Bismillahirrahmabnirrahim
"İran'ı yıkarız harıtadan sileriz" gibi iddialarla İran İslam Cumhuriyetine saldıran ABD'nin kendi tanınmış senatörlerinin, İsrail gazetecilerinin ve dünya gözlemcilerinin itirafı gereği İran karşısında pes etmesi Allah'ın mümin kullarına vaadının hak olduğunu mücizevi bir şekilde gözler önüne serdi. Şimdi bu büyük başarı ve zaferin sırrını inceleyelim.İran’ın Direniş ve Zaferinin Sebepleri1. Yüce Allah'ın Vaadine Gerçek Manada İnanmakBu savaşta Yüce Allah'ın, vaadine inanan bir topluma, Allah kendi vaadinde sadık olduğunu mücizevi şekilde göstermiştir.Allah buyuryor ki: “Biz bir millete verdiğimiz nimeti onlar kendi durumlarını değiştirmedikçe (nankörlük etmedikçe) değiştirmeyiz.” Yine buyuruyor ki: “Eğer Allah’a (Allah’ın dinine) yardım etseniz Allah da size yardım eder ve size direniş gücü verir. “Yine buyuruyor ki “Allah size yardım ederse size galip gelecek olan bulunmaz.” İşte millet olarak Allah’ın dinine sahip çıkan Filistin’de ve diğer İslam ülkelerinde zalime karşı mazlumun yanında yer alan bir millete yüce Allah yardım ve desteğini esirgemedi. Eğer Peygamberle ve İmamların tarihinde bazı dönemlerde zahirde yenilgi olmuşsa bu o dönem halkının toplum olarak hak cephesinin yanında yer almadıklarını gösterir. 2. Binlerce Yıllık İnsani Bir Medeniyetten Gelen Değerler İran, hangi açıdan incelenirse incelensin, ulus-devlet kavramı içinde değerlendirilen bir ülke değil, bir medeniyettir. Bu, diğer birçok ülke gibi mevcut tanınmış sınırlarının bir ürünü olmadığı anlamına gelir. O, kendi tarihinin, kültürünün ve medeniyetinin bir ürünüdür.On iki günlük saldırı ve ardından gelen Ramazan Savaşı, bahsedilen gerçeği açıkça göstermiştir. İran’ın şaşırtıcı ve beklenmedik direnişi ile dayanıklılığı bu gerçeklerin sonucuydu. Farklı cephelerde direnen, bu ülkenin tarih ve medeniyetiydi. Ayrıca, askeri teknolojinin hem donanım hem de yazılım alanındaki çeşitli bölümleri, bu milletin iç kapasitelerine ve yeteneklerine borçluydu. On yıllardır her türlü yaptırıma maruz kalan bir ülke, işte bu kapasitelere dayanarak öyle bir caydırıcılık seviyesine ulaştı ki, tepeden tırnağa silahlı iki saldırgan, savaşın ortasında ateşkes talebinde bulundu. Bütün bunlar, aynı canlı ve dinamik tarih ve medeniyete borçludur.İran’ın tarihi ve medeniyeti binlerce yıllık bir geçmişe sahiptir; bir kısmı bir dereceye kadar mitolojiktir, bu da bu toprakların tarihinin eskiliğinin bir işaretidir. Rüstem, Söhrab ve Siyavuş'tan, Tahmten ve Sûdabe’ye kadar uzanan tüm bunlar, bu milletin kolektif hafızasında aktif olarak yer almaktadır ve bu dayatılan savaş boyunca onun farklı tezahürlerini görüyoruz. Yazılı tarihi Medler ve ardından Ahamenişler ile başlar ve kesintisiz devam eder. 3. İslamı Hakkınca Kavrayarak YaşamakBüyük bir dönüm noktası, İslam’ın İran’a gelişidir; İslami değerler en iyi bir şekilde özümsenmiş ve hatta onun yaratıcılığını harekete geçirmiştir. Dini, felsefi, kelami, mimari, sanatsal, edebi ve hatta Arap edebiyatı gibi çeşitli alanlarda İranlılar, görkemli İslam medeniyetinin en büyük pay sahipleridir. Sadece Şii hadis kaynaklarının yazarları değil, Sünnilerin tüm önemli hadis kitaplarının yazarları da İranlıdır.İş müslüman olmak değil asıl iş İslam’ı hakkınca anlamak ve onun özüyle bağ kurabilmektir. Bu İran milletinde öne çıkan özelliklerden biridir. Elbette İslam, İran'ın tekelinde değildir isteyen her millet Allah'ın yardımıyla bu yolu izleyebilir.4. Ehlibeyt Mektebini Tanımakla Şereflenmek Diğer bir dönüm noktası ise Şiiliğin İran’a ayak bastığı ve bu ülkenin resmi mezhebi haline geldiği zamandır.İran, kadim medeniyetinden sahip olduğu mirasla birlikte, dini açıdan kayıp olanını Ehl-i Beyt’in (a.s) yüce öğretilerinde ve Hz. Peygamber ilim kapısı olan İmam Ali’nin (a.s) sözlerinde ve örnek hayat ve yönetiminde buldu ve Peygamberin sarılmaya emrettiği Ehl-i Beyt’e sımsıkı sarıldı onları örnek edindi. İşte zulümle mücadele de Hz. Ali’nin yolunu şu sözlerinde hulase etmek mümkündür:”Zillette yaşamak ölümdür ve izzeti ölüm hayattır.”Ve İmam Hüseyin’in (a.s)
şöyle buyuruyordu:“Heyhat min ez-zille (Zillet bizden uzaktır), biz zillete asla boyun eğmeyiz.”Şiilik, İslam’ın ilk yıllarından ve Ehl-i Beyt’in Emevilerin zalim yöntemlerine muhalefet ettiği dönemden itibaren İran’ın bazı bölgelerinde ve daha sonra son beş yüzyıldan beri genel olarak İranlıların bireysel ve kolektif yapılarını derinden etkilemiş, hatta dönüştürmüştür.Şiilik; inançlar, hükümler, ahlaki öğretiler ve kendine has merasimlerden oluşan bir bütündür. Asıl nokta, başında İmam Hüseyin’in yasının tutulduğu ve Aşura olayının ve sonrasındaki hadiselerin anıldığı bu merasimlerdir. Bu bağlamda, Aşura günü yaşananlar ve kahramanlarının cesareti ile yüce gönüllülüğü, İmam’ın Ehl-i Beyti’nin esir düşmesi, karşılaştıkları musibetler karşısında mazlumiyetleri ama aynı zamanda sergiledikleri şaşırtıcı direniş ve İbn Ziyad ile Yezid gibi zalimlere karşı durup hak ve hakikati savunmaları kadar önemli ve etkilidir.İranlıların, düşmanların vahşice saldırılarına ve ağır bombardımanlarına karşı gösterdiği kahramanca dayanıklılık, Aşura olayının bütünü ve Ehl-i Beyt’in esaretinden edindikleri ve edinmekte oldukları bu tasavvurun derinden etkisi altındadır. Bu durum özellikle kadınlar için daha da geçerlidir. Onların hem bombardımanların yol açtığı musibetlere katlanmalarındaki hem de çeşitli sahnelerde, özellikle de toplanmalarındaki aktif varlıklarındaki ilham kaynağı, büyük ölçüde ve hatta tamamen İmam Ali’nin (a.s) değerli kızının (Hz. Zeynep) dayanıklılığı, cesareti ve tevekkülünün etkisi altındadır ve öyle olmaya devam etmektedir.Kısacası, İmam Hüseyin için tutulan yas, İranlıların hem bireysel kişiliklerini hem de sosyal ve tarihi yapılarını belirlemektedir. Bireyler, onların geneli İmam Hüseyin’in, yakınlarının ve ashabının direnişini, yiğitliğini ve mertliğini hatırlar. Tıpkı kadınlarının, Hz. Zeynep’in dayanıklılığını, cesaretini ve açık sözlülüğünü hatırladıkları gibi.Toplumsal açıdan, yas tutmanın İran toplumunda inşa ettiği çok ve çeşitli yapılar sürekli olarak varlığını sürdürmektedir. Sine vurma (deste) merasimlerinden, ravza meclislerine kadar İran halkını derinden etkileyen bu merasimler, Şia toplumunda insani ve adalet arayışı duygularının coşmasına sebep olur. Bahsedilen tüm noktalar, bu dayatılan vahşice savaşın farklı aşamalarında gözlemlenebilir.Bu gerçeklerin devamlılığının asıl nedeni, bu merasimlerin dini bir mahiyete sahip olmasıdır. Yani masum İmamlar tarafından tavsiye edilmiştir ve dinin bir parçasıdır; belirli koşullar nedeniyle ortaya çıkmış sosyal, kültürel ve tarihi geleneklerin bir parçası değildir. Bu yüzden zamanın geçmesiyle zayıflamaz ve unutulmaz.Yani Kısaca İran milleti, İslam’ın asıl kaynağı olan Resulullah’a (Allah’ın salat ve selamı ona ve Ehlibeyt’ine olsun) en yakın ve en sağlam araçlar olan her yönüyle örnek alınabilecek Peygamber’in Ehlibeyt’inden almış bu yüzden İslam’ın bütün güzelliğini yansıtan bir ayna olmuştur. Ancak bu sayede milletler kendi hakiki kimliklerindeki olan değerlere kavuşabilirler.
Murtaza Turabi




















