کارگر

کارگر

 İmam Hamenei, dünyanın çeşitli ülkelerinden mümin insanların katılımıyla düzenlenen Erbain yürüyüşünün, ilahi bir şiar olduğunu söyledi.

İmam Hamenei; Erbain yürüyüşünün azim dolu eşsiz bir hareket olduğunu belirterek, Ehlibeyt mektebi öğretilerinin “aşk-iman” ve “akıl-duygu” karışımından meydana geldiğini ifade etti. İmam Hamanei Erbain yürüyüşünün aşkla ve imanla donatılmış ayrıca aklı ve duyguları da harekete geçiren ilahi bir şiar olduğunu belirtti.

İmam Hamenei Irak halkının Erbain ziyaretçilerini ağırlama konusundaki hassasiyetine ilişkin olarak; “Biz de uzaktan Erbain ziyaretçilerine gıpta etmekte ve keşke sizlerle birlikte olabilseydik demekteyiz” dedi.

İmam Hamenei Allah Resulü ve Ehlibeyt ile aşk ve maneviyat üzerine bağ kurulması gerektiğini ifade ederek şunları söyledi:

“İran ve dünyanın öteki ülkelerinden çeşitli halkların Erbain yürüyüşüne katılabilmek için gösterdikleri görkemli çaba, Ehlibeyt mektebinin en seçkin özelliklerinin bir tecellisidir. Bu ilahi hareketteki iman, kalbi itikat gerçek inanç, aşk ve muhabbet göz kamaştırmakta.”

İmam Hamenei ayrıca, Erbain ziyaretçilerinden kurallara ve kanunlara riayet etmeleri isteğinde bulundu.

İran’ın BM’deki daimi temsilcisi, eskilerde Saddam rejiminin safında olan ülkelerin bugün BM antlaşmaları ihlalinden söz etmelerinin saçmalık olduğunu ifade etti.

Son günlerde BAE devleti, 10 Arap ülkesiyle birlikte BM Genel Kurulu’na İran’la ilgili dayanaksız iddialarla dolu bir mektup göndermişti. Bu bağlamda İran’ın BM’deki daimi temsilcisi Gulamali Hoşru ise öne sürülen iddalara yanıt olarak BM Genel Sekreteri'ne bir mektup sunduktan sonra onun resmi olarak yayınlanması talebinde bulundu.

Hoşru, BAE ve 10 Arap ülkesinin “İran, Arap ülkelerin içişlerine müdahale ediyor ve bölgede yayılmacı bir politika izlemektedir” iddiasına ilişkin yaptığı açıklamada, “Acı gerçek şu ki, söz konusu mektubu imzalayan Arap ülkeleri 8 yıllık İran-Irak savaşında Saddam rejimine destek verdi. İran’ın müdahaleci olduğunu öne süren ülkeler kendileri halihazırda Yemen'e bombardman uçaklarını göndererek, orada zalimce cinayetler işlemektedir” dedi.

İran’ın BM’deki daimi temsilcisi Gulamali Hoşru'nun yazdığı mektubun satır başları şöyledir:

Gericilik ve terörizmi besleyen ve bu çirkin olgunun Suriye, Irak ve diğer ülkelere de yayılmasına yol açan devletlerin İran’ı terörizmle suçlaması oldukça saçmalıktır.

Söz konusu Arap ülkeleri İran’ın Yemen’de müdahale ettiğini öne süryüyor. Halbuki bu iddia esas olarak yanlıştır. Zira ki bu ülkeler Yemen’i kuşatma altında tutarak tıpkı Gazze kuşatması gibi bu ülkeyi bitiş noktasına sevk etmiştir. Aynı zamanda İran’ın Yemen’e askeri ve mali yardım ettiğini söylüyorlar. Acaba onların bu iddiaları öne sürmesi saçmalık değil midir?

Şaşırtıcı konu şudur ki, onlar hâlâ İran’ın Mina faciasını siyasileştirdiğini iddia ediyor. Oysa ki İran bu faciadan bir seneden fazla geçtiği için olayın gerçek nedenini ve suçluların kimler olduğunu öğrenmek istiyor. Bunlar uluslararası yasalara aykırı mıdır?

Eğer İran Suriye'ye yardım etmeseydi şimdi o ülkede ve hatta bölgede gerici terör örgütlerinin siyah bayrağı dalgalanmış olabilirdi.

Perşembe, 17 Kasım 2016 19:07

Türkiye İsrail'e büyükelçi atadı

Tüm komşularıyla köprüleri atan Türkiye'nin ülke bazında yakınlaştığı tek ülke İsrail. İki ülke arasındaki ilişkilerin normalleştirilmesi anlaşmasının ardından karşılıklı olarak büyükelçiler atandı.

