کارگر

کارگر

İmam Hamanei, Hazreti Fatıma'nın (s.a) kutlu doğum günü nedeniyle bugün Tahran'daki İmam Humeyni (r.a) Hüseyniyesi'nde bir grup Ehlibeyt (s.a) mersiyehanı ile görüştü.

Ehl-i Beyt (s.a) mersiyehanlarına seslenen İmam Hamanei, “Mersiyehanlık önemli bir açıklama aracıdır. Şüphe uyandırmak düşmanın temel amaçlarından biridir ve bugün bir açıklamaya ihtiyacımız var. Sizler Ehl-I Beyt (s.a) mersiyehanları olarak bu büyük işi yapabilecek olanlar arasındasınız” dedi.

İmam Hamanei'nin konuşmasının önemli başlıkları şöyle: 

Hazreti Fatıma (s.a) hak yolunda direniş, cesaret, açık sözlülük, mantık ve muhakeme gücü konusunda tüm insanlık için mükemmel örnektir.

Düşmanlar toplumda korku, nifak ve ümitsizlik yaratmaya çalışmaktadır. Şeytan’a itaat edenlerin özelliği abartı ve yalan söylemedir, çözüm ise cihad-ı tebyin, gerçekleri açıklamak ve kabul edilebilir mantık sunmaktır.

İran İslam Cumhuriyeti'nin bölgedeki herhangi bir eylem için vekil bir güce ihtiyacı yoktur. Yemen'in, Hizbullah'ın, Hamas'ın ve İslami Cihad'ın savaşı ve mücadelesi iman gücüne dayanmaktadır.

Siyonist rejimin Hamas ve Hizbullah'ı yok etmeye yönelik hedeflerinden hiçbiri gerçekleşmemiştir.

Bölgenin şerefli ve asil milletleri, Allah'ın izniyle bu alçak rejimi ortadan kaldıracak ve bölge için daha güzel bir yarın oluşturacaktır.

Yabancı hükümetlerin yardım ve planlamasıyla isyancı bir grup, Suriye'nin iç zayıflıklarından yararlanarak bu ülkeyi kaosa sürüklemeyi başardı.

Amerika'nın bölge ülkelerine yönelik ikili planı vardı, bu, zorbalıkla uzlaşan otoriter bir bireysel hükümeti hakim kılmak ya da eğer bu mümkün olmazsa o ülkede kargaşa ve kaos yaratmaktır. Onların Suriye'deki planları kafa karışıklığına ve kaosa yol açmış, şimdi de Amerika, Siyonist rejim ve müttefikleri, zafer duygusuyla şeytanın dostları gibi saçma sapan konuşmaya başlamışlardır.’

İmam Hamanei, ABD’li bir yetkilinin üstü kapalı olarak “İran’da ayaklanmak isteyen herkese yardım etmeye hazırız” şeklindeki açıklamalarına değinerek, “Aptallar kebap kokusu almış gibi görünüyorlar ama İran milleti bu konuda ABD’nin paralı askeri olmayı kabul eden herkesi ayaklarının altına alacaktır.’

İmam Hamanei, bölgedeki gelişmelerle ilgili bir başka hususu da dile getirerek Siyonist unsurların zafer iddiasına, övünme ve abartmalarına değinerek şunları söyledi: ‘Zavallılar, hani nerede kazandınız? 40 bin kadın ve çocuğu bombalarla öldürmeniz ama savaşın başında belirttiğiniz hedeflerden bir tanesini bile gerçekleştirememeniz bir zafer mi? Hamas'ı yok edip Gazze'deki esirlerinizi kurtarabildiniz mi? Seyyid Hasan Nasrallah gibi büyük bir şahsiyetin şehadetine rağmen Lübnan Hizbullah Hareketini yok edebildiniz mi?’

İmam Hamanei, Hizbullah, Hamas ve İslami Cihat'ın da aralarında bulunduğu bölgedeki direnişin canlı ve büyük olduğunu belirterek Siyonistlere seslendi ve şu ifadelerde bulundu: ‘Siz galip değil, mağlupsunuz.’

İmam Hamanei, Siyonistlerin Suriye topraklarında ilerleyişinin ve işgalinin kendilerine karşı tek bir askerin bile direnememesinin sonucu olduğunu belirterek şunları söyledi: ‘Bu engel olmadan gerçekleşen hareket bir zafer değildir ve elbette, gayretli ve cesur Suriye gençliği sizi oradan çıkaracaktır.’

İmam Hamanei’nin bölgedeki gelişmelere ilişkin bir diğer açıklaması da İran'a karşı bölgedeki vekil güçlerini kaybettiği yönünde yürütülen psikolojik ve propaganda savaşına ilişkindi ve İslam İnkılabı Rehberi konuyla ilgili olarak şunları söyledi: ‘İran İslam Cumhuriyeti'nin bölgedeki herhangi bir eylem için vekil bir güce ihtiyacı yoktur. Yemen'in, Hizbullah'ın, Hamas'ın ve İslami Cihad'ın savaşı ve mücadelesi iman gücüne dayanmaktadır.

Yemen'de, Irak'ta, Lübnan'da, Filistin'de ve Allah'ın izniyle yakın gelecekte Suriye'de imanlı ve şerefli yiğitler ve İran İslam Cumhuriyeti zulme karşı cani Siyonist rejime karşı savaşmaktadır ve Allah'ın izniyle bu rejimi bölgeden temizleyeceğiz.

