کارگر
IŞİD, ABD müdahalesi ve İran modelinin yükselişi
Batı medyasının İslam ve “Orta Doğu” tasviri, batı tarzı liberal demokratik çerçeve dışında var olabilecek herhangi bir anlamlı politik katılımı düzenli bir şekilde reddediyor.
Batı medyasının İslam ve “Orta Doğu” tasviri, batı tarzı liberal demokratik çerçeve dışında var olabilecek herhangi bir anlamlı politik katılımı düzenli bir şekilde reddediyor. Batılı elitlerin çoğu, IŞİD veya ondan önce El-Kaide gibi bir meydan okuma ile karşılaştığında tek uzun vadeli çözümün (içerden de yardım alarak) Müslüman dünyasındaki laik politikaları güçlendirmek olduğu düşüncesine kapılıyor.
Fakat, liberal demokrasinin gerçekten var olduğunu varsaysak bile, bu, tarihsel olarak Müslüman toplumlarında rağbet bulmamış benzersiz bir batı olgusudur. Diğer insanlar gibi, Müslümanlar da kendi toplumlarının siyasi hayatını şekillendirmede söz almak istiyorlar. Fakat onlar katılımcı siyaset çerçevelerinin özgün olmasını istiyorlar; yani, birçok Müslüman için İslam’a dayalı olacak ve “din ve devlet işlerini ayırma” konusundaki yabancı görüşlere yer bırakmayacak şekilde. Şu ana kadar, Orta Doğu’da yalnızca bir siyasi düzen halkına katılımcı bir İslami idare sağlamak konusunda takdir edilebilir bir başarıya sahip – İran İslam Cumhuriyeti.
Batı kendini bunu kabul etmeye ikna edemiyor: İmam Hamanei’nin başarılı geçen prostat ameliyatının batı medyasındaki gösterimine bakarken kendisine ve yönettiği siyasi düzene yöneltilmiş ve çoğunlukla çarpıtılmış kine insan gülümsemeden edemiyor. BBC, ki garezini gizleme girişiminde diğer batı medyalarından biraz daha tecrübelidir, ameliyat üzerine haber yaparken dini liderin özel hayatının “İran’da çok gizli tutulduğunu” belirtti; ancak “İran’ın ve bölgenin kritik durumu” onu daha açık olmaya zorlamış ve ameliyatını ilan etmek mecburiyetinde bırakmıştı. Bir başka haberde, BBC Ayetullah Ali Hamaney’in pek sevilmediğini ve İranlıların dini lidere hastanede büyük boyutta özen gösterilmesine eleştirel yaklaştığını ima etti.
Tutarsız açıklama
İmam Hamanei’nin bir devlet hastanesinde ameliyat edildiği ve bundan daha önce, 1991’de safra kesesinden ameliyat olmasının halka duyurulmuş olması BBC’nin açıklaması ile çelişiyor. Keza, çeyrek yüzyıllık yönetimi boyunca dini liderin halkın önüne her çıkışında muazzam kalabalıklarca karşılanması (ve bunun devam etmesi) onun ve İslam Cumhuriyeti’nin BBC’nin iddia ettiği gibi rağbet görmediği hususunda şüphe uyandırıyor. İmam Hamanei’nin eşi, dört oğlu ve iki kızının ünlü, yüksek rütbeli birer siyasetçi veya iş adamı olmaması dini liderin hayatını biraz “olaysız” gösteriyor fakat bu durum onu “çok gizli” yapmıyor, batı standartlarından farklı kılıyor sadece.
Batı mitolojisinin sunduğunun aksine gerçek şudur ki on yıllardır süren irrasyonel batı saldırganlığı ve şiddetine rağmen İslam Cumhuriyeti bölgenin “istikrar adası”na dönüşmeyi başardı. İronik olarak, bu tabir ilk kez eski BM başkanı Jimmy Carter tarafından, çok farklı bir İran’ı betimlemek için Tahran’da bir kutlamada kullanılmıştı. Carter 1978’de “Şah’ın büyük liderliği sayesinde İran, dünyanın problemli bir bölgesinde bir istikrar adasıdır” demişti.
Bir yıl sonra ise, sloganı “Bağımsızlık, Özgürlük, İslam Cumhuriyeti” olan popüler bir devrim esnasında şah ülkeden uçarak firar etti.
Son yıllarda, batının gözünde “büyük liderler” payesi kazanan Batı Asya ve Kuzey Afrika’daki diğer siyasetçiler benzer kaderlerle karşılaştılar. BM genel sekreteri Ban Ki-Mun bir keresinde “Tunus gençliği için imkânları çoğaltmak” konusundaki gelişmeleri yüzünden Tunuslu Diktatör Zeynel Abidin Bin Ali’yi övmüştü. Ocak 2011’de Kahire’de gerçekleşen eylemlerin doruğunda, eski İngiltere Başbakanı Tony Blair Mısırlı Hüsnü Mübarek’i “son derece cesur ve bir iyilik gücü olmasından” dolayı kutladı.
Halka dayalı değişim talepleri çoktan Orta Asya’nın eski düzenini düşürmeye başladı, ama bunun tutarsız, sallantılı bir istikrardan daha fazlası olmadığına dair birkaç işaret var. Meseleleri daha da kötü bir hale geldi: Batı yönlendirmesi ve desteğiyle petrol zengini yönetimler, müşteri sistemleri başarısız olmaya başlayınca veya ciddi boyutta istikrarsızlık gösterince, uluslararası kanunu ihlal ederek ve Orta Doğu’yu daha da büyük çöküş ve yıkıma sürükleyerek Libya ve Suriye’deki isyancı gruplara maddi destek sağladı.
Elbette, devlet tarafından finanse edilmiş milisler yeni bir olgu değil. Seksenlerde, ABD Afganistan’daki Sovyet işgali ile savaşmaları için “özgürlük savaşçıları” mücahitleri geliştirmek, eğitmek ve silahlandırmak amacıyla Suudi ve Pakistan devletleri ile işbirliği yaptı. Bu mücadele sırasında ve sonrasında, birçok ülke aşırıcı bir ideolojiyi yaymak adına milyarlarca dolar harcayarak Müslüman Dünyası’nın bir ucundan bir ucuna pek çok medrese için hayli yatırım yaptılar.
Güçlü kuvvet
Sonuç olarak – ve Batı’nın sessiz onayıyla – bu aşırıcılık, dünyanın pek çok bölgesinde etkisini gösteren güçlü bir kuvvet halini aldı. Amerika’nın Irak’ı 2003’te işgal etmesinden sonra, ki bu İran hariç bölgedeki neredeyse tüm devletler tarafından desteklendi, yine bu ülkelerin birkaçı El-Kaide’ye bağlı aşırıcı grupları buraya akıttı – bu sefer Irak’taki yeni siyasi düzeni baltalamak için.
Yemen, Bahreyn ve Mısır’da gerçekleşen olaylar, eski düzenin kalıntılarının çok fazla dayanamayacağının altını çiziyor. Bununla birlikte, Arap dünyasında şu anda ortada olan ne çok büyük bir iyimserlik getirdi ne de toplumsal uyum. Mısır’da, Temmuz 2013 darbesinin meşru veya gayrimeşruluğundan bağımsız olarak, Müslüman Kardeşler’in yerli değerlerle halkın ihtiyaçlarını karşılayabilecek bir katılımcı siyaset modeli geliştirmekte başarısız oldukları gerçeği değişmiyor.