İsrail ile Türkiye arasındaki ilişkileri normalleştirme anlaşmasında en kritik adım atıldı. Ankara ve Telaviv'e karşılıklı olarak büyükelçi atandı. Pakistan'a hareketinden önce Ankara Esenboğa Havalimanında açıklama yapan Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Başbakanımızın Dışişleri Danışmanı Kemal Ökem Bey'i büyükelçi olarak atıyoruz. Dün görevine başlamış olması lazım" dedi. 

Türkiye Kemal Ökem'i Telaviv'e büyükelçi olarak gönderirken İsrail ise Ankara'ya büyükelçi olarak Eitan Naeh'ı atadı.

Davadan vazgeçmeyene para verilmiyor!

Türkiye ile İsrail arasında yapılan anlaşma Ağustos ayında TBMM tarafından onaylanmıştı. Bu anlaşmaya göre İsrail 31 Mayıs 2010 tarihinde yaşanan Mavi Marmara saldırısında yakınlarını kaybeden ailelere tazminat olarak toplam 20 milyon dolar tazminat ödeyecek ancak mağdur aileler bu parayı alabilmek için İsrailli askerlere açtığı davaları geri çekecekti. İsrail'den gelen 20 milyon doları henüz davaları geri çekmedikleri için ailelere verilmediği ifade ediliyor.

Partisinin TBMM grup toplantısında konuşan CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu şu açıklamayı yaptı, "Filistin’e Mavi Marmara gemisini gönderdiler, kaçak gönderdiler, cesaret edip resmî olarak gönderemediler. 9 yurttaşımız uluslararası alanda karasularında hayatını kaybetti. Kıyameti kopardılar, biz de kıyameti kopardık. “Gazze ablukası kalkmadan, bizden özür dilenmeden asla ve asla İsrail’le barışmayacağız” dediler, yeri göğü inlettiler. Aradan bir süre geçti, bu yeri göğü inletenler resmî bir özür mektubu dahi olmadan kabul ettiler. Gazze ablukası kalkacaktı, Gazze ablukası kalkmadı. Uluslararası tanınacaktı Filistin, ona dahi katkı vermediler. 20 milyon dolara Türkiye’nin itibarını sattılar. 20 milyon doları verdiler ama “Biz tazminat olarak vermeyiz, bir dakika, ne tazminatı, vermeyiz” dediler. Bizimkiler, süklüm püklüm, hadi, tamam olsun. 'Bir vakıf gösterin, biz o vakfa göndereceğiz parayı' dediler, parayı vakfa gönderdiler. Şimdi, merak ediyorum, bu 20 milyon dolar para hayatını kaybeden o çocukların ailelerine verildi mi? Verilmedi. Verilmiyor, niye verilmiyor? Diyorlar ki 'Gelin, İsrail’e karşı açtığınız davalardan vazgeçin, altına imza atın, ondan sonra bu parayı size vereceğiz.' Ya siz, neden o ailelere baskı yapıyorsunuz? Paralarını götürün verin."

İsrail ezanı yasaklıyor

İsrail ile anlaşmaya varılırken İsrail'in Gazze'ye ablukayı kaldıracağı da iddia edilmişti. TBMM'den geçen resmi metinde yer almayan abluka fiilen ve üstelik de daha da katılaşarak devam ediyor. Bölgeyi açık hava hapishanesine çeviren İsrail gözünü şimdi de ezanlara dikti.

İsrail'de "gürültü kirliliğine neden olduğu" iddiasıyla camilerden hoparlörle ezan okunmasının yasaklanmasını öngören yasa tasarısı yasama komisyonunda onaylanarak İsrail meclisine sevk edildi. İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu, "gürültü yaparak insanları rahatsız ettiği" iddiasıyla ezanın yasaklanmasını öngören yasayı desteklediğini belirtti.

Başbakanlık yetkilileri, hoparlörlerden gelen yüksek ezan sesinden Hıristiyanlar ve Yahudilerin rahatsız olduğunu açıkladı. Tasarının yasalaşması için Meclis'te 3 oturumda tartışılması gerekiyor. Tasarıyı gündeme getirenler insanların artık günümüzde erken uyanmak için ezan yerine alarm kullandığını savunuyor.

İslam'ın ve Peygamberimiz (s.a.a)'in düşmanları, Erbain merasimine karşıdırlar çünkü bu merasim Müslümanların iktidarının ve Sünni-Şii kardeşliğinin bir sembolüdür.