İmam Hamanei, bu sözleri siyasi bir söylem değil, somut gerçekler olarak nitelendirdi ve Hizbullah'ın güçlü, cesur ve onurlu hareketinin 1960'larda Lübnan'daki huzursuzluk ve iç savaşlardan yükselişine değinerek şu ifadelerde bulundu: ‘Bu tehdit ve güvensizliklerin ortasından Lübnan'da Hizbullah gibi büyük bir fırsat ortaya çıktı ve Seyyid Abbas Musavi gibi büyüklerinin şehit edilmesi gibi olaylar onu zayıflatmadığı gibi daha da güçlendirdi ve direnişin bugünü ve yarını da aynı böyle olacaktır.

 

Tehditlerden fırsatlar doğar ama bu, bilinç ve sorumluluk duygusuna sahip olmaya bağlıdır. Yarın bölge bugünden daha iyi olacaktır. Suriye'de de güçlü ve onurlu bir hareketin ortaya çıkacağını öngörüyoruz. Çünkü bugün Suriyeli gençlerin kaybedecek hiçbir şeyi yok, okulları, üniversiteleri, evleri, sokakları güvensiz, bu nedenle güvensizliği planlayan ve uygulayanlara karşı güçlü bir duruş sergilemeleri ve onlara galip gelmeleri gerekmektedir.’
 

İşgal rejimi askerleri; İsrail'in işgal ve saldırılarının son bulması için bir araya gelen Suriye halkına ateş açtı!


Suriye'de Esad hükümetinin devrilmesiyle eş zamanlı olarak İsrail ordusunun ülkeye saldırıları arttı.

Ülkenin askeri altyapı ve imkanları imha etmeye başlayan İsrail ordusu, Suriye toprağı Golan Tepeleri'ndeki işgalini genişletti.

Golan Tepeleri civarındaki tampon bölgeye giren  işgalci İsrail ordusu, işgali daha ileriye taşıyarak başkent Şam'ın 25 kilometre yakınlarına kadar sokuldu.

Son olarak İsrail ordusu, Suriye'de güneydeki Dera kentine bağlı Yermuk havzasında yer alan Cemle ve Maaraba köylerini de işgal etti.

Suriye’nin güneyinde bbir araya gelen topluluk İsrail işgal rejiminin eylemlerine karşı ayaklandı. Bölge sakinleri  İsrail'in ülke topraklarını işgalini protesto etti. Gösterilerde  "Defol İsrail" sloganları atıldı.

Gösteri sırasında İsrail güçleri, mevzilendikleri tepelerden kalabalığın üzerine ateş açtı. İşgal ordusunun saldırısında 1 kişi yaralandı.,

İsrail ordusu yaptığı yazılı açıklamada, Yermuk havzasındaki İsrail işgalini protesto eden sivillere ateş açtığını kabul etti.

Açıklamada, İsrail askerlerinin gösteriler sırasında "tehdit algıladığı" iddia edilirken, Suriyeli göstericilerden birinin bacağından vurulduğu kaydedildi.

Siyonist İsrail savaş uçaklarının Gazze kentine düzenlediği hava saldırılarında 2 Filistinli daha şehit oldu.


Gazze'deki El Ehli Baptist Hastanesi'nden bir kaynak, yaptığı açıklamada, soykırımcı İsrail'in, Gazze kentinin doğusundaki Şucaiyye ve Tuffah mahallelerine yönelik hava saldırılarında ölen 2 Filistinlinin cenazelerinin ve çok sayıda yaralının hastaneye getirildiğini söyledi.

Görgü tanıklarının ifadesine göre, katil İsrail ordusu, Gazze Şeridi’nin kuzeyindeki Meşru Beyt Lahiya bölgesinin batısındaki evleri yıkmayı sürdürdü.

Tanıklar, patlamaların şiddetli seslerini duyduklarını ve yıkım sonucu bölgeden yoğun duman bulutlarının yükseldiğini aktardı.

Soykırımcı İsrail ordusunun Gazze Şeridi'ne saldırılarında son 10 günde 422 Filistinli şehit oldu, 1738 kişi yaralandı.

Pazartesi, 16 Aralık 2024 05:01

Şeytanın Musallat Olma Aşamaları

  “Rahman olan Allah’ı anmayı görmezlikten gelene, yanından ayrılmayacak bir şeytanı arkadaş veririz. Şüphesiz onlar bunları yoldan alıkoyarlar, bunlar da doğru yola eriştiklerini sanırlar.” Zuhruf, 36 – 37 

1 – Şeytanın siyaseti adım adım yaklaşmaktır: “Şeytanın izinden yürümeyin…” 1

 

2 – Birinci merhale vesvese telkin etmektir: “Nihayet şeytan ona vesvese verip…” 2

 

3 – İkinci merhale temas sağlamaktır: “…kendilerine şeytandan bir vesvese dokunduğu zaman” 3

 

4 – Üçüncü merhale kalbe nüfuz edip işgal etmektir: “O ki insanların göğüslerine fısıldar” 4

 

5 – Dördüncü merhalede ruhta kalıcı olmaktır: “…biz onun başına bir şeytan sararız. Artık o, onun ayrılmaz dostudur” 5

 

6 – Beşinci merhalede insanı kendi hizbine nefer yapmaktadır: “Şeytan onları hâkimiyeti altına alıp…” 6

