کارگر

کارگر

The Economist, Trump’ın İran’a yönelik saldırgan politikalarını kapağına taşıdı. Dergi, ABD’nin düşüncesiz hamlelerinin bölge ve dünya barışı için ciddi riskler taşıdığına dikkat çekiyor.
 
Bu hafta yayımlanan The Economist kapağı, ABD Başkanı Donald Trump’ın İran’a karşı attığı adımları ön plana çıkarıyor. "Kör Öfke Operasyonu" başlığıyla yayımlanan kapakta Trump’ın yüzü savaş miğferiyle resmedilerek agresif dış politika eleştiriliyor. Yazıda Trump’ın sorumsuz ve tehlikeli liderliği vurgulanırken, İran’a yönelik yanlış hesaplanmış hamlelerinin hem ABD iç siyaseti hem de uluslararası barış açısından ciddi riskler doğurduğu ifade ediliyor. Dergi, kısa veya uzun süreli bir çatışmanın bile Trump’ın ikinci dönemini ve dünya istikrarını olumsuz etkileyebileceğine dikkat çekiyor.

'KÖR ÖFKE HAREKATI'
The Economist, ABD Başkanı Donald Trump’ın İran’a karşı attığı adımları bu haftaki kapağına taşıdı.

Dergi, "Kör Öfke Operasyonu" başlığıyla yayımlanan kapağında Trump’ın yüzünü bir savaş miğferiyle resmederek, ABD’nin agresif dış politikasını ve İran’a yönelik tehlikeli adımlarını vurguladı.

 
Yazıda Trump’ın siyasi kariyerine değinilerek, onun “siyasî yerçekimine meydan okuyan bir siyasetçi” olduğu belirtiliyor. “Donald Trump’a karşı asla iddiaya girmeyin. 6 Ocak 2021’de destekçileri Kongre Binası’nı bastıktan sonra 2024’te daha yüksek oy oranıyla yeniden seçilen bu adam kadar siyasi yerçekimine meydan okuyabilen başka bir siyasetçi yok,” ifadeleriyle Trump’ın sorumsuz ve tehlikeli bir lider olduğu vurgulanıyor.

Dergi, Trump’ın İran’a karşı yanlış hesaplanmış ve düşüncesiz bir savaş başlatmasının, ABD iç siyaseti ve uluslararası barış için ciddi riskler doğurabileceğine dikkat çekiyor. “Kısa sürecek bir savaş bile ikinci döneminin yönünü değiştirecektir. Aylar sürecek bir savaş ise bunu yerle bir edebilir,” denilerek İran’a karşı saldırgan politikaların ne kadar yıkıcı olabileceği ifade ediliyor.

TRUMP’IN İRAN’A KARŞI AGRESİF TAVRI VE RİSKLERİ
The Economist’in kapağı, Trump’ın İran’a karşı adımlarının sadece bölgesel değil, küresel barış ve istikrar açısından da tehlike yarattığını gösteriyor. Uzmanlar, ABD’nin agresif politikalarının kısa süreli çatışmalarda bile büyük zararlara yol açabileceğine işaret ediyor. Trump’ın düşüncesiz hamleleri, İran’ın haklı direnişini hedef almakla kalmayıp, bölgeyi ve dünya barışını tehdit ediyor.

İran’a yönelik her saldırgan adım, yalnızca Trump’ın siyasi çıkarlarını korumaya yönelik bir hamle olarak görülüyor ve uluslararası hukuka, diplomasiye zarar veriyor. Dergi, ABD’nin bu saldırgan yaklaşımını eleştirerek, İran’ın barışçı ve savunmacı pozisyonunun önemine dikkat çekiyor.

İRAN’IN MEŞRU SAVUNMASI VE DÜNYA DENGESİ
Kısa süreli bir askeri saldırı bile bölgede gerginliği artırabilirken, uzun süreli bir savaş hem İran halkı hem de uluslararası toplum için yıkıcı sonuçlar doğurabilir. The Economist, Trump’ın politikalarının yalnızca ABD iç siyasetine değil, tüm dünya barışına tehdit oluşturduğunu vurguluyor. İran’ın ulusal güvenliği ve egemenliği, ABD’nin agresif tavırları karşısında korunması gereken bir gerçek olarak öne çıkıyor.

ABD’nin savaşçı yaklaşımı, Trump’ın ikinci döneminde uluslararası dengeleri bozma riskini artırıyor. İran ise bu saldırgan politikalar karşısında haklı ve barışçıl bir duruş sergileyerek bölgesel istikrarın korunmasına katkıda bulunuyor.