Irak'ın Necef ve Kerbela kentleri arasında Hz. Hüseyin (a.s) ve 72 yareninin şehit edilmesinin 40. gününe katılmak amacıyla düzenlenen dünyanın en büyük yürüyüşünün başlamasıyla birlikte, yürüyüşe Ehl-i Sünnet mensuplarının geçmiş yıllara oranla daha çok katılım gösterdikleri göze çarpmaktadır ve bazı Ehl-i Sünnet Âlimleri ve liderleri de Şiilerle omuz omuza bu yürüyüşe katılmaktadırlar.

Ehl-i Sünnet mensubu yürüyüşçüler, Necef-Kerbela yolunda bölgenin yerel halkı olan Şiiler tarafından sıcak bir şekilde karşılanmaktadır. Şiiler, Ehl-i Sünnet mensubu kardeşlerini görür görmez onların hizmetine koşuyor ve hatta onların ayakkabılarını boyuyorlar, ayaklarına masaj yapıyorlar.

Ehl-i Sünnet mensubu yürüyüşçülerden olan, Sistan ve Belucistan'da yaşayan Ömer Yasin konuyla ilgili olarak şu ifadeleri kullanıyor: Düşman, Erbain Merasimine "Şiilerin Haccı" gibi ünvanlar vererek ayrılık ve fitne çıkarmaya çalışıyor. Bu yürüyüşe Şiilerin dışında sadece Ehl-i Sünnet mensupları değil hatta diğer ilahi dinlerin mensupları da katılıyor ve bu yürüyüş hiçbir şekilde sadece Şiilere has olmamıştır. Peygamberimiz (s.a.a)'in hiçbir sahabesi veya halifesi hiçbir zaman Peygamber (s.a.a)'in Ehl-i Beytin'e sevgi ve muhabbet göstermeyi yasaklamamıştır ve hatta düşman şunu bilmelidir ki; Ehl-i Sünnet de Peygamber (s.a.a)'in torunu Hz. Hüseyin (a.s)’i sevmektedir ve ona karşı muhabbet beslemektedir ve hatta onları talepte bulunurken vasıta kılmaktadırlar.

İslam'ın ve Peygamberimiz (s.a.a)'in düşmanları, Erbain merasimine karşıdırlar çünkü bu merasim Müslümanların iktidarının ve Sünni-Şii kardeşliğinin bir sembolüdür ve bugün Vahabilerin Ehl-i Sünnet ile hiçbir bağı yoktur ve Ehl-i Sünnet mensuplarının bu büyük merasime katılmasından rahatsızlık duyuyorlar ancak bunun bizim için bir önemi yoktur çünkü biz İmam Hüseyin (a.s)'e sevgi beslemenin Peygamber-i Ekrem (s.a.a)'e sevgi beslemek gibi olduğunun farkındayız.

Bir kesim ABD seçimlerine üzüldü, bir kesim de sevindi, biz ne seviniyoruz nede üzülüyoruz, zira kimin gelip gelmediği bizim için farketmez çünkü Allah’ın yardımı sayesinde tüm senaryolara karşı hazırlıklıyız.

İran İslam Cumhuriyeti İnkılap Rehberi İmam Hamaney, 35 yıl önce Kutsal Savunma Yıllarının yaşandığı İran-Irak savaşında, Muharrem Operasyonunda verdiği 370 şehidi tarihe destan yazarak, teşyi eden İsfahan halkını kabul etti.

Konuşmasının bir bölümünde Amerika Birleşik Devletleri’nde ki son seçimlere de değinen İnkılap rehberi şunları söyledi: Yeni seçilen ABD cumhurbaşkanı, seçim propagandası sırasında yaptığı bir konuşmada şunları söyledi; savaş giderleri için ayrılan bütçeyi ülkenin içteki problemleri için harcasaydık, 2 kez Amerika’yı yeniden inşa ederdik.

Amerika son yıllarda ülke bütçesinin büyük bir bölümünü Irak, Afganistan, Libya, Suriye ve Yemen gibi ülkelerde binlerce sivilin ölmesiyle sonuçlanan, onursuz savaşlara ayırdı.

Biz, ABD seçimlerini yargılamıyoruz zira Amerika aynı Amerika’dır. 37 yıl boyunca iktidara gelen her iki partide Demokratlar ve Cumhuriyetçilerin İran milletine şerrinden başka hiçbir hayrı dokunmadı.

Bir kesim ABD seçimlerine üzüldü, bir kesim de sevindi, biz ne seviniyoruz nede üzülüyoruz, zira kimin gelip gelmediği bizim için farketmez çünkü Allah’ın yardımı sayesinde tüm senaryolara karşı hazırlıklıyız.