Müslüman Kardeşler’in tarihi başarısızlığı, tekfirci devlet modelinin yükselişine yardımcı oldu. Bu model el-Kaide’den El-Nusra Cephesi, Suriye İslam Cephesi ve IŞİD gibi gruplara evrildi. Bu değişim ideolojinin batı ve bölge ülkeleri tarafından stratejik amaçlarla Afganistan, Libya, Yemen ve Suriye gibi ülkelerde kullanımını yansıtıyor. Bugün, IŞİD küresel bir terör tehdidine dönüşmekle kalmıyor, geleneksel anlamda onun derinde yatan ideolojisini savunan ve şu anda BM yönetimindeki koalisyonun da bir parçası olan ülkeler için varoluşsal bir tehdit halini alıyor.
Şam’dan Bağdat’a (hatta Beyrut’tan Riyad’a) egemenliğini ortaya koyan bu yükselen tehdidi engelleyen tek güç İran İslam Cumhuriyeti. İran siyaset modelinin istikrarını bozmaya yönelik bitmek bilmeyen batılı girişimleri başarısızlıkla sonuçlandı – ve bugün, Suriye’deki aşırı gruplara sağladığı yasadışı desteğin ve onların hâkimiyetinin suiistimal etmesinin sonucunda, İslam Cumhuriyeti şimdi bölgenin aşırıcılıkla olan mücadelesini yönetiyor ve dünyada yükselen küresel güçler giderek bunu daha fazla tanıyorlar.
Ayetullah Ali Hamaney’in ameliyatı duyurulduktan sonra, İran’da hayat normal olarak devam etti. Bunun sebebi yalnızca halkın dini liderin sağlığının son derece iyi olduğu konusunda ikna edilmesi değil, aynı zamanda ülkenin en yüksek yetkilisini seçmekle görevlendirilmiş Bilirkişi Heyeti’nin İmam Hamanei’nin Ruhullah Humeyni’nin ardından hızlı ve başarılı bir şekilde seçerek etkisini yıllar öncesinden göstermiş olmasıydı da.
Batı medya toplulukları ve insan hakları organizasyonları İran’ı acımasızca karikatürize etme alışkanlıklarını azaltıp Suriye’yi nasıl yansıttıkları konusunda bir öz-değerlendirme yapsalar kendilerine bir iyilik yapmış olurlar. Eğer böyle yapmış olsaydılar, Batı daha iyi bir politik tutum sergileyebilirdi.
Seyyid Mohammed Marandi, Tahran Üniversitesi’nde Dünya Araştırmaları Fakültesi Dekanı ve Kuzey Amerika Araştırmaları bölümü profesörüdür.
Seyyid Muhammed Marandi
El Cezire medyasafak
AŞKIN MERKEZİ KERBELA
Yerle göğün madde ile mânanın birleştiği nokta Aşkın merkezi Kerbela’dır;
yaratılmış tüm varlık tek bir noktadır. Bu nokta İlahi Vahdaniyet’in Ehediyyet sıfatının tecelli ettiği (Ehed) birliğin ve tekliğin merkezidir. Bu merkez yaratanla yaratılmışın arasında yaşanan aşkın buluşma noktasıdır. Bu nedenle insan-ı kamil sevdiklerini maşukuna kurban ederek, O’nda fani olmasını ister. Bu fani oluş mümin kalplerde el ve ayak izi bırakarak yaratılmışlarla yaratan arasında köprü kurar ve Urvet’ülVuska’yı oluşturur. Bu ip yükselmenin, özgürlüğün ve hürriyetin ipi olur. Her kim buna sarılırsa aşkın merkezinde (EHED) diyerek fena-fillah olur; işte o zaman zaferin, kurtuluşun müjdesi verilir.(Vebeşşirilmüminin) Müminleri müjdele ya Muhammed (s.a.a)’ diye hakkın sesi gelir mümin gönüllere.
Evet! Kerbela; Temiz kalplerin cesur yüreklerin Mevlası‘yla birleştiği aşk ehlinin manevi merkezi, canlar cananıyla birleşmiş mâna dolu İlahi sofranın etrafında, cennet pazarlığı yapılıyor can, mal, evlat ve sevdikleri karşılığında. Satıcısı Huseyin (a.s) alıcı ise Allah; ne güzel bir muamele var bu sofranın etrafında. Melekler diz çökmüş ve hayret içinde seyrediyorlar yapılan anlaşmayı, fısıltı başlar meleklerin arasında, işte secde ettiğimiz nokta; bakmalıyız İmam Huseyn’in durduğu noktaya. Arştan bir nur var Huseyn’in(a.s) ayak bastığı yerde, yaratılmış bütün varlık ’Ya hu yamenlehu illa hu’ diyerek döner bu nur ekseninde. Şeytan kudurmuş saldırı yapmak ister mümin gönüllere. Boşuna uğraşma İblis! Aşıklar maşukuyla birleşmiş, girersen yanarsın baştan ayağa! Senin dostların karşı tarafta cehennemi yaşıyorlar seninle birlikte, ahirete gitmeden bu dünyada.
Ey asrın müslümanı!. Asrın aşk reçetesini sanada yazıyor Kur’an, oku, düşün, dinle, tefekkür et girmek için aşkın mektebine, kulak verecekmisin okunacak olan ayete, bu ayet aşıklar maşukuyla pazarlık yaptığı arşın arzla bağlantı yaptığı makamdır; şimdi iyice dinle:
‘’Allah müminlerden, mallarını ve canlarını, kendilerine (verilecek) cennet karşılığında satın almıştır. Çünkü onlar Allah yolunda savaşırlar, öldürürler, ölürler. (bu) Allah’ın Tevrat’ta da, İncil’de de ve Kur’an da da üstlendiği gerçek bir vaattır. Verdiği sözde Allah’tan daha sadık kim olabilir. Müjdeler olsun size, işte en büyük mutluluk ve en büyük kurtuluş. (Bu alış verişi yapanlar, tevbe edenler, ibadet edenler, hamd edenler,cihad edenler, rüku edenler, secde edenler iyiliği emredip kötülüklerden alı koyanlar ve Allah’ın sınırlarını koruyanlardır. O müminleri müjdele!.’’ 9/111-112
Oldukça önemli bir pazarlık var ayetin metninde; öyle bir pazarlık ki kanları donduruyor damarlarda. Alıcıdan bir ses geliyor ben müslümanım diyene, hele lebbeyk ya Huseyin diyenlere, vereceğim şey veya alacağım şey nedir diye sorarsan ayetin metnine, cevaben mal, can ve sevdiklerini vereceksin Allah yolunda, verilecek sana karşılığındaCennet-i Ala. Eğer hazırım dersen bu muameleye ayetin metni yeni bir şart koyar önüne. Önce tövbe et der tüm günahlarından, ta kul olasın Mevla’ya, kurtulasın nefsin ve şeytanın şerrinden. Kul olman için önce temiz olmalısın seni kirletmiş günahlardan, günahlardan arındırılmış bir insan olarak dur mevlanın huzurunda, ta aram bir kalple hamd edebilesin yüce yaratana. Zulme, şirke, küfre ve ikiyüzlü münafıklara karşı malla, canla ve sevdiklerinle birlikte cihad edeceksin Allah yolunda. Bu eylemin rüku ve secde halinde teslim olduğunu gösterecektir yüce Mevla’ya. Emribilmaruf nehyi anil münker yaparak davet edeceksin insanları yüce Mevla’ya. Allah’ın hudutlarını koruyacaksın diyor yüce Mevla sana, ta oturabilesin aşk mektebinin Kerbela’daki sofrasının kenarında. İyice dinliye bildikmi dostlar ayetin metnindeki var olan manayı, can, mal ve sevdiklerimiz isteniyor bizden; ta kayıt yaptırabilelim kıyam merkezi olan Kerbela’ya.