Hizbullah, İsrail’in kuzeyindeki çok sayıda noktaya yönelik operasyon gerçekleştirdiğini ve Lübnan’ın güneyinde bir İsrail helikopterinin düşürüldüğünü açıkladı.


Hizbullah Lübnan'daki İsrail birlikleri ile işgal altındaki Golan Tepeleri ve İsrail'in kuzeyindeki çok sayıda noktaya operasyon düzenledi. Açıklamada Lübnan'ın güneyinde ise bir İsrail helikopterinin düşürüldüğünü duyurdu.İsrail işgali altındaki Suriye'nin Golan Tepeleri'nde bulunan Yoav kışlasının da İHA'larla vurulduğu

 

Hizbullah tankları hedef aldı: Çok sayıda işgalci imha oldu!


Hizbullah, sınır hattındaki Taybe beldesinde siyonist rejime ait 6 Merkava tankını hedef aldığını duyurdu. Yapılan açıklamada çok sayıda işgal askerinin öldüğü de duyuruldu.
Lübnan Hizbullahı'ndan peş peşe yapılan açıklamalarda, operasyonların "Lübnan ve halkını savunma" amacıyla düzenlendiği ifade edildi.

Açıklamalarda, Hizbullah'ın operasyonlarda roketler, insansız hava araçları (İHA) ve topçu mermilerinin kullanıldığı belirtilerek, siyonist rejime ait askeri noktalar, askerlerin toplanma alanları, karargahlar, topçu mevzileri, yerleşim birimleri ve bir askeri sanayi şirketinin hedef alındığı aktarıldı.

Lübnan'ın güneyindeki sınır hattında yer alan Aytarun beldesindeki El-Hanuk, Adise beldesindeki En-Naba el-Kadime, Tel el-Hazzan ve Tel el-Uveyda bölgelerinde konuşlanan İsrail askerlerinin hedef alındığı kaydedildi.

Hizbullah 6 tankı hedef aldı, ölü askerler var

Taybe beldesinde işgal askerlerinin 5 kez hedef alındığı, ayrıca bu bölgenin kuzeyindeki askeri araç topluluğuna da saldırı düzenlendiği belirtildi.

Bazı saldırılarda işgal askerleri arasında kayıplar olduğu ve tahliye için helikopterlerin devreye girdiği öne sürüldü.

Hizbullah ayrıca, Taybe beldesine ilerlemeye çalışan bir işgal birliğine ve Hıyam Hapishanesi çevresindeki sızma girişimine karşı koyulduğunu, buralarda işgal güçleriyle uygun silahlarla çatışmaya girildiğini ifade etti.

Hizbullah ayrıca gece saatlerinden bu yana Taybe beldesinde işgal ordusuna ait 6 Merkava tankını hedef aldıklarını ve bu bölgeye roket ve topçu saldırıları düzenlediklerini açıkladı.

Sınır hattındaki Merkeba beldesi karşısındaki El-Merc ve Ayta eş-Şaab beldesi karşısında bulunan Er-Rahib mevzilerinin de hedef alınan noktalar arasında bulunduğu belirtildi.

Açıklamalarda, Taybe beldesinde İsrail'e ait bir Merkava tipi tankın güdümlü füzeyle doğrudan isabetle vurulduğu, El-Merc mevkisi yakınlarındaki bir askeri topluluğun ise kamikaze İHA'larla hedef alındığı bilgisine yer verildi.

Siyonist rejimin kuzeyindeki saldırılara ilişkin de Şomera yerleşimindeki askerlerin roketlerle, Kiryat Şmona yerleşiminin roket ve İHA'larla 4 kez hedef alındığı kaydedildi.

Safed kenti kuzeyindeki "Ein Zeitim" üssü ile işgal altındaki Golan Tepeleri'nde bulunan "Yoav" kışlasına İHA'larla saldırı düzenlendiği, Nahariya yerleşimi, Kefr Giladi yerleşimi ve Manara yerleşimindeki bir topçu mevzisinin de roketlerle vurulduğu aktarıldı.

Ayrıca Hayfa kentinin kuzeydoğusundaki "Yudifat" adlı askeri sanayi şirketinin de hedef alınan yerler arasında bulunduğu ifade edildi.(Ajanslar)

Orta Doğu’da devam eden savaşta askeri havacılık tarihine geçecek bir olay yaşandı. ABD ordusuna ait beşinci nesil, radar görünmezlik teknolojisine sahip bir F-35 savaş uçağı, İran hava sahasındaki bir operasyon sırasında İran Devrim Muhafızları hava savunma sistemleri tarafından vuruldu.