İnkılap rehberi, İmam Hüseyin (a.s) ve Kerbela şehitleri için Necef ve Kerbela arasında düzenlenen milyonluk Erbain yürüyüşünün büyük bir sermaye olduğunu ve muhafaza edilmesi gerektiğini söyledi.

İmam Hamaney, Konuşmasının sonunda; İran’ın ve İran milletinin, İslam ve İnkılap sayesinde tüm sorunlara galip geleceğini ve yarının bugünden daha iyi olacağı müjdesini verdi.

Çarşamba, 16 Kasım 2016 10:47

Bu film herkese iyi gelecek

Kültür
‘Hz. Muhammed: Allah’ın Elçisi’ adlı film muhteşem görselliği, etkileyici atmosferi ve anlamlı mesajlarıyla İsamofobi’ye güçlü bir itiraza dönüşüyor.

Beklenen geldi, daha yapım aşamasında tartışmalara konu olan Mecid Mecidi'nin yeni filmi 'Hz. Muhammed: Allah'ın Elçisi', vizyona girdi. Konusu itibariyle İslam dünyasının yakından takip ettiği filmi sinema çevreleri de merakla bekliyordu. 40 milyonu bulan devasa prodüksiyonu, Suudi Arabistan ve Mısır'da konan yasaklar, Akkad'ın 'Çağrı'sına yapılan vurgular ve son olarak filmin İran adına Oscar'a aday gösterilmesi ilgiyi doruğa çıkardı. Diyanet İşleri Başkanlığı ve Prof. Dr. Hayrettin Karaman'ın olumlu görüş bildirmesiyle Türkiye'de gösterime giren 'Hz. Muhammed: Allah'ın Elçisi', Hz. Muhammed'in (s.a.v) hayatını konu eden Mecidi üçlemesinin ilk filmi. Cennetin Çocukları, Cennetin Rengi, Baran ve Serçelerin Şarkısı gibi unutulmaz filmleriyle tüm dünyada büyük beğeni toplayan yönetmen Mecid Mecidi, Hz. Muhammed'in (s.a.v) hayatını da adeta bu çizgiyi devam ettirircesine çocukluk üzerinden ele almaya başlamış. Usta yönetmen, Fil Vakası, Hz. Muhammed'in (s.a.v) doğumu, çocukluğu ve ilk gençlik yıllarından nübüvvete uzanan olayları, klasik İslam kaynaklarına yaslandırarak 3 saatlik bir görsel yolculuğa dönüştürüyor. 

Dünya ölçeğinde bir yapım

Görüntü yönetimindeki başarısı ve Mecidi'nin estetik olgunluğunu yansıtan şık kadraj, geçiş ve planların yanı sıra, ustalıklı görsel efektleriyle dikkat çeken film, günümüz dünya standartlarının üzerine çıkmayı başarıyor. Oscar ödüllü Hintli müzisyen A. R. Rahman'ın müzikleri ve gerçekliğe uygun biçimde oluşturulan etkileyici atmosferi, seyirciyi büyülü bir yolculuğa çıkarıyor. Mecid Mecidi, Fil Hadisesi başta olmak üzere Hz. Peygamber'in doğumu ve kimi mucize sahnelerinde yalnızca minimalist tarzda değil ana akım yapımlarda da büyük bir yönetmen olduğunu kanıtlamış.

Ancak bu kadar hassas olunur

Gelelim filmin tartışma konusu olan Hz. Peygamber'in temsili ve olayların tarihsel gerçekliği meselelerine. Şunu kesin bir dille ifade edelim ki, Mecid Mecidi bir sinemacının gösterebileceği en yüksek hassasiyeti göstererek İslam inancının 'tüm anlayışlarını' gözeterek ortak bir dil yakalamayı başarmış. İslam'ın sahih kaynaklarına aykırı tek bir bilgi barındırmayan film, sahneleriyle de bu bilgilere sadık kalmış. Hz. Muhammed'in (s.a.v) gösterilmesi mevzusunda aynı itidalli tavrı sürdüren yönetmen çocukluk ve gençlik yıllarını yüzünü göstermeden, sesi duyurmadan temsil sorununu büyük ölçüde çözüyor. Temsili karakterin yüzü gösterilmiyor, sözleri altyazı ile veriliyor. Filmin jeneriğinde temsili canlandıran oyuncuların isimlerine dahi yer verilmiyor. Hal böyle iken temsil mevzusundan yola çıkarak filme ve yönetmene ağır suçlamalarda bulunmak izahı mümkün bir durum değil. Aynı çevrelerin her yıl Ramazan ayında ekranlarda boy gösteren ve diğer peygamberlerin konu edildiği film ve dizilere bu tarzdan bir temsil itirazı yapmaması da ayrı bir tartışma konusu.