 

7 – Altıncı merhalede insanın velisi olur: “…onlara emredeceğim…” 7

 

8 – Yedinci merhalede insanın kendisi bir şeytana dönüşmektedir: “…insan ve cin şeytanlarını düşman yaptık” 8

 

İmam Ali (a.s) Nehcu’l Belağa’da şöyle buyurur: “Şeytan gönüllerinde yuva yaptı, yumurtladı, civciv çıkardı, onları kendi eteğinde terbiye etti, büyüttü.” 9

 

Allah’ın Zikrinden Yüz Çevirmenin Neticeleri

 

Allah’ın zikrinden yüz çevirmenin neticeleri şu şekilde görülür:

 

1 – Hayır yolundan uzakta kalmak: “Şüphesiz onlar bunları yoldan alıkoyarlar…” 10

 

2 – Fikrî olarak yanlış düşüncelere dalarak hidayet yolunda olduğunu sanmak: “…bunlar da doğru yola eriştiklerini sanırlar.” 11

 

3 – Nasihat kabul etmemek: “Kendilerine öğüt verildiğinde öğüt almazlar.” 12

 

4 – Tövbe etmez çünkü kendisini yoldan çıkmış olarak görmez.

 

5 – Hayatını sıkıntı içersinde idame ettirir: “Kim de beni anmaktan yüz çevirirse şüphesiz onun sıkıntılı bir hayatı olacak…” 13

 

6 – Her kim dünyada gerçeği ve hakkı görmekten yana kör ise, ahirette de kör olarak haşredilecektir: “Kim bu dünyada körlük ettiyse ahirette de kördür.” 14

--------------------------------------------

1 Bakara, 168

2 Taha, 120

3 A’raf, 201

4 Nas, 5

5 Zuhruf, 36

6 Mücadele, 19

7 Nisa, 119

8 Enam, 112

9 Nehcu’l Belağa, 7. Hutbe

10 Zuhruf, 37

11 Zuhruf, 37

12 Saffat, 13

13 Taha, 124

14 İsra, 72

Günlerdir Şam sokaklarından, Suriye’den, Sednaya’dan yayın yapan gazeteler, televizyonlar böyle bir şey olmamış gibi davranıyorlar. Çünkü Suriye sahasında ABD-İsrail gerçekliği örtülmeye çalışılıyor.

 
Örneğin:

Suriye’ye dönüşler çığ gibi. Gerçek ise İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya’nın önceki akşam TBMM Genel Kurulu’nda verdiği sayılarla ortaya çıkıyor: “Toplam 4 milyon 171 bin 415 yasal olarak kalan yabancı var. (…) Gönüllü, güvenli, onurlu geri dönüşlerle ülkesine dönenler 8 Aralık’ta Şam düştüğünde günlük 240’dı. Suriye özgürlüğüne kavuştuğunda günlük 1847 oldu.” Yani toplam dönen Suriyeli sayısı, 13 Aralık itibarıyla 7 bin 621’di.

Bir de Sednaya yalanları var. Yapay zekâyla yapılmış videolar dönüyor. Mustafa Armağan gibi sözde tarihçilerin ‘Sednaya’daki gizli tüneller’ diye paylaştığı yerler, İngiltere’nin Dover kasabasındaki kalenin içi çıktı.


Sednaya Hapishanesi Mahkumlar ve Kayıplar Derneği Başkanı Diab Serriya bile duruma isyan etti. Serriya, “Öncelikle, Sednaya Hapishanesi hakkında yayılan bu kemik öğütme veya mahkûmlara işkence için kullanılan pres iddiaları, tamamen yalan. Görsellerde gösterilen bu pres, aslında bir marangoz atölyesinin tahta presidir. 2008’den önce, Sednaya Hapishanesi'nde bir marangoz atölyesi bulunuyordu. Ancak isyan ve çatışmalar sonrası bu atölye kapatıldı. Bu pres kesinlikle mahkûmların cesetlerini öğütmek ya da işkence yapmak için kullanılmamıştır. İnternette, bu tip preslerin benzer modellerini kolayca bulabilirsiniz.” dedi.

Peki tüm bu yalanlar niye ortaya atılıyor?

Gizlenen, perdelenen gerçek ne? Şudur:

Suriye yönetiminin düşmesinden sonra İsrail, Suriye’de Golan Tepeleri’nden Şam’a kadar ilerledi. Arada yalnızca 15 kilometre var. İsrail’in Suriye’de el koyduğu alan, üç Gazze büyüklüğünde. Suriye’nin askerî altyapısını büyük oranda tahrip ettiler.

Dikkat ederseniz, günlerdir Şam sokaklarından, Suriye’den, Sednaya’dan yayın yapan gazeteler, televizyonlar böyle bir şey olmamış gibi davranıyorlar.

Çünkü Suriye sahasında ABD-İsrail gerçekliği örtülmeye çalışılıyor.

Son olarak HTŞ, Filistin direnişinin silahlarına el koydu.

HTŞ temsilcileri, Suriye'deki Filistinli gruplarla bir araya geldi. HTŞ, Filistinlilere artık silah, eğitim kampı ya da askeri karargâh bulundurmalarına izin verilmeyeceğini bildirdi.

Filistinli grupların yeni Suriye Devleti çatısı altında sadece siyasi çalışmalar ve hayır işleri yapabilecekleri bildirilirken, askeri oluşumların bir an önce feshedilmesi gerektiği iletildi.

