah’ın yardım elini gözlemlemekte[12]ve ilahi vaatlerin doğruluğunu cehennemliklere hatırlatmaktadır.[13]

Peygamberler ile beraber olmaktan[14]ve orada beyhude bir söz işitmemekten[15]… lezzet alacak ve sonsuz ilahi nimetlerin içinde seçme gücüne sahip olacaklardır.[16]Mevcut durumlarını değerlendirerek ve bundan daha iyisini tasavvur etmenin mümkün olmadığını göz önünde bulundurarak, hiçbir zaman değişim ve dönüşümü istemeyeceklerdir.[17]Bütün bunlar akıl ve bilginin göstergesi değil midir? Bu tatlı, duygu ve düşünceyle dolu hayat, sadece tabii yaşamın noksan faydalarına odaklanan hayvanların hayatına benzetilebilir mi?!

3. Öte taraftan cehennemlikler de düşünecek ve kendilerinin başına gelenlerden acı duyacaktır. Bazen cennetliklere hitap edecek ve onlardan bir miktar su veya bazı ilahi nimetleri kendilerine vermelerini isteyeceklerdir.[18]Bazen cehennem bekçisi olan meleklere hitap edecek ve Allah’tan izin alarak azaplarının hafifletilmesini talep edeceklerdir.[19]Veya o meleklerin büyüğü olan “Malik”’e yalvaracak eğer bir hafifletme yoksa en azından bu durumdan kurtulmaları için ölümü talep edecek[20]ve hatta kendilerine yeniden bir fırsat vermesi ve bu fırsatta geçmişteki çirkin davranışlarını telafi etmeleri için direkt olarak ağlayarak ve sızlayarak Allah’a yalvaracaklardır.[21]

Cehennemlikler birbirlerini lanetleyecek ve sövecek[22]ve her biri kendi günahını diğerinin boynuna atacaktır.[23]Onlar Allah ve O’nun peygamberinin sözlerini kabul etmedikleri için hayıflanacak[24]ve sonra onların sözlerini kabul etseydik ve akıl ve bilgilerimizden doğru bir şekilde yararlansaydık asla bu akıbete duçar olmazdık diye bir netice alacaklardır.[25]Yukarıdaki âyetleri gözden geçirme neticesinde cehennemliklerin de düşünce ve tefekkür gücünü kaybetmeyecekleri, bilakis bu düşünce ve tefekkürün onlar için cismanî azaptan derecelerle daha acı verici olan vicdanî azap getireceğini anlamaktayız; çünkü kalpler ve canları etkisi altında bırakacaktır.[26]

Eğer cehennemde akıl ve düşünme olmasaydı ve insanlar hayvanî bir hayat sürseydi, bu tür kelimeleri beyan etmenin bir anlam ve mefhumu kalmayacaktı.

İcat etme hakkındaki örneğiniz bağlamında da ne cennette ve ne de cehennemde bugün bizim tanımladığımız ve sizin tanımladığınız manada icat imkânının mevcut olmadığını belirtmeliyiz. Zira icat ihtiyaçtan doğar ve insan daha iyi bir hayatının olması için icatta bulunur. Ama cennette ne istersek zihnimize gelmeyen başka nimetlerle beraber istediğimiz şey, istediğimiz anda elimize ulaşacak[27]ve bu hususta düşüncemizi kullanmaya gerek kalmayacaktır. Başka bir ifadeyle orada seçme icat etme özelliği taşıyacaktır![28]

Cehennemde her ne kadar ihtiyaç olsa da, cehennemlikleri daha iyi bir duruma getirecek bir icat mümkün değildir. Çünkü Yüce Allah mevcut durumdan onların kurtulmasını istememektedir. Elbette niteliği bizim için aşikâr olmayan değişik yöntemler ile cehennemliklerin cehennemden çıkmak için çabaladıklarını ama onların bu çabasının sürekli başarısız olduğunu ve cehenneme geri döndürüldüklerini belirten Kur’an âyetleri mevcuttur.[29]Son olarak insanların ne kıyamette ve ne de cennet ve cehennemde düşünce ve akıl gücünü kaybetmeyecekleri ve yaşamlarının hayvan yaşamı gibi olmayacağını söylemek gerekir.