Eleştiriler hakkaniyetsiz

Yönetmen filmde hemen her sahnesini klasik siyer kitaplarına yaslamış. Filmde amcası Ebu Talip'in öne çıkarılarak Şii anlayışın vurgulandığı, Ebu Talip'in Hz. Peygamber'e olan desteğinin abartıldığı yönündeki yorumlar siyer okuma noktasındaki eksikliği gösteriyor. Zira ilk siyer kaynağı olarak anılan İbn-i İshak'ın meşhur Siyer'i ile İbn-i Kesir, Taberi, İbn-i Sad gibi Ehli Sünnet'in başucu kaynakları Ebu Talip'in Hz. Peygamber'i cansiperane biçimde koruduğu ve yeğeni için hayatını defalarca tehlikeye attığı olaylarla doludur. Öte yandan mucize sahneleri noktasında lirik bir üslubun tercih edildiği doğrudur ve bunun isabetli olup olmadığı tartışmaya açıktır. Ancak İslam tarihi kaynaklarında Hz. Peygamber'e atfedilen sayısız mucizevi olay kayıtlı iken Mecidi'nin bunların yalnızca bir kısmını filme konu etmesi neden sorun teşkil ediyor, anlamak mümkün değil. Bununla birlikte filmi İslamofobi'ye bir cevap olarak planladığını söyleyen yönetmen Hz. Peygamber'in kölelik, kız çocuklarının diri diri gömülmesi, kadın hakları, inanç ve fikir hürriyeti, hayvan hakları, sosyal adalet ve merhamet gibi çağımızın en önemli sorunlarını çarpıcı sahne ve diyaloglarla aktarmayı başarmış ve bu yönüyle vaadini yerine getirmiş. Dolayısıyla filmi Şii propagandası olarak yorumlamak ya da temsil meselesi nedeniyle ağır ithamlarda bulunmak hakkaniyetle uyuşmaz. Hz. Peygamber'e duyduğu muhabbeti herkesçe bilinen, nebevi mesajları tüm sinemasına incelikli biçimde işleyen, her konuşması, her açıklaması Hz. Peygamber'e duyduğu sevgi ve bağlılığı yansıtan bir yönetmeni peygambere saygısızlık ya da düşmanlıkla suçlamak zulümdür. 

Yeni Şafak

Amerikan Temsilciler Meclisi, İran’a yönelik düşmanlığını, İran aleyhindeki yaptırımları 10 yıl uzatarak yeniden gösterdi.

AP’nin verdiği habere göre, ABD temsilciler meclisinde dün yapılan oylamada İran aleyhindeki  yaptırımların 10 yıl uzatılmasını içeren yasa tasarısı  hem Demokratlar hem de Cumhuriyetçiler’in ortak  desteğiyle  kabul edildi.

1 olumsuz oya karşı 419 kabul oyuyla  meclisten geçen İran aleyhindeki yasa tasarısının Amerika’da Trump’ın  seçimleri kazanması sonrasına denk gelmesi, mevcut Amerikan hükümetinin İran karşısındaki siyasetlerinin eleştirilmesine yol açtı.

Sözkonusu kanunun Amerikan senatosunda da onaylanması  ve daha sonra imza için Amerikan başkanına gitmesi gerekiyor.

Sözkonusu 10 yıllık geçerli olan kanuna göre, eğer İran, nükleer anlaşmaya bağlı kalmazsa  bazı cezalara tabi tutulacak.

Amerika’nın İran aleyhindeki ilk yaptırım kanunu 1996 yılında Damato kanunları olarak biliniyordu ve sözkonusu kanun Amerikan kongresinde kabul edilmiş ve o zamandan bu yana  üç kez uzatılmıştır. Sözkonusu kanunun süresi 2016 yılı sonunda bitiyordu.

 

Nükleer Anlaşma Sonrası Yaptırımların Temdit Edilmesi Anlaşma'nın İhlalidir
 İran Milli Güvenlik Yüksek konseyi Sekreteri Ali Şemhani dün İran'ın kuzeyinde yer alan Gülistan eyaletinde yaptığı konuşmada, uluslararası denetleyicilerin ve ülkelerin nükleer anlaşma'nın İran tarafından icra edildiğinin teyit edildiğini ve karşı tarafın nükleer anlaşma'yı ihlal etmesi durumunda önceden öngörülen teknik paketlerin acil misilleme olarak hayata geçirileceğini bildirdi.