Kerbela: Cennetle cehennem arsında kurulmuş bir köprüdür ayırmak için hakla batılı. Hemde zalimle mazlumun çizgisidir Kerbela. İlahi aşkın merkezi olan Kerbela’da yakılan özgürlük meşalesi asrımızda yeniden beşeriyete sunmuştur Kerbela. Rengi değişmiş yüzü ve benzi sararmış olan mukaddes İslam’a yeniden hayat veren dökülmüş temiz aşk kanı 1979’da yaplan İslam Devrimi’yle tüm beşeriyete seslenerek kurtuluş reçetesinin sunmuştur. Bu sunuş özgürlüğün, bağımsız ve hür yaşamın davetçisi olmuştur mazlum ve sömürülmekte olan insanlara. Bu davet büyük yaralar açmıştır zalim ve sömürgeci müstekbirlerin sinesinde. Zira hayata yeniden dönüş yapmış mukaddes İslam dini Kerbela’nın aşk mektebinden almış olduğu ilhamla. Çünkü manaile madde ikisi bir arada, İlahi aşkı oluşturmuşlardır Kerbela’da. Madde ile mana ikisi eşit oranda birleşince bir insanda küfre ve zulme karşı devrimin çeğirdeklerini oluşturur dünyanın her noktasında, olur Kerbela yaşar Huseyn‘in (a.s) aşkını ayağını bastığı her noktada.Huseyin bir gönül meyvasıdır, onu lemsedince insan yaşar İlahi aşkı dünyanın neresinde olursa olsun farketmez ona, uzaklık, yakınlık maddi bir görüntüdür aşkın kalıbına sığmaz; zira aşk öyle bir şeydirki, durur insana insandan daha yakın bir mesafede.
İki aşk yaşanıyordu Kerbela’da; biri Ömer binSad’ın aşkıydı; yandıkça yakıyordu Sad’ın oğlunun ciğerini bir kor gibi Rey şehrinin valiliği. İblis ve insani şeytanlar fısıldıyorlar Ömer binSad’ın kulağına: Bitir bu işi yoksa gider Rey şehrinin valiliği elinden! Bir dünya hırsı ve valilik makamının aşkı yakıyor Ömer’i cehennem ateşinde. İşte buda bir aşktır salt bir madde insana hazırlar cehennemi hem dünyada hemde ahirette. Çünkü yer almış şeytanın safında; bütün programı hazırlanmıştı Şam’daki Yeşil Saray’da Yahudi lobisi tarafından, tarihe yazılmamış bir cinayetin işlenilmesi istenilmişti Ubeydullah bin Ziyad’tan. ‘Ya Huseyn İbni Ali huzurumda durup diz çökerek beyat edecek bana yada başı kesik bir tepsinin üzerinde sunulacak bana’. Yezid’in bu fermanı kavuşunca Ubeydullah’a ölümle sonuçlanması istenmişti yeşil saraydan. Ömer binSad kalmıştı iki taşın arasında. Bir yanda duruyor Peygamber nuru diğer bir tarafta ise Rey şehrinin valiliği yakıyor Ömer bin Sad’ın yüreğini. Zira Yezid ferman yazmıştı Mercan’ın oğluna, ya Huseyin beyat edecek eğilecek huzurumda yada kafası getirilecek bana. Mercan’ın oğlu öper mektubu koyar başına, çağırtır Ömerbin Sad’ı huzuruna, seni vali tayin etmiştim vali olarak gidecektin Rey şehrine, ama Yezid bin Muaviye’den mektup gelmiştir bize, ya Huseyin bin Ali diz çöktürüp beyat edecek Yezid’e ya kafası götürülecek Şam’ın sarayına, bu işi yapacak cesur birisi yoktur senden başka aramızda, önce bunu yapacaksın sonra gideceksin Rey şehrinin valiliğine, yüzü kıpkırmızı olur itiraz etmek ister Mercan’ın oğluna, ama Ubeydullah bin Ziyad Rey şehrinin valiliğini koyar ortaya, ya Huseyn’in başı ya Rey şehrinin valiliği. Oldukca çetin bir imtahanla kalır karşı karşıya, ama Ömer bin Sad’ın kalbinin derinliğine taht kurmuş ve aşk haline dönmüş vali olma muhabbeti söker onun kalbinden imanını, boyun eğdirir Yezid’le Mercan’ın oğluna işte tarihin en kötü insanı olarak geçer tarihe!.
Diğer bir aşk daha vardır yaşar Kerbela’da. Huseyin (a.s) oturmuş çadırında sadece yardımcısı Allah ve Allah’la irtibat kurmuş yaranları var yanında. Manevi bir hava, misk gibi esiyordu Kerbela sahrasında, İlahi Kelimetullah uğruna canlar hazırlanmış kurban olmaya. İmam Huseyin (a.s) yiğitçe durmuştu küfrün ve zulmün karşısında yaranlarıyla birlikte. Çünkü öz Muhammed’i (s.a.a) dinin kaydını yaptıracaktı tarihe, bu bir çizgi olacaktı kıyamete kadar mümin ve muvvahid olan müslümanlara. Bu direniş ve kıyamıyla yeniden yol haritasını çiziyordu İmam Huseyin ceddi Muhammed (s.a.a) aşkına. Necis elleriyle el karıştırmıştı Ümeyye oğulları mukaddes İslam’a. Büyük bir mesuliyet ve sorumluluk düşmüştü İmam’ın boynuna, temizlenmesi gerekiyordu mukaddes İslam’ın, bunun için İmam kıyam etmişti Süfyan ordusuna, çünkü temiz bir din bırakması gerekiyordu gelecekteki nesillere.
Evet!. İmam Huseyin oluşturmuştu bir aşk merkezi, takvası zirvede, oturmuş yalvarıyor Mevla’sına Sidret’il Münteha’da, ya Rabb bir yol haritası çizmek istiyorum senin rızana uygun, sevdiklerimimi istiyorsun vermeye hazırım yer ve gök ehli şahid olsun. Bütün varlığım sana kurban olsun yeterki ceddimin emanet ettiği din baki kalsın!.
