İransız ve Filistinsiz ittifak güvenlik üretmez

Rate this item
(0 votes)
İransız ve Filistinsiz ittifak güvenlik üretmez

Ankara, İslamabad ve Riyad’ı ortak savunma çatısı altında buluşturan paktın hedefleri tartışılıyor. Uzmanlar İran’ı dışlayan bir güvenlik düzeninin bölgede kalıcı koruma sağlayamayacağını vurguluyor


Mekke’de imzalanan üçlü savunma paktı, Türkiye’yi Suudi Arabistan ve Pakistan’la yeni bir kolektif güvenlik düzeninde buluşturdu. Suudi Arabistan’ın ekonomik gücü, Türkiye’nin askerî kapasitesi ve Pakistan’ın nükleer caydırıcılığı aynı çatı altında birleşirken, anlaşmanın hangi tehdidi hedef aldığı tartışması da başladı.

Paktın İran’ı çevrelemeye yönelik bir güvenlik yapılanması mı, yoksa İsrail saldırganlığına karşı İslam ülkelerini yakınlaştıracak ilk adım mı olduğu sorusu öne çıktı. NATO’yla ilişkisi, ABD’nin rolü ve Hindistan-Çin rekabetine etkisi de anlaşmanın bölgesel sınırları aşan yönlerini oluşturdu. İstinye Üniversitesi Öğretim Üyesi Emekli Tuğgeneral Prof. Dr. Fahri Erenel ile Gaziantep Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ali Fuat Gökçe, üçlü savunma paktının olası sonuçlarını Aydınlık’a değerlendirdi.

‘ABD’nin onay vermiş olması gerekir’

Anlaşmanın uzun süredir hazırlanan bir sürecin sonucu olduğunu belirten Erenel, şunları anlattı:

“Uzun süredir altyapısı oluşturulmaya çalışılan bir konuydu. Önce Pakistan ile Suudi Arabistan arasında savunma anlaşması imzalandı. Bunun, bugünkü anlaşmanın öncüsü olduğunu söyleyebiliriz. İran’a yönelik saldırılar başlayınca Pakistan’ın Suudi Arabistan’a 8 bin civarında asker, savaş uçakları ve çeşitli askerî unsurlar göndermesi de anlaşmanın ilk uygulamasıydı.

“Ardından Suudi Arabistan’ın özellikle Kızıldeniz’de Husilere karşı bir deniz gücü oluşturma arayışı gündeme geldi. Türkiye’nin de buraya katılacağı, resmî olarak açıklanmasa bile, dile getirildi. Böyle bir bölgesel ittifakın oluşabilmesi için öncelikle Amerika’nın onay vermiş olması gerektiğini düşünüyorum. Çünkü Trump’ın üç ülkeyle de ilişkileri oldukça iyi. İlişkilerin lider diplomasisiyle yürütüldüğü bir aşamadayız.”

‘Üçlü yapının hedefi İran’ı çevrelemek’

Üçlü yapının hedefinin İran’ı çevrelemek olduğunu vurgulayan Erenel, şöyle devam etti:

“Bence bu yapının şu andaki hedefi İran’ı çevrelemek. Dikkat ederseniz İran tam anlamıyla çevrelenmiş oluyor. Bu, mezhep odağında yürütülen bir hamle. Fakat burada bir parantez açmak gerekir: İran’ın içinde olmadığı bir bölgesel güvenlik kompleksi gerçekten koruma sağlayabilir mi? Hayır.”

Anlaşmanın İsrail’den çok İran’a yöneldiğini ifade eden Erenel, üç ülkenin İsrail’le ilişkilerine işaret etti:

“Suudi Arabistan, İbrahim Anlaşmaları’na yanaşmıyor. Pakistan’ın İsrail’le ilişkileri iyi değil ve Pakistan hâlâ İsrail’i tanımıyor. Türkiye-İsrail ilişkilerini de biliyoruz. Dönemsel olarak iyi olsa bile zaman zaman tamamen devreden çıkıyor. Buna rağmen anlaşmanın İsrail değil, İran odaklı olduğu açık biçimde görülüyor. Bu üçlü yapı birtakım riskler taşıyor ancak ülkeler arasındaki diğer işbirliği alanlarını da geliştiriyor.”