Amerikalı bir yetkilinin, Amerika'nın yurt dışındaki askeri müdahalelelerinin getirdiği ağır harcamalar nedeniyle Amerika'nın yeniden onarımının imkansız olduğunu itiraf etmesinin, İran'ın 30 yıldır üzerinde durduğu ve vurguladığı siyasetlerin haklılığını gösterdiğini belirten Şemhani, İslam inkılabının  ilerlemesi ve başarılarının en önemli  delilinin, düşmanlarının mahiyetini çok iyi ve doğru tanıması  ve de düşmanların girişimlerine ve tehditlerine karşı yerli potansiyellerden istifada edilmesi olduğunu söyledi.

 

Çarşamba, 16 Kasım 2016 10:33

İran’dan Nijerya’ya sert tepki

İran Dışişleri Bakanlığı, Nijerya’da bir matem merasimine katılan müslümanlara düzenlenen saldırıya tepki gösterdi.

İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Behram Kasımi, Nijeryalı müslümanların matem merasinine düzenlenen saldırıya ilişkin yaptığı açıklamada, “Herhangi bir tehdit, şiddet ve tehlikeli yönü olmayan barışçıl dini bir törende müslümanların katledilmesi kabul edilebilir değildir” dedi.

Dün Nijerya’da bir matem merasimine düzenlenen saldırıda çok sayıda kişi hayatını kaybetti.

Nijerya’nın Kaduna eyaletinin Zaria şehrinde, bugün İmam Hüseyin’in şehadetinin 40.gününün yıldönümü münasebetiyle Nijerya İslam Hareketi önderliğinde binlerce Ehlibeyt aşığının katılımıyla düzenlenen Erbain merasimine Nijerya ordusu tarafından saldırı düzenlendi.

Nijerya ordusu Erbain merasimi kapsamında yürüyüş gerçekleştiren aralarında yaşlıların, çocukların ve kadınların da bulunduğu topluluğa 3 ayrı noktadan saldırarak uzun namlulu silahlarla rastgele ateş açtı.

Nijerya ordusu törene katılanların Erbain yürüyüşünü engellemek için defalarca kez biber gazı kullandı.

İslami İnsan Hakları Komisyonu Erbain töreni öncesinde Nijerya Devlet Başkanı Muhammadu Buhari’ye mektup yazarak Erbain merasimine katılacak Müslümanların can güvenliğinin sağlanması isteğinde bulunmuştu. 

Ancak İslami İnsan Hakları Komisyonu ve Nijerya İslam Hareketi’nin tüm çabalarına rağmen Nijerya ordusu Erbain merasimine katılan sivillere saldırarak 50 kişiyi vahşice katletti ve yüzlerce kişiyi de yaraladı.

Haber kaynaklarının verdiği bilgilere göre; Nijerya ordusu Erbain merasimi hazırlıkları başladığı andan itibaren söz konusu töreni sabote etmeyi planlıyordu. Nijerya ordusunun saldırı planı yetkililerin bilgisi dâhilinde gerçekleşti.

Öte yandan; Nijerya devleti Nijerya İslam Hareketi’nin ülkedeki nüfuzunu azaltmak ve hareketin üyelerini fişlemek amacıyla kanlı bir baskı dönemi başlattı.

Hatırlanacağı üzere; Nijerya ordusu, 12 Aralık 2015 tarihinde Zaria’da Nijerya İslam Hareketi’ne ait bir mescide saldırmış ardından hareketin lideri Şeyh İbrahim Zakzaki’nin Zaria şehrindeki evine baskın düzenleyerek binlerce Müslüman’ı katletmişti. Olayın ardından ağır yaralan Şeyh Zakzaki ve eşi insan haklarına aykırı bir biçimde tutuklanmıştı.

Salı, 15 Kasım 2016 02:21

Mezhepçiliği Kim, Niçin Yükseltiyor?

Allah’ın adıyla

Dünyada ki hiçbir devlet ya da hükümet başkanının ismini zikrederken bırakın mezhebini dinini bile vurgulama ihtiyacı hissetmeyenler, söz sırası Irak’a gelince “Irak’ın Şii Başbakanı İbadi” diyerek lafa başlıyor ve İbadi’yi mezhepçilikle suçluyorlar.