El Fetih, Filistin Halk Kurtuluş Cephesi (FHKC), Filistin Halk Kurtuluş Cephesi-Genel Komutanlık (FHKC-GK), Saiqa ve Filistin İslami Cihad (FİC) Şehit Ali Esved Tugayı gibi Filistinli gruplar, on yıllardır Suriye'de Esad Hükûmeti’nin misafiri olarak varlık gösteriyordu.

Rus üslerini vurabileceklerini fakat tercih etmeyeceklerini belirten HTŞ Lideri Colani, konu İsrail olunca daha sakin bir üslup kullanıyor. “İsrail'in argümanları artık dayanaksız ve son ihlallerini haklı çıkarmıyor.” dedi, İsrail'in Suriye'de angajman sınırlarını aştığını ve bunun da bölgedeki gerilimi artırdığını söyledi.

Suriye'nin yıllarca süren çatışmalardan sonra tükendiğini vurgulayan Colani, bu aşamada önceliğin, daha fazla yıkıma yol açabilecek çatışmaların içine çekilmek değil, yeniden inşa ve istikrarı sağlamak olduğunu sözlerine ekledi.

Colani güzellemesi yapan, Suriye yalanlarına sarılan basının işte üzerine örttüğü gerçek tehdit bu:

ABD-İsrail saldırganlığı.

 Suriye'de yönetimi ele geçiren Heyet Tahrir'uş Şam (HTŞ), ülkede faaliyet gösteren Filistinli direniş örgütlerine silah bırakma ve askeri kamplarını kapatma talimatı verdi.Lübnan merkezli El-Ahbar'ın haberine göre, terör örgütü HTŞ lideri Ebu Muhammed Culani, Filistinli gruplarla bir araya gelerek ülkede artık silah, eğitim kampı ya da askeri karargah bulundurmalarına izin verilmeyeceğini bildirdi.

Filistinli grupların sadece siyasi çalışmalar ve hayır işleri yapabilecekleri iletildi.

Toplantıda yer alan Filistin Halk Kurtuluş Cephesi (FHKC), Filistin Demokratik Halk Kurtuluş Cephesi (FDHKC), Filistin Halk Kurtuluş Cephesi-Genel Komutanlık (FHKC-GK), Es-Saike ve Filistin İslami Cihad'a (FİC) bağlı Şehit Ali Esved Tugayı gibi Filistinli gruplar, on yıllardır Suriye'de faaliyet gösteriyordu.

Direniş grupları Suriye'de IŞİD'e karşı mücadelenin ön saflarında yer almıştı.

Hamas ve El Fetih'e çağrı yok

Suriye'de silah bırakması istenen gruplar arasında Hamas ve El Fetih'in olmaması dikkat çekti. Hamas cihatçı grupların Esad yönetimini devirmesinin ardından yayımladığı mesajda “Suriye halkını özgürlük ve adalet isteklerine ulaştıkları için" kutlamıştı.

HTŞ lideri Culani'yse İsrail ile savaşılmayacağı ve asıl düşmanın Beşar Esad yönetimi, Hizbullah ve İran olduğunu belirtmişti.

Suriye'de yönetimi ele geçiren gruplara seslenen İsrail Başbakanı Netanyahu, "İran'ın Suriye'de yerleşmesine veya silahlarının Hizbullah'a devredilmesine izin verirlerse ağır bedel ödeteceğiz" demişti.

İsrail, Esad'ın yönetiminin düşmesinin ardından Suriye'de oluşan güvenlik boşluğundan yararlanıyor. İsrail güçleri, 8 Aralık'tan bu yana düzenlediği yüzlerce hava saldırısında, Suriye'ye ait önemli askeri tesisleri vurdu.

Hava savunma tesislerinden donanmaya gemilerine stratejik noktaları vuran İsrail, Suriye'nin askeri altyapısını büyük oranda kullanılamaz hale getirdi.

 Silahlı terörist grupların Şam’ı ele geçirmesini fırsat bilen İsrail, Suriye'ye saldırıları devam diyor. İsrail, Suriye'nin başkenti Şam ile Humus ve Dera kentlerine hava saldırıları düzenledi.
 

İşgalci İsrail ordusuna ait uçaklar, Şam'ın kuzeyindeki Beşşar Esed rejiminin işkence merkezi olarak bilinen Sednaya Hapishanesi çevresini kapsayan Telmunin bölgesi, ülkenin güneyinde bulunan Dera kentindeki rejim güçlerine ait silah deposu ve Humus şehrini hedef aldı.

Suriye'de 27 Kasım'da şiddetlenen çatışmaların ardından 8 Aralık'ta 61 yılık Esad hükümetinin düşürülmesiyle eş zamanlı, İsrail ordusunun Suriye’ye saldırıları arttı.

Suriye’nin askeri altyapı ve imkanlarını imha etmeye başlayan İsrail ordusu, Suriye toprağı olan Golan Tepeleri'ndeki işgalini genişletti.

Golan Tepeleri civarındaki tampon bölgeye giren İsrail ordusu, işgali daha ileriye taşıyarak başkent Şam'ın 25 kilometre yakınlarına kadar sokuldu.