Evet!. Kerbela’nın metninde varolan hakikat Hz. Muhammed’in(s.a.a) iki ağır emanet vardır. Bu iki emanetten biri Kur’an-ı Kerim diğeri ise Ehl-i Beyt’idir. Akıl sahibi ve düşünüp tefekkür etmesini bilen her imanlı insan bu iki emanetin yüklemiş olduğu mesuliyet ve sorumluluk bilincini idrak ederek onu korumayı en mukaddes görev bilir ve herşeyini onu korumak için feda etmeyi kendine vazife bilir. Bu İlahi görevin temeli dört ana sütun üzerinde bina edilir. Halis ve katkısız bir iman, sadakat, samimiyet ve takva. Bunlar şeytanın ve şeytan olan insanların şerrinden korur ve bunların insanın kalbine nüfuz etmelerine engel olur. İman; tam manasıyla kalbe oturmuş insanın iç dünyasında güven ve emniyeti sağlamış yaradılış nuruyla irtibat kurarak Mevla’sında fani olmaya kendini hazırlamış bir makamın gerçekleşmesidir. İmanın tezahüratı olan sadakat insanın söz ve işiyle inandığını kanıtlamasıdır. Samimiyet inandığı davasına sevdiklerini onun uğrunda vermesiyle kendini kanıtlamasıdır. Takva ise bunların insana kazandırdığı zirvede kendisine layık olmayan işleri yapmama kimliğidir. Bu dört ilkeye bağlı bulunan diğer ilkelerinde birleşmesiyle insan-ı kamil meydana gelir ve Kerbela mektebi oluşur. Böyle bir mektebin bir daha oluşması mümkün değildir dersen Allah’ın ayetine itiraz etmiş olursun. Zira Allah insanın gücünün yetmediği birşeyi ona yüklememiştir. Emrettiği şey onun gücü dahilindedir. Böyle bir söylem imanın zaifiyeti ve düşmanın fısıltısıdır. Bu söylemlerin doğru olmadığını asrımızın büyük devrimcisi ve ümmet imamı İmam Humeyni (r.a) bu mektebi gerçekleştirerek dünya emperyalistlerini İslam‘ın önünde diz çökmeye davet etmiştir. Bugün günümüzde yapılmış İnkılab‘ı 35 yıldır korumakta olan İmamımız ve Rehberimiz Ayatullah‘ul Uzma Seyyid Ali Hameney’i (damet berakatuhu) yukarıdaki Huseyni mektebin ilkeleriyle batıla karşı izzetli direniş ve cesaretiyle güçlü bir devlet inşaaetmektedir. Müstekbir zalimler ve onların destekçileri olan sözüm ona müslümanlar istemeselerde Kerbela’nın aşk mektebi bütün azametiyle Yezidi mekteplere karşı kimliğini ve yol haritasını ortaya koymuştur.
Evet!.Mümin kalplere sahip olan yiğit gençlerimiz bulunduğu her coğrafya üzerinde kendisine emanet bırakılmış olan Kur’an ve Ehl-i Beyt’in korunması yaşama alınması ve yaşatılması için oluşturmuş olduğu Kerbela’yı aşkı yaşayarak yerine getirme iftiharını yaşamaktalar. Aşkın nurunu yakalamış o eksende hareket ederken üstün bir ahlak onurlu bir duruş sergiliyerek aşk mektebi olan Kerbela’yı temsil eder. İlim, hikmet ve marifetle hayatını şekillendirerek Huseyni mektebe kayıt yapma kimliğini kazanır. Kendi nefsinde ve ailesinde öylesinine İslam’ı yaşarki mensubu bulunduğu Ehl-i Beyt Mektebi’nin ziyneti olur. Mazlumun ırkı, milleti ve dini sorulmadan onun yanında yer alır ve zalim karşısında durur mazlumun hakkını zalimden alma mücadelesini verir. Laik ve seküler din anlayışıyla İslam Ümmeti’ni idare etmekte olan devlet ve hükümet adamlarına itaat etmez, onlara yardımda bulunmaz, onlara destek vermez ve laik sandıklarda oy kullanmaz. Zira seküler ve laik bir yönetim şekline inanarak devlet yönetenler Allah’ın dinine karşı bayrak açmış zalimlerdirler. Zalime yardım etmek ve ona destek çıkmak bu ehveni şerdir ve diğerlerinden biraz daha iyidir diyerek menfaatını gözetleyenler o zalim ve laik idarecilerle beraber huzuru hakka gelecekler.
Evet! Manevi aşkın, fedakarlık ve isarın, sadakat ve samimiyetin, itaat ve teslimiyetin, sevgi ve muhabbetin, kardeşlik ve dostluğun, cesaret ve yiğitliğin, mesuliyet ve sorumluluğun bilinç merkezi olan Kerbela Mektebi her asır ve zamanda kendi mensuplarına yukarıdaki ilkelerle donatılmış olmalarını ister. Çünkü ilahi emanet olan Kur’an ve Ehl-i Beyt ancak bunların kazanımını elde etmiş olanlar sahiplenebilir ve zalimlere, bu dini istismar edenlere, sembolik Şii inancını taşıyanlara karşı mücadele edebilmesi için yukarıdaki ilkelere sadık kalarak oluşturmuş olduğu Kur’an ve Ehl-i BeytMektebi ile karşı çıkma cesaretini elde etmiş olur. Aksi halde slogan ve gösterişten öteye gitmez!..
Aşura sadece bir matem günleri olarak hayata getirilmemelidir. Belki bu on günlük Kerbela’daki duruşun metninde var olan hakla batılın, imanla küfrün, zalimle mazlumun ayrımını yaparak Kur’an ve Ehl-i BeytMektebi‘nin çizgisini belirleme vardır. Bu metinden insanlara sunulmak istenen mesajise tüm asırlarda Muhammed’i (s.a.a) olan mümin ve muvvahidlerin yaşamış oldukları her asırda hakla batılın, imanla küfrün, zalimle mazlumun ayrımını yapmasını ister ve hakla beraber olarak batıla ve zalimlere karşı mücadele vermesini ve asla taviz verilmemesinin mesajını sunar.
Evet!. İyice oku Kerbela’yı, in inebildiğin kadarı ile in Kerbela toprağına kulağını koy dinle bak ne tür sesler gelecektir kulağına. Mesuliyet ve sorumluluk çağırısı var sana, sahip çık sana emanet edilmiş Kur’an ve Ehl-i BeytMektebi‘ne. Bu senin imanın, namusun, şahsiyetin, kimliğindir hem dünyada ve hemde ahirette. Cihad aşkıyla yaşa, zulme ve laik idarelere karşı dur, geç İmam Hameney’in safına kurtuluş müjdesi gelecektir birgün sana. Kalbindeki imanına iyi sahip çık yaşa İmam‘ın aşkını ta seni kıyama kaldırsın bugünkü Yezidler‘e karşı, yoksa miskin miskin Huseyin Huseyin diye ağlarsın Huseyni’lerde hizmet edersin asrımızın Yezidlerine. Unutma birgün utanırsın İmam Huseyn’in (s.a) huzurunda. Öyle ise dikkat et ey dost İlahi Velayet‘e karşı mesuliyet ve sorumluluğunu vicdani bir muhasebe yaparak asrın Yezidleri karşısında ki duruşuna bak!.
Muhammed Avcı
Hamas’ın İran’dan aldığı 10 bin roketi var
Onların İran’dan alınma 10 bin adet roketleri ve üretim imkanı bulunan know-how roket üretim sistemine sahip donanımlı bir orduları vardır
Washington Post gazetesine bir demeç veren İsrail Savunma Bakanı Moşe Yaalon, İsrail istihbarat birimlerinin Hamas’ın Filistin Devlet Başkanı Mahmut Abbas’ı ve Ramallah’taki Filistin hükümetini devirmeye yönelik komplo planını ortaya çıkardığını iddia etti.