Türkiye’nin hatta dünyanın başına musallat olmuş PKK, FETÖ, El-Kaide, Taliban, IŞİD, Nusra, Boko Haram, Şebab gibi terör örgütlerini tanımlarken hiçbir zaman bu örgütlerin “Sünni” olduğunu vurgulama ihtiyacı hissetmeyenler, Lübnan Hükümeti’nin meşru koalisyon ortağını tanımlarken “Şii Hizbullah Hareketi” diyerek girizgah yapıp Hizbullah’ı mezhepçilikle suçluyorlar.

IŞİD ve diğer tekfirci örgütler her türlü kutsalı çiğneyip her ilkeyi ayaklar altına alarak Irak’ta yüz binlerce insanı katledilip milyonlarcasını mülteci durumuna düşürdüğünde, ne mazlumların ne de zalimlerin “din ve mezhepleri” ile ilgilenmeyenler, IŞİD’in Musul’dan doğal olarak Irak’tan temizlenmesi aşamasında birden “mezhep” damarları harekete geçirdiler. Bu güruh olmamış ve olmayacak “mezhep” çatışması üzerinden tehditler yağdırıyor.

IŞİD, Bağdat kapılarına dayanıp Sünni, Şii, Ezidi ve Hıristiyan tüm halkların hayatına ve kutsallarına kastettiğinde bırakın kıllarını kıpırdatmayı “IŞİD, bir terör örgütü değildir, IŞİD, öfkeli Sünni gençlerin oluşturduğu bir patlamadır” mealinde açıklama yapanlar, Irak’ın tamamen terörün kucağına terk edildiği bir anda sorumluluk alarak vatanlarını savunan Irak Kuvay-i Milliye’si olarak tanımlanabilecek Haşd-i Şabi’nin “tekfirci terörü” bitirme aşamasına gelmiş olması dolayısıyla bir anda Haşd-i Şabi’nin “Şii”liğini hatırladılar. Irak’ın öz be öz kendi insanından müteşekkil bu yapının nereye girip giremeyeceğini belirlemeye kalktılar

Amerika’nın BOP (Büyük Ortadoğu Projesi) adıyla bölgeye şekil vermesine “Bu bir emperyalist projedir. Bu bir Siyonist harekettir” demeyenler, BOP (Büyük Ortadoğu Projesi) adıyla Büyük İsrail’i inşa etme projesine karşı koyanları “Şii yayılmacılığı” ile suçlama da hiçbir beis görmüyorlar.

Musul’u IŞİD’e teslim eden (Sünni) Vali Esil Nuceyfi’ye Türkiye’de lüks otellerde gününü gün etmesi için ortam hazırlayanlar, Irak ordusunu Musul’u Sünni olduğu gerekçesiyle savunmamakla suçluyorlar.

Her ağızlarını açtıklarında her kalem oynattıklarında Suriye’de azınlık Nusayri Esad Hükümeti’nin çoğunluğu Sünni olan Suriye halkını yönetemeyeceği ve devrilmesi gerektiğini savunanlar, söz sırası halkın Şii, yönetimin tamamının Sünni olduğu Bahreyn’e gelince dut yemiş bülbüle dönüyorlar.

“Ey İbadi!” diye başlayan cümlelerle “Irak’ta siyaset ve bürokratik makamları nüfus/mezhep dağılımlarına göre yapmalısın” diye üst perdeden racon kesenler, aynı mantık ve mantaliteyi Türkiye’de işletelim dediğinizde “efendim seçimi kazanan yönetir, onun dediği olur” ayağına yatıyorlar.

Bu zamana kadar siyasi, sosyal, dini ve kültürel asimilasyonun ana öğeleri olan hiçbir Amerikan (daha genel ifade ile Batı) filmi için kıllarını kıpırdatmamış yapılar, cemaatler, şeyhler, şıhlar, Hz. Peygamber (s.a.a)’in çocukluğunu konu alan “ Allah’ın elçisi Muhammed Resulullah” filminin seyredilmemesi için topyekûn harekete geçtiler. Tek karşı koyuş argümanları ise: “Bu film “Şii”ler tarafından yapıldı!” savunusu…

Akıl ve mantık çerçevesinde izahı mümkün olmayan bu paradoksal örnekleri sayfalar dolusu uzatmak mümkün. Ancak akıl ve basiret sahipleri için konunun anlaşılması için bu kadarı yeterlidir.

Peki, bu örnekleri niçin sıraladık? Hep beraber müşahede ediyoruz ki, bir el Türkiye’de “mezhepçilik”i tırmandırmakta. Bu akli ve ruhsal rahatsızlık maalesef öyle bir noktaya vardı ki, toplumun etkin ve yetkin tüm şahsiyetleri “şizofrenik bir vaka” olarak her olayı “mezhep” temelli izah etmeye başladılar. İşte bu noktada şu soruya cevap aramak gerekiyor: “Mezhepçiliği kim, niçin yükseltiyor?”