İsrail, Suriye'ye ait Golan Tepeleri'ni 1967'den bu yana işgal altında tutuyor. İsrail ile Suriye arasında 1974'te imzalanan Kuvvetlerin Çekilmesi Anlaşması ile tampon bölge ve silahtan arındırılmış bölgenin sınırları belirlenmişti.

Siyonist rejimin, 435 gündür saldırılarını sürdürdüğü Gazze'de şehit sayısı 44 bin 930'a yükseldi.


Siyonist İsrail ordusunun Gazze Şeridi'ne 7 Ekim 2023'ten bu yana düzenlediği saldırılarda şehit olanların sayısı son 24 saatte 55 artarak, 44 bin 930'a yükseldi.

Katil İsrail'in 435 gündür saldırılarını sürdürdüğü Gazze'de şehit sayısı 44 bin 930'a yükseldi

Gazze'deki Filistin Sağlık Bakanlığından yapılan açıklamada, İsrail'in Gazze Şeridi'ne 435 gündür sürdürdüğü saldırılara ilişkin bilgi verildi.

Soykırımcı İsrail ordusunun son 24 saatte Gazze Şeridi'nin çeşitli bölgelerinde gerçekleştirdiği "2 katliamda" 55 kişinin şehit olduğu, 170 kişinin yaralandığı belirtildi.

Siyonist İsrail'in 7 Ekim 2023'ten bu yana Gazze Şeridi'ne düzenlediği saldırılarda şehit olanların sayısının 44 bin 930'a, yaralı sayısının da 106 bin 624'e yükseldiği kaydedildi.

Açıklamada ayrıca hâlâ enkaz altında ve yol kenarlarında ölülerin bulunduğu ancak İsrail güçlerinin engellemesi nedeniyle sağlık ekipleri ile sivil savunma görevlilerinin cenazelere ulaşamadığı yinelendi.

Çarşamba, 11 Aralık 2024 19:04

HTŞ İsrail’le savaşmayacak

İsrail, Beşar Esad Hukûmeti’nin düşmesinin ardından Suriye’yi işgale başladı. Stratejik noktalar bombalandı. Ülkenin askeri yetenekleri yok edildi. Sessizliği nedeniyle eleştirilen Heyet Tahrir Şam (HTŞ) Lideri Ebu Muhammed el Cevlani ise sonunda konuştu: Savaşmayacağız


İHeyet Tahrir Şam (HTŞ)'ın lideri Ebu Muhammed el-Cevlani salı akşamı İngiliz kanalı Sky News'a konuştu. Müttefiklerine dostluk ve güvence mesajları gönderdi. İsrail'in devam eden işgaline karşı koymayacaklarını şu şekilde dile getirdi:

 
“Suriye yeni bir savaşa girmeyecek. İnsanlar savaştan yoruldu. Ülke yeni bir savaşa hazır değil.”

Gerçek ismi Ahmed Hüseyin el-Şara olan Cevlani, kendileri için asıl düşmanın direniş cephesi olduğunu şöyle açıkladı:

“Bizim için en büyük tehdit Hizbullah, Suriye'deki İran destekli milisler ve bugün gördüğümüz katliamları yapan rejimdi. Korkularımızın kaynağı onlardı. Dolayısıyla Suriye için çözüm onların ortadan kaldırılmasıdır. Mevcut durum paniğe geri dönülmesine izin vermeyecektir.”


Suriye'nin yeniden inşa edileceğini söyleyen 42 yaşındaki HTŞ lideri, Batılı devletlere şu ifadelerle güven vermeye çalıştı: “Onların korkuları Allah'ın izniyle gereksiz. Korku, Esad rejiminin varlığından kaynaklanıyordu. Ülke kalkınma ve yeniden yapılanma yolunda ilerliyor. İstikrara doğru gidiyor.”

NETANYAHU'DAN 'İYİ NİYET' MESAJI
Binyamin Netanyahu da aynı gün Suriye'de şekillenmekte olan yeni rejime bir mesaj göndererek Tel Aviv'in Şam ile “iyi ilişkiler” kurmak istediğini ancak İsrail'in tehdit edilmesi halinde saldırmaktan da çekinmeyeceğini söyledi.

Netanyahu'ya göre İsrail, Suriye'ye şu şartlar oluştuğu takdirde “ağır bedel” ödetecek:

“İran'ın Suriye'de yeniden güçlenmesi ya da İran silahlarının veya başka silahların Hizbullah'a aktarılmasına izin verilmesi veya bize saldırılması durumunda önceki rejimin başına gelenler bu rejimin de başına gelecektir.”

Tüm bu ifadelere rağmen “Suriye'nin içişlerine karışmak gibi bir niyetimiz yok.” iddiasında bulunan işgalcilerin lideri, İsrail Hava Kuvvetlerinin, Suriye ordusunun “askeri stratejik kabiliyetlerini” “cihatçıların eline geçmemesi için” bombaladığını öne sürdü.

BAŞAN OKU OPERASYONU
İsrail ordusu da Şam'ın düşüşünden beri savaş jetlerinin Suriye'ye 350'yi aşkın saldırı düzenlediği duyurdu, yıkımın bilançosunu açıkladı. Hava operasyonlarına Golan Tepeleri ve Suriye'nin güneyinin İncil'deki ismi olan "Başan Oku" adı verildi.

Ordu, eski Esad yönetiminin stratejik askeri kapasitesinin “yüzde 70-80'ini”, stratejik silah stoklarının ise “çoğunu yok ettiğini” ilan etti. Bu sağlamak için Suriye genelinde 320'den fazla hedefin vurulduğunu belirtti.