ABD ve İsrail’in İran’a yönelik hava harekatları devam ederken, Amerikan ordusunun en değerli askeri varlıklarından biri olan F-35 Lightning II savaş uçağı İran semalarında yara aldı. Sosyal medyaya düşen ve uçağın hedef alındığı anları gösteren radar/kamera görüntülerinin ardından Amerikan medyasından ve ordusundan resmi doğrulamalar peş peşe geldi.

CNN: Uçaksavar Ateşiyle Vuruldu Ve Acil İniş Yaptı

CNN International’in askeri yetkililere dayandırdığı son dakika haberine göre; ABD’ye ait bir F-35 savaş uçağı, doğrudan İran toprakları üzerinde icra ettiği bir görev esnasında İran Devrim Muhafızları Ordusu’na (DMO) ait uçaksavar/hava savunma ateşiyle vuruldu.

Hasar alan ve düşme tehlikesi geçiren uçağın, Orta Doğu’da bulunan ve güvenlik gerekçesiyle ismi açıklanmayan bir müttefik askeri üssüne acil iniş (emergency landing) yapmak zorunda kaldığı bildirildi.

Centcom Sözcüsü Doğruladı: “Pilotun Durumu Stabil”

Bu gelişmenin ardından ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM) sessizliğini bozdu. CENTCOM Sözcüsü Yüzbaşı Tim Hawkins, basına yaptığı bilgilendirmede olayın tüm hatlarını doğruladı.

Söz konusu Amerikan savaş uçağının İran üzerinde bir operasyonel görevde bulunduğunu teyit eden Yüzbaşı Hawkins, uçağın durumuna ilişkin şu ifadeleri kullandı: “F-35 savaş uçağımız üsse güvenli bir şekilde iniş yapmayı başarmıştır. Uçağı kullanan pilotumuzun durumu şu an için stabildir.”

Savaşta Kritik Eşik

Askeri havacılık uzmanları, radar izi son derece düşük olan ve dünyanın en gelişmiş savaş platformu olarak kabul edilen F-35’in İran hava sahasında tespit edilip vurulabilmesini, çatışmaların seyrinde “kritik bir eşik” olarak değerlendiriyor. Bu olay, ABD’nin hava üstünlüğüne rağmen İran’ın katmanlı hava savunma sistemlerinin (özellikle Bavar-373 veya Rus menşeli S-300 türevleri) Amerikan uçakları için ciddi bir risk oluşturduğunu sahada kanıtlamış oldu.

Uçağın aldığı hasarın boyutu henüz netleşmezken, bu olayın Washington yönetiminin İran’a yönelik operasyonel stratejisinde değişikliğe yol açıp açmayacağı merakla bekleniyor.

Türkiye dahil 12 ülkenin dışişleri bakanları, dün Riyad’da yaptıkları toplantıda İran’ın ABD ve İsrail'in haydutluk eylemine misilleme olarak bölge ülkelerine yönelik füze ve İHA saldırılarını kınadı ve derhal durdurma çağrısı yaptı.


Türkiye, Azerbaycan, Bahreyn, Mısır, Ürdün, Kuveyt, Lübnan, Pakistan, Katar, Suudi Arabistan, Suriye ve Birleşik Arap Emirlikleri dışişleri bakanları, İran’ın ABD ve İsrail üslerine yönelik misillemelerine ilişkin dün Riyad’da istişari toplantı yaptı.

Toplantının ardından yayımlanan ortak açıklamada, İran’ın balistik füze ve insansız hava araçlarıyla düzenlediği saldırılar kınandı.

Bakanlar, söz konusu saldırıları kasıtlı olarak niteledi ve hiçbir gerekçeyle meşrulaştırılamayacağını iddia etti. Ayrıca devletlerin Birleşmiş Milletler Şartı’nın 51. maddesi uyarınca meşru müdafaa hakkına sahip olduğu öne sürüldü.

İran’a saldırıları durdur çağrısı yapıldı

Bakanlar, İran’a saldırıları derhal durdurma çağrısı yaptı. Uluslararası hukuk, uluslararası insani hukuk ve iyi komşuluk ilkelerine saygının, gerilimin sona erdirilmesi ve bölgesel istikrarın sağlanması için ilk adım olduğu savunuldu.

Krizlerin çözümünde diplomasinin teşvik edilmesi gerektiği iddia edildi.

