Displaying items by tag: İran

İran Cumhurbaşkanı'ın Türkmenistan'a gitmesi ile, iki ülke arasında farklı alanlarda 17 işbirliği anlaşması imzalandı.


MHA'nın haberine göre, İran ve Türkmenistan arasındaki ilişkilerin gelişimini sağlayacak bu 17 anlaşma, iki ülke cumhurbaşkanının huzurunda, ülkelerin üst düzey yetkilileri tarafından imzalandı.

Dışişleri bakanlıkları arasındaki 5 yıllık işbirliği, suçlu iadesi, çevre işbirlikleri, kültür, sanat, bilim ve eğitim çalışmaları, para aklama ile mücadele, Serahs köprüsünün yapımı, yol yapımı, elektrik üretimi ve dağıtımı, ürün ve kimyasal ürünler ihracatı, tarım işbirlikleri, demiryolu çalışmaları, özel sektörler arasındaki işbirlikleri, el yazımı nüshalar konusunda işbirlikleri ve iki ülke ticaret odaları arasında işbirliği, tarafların imzaladıkları anlaşmalardan örneklerdir.

Published in Rapor

İran İslam Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı, ikili ilşkilerde sultacı ülkeleri kabul etmediklerini ifade ederek, İran halkının yüzde 80'i nükleer müzakerelere destek vermekte olduğunu ifade etti.


Mehr haber ajansının bildirdiğine göre, Bölgesel İlişkilerde Direniş Ekonomisi adlı toplantıda konuşan İran İslam Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani, başında olduğu devletin başarıları halkın desteği, halkın her zaman sahnelerde bulunması ve İslam İnkılabı Rehberi'nin destekleri sayesinde gerçekleştiğini söyledi.

Yerli ve yabancı uzmanların değerlendirmelerine dayanarak İran devleti ekonomide mücize yarattığını dile getiren Hasan Ruhani, 2013 yılında eksi 9 olan İran ekonomisinin büyüme oranı bugün artı değere geçtiğinin altını çizdi.

Konuşmasının devemında nükleer müzakerelere işaret eden Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani, İran halkının yüzde 80'i nükleer müzakerelere destek verdiğini, önemli olan halkın kesin çoğunluğu bu yolda devlete desteği olduğunu belirtti.

İran İslam Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı, hiçbir ülke İran'ı inzivaya sürükleyemeyeceğinin altını çizerek, komşu ülkelerle ilişkilerin her iki tarafın lehine olduğunu, bu ikili ilişkilerde ne kimseyi kandırmak istediklerini ve ne sultacı ülkeleri kabul ettikerini ifade etti.

Published in Rapor

İsrail Dışişleri Bakanı Avigdor Liberman İsrail Televizyonu Kanal 2’deki ana haber bülteninde kendisine yöneltilen sorulara ilginç cevaplar verdi.

Liberman, Başbakan Netanyahu’nun ABD Kongresi’nde yapacağı konuşmanın kendisince doğru olup olmadığı sorulduğunda, “Başbakan’a not vermek için gelmedim buraya, ancak biz henüz Hamas konusunu bitiremedik. İran ile nasıl baş edebiliriz” dedi. İsrail Devlet adamı Menahem Begin’i örnek gösteren Liberman, Irak’taki nükleer santral imhasını kastederek “Behin Irak’taki atom santralini imha etmek istediğinde bir sabah kalktık ve o santralin yerinde olmadığını gazetelerden okuduk. Bu işin bir yerlerde konuşarak yapılabilmesi mümkün değildir. Suriye’deki nükleer santral örneğinde ise yine ne nutuklar ne de tartışmalar yaşandı. Yine bir sabah uyandığımızda Suriye’de atom santralinin yok edildiğini okuduk basında. Yani İran meselesi bizim konumuzdur ve Amerika’nın değil bizim derdimizdir. Kendi işimizi kendimiz görmeliyiz” diye konuştu.

Liberman, “Yani siz bizim İran’ın nükleer santralini vurmamız gerektiğini mi söylüyorsunuz?” sorusuna ise “Kısaca demek istediğim şudur İngilizce bir atasözü ile söyleyeyim. ‘If you want to shoot shoot, don’t talk’ (Vuracaksan vur konuşma)” yanıtını verdi.

Basında yer alan bilgilere göre, Obama yönetimi, Natanyahu’nun kongredeki konuşmasına tepki olarak ABD’deki en büyük Yahudi organizasyonu olan AIPAC’ı boykot etmeyi planlıyor. Ayrıca, Ortadoğu konusunda uzman gazeteciler ile konuşma ve Netanyahu ile olan ilişkileri anlatacak bir röportaj vermeyi planlamakta olduğu da belirtiliyor.
 

Published in Rapor


Özet

İki Müslüman komşu ülke olan İran ve Osmanlı, tarih boyunca oldukça iyi ilişkiler içerisinde olmuşlardır. Elbette tarih sahnesinde bu uzun birliktelik bazen askeri ve siyasi çekişmelere sahne de olmuştur. Ama bu yaşanan krizler hiçbir zaman bu iki millet arasında var olan dostluğu derinden etkileyememiştir.

Bu araştırmanın amacı; iki ülke arasında var olagelmiş iyi ilişkileri ön plana çıkarmaktır. Hiç şüphesiz bu iki milleti birbirine bağlayan konuların başında dini, siyasi, ilmi, kültürel ve tasavvufi konular gelmektedir. Başta Kâbe, Mescid-i Nebi, Necef ve Kerbela gibi Atebat-ı Aliye’nin Osmanlı topraklarında yer alması bunun yanı sıra ticaret ve ziyaret için yolculuk yapan kervanların bu topraklarda bir hayli zaman geçirmesi İran ve Osmanlı halkları arasında oldukça sağlam ilişkiler kurulmasına neden olmuştur.

Giriş

Miladi 17. yüzyıl başlarında iki önemli değişim ve yenilik Osmanlı Devlet ve toplumunun çehresini gözle görülür bir şekilde değiştirmişti. Bunlardan ilki İran’da Safeviler adıyla Şii ideolojisini benimsemiş bir devletin iktidara gelmesi ve hemen akabinde bölgede yavaş yavaş ağırlığını hissettirmesi, bir diğeri de; Osmanlı devletinin batılı devletlere karşı kazandığı muhteşem zaferlerdi.

Osmanlı İmparatorluğunun kuvvet açısından zirveye ulaştığı ve siyasi olarak bir otorite olduğu bu dönemde, Osmanlı hala merkezi Orta Asya ve İran’da olan İran-Türk kültürünün büyük bir temsilcisi konumunda yer alıyordu.

Osmanlı ve İran halkları arasında kurulan toplumsal bağlar hiç de azımsanacak bir ilişki olarak görülmemelidir. Çünkü bu iki Müslüman toplum arasında oldukça derin dini, edebi, tasavvufi ve içtimai bir bağ bulunmaktaydı.

Tarihin bazı dönemlerinde her ne kadar bu ilişkiler rengini yitirip, zayıfladıysa da, hiçbir zaman kopmadı. Hatta her iki devlet arasında patlak veren siyasi ve askeri çatışmalarda dahi bu iki millet sosyal ve kültürel bağlarını muhafaza etmesini bildi.

Bu iki devlet arasında imzalanan antlaşmaların birçoğunda yol güvenliği ve bu yollarda yolculuk yapan insanların can güvenliğine dair maddeler onaylanmıştır. I. Şah Tahmasb’ın dönemin Osmanlı padişahı Kanuni Sultan Süleyman ile imzaladığı “Sulhname”‌ adlı metinde;

“Her iki devlet payidar olduğu sürece siyasi ilişkileri de devam edecek ve İranlı ziyaretçilere Osmanlı kontrolündeki topraklarda kolaylık sağlanacaktır.”‌[1] ibaresi geçer.

İran ve Osmanlı arasında toplumsal bağları kuvvetlendiren bir diğer unsur ise, bu iki ülke topraklarında yaşayan insanların gruplar halinde karşılıklı göç etmesidir. Osmanlılar, ülkenin idaresi konumunda her daim İranlı göçmenleri kabul etmiş ve onlara destek olmuşlardı. Bernard Lewis bu konuda şöyle yazar;

“… İster devlet ve yönetim açısından olsun, ister fıkıh ve kelam alanlarında, isterse de edebiyat ve kültür konularında Selçuklulardan sonra bu bayrağı sırtlayan ve doğu ekolünün temsilciliğini yapan Osmanlılar olmuştur. Aynı şekilde Osmanlılar devlet yönetiminde yer almak için doğudan gelen göçmenlere bir hayli imkânlar sunmuşlardır.”‌[2]

Bazı araştırmacılar Osmanlı padişahlarının o bitmek bilmeyen servetlerinin kaynağını İran’dan büyük gruplar halinde göç eden halk kitleleri, bilgin insanlar ve edebiyatçılar olarak anlatırlar. Bazıları da, mübarek İslam dinini, İran ve Osmanlı arasında var olan kültürel ve toplumsal bağın temeli olarak görürler:

“Her ne kadar bu iki milletin kültürel ve toplumsal yakınlıkları çok çok eski asırlara dayansa da, bu yakınlığın özü aslında bir tek şeyden beslenmektedir ve o da, her iki toplumun mübarek İslam dinine bağlı olmalarıdır. İslam dininin bu iki halk arasında yer edinmiş örf, adet ve sünnetleri oldukça bariz bir şekilde gözlenmektedir.”‌[3]

Dr. Ebulfazıl Abidini

------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

 [1]     Lockhart, Laurence, Safevilerin Yok Oluşu ve İran’da Afgan Hâkimiyeti, Tercüme İsmail Dovletshahi, Tahran, 2001, s.35,

[2]     Lewis, Bernard, İstanbul ve Osmanlı İmparatorluğunun Gelişimi, Tercüme Mah Melik Behar, Tahran, 1986, s.42,

[3]     Terzemi, Zekeriya, Dini Sünnetler ve Toplumsal Müşterekler, Aşina, Yıl 1, Sayı 4, s. 1-4,

Published in İslam Ülkeleri
Çarşamba, 11 Şubat 2015 00:00

İran, Dünyada En Fazla Doğalgaz'a Sahip Ülke

İran Petrol Bakanı Yardımcısı, İran'ın dünyadaki en fazla doğalgaza sahip olan ülke olduğunu belirterek, ülke genelindeki 15 elektrik üretim santralinin doğalgaz ağına bağlandığını açıkladı.


İran'ın dünyadaki en fazla doğalgaza sahip olduğunu belirten İran Petrol Bakanı Yardımcısı Hamidrıza Iraki, "Dünya genelindeki doğalgaz tüketimi, en fazla 2015 yılına kadar, diğer tüm enerji kaynakları ile eşit bir süzeye ulaşacaktır. Ülkemizi doğalgaz üretimi, her zaman artış yolunda ilerlemiştir ama 2014 yılı, bu açıdan benzersiz bir yıl oldu. Tarih boyunca bir doğalgaz şirketinin bir yıl içerisinde günlük üretimini 100 milyon metreküp arttırması benzersizdir" dedi.

İran'ın gelecek yıl içerisinde günlük üretimini 200 metreküpe kadar yükselteceğini söyleyen Iraki, "21.yüzyıl, haklı olarak doğalgaz yüzyılı olarak adlandırılmıştır ve bu neden ile de İran'ın enerji alanındaki konumu çok yüksektir. Ülkemizdeki doğalgaz tüketimi, yılda 186 milyar metreküptür ki bu sayının gelecek 3-4 yıl içerisinde 330 metreküp, yanı 45 yıl önceki oranın tam 2 katına kadar yükselmesini bekliyoruz" dedi.

Iraki sözlerinin devamında İran genelindei şehirler ve köylerin yüzde 95'inin doğalgazdan yararlanabildiklerini belirterek, ülke genelindeki elektrik santrallerinin yüzde 80'lik bölümü, yani 150 santralin doğalgaz ağına bağlandığını açıkladı. Iraki sözlerinin bir diğer bölümünd ise "2025 yılı programına göre İran, dünyanın üçüncü doğalgaz üreticisi ve dünya doğalgaz piyasasından yüzde 8 il 10'luk bir paya sahip olmalıdır. İran'ın günümüzdeki payı ise yüzde 1. 5'tur ve bu da, tekonoloji ve bilim alanlarındaki yatırımların artması gerektiğini gösteriyor" dedi.

Published in Rapor

İran’ın istikrarı ve ilerlemesi neyle açıklanabilir? Bu tek bir kelime ile özetlenebilir: İslam. Liderlerinin gösterişsizliği aşikar biçimde, İmam Hamanei’den başlamak üzere, aşağı doğru akmaktadır.


Emperyalist ve Siyonist güçlerin sürekli saldırılarına rağmen İslam Devriminin 36 yıl nasıl ayakta kaldığı ilham vericidir. Buna sebep, İran halkının İslama olan sadakati ve muttaki liderliğinin takvasıdır.

 Dünyadaki, özellikle Müslüman Doğu’daki (Ortadoğu) birçok karışıklığa rağmen bölgede bir ülke "İslami İran" aydınlığın ve istikrarın yol göstericisi olarak durmaktadır. Onlarca yıldır halen yürürlükte olan Batı’nın gayrimeşru yaptırımlarına, dış saldırılara ve kitlesel iç sabotajlara rağmen gerçekten dikkat çekici olan İslam Cumhuriyeti’nin sadece ayakta kalmayıp iyi ilerlemeler kaydetmesidir. Diğer ülkeler olsa uzun zaman önce çökmüştü.

İran’ın istikrarı ve ilerlemesi neyle açıklanabilir? Bunun sadece ona bahşedilen, fırtınaları dindirecek geniş petrol ve gaz varlığının olmasına bağlanması yanlıştır. Nihayetinde, diğer petrol üreticileri "Irak, Libya, Suriye ve Suudi Arabistan" bile karışıklıklarca kuşatılmıştır. Irak, mükerrer saldırı ve yaptırımlarla harap olmuştur. İslami İran da bu tür saldırılara, ironik bir biçimde Irak tarafından bile, maruz kalmıştır; ancak halen güçlü durmaktadır. Libya tümüyle parçalanmıştır, görüşülecek bir hükümet bile yoktur. Suriye yurtdışından körüklenen ve finanse edilen bir savaş içersinde kaybolmuştur. Bu büyük komploya dayanmasını sağlayan İran destekli Hizbullah’a ve İran’ın kendisine minnet duymaktadır. Yapay krallık Suudi Arabistan, 28 Ocak’ta ABD başkanı Obama tarafından “istikrar adası” olarak tanımlanmasına rağmen -Suudiler Dikkat! Jimmy Carter’ın 1977’nin sonlarında Şah rejimini “istikrar adası” ilan eden felaket getirici sözlerini hatırlayın!- uçurumun kenarında sallanmaktadır. Varlığını sürdürebilmesinin garantisi artık yoktur ve bu sadece bir kralı kaybetmesinden veya yeni kralın akıl sağlığı ile ilgili sorunlar yaşamasından değil iç çelişkilerin birikimindendir.

İran’ın istikrarı ve ilerlemesi neyle açıklanabilir? Bu tek bir kelime ile özetlenebilir: İslam. İran, halkının ihtiyaçlarını karşılamada İslami bir yol izlemiş, ezilenlerin adilce muamele gördüğü bir sistem kurmuştur. Doğru, İran mükemmel değildir, hiç olmamıştır ve olmayacaktır, ancak neredeyse diğerlerinin tümünden çok daha iyi durumdadır. Suudi Arabistan ve Pakistan’dan farklı olarak İslam’a yaklaşımı yüzeysel değildir. İslami idealleri yaşatmak için samimi bir sadakat vardır. Liderlerinin gösterişsizliği aşikar biçimde, Rehber İmam Ali Hamaney’den başlamak üzere, aşağı doğru akmaktadır. Takva (Allah’ın gücü ve varlığının öz bilinci) muttaki olan üst liderlerinden örnek yaşamlarına  imrendirecekleri alt kısımdakilere doğru yayılmaktadır ve zenginlik açgözlü bir üst tabakanın elinde toplanmamıştır.

Diğer tüm Müslüman toplumlarda, takva genellikle fakir, ezilmiş kitleler arasında (ya da onu anlayabildikleri kadarı) mevcuttur, ancak bu üst mevkilerdekilere yayılmaz. Bunun yerine, zenginlikler üst mevkilerdekilerin elinde birikmiştir. Bu, toplumda kırgınlık ve istikrarsızlar oluşturur. Türkiye ve Malezya gibi istisnalarda sınırlı manada istikrar oluşu şaşırtıcı değildir.

İslami İran’ın diğer iki dikkat çekici yönü; dış müdahale ve etkilerden tümüyle bağımsız oluşu ve dış borcunun bulunmamasıdır. Hangi kriterlerle ölçülürse ölçülsün bunlar olağanüstü başarılardır. Batı’nın yağmacı güçleri herhangi bir ülkenin bağımsız hakimiyet kurmasına hoşgörü göstermemektedir; büyük askeri güçlerini söz dinlemeyen ülkeyi tekrar çizgilerine getirmede kullanmaktadırlar. Bunu kırk yıla yakın zaman boyunca İran üzerinde de denemişler, ancak çok kötü bir şekilde başarısız olmuşlardır. Benzer şekilde  uluslararası finans sistemlerinin parçası olmaması sayesinde –İran,uluslararası bankerler ve hırsızlar tarafından idare edilen  Uluslararası Kuruluşların Bankalarına üye değildir- zenginlikleri bir azınlıkta toplayıp diğerlerini yoksullaştıran kapitalist finansal sahtekârlıkları da ustalıkla savuşturmaktadır.

Halkın bu baskılara karşı koymasını sadece İslami esaslara bağlılığı sağlamaktadır. İran bu tür değerlerin simgesidir ve diğer Müslümanların, şayet mezhepçi at gözlüklerini çıkarmaları durumunda, gıpta edecekleri bir modeldir.

 Zafar Bangaş/Crescent-online

intizar

 

Pazartesi, 02 Şubat 2015 00:00

İran, nano teknolojisinde dünyada yedinci sırada

İran Nano Kalkınma Merkezi Sekreteri Said Serkar, genç bilim insanların desteği ve gayretleriyle nano teknolojisinde İran’ın dünyada yedinci sırada yer aldığını ve önümüzdeki yıl bu sıralamada daha öne geleceğini belirtti.


Serkar “İran çağdaş teknolojiler alanında Çin, ABD, Hindistan, Güney Kore, Almanya ve Japonya’dan sonra geliyor.” dedi.

Makale sayıları ülkelerdeki bilim üretim endeksi sayıldığına işaret eden Serkar şöyle konuştu:”Şimdi  25 bin nano uzmanı bilimin farklı alanlarında araştırma içindedir. Bu arada bu konuda daha yolun başındayken 10 kişi çalışıyordu. Nano teknolojide çalışmak altyapılar olmadan mümkün değil bu konuda da 880 eğitim atölyesi ve 60 laboratuarımız var.

Published in Rapor


İran İslam cumhuriyeti, güvenlik ve barış hamisi ve bağımsız bir oyuncu olarak, uluslararası alanda aktif bir konumda olup halkın isteklerinin gerçekleşmesi ve adaletin tahakkuku için çaba göstermiştir. İran, dünya düzeniyle yapıcı teamül kapsamında, kendi milletinin değerleri ve menfaatlerinin korunması yolunda diğer milletlerin ülkülerini savunmuştur.

İslam inkılabının zaferinden sonra, İran uluslar arası alanda yeni bir oyuncu olarak varlık sergiledi. İran bağımsız bir ülke olarak, batı ve doğu bloklarında iktidar paylaşımları açısından, yeni oyuncu olarak tanındı. İran, İslami tealimler kapsamında bir düzen olarak siyasi, iktisadi ve sosyal meseleler karşısında yeni bir bakış açısı ortaya koydu ve bu konuda kendi izlenimlerini hayata geçirdi. Bağımsız varlık sergilemek ve diğerlerinin işlerine müdahale etmemek, İran İslam cumhuriyetinin uluslararası ve bölgesel ilişkilerini kuran unsurlardır. İran İslam cumhuriyeti İslam inkılabının zafere kavuşmasıyla, İslami nizam ve coğrafi şartlar göz önüne alınarak zamanla bölgesel ve uluslararası bazda aktif bir oyuncuya dönüştü. Bölgesel teşkilatlar ve kurumlara üyelik ve bölgesel münasebetlerin gelişmesi, İran'ın karizmatik düzenle yapıcı ve çok yönlü ilişkilerin kurulması için attığı ilk adımdır. İran'ın bölgesel teşkilatların kurulması ve bunların takviye edilmesi ve gelişmesi yönündeki çabaları, İranın uluslar arası düzenle çok yönlü ve yapıcı ilişkilerin kurulması yönündeki ufkudur.

İran'ın bölgesel teşkilatlar ve bu arada İslam işbirliği teşkilatı ve iktisadi işbirliği teşkilatı, bağlantısızlar hareketi ve diğer bölgesel kurumlardaki aktif üyeliği, İran'ın bölgesel ve uluslar arası havzalarda aktif bir oyuncu olmasına neden olmuştur. Uluslar arası düzenle yapıcı teamül kurmak ve dünya güvenliği ve barışını desteklemek, İran'ın dünya düzenine yönelik bakış açısının temelini oluşturmaktadır. Bu konu, İran'ın 20 yıllık kalkınma ufku belgesinde açıkça vurgulanmıştır. İran, 2004 yılında İslam inkılabı rehberi tarafından 20 yıllık kalkınma ufku belgesinin tebliğ edilmesine tanık oldu. Bu belge uyarınca, İran hicri şemsi 1404 yılı ufkunda güney batı Asya ve orta Asya ve Kafkasya ve Ortadoğu ve komşu ülkelere kıyasla birinci sıradaki ekonomik güç olarak, bilimsel ve teknoloji ve ayrıca İslami kimliğin korunmasıyla ve uluslar arası ilişkilerde yapıcı ve etkili teamüle sahip kalkınmış bir ülkeye dönüşecekti. 20 yıllık kalkınma ufku belgesi uyarınca, dünya ile yapıcı ve etkili teamüle bağlı olan dış siyaset, gerilimsiz ilişkilerin kurulması ve güven ortamına doğru hareket etmek yollarıyla İran'ın gelişmesi yönündeki uygun yabancı yatırımın yapılması zeminini hazırlayacaktır.

İran İslam cumhuriyetinin 20 yıllık kalkınma ufkundaki dış siyaseti, uluslar arası ilişkilerde işbirliği ve koordineli münasebetlere bağlıdır. İranın uluslar arası düzenle 20 yıllık kalkınma ufku belgesine göre, etkili ve yapıcı teamül kurması, dış boyutlarda düzenin yönetilmesinde izzet, hikmet ve maslahat temelleri üzerine açıklanmıştır. 20 yıllık kalkınma ufku belgesi uyarınca, İranın stratejik siyasetleri uluslar arası ilişkiler bazında etkili ve yapıcı teamül üzerindeki münasebetlerin kurulması dahilinde, bölgesel ve uluslararası alanda ikili ve çok taraflı etkili ilişiklerin kurulmasıyla meydana gelmiştir. Öyle bir siyaset ki, ortak menfaatleri içererek, tarafların çıkarlarının genişletilmesi zeminini hazırlamaktadır. İran İslam cumhuriyeti bölgesel ve uluslar arası kabiliyetlere sahip bir ülke olarak, dünya çapında etkileyici rol üstlenme gücüne sahiptir. İran bölge ülkeleriyle jeo stratejik, jeo politik ve jeo ekonomik açılarından özel bir konuma sahip olup, bu üç unsur dahilinde nisbi meziyetlere sahiptir.

Günümüzde İran İslam cumhuriyeti iktisadi şartlar gereği doğu ile batı ve kuzey ile güney arasındaki bağlantı köprüsü konumuna sahiptir ve İran'dan malların transit edilmesi, İran'ın en önemli ekonomik ve siyasi oyuncuya dönüşmesine neden olmuştur. Stratejik ve siyasi şartlar, İran İslam cumhuriyetini dünya düzeni gözüyle aktif ve göz ardı edilemeyen bir oyuncuya dönüştürmüştür. Tabi ki bu konu, İran'da tedbir ve umut hükümetinin işbaşına gelmesiyle daha çok ilgi odağında yerleşmesine neden oldu ve gerilimsiz siyaset ve yapıcı teamül siyasetleri İran İslam cumhuriyeti cumhurbaşkanı Hasan Ruhaninin gündeminde yer almıştır. İran İslam cumhuriyetinin 2013 deki BMT yıllık genel kurul oturumunda, şiddet ve aşırıcılık olmadan bir dünya ile ilgili yapıcı ve ilkeli önerisi, İran'ın uluslar arası alanda gerilimsiz ve yapıcı teamül siyasetinin bariz örneğidir. Günümüz dünyanın en çok ihtiyaç duyduğu konu, dünya çapında kalıcı güvenlik ve barışın sağlanması ve halkların barış içerisinde yaşamalarıdır. Çeşitli ülkelerin BMT genel kurulunda İran İslam cumhuriyeti cumhurbaşkanının önerisini olumlu karşılayarak kararnameye dönüşmesi, uluslar arası düzenin dünyada barış ve güvenliğin sağlanması yönündeki isteğini arttırmıştır.

İran'ın; Suriye, Irak ve Afganistan krizleri ve dünya çapındaki bölgelerde meydana gelen çeşitli buhranlara yönelik yapıcı rolü, İran İslam cumhuriyetinin her türlü terör eylemiyle muhalif olduğunu göstermektedir. Dünyada terörizm ve şiddet ve güvensizliğin artması olgusunun bir araç olarak kullanılması, İran cumhurbaşkanı 2013 de uluslararası düzende yapıcı teamül kapsamında dünyanın şiddet ve aşırıcılığa karşı önerisini ileri sürmesine neden oldu. Bu öneri dahilinde İran, Suriye krizinin başlamasıyla kendi konumunu arttırdı ve bölgesel ve uluslararası alandaki işbirliği kapsamını genişletti. İran bölge ve uluslararası alanda Suriye krizinin çözümü konusunda faal bir oyuncu sayılmaktadır.
Uluslararası alanda en önde gelen diğer oyunculardan sayılan ve BMT güvenlik konseyinde veto hakkına sahip olan Rusya ve Çin gibi ülkelerle daimi istişarelerin yapılması, Suriye halkının isteklerinin dikkate alınması ve bu yöndeki bakış açılarının yakınlaştırılması için çeşitli toplantıların yapılması, İran'ın uluslararası düzende yapıcı teamül dahilinde Suriye meselesinin çözümlenmesi için başvurduğu çabalardan bazılarıdır.

İran İslam cumhuriyeti cumhurbaşkanının dünyada şiddet ve aşırıcılığa karşı uluslararası koalisyonun oluşmasına yönelik önerisinin olumlu karşılanması, terörizmle mücadele yolunda önemli bir strateji sayılmaktadır. Bu süreç dünyada kalıcı barış ve güvenliğin sağlanmasına yardımcı olabilir. Terörizmin dünyayı tehdit ettiğini dikkate alarak, herkes bu ciddi tehditte yönelik doğru program yaparak terörizmin köklerini tespit etmeleri gerekir. Dünyada mustazafların desteklenmesi ve onların haklarının savunulması, İran'ın uluslararası alanda faal rol üstlenmesinde önemli bir faktör sayılmaktadır. Sulta düzeninin zulmüne maruz kalan Mazlum Filistin ve diğer milletlerin desteklenmesi, Filistin meselesinin islam dünyası ve hatta uluslararası düzende bile en temel dış siyasetini oluşturmaktadır. İran dünyada mazlum milletlerin savunulmasında öncü rol oynamaktadır ve onların haklarının tahakkuku yolunda son gücünü kullanmaktadır. İran'ın mazlum Filistin milletinin desteklenmesinde her şeyi göze alması, dünya müstazaflarının zayıflatılmış haklarının takibe alınmasının en bariz örneği sayılarak, İran islam cumhuriyeti bu yönde pazarlığa girmeyi tercih etmemektedir. İran islam cumhuriyeti bölgesel ve uluslararası alanda çeşitli oturumlarda, zülüm altındaki milletlerin oylarına başvurulması, münakaşa konusu meselelerin çözümü için en öncelikli çözüm yolu olduğunu açıkça bildirmiştir.

Günümüzde İran İslam cumhuriyetinin bölgesel ve uluslararası alandaki etkili ve yapıcı girişimleri, Filistin meselesinin islam dünyası ve hatta uluslararası düzende en öncelikli mesele haline gelmesine neden olmuştur. Bu yüzden İran İslam cumhuriyetinin rahmetli kurucusu İmam Humeyni'nin öncülüğünde dünya Kudüs gününün adlandırılması, Filistin meselesinin globalleşmesine sebep olmuştur. Günümüzde İranın dünyada faal bir şekilde varlık sergilemesinden dolayı Filistin konusuna aşina olmayan bir bölgeye rastlanmamaktadır ve mazlum Filistin milletinin meselesi dünyadaki bütün özgürlükçü milletlerce yakından rasat edilmektedir. Örneğin soykırımcı rejim İsrailin 2014 yazında Gazze'ye karşı düzenlediği 50 günlük vahşi saldırısı ve bu önemli olayın dünya medyasında geniş yankı uyandırması, dünyanın çeşitli ülkelerinde soykırımcı rejim karşıtı dalganın daha da takviye olmasına neden oldu. İran islam cumhuriyetinin bu konudaki önemli rolü, diğer tarafların rollerinden daha da geniş olup, siyonistlerin mazlum Filistin milletine karşı girişimlerini daima kınarken, müstazafların hukukunun ayaklar altına alınmaması için bu olayın dünya çapındaki boyutlarını açığa vurmaya çalıştı. İran'ın uluslararası düzendeki yapıcı ve etkili rolü, islam düzenine hakim olan değerler ve temellerin varlığını gün yüzüne çıkarırken, İran bu alanda BMT manifestosu kapsamında bölgesel ve uluslararası meseleleri takip etmiştir . 