İsrail Savunma Bakanı aşırıcılık yanlılarının Batı Şeria’da da egemenlik kurmayı planladıklarına dikkat çekti.
İsrail Savunma Bakanı Moşe Yaalon konu ile ilgili açıklamasında “Biz yakın bir zamanda Ramallah bölgesindeki “terörist” ağını ortaya çıkardık ve HAMAS üyesi 96 “teröristi” tutukladık. Bu kişiler İstanbul’da bulunan Saleh al Arouri adlı bir kişinin yönetiminde bulunup yönlendiriliyorlardı. Biz Abu Mazen’i (Mahmud Abbas) devrim hareketine karşı kurtardık. O durumda Batı Şeria’da HAMAS yönetiminde İran silahlarına sahip bir oluşum meydana gelebilirdi” ifadelerine yer verdi.
Yaalon HAMAS’ın eskiden olduğu gibi Gazze Şeridi’nde meydana getirdiği egemenlikle İsrail için tehdit oluşturduğunu, HAMAS’ın İsrail’in varolma hakkını reddederek ülke topraklarına roket saldırıları düzenlemeye devam ettiklerini vurguladı ve “Onlar sıradan bir “terör örgütü” değildir. Onların İran’dan alınma 10 bin adet roketleri ve üretim imkanı bulunan know-how roket üretim sistemine sahip donanımlı bir orduları vardır” dedi.
Catherine Ashton: İran'ın Nükleer Müzakereleri, İyi Niyet Çerçevesinde Devam Ediyor
Avrupa Birliği'nin Dış Politikalardan Sorumlu Yüksek Temsilcisi, Batı Şeri'daki şehir yapılandırma hareketlerini eleştirerek, İran ile yapılan nükleer müzakerelerin iyi niyet çerçevesinde devam ettiğini belirtt.
MHA'nın haberine göre Suudi Arabistan'da yayınlanan bir gazeteye konuşan Catherine Ashton, İsrail yönetiminin Batı Şeria'da binlerce ev yapmak kararını eleştirdi. Ashton bu açıklamasında, Filisitin ve İsrail sorununun çözülmesi için, iki devlet tarafından düzenlenen bir çözüm yolundan başka hiçbir yol olmadığını söyledi.
İran'ın nükleer programı konusu ve yapılan müzakereler konusuna da değinen Ashton, "İran ile yapılan nükleer müzakereler, iyi niyet çerçevesinde devam edecektir. Bu iyi niyetli yaklaşım, müzakereye katılan tüm taraflarda olmalıdır" dedi.
Arabistan'ın Suriye ve Irak'taki terör örgütlerine yaptığı askeri ve finansal destekleri gözardı eden Ashton, Arabistan'ın akıllıca bir politika içerisinde olduğunu, terörizmden uzak durduğunu ve bu ülkenin her zaman barışı desteklediğini iddia etti. Ashton sözlerinin devamında ise "IŞİD termr örgütü, tüm komşu ve bölge ülkeleri için çok ciddi bir tehlikedir. Avrupa Birliği bu konu ile ilgili yeni kararlar almış ve Suriye yönetimine yeni yaptırımlar uygulayacaktı
İmam Hamanei: İslami Birlik, İran İslam Cumhuriyeti'nin Resmi Politikasıdır
İslam İnkılabı Rehberi İmam Seyyid Ali Hamanei, İslami birlik kavramının, tüm müslümanları kendi düşünceleri ve inançlarından vazgeçmeleri anlamına gelmediğini, ve İslami toplumun birbirine düşman olmaması ve dünya sorunları karşısında birbirlerine destek vermeleri anlamına geldiğini söyledi.
MHA'nın haberine göre geçtiğimiz Hac merasimi yetkililileri ile görüşen İmam Ali Hamanei, İslam düşmanlarının uyguladıkları reklamlar ve yarattıkları şüpheler ile mücadele edilmesi gerektiğini söyleyerek, "İran İslam Cumhuriyeti ve diğer İslam dünyası arasında duvar örmek, İslami Birlik düşmanlarının planlarından biridir. Hac merasimini, düşmanların yanlış reklamları sonucunda gelişen yanlış düşünceler ve önyargı duvarını yıkmak için gelişen eşsiz bir fırsat olarak tanımalıyız" dedi.
İmam Hamanei sözlerinin devamında ise İslami birliğin, günümüzün en fazla önem taşıyan konulardan biri olduğuna dikkat çekerek, "Müslümanlar arasındaki birlik ve kardeşlik, dinimizin temel öğretilerindendir ve İran İslam Cumhuriyeti de bu konuda çok ciddidir. İran İslam Cumhuriyeti'nin her zaman desteklediği İslami birlik konusu, farklı görüşler ve düşüncelerin kendi inançlarından vazgeçmelerin anlamına gelmiyor. İslami birlik, müslüman toplumun birbirine düşman olmaması ve dünyanın önemli konularında birbirlerine destek olmaları anlamını taşıyor" dedi.
İran İslami Devrimi lideri, İmam Hümeyni'nin İslami birlik konusunu, ülkenin resmi politikası olarak belirlemeleri ve İslam düşmanlarının, İran ve diğer İslam ülkeler arasında duvar örmeye çalışmaları hakkında ise İmam Hamanei, "Herkes, bu sahte duvarı ortadan kaldırmak ile görevlidir ve islami toplumun mahşeri olan Hac merasimi de, bu görevin gerçekleşmesi için en iyi fırsattır"dedi ve İslam ve Şiilik hakkında yapılan karalama çalışmaları hakkında sözlerine "Bu çalışmalara yanıt olarak, sadece kitap yazmak yeterli değildir ve yaratıcı çözümler ile, bu karalama çalışmaları ile nasıl mücadele edebileceğimizi araştırmalıyız" diye ekledi
İslam için en büyük tehlike tekfirciler
Hizbullah Genel Sekreteri Seyyid Hasan Nasrallah, İslam’ın imajını bozan tekfirci akımın, İslam dinine yönelik en büyük tehlike olduğunu söyledi.
El Menar televizyonunun haberine göre Hizbullah Genel Sekreteri Seyyid Hasan Nasrallah, Muharrem ayının 3. Günü münasebetiyle yaptığı konuşmada İslam dünyasında yönelik tehditlere değindi.
Tekfirci akımın bazı Arap ve İslam ülkelerinde büyük bölgeleri kontrol altına almasından dolayı onlara karşı açıkça cephe almak zorunda kaldıklarını belirten Nasrallah, “teröristler, işledikleri cinayetleri kendi fikri liderlerine veya onları destekleyenlere değil, bizatihi Allah’ın kitabına mal ediyorlar, bu ise büyük bir tehlikedir” dedi.
Tekfircilerin kafa keserek işledikleri cinayetleri Kur’an’a ve uydurma hadislere dayandırdığına dikkat çeken Nasrallah, “İslam’dan çıkarıldığı iddia edilen bu yanlış düşünce bugün tarih boyunca İslam’ın imajının bozulmasına yönelik en büyük tehlike haline gelmiştir” dedi.
Nasrallah, tekfirci düşüncenin bölgemizde 200 yıl önce kökünün kazındığını; ancak son yıllarda devletlerin desteği ve milyarlarca doların akıtılması ile bu düşüncenin bölgede yeniden yaygınlık kazandığını söyledi.