[1] Bakara, 242; Âl-i İmran, 65; Yunus, 16 vd.

[2] Şeyh Saduk, Men La Yehduruhu’l-Fakih, c. 4, s. 369, İntişarat-ı Camia-i Müderrisin, Kum, h.k. 1413.

[3] İnşikak, 7-9.

[4] Hakka, 17-19.

[5] İnşikak, 10-11.

[6] Hakka, 25-30.

[7] Kaf, 22.

[8] İsra, 13-14.

[9] Bkz. Usul-i Kâfi kitabının ilk cildinde mevcut olan ilk rivayetler.

[10] Enfal, 22.

[11] Bakara, 25.

[12] Araf, 43.

[13] Araf, 44.

[14] Nisa, 69.

[15] Gaşiye, 11.

[16] Nahl, 31.

[17] Kehf, 108.

[18] Araf, 50.

[19] Mümin, 49.

[20] Zuhruf, 77.

[21] Fatır, 37.

[22] Araf, 37.

[23] Mümin, 47.

[24] Ahzab, 66.

[25] Mülk, 10.

[26] Hümeze, 6-7.

[27] Kaf, 35.

[28] Biz bu dünyada nasıl hiçbir zaman kokmuş bir şeyi yemeyi ve kirli bir suyu içmeyi istemiyorsak, cennet sakinleri de keskin görüşleri hasebince Allah rızasının olmayacağı bir şeyi asla talep etmezler.

[29] Hac, 22; Secde, 20.

Pazartesi, 03 Ocak 2022 07:03

Şans; Fırsat mı, Alın Yazısı mı?

Bir toplum kendilerindeki özellikleri değiştirinceye kadar Allah, onlarda bulunanı değiştirmez.

- İnsanların “Falan kimsenin şansı var, filan kimsenin şansı yok” demeleri ne anlama gelmektedir? Aslında şans diye bir şey var mıdır, yok mudur? Eğer varsa neden insanlar bu alanda farklıdır? Her şeyi verenin Allah olduğuna dikkat ederek insanların “Senin alın yazın buymuş” demeleri ne anlama gelmektedir? İnsanlar arasındaki fark günümüzde neden bu kadar çoktur?

“Şans” kelimesinin aslı Fransızca’dır ve fırsat anlamına gelmektedir. Ama halk arasında genellikle şans, sebebi belli olmayan olaylara denilmektedir. Bu olayların gerçekleşmesini şansa dayandırmaktadırlar. Eğer şanstan maksat, bir şeyin illetsiz meydana gelmesiyse, hiç şüphesiz İslâm felsefesine ve kesin delillere göre reddedilmektedir.[1] Biz illetleri bilmesek de, eğer illetler üzerinden perde kalkacak olursa, hiçbir şeyin rastgele olmadığını görürüz.

İyi şanslı ve kötü şanslılık, varlıkların illetlerinin bilinmemesinden daha çok her kişinin kendi hakkındaki düşüncesinin neticesidir ve kendisini herhangi bir delile göre kötü şanslı gören birisi, doğal olarak ona uygun davranışlarda bulunacaktır.

Elbette bazen insanlar arasında ilahi takdirlere de şans kelimesi kullanılabilir. Örneğin, maddî durumu iyi olan ve ticarî işlerden iyi kâr elde eden birisine iyi şanslı denmektedir.

Bu konunun daha iyi değerlendirilebilmesi için, olayların nedenlerine daha geniş bir açıdan bakmak gerekir. Şahsın zâhirî faaliyetlerine ilâve olarak manevî ve ruhî durumuna, hatta önceki nesillerin etkilerine, başkalarının duaları ve beddualarına ve hayatın düzenli ve düzensiz olmasındaki gizli ve açık nedenlere dikkat edilmelidir. Eğer şanstan maksat bu mana ise rivayet ve âyetlerde yeri vardır ve din açısından bu konu kabul görmektedir.

Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:

“Allah kiminize kiminizden daha bol rızık verdi…”[2]

İmam Ali (a.s) şöyle buyurmaktadır:

“Allah rızkları takdir etmiş ve onları az ve çok olarak adilce taksim etmiştir. Bu yolla fakir ve kudretlinin sabır ve şükrünü imtihan etmek istemiştir.”[3]

Eğer şansı, olumsuz manada yani olayların illetsiz olduğu anlamında, alırsak şöyle diyebiliriz; insanların bu gibi kelimeleri kullanmalarının bazı nedenleri şunlardır:

1. Hak alma, makamlar ve bağışlarda, sosyal adaletsizlik, zulüm ve uyumsuzluğun olması. İnsanlar illeti gerçek olmayan bu tür olayları gördükleri zaman, hepsini şansa bağlamaktadırlar.

2. Toplum içerisinde rahatlık isteme psikolojisinin olması ve bazı insanların hayattan daha fazla fayda almalarının, şans ve talih olarak yorumlanması. Daha az bir çabayla hedeflerine ulaşmak isteyen ve amellerinin çabuk netice vermesini isteyen kimseler, çabuk kazanç sağlayamadıklarını ve başkalarının da bağış, makam ve mevkide ilerleme ve kazanç elde ettiklerini görünce bunu şans ve talihe yorumlamaktadırlar.

3. Zalim hükümetlerin propagandası, bu tür düşüncelerin insanlar arasında yayılmasında etkili olmuştur. Onlar, hükümete ulaşmak ve onu devam ettirmek için bu tür yorumlarla bunu kendi şans ve alın yazılarına bağlayıp insanların itiraz etmelerini engellemek istemişlerdir.[4]

Ama Kur’ân mantığında, insanın çaba ve gayretinin, ilâhî ve maddî nimet ve hedeflere ulaşmada özel bir yeri vardır. Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:

“Bir toplum kendilerindeki özellikleri değiştirinceye kadar Allah, onlarda bulunanı değiştirmez.”[5]

Lâkin insanların bu verilen nimetlerden aldıkları faydaların farklı olması, Allah’ın yardımına, değişik kabiliyetlere, insanlardaki sosyal ve ruhî yeteneklere ve diğer sebeplere bağlıdır.

Elbette, dünyevî nimetlerden faydalanan herkesin bunda hakkının olmasına, çaba ve gayretine veya Allah’ın yardımına dayandırmak doğru değildir. Belki bunları zulüm ve zorla elde etmiş olabilir ve bu da dinde kınanmış ve reddedilmiştir.

[1] Mutahharî, Murtaza, Yirmi Konuşma,s. 80-83.

[2] Nahl, 71.

[3] Nehcü’l-Belağa, 91. Hutbe.

[4] Mutahharî, Murtaza, Hüseynî Yiğitlik, c. 1, s. 326.

[5] Rad, 11.

 Eski ABD Başkanı'nın 3 Ocak 2020'de General Süleymani'ye suikast düzenlenmesi yönündeki doğrudan emri, uluslararası hukukun çeşitli yönleriyle cezalandırılabilir. Bu suçların en barizi, askeri saldırganlık ve devlet terörü.

3 Ocak 2020 sabahı Bağdat Uluslararası Havalimanı'nda, dönemin ABD Başkanı Trump'ın doğrudan talimatı üzerine ABD'nin insansız hava aracıyla düzenlediği hava saldırısının ardından General Kasım Süleymani ve Ebu Mehdi el-Mühendis de dahil olmak üzere 10 kişi şehit oldu.

Beyaz Saray yetkilileri, bu vahşeti meşrulaştırmak için yasal iddialara ve BM Sözleşmesi'nin 51. maddesinin konusu olan "meşru savunma" ve "önleyici savunma" gibi gülünç terimlerin kullanılmasına bağladı.

Amerika Birleşik Devletleri'nin zayıf yasal gerekçesi ve uluslararası hukuk kurallarının, özellikle güç kullanımının ve terör eylemlerinin yasaklanmasının bariz ihlali, o kadar açıktı ki, bu Amerikan suçunu avukatlar ve politikacılar kınadı.

Birleşmiş Milletler Şartı'nın 2. maddesinin 4. fıkrasına göre: "Bütün üye ülkeler, uluslararası ilişkilerinde BM'nin hedefleri ile çelişik şekilde güç kullanımına yönelik tehdit veya diğer ülkelerinde toprk bütünlüğü veya siyasi bağımsızlığına karşı zor kullanmayacaktır'.