Açıklamada, Başan Oku operasyonunun ilk aşamasında Suriye hava savunma sistemleri etkisiz hale getirilerek savaş uçaklarına daha fazla özgürlük sağlandığını ifade edildi. Bunun ardından avcı jetleri ve İHA'lar Şam, Humus, Tartus, Lazkiye ve Palmira kentlerindeki hava üsleri, silah depoları ve silah üretim tesisleri vuruldu.

'HİÇBİR ŞEY KALMADI'
Ordu, hava saldırılarında çok sayıda uzun menzilli mermi, Scud, seyir, kıyıdan denize ve hava savunma füzelerinin yanı sıra savaş uçağı, helikopter, radar, tank, hangar ve daha fazlasının imha edildiğini bildirdi.

Reuters'a konuşan konuşan bölgesel kaynaklar ve eski Suriye ordusu subayları, daha da kötümser bir tablo çizerek “geriye hiçbir şeyin kalmadığını” belirtti.

Ordu ayrıca el-Beyda ve Lazkiye limanlarında Suriye donanmasına düzenlenen saldırılarda 15 geminin imha edildiğini bildirdi. İsrail Savunma Bakanı İsrael Katz önceki saatlerde, Lazkiye Limanı'na düzenlenen saldırının sorumluluğunu üstlenerek, Suriye'nin deniz filosunun yok edildiğini iddia etti.

İsrail'in Suriye sınırındaki tampon bölgeyi işgalini tamamlamaya yakın olduğunu kaydeden Katz, Suriyeli muhaliflere Netanyahu ile aynı tonda seslendi: "Kim Esad'ın yolundan giderse sonu onun gibi olur."

İslam İnkılabı Rehberi İmam Hamanei, bugün İran’ın binlerce farklı kesimden vatandaş ile İmam Humeyni Hüseyniyesi’nde bir araya geldi.
 

İmam Hamanei'nin konuşmasının önemli başlıkları şöyle:

-Suriye'de yaşananların Amerika ve Siyonistlerin ortak planının ürünü olduğu konusunda şüphe olmamalıdır. Evet, Suriye'nin komşu hükümeti bu alanda bariz bir rol oynuyor ve oynadı ve oynamaya da devam ediyor. Bunu herkes görebilir ama asıl faktör, asıl komplocu ve ana kontrol odası ABD ve Siyonist Rejimdir. Bu konuda birçok kanıt mevcut ve bu deliller şüpheye yer bırakmıyor.

-Direniş ve direniş cephesi şudur: Siz ne kadar baskı yaparsanız o, o kadar güçlenir, siz cinayet işledikçe direniş cephesinin motivasyonu artar. Siz direnişle savaştıkça, direniş cephesi bir o kadar yaygınlaşacaktır ve Allah’ın izniyle direniş, eskisinden daha çok tüm bölgeyi kapsayacaktır.

-Direnişin ne demek olduğunu bilmeyen o cahil analist, direnişin zayıflamasıyla İran’ın da zayıflayacağını zannediyor ama Allah’ın izniyle İran güçlüdür ve daha da güçlü olacaktır.

- Elbette bahsettiğim bu saldırganların her birinin bir amacı var. Hedefleri farklı, bazıları Suriye'nin kuzeyinden, güneyinden toprak ele geçirmenin peşinde, Amerika bölgedeki varlığını güçlendirmenin peşinde, hedefleri bunlar ve zaman gösterecek ve Allah’ın izniyle bu hedeflerin hiçbirine  ulaşamayacaklar. Suriye'nin işgal altındaki bölgeleri, kararlı Suriyeli gençler tarafından özgürleştirilecek, bunun olacağından şüpheniz olmasın.

- Amerika’nın bölgeden ayağı kesilecek ve Allah'ın yardımıyla Amerika da direniş cephesi tarafından bölgeden kovulacaktır.

- Silahlı kuvvetlerin ve silahlı örgütlerin üst düzey yetkilileri bana “Lübnan konusunda, Hizbullah konusunda sabrımız kalmadı, izin verin gidelim” diye mektup yazıyorlar.

Şimdi bunu dayanamayan ve kaçan bir orduyla karşılaştırın. Ne yazık ki Tağut rejimi döneminde ordumuz böyleydi. İkinci Dünya Savaşı da dahil olmak üzere çeşitli savaşlarda düşmanların, yabancıların saldırılarına karşı durmadılar. Düşman o gün Tahran'ı almaya geldi. Direnemediler ve ayakta duramadılar. Ayağa kalkmadıklarında sonuç budur. Direnmek gerekir.

- Biz bu zor durumda bile hazırdık. Buraya gelip bana bugün Suriyelilerin ihtiyaç duyduğu tüm imkanları hazırladıklarını ve gitmeye hazır olduklarını söylediler. Siyonist rejim ve ABD Suriye semalarını kapattı, kara yollarını kapattı, imkân yoktu. Eğer o ülkede motivasyon aynı şekilde kalsaydı ve düşman karşısında söz sahibi olabilseydiler, düşman ne hava sahasını ne de kara yolunu kapatabilirdi. Onlara yardım edilebilirdi.

İran’ın IŞİD Zamanında Suriye’deki Varlığının Nedeni

- ŞİD fitnesi olayına gelince, IŞİD güvensizlik bombası demektir. IŞİD, Irak'ı istikrarsızlaştırmayı, Suriye'yi istikrarsızlaştırmayı, bölgeyi istikrarsızlaştırmayı, ardından asıl noktaya ve nihai hedefe yani İran İslam Cumhuriyeti'ne gelip İran İslam Cumhuriyeti'ni istikrarsızlaştırmayı amaçlıyordu. Bu, asıl ve nihai amaçtı. IŞİD'in anlamı budur.

- Biz oraya gittik, güçlerimiz iki sebepten dolayı hem Irak'ta hem de Suriye'de bulunuyordu. Bunun bir nedeni kutsal mekanları korumaktı. Çünkü onlar, maneviyattan, dinden, inançlardan bir o kadar uzak, kutsal mekanlara düşmandılar, yıkmak istiyorlardı. Bunu Samerra'da da gördünüz ve Amerikalıların yardımıyla Samerra'nın Kutsal Kubbesi'ni yıktılar, daha sonra Necef'te, Kerbela'da, Kazımeyn'de, ve Şam'da da bunu yapmak istediler. IŞİD'in hedefi buydu. Ehl-i Beyt'i seven onurlu bir mümin gencin asla böyle bir şeyin olmasına izin vermeyeceği açıktır, sebeplerden biri de buydu.

- Bir diğer neden ise güvenlik meselesiydi. Yetkililer, bu güvensizliğin burada durdurulmaması durumunda yayılacağını ve güvensizliğin güzel ülkemizi ele geçireceğini kısa sürede anladı. IŞİD fitnesinin yarattığı güvensizlik de sıradan bir şey değildi.

- İmam Ali (a.s) “Kendi evinde düşmanla çatışan bir millet aşağılanır, onu evinize ulaştırmayın” buyurmuştur. Dolayısıyla güçlerimiz gitti, önde gelen generallerimiz gitti, aziz şehidimiz Kasım Süleymani ve arkadaşları gitti hem Irak'taki hem de Suriye'deki gençler gitti. Önce Irak'ta, sonra Suriye'de kendi gençlerini örgütlediler, silahlandırdılar, IŞİD'in karşısına çıktılar, IŞİD'in belini kırdılar ve kazanmayı başardılar. Suriye ve Irak'taki askeri varlığımız, ordumuzu oraya o ülkenin ordusu yerine geçirmek için götürdüğümüz anlamına gelmiyordu.

- Bizim güçlerimizin yapabileceği ve yaptığı danışmanlık çalışmaydı. Danışmanlık yani ne demek? Önemli merkez ve ana üsler oluşturmak, stratejiler ve taktikler belirlemek ve gerektiğinde savaş alanına girmek ama en önemlisi o bölgenin gençliğini harekete geçirmek demektir, elbette gençlerimiz, besiclerimiz de (gönüllü güçlerimiz) sabırsız, istekli ve ısrarcıydı, birçoğu gitti.

-Şehit Süleymani Suriye'de kendi gençlerinden oluşan birkaç bin kişilik bir grubu eğitti, silahlandırdı, organize etti ve hazırladı.

- Tabi sonradan maalesef o ülkenin askeri yetkililerinin bir kısmı hata yaptı, sorun çıkardı ve ne yazık ki kendi çıkarlarına olan şeyden vazgeçtiler. IŞİD fitnesi bastırıldıktan sonra da güçlerin bir kısmı geri döndü, bir kısmı da orada kaldı.

- Bu olaylarda da vardılar ama dediğim gibi asıl savaşın o ülkenin ordusu tarafından yapılması gerekiyor. Başka yerden gelen Besic kuvveti, o ülkenin ordusunun yanında savaşabilir. O ülkenin ordusu zayıflık gösterirse bu besic bir şey yapamaz ve bu da oldu maalesef.

-Dayanma ve direniş ruhu azaldığında bu olur. Bugün Allah bilir ne zamana kadar devam edecek olan ve Suriye gençliğinin sahaya inip engelleyeceği Suriye'nin karşı karşıya olduğu bu felaketler orada gösterilen bu zayıflıklardan kaynaklanmaktadır.

-Müstekbir unsurlar Suriye'deki bu olaylardan sonra seviniyor, direnişten yana olan Suriye hükümetinin düşmesiyle direniş cephesinin zayıfladığını düşünüyor.

- Bunlar çok yanlış. Direniş cephesinin bu olaylardan dolayı zayıfladığını düşünenler direnişi ve direniş cephesini doğru anlayamıyorlar. Direniş cephesinin ne anlama geldiğini hiç bilmiyorlar.

- Direniş cephesi, kırılan, çöken, yok olan bir cephe değildir. Direniş bir inançtır, bir düşüncedir, kalple alınan kesin bir karardır, direniş bir mekteptir, bir inanç okuludur. İnsanların inancı olan bir şey, baskıyla zayıflamadığı gibi daha da güçlenir.

- Direniş cephesi kötülükleri görünce motivasyonu güçleniyor ve direniş cephesinin kapsamı genişliyor.

-Direniş cephesi budur. Direnip direnmeme konusunda şüpheye düşenler, düşmanın vahşi suçlarını gördüklerinde şüphelerinden çıkacaklar, zalimlere karşı göğsünü siper etmeden insanın yoluna devam edemeyeceğini, ayakta durması gerektiğini, direnmesi gerektiğini, direnişin bu olduğunu anlayacaklardır.

-Lübnan Hizbullah Hareketine baktığınızda görüyorsunuz, Hizbullah'ın başına gelen felaket bir şaka mıydı? Hizbullah Seyyid Hasan Nasrallah gibi birini kaybetti, bu küçük bir şey miydi? Hizbullah'ın saldırıları, Hizbullah'ın gücü, Hizbullah'ın güçlü yumruğu eskisine göre daha da arttı. Düşman da bunu anladı ve kabul etti.

- Onlar artık darbe vurduklarına göre Lübnan topraklarına girebileceklerini, Hizbullah'ı belirli bir yere, örneğin Litani Nehri'ne ilerleyene kadar geri püskürtebileceklerini sandılar ama gelemediler, Hizbullah direndi ve tüm gücüyle öyle şeyler yaptılar ki onlar gelip ateşkes istediler. Direniş budur.

-Burada bir soru ortaya çıkıyor. Suriye meselesine dair yaptığımız bu açıklamayla birlikte, acaba bu yıllar süresince biz Suriye’de var mıydık yok muyduk? Evet, vardık, bunu herkes biliyor. Türbe şehitleri, türbeyi savunan şehitler bizim de orada olduğumuzu gösteriyor.

- Biz Suriye hükümetine yardım ettik ama biz Suriye hükümetine yardım etmeden önce Suriye hükümeti bize kritik bir anda hayati bir yardımda bulundu. Bunu çoğu bilmez.

- Kutsal Savunma döneminde herkes Saddam için bir şeyler yaparken ve bize karşı çalışırken, Suriye hükümeti geldi ve bizim lehimize ve Saddam'a karşı büyük ve kararlı bir hamle yaptı. Bu hamle, parası Saddam’ın cebine giren, Akdeniz'e oradan da Avrupa'ya petrol götüren petrol boru hattını kesmekti. Dünyada bir kargaşa vardı. Bu petrolün akmasına ve paranın Saddam’ın cebine girmesine izin vermedi.

Suriye hükümetinin kendisi de bu petrol geçişinden para kazanarak yararlanıyordu ve bu paradan da vazgeçti. Tabii bizden bunun karşılığını aldı. Yani İran İslam Cumhuriyeti bu hizmeti karşılıksız bırakmadı. Önce onlar yardım etti.

- Suriye'deki olay yetkililerimiz ve her birimiz için bir derstir. Ders çıkarılmalıdır. Bu konunun derslerinden biri de ihmaldir, düşmanı ihmal etmek, ondan gafil olmaktır. Evet bu olayda düşman hızlı hareket etti ama bu düşmanın hızlı hareket edeceğini ve harekete geçeceğini olaydan önce bilmeleri gerekirdi.

- Biz de onlara yardım etmiştik. İstihbarat teşkilatımız birkaç ay önce Suriye yetkililerine endişe verici raporlar göndermişti, bu üst düzey yetkililere ulaştı mı bilmiyorum, ortada kayboldu. Ancak istihbarat yetkililerimiz onlara Eylül, Ekim ve Kasım aylarında arka arkaya rapor verdiklerini söylemişti.

-Düşmandan gafil olmamak gerekir. Düşmanı küçümsememeli, düşmanın gülüşüne de güvenmemeli, bazen düşman insanlarla hoş bir ses tonuyla konuşur, gülümseyerek konuşur ama arkasında hançer saklar ve fırsat bekler.

- Direniş cephesi zaferlerle gururlanmamalı, yenilgilerle de hayal kırıklığına uğramamalıdır. Zaferler ve yenilgiler vardır, insanların kişisel hayatı da böyledir. İçinde başarı ve başarısızlık vardır. Grupların hayatı da aynıdır, başarı da başarısızlık da vardır.

- Bir gün bir hareket işin başına geçer bir gün aynı hareket düşer, hükümetler ve ülkeler de böyledir. Hayatta inişler ve çıkışlar vardır, inişlerden çıkışlardan kaçınılamaz, zirvedeyken gururlanmamak gerekir. Çünkü gurur cehaleti doğurur. Kendini beğenmişlik insana, bir yerde düştüğümüzde ve başarısız olduğumuzda bunalıma girmememiz, hayal kırıklığına uğramamamız ve kalbimizin kırılmaması gerektiğini unutturur.

-İran İslam Cumhuriyeti bu kırk yılda çok büyük ve zor olaylarla karşılaştı. Gençler o günleri görmediler. Halk Tahran'da evlerinde otururken Saddam'ın Sovyetlere ait MiG-25 savaş uçağı üstümüzden geçiyordu. Durum çok korkutucuydu ve hiçbir şey yapamadık. Savunma yoktu, tesisler yoktu, bunlarla karşı karşıyaydık.

 

 

- İran İslam Cumhuriyeti bu çeşitli olaylarla, acı olaylarla karşı karşıya kaldı ancak İran bu olaylarda bir an bile pasif kalmadı. Mümin pasif kalmamalıdır. Pasiflik bazen olayın kendisinden daha tehlikelidir. Pasiflik, kişinin bakıp kalması ve hiçbir şey yapamayacağını düşünmesidir. Dolayısıyla pasiflik kişinin  pes etmesi anlamına gelir. Bu pasifliktir. Yani gurur, ilerleme ve başarının zehiridir. Başarısızlıklarda ve problemlerde de pasiflik zehirdir.