Tekfirci düşüncenin yayılmasından Suudi Arabistan rejiminin sorumlu olduğuna dikkat çeken Nasrallah, uluslar arası ittifakın da tekfirci düşünceyi dizginleyebilecek güçte olmadığını söyledi
İslam İnkılâbı Rehberi’nin 2014 Yılı Hac Mesajı
İslam İnkılâbı Rehberi Ayetullah Seyyid Ali Hamanei, büyük Hac kongresi münasebetiyle bir mesaj yayınlayarak hacıları İslam dünyasının meseleleriyle ilgilenmeye çağırdı ve İslam dünyasının öncelikli üç meselesinin Müslümanların birlik ve dayanışması, Filistin sorunu ve asil Muhammedi İslam ile Amerikancı İslam arasındaki farkın algılanması olduğuna dikkat çekti. Bu mesajın metni şöyle:
‘Bismillahirrahmanirrahim
و الحمدللَّه ربّ العالمين و صلّى اللَّه على محمّد و آله الطّاهرين
Âlemlerin Rabbi olan Allah'a şükürler olsun ve Allah'ın selam ve salâvatı Muhammed ve pak hanedanı üzerine olsun.
Kur'ani çağrıya lebbeyk diyen ve Allah'ın evindeki ziyafete koşan siz saadetli insanları saygı ve coşkuyla selamlıyorum. Söylenmesi gereken ilk söz şudur ki, bu büyük nimetin kadrini biliniz, bu eşsiz farizanın ferdi, içtimai, ruhi ve uluslararası boyutları üzerinde düşünerek bu farizanın hedeflerine yakınlaşmak için çaba harcayınız ve Rahim ve Kadir olan ev sahibinizden bunun için yardım dileyiniz. Sizlerle gönül ve dil birliği içerisinde Gafur ve Mennan olan Allah'tan nimetini sizler için tamamlamasını ve Hac ziyareti tevfikini kazandırdığı gibi, Hac ibadetinizi eksiksiz olarak yerine getirme başarısını da nasib etmesini ve inşallah, ibadetinizi kerem içerisinde kabul ederek, sizleri elleriniz dolu ve tam bir afiyet içerisinde öz diyarınıza döndürmesini niyaz ediyorum.
Böylesine içerikli ve eşsiz menasikin sunduğu önemli fırsatta, Hac ziyaretinin en üstün ve en köklü kazanımı olan manevi ve ruhi temizlik ve onarımın yanı sıra İslam dünyasının sorunlarının gözetilmesi ve İslam ümmetinin en önemli ve en öncelikli konularına etkin ve kapsamlı bir bakış, hacıların ifa etmesi gereken görev ve adabın başında yer alır.
Bugün en önemli ve öncelikli konuların başında Müslümanların birlik ve dayanışması ile İslam ümmetinin çeşitli bölümleri arasında mesafe oluşturan düğümlerin çözümü yer almaktadır. Hac, vahdet ve bütünlük ile kardeşlik ve yardımlaşma odağıdır. Hac sırasında herkes müşterekler üzerinde odaklanmayı ve ihtilafları gidermeyi öğrenmelidir. Sömürü siyasetlerinin kirli elleri öteden beri uğursuz amaçlarına ulaşmak için tefrika salma eylemlerini gündemlerinde tutmuştur. Ancak bugün, İslami uyanışın bereketi sayesinde Müslüman milletler emperyalizm ve siyonizm cephesinin düşmanlığını doğru biçimde algılayıp onun karşısında dikilirken, Müslümanlar arasında tefrika çıkartma politikası da daha bir şiddet kazanmıştır. Hilekâr düşman, Müslümanlar arasında kardeş savaşını tutuşturmak ve Müslümanların direniş ve cihad gayelerini saptırmak suretiyle hakiki düşmanlar olan siyonist rejim ve emperyalist uşaklarının güvenliğini sağlamak peşindedir. Batı Asya bölgesinde yer alan ülkelerde tekfirci ve benzeri terör örgütleri kurmak, işbu gaddar politikadan kaynaklanmaktadır. Bu, hepimize Müslümanların birlik ve dayanışması meselesini bugün ulusal ve uluslararası görevlerimizin başında saymamız gerektiğini vurgulayan bir uyarıdır.
Önemli meselelerin bir diğeri de Filistin meselesidir. Bugün gasıp siyonist rejimin kuruluşu üzerinden 65 yıl geçmiş ve bu önemli ve hassas meselede çeşitli inişli ve çıkışlı aşamalardan geçilmiş ve özellikle de son yıllarda gözlemlenen kanlı olayların ardından iki hakikat herkes için aydınlık kazanmıştır.
İlk olarak şunu belirtmek gerekir ki, siyonist rejim ve bu rejimin cinayetkar destekçileri şiddet, vahşet ve tüm insani ve ahlaki ilkeleri çiğnemekte hiç bir sınır tanımamaktadırlar. Cinayet, soykırımı, yıkım, kadınlar, çocuklar ve savunmasız insanların katliamı ile ellerinden gelen her türlü düşmanlık ve zulmü mubah görmekte ve bunlarla iftihar edebilmekteler. Gazze'de son elli günlük savaştaki göz yaşartıcı sahneler, son yarım asırda defalarca tekrarlanan tarihi suçların son örneğidir.
İkinci hakikat şudur ki, bütün bu zulümler ve facialar, gasıp rejimin şefleri ve destekçilerini hedeflerine ulaştıramamıştır. Bu rejim, çirkin politikacılarının siyonist rejim için kafalarında kurguladıkları güç ve aptalca arzuladıkları iktidarın yükselişi yerine her geçen gün çöküş ve yok oluşa daha bir yakınlaşmaktadır.
Muhasara altındaki korunmasız Gazze'nin, siyonist rejimin devreye soktuğu olanca gücü karşısında tam elli gün boyunca direnişi ve sonunda bu rejimin başarısızlığı ve geri çekilişi ile direnişin şartları karşısında teslim oluşu, bu zaaf ve yetersizliğin açıkça sergilenişidir. Bu, şu anlama gelmektedir ki, Filistin milleti her zamankinden daha çok ümitli olmalı, İslami Cihad ve HAMAS mücahidleri çaba, azim ve gayretlerini arttırmalı, Batı Şeria daima gösterdiği onurlu yolunu daha güçlü ve daha sağlam bir biçimde izlemeli, Müslüman milletler Filistin'in gerçekten ciddi bir biçimde desteklenmesini istemeli ve Müslüman devletler de bu yolda samimi bir biçimde adım atmalıdırlar.
Üçüncü önemli ve öncelikli konu ise, İslam dünyasındaki aktif dava adamlarının asil Muhammedi İslam ile Amerikancı İslam arasındaki farkı dikkatle gözetmeleri, bu ikisinin birbirine karıştırılmaması ve bu bağlamda yanılgıya düşülmesinden kendileri ve başkalarını sakındırmalarıdır. İlk kez rahmetli büyük İmam'ımız bu iki olgunun ayrıştırılması için çaba harcadı ve bu konuyu İslam dünyasının siyasal literatürüne kazandırdı. Asil İslam, sefa ve maneviyat İslam'ı, takvalı ve halka dayalı bir İslam'dır ve «اَشِدّاءُ عَلَى الكُفّار رُحَماءُ بَينَهُم»‘kâfirlere karşı çetin, kendi aralarında merhametli'[1]olma İslam'ıdır. Amerikancı İslam ise ecnebilere uşaklık ve İslam ümmetiyle düşmanlık üzerine bir kılıf geçirilmesinden ibarettir. Müslümanlar arasında tefrika ateşini körükleyen, ilahi vaade güven yerine Allah'ın düşmanlarına güvenen, siyonizm ve emperyalizm yerine Müslüman kardeşiyle savaşan ve öz milleti ya da başka milletlere karşı emperyalist Amerika'yla birlikte hareket eden İslam, gerçek İslam olamaz. Bu, her sadık müslümanın mücadele etmesi gereken tehlikeli ve yıkıcı bir nifaktır. Basiret ve derinlik içeren bir bakış, İslam dünyasının gerçeklerini vurgulayan hakikatler ve önemli sorunları Hak yanlısı olan herkese aydınlatır ve günün görev ve mükellefiyetlerini hiç bir müphem noktaya yer bırakmaksızın belirler. Hac ve bu eylemin menasik ve ilkeleri, bu basireti kazanmak için kaçırılmaması gereken önemli bir fırsattır. Bu yüzden, siz saadetli hacıların bu ilahi nimetten eksiksiz olarak yararlanmanızı ummaktayım.
Çabalarınızın Allahu Taala katında kabul görmesini niyaz ediyor ve hepinizi yüce Allah'a ısmarlıyorum.
Allah'ın selam ve rahmeti üzerinize olsun.
Seyyid Ali Hamanei
30 Eylül 2014
5 Zilhicce 1435
8 Mehr 1393
[1] - Feth suresi / 29.ayetin bir bölümü
İran’dan gövde gösterisi
ABD’nin uyguladığı ambargoya rağmen havacılık ve uzay alanında kendi teknolojisini geliştirten İran, gövde gösterisi yaptı. Tahran’da düzenlenen ‘Hava ve Uzay Sanayinde Yerli Güçler’ fuarında sergilenen hava araçları ve sistemleri dikkat çekti.
İran… Yıllardır ABD ve Batı dünyasının ambargoları altında, kendi teknolojisini geliştiren ve dışa bağımlılığı olmadığını gösteren ülke.
2011 yılında hava sahasını ihlal eden Amerika’nın radara yakalanmayan insansız hava aracını düşürerek büyük şaşkınlığa yol açan İran, geliştirdiği teknolojisiyle bir kez daha gövde gösterisi yaptı.
Tahran’da düzenlenen ‘Hava ve Uzay Sanayinde Yerli Güçler’ fuarı kapılarını ziyaretçilere açtı. Uçak ve Uzay sanayinde dikkat çeken fuara, Fransa, Almanya ve Çin gibi yabancı şirketlerin yanı sıra yüzden fazla yerli şirket katıldı.
İranlı havacılık ve uzay mühendisleri, geliştirdikleri son teknolojileri görücüye çıkardı. Fuarda sergilenen yerli uçakların yanı sıra, insansız hava araçları, simülatörler ve kritik öneme sahip donanımlar dikkat çekti.
İran seri üretime başladığı donanım ve parçaları yabancı müşterilerine satmaya hazırlanıyor.
Yakup Aslan/ulusal
Ruhani: Terörisleri Destekleyenlerin Şimdi Bunlarla Mücadele İstekleri Gülünçtür
Hasan Ruhani, Tahran'da Slovakya başbakan yardımcısı ve dışişleri bakanı Miraslav Layçak'ı kabulünde yaptığı açıklamada, İran'ın nükleer müzakerelerde çok ciddi olduğunu belirterek, karşı tarafların da ciddi olması gerektiğini ve ancak bu şekilde kalan süre içinde kapsamlı bir anlaşmaya varmanın mümkün olduğunu
Ruhani, Filistin’de terör rejiminin cinayetleri ve Gazze halkının içinde bulunduğu zor durumun yanı sıra terör örgütü IŞİD'in bölgede estirdiği cinayet ve terör havası gibi gelişmelere de temasla; ''terör rejimi İsrail tarafından Gazze'de savunmasız insanların öldürülmesi son derece üzüntü ve kaygı vericidir'' dedi.
İran İslam cumhuriyeti cumhurbaşkanı Ruhani, terörün dünya üzerindeki tehlikesine de temasla; burada gülünç olan durumun, terör örgütlerini silahlandıran ve mali destek veren ülkelerin şimdi bunlarla aniden mücadeleye girmeleri olduğunu söyledi.
Terörün ortadan kaldırılması için bütün ülkelerin ciddi bir işbirliği içinde olmaları gerektiğini belirten Ruhani, 'Zira terör bütün bölge ve dünyayı yakından tehdit etmektedir'' dedi.
Ruhani, İran ve Slovakya ilişkilerine de temas ederek, iki ülke arasında ilişkilerin geliştirilmesi için önemli kapasitesinin olduğunu belirtirken, Slovakya dışişleri bakanı da, İran'la her alanda ilişkileri geliştirmek istediklerini söyledi.
Allah’ın Sadık Eri Kasım Süleymani
CIA’nın bir eski memurunun onun hakkındaki “İran Kudus Ordusu komutanı General Kasım Süleymani, Ortadoğunun en güçlü adamıdır.” sözleri herkesi bu güçlü adamı tanımaya sevk ediyor.
Ehlibeyt (a.s) Haber Ajansı ABNA- Önceki yazılarımdan farklı bir yazı yazmak istiyorum. Bu yazının konusu günümüzün maruf erlerinden bir Allah’ın kulunun vasfı olacak.
Önceki yazılarımdan farklı bir yazı yazmak istiyorum. Bu yazının konusu günümüzün maruf erlerinden bir Allah’ın kulunun vasfı olacak; yani devrim muhafızı kardeşimiz komutan Hac Kasım Süleymani. Bu tanıtım yazısı kardeş Süleymani için değildir çünkü benim kalemimden tanıtılmaya ihtiyacı olmadığı gibi bu yazıdan rahatsızda olabilir, bu özrümden dolayı öncelikle ondan af diliyorum.
Yazıyorum çünkü ben ve devrim muhafızlarından birçok kardeş özellikle genç olanlar bu yazıya şiddetle ihtiyaç duyuyoruz.
Bu yazıyı yazma motivasyonu aslında genç bir devrim muhafızının sorusu neticesinde oluştu. Bir kaç gün önce mukaddes Meşhed şehrinde bölge gelişimleri üzeri bir toplantı için devrim muhafızları kara güçlerinin imam Rıza (a.s) eğitim merkezinde kardeşlerimin yanında bulunma tevfikine vardım. Toplantının sonunda her zaman olduğu gibi bir kaç devrim muhafızı toplantıyı aşan soruları sormak için yanıma geldiler. Bu arada genç kardeşlerden biri ki ilk on yıl hizmetini dolduruyordu yüksek bir sesle diğerlerinden farklı bir soru sordu.
Komutan Süleymani kimdir ve ne yapıyor?
Nasıl bu derece başaralı ve meşhur oldu?
Sesinin tonuna ve güzel yüzüne dikkat ettiğimde kendine örnek aradığı niyetiyle sorduğu aklıma geldi. Hakikatte Hac Kasımi daha çok tanımak istiyordu ve onu devrim muhafızlığı örneği olarak anlamak istiyordu. Kesinlikle bu soru farklı niyetlerle birçok devrim muhafızının, besicinin ve normal halkın sorusuydu.