Çarşamba, 14 Ocak 2015 00:00

IŞİD İran güvenlik güçlerinin gözetiminde

İslami İran içişleri bakanlığı sözcüsü Hüseyin Ali Emiri, terör örgütü IŞİD'in  sürekli olarak İran güvenlik güçlerinin gözetiminde tutulduğunu söyledi.

Hüseyin Ali Emiri,  düzenlediği basın toplantısında, İran sınırlarının IŞİD ile uzun mesafesinin olduğunu belirterek, bundan dolayı İran güvenlik ve askeri birimlerinin IŞİD'i tamamen rasat ettiğini belirtti ve ''bunun için IŞİD terör örgütü hiçbir zaman İran'ın güvenliği için tehdit olamaz'' dedi.

Emiri,  açıklamasında ayrıca İran İslam Cumhuriyetinin Amerika'nın öncülüğünde IŞİD aleyhindeki koalisyona inanmadığını ve bu koalisyonun  terörizmle mücadelesini kabul etmediğini belirterek, ''Amerika ve müttefikleri, kendi oluşturdukları grubu yok etmezler'' dedi.

İran içişleri bakanlığı sözcüsü, Pakistan'ın sınır  güvenliğinin sağlanmasında ciddi olmadığına temas ederek; teröristlerin İran'ın  komşularının  toprak bütünlüğüne saygı duyduklarını bildiklerini ve ama onların bu durumu suiistimal ettiklerini ve Pakistan topraklarından İran'a girerek İran aleyhindeki terörist girişimlerde bulunduklarını söyledi.

Published in Rapor

İran'ın Türkiye Özel Temsilcisi, İletişim ve Bilişim Teknolojisi Bakanı Vaizi, Türkiye Kalkınma Bakanı Cevdet Yılmaz'ın daveti üzerine Ankara'ya ziyarette bulunuyor.

İran devlet televizyonun haberine göre, Vaizi, Ankara ziyareti kapsamında, Cevdet Yılmaz'ın yanı sıra, Ekonomi Bakanı Nihat Zeybekçi, Haberleşme, Ulaştırma ve Denizcilik Bakanı Lütfü Elvan, Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Fikri Işık ve Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu ile bir araya gelerek, görüş teatisinde bulunacak.

İranlı Bakanı, Ankara ziyaretinde, İran ve Türkiye işbirliği, Yüksek Düzeyli Stratejik İşbirliği Konseyi'nin ilk toplantısında varılan anlaşmaları takip etme konularında Türk yetkilileriyle görüşecek.


İran iletişim bakanı Türkiye dışişleri bakanı ile görüştü
İran İslam Cumhuriyeti İletişim ve Telekomünikasyon Bakanı Mahmud Vaizi, dün bir heyet başkanlığında gittiği Türkiye'de dışişleri bakanı Mevlüt Çavuşoğlu ile görüşmesinde iki ülke arasında iktisadi ve ticari, bölgesel işbirliğinin geliştirilmesi gereğine vurgu yaptı.
İki ülke arasında  her alanda ilişkilerin geliştirilmesine  vurgu yapan Mahmud Vaizi, daha önceki ziyaretlerinde varılan ve aynı zamanda iki ülke ortak iktisadi ve ticari  işbirliği ortak komisyonunun toplantısında varılan anlaşmaların bir an önce yürürlüğe girmesini istedi.

Sözkonusu görüşmede Türkiye dışişleri bakanı Mevlüt Çavuşoğlu da, yakın bir tarihte İran'ı ziyaret edeceğini bildirirken, bölgenin mevcut şartlarından kaygı duyduğunu bildirdi ve ''Türkiye'ye göre başta İran olmak üzere bazı ülkelerin rolü olmadıkça Suriye sorunu çözülmez'' dedi.

Mahmud Vaizi, aşırılık ve terörizmin bölge ve dünya barışını tehdit ettiğini belirterek; İran ve Türkiye arasında  terörizmle mücadele edilmesi için   derhal ortak işbirliğinin yapılmasının gerekli olduğunu söyledi.

Published in Rapor