Açıklamada, İran ile ilişkilerin geleceğinin bazı temel ilkelere bağlı olduğu belirtildi. Bu çerçevede devletlerin egemenliğine saygı, iç işlerine karışmama, toprak bütünlüğünün ihlal edilmemesi ve askeri kabiliyetlerin bölge ülkelerini tehdit edecek şekilde kullanılmaması ya da geliştirilmemesi şartlarının altı çizildi.

Bakanlar, İran’ın Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin 2817 (2026) sayılı kararına uyma yükümlülüğünü hatırlattı. Söz konusu kararın, tüm saldırıların derhal durdurulmasını, komşu ülkelere yönelik eylemlerin "koşulsuz sona erdirilmesini ve İran’ın Arap ülkelerindeki Direniş Ekseni gruplarına verdiği destek, finansman ve silah yardımını kesmesini öngördüğü iddia edildi.

Açıklamada ayrıca İran’ın Hürmüz Boğazı’nda uluslararası deniz trafiğini kapatmaya ya da engellemeye yönelik adımlardan kaçınması gerektiği belirtildi. Bab el-Mendeb’de deniz güvenliğini tehlikeye atacak girişimlere karşı da uyarı yapıldı.

Bakanlar, Lübnan’ın güvenliği, istikrarı ve toprak bütünlüğüne desteklerini yineledi. Lübnan devletinin egemenliğinin ülkenin tamamında etkin şekilde tesis edilmesi ve silahların devlet tekelinde tutulmasına, yani direnişin silahsızlandırılmasına yönelik hükümet kararına destek verildi.

Aynı açıklamada İsrail’in Lübnan’a yönelik saldırganlığı ve bölgedeki yayılmacı politikası da söz kınandı.

İstişare ve koordinasyon sürecek mesajı verildi

Bakanlar, gelişmeleri izlemek ve ortaya çıkan meseleleri değerlendirmek için yoğun istişare ve koordinasyonu sürdürme kararlılığını teyit etti. Ortak tutumların oluşturulması ve güvenlik, istikrar ile egemenliğin korunması için gerekli tedbirlerin alınacağı belirtildi.

Açıklamada, İran’ın topraklarına yönelik saldırıların durdurulması için meşru adımların benimsenmesi yönündeki çalışmaların süreceği iddia edildi.(YDH)

Cuma, 20 Mart 2026 06:16

İran’dan Yeni Misilleme

İran, Siyonist İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun basın açıklaması düzenlediği sırada Siyonist İsrail’in kuzeyine füzelerle misilleme yaptı. İsrail ordusundan yapılan açıklamada, İran’dan füzelerin ateşlendiğinin tespit edildiği ve hava savunma sistemlerinin İran füzelerini önlemeye çalıştığı belirtildi.

Bölgede Sirenler Çalıyor

Açıklamada, sığınaklara girilmesi ve talimatlara uyulması gerektiği belirtildi. İsrail’in Yedioth Ahronoth gazetesi, İran füzelerinin İsrail’in kuzeyini hedef aldığı ve bölgenin tamamında sirenlerin çaldığını belirtti.

İran misillemesinin, İsrail Başbakanı Netanyahu’nun basın açıklaması düzenlediği sırada gelmesi dikkati çekti. İsrail acil yardım servisi Kızıl Davut Yıldızı, misillemenin ardından düşme ihbarı alınan bölgelere ekiplerin sevk edildiğini, daha sonra gelişmeler hakkında güncelleme yapılacağını açıkla

 

ran 'Savaşta Yeni Aşama' Diye Duyurdu: Göze Göz, Dişe Diş!


İran Meclis Başkanı Galibaf, ABD ve İsrail’in saldırılarına tepki göstererek “göze göz, dişe diş” dönemine girildiğini söyledi. Cumhurbaşkanı Pezeşkiyan ise küresel sonuçlara dikkat çekti.

İran’dan ABD ve İsrail’in enerji altyapısına yönelik saldırılarına sert tepki geldi. İran Meclis Başkanı Muhammed Bakır Galibaf, çatışmaların yeni bir aşamaya geçtiğini açıkladı.

Galibaf, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, son saldırıların sahadaki gelişmelerle bağlantılı olduğunu duyurarak, “Düşman sahadaki yenilgilerini gizlemek için altyapılara saldırıyor” ifadelerini kullandı.

Saldırıların ağır sonuçlar doğuracağını belirten Galibaf, “Artık göze göz, dişe diş denklemi yürürlüktedir ve çatışmada yeni bir aşama başlamıştır” dedi.

Financial Times’ta yayımlanan analizde, İran’ın Hürmüz Boğazı’nı fiilen kapatmasının ve Çin’in kritik madenler üzerindeki ihracat kısıtlamalarının, ABD’nin yaptırımlar ve ekonomik baskı araçlarındaki tek taraflı üstünlüğünü aşındırdığı savunuldu. Analize göre Washington’ın uzun yıllar rakiplerine karşı kullandığı ekonomik zorlayıcılık yöntemleri artık ters tepiyor ve küresel ekonomi daha kırılgan bir döneme giriyor.

Dünyanın önde gelen finans yayınlarından Financial Times (FT), Orta Doğu’da patlak veren savaşın küresel ekonomideki görünmeyen yüzünü manşetine taşıdı. Cornell Üniversitesi’nden yaptırımlar uzmanı akademisyen Nicholas Mulder tarafından kaleme alınan analize göre; Amerika Birleşik Devletleri’nin Soğuk Savaş sonrası kurduğu “ekonomik savaş ve yaptırım tekeli” resmen sona erdi. İran’ın Hürmüz Boğazı’nı kapatması ve Çin’in nadir toprak elementleri kozunu oynaması, ABD’nin kendi yarattığı ekonomik silahların artık bizzat Washington’ı vurduğunu gösteriyor.

“Modern savaşın bir aracı olarak yaptırımların yükselişi” üzerine çalışmaları bulunan Mulder tarafından kaleme alınan makale, İran’ın Hürmüz Boğazı’ndaki fiili ablukasının sadece askeri bir hamle değil, aynı zamanda devasa bir “ekonomik silah” olduğunu vurguluyor. Makaleye göre İran, Körfez’deki deniz taşımacılığını füzeler ve dronlarla tehdit ederek aslında ABD’nin yıllardır kendisine uyguladığı taktiği kopyaladı: Dünya ekonomisindeki kilit bir geçiş noktasını (chokepoint), düşmanını gerilimi düşürmeye zorlamak için bir silaha dönüştürdü.

“Küresel Petrolün Yüzde 20’si, Gübrenin Üçte Biri Kesildi”

FT analizine göre Trump, İran’a yönelik “maksimum baskı” yaptırımlarından açık savaşa geçerek, İranlıları kendi ekonomik silahlarını konuşlandırmaya kışkırttı. Tahran’ın Hürmüz Boğazı’nı kapatması, küresel petrol ve gaz akışının yüzde 20’sini ve küresel gübre ticaretinin üçte birini dünya piyasalarından kopardı. Tüm dünya şu anda geniş tabanlı bir ekonomik zorlamanın verebileceği devasa hasarı tecrübe ediyor.

İlk Büyük Yenilgi Çin’e Karşı Yaşandı

Makale, ABD’nin bu alandaki “tekelinin” aslında Orta Doğu’dan önce Asya’da kırıldığını hatırlatıyor. Trump yönetiminin müttefiklerine ve düşmanlarına uyguladığı ağır gümrük tarifelerine boyun eğmeyen tek ülke Çin olmuştu. ABD’nin 2025 sonlarında yürürlüğe koyduğu yeni ihracat kontrollerine karşı Pekin, “işlenmiş nadir toprak elementleri” (refined rare earths) ihracatına kısıtlama getirerek misilleme yapmıştı.

Çin’in bu “kritik mineraller silahı”, Kuzey Amerika’daki savunma, havacılık ve otomotiv endüstrilerinde üretim kesintilerine ve devasa gecikmelere yol açtı. Tedarik zincirlerindeki bu çöküş, Trump’ı ekonomik olarak geri adım atmaya zorladı ve Ekim 2025’te Güney Kore’de Şi Cinping ile varılan anlaşma, Çin’in ABD’ye karşı kazandığı bir “ekonomik zorlama ateşkesi” olarak tarihe geçti.

Savaşın İronisi: ABD ve AB, Rus Petrolüne Muhtaç Kaldı

FT makalesindeki en ironik tespit ise İran’ın enerji silahının ABD ve Avrupa’yı düşürdüğü durum. İran ablukasının yarattığı devasa enerji fiyat şoku nedeniyle, Trump yönetimi Rus petrolüne yönelik yaptırımları “geçici olarak” esnetmek zorunda kaldı. Benzer şekilde, kısa süre önce Rus gazından bağımsızlığını ilan etmeyi kutlayan Avrupa Birliği (AB) de ekonomik çöküşü önlemek için yeniden Rusya’dan enerji satın almaya mecbur kalabilir. Yazar bu durumu, “Tahran’ın kullandığı enerji silahını savuşturmak, Moskova’ya yönelik ekonomik savaşın dozunu düşürmeyi zorunlu kıldı” şeklinde özetliyor.