Yukarıdaki ilkenin tek istisnası, Meşru Müdafaa Bildirgesi'nin 51. maddesidir: "BM üyesi bir ülkenin silahlı saldırıya uğraması durumunda Güvenlik Konseyi'nin uluslararası barış ve güvenliği korumak için gerekli adımları atana kadar BM Şartı'nın bireysel veya sosyal meşru müdafaa hakkını ihlal etmeyecektir'. İkinci istisna, Şartın 7. Bölümünün 42. Maddesidir.

ABD'nin General Süleymani ve çevresine yönelik insansız hava aracı saldırısı, yukarıdaki istisnaların hiçbiriyle haklı gösterilemez.

Birleşmiş Milletler Şartı'nın 2. Maddesinin 7. fıkrasına göre, "Bu Birleşmiş Milletler Şartı'nın hiçbir hükmü, bir devletin esasen ulusal yetkisi olan konulara müdahaleye izin veremez ve bir üyeyi yükümlü tutamaz. Bu tür davalar, bu Şart'ta belirtilen usule göre çözülecektir. Ancak bu ilke, 7. bölümde öngörülen cebri tedbirlerin uygulanmasına halel getirmeyecektir".

ABD insansız hava aracı saldırısının Irak'ın içinden gerçekleştirildiği ve Irak ile ABD arasındaki 2008 SOFA Güvenlik Anlaşması'nın hiçbir hükmünün böyle bir izin vermediği için ABD'nin eylemi, Irak hükümeti ve üçüncü bir ülkenin silahlı kuvvetlerinin bir üyesine karşı askeri harekat girişiminde bulunma açısından bu ülkenin ihlali sayılıyor.

 

Pazartesi, 03 Ocak 2022 06:47

Serdar’ın Ardından

 Allah yolunda öldürülenleri sakın ölü sanma. Bilakis Onlar diridirler ve Rableri yanında rızıklanırlar. (Ali İmran 169)
 

 Neredeyse 2 yıl oldu o zalim, kalleşçe saldırı seni bizden ayıralı.

“Allah’ım başım, dudaklarım kulaklarım, kalbim ve bütün uzuvlarımın hepsi “Ya Erhamerrahimin” ismine umut ediyorlar. Beni kabul et, pak olarak kabul et. Öyle kabul et ki seni görme liyakatine sahip olayım. Seni görmekten başka bir şey istemiyorum.” demiştin. Hasret bitmişti artık. Aşık ile Maşuk kavuşmuştu…

 Cesaretin, velayete bağlılığın, mazlum ve mustazafların hakkını aramak için zalimlere karşı duruşun düşmanın yüreğine ne denli bir korku salmıştı ki senin için böylesi bir son hazırlamışlardı. Niyetleri bu şekilde seni yeryüzünden ebediyen ayırmaktı. Öyle de oldu. Elbette senin gidişin bir son değildi. Aslında birçok şeyin başlangıcı oldu.  Sana bu sonu seçerken senin dualarından ve Rabbinin iradesinden haberleri yoktu. Onlar senin adını tamamen yeryüzünden silmeye çalışırken milyonlar, milyarlar tek yürek olmuştu. Senin pare pare olmuş bedenin İslam dünyasının vahdetine ve direniş cephesinin güçlenmesine sebep olmuştu. Elbette ki senin gidişin bir son değildi. Sen o bir ömür boyu arzuladığın şehadet makamına erişirken gidişin birçok ölü kalbi diriltmiş kurumakta olan yüreklere su serpmişti. Milyonlar yasına yas tutmuş.

 Çok sevdiğin Ehlibeyt (as)’in kapılarını tek tek çalarken adını silmeye çalışanlar, zalimler hayretler içerisinde korku dolu bakışlarla seyrediyordu bu sahneleri.

Canım Ona feda olsun dediğin aşık olduğun İmam Humeyni’den sonra ki büyük mazlum ağan İmam Hamaney seni son yolculuğuna uğurlarken hıçkırıklara boğulmuştu. Aşık kavuşmuştu maşukuna geride mahzun, mazlum yürekler bırakarak…

 

Rahat uyu Ey mazlumların kahramanı…

Rahat uyu Ey aşk kervanının Serdarı…

 


Dilek Kamış