کارگر

کارگر

Cuma, 05 Haziran 2026 06:56

İran’dan Hizbullah Açıklaması

İran Devrim Muhafızları Kudüs Gücü Komutanı İsmail Kaani, Lübnan’daki temel talebin İsrail’in savaş öncesi pozisyonlarına geri çekilmesi olduğunu söyledi. Kaani, Hizbullah’ın direnişinin sonuçlarının yakında görüleceğini ifade etti.


İran, Lübnan’daki gelişmelere ilişkin yaptığı açıklamada, Hizbullah’ın temel talebinin İsrail’in çatışmaların başlamasından önce kontrol ettiği bölgelere geri çekilmesi olduğunu bildirdi.
İran Devrim Muhafızları Kudüs Gücü Komutanı İsmail Kaani, devlet medyasına göre yaptığı açıklamada, Lübnan’daki Hizbullah güçlerinin İsrail’in savaş öncesi pozisyonlarına dönmesini istediğini ileri sürdü.
Kaani, “Lübnan’daki savaşçıların direnişlerinin sonuçlarını yakında göreceğini” ifade ederken, Lübnan’daki direnişi desteklemenin tüm Müslümanların görevi olduğunu savundu.
Lübnan Cumhurbaşkanı: Ateşkes bir gün içinde yürürlüğe girebilir
Öte yandan Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn, yerel basına yaptığı açıklamasında, ABD arabuluculuğunda varılan ateşkesin, tüm ilgili tarafların onaylamasından sonraki 24 saat içinde yürürlüğe girebileceğini belirtti.
Avn, İsrail ile üzerinde uzlaşı sağlanan şartlı ateşkes anlaşmasının kritik bir dönüm noktası olduğunu belirterek bunun “son fırsat” niteliği taşıdığını belirtti.
İsrail: Lübnan’ın güneyine saldırılar devam edecek
İsrail Savunma Bakanı Yisrael Katz, Lübnan’ın güneyindeki Hizbullah kuvvetlerine yönelik saldırıların devam edeceğini söyledi.

 

Kaani: İsrail, Savaş Öncesi Sınırlara Çekilmelidir
 
Devrim Muhafızları Ordusu Kudüs Gücü Komutanı, “Lübnanlı mücahitler, gösterdikleri cesurca direnişin sonuçlarını yakında göreceklerdir” dedi.
 İslam Devrimi Muhafızları Ordusu Kudüs Gücü Komutanı Tuğgeneral İsmail Kaani, bölgedeki son gelişmelere ilişkin yayımladığı mesajda şu ifadelere yer verdi:

“Lübnan’daki direnişi desteklemek hepimizin görevi, bölgeyi İsrail’den arındırmak ise Müslümanların ulaşılabilir ülküsüdür.

Direnişin asgari talebi, gaspçı rejimin 40 günlük savaşın başlamasından önceki noktaya geri çekilmesidir.

Lübnanlı mücahitler, gösterdikleri cesurca direnişin sonuçlarını yakında göreceklerdir.”

İran İslam İnkılabı Lideri Ayetullah Seyyid Mücteba Hamenei, İmam Humeyni’nin (r.a.) vefatının 37. yıl dönümü dolayısıyla yayımladığı mesajında Gadir-i Hum vurgusu da yaptı.


 İran İslam İnkılabı Lideri Ayetullah Seyyid Mücteba Hamenei,  İmam Humeyni’nin (r.a.) vefatının 37. yıl dönümü dolayısıyla yayımladığı mesajında Gadir-i Hum vurgusu da yaptı.

İran İslam İnkılabı Lideri Ayetullah Seyyid Mücteba Hamenei’nin mesajı Gadir Hum Bayramı, İmam Humeyni’nin (r.a.) vefatının 37. yıl dönümü ve Şehit Ayetullah Seyyid Ali Hamenei’nin liderliğinin başlangıç yıl dönümü münasebetiyle, İmam Humeyni’nin türbesinde düzenlenen anma töreninde, Tahran Cuma İmamı Hüccetü’l-İslam vel-Müslimin Hac Ali Ekberi tarafından okundu.

Mesajın tam metni şu şekildedir:

Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla

“Dinin kemalini ve nimetinin tamamlanmasını Müminlerin Emiri Ali bin Ebu Talib’in (a.s.) velayetiyle gerçekleştiren Allah’a hamdolsun.”

Mübarek Gadir Bayramı’nı, İran’da ve dünyanın dört bir yanında yaşayan tüm Müslümanların ve İslam ümmetinin babası Emirü’l-Müminin Ali’nin (a.s.) sevenlerinin bayramını kutluyor, İmam Humeyni’nin (r.a.) pak ruhuna selam ve rahmet gönderiyorum.

Bu yıl, İmam Humeyni’nin ayrılışının üzerinden geçen otuz yedinci yıldır. Aynı zamanda bu, İmam’ın sadık müridi ve yol arkadaşı, İslam Devrimi’nin büyük şehit lideri Ayetullah Uzma Seyyid Ali Hamenei’nin ilahi ziyafete kavuşmasından sonraki ilk 14 Hordad’dır. Onun güçlü sesi ve hikmet dolu sözleri artık İmam’ın türbesinde yankılanmıyor. Ancak İslam Cumhuriyeti’nin kurucusunun on yıllık eserleri ve büyük şehit liderin otuz altı yıllık konuşmaları ve yazıları, hepimiz için eşsiz bir hazine ve geleceğin yolunu aydınlatan bir meşaledir.

Öncelikle bugün Gadir Bayramı’dır; Allah’ın en büyük bayramıdır. Bu gün, ilahi ahdin ve alınan sözün günüdür. Allah Teâlâ bu günde İslam toplumu ve İslam düzeninin yönetimine dair görevi belirlemiş, dini kemale erdirmiş ve nimetini, masum imamların kesintisiz velayet ve imametiyle tamamlamıştır.

Devrim İmamlarının en büyük iftiharı Hz. Ali’ye (a.s.) uymaktır
Gadir, doğumundan Kâbe’de başlayıp şehadet makamına erişene kadar hayatının her anını Allah için ve Allah yolunda geçiren bir şahsiyeti hatırlatır. Bu nedenle o Hazret, Resûlullah’tan (s.a.a.) sonra tüm dönemlerde bütün Müslümanlar ve müminler için en üstün örnek ve kapsamlı bir modeldir. Küçük çocuklardan yaşlılara, sıradan insanlardan seçkinlere ve liderlere kadar herkesin O’na uyması gerekir. Devrim İmamlarının hayatındaki en büyük iftihar da işte bu büyük şahsiyete tabi olmalarıdır.

İkinci olarak bugün, İmam Humeyni’nin (r.a.) vefat yıl dönümüdür ve onun çok konuşulan fakat gerçekte yeterince tanınmayan kişiliği üzerine düşünmek ve konuşmak için önemli bir fırsattır. Onun aydınlık yolunu ve hedefini derinlemesine anlamak, İran İslam Cumhuriyeti’nin geleceğine ışık tutacaktır. Bugün genç yaşta olan birçok kişi onu doğrudan tanıma imkânı bulamamış, onu görenlerin de önemli bir kısmı şahsiyetinin ve çizgisinin derinliğine ulaşamamıştır.

“Allah için ayağa kalkmak” İmam’ın mektebinin temelidir
Yüce Allah şöyle buyurmuştur:

“De ki: Size yalnızca bir şeyi öğütlüyorum; Allah için ikişer ikişer veya tek tek ayağa kalkın.”

Bu ayet-i kerime, büyük devrim önderi ve İslam Cumhuriyeti’nin kurucusunun kaleme aldığı ilk mesajlardan birinin başlangıcıdır. O mesajda İran halkını Allah için kıyama davet etmiştir.

Evet, Allah için kıyam etmek, İmam’ın düşünce sisteminin temelidir. Onun en önemli etkilerinden biri de toplumu bu esas doğrultusunda eğitmesi ve dönüştürmesidir.

İşte bu ilahi hareket, Rabbani bereketlerin inmesine ve Allah’ın toplumu hakka yönelten sünnetinin tecelli etmesine vesile olmuştur:

“Bizim uğrumuzda cihad edenleri elbette yollarımıza eriştiririz.”

Gerçekten de İran milletinin en büyük toplumsal hareketleri, İmam Humeyni ve büyük şehit lider Seyyid Ali Hamenei dönemlerinde, onların doğrudan veya dolaylı rehberliğiyle gerçekleşmiştir.

1963 yılının 15 Hordad’ında baskı ve bağımlılık altında yaşayan halkı kim uyandırabilirdi? 1 Şubat 1979’da milyonları İmam’ı karşılamaya, 4 Haziran 1989’da ise onu uğurlamaya hangi güç sokaklara dökebilirdi?

Ve son olarak, 1 Mart 2026 sabahından itibaren İran milletini böylesine büyük bir kararlılıkla ayağa kaldıran, üç aydan uzun süredir şehit liderlerinin ve diğer şehitlerin kanının hesabını sormak ve İslam düzenini savunmak için meydanlarda tutan hangi iradeydi?

İmam Humeyni ve Şehit Ayetullah Hamenei, milletin bu kabiliyetini ortaya çıkardı
Evet, bu kabiliyeti keşfeden ve yeniden diriltenler İmam Humeyni ile büyük şehit lider Seyyid Ali Hamenei olmuştur.

İmam Humeyni vasiyetnamesinde cesur bir iddiada bulunarak şöyle yazmıştır:

“Cesaretle iddia ediyorum ki bugünün İran milleti, Resûlullah dönemindeki Hicaz halkından, Emirü’l-Müminin ve Hüseyin bin Ali dönemindeki Kûfe ve Irak halkından daha üstündür.”

İran milleti, yeniden dirilişiyle direniş cephesinin yanında özgür halkların gururu olmuştur
Bugün İran milleti, yeni dirilişiyle direniş cephesinin yanında yer alarak özgür milletlerin gurur kaynağı olmuştur ve İmam Humeyni’nin vasiyetindeki bu sözlerin doğruluğunu bir kez daha göstermiştir.

Şehit liderin ifadesiyle; milyonlarca insanı harekete geçiren, onları bu yolda tutan ve yönlerini belirleyen kudretli el, İmam’ın çelikten iradesi, huzurlu kalbi ve Zülfikar gibi keskin dilidir.

Aynı etki, yaklaşık kırk yıl boyunca devrime liderlik eden ve gençlere güvenerek toplumun bilinç seviyesini yükselten Seyyid Ali Hamenei’de de görülmüştür. Onun şehadetinden sonra İran milletinde yeni bir diriliş dalgası ortaya çıkmıştır.

Hamenei’nin mektebi, Humeyni’nin mektebinin ve Muhammedi İslam’ın devamıdır; temeli Allah için kıyamdır. Bu mektebin öğrencileri hakka ulaşmak, batılı ortadan kaldırmak ve bu uğurda mücadele etmek için hazırdır.

14 Hordad, milletin İmam’la yıllık ahitleşme günü haline gelmiştir
Şehit lider, İmam’ın düşüncesini sadece sözleriyle değil, uygulamalarıyla da yaşatmış ve 14 Hordad’ı milletin İmam Humeyni ile her yıl yenilediği bir ahit günü haline getirmiştir.

Onun sıkça vurguladığı ilkelerden bazıları şunlardır:

İran milleti inançlı, zeki ve cesur bir millettir.
Halk, ülkenin gerçek sahibi ve gücünün kaynağıdır.
Millet, doğru hedefleri isterse gerçekleştirebilir ve “Biz yapabiliriz” şiarını hayata geçirebilir.
Mazlumları desteklemek İslami, insani ve milli bir görevdir.
Küresel tahakküm sistemi ve onun başındaki Amerika, bu milletin bağımsız kimliğiyle sorun yaşamaktadır.
Herkes dirayet, basiret ve birlikle düşmanın planını boşa çıkarmalıdır
Tahakküm sistemi, yaklaşık seksen yıl önce inşa ettiği ve İsrail adını verdiği askeri karakolun doğusunda, güçlü ve bağımsız bir İran’ın varlığını kabul etmemektedir ve onun ilerlemesini engellemek için hiçbir fırsatı kaçırmamaktadır.

Bu vesileyle aziz milletimize şunu ifade etmek isterim:

Düşman, silahlı kuvvetlerinizin yiğit evlatları karşısında yenilgiye uğramış, hem askeri alanda hem de meydanlarda aldığı ağır darbeler nedeniyle derin bir aşağılanma yaşamıştır. Bunun sonucu olarak birçok ülke ondan uzaklaşmaktadır.

Bu yüzden şimdi hibrit savaşta iki noktaya odaklanmıştır:

Halkın direncini kırmak,
Ülke yöneticilerinin hesaplarını yanlış yaptırmak.
Bu hedeflere ulaşmak için kullandığı temel araçlar ise şüphe, ümitsizlik, korku, güvensizlik ve ayrılık tohumları ekmektir.

Dolayısıyla bu kötü niyetli planlara karşı; dirayet, bilinç, birlik ve beraberlik, karşılıklı güven ve düşmanla aynı söylemi paylaşmamak suretiyle hareket edilmelidir.

Bu noktada yöneticilerin sorumluluğu son derece büyüktür.

Halkın çeşitli kesimlerinde güvensizlik ve hayal kırıklığına yol açacak her türlü girişim, bu ülkenin ve halkının düşmanına yardım etmek anlamına gelir.

Bugün, mazlum ama güçlü ve nihayetinde zafere ulaşmış İmam Humeyni ve aziz şehit lider Hamenei’nin mektebini bütün dünyaya tanıtmak ve hayata geçirmek için yeni bir fırsat doğmuştur.

Bu büyük sorumluluk başta gençler, aydınlar, düşünce ve sanat insanları olmak üzere bütün milletin omuzlarındadır. Allah’ın vaatlerine güvenerek, İmam Mehdi’nin (a.f.) inayeti altında ve masum imamların iki yüz elli yıllık aydınlık çizgisini takip ederek İran’ın parlak geleceğini inşa etmelidirler.

Yüce Allah’tan, yeniden dirilmiş bu milleti nihai zafere ve görkemli ilerleme zirvelerine ulaştırmasını; İslam Devrimi’nin şehitleri ile özellikle ikinci ve üçüncü kutsal savunma şehitlerinin ruhlarını Emirü’l-Müminin Ali’nin (a.s.) yanında haşretmesini; İmam Mehdi’nin gönlünü İran milletinden razı etmesini ve bu aziz milleti onun özel duaları ve şefaatiyle nasiplendirmesini diliyorum.

Allah’ın lütfu ve keremiyle.

Selam, Allah’ın rahmeti ve bereketi üzerinize olsun.

İran Devrim Muhafızları Ordusu, ABD’nin Qeşm Adası’na yönelik saldırısına karşılık olarak Kuveyt’te ABD askerlerinin bulunduğu üsleri füze saldırılarıyla hedef aldığını açıkladı.


İran Devrim Muhafızları Ordusu, ABD’nin Qeşm Adası’na yönelik saldırısına karşılık olarak Kuveyt’te ABD askerlerinin bulunduğu üsleri füze saldırılarıyla hedef aldığını açıkladı.

Açıklamada, şu ifadeler yer aldı:

“Terörist Amerikan güçlerinin, İran’ın Keşm Adası’ndaki ulusal egemenliğini hedef alan açık saldırganlığına tepki olarak, Devrim Muhafızları Ordusu Hava Kuvvetleri, Kuveyt’teki Amerikalı işgalcilerin askeri üslerini hassas ve yoğun füze saldırılarıyla vurdu.”

İran yönetimi, ABD’nin İran’a yönelik saldırılarında topraklarını ve hava sahalarını kullandıran ülkelere de mesaj vererek, bundan sonraki süreçte benzer adımların sonuçlarının ağır olacağı uyarısında bulundu:

“Vurkaç dönemi sona erdi ve saldırganlar, cehaletlerinin ve pervasız maceralarının korkunç sonuçlarına katlanmak zorunda kalacaklar.”

Devrim Muhafızları’nın açıklamasında, “Vurkaç dönemi sona ermiştir. Saldırganlar, sorumsuz girişimlerinin ve pervasız maceralarının ağır sonuçlarıyla yüzleşecektir” ifadelerine yer verildi.

Öte yandan İran basını, Hürmüz Boğazı yakınlarında bulunan Keşm Adası’nda patlama sesleri duyulduğunu aktarmış, haberlerin ardından Kuveyt ordusu, ülke topraklarının füze ve insansız hava aracı (İHA) saldırılarının hedefi olduğunu açıklamıştı.CENTCOM: Saldırı hedeflenen noktalara ulaşamadı
Devrim Muhafızlarının açıklamasının ardından ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM), sosyal medya hesabı üzerinden İran’ın söz konusu saldırıda hedeflerine ulaşamadığını öne sürdü:

ABD kanadından yapılan açıklamada "İran’a ait ek bir İHA dalgası, Kuveyt’teki ABD güçlerine saldırma girişiminde bulunarak bu gece hedeflenen noktalara ulaşamadı. ABD Merkez Komutanlığı hava savunma sistemleri, çok sayıda İHA’yı başarıyla düşürdü ve hiçbir Amerikan personelinin veya varlığının zarar görmesini engelledi." ifadeleri kullanıldı.

Perşembe, 04 Haziran 2026 04:30

Şehit Liderin Gadir Dersleri -2

İslam İnkılabının Şehit lideri İmam Hamanei, büyük Sünni âlimlerin itiraflarına ve hadisi rivayet eden 110 sahabeye dayanan dikkat çekici rakama atıfta bulunarak, Gadir olayını İslam tarihinin “şüphe götürmez hadiselerinden biri” olarak tanımlamaktadır.

 Gadir olayı tarih boyunca çeşitli şüphe ve itirazların hedefi olmuşsa da, şehit lider bu değerlendirmesinde onun “tarihî kesinliğini” kararlılıkla savunmaktadır. Ona göre Gadir hakkında oluşturulan şüpheler, belge eksikliğinden değil, asırlar önce cevaplandırılmış tartışmalardan kaynaklanmaktadır.

Şüphelere cevap verilmiştir

“Gadir hadisesi, şüphe götürmeyen olaylardan biridir. Tarih boyunca bazı yazarlar ve tarihçiler onun ayrıntıları ve bazı yönleri hakkında şüphe oluşturmaya çalışmışlardır; ancak bunların tamamına cevap verilmiştir. Fakat olayın aslı konusunda ve Allah’ın Resulü’nün (s.a.a.) bu hadise sırasında Emirü’l-Müminin’i şu ifadeyle tanıtması hususunda hiçbir şüphe yoktur:

‘Ben kimin mevlası isem, Ali de onun mevlasıdır.’”

“Gadir olayı hakkında hiçbir şüphe olamaz” / Sünni Mısırlı bir yazardan nakil

“Bunu büyük Sünni âlimler, yazarlar ve düşünürler de söylemektedir. Örneğin, ünlü Mısırlı yazar Muhammad Abd al-Ghani Hasan ki, Abdul Husayn Amini’nin ‘El-Gadir’ eserine takriz yazanlardan biridir, şöyle demektedir:

‘Gadir vakası hakkında hiçbir şüphe duyulamaz.’

Dolayısıyla Gadir Bayramı, son derece önemli meselelerden biridir.”

Fatımî halifelerinden ilk tarihçilere kadar / Tarihî belgelerde “Gadir Günü”

“Gadir Bayramı, İslam’ın ilk asırlarından itibaren yaygın olarak kutlanan bir bayram olmuştur. Merhum Allame Emini’nin ‘El-Gadir’ kitabında aktardığı üzere, tarih kaynaklarında bazı olayların anlatımında ‘Bu olay Gadir gününde meydana geldi’ veya ‘Zilhicce ayının on sekizinci günüydü’ şeklinde ifadeler yer almaktadır.

İslam tarihinin çeşitli dönemlerinde, özellikle Fatımî halifeleri döneminde Mısır’da ve başka bölgelerde, Gadir Bayramı’nın kutlandığına dair çok sayıda kayıt bulunmaktadır.”

Peygamber’in 110 sahabesi tarafından rivayet edilen mütevatir hadis

“Merhum Allame Emini, Gadir hadisini 110 sahabeden nakletmektedir. Yani güvenilir senetlere sahip çok sayıda rivayet bulunmaktadır ve bunlar 110 sahabiye ulaşmaktadır.

Bu çok önemli bir husustur; çünkü böylesine büyük bir sahabi topluluğu bu hadisi ve bu olayı nakletmiştir.”

“Kalk ey Ali” / Gadir anının Emirü’l-Müminin tarafından birinci elden anlatımı

“Bunun yanı sıra, Emirü’l-Müminin’in kendi delillendirmeleri de son derece önemlidir. Çünkü o doğru sözlü dil, Allah adına konuşan o hakikat beyanı, birçok durumda muhaliflerinin karşısında Gadir olayını delil olarak göstermiştir.

Bunlardan biri, Emirü’l-Müminin’in (a.s.) Sıffin’de kendi ashabına okuduğu hutbedir. Orada Gadir olayını ayrıntılarıyla anlatır ve Peygamber’in nasıl konuştuğunu, nasıl durduğunu açıklayarak şöyle der:

‘Peygamber bana dedi ki: “Kalk ey Ali.” Ben ayağa kalktım. Sonra elimden tuttu ve şöyle buyurdu: “Allah bizim velimizdir. Allah beni sizin veliniz kılmıştır. Ben kimin velisi ve mevlası isem, bu Ali de onun velisi ve mevlasıdır.”’

Bu olayı bizzat Emirü’l-Müminin’in kendisi nakletmektedir.”


 
Büyük Gadir Hum olayı ve Ali bin Ebu Talib’nin İslam ümmetinin velisi ve yöneticisi olarak tanıtılması, İslam’ın yönetim doktrininin açıklanması ve “iktidarın kural ve ölçülerinin” ortaya konulmasıdır. Bu eşsiz olay, Kur’an’ın açık beyanına göre kâfirlerin ümitsizliğine yol açmasının ve dinin kemale ermesinin yanı sıra, ilahi hükümlerin omurgası olarak krallık, aristokrasi ve şahsi yönetim modellerini İslam toplumunda sonsuza dek geçersiz kılmıştır.

Gadir olayının medeniyet ve siyaset boyutlarındaki derinliğini anlamak, yüzeysel bakışları aşmayı ve bu kader belirleyici olayın özüne ulaşmayı gerektirir. Bugünün önemi o kadar büyüktür ki, ilahi hitabın üslubu bile onun karşısında değişmektedir; öyle bir üslup ki, bu mesajın tebliğ edilmemesini peygamberliğin 23 yıllık mücadelesinin boşa gitmesiyle eşdeğer görmektedir.

