Hazreti Zeynep'in (s.a) vefat yıldönümü münasebetiyle...Hazreti Zeynep (s.a) sabır ve direniş örneğidir

Rate this item
(0 votes)
Hazreti Zeynep'in (s.a) vefat yıldönümü münasebetiyle...Hazreti Zeynep (s.a) sabır ve direniş örneğidir

O yüce makamlı hanım, makam ve ahlaki faziletler bakımından öyle büyüktü ki onu Beni Haşimin akilesi unvanıyla adlandırdılar. O, tüm bu makamlara ve Allah Resulünün (s.a.a) Ehlibeyt hakkındaki tüm tavsiyelerine rağmen en kötü davranışlarla karşılaştı.

Beni Haşim’in Akilesi unvanıyla meşhur olan Hazreti Zeynep’in (s.a) yaşamı öğretici derslerle doludur; her biri insanlara yaşam yolunu ve nasıl yaşanılması gerektiğini gösteren dersler ki dünyanın özgür insanlarının örneğidir. Hazreti Zeynep (s.a) Kerbela’da yapıcı ve asli bir rol üstlendi; bu hadisenin tarihi onun fedakârlıkları ve direnişleriyle doludur. O, Kerbela sahnesinde İslam askerlerinin yardımına koşan hemşiresi ve Emevi hâkimlerinin zulümlerini yaptığı cesur konuşmalarında Yezitler karşısında açığa çıkaran kahramandır; böylece Kerbela yiğitliğinin kalıcılığının ve halkın uyanışının şifresi oldu. İmam Seccad (a.s) onun hakkında şöyle buyurdu: “Sen elhamdülillah öğretmensiz âlimsin ve bir anlatıcı olmadan anlayansın”.

Hazreti Zeynep (s.a) Kufe mescidinde Kur’an ve ahkâm dersleri veriyordu. Abdullah ibn Abbas şöyle naklediyor: Bizim akıllı hanımımız Ali kızı Zeynep (s.a) şöyle rivayet ediyor.” İmam Hüseyin (a.s) dini ahkâmı yakınlarına İmam Seccad tarafından öğretmesi için bacısına destur verdi. Onun, dini ahkâm ve şeri hükümleri halka anlatmak için İmam Zeynu’l-Abidin’den özel niyabeti vardı. O saygıdeğer Alevi hanımın evi, her zaman halkın müracaat ve geliş gidiş mekânıydı. O, sahip olduğu yüce ilmiyle Yezid’in meclisinde öne sürdüğü Kur’ani deliller ve ayetlerin tefsiri ile Yezid’in İslam karşıtı hükümetini şiddetle kınadı.

Hazreti Zeynep’in Musibetleri

O yüce makamlı hanım, makam ve ahlaki faziletler bakımından öyle büyüktü ki onu Beni Haşimin akilesi unvanıyla adlandırdılar. O, tüm bu makamlara ve Allah Resulünün (s.a.a) Ehlibeyt hakkındaki tüm tavsiyelerine rağmen en kötü davranışlarla karşılaştı. Ama sabır, tahammül ve eşsiz direnişi ile dünya insanları için bir model ve örnek oldu. Gerçi Hazreti Zeynep’in tüm acı ve musibetlerini ve ömrü boyunca yaşadığı faciaların derinliğini anlatmak gücümüz dışındadır; ama onlardan sadece bazı kesitlere değinmeğe çalışacağız.

Hazreti Ali (a.s) ve Hazreti Fatıma (s.a) Dönemindeki Musibetler

Hazreti Zeynep’in çocukluk dönemi acı ve musibetlerle doludur. Bir taraftan İslam Peygamberinin (s.a.a) ayrılığıyla ve diğer taraftan sevgili annesine lahza lahza varan acı ve dertlerle birlikteydi; öyle acılar ki onlara sebep olanların alnında ebede kadar kalacak utanç verici lekeler bıraktı ve her insanın kalbini yaraladı. Hazreti Zeynep (s.a) annesinin şehadetinden sonra babasının acı, dert ve yalnızlığına şahit idi; öyle ki yalnızlık ve kimsesizliğin şiddetinden başını kuyuya sokuyordu ve mazlumiyet nidasını kuyuya diyordu; böylece belki kuyu Ali’nin (a.s) hak nidasını dinler. Bu arada mazlum babasının dünyanın en bedbaht kişisi tarafından şehit edilmesi hiçbir şekilde telefi edilemeyecek diğer bir büyük musibetti.