“Yaptırımlar Artık Savaşı Önlemiyor, Savaş Çıkarıyor”

Tarih boyunca uygulanan abluka ve yaptırımların, hedeflenen ülkeleri (Rusya ve Çin gibi) daha da kendi kendine yeten ve yeni ittifaklar kuran (Asya pazarına yönelme gibi) devletlere dönüştürdüğünü belirten makale, oldukça karamsar bir uyarıyla son buluyor. Uzun bir süre boyunca yaptırımların “açık savaşa tercih edilebilir bir alternatif” olduğu argümanının, ABD’nin Venezuela ve İran’a yönelik son saldırılarıyla birlikte çöktüğü vurgulanan FT analizinde, şu ifadelere yer veriliyor:

“Yaptırımlar artık askeri harekatı engellemek yerine, tıpkı bugün olduğu gibi şiddetli bir tırmanışın taşlarını döşüyor. Sürekli devam eden ekonomik savaşların olduğu bir dünya, er ya da geç gerçek bir savaşa sürüklenecektir.”

Çarşamba, 18 Mart 2026 05:54

Abraham Lincoln uçak gemisi nerede?

ABD bir yere saldıracağı zaman…

Önce uçak gemilerini gönderir.

İran saldırısında da aynısı oldu.

Abraham Lincoln uçak gemisini gönderdi.

Arkasından USS Gerald R. Ford uçak gemisini.

Abraham Lincoln…

İran’a yakın bir bölgeye…

Umman açıklarına demirledi.

Peki şu anda nerede?

İran’ın saldırısı sonrası…

Bölgeden uzaklaşmış…

İki bin kilometre uzağa…

İran füzelerinin menzili dışına çıkmış durumda.

Diğer bir deyişle kaçmış.

Ne kadar hasar aldı bilinmiyor.

USS Gerald R. Ford uçak gemisine gelince.

Bölgeye yaklaşamadı bile.

EFSANE ÇÖKTÜ
ABD’nin uçak gemileri efsanesi…

Acı bir sona doğru ilerliyor.

Önce Husiler (Ensarullah) USS Harry S. Truman’ı vurdu.

ABD yalanladı.

Sonra Diego Garcia Adası’nda bakıma alındı.

Görüntüleri yayınlandı.

Şimdi de Abraham Lincoln…

İran tarafından vuruldu.

USS Gerald R. Ford uçak gemisinde de bir yangın çıkmış.

Ciddi hasar aldığı söyleniyor.

Nedeni belli değil, “kaza” (!) deniyor.

DÜNYA BASINI VE SOSYAL MEDYA
Lincoln uçak gemisinin hali…

Dünya basınının dilinde.

Amerikan uçak gemilerinin durumu tartışılıyor.

Açık hedef haline gelmesi vurgulanıyor.

Nüfuz edilemez denilen kalelerle artık dalga geçiliyor.

İran’ın direnişi, uçak gemilerinin karizmasını çizdi.

SOSYAL MEDYA
Sosyal medyada da durum aynı.

X’te, “#ArtıkBatırılamazDeğil” etiketi…

Dünya gündeminde ilk sırada…

“İranlılar Abraham Lincoln’u Titanic’e dönüştürdü.” deniyor.

Trump ve Netanyahu…

Mizahçıların dilinde.

Herkesin alay konusu oldular.

TRUMP’IN YALNIZLIĞI
Trump iyice çıkmazda.

Hürmüz Boğazı için destek arıyor.

Ama bütün güvendiği dağlara kar yağdı.

Almanya Savunma Bakanı:

“Bu savaş bizim savaşımız değil.

Biz başlatmadık.”

Almanya Başbakanı Merz:

“Bu savaşın riskleri büyük.

Başından beri dile getirdim.”

Fransız General Yakovleff:

“ABD bizden yardım isteyerek fiyaskolarını paylaşmamızı istiyorlar. Trump’ın koalisyonuna katılmak, Titanik buzdağına çarptıktan sonraki akşam yemeği ve dansına bilet almak gibidir.”

Japonya, Güney Kore, Fransa ve diğerleri…

Hepsi aynı, hiçbiri kabul etmedi.

ABD’nin yenilgisine ortak olmak istemediler.

ABD gücüyle dost (!) toplamıştı.

İran karşısında madara olunca…

Onlar da teker teker kopuyor.

Dünyada “İran’ın yalnızlığı” değil…

“Trump’ın yalnızlığı” konuşuluyor.

İsrail Başbakanı Netanyahu, daha önce İranlıların itibar göstermediği 'ayaklanma' mesajını yineledi. Netanyahu'nun açıklaması çaresizliğinin ifadesi olarak yorumlandı

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'ya ait olan bir video mesaj Başbakanlık Ofisinden yayınlandı.


İran'ın fiilen yöneten kişi olduğunu iddia ettiği İran Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Genel Sekreteri Ali Laricani'nin şehit olduğunu savunan Netanyahu, İran'da savaş uçakları ve insansız hava araçlarıyla saldırılar düzenlediklerini söyledi.

KİMSENİN DEĞER VERMEDİĞİ ÇAĞRISINI YİNELEDİ
Netanyahu, Tahran yönetimine darbe vurup "İran halkına onu devirme şansı verdiklerini", bunun tek seferde ve kolay olmamasına rağmen, ısrarcı olmaları durumunda gerçekleşebileceğini ve İran halkına özgürlük fırsatı sunacaklarını savundu.

TRUMP'IN BASKI GÖRDÜĞÜNÜ KABUL ETTİ
"Aynı zamanda, Körfez'deki Amerikalı dostlarımıza da yardım ediyoruz." diyen Netanyahu, dün ABD Başkanı Donald Trump ile uzun bir görüşme gerçekleştirdiklerini belirterek, iki ülkenin işbirliği içinde hareket ettiğini, Tahran yönetimi üzerinde baskıya neden olan dolaylı ve doğrudan saldırılara yardım edeceklerini kaydetti.

 
Netanyahu, daha önce de söylediği "sürprizleri olduğunu ve savaşın taktiklerle kazanılacağını", fakat bunları açıklayamayacağını ileri sürdü.

Milyarder Ray Dalio, ABD ile İran arasındaki savaşın kaderini belirleyecek "Nihai Savaş"ın Hürmüz Boğazı'nda yaşanacağını yazdı.


İmparatorlukların çöküşü üzerine yaptığı çalışmalarla bilinen ünlü milyarder, ABD'nin Hürmüz'ü açamaması halinde 1956'da İngiliz İmparatorluğu'nu bitiren "Süveyş Kanalı Krizi"ne benzer bir hezimet yaşayacağını; müttefiklerin ve sermayenin ABD'den kaçarak Dolar'ın küresel rezerv para statüsünü çökertebileceği uyarısında bulundu.

Amerika Birleşik Devletleri ve İsrail'in İran'a yönelik başlattığı savaş, sadece Orta Doğu'nun değil, küresel finans sisteminin ve 1945'te kurulan Amerikan liderliğindeki dünya düzeninin de temellerini sarsıyor. Sıfırdan kurduğu Bridgewater Associates'i dünyanın en başarılı hedge fonlarından biri haline getiren efsanevi yatırımcı Ray Dalio, kişisel blogunda kaleme aldığı "Hürmüz Boğazı Amerika'yı Bitirebilir: Nihai Savaş" başlıklı makalesinde savaşın görünmeyen makroekonomik ve jeopolitik faturasını gözler önüne serdi. Savaşlarda her zaman büyük sürprizler ve anlaşmazlıklar olduğunu ancak bu krizde "her şeyin Hürmüz Boğazı'nı kimin kontrol edeceğine bağlı olduğu" konusunda evrensel bir mutabakat bulunduğunu belirten Dalio, Başkan Donald Trump'ı ve Washington yönetimini bekleyen iki keskin senaryoyu analiz etti.

"ABD için yeni bir Süveyş krizi olabilir"

Dalio'nun analizindeki en çarpıcı bölüm, Hürmüz krizini geçmişteki imparatorlukların çöküşüyle kıyasladığı tarihi paralellikler oldu. Trump yönetiminin iç siyasi kaygılar, askeri yetersizlik veya müttefik bulamama gibi herhangi bir nedenle Hürmüz Boğazı'nın kontrolünü İran'a bırakması halinde ABD'nin savaşı kaybetmiş sayılacağını vurgulayan Dalio, şu tarihi uyarıyı yaptı:

"Tarih okumalarım bana gösteriyor ki; ABD'nin bu şekilde kaybetmesi, 18. yüzyılda Hollanda ve 17. yüzyılda İspanya imparatorluklarının yaşadığı çöküşlere ve Birleşik Krallık için 1956 Süveyş Kanalı Krizi'nin ifade ettiği anlama benzer bir kırılma yaratacaktır. Dünyanın rezerv parasına sahip hakim gücü askeri ve finansal kontrolünü kaybettiğini gösterdiğinde, müttefiklerin ve kreditörlerin güven kaybına, rezerv para statüsünün yitirilmesine, borç varlıklarının satılmasına ve para biriminin (özellikle altına karşı) zayıflamasına dikkat edin. İnsanlar ve finansal akışlar hızla kazanana koşar."

Acı eşiği ve asimetrik savaş: Trump’ın sınavı

Dalio, İranlıların varoluşsal bir intikam savaşı verdiğini ve ölmeye hazır olduklarını belirtirken, Amerikalıların yüksek benzin fiyatlarından, siyasetçilerin ise yaklaşan seçimlerden endişe duyduğuna dikkat çekti. Savaşlarda "acıya dayanma kapasitesinin, acı çektirme kapasitesinden daha önemli olduğunu" hatırlatan Dalio, Tahran'ın ana stratejisinin savaşı uzatarak ABD kamuoyunun acı eşiğini zorlamak ve Washington'u pes ettirmek olduğunu ifade etti.

Ancak makaleye göre madalyonun diğer yüzünde ABD için büyük bir fırsat da yatıyor. Dalio, Trump'ın sözünü tutarak Hürmüz Boğazı'nı serbest geçişe açması ve İran tehdidini ortadan kaldırması durumunda, tıpkı Ronald Reagan'ın rehineleri kurtarması ve tankerlere eskortluk yapması dönemindeki gibi ABD'nin gücüne ve para birimine olan güvenin muazzam ölçüde artacağını, Trump'ın da tarihi bir siyasi güç kazanacağını savundu.

"Anlaşmalar değersiz, büyük döngüde nihai savaşa gidiyoruz"

Krizin masada diplomatik bir anlaşmayla çözülemeyeceğini, zira bu tür sözleşmelerin artık "değersiz" olduğunu belirten ünlü yatırımcı, tarafların kimin kazanıp kimin kaybettiğini tüm çıplaklığıyla ortaya koyacak bir "Nihai Savaş"a (Final Battle) sürüklendiğini yazdı. İran'ın, bölgedeki ABD işbirlikçisi petrol tesislerini "küle çevirme" tehdidini hatırlatan Dalio, askeri tırmanışın en kötü aşamasının henüz yaşanmadığını belirtti.

Dalio analizini, yaşanan krizin tarihteki "Büyük Döngü"nün (Big Cycle) bir parçası olduğunu vurgulayarak noktaladı. ABD'nin şu anda aşırı finansal genişleme (overextended) içinde olduğunu ve dünyanın hiçbir ülkesi gibi aynı anda birden fazla savaşı (Çin, Rusya, Ukrayna, Orta Doğu gerilimleri) sürdürecek kapasitesinin olmadığını belirten milyarder isim, Hürmüz Boğazı'ndaki bu nihai kırılmanın küresel ticaret ağlarından jeopolitik ittifaklara kadar dünyayı geri döndürülemez bir şekilde değiştireceğinin altını çizdi.(Karar)

İsrail’in, İran’la süren savaşın üçüncü haftasına girilirken balistik füze savunma kapasitesinin kritik seviyelere gerilediği gerekçesiyle ABD’yi uyardığı bildirildi.


ABD’li yetkililerin verdiği bilgilere göre Tel Aviv yönetimi, füze savunma sistemlerinde kullanılan önleyici mühimmat stoklarının hızla tükendiğini Washington’a iletti.

İsrail’in hava savunma altyapısının mevcut çatışmaya zaten yıpranmış halde girdiği belirtiliyor. Geçtiğimiz yıl İran’la yaşanan yoğun gerilim ve karşılıklı saldırılar sırasında çok sayıda önleyici füzenin kullanıldığı, bu nedenle stokların ciddi ölçüde azaldığı ifade ediliyor.

İran’ın son haftalarda sürdürdüğü yoğun füze saldırıları ise İsrail’in uzun menzilli hava savunma ağını daha da zorlayan bir unsur haline geldi.

ABD’nin İsrail’e ek önleyici füze gönderip göndermeyeceği ise henüz netleşmiş değil. Daha önceki askeri yardım paketlerinde İsrail’e hava savunma sistemleri ve önleyici mühimmat sağlanmıştı.

Yeni bir sevkiyatın yapılması halinde bunun ABD’nin kendi askeri stokları üzerinde de baskı oluşturabileceği değerlendiriliyor.