“Gadir Dersleri” başlıklı yazı dizisinin üçüncü bölümünde, şehit liderin düşünce çizgileri ve değer merkezli açıklamalarına dayanarak bu büyük günün boyutları ve stratejik dersleri ele alınmaktadır. Bugün haklı olarak “Allah’ın En Büyük Bayramı” olarak adlandırılmıştır; çünkü sadece bir şahsın tanıtılması değil, İslam’daki güç ve yönetim geometrisinin temelinin atılmasıdır.

Birinci Ders: Velayet; Bütün İlahi Hükümlerin Güvencesi Olan En Üst Makam

Gadir’in ilk stratejik dersi, velayetin dinin bütün yapısı içindeki benzersiz konumunun anlaşılmasıdır. Velayet diğer hükümlerden biri değildir; İslam’ın temeli, omurgası ve koruyucusudur.

10 Ağustos 2020 tarihli konuşmasında şöyle buyurmuştur:

“Zilhicce’nin ikinci on günü velayet günleridir. Gadir meselesi hakkında rivayette şöyle geçmiştir: ‘Hiçbir şey velayet kadar vurgulanmamıştır.’ Çünkü velayet bütün ilahi hükümlerin güvencesi ve koruyucusudur. Gadir olayı ve o çok önemli hadise bunu göstermektedir.”

İkinci Ders: Gadir; İlahi Bir Lütuf ve Düşmanların Stratejik Umutsuzluğunun Sebebi

Peygamber’in halefinin belirlenmesi yalnızca teşkilatla ilgili bir karar değildi; bu, nübüvvet ve risalet kadar büyük bir nimetti ve güç dengelerini hak cephesinin lehine değiştirerek inkârcıları umutsuzluğa sürükledi.

7 Eylül 2018 tarihli konuşmasında şöyle denilmektedir:

“Gerçekten Gadir ve Müminlerin Emiri’nin ümmetin velisi ve Peygamber’in halefi olarak tanıtılması Allah’ın büyük nimetlerinden biridir. Nasıl ki peygamberlik ve risalet ilahi bir nimet ise, Emirü’l-Müminin’in velayeti de büyük bir nimet ve büyük bir ilahi lütuftur… Kur’an’da velayet meselesi bir yerde kâfirlerin ümitsizliğine sebep olarak tanıtılmıştır: ‘Bugün inkâr edenler sizin dininizden ümitlerini kestiler.’ Velayetin ilan edildiği gün, Kur’an’ın açık ifadesiyle kâfirlerin ümide kapılmasının sona erdiği gündür.”

Üçüncü Ders: Gadir; Kural ve Ölçü Koymak ve Saltanat Düzenini Reddetmek

Gadir’in en temel boyutu, insan toplumlarının yönetimi için kalıcı bir model oluşturması ve zorbalığa, aristokrasiye, şahsi çıkarlara ve imtiyazcılığa dayalı bütün iktidar modellerini reddetmesidir.

30 Eylül 2016 tarihli ayrıntılı konuşmasının ilk bölümünde şöyle açıklanmıştır:

“Bazı rivayetlerde Gadir Bayramı’nın ‘Allah’ın En Büyük Bayramı’ olarak adlandırılmasının sebebi nedir? Kur’an’da öyle ayetler vardır ki, Gadir dışında başka bir olaya uygulanamaz. ‘Bugün inkâr edenler dininizden ümitlerini kestiler… Bugün dininizi sizin için kemale erdirdim…’ ayeti ancak Gadir gibi büyük bir olayla açıklanabilir.

Düşmanları umutsuzluğa düşüren şey neydi? Namaz mı, zekât mı, cihat mı? Hayır. Bu ifade hiçbir fer’i hüküm hakkında kullanılmamıştır. O halde burada söz konusu olan şey İslam toplumunun liderliği, yönetim sistemi ve imamet meselesidir.

Evet, insanlar bu ilkeden sapabilirler; nitekim saptılar. Emeviler ve Abbasiler uzun yıllar hilafet ve imamet adı altında saltanat kurdular. Ancak bu durum Gadir’in felsefesine zarar vermez. Çünkü Gadir’in özü bir şahsın atanması değil, bir ölçü ve kuralın belirlenmesidir.

İnsanlık tarih boyunca birçok yönetim biçimi yaşamıştır. İslam ise bu güç ve iktidar modellerini kabul etmez; imameti kabul eder.

Gadir’de şu ilke konulmuştur: İslam toplumunda monarşik yönetim yoktur, şahsi yönetim yoktur, servet ve zorbalığa dayalı yönetim yoktur, aristokratik yönetim yoktur, halka karşı kibirli yönetim yoktur, ayrıcalıkçılık ve aşırı menfaatçilik yoktur, şehvet ve çıkar üzerine kurulu yönetim yoktur.

Bu ilke ortaya konulduğunda, ‘Bugün inkâr edenler dininizden ümitlerini kestiler’ ayetinin anlamı ortaya çıkar. Çünkü dinin yönünü değiştirebilmek için önce onun yönetim çekirdeğini değiştirmek gerekir. Evet, uygulamada sapmalar oldu; ancak onlar kuralı değiştiremediler.”

Dördüncü Ders: İmametin Tebliği Neden 23 Yıllık Risaletle Eşdeğer Görülmüştür?

Gadir’in bir diğer dersi, Tebliğ Ayeti’ndeki sert ilahi üslubun açıklanmasıdır. Neden imametin ve toplum yönetiminin açıklanmaması, peygamberliğin bütün çabalarının boşa gitmesiyle eş tutulmuştur?

Aynı konuşmanın devamında şöyle buyurulmaktadır:

“‘Ey Peygamber! Rabbinden sana indirileni tebliğ et; eğer bunu yapmazsan O’nun risaletini yerine getirmemiş olursun’ ayetinin anlamı burada ortaya çıkmaktadır.

Peygamber 23 yıl boyunca mücadele etmiş, Mekke ve Medine’de çile çekmiş, savaşlar vermiş, fedakârlıklar göstermiştir. Nasıl olur da bir mesele tebliğ edilmezse bütün bu emekler yok sayılır?

Bu, birkaç fer’i hüküm olamaz. Bundan çok daha büyük bir meseledir. O da imamettir. İlk imam kimdir? Bizzat Peygamber’in kendisidir. Sonra da Ali bin Ebu Talib ve diğer imamlar gelir.”

Beşinci Ders: Kur’ani Değerlerin Doğal Sonucu Olarak İmamet Modeli

Bu değer merkezli derslerin sonuncusu, bütün İslam dünyasındaki düşünürleri ve aydınları Kur’an’ın ölçülerine göre hüküm vermeye davet etmektedir. Çünkü toplumun yönetimi konusunda Kur’ani değerler esas alındığında ulaşılan sonuç, İmam Ali’nin imamet modeli dışında başka bir şey olmayacaktır.

Konuşmanın sonunda şöyle denilmektedir:

“Bugün İslam dünyasında Kur’an’a ve Kur’an’ın insan toplumlarının hayatı için belirlediği ölçülere başvuran herkes, Emirü’l-Müminin’in imameti sonucundan başka bir sonuca ulaşamaz.

Bu bizim iddiamızdır ve bunu ispatlayabiliriz. İslam dünyasındaki aydınlar, düşünürler ve farklı inançlarla yetişmiş insanlar, eğer Kur’an’ı ve onun toplumsal hayat için ortaya koyduğu değerleri ölçü kabul ederlerse, İslam toplumlarını yönetecek kişinin Ali bin Ebu Talib gibi biri olması gerektiği sonucuna varacaklardır. Yol budur; yol imamettir. İşte Gadir’in mesajı budur.”

Perşembe, 04 Haziran 2026 04:23

Gadir-i Hum Olayı

Hicretin üzerinden tamtamına on sene geçmişti. Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed (s.a.a)  Hac yolculuğu için yola koyulmuş ve bu konuyu da herkese çoktan duyurmuştu. Oldukça kalabalık bir grup, Hac vazifesini yerine getirmek ve Allah Resûlü’nün ardınca hareket etmek için Mekke yollarına düşmüşlerdi.


“Haccetü’l Vedâ”, “Haccetü’l İslam”, “Haccetü’l Belağ”, “Haccetü’l Kemâl”, “Haccatü’t-Tamam” ile anılan bu Hac farizası Resûl-i Ekrem’in hicretten sonra gerçekleştirdiği tek Hactır.

Cumartesi, Zilkade ayının bitimine beş ya da altı gün kalmıştı. Gusüller alınmış, tedhin yapılmış, tende yalnızca ihrah kıyafetiyle yürünerek Medine’den çıkılmıştı. Eşlerini de Kecavelere bindirerek kendileri ile Mekke’nin yolu tutulmuştu.

Bütün Ehl-i Beyt, Muhacir, Ensar ve hatta birçok farklı Arap kabilesinden insan da onunla beraber yola koyulmuşlardı. O dönemde çiçek hastalığı ve tifonun bir hayli yayılması, birçoklarının bu bereketli ve nurani yolculuktan geri kalmalarına neden olmuştu. Ama tüm bunlara rağmen o denli kalabalık bir grup vardı ki; bunun sayısını Allah’tan başka kimse bilemiyordu. Bazıları, bunun sayısını doksan bin veyahaut da üstü olarak aktarmışlardır.

O Hac hengâmesinde bu insan seline Mekkeliler de eklenmiş ve hatta Yemen ellerinden Ali İbn Ebû Talib ve Ebû Musa himayelerindeki kalabalık bir grup da onlara katılmıştır.

Bir vakit sonra Hac ibadetleri yerine getirilmiş ve Hz. Nebi’nin beraberinde gelen kalabalıkla ve hatta daha fazlasıyla Medine’ye dönüş yolu tutulmuştu.

Yolculuğun ortalarına doğru Medine, Mısır ve Irak yollarının kesiştiği “Cuhfe” denilen bölgede yer alan ve “Gadir-i Hum” olarak adlandırılan bir su birikintisinin yanına varılır.

Perşembe, Zilhicce ayının on sekizinci günü. İşte bu anda, o su birikintisinin yanına varıldığında Cebrail-i Emin, Hz. Nebi’ye Allah Teala’nın katından bir ayet getirmişti:

” يَٓا اَيُّهَا الرَّسُولُ بَلِّـغْ مَٓا اُنْزِلَ اِلَيْكَ مِنْ رَبِّكَ”

“Ey Resûl! Rabbinden sana indirileni tebliğ et. Eğer bunu yapmazsan onun verdiği peygamberlik görevini yerine getirmemiş olursun.”

Bu ayet, Ali İbn Ebû Talib’in hidayet alemi ve dinin bayraktarı olması yönünde, herkes tarafından ona itaat edilmesi ve velayetinin kabulü emrini getirir.

Bunun üzerine Hz. Nebi, gruptan ayrılıp ilerleyenlerin geri dönmesi ve geride kalanların da yetişme emrini verir.

Birbiri yanında yetişmiş beş büyük ağacın bulunduğu alan toplanma yeri olarak en uygun olanıydı. Derhal o bölgenin temizliğine başlanır, kaktüs ve diğer dikenli bitkilerden arındırılır. Hz. Resûl’ün emri üzerine temizliği yapılan bu alana, bütün herkes toplanana kadar kimsenin girmesi yasaklanır.

Oldukça sıcak bir yaz günü idi. Erkekler üzerlerine giyindikleri uzun Arap elbiselerininin bir kısmını başları üzerine çekmiş ve bir kısmını da yerin sıcaklığından ötürü ayaklarının altına yaymışlardı. Büyükçe bir kumaş parçasını da ağaçların üzerinden aşağı sarkıtarak Allah Resûlü için güzelce bir gölgelik hazırlayıvermişlerdi.

Derken öğle namazı vakti girmiş ve Resûl-i Ekrem kendisi için hazırlanan yere geçerek halkla beraber cemaat namazını kılmıştı. Namazdan sonra halkın arasına girerek, deve eyerlerinden yapılmış olan minbere çıktı ve yüksek bir sesle, herkesin işiteceği şekilde hutbesini okumaya başladı ve şöyle buyurdu:

الحمد لله ونستعينه و نؤمن به، و نتوكل عليه، و نعوذ بالله من شرور أنفسنا ، و من سيئات أعمالنا الذي لاهادي لمن ضل، و لامضل لمن هدى ، و أشهد أن لا اله الا الله، و أن محمداً عبده و رسوله

أما بعد أيها الناس قد نبّأني اللطيف الخبير وأنى أوشك أن أدعي فأجيب و إني مسؤول و أنتم مسؤلون فماذا أنتم قائلون ؟

“Bütün hamd ve senalar yalnızca O’nadır ve biz de yalnızca O’ndan yardım dileriz. O’na inanmış ve O’na tevekkül etmekteyiz. Kendi nefsimizin şerrinden ve amellerimizin kötülüğünden O’na sığınırız. Allah Teâlâ’nın doğru yola ilettiğini saptıracak, saptırdığını da doğru yola iletecek yoktur. Şahadet ederim ki Allah’tan başka tapınılacak yoktur ve Muhammed O’nun kulu ve elçisidir.

Ey İnsanlar! Latif ve Habir olan Allah bana şunu iletti: Her bir peygamberin ömrü, kendisinden bir önce gelen peygamberin ömrünün yarısı kadardır. Çok yakında O’nun davetine icabet edip (yanınızdan ayrılacağım). Benim sorumluluklarım var ve sizin de kendinize göre sorumluluklarınız var. (Hal böyleyken) O gün ne cevap vereceksiniz?”

Halk şöyle dedi:

“Evet, yemin ederiz ki, bize tebliğ ettin, tavsiyelerde ve öğütlerde bulundun. Bu yönde çokça çabaladın. İşte böylece şahadet ederiz. Allah sana mükafatını versin!” Daha sonra Hz. Nebi şöyle sordu:

“Allah’tan başka ilah olmadığına ve Muhammed’in onun kulu ve elçisi olduğuna, cennet ve cehennemin hak olduğuna şehadet etmez misiniz?” Onlar da:

“Şehadet ederiz.” dediler. Hz. Peygamber de:

“Allah’ım sen de şahit ol!” diye buyurdu. Allah Resûlü:

“Benim sesimi duyuyor musunuz?” diye sordu.

“Evet, duyuyoruz!” diye cevap aldı.

“Ey insanlar! Ben sizden önce (Cennet’e) ve Kevser Havuzu’na varacağım ve daha sonra sizler de o havuzun başında bana geleceksiniz.

O öyle bir havuzdur ki, genişliği San’â’dan Busrâ’ya kadardır. O havuzun kenarında, gökteki yıldızların sayısınca gümüş kadehler vardır. Ben orada, sizin aranızda emanet bıraktığım iki paha biçilmez şeyi soracağım. O halde benden sonra o iki şeye (Sekaleyn’e) nasıl davranmanız gerektiğine dikkat edin!”

O sırada halkın içerisinden biri şöyle seslendi;

“Ey Allah Resûlü! O iki paha biçilmez şey nedir?” Hz. Nebi (s.a.a) şöyle buyurdu:

“Onlardan biri, Allah’ın kitabıdır. Onun bir tarafı Allah Azze ve Celle’nin elinde ve diğer tarafı ise sizin elinizdedir. Ona yapışın; sapmayın ve değiştirmeyin; diğeri ise, İtretim olan Ehl-i Beytim’dir. Latif ve her şeyden haberdar olan Allah, bu ikisinin (Kevser) Havuzu’nun başında bana ulaşıncaya kadar birbirlerinden ayrılmayacağını bildirdi. Ben Allah’tan bunu (birbirlerinden asla ayrılmamalarını) istedim.

O halde, o ikisinin önüne geçmeyin, yoksa helak olursunuz ve gerisinde de kalmayın ki, yoksa yine helak olur (gidersiniz).”

O sırada Resûl-i Ekrem Ali İbn Abi Talib’in elinden tuttu ve koltuk altlarının ten beyazlığı görününceye kadar havaya kaldırdı. Bu şekilde Ali’yi tüm herkese göstermiş oldu. Ardından şöyle buyurdu:

 “Ey İnsanlar! Her mümine kendi nefsinden daha evla ve daha lâyık olan kimdir?” Halk şöyle dedi:

“Allah ve Resûlü daha iyi bilirler!”

Ardından Hz. Nebi sözlerine şöyle devam etti:

إن الله مولای و أنا مولی المؤمنین و أنا أولی بهم من أنفسهم

“Allah benim mevlamdır, ben de (siz) müminlerin mevlasıyım. Ben müminlere kendi nefislerinden daha evla ve üstünüm.

فمن کنت مولاه فعلی مولاه

O halde ben kimin mevlası isem, bu Ali de onun mevlasıdır.”

Hz. Nebi bu cümleyi üç kere tekrar etti; Ahmed İbn Hanbel bunu dört kere tekrar ettiğini söylemektedir.

Bunun ardınca Allah Resûlü sözlerine şöyle devam etti:

اللهم وال من والاه و عاد من عاداه و أحب من أحبه و أبغض من أبغضه و انصر من نصره و اخذل من خذله، و أدر الحق معه حیث دار، ألا فلیبلغ الشاهد الغائب

“Ya Rabbi! Kim onu severse sen de onu sev! Kim ona düşmanlık ederse sen de ona düşman ol! Kim onu mahabbet ve alakası olduğu için yüceltir ve üstün görürse sen de onu yücelt ve ulula! Kim onu kini ve düşmanlığı üzere hor görmeye çalışırsa sen de onu alçalt ve rüsva eyle! Kim ona yardım ederse yardım et, onu yalnız bırakanı yalnız bırak! O nereye dönerse doğruluğu onunla döndür! Dinleyin! Bu sözleri burada bulunanlar, olmayanlara bildirmelidirler.”

Daha henüz kalabalık yeni dağılmaya başlamıştı ki Cebrail-i Emin şu ayet-i kerimeyi ulaştırdı:

” اَلْيَوْمَ اَكْمَلْتُ لَكُمْ د۪ينَكُمْ وَاَتْمَمْتُ عَلَيْكُمْ نِعْمَت۪ي”

“Bugün sizin için dininizi kemale erdirdim, üzerinizdeki nimetimi tamamladım.”

İşte bunun üzerine Resûl-i Ekrem (s.a.a) şöyle buyurdular:

الله اکبر علی اکمال الدین و اتمام النعمة و رضا الرب برسالتی و ولایة علی من بعدی

“Allah-u Ekber! Din kemale erdi, nimet tamamlandı, Allah benim risaletime ve benden sonra Ali’nin velayetine razı oldu.”

Hz. Nebi’nin bu sözlerinden sonra halk Emirü’l Mümini’ni tebrik edip selamlamaya başladılar.

Ebû Bekir ve Ömer, sahabeler arasında Hz. Ali’yi ilk kutlayan kimseler olmuştu. Onlardan her biri şöyle diyordu:

بخًّ بخًّ لک یا بن ابی طالب اصبحت و امسیت مولای و مولا کل مؤمن و مؤمنة

“Tebrikler  sana ey Ebû Talib’in oğlu! Artık sen, her zaman için her mümin erkek ve kadının mevlası oldun!”

İbn Abbas diyor ki:

وجبت والله فی اعناق القوم

“Allah’a andolsun (Ali’nin velayeti) herkesin boynuna borç oldu.”

İran Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf, bölgedeki emperyalist tehditlerin son bulduğunu belirterek, İsrail ve ABD’ye pişman edici yanıt uyarısında bulundu.

 
İran Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf, Ayetullah Humeyni’nin ölüm yıl dönümü vesilesiyle yayımladığı mesajda, İran'ın bölgedeki direniş eksenindeki sarsılmaz duruşunu bir kez daha tescilledi. Tahran’ın artık Batılı güçlerin ve Siyonist rejimin şantajlarına boyun eğmeyeceğinin altını çizen Kalibaf, İran’ın savunma doktrininin saldırganları caydırmak üzerine kurulu olduğunu vurguladı. "Boş tehditler" döneminin kapandığını belirten Kalibaf, her türlü düşmanca girişimin artık karşılıksız kalmayacağını net bir dille ifade etti.

KALİBAF'TAN ABD VE İSRAİL'E GÖZDAĞI
 
İran Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf, İran’a yönelik “boş tehditler döneminin sona erdiğini ve her türlü saldırganlığa kararlı, pişman edici ve uygun karşılık verildiğini" ifade etti.

İran resmi haber ajansı IRNA’ya göre, Kalibaf, İran Devrimi Lideri Ayetullah Ruhullah Humeyni’nin ölüm yıl dönümüne ilişkin mesaj yayımladı.

Humeyni’nin İran halkına baskı ve zorbalığa karşı geri adım atmamayı öğrettiğini belirten Kalibaf, kendilerinin de aynı yolu takip ettiğini vurguladı.

 
İran ile ABD arasında yürütülen müzakerelerde İran heyeti başkanı da olan Kalibaf, “ABD ve Siyonist rejimle (İsrail) olan çatışmada, İran’a yönelik boş tehditler döneminin sona erdiği ve her türlü saldırganlığa kararlı, pişman edici ve uygun karşılık verileceği gösterilmiştir.” ifadelerini kullandı.

Üniversite ve teknoloji muhabirinin haberine göre, teknoloji jeopolitiği literatüründe giderek yaygınlaşan bir kavram, Hürmüz Boğazı’na yönelik geleneksel bakışı değiştirmektedir: “Hormuz digital chokepoint” ya da “Hürmüz Boğazı’nın dijital boğazı”. Bu kavram, bu stratejik geçidin öneminin artık yalnızca enerji taşımacılığıyla sınırlı olmadığını, aynı zamanda küresel dijital ekonominin hayati altyapılarıyla da bağlantılı olduğunu göstermektedir.

Hürmüz Boğazı: Enerji ve verinin kesişim noktası

Hürmüz Boğazı yıllardır dünyanın en önemli petrol ve doğal gaz geçiş koridoru olarak bilinmektedir. Ancak veri ekonomisinin büyümesiyle birlikte son on yılda rolü daha da genişlemiştir. Günümüzde petrol tankerlerinin yanı sıra dijital verilerin, bulut hizmetlerinin, uluslararası iletişimin ve teknoloji altyapılarının büyük bir bölümü de dolaylı olarak bu bölgenin istikrarına bağlı hale gelmiştir.

Bu çerçevede “chokepoint” (boğaz noktası) kavramı önem kazanmaktadır. Jeopolitikte bu terim, herhangi bir aksamanın tüm küresel sistemi krize sürükleyebileceği kritik noktaları ifade eder. Geçmişte bu kavram daha çok Süveyş Kanalı veya Malakka Boğazı gibi deniz yolları için kullanılırken, bugün veri yollarını ve dijital altyapıları da kapsamaktadır.

Boğazların dijitalleşmesi: Gücün niteliğinin değişmesi

Günümüz dünyasında veriler en az petrol kadar değerli hale gelmiştir. Veri merkezleri (Data Centers), bulut ağları (Cloud Services), denizaltı kabloları ve iletişim altyapıları dijital ekonominin omurgasını oluşturmaktadır.

Bu doğrultuda bazı teknoloji-jeopolitiği analizlerinde “digital chokepoint” terimi kullanılmaktadır. Bunun amacı şunları göstermektir:

Veri merkezlerinin belirli bölgelerde yoğunlaşması,
Küresel ağların birkaç bölgesel merkeze bağımlı olması,
Avrupa, Asya ve Afrika arasındaki bağlantıların Körfez bölgesinden geçmesi,
gibi unsurların bu bölgeyi küresel dijital güvenlik açısından hassas bir noktaya dönüştürmesidir.

Hürmüz Boğazı ve bulut ekonomisi

Amazon Web Services (AWS), Microsoft Azure ve Google Cloud gibi büyük teknoloji şirketlerinin büyümesiyle birlikte Körfez bölgesi, bulut hizmetlerinin geliştirilmesinde önemli merkezlerden biri haline gelmiştir.

Bu şirketler bölgesel veri merkezleri kurarak ağ gecikmesini (latency) azaltmayı ve Asya ile Afrika pazarlarına daha iyi hizmet vermeyi hedeflemektedir.

Ancak bu altyapı yoğunlaşmasının önemli bir sonucu vardır: Hürmüz Boğazı çevresindeki herhangi bir güvenlik istikrarsızlığı yalnızca enerji piyasalarını değil, küresel dijital piyasaları da etkileyebilir.

Bölgesel güvenlik ile küresel altyapılar arasındaki bağ

Yeni yaklaşımda Hürmüz Boğazı artık yalnızca coğrafi bir geçit değil; askeri güvenlik, enerji ve bilgi teknolojileri arasında bir bağlantı noktası olarak görülmektedir.

Bu nedenle herhangi bir askeri gerilim veya dış müdahale şu alanlarda aksamalara yol açabilir:

Küresel bulut hizmetleri,
Dijital bankacılık sistemleri,
E-ticaret faaliyetleri,
Yapay zekâ sistemleri ve veri işleme altyapıları.


Yeni denklemde İran’ın rolü

İran’ın Hürmüz Boğazı üzerindeki coğrafi konumu nedeniyle ülke, bölgenin yeni jeo-dijital denkleminde belirleyici bir yere sahiptir. Bu analizlere göre İran yalnızca enerji güvenliğinde değil, bölgesel dijital altyapıların istikrarı veya istikrarsızlığı üzerinde de etkili bir aktör olarak değerlendirilmektedir.

Bu nedenle bazı analistler, bölgede gerilimin artmasının veya yabancı askeri varlığın güçlenmesinin güvenlik sağlamak yerine küresel teknoloji ve ekonomi risklerini artırabileceğini savunmaktadır.

Petrol boğazından veri boğazına

Bu gelişmeler, dünyanın karşılıklı bağımlılığın yeni bir aşamasına girdiğini göstermektedir. Bu aşamada:

Petrol hâlâ önemlidir,
Ancak veri ve dijital altyapılar da benzer derecede stratejik hale gelmiştir.
Bu çerçevede Hürmüz Boğazı giderek yalnızca bir “petrol boğazı” olmaktan çıkıp bir “dijital boğaz” (digital chokepoint) haline gelmektedir; yani güvenliği, küresel ekonominin, teknoloji piyasalarının ve hatta yapay zekâ gelişiminin geleceğini doğrudan etkileyebilecek kritik bir nokta olarak görülmektedir.

 

Not: Bu analiz tabnak sitesinden alınarak tercüme edilmiştir

Bölgede ABD emperyalizminin dayattığı deniz trafiğine İran Devrim Muhafızları’ndan tarihi bir yanıt geldi. Hürmüz Boğazı’nı kuşatan provokasyonlara karşı Tahran, sahada kararlı duruşunu sürdürüyor.

 
Hürmüz Boğazı’nda emperyalist güçlerin bölgeyi istikrarsızlaştırma çabalarına karşı İran Devrim Muhafızları Ordusu, stratejik bir hamleye imza attı. İran savunma kaynaklarından edinilen bilgiye göre, bölgedeki kuşatmayı yarmak adına ABD’ye ait Panama bayraklı MSC Sariska V adlı ticari gemi, seyir füzesiyle doğrudan hedef alınarak etkisiz hale getirildi. Küresel enerji hatlarını birer savaş aracına dönüştürerek bölgeyi abluka altına almaya çalışan Batı destekli stratejiler, Tahran’ın bu kararlı müdahalesiyle bir kez daha duvara çarptı. Olayın ardından bölgede tansiyonun zirve yaptığı gözlenirken, emperyalizmin denizlerdeki hakimiyet girişimlerine karşı İran’ın caydırıcı gücü bir kez daha sahada tescillenmiş oldu.

İRAN'DAN ABD GEMİSİNE FÜZE SALDIRISI
 
İran’ın bu operasyonu, özellikle ABD ve İsrail’in bölgedeki varlığını "deniz güvenliği" adı altında meşrulaştırmaya çalıştığı bir dönemde gerçekleşmesiyle dikkat çekiyor. Daha öncesinde Birleşik Krallık Deniz Ticaret Operasyonları (UKMTO) tarafından Irak’ın güneyindeki Umm Qasr limanının yaklaşık 40 deniz mili açığında bir geminin vurulduğu bilgisi paylaşılmıştı. Batılı merkezler gelişmeyi "tansiyonun yükselmesi" olarak nitelendirip yaygarayı koparırken, bölge kaynakları bunun İran’ın kendi egemenlik haklarını koruma ve emperyalist ablukayı delme kararlılığının bir göstergesi olduğunu belirtiyor. Mürettebatın akıbeti ve gemideki hasarın boyutu hakkında net bilgiler henüz belirsizliğini korusa da, ABD’nin bölgedeki provokatif hamlelerinin Tahran tarafından cevapsız bırakılmayacağı mesajı verilmiş oldu.

Salı, 02 Haziran 2026 05:53

Şehit Liderin Gadir Dersleri-1

Gadir Hum Bayramı, şehit lider İmam Hamanei’nin düşünce ve siyasi ekolünde yalnızca tarihî bir olay veya Müminlerin Emiri Ali ibn Abi Talib’ın hilafet faziletinin açıklanması değildir; aksine dinî yönetimin ve İslam toplumunun hidayetinin devamlılığı doktrinidir. Bu merhum liderin Kur’an-ı Kerim ayetlerine dayanan görüş ve açıklamalarının yeniden okunması, hak cephesinin küresel zorbalık karşısındaki yol haritasını ortaya koymaktadır.

Gadir Hum olayının çeşitli boyutlarının açıklanması ve bu tarihî olayın içinden siyasi ve eğitsel bir doktrinin çıkarılması, İslam Devrimi’nin şehit lideri İmam Hamanei’nin düşünce ve stratejik açıklamalarında her zaman temel eksenlerden biri olmuştur. O, Kur’an ayetlerine derin ve metin merkezli bir bakışla yaklaşarak Gadir’i yalnızca geçmişte yaşanmış bir olay değil, hidayetin devamının ve İslam ümmetinin siyasi geometrisinin oluşumunun anahtar kavramı olarak görmektedir.

“Gadir Dersleri” başlıklı yazı dizisinin ilk bölümünde, küfür ehlinin ümitsizliğine dair ayet ile Gadir gerçeği arasındaki bağ hakkında yaptığı en hassas açıklamalardan biri incelenmektedir. Devamında önce şehit liderin konuşmasının tam metni, ardından da onun temel ve stratejik noktalarının analizi sunulmaktadır.

Konuşma metni:

“Gadir Bayramı konusunda ki Gadir Bayramı, Müminlerin Emiri Ali bin Ebu Talib’in (a.s.) hilafetinin ilan edildiği gündür, bu gün hakkında Kur’anî bir ifade çok dikkat çekici ve hassastır; o ifade de şudur ki Maide Suresi’nin ilk ayetlerinde şöyle buyurulmaktadır:

‘Bugün inkâr edenler sizin dininizden ümitlerini kestiler.’

Yani hicretin onuncu yılının Zilhicce ayının on sekizinci günü, Gadir’in ilan edildiği ve Müminlerin Emiri’nin halef olarak tayin edildiği gün, kâfirlerin İslam’ın apaçık dinini ortadan kaldırabileceklerine dair ümitlerini kaybettikleri gündür. O güne kadar hâlâ bunu yapabileceklerini umuyorlardı; fakat o gün artık ümitsizliğe düştüler.

‘Bugün inkâr edenler sizin dininizden ümitlerini kestiler. Artık onlardan korkmayın, benden korkun.’

Yani artık kâfirlerin heybeti sizi korkutmasın; onların gösterişlerine, yaptıkları işlere ve kendilerini güçlü göstermelerine önem vermeyin; davranışlarınız konusunda âlemlerin Rabbine karşı dikkatli olun. Ayetin anlamı budur.

Peki kâfirler neden ümitsizliğe düştüler?

Bu, İslam’ın siyasi hâkimiyetinin devamlılığı sebebiyledir.”

Açıklamaların stratejik boyutlarının analizi

Gadir; küfür cephesinin İslam’ı ortadan kaldırma umudunun sona erdiği nokta

Gadir olayından önce küfür cephesinin temel umudu, Allah Resulü’nün (s.a.a.) vefatından sonra İslam toplumunun liderlik yapısından mahrum kalması ve zamanla çöküşe veya sapmaya uğramasıydı. Ancak Gadir’deki ilahî plan ve halefin belirlenmesi, bu tarihî tamahı ebedî bir ümitsizliğe dönüştürdü ve düşman cephesine İslam’ın şahıslara değil, sürekliliği olan bir yapıya dayandığını gösterdi.

Din ile “siyasi hâkimiyet” arasındaki kopmaz bağ

Devrim Lideri’nin düşüncesinin analizine göre, kâfirleri titreten şey yalnızca ibadete ve bireysel yaşama indirgenmiş bir İslam değildir; aksine velayet bayrağı altında İslam’ın siyasi hâkimiyetinin devamıdır. Gadir’in yönetim modeli, şeriatın devamının güvencesidir ve İslam dininin toplumu yönetmek için düzenli ve yönetsel bir programa sahip olduğunu göstermektedir.

Küfrün sahte heybeti ve İslam toplumunun korkuya kapılmasının yasaklanması

Kur’an’daki “Artık onlardan korkmayın” ifadesi, düşmanın psikolojik savaşıyla karşılaşmada uygulanacak bir talimattır. Müminler cephesi, küfür cephesinin güç gösterileri, silahları ve medya üzerinden yaptığı propagandalardan etkilenmemeli; hesaplamalarında ve büyük kararlarında korku veya geri çekilme yaşamamalıdır.

Tehdit merkezinin dışarıdan içeriye taşınması (toplumsal takva)

“Benden korkun” ayetinin inmesiyle İslam toplumunun dikkat ve gözetim merkezi değişmektedir. Velayet sistemi kurulduğunda dış düşman onu kökünden yok etme gücüne sahip değildir; asıl tehlike iç gevşeklik, gaflet, ayrılık ve toplumun kendi eliyle hak yoldan sapmasıdır. Bu nedenle buna karşı uyanık olunmalıdır.

Sonuç

“Gadir Dersleri” dizisinin ilk dersi bize şunu öğretmektedir: Velayetin sağlam yapısına dayanmak ve İslam’ın siyasi hâkimiyetini korumak, içeriden korunduğu takdirde küresel zorbalık cephesinin bütün dış komplolarını ümitsizlik ve başarısızlığa uğratacak bir kaledir.

 

NOT: Tabnak sitesinden alınarak tercüme edilmiştir

 

Tahran yönetimi, ikinci bir emre kadar ABD ile yürütülen tüm barış görüşmelerini ve aracılar vasıtasıyla yapılan dolaylı temasları durdurdu.


Tesnim Haber Ajansı’nın edindiği bilgilere göre, İran ile ABD arasında dolaylı yollardan (arabulucular üzerinden) süren mesaj ve metin alışverişinin durdurulduğu belirtiliyor.

Kararın gerekçesi olarak, Siyonist rejimin Lübnan’daki saldırılarının devam etmesi ve ateşkes anlaşmasının kapsamına dahil olan Lübnan cephesindeki ihlallerin sürmesi gösteriliyor.

İranlı müzakereciler tarafından, “Lübnan’daki işgal altındaki bölgelerden rejimin tamamen geri çekilmesi” ve “Gazze ile Lübnan’daki saldırgan eylemlerin derhal sonlandırılması” şartlarının karşılanması gerektiğinin vurgulandığı aktarılıyor.

Bu taleplerin yerine getirilmemesi halinde, Tahran yönetiminin diyalog kanallarını kapalı tutmaya devam edeceği ifade ediliyor.

 İran Hürmüz Boğazı'nı da tamamen kapattığını duyurdu.Kızıldeniz'i Hint Okyanusu'na bağlayan Babülmendep Boğazı'nın da Husiler tarafından hedef alınacağını belirtti.

İran'ın resmi açıklamasında "İsrail ve müttefiklerini cezalandırmak amacıyla, Hürmüz Boğazı'nı tamamen kapatmaya ve Babülmendep Boğazı dahil diğer cepheleri harekete geçirmeye karar vermiştir" denildi.

 

İranlı Komutandan Siyonistlere Sert Uyarı:  
 
Hatem el-Enbiya Merkez Karargahı Komutanı Tümgeneral Ali Abdullahi, İsrail’in Beyrut’un Dahiye bölgesine yönelik olası saldırılarına karşılık verileceğini belirterek, işgal altındaki Filistin topraklarının kuzeyi ile askeri bölgelerin hedef alınabileceği uyarısında bulundu.

Abdullahi, İsrail’in Dahiye’yi hedef alması halinde İran’ın da karşılık vereceğini ifade ederken, söz konusu bölgelerde yaşayan İsraillilere tahliye çağrısı yaptı.

İran Dışişleri Bakanı Seyyid Abbas Erakçi de yaptığı açıklamada, ateşkes ihlallerine ilişkin uyarılarda bulundu. Erakçi, “Ateşkesin herhangi bir cephede ihlali, tüm cephelerde ihlal anlamına gelir” ifadelerini kullanarak ABD ve İsrail’e mesaj verdi.

İsrail ile Lübnan arasında yürürlükte bulunan ateşkes anlaşmasına rağmen, İsrail ordusunun Lübnan’ın çeşitli bölgelerine yönelik saldırılarını sürdürdüğü bildiriliyor.

Öte yandan İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun, orduya Beyrut’un güneyindeki Dahiye bölgesine hava saldırıları düzenleme talimatı verdiği öne sürüldü.

İsrail ordusu da Dahiye’de yaşayan sivillere yönelik tahliye çağrısında bulundu.