Medya ve farklı kanallarda özellikle sanal âlemde Hac Kasım dostları ve düşmanları, özellikle düşmanları tarafından vasf edilince doğal olarak genç devrim muhafızı kardeşimiz daha çok onu tanımak için soru sorar. Medyada CIA’nın bir eski memurunun onun hakkındaki “Kasım Süleymani, İran Kudus Sipahı komutanı, orta doğunun en güçlü adamıdır.” sözleri herkesi bu güçlü adamı tanımağa sevk eder.
Komutan Süleymani’nin Gazze’deki son savaşta direniş gruplarının liderlerine yazdığı meşhur mektup yayınlayınca Arap yazar Abdulbari Atvan bir makalede mektubu şöyle değerlendirir: “Bu mektup İsrail’in korkusu ve arap liderleirnin şaşkınlığına neden oldu.” Bir çok kişi bu mektubun yazarını daha çok tanımak ister.
Bir Iraklı askeri komutan Associated Press’eşunları der: “Eğer İran’ın ve komutan Süleymani’nin istişareleri olmasaydı biz Samerrayı teröristlere bırakmaya mecbur kalırdık.” Bu komutan bu konuşmasının başka yerinde şunu dile getirir: “Süleymani nasıl Şam’ı Esad için savunduysa Bağdat ve Samerrayı da korumak istiyor.’’
Tüm bunlar genç devrim muhafızının bu cesur İslam İnkılabının kahramanını tanımaya sevk eder. Bu örnek devrim muhafızı bu zamanda Suriye’yi ve Irak’ı teröristlerin şerrinden ve yerli ve uluslararası hamilerinden kurtarandır. Bu komutan daha çok ve daha iyi tınılmalı.
Evet bir çok uluslararası maruf analistlerin ve stratejistlerin değerlendirmesi son on yılda batının özelikle Amerika’nın batı Asya’daki başta Suriye ve Irak ülkeleri olmak üzere tüm planlarının yenilgiye uğramasında komutan Süleymani`nin önemli etkisi yönündedir. Onun ayrıca Lübnan Hizbullah’ının 33 gün savaşı, Filistin direniş gruplarının 22 gün savaşı, 8 gün savaşı ve 51 gün savaşı zaferlerinde ki rolü ve önemi eşsizdir.
Herkes zamanımızda emperyalizme karşı gerçek savaşçıyı daha çok tanımak ister. Evet, bir Amerikalı senatör Amerika meclisinde sinirli ve çaresizce görgüye ve politikaya aykırı olarak ’’Komutan Süleymani terör edilmeli’’ diye bağırıyorsa herkes mağrur, zalim ve katil Amerikalıları çaresiz bırakan bu İslam ordusu komutanını daha çok tanımak ister.
Ben bu genç devrim muhafızının sorusuna genel olarak cevap verdim, burada daha ayrıntılı ve ek bilgiyle tekrarlıyorum.
Komutan Süleymani, kutsal savunma yıllarının armağanı ve yiğitlik destanı yazan cephe arkadaşlarının hatıralarını bugüne getirendir. Şehit komutanlar şehit Harrazi, Himmet, Bakeri, Zeyneddin, Kazemi vs. Komutan Süleymani`nin cephe dostlarıydı.
Hac Kasım Süleymani kutsal savunma yıllarında direnişle elde ettiklerini muhafıza eden ve yükseltendir. Hac Kasım bir devrim muhafızıdır ve İmam Humeyni’nin buyurduğu üzeri devrim muhafızlığını muhafıza edendir. O şimdi İslam inkılabının muhafızlık ölçütünün en yüksek derecesindedir. O Sipahın esasnamesinde ki tanımlanan devrim muhafızının manası üzerine bir sipahidir: “Devrim muhafızı Allah yolunda ve İslam İnkılabı ve neticelerini savunma için her yönden cihada hazır ve Sipahın üyeliğine kayıt olandır.”
Evet, hac Kasım kutsal savunma yıllarından sonra cihadi vasfını korudu ve tüm gücüyle islamın ve beşeriyetin düşmanlarına karşı savaşı sürdürdü. O bu yolda sadakat ve ihlasla zamanın ilahi veli fakihi hazreti İmam Hameney’in emrinde fedakârlık ve şehadete hazır oluşunu ispatladı. O İmam Ali’nin buyurduğu insanlardandır, İmam Ali buyuruyor: “Cihad Cennetin kapılarındandır ki Allah has velilerine onu açar.” Hac Kasım iyi biliyor ki din ve dünya işi ancak cihatla düzelir; bu yönden cihat onun nazarında yüce ve değerlidir.
Aziz muhafızlar ve besiciler ve Süleymani`yi daha iyi tanımak isteyen herkes bilmelisiniz ki o aziz rehberin istediği devrim muhafızlığının ruhu ve hakikatini idrak etmiştir ve sürekli buna önem vermiştir.
Hac Kasım Süleymani mukaddes İslam Cumhuriyeti nizamında muhafız olmayı kendine bir büyük tevfik biliyor, aziz rehber de devrim muhafızlarına buyurur:’’ Bu (devrim muhafızlığı) siz kardeşler için büyük bir tevfik ve iftihardır… devrim muhafızı üstün bir ünvandır; bu unvanı tüm özellikleriyle varlığınızda, kalbinizde, ruhunuzda ve zihninizde koruyun. Bu inkılap için gereklidir.’’
Hac Kasım Süleymani ile çalışan herkes onun İmam Humeyni ve rehberiyet makamının tüm vasıflarıyla istediği devrim muhafızı olduğuna tanıklık ederler. Allah ile olma, takvalı olma, ihlas, kendini yetiştirme, Allah’a dua ve yakarış, dini marifet ve siyasi basiret, aklaniyyet ve tedbir, Allah yolunda direnme, yılmama, disiplin, dünyevilikten arınma, ilahi rızayı kazanma, aileye özen vs. bir vasfılar bütünü olarak yüce rehberiyyet makamı bir devrim muhafızı için ön görmüştür ve tüm bu vasıflar bu Allah’ın erinde en üst derecede görünmektedir.
Hazreti İmamın “Keşke bende bir devrim muhafızı olsaydım” sözüne en iyi örnek hac Kasımdır. Evet, hac Kasım bu özellikleriyle düşmanı yıldırıyor, Amerika ve siyonistlerin bölgede ki hedeflerine varmalarını engelliyor ve sadece adı direniş cephesindeki askerlere büyük bir moral veriyor. Aynı hac Kasım kendini velayetin askeri olarak biliyor ve aziz rehberine aşk ile bağlılığını kanıtlıyor. O şehadet için anları sayıyor ve dostlarından şehid olması için dua etmelerini talep ediyor.
Evet, bu Allah’ın eri velayet mektebinde terbiye görmüş bir devrim muhafızı olarak bütün dünyada ki hürriyet için direnenlere özellikle dünyada ki devrim muhafızlarına en iyi örnektir. Evet tek sözle: Hac Kasım Süleymani Allah’ın eridir ve Allah onunladır. Allah buyurur: Kim Allah ile olursa, Allah onunladır.
Dr.Yedullah Cevani




