1- Cehalet, taassup ve basiretsizlik: Bir tespit olarak şunu söyleyelim ki, “mezhepçilik”in esas kaynağı “cehalet ve taassup”tur. Türkiye’de özellikle dini cemaatlerde yaygın bir hastalıktır. Zira Türkiye’de cemaatler “bilgi ve akla” değil “itaat ve biat”e davet ederler. Ve yine cemaatler açısından esas olan “değerler ve ilkeler” değil “ritüeller”dir. Kendi “ritüel”ini “din” zanneden kitleler, farklı “ritüel” sahibi mezheplerin “değer ve ilkeler”ine hiç değer vermeksizin onları “öteki” olarak görmekte ve mücadeleye yönelmekte.

2- Gerçek düşmanı tanıyamama: Türkiye İslamcılığı dünyayı bir bütün olarak görememekte. Dünyayı bir bütün olarak görememe basiretsizliği de “hak-batıl” savaşı ve taraflarını doğru tanımlayamama hatasını beraberinde getirmede. Bugün sadece İslam ve Müslümanların değil tüm dünya mazlum ve mustazaflarının esas düşmanı ve yeryüzündeki zulmün esas kaynağı “Emperyalizm ve Siyonizm”dir. Ve bu iki akımın müşahhas karşılığı da “Büyük Şeytan Amerika ve Gasıp Siyonist İsrail Rejimi”dir. Tam bağımsız bir ülke ve “adalet-hürriyet-eşitlik” temelli bir yönetim inşa etmenin yegane yolu emperyalizm, siyonizm ve onların uzantıları ile mücadele etmekten geçmektedir. Bu mücadeleye fikirsel, ideolojik ve pratik olarak yeti ve cesareti olmayanlar, farkında olmadan “emperyalizm ve siyonizm”in kuklasına en iyi ihtimalle yandaşına dönüşmekte ve enerjisini onun işaret ettiği bir yönde tüketmekte.

3- İlke ve değer üretememe: Bölgesel lider küresel oyun kurucu olma arzusu her daim telaffuz edilmekte. Ancak böyle bir rol üstlenebilmek için bölgesel ve küresel değerler ve ilkeler üretmeniz gerekmekte. Halkları ve yönetimleri yanınıza çekmenin yegane yolu budur. Hoşumuza gider ya da gitmez Batı, “demokrasi” ilke ve değerleri ile dünyaya şekil vermekte. Siz en fazlasından onu taklit edebilir bir pozisyondasınız. Taklit işe yaramayıp yeni değer ve ilke de üretemeyince etrafta her biri bizden farklı etnik kökene sahip topluluk ve ülkelere mesaj vermek için geriye tek bir yol kalıyor:”Mezhepçilik!”

4- Başarısızlık ve basiretsizlikleri örtme aracı: Yukarıda işaret ettiğimiz maddelerin neticesi olarak gerek içsel ve gerekse bölgesel bir başarısızlık ve batağa saplanmışlık hali artık kimse için sır değil. Böyle bir durumda birinci olarak; “hakim kitleyi bir ve diri tutmanın en kolay yolu olarak mezhebi hassasiyetleri kaşımak ve bölgesel meselelerde alınan başarısızlığı “öteki”lerin üzerine yıkma girişimi en kolay ve basit yöntem olarak görülmekte.” İkincisi: “15 Temmuz sonrası göreceli de olsa “Batı” ile iplerin gerilmesi Türkiye için başta “ekonomik” olmak üzere pek çok riskli alan yarattı. Böyle bir durumda “Arap ülkeleri”nin destekleri ni sürekli arkada hissetme ihtiyacı var ki, onlara mesaj vermenin en etkin yolu olarak onların en hassas olduğu alan seçiliyor.!”

“Mezhepçilik”i yükseltmek, tüm evlerin ahşap ve bitişik olduğu bir mahallenin ortasına ateş yakmak gibi bir şeydir. Göreceli ve geçici kazanımlar için tüm mahalleyi ateşe verecek akılsızlık ve basiretsizlikten başta etki ve yetki sahipleri olmak üzere herkes kaçınmalı, akli ve vicdani sorumluluğunu kuşanmalıdır. Emperyalizm ve siyonizmin yüz yıldır hayalini kurduğu “Büyük İsrail Projesi”ne hizmet edecek her türden fikir ve amelden Allah’a sığınmalı ve uzak durmalıyız.

Muntazar Musavi / Rasthaber