İmam Hasan (a.s) Dönemindeki Musibet ve Sorunlar

Babasının şehadetinden sonra kardeşi İmam Hasan (a.s) döneminde de Hazreti Zeynep’in (s.a) musibet ve acıları devam etti. İmanı zayıf insanların minberlerin üzerinde Allah Resulünün (s.a.a) hak halifesi, vasisi ve yardımcısı olan sevgili babasına küfürler yağdırması ve ihanet edilmesi onun için ne kadar zor bir şeydi! Diğer taraftan kardeşinin yalnızlığı ve dostlarının vefasızlığı Zeynep’in kalbini yaralıyor acılarla dolduruyordu. Bu acılar İmam Hasan’ın (a.s) zehirlenme haberini alınca doruk noktaya ulaştı ve bundan daha zor olanı kardeşi defnedilirken tertemiz bedeninin ok yağmuruna tutulması idi. Bu hadislilerle Allah Resulünün (s.a.a) Ehlibeyti’nin ve Müminlerin Emiri Hazreti Ali’nin (a.s) ailesinin ve Hazreti Fatıma’nın (s.a) evlatlarının mazlumiyeti daha çok açığa çıktı. Küfe halkı İmam Ali’nin (a.s) şehadetinden sonra İmam Hasan (a.s) ile biat ettiler; ama biraz geçmeden biatlerini çiğnediler ve ona itaat etmekten kaçındılar. Ordusunun komutanları Muaviye’nin verdiği vadelerle ona ihanet ettiler ve yalnız bıraktılar. Bu şartlar altında Hazreti Zeynep (s.a) kardeşi İmam Hasan (a.s) ve diğer Alevilerle birlikte Kufe’den Medine’ye döndüler ve o hazretin yanında sabır ve istikametle dini değerlerin ve Allah Resulünün kazanımlarının koruyucusu oldular.

İmam Hüseyin’in (a.s) Dönemindeki Musibet ve Zorluklar

Hazreti Zeynep (s.a) Kerbela’da İslam Peygamberinin (s.a.a) önceden haber verdiği musibetleri kendi gözüyle gördü. Aşura günü ikindi vakti Hazreti Zeynep (s.a) ömrünün en acı gününü geride bıraktı; öyle bir gün ki o gün hakkında “Hiçbir gün senin günün gibi değildir Ya Eba Abdillah!” denilmiştir. Öyle bir gün ki bu günde Hazreti Zeynep (s.a) çocukların ve kadınların susuzluktan ciğerlerinin yandığına, evlatlarının, kardeşinin ve kardeş evlatlarının şehadetine şahit oldu. Sonunda kardeşi savaş meydanına doğru gidecekken sanki tüm âlem onun başına yıkıldı ve İmam Hüseyin’in sahipsiz atı çadırlara dönünce Zeynep (s.a) tarihin en musibetli kadını idi.

Hazreti Zeynep’in iki yiğit evladının şehadeti de onu üzüntüye boğdu. Ama asla yüreğinin ateşini ve annelik duygularını açığa vurmadı; sabır ve istikametle İmam Hüseyin’i desteklemeye devam etti ve böylece bir an bile İmam Hüseyin’i (a.s) utandırmamaya çalıştı. O, sadece bu anda değil, kardeşi Abbas’ın (a.s) ve kardeş evlatlarının şehadet zamanında da asla şikâyet etmedi. Öyle tahammül etti ki, kalp kırgınlığını ve hüznünü öyle gizledi ki İmam Hüseyin’in karar, program ve hedeflerinde hiçbir aksama meydana gelmedi. İmamına tabi idi ki İmamı buyuruyordu ki: “Ey Nefis! Sabret ve sana varan her musibeti Allah katında muhasebe et.”

Hazreti Zeynep’in (s.a) Hutbesi

Hazreti Zeynep (s.a) Kufe pazarında halk ile o kadar açık konuştu ki ve onları öyle kınadı ki onların gözlerinden yaşlar akmaya başladı; çünkü İslam’ın büyük hanımı haktan başka bir söz söylemiyordu. Kufeliler hakkı bilmez değillerdi; ama hakka yardım noktasında durmuş idiler. Hazreti Fatıma’nın (s.a) Ensar ve Muhacirlere yüksek sesle seslenişi gibi, İmam Ali’nin (a.s) Kufe halkına yaptığı son konuşmalarda olduğu gibi seslendi.