Hindistan cephesine dikkat çekti

Paktın Hindistan’ın bölgede geliştirdiği ilişkilere de karşılık verdiğini söyleyen Erenel, IMEC Koridoru’na dikkat çekti:

“Ermenistan’ın Hindistan’la Kafkasya’ya yönelik bir savunma işbirliği anlaşması var. Tam anlamıyla karşılıklı savunma anlaşması olmasa da savunma sanayisini ve diğer alanları kapsıyor. Hindistan’ın Yunanistan’la da benzer bir anlaşması bulunuyor. Hindistan Başbakanı Narendra Modi, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’ni ve İran Savaşı’nın başladığı dönemde İsrail’i ziyaret etti. Bu sürecin aynı zamanda Hindistan’a karşı oluşturulmuş bir cephe olduğunu düşünüyorum.

“Bunun IMEC Koridoru’yla da bağlantısı var. Amerika’nın bu koridora onayı bulunuyor. Koridorun bu üçlü yapıdaki giriş noktası Suudi Arabistan olacak. Mallar buradan Ürdün ve İsrail güzergâhıyla Avrupa’ya gidecekti. Barry Buzan’ın güvenlik kompleksi yaklaşımında ‘alt güvenlik bölgeleri’ teorisi vardır. Bunun en fazla uygulandığı yerin Orta Doğu olduğu söylenir. Açıkçası bu, beklediğimiz bir gelişmeydi.”

‘NATO üyeliği engel değil’

Türkiye’nin NATO üyeliğinin başka savunma anlaşmaları yapmasına engel oluşturmayacağını da belirten Erenel, şunları söyledi:

“Türkiye bir savaşa girdiğinde ya da Pakistan’a yardım amacıyla harekete geçtiğinde NATO devreye girer mi? Hayır. NATO’nun devreye girebilmesi için Türkiye’nin saldırıya uğraması gerekir. Türkiye’nin kendi iradesiyle girdiği bir savaşa NATO desteği sağlanmaz. Dolayısıyla NATO’nun 4. ve 5. maddelerinin bu durumu kapsayacağını düşünmüyorum.

“NATO üyesi ülkeler başka devletlerle bu tür anlaşmalar yapabilir. Almanya, Litvanya ile imzaladığı anlaşma kapsamında 2027 yılına kadar bu ülkede beş bin kişilik zırhlı tugay oluşturuyor. Polonya’nın da Ukrayna ile ikili anlaşmaları var. NATO üyesi olmak, başka savunma anlaşmaları yapılmasına engel değil. Aksi olsaydı Fransa ile NATO üyesi olmayan Güney Kıbrıs Rum Yönetimi arasında askerlerin statüsüne ilişkin anlaşma da imzalanamazdı.”

‘NATO’yu doğuya taşımanın bir yolu’

Erenel, üçlü paktı AUKUS ve QUAD gibi bölgesel güvenlik yapılanmalarıyla ilişkilendirdi:

“Bu yapı, ‘NATO 3.0’ anlayışı kapsamında oluşturulan ve NATO’nun devamı gibi düşünülen bölgesel güvenlik komplekslerinden biri. İlk örneklerden biri Avustralya, İngiltere ve Amerika Birleşik Devletleri arasındaki AUKUS’tur. Güney Kore, Japonya ve Amerika arasında oluşturulan, Filipinler’in de kısmen dâhil olduğu bir güvenlik yapılanması var. Hindistan’ı da dâhil etmeye çalıştıkları QUAD dörtlüsü bulunuyor. Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan arasında kurulan yapıyı bunların devamı olarak görüyorum.”

Anlaşmanın Çin boyutuna da değinen Erenel, şu ifadeleri kullandı:

“NATO’yu doğrudan doğuya doğru genişletmek mümkün değil. Ancak bunu bölgesel güvenlik kompleksleri üzerinden yapmak mümkün. Yapı yalnızca İran’ı değil, daha geniş ölçekte Çin’i de etkiliyor. Fakat Suudi Arabistan, Çin’in en önemli petrol tedarikçilerinden biri. Pakistan-Çin ilişkileri de çok iyi durumda. Gwadar Limanı bunun en önemli örneği. Türkiye-Çin ilişkilerinin de son dönemde yeniden ivme kazandığını görüyoruz.”

Erenel, değerlendirmesini şöyle tamamladı:

“Bu hamleyi, Trump’ın bölgesel güvenlik kompleksleri yaklaşımı kapsamında NATO’yu doğuya doğru genişletme girişimi olarak görüyorum. Aynı zamanda Amerika’nın kendi askerî gücünü kullanmadan ve ilave maliyet üstlenmeden, bölgenin kontrolünü iyi ilişkiler kurduğu ülkeler üzerinden sağlamaya yönelik bir hamledir.”

‘Para, askeri güç nükleer silah’

Ali Fuat Gökçe de anlaşmanın Mekke’de imzalanmasının taşıdığı anlama dikkat çekti:

“Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasında yapılan savunma işbirliği anlaşması önemli sonuçlar doğurabilir. ‘Mekke’ adını taşıması ve burada imzalanması da anlamlıdır. Mekke’nin İslam dünyasındaki yeri dikkate alındığında bu anlaşma, İslam devletlerinin birlikte hareket etmesi bakımından bir başlangıç olabilir.”

Üç ülkenin farklı alanlardaki güçlerinin birbirini tamamladığını belirten Gökçe, şöyle konuştu:

“Zengin Suudi Arabistan, askerî yönden güçlü Türkiye ve nükleer silaha sahip Pakistan’ın anlaşmanın tarafları olması, güçlü bir ittifakın ortaya çıkabileceğini gösteriyor. Pakistan’ın Hindistan’la yaşadığı anlaşmazlıklar, Suudi Arabistan’ın dünyadaki etkinliği ve Türkiye’nin bölgesel güç olması bu yapıyı daha da güçlendiriyor. Suudi Arabistan’ın ekonomik imkânları da ittifak kapsamında izlenecek politikaları destekleyebilir.”

‘İran Körfez’i değil ABD üslerini vuruyor’

İran’ın Körfez’deki ABD hedeflerine yönelik saldırılarının anlaşma kapsamında nasıl yorumlanacağının belirleyici olacağını ifade eden Gökçe, şöyle devam etti:

“İsrail-ABD-İran çatışmasında İran’ın Suudi Arabistan’daki ABD hedeflerine düzenlediği saldırıların nasıl değerlendirileceği önem taşıyor. Bu saldırıların Suudi Arabistan’a yapılmış sayılacağını tahmin etmiyorum. Çünkü böyle bir yaklaşım İslam dünyasını ikiye böler. İran Körfez ülkelerine değil, bu ülkelerdeki ABD hedeflerine saldırıyor. Tarafların bu ayrımı nasıl değerlendireceğine özellikle dikkat etmek gerekiyor.”

Türkiye’nin NATO dışındaki ülkelerle farklı güvenlik ilişkileri kurabileceğini belirten Gökçe, değerlendirmesini şöyle tamamladı:

“Türkiye’nin NATO hükümlerinin dışında farklı ittifaklarla işbirliği yapması mümkündür. Ancak bu anlaşma NATO’nun devamı olarak değerlendirilmemelidir.”

Mekke savunma anlaşması

Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasında karşılıklı savunma yükümlülüğü getiren üçlü pakt imzalandı. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman ve Pakistan Başbakanı Muhammed Şahbaz Şerif, 7 Ağustos’ta Mekke’deki Safa Sarayı’nda bir araya geldi.

Birine saldırı üçüne saldırı sayılacak

Ortak açıklamada paktın temel hükmü şöyle duyuruldu:

“Anlaşma, her türlü saldırganlığa karşı kolektif caydırıcılığı güçlendirmeyi amaçlamakta ve üç devletten herhangi birine karşı gerçekleştirilecek bir silahlı saldırının hepsine karşı yapılmış sayılacağını hükme bağlamaktadır.”

Savunma işbirliğinin yalnızca saldırı anıyla sınırlı tutulmayacağı da belirtildi:

“Anlaşma ayrıca, üç devlet arasındaki savunma işbirliğinin tüm boyutlarıyla geliştirilmesini öngörmektedir.”

Üç liderin imzaladığı paktın, ortak güvenliği güçlendirme ve bölgesel istikrarı destekleme iradesini yansıttığı kaydedildi:

“Taraflar, kolektif güvenliklerini daha da güçlendirmek, bölgede ve ötesinde barış, güvenlik ve istikrarı teşvik etmek, güvenli ve müreffeh bir geleceği birlikte inşa etmek yönündeki ortak iradelerini yansıtan Ortak Savunma Anlaşması’nı imzalamışlardır.”

Uygulama esasları açıklanmadı

Ortak açıklama, üçlü paktın siyasi çerçevesini ortaya koydu. Ancak anlaşmanın tam metni paylaşılmadı. Karşılıklı yardımın otomatik askerî müdahale anlamına gelip gelmediği belirtilmedi. Karar mekanizması, coğrafi sınırlar, ortak komuta yapısı ve kuvvet tahsisine ilişkin hükümlere de yer verilmedi.

Anlaşmanın ne zaman yürürlüğe gireceği ve tarafların hangi iç hukuk süreçlerini izleyeceği de açıklanmadı. Bu nedenle paktın sahadaki karşılığı, uygulama belgeleri ve üç ülkenin atacağı yeni adımlarla netleşecek.

İkili anlaşma üçlü pakta dönüştü

Yeni düzenlemenin temeli, Suudi Arabistan ile Pakistan arasındaki uzun süreli askerî ilişkilere dayanıyor. İki ülke Eylül 2025’te Stratejik Karşılıklı Savunma Anlaşması imzalamıştı. Bu anlaşma da taraflardan birine yapılan saldırının diğerine yapılmış sayılması ilkesini taşıyordu.

Pakistan, uzun yıllardır Suudi ordusuna eğitim ve teknik destek veriyor. Reuters, İran’a yönelik savaşın ardından Pakistan’ın Suudi Arabistan’a yaklaşık 8 bin asker ile savaş uçakları, insansız hava araçları ve hava savunma unsurları konuşlandırdığını bildirmişti.

Türkiye’nin katılımıyla ikili güvenlik hattı üçlü bir yapıya dönüştü. Pakistan Savunma Üretim Bakanı Rıza Hayat Harac, üç ülkenin yaklaşık bir yıl süren görüşmeler sonunda ayrı bir savunma anlaşması taslağı hazırladığını açıklamıştı. Harac, taslağın tamamlandığını ancak tarafların kendi iç değerlendirmelerini sürdürdüğünü söylemişti. Mekke’deki imzayla bu süreç sonuçlandı.

Savunma sanayisinde ortaklık

Türkiye ile Suudi Arabistan arasındaki askerî ilişkiler son yıllarda savunma sanayisi üzerinden hız kazandı. Riyad yönetimi, Baykar’la insansız hava aracı alımı, teknoloji transferi ve Suudi Arabistan’da üretim anlaşmaları yaptı. Bu paket, Türkiye’nin en büyük savunma ihracatı olarak duyuruldu.

İki ülke Gökbey helikopterinin ortak üretimi üzerinde de anlaşmaya vardı. Suudi Arabistan’ın KAAN savaş uçağı projesine olası katılımına ilişkin temaslar ise sürüyor. Türkiye ile Pakistan arasında savaş gemisi, eğitim uçağı, mühimmat ve ortak üretim başlıklarında uzun süredir devam eden bir savunma işbirliği bulunuyor.(Ali Erdem Köz/Aydınlık)

Read 11 times
More in this category: « Savaş Ne Zaman Sona Erecek?