İbn Ziyad, Kerbela elçisinin Kufe pazarındaki ifşa edici konuşmasından haberdar olunca şiddetle endişeye kapıldı. Çünkü o, İmam Hüseyin (a.s) ve yaranını öldürmekle tüm arzularına ulaştığını sanıyordu. Hatta o hazretin esir düşmüş evlatlarının tüm sessizlik ve sükût içinde ellerinde olacaklarını ve canlarını korumak için onunla her türlü muameleyi yapacaklarını sanıyordu. İbn Ziyad, Ali b. Ebu Talip’in kızının korku içinde meclisine gireceğini ve Kufe pazarında yaptığı konuşmasından ötürü özür dileyeceğini zannediyordu. Ama meclis öyle bir hanımın girişine şahti oldu ki onun zahiri ihtişamına zerre itina etmedi ve beklenenin aksine önceden kendisi için hazırlanan yere gitmedi ve diğer esirler gibi bir köşeye gitti. Kerbela elçisinin gelişi İbn Ziyad için o kadar beklenmedik ve rahatsız edici bir şekildeydi ki İbn Ziyad, onu tanımazlıktan geldi ve yakınlarına şöyle sordu: “Bu tekebbür ve gurur içinde içeri giren kadın kimdir?”

Hazreti Zeynep’in adım atışları ve oturmak için seçtiği yer ve hepsinden daha üstünü kadınsı gururu dünyanın tüm kadınları için bir derstir ve tam bir vakar içinde ilahi hedefler yolunda adım atılabileceğini gösterdi.

Ubeydullah ibn Ziyad Beni Haşim’in Akile’sinin yıkıcı saldırısı ve ateşli sözleri karşısında çaresiz kalmıştı ve onların hatta bir gün bile Kufe’de kalmalarını hükümeti için büyük bir tehlike olarak gördü. Bu yüzden Yezid’e bir mektup yazarak İmam Hüseyin (a.s) ve dostlarının nasıl şehit edildiklerini ve kadınların esir edilişini anlattı ve ondan esirler hakkında karar vermesini istedi. Yezit, yazdığı cevapta esirlerin Kerbela şehitlerinin başlarıyla birlikte Şam’a gönderilmesini istedi.

Yezit’in sarayında da Hazreti Zeynep (s.a) fırsatı ganimet saydı; makamı o kirli meclisten çok daha yüce ve üstün olmasına ve canı tehlikede olmasına rağmen Yezit’in tekebbürünü kınadı ve şöyle buyurdu: “Şimdi bizi mağlup ettiğin ve kendini zafere ulaşmış gördüğün için bizim Allah katında bir değer ve makamımızın olmadığını mı sanıyorsun?” Hazreti Zeynep (s.a) Yezit’in aslını ve nesebini soru altına alarak ona şu hatırlatmada bulundu: Hanedanın Mekke fethinde bizim ceddimiz Allah Resulünün askerlerinin elleri altındaydı; ama ceddimiz kerametinden ötürü onları özgür etti.

Meclise hakim öyle bir ölümcül ve aşağılayıcı havada esir bir kadın, meclisin köşesinden böyle konuşuyor ve Yezit’e, cahiliyet dönemi değerlerini ihya etmek olan maksadını uygulamaya koymasına izin vermiyordu. Hazreti Zeynep (s.a) saltanatı ve tağutun yalancı kudretini alaya alarak ve sonsuz ilahi kudreti açıklayarak, Yezit’in maddi kudretini küçümsedi ve şöyle buyurdu: “Doğrusu sen şimdi göğü ve yeri bize dar ederek ve bizi esir unvanıyla bu tarafa o tarafa döndürerek ve bize musallat olarak bizim Allah katında böyle zelil ve değersiz olduğumuzu mu sanıyorsun? Zafer kazandığın için Allah’ın teveccühüne mazhar olduğunu ve bizi mağlup ettiğin için bizim Allah’ın dergâhında gözden düştüğümüzü sanıyorsun! Bu yüzden gururla etrafına bakıyorsun ve mutlulukla sinene yumruk vuruyorsun ve dünyanın senin istediğin gibi döndüğüne seviniyorsun, işlerin senin istediğin gibi düzeldiğine ve bizim layık olduğumuz hükümete musallat olduğuna seviniyorsun! Ama biraz yavaş! Böyle bilgisizce zafer marşını söyleme! Acaba Allah’ı şu buyruğunu unuttun mu: “Biz kendilerine mühlet verdiğimiz için kafirler bunun kendileri için hayırlı olduğunu sanmasınlar; hiç şüphesiz onlara mühlet veriyoruz ki günahlarını artırsınlar…”

Read 115 times

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile