کارگر

کارگر

Konferansın başkent Bağdat değil de Irak’ın Kürdistan bölgesinin merkezi Erbil’de düzenlenmesi bile merkezi yönetime karşı yeni bir komplonun habercisidir.

 
Bismillah

 18 Aralık 2014 tarihinde Erbil’de ilginç bir konferans düzenlendi. Çoğu başkent Bağdat’ta üst düzey resmi makamlarda bulunan Sünni-Arap siyasetçiler ve Sünnilerin yaşadığı bölgelerdeki aşiret liderlerinden bazılarının katılımıyla gerçekleşen bu konferansın amacı üzerinde dikkatle durulması gerekir.

Konferansın başkent Bağdat değil de Irak’ın Kürdistan bölgesinin merkezi Erbil’de düzenlenmesi bile merkezi yönetime karşı yeni bir komplonun habercisidir.

Toplantıya ” Terörizmle Mücadele Konferansı” adı verilse de yapılan açıklamalar başka amaçlar için düzenlendiğini ortaya koymaktadır.

Uluslararası çapta düzenlenmesi ve birçok ülke temsilcisinin davet edilmesine rağmen merkezi hükümetin IŞİD terör çeteleri karşısında elde ettiği son başarıları karşısında çoğu ülke temsilcileri katılmaktan vazgeçti. Irak Cumhurbaşkanı yardımcısı Usame Nuceyfi, başbakan yardımcısı Salih Mutlak, Irak’ın sünni siyasetçilerinden bir grup ve Irak’ın 6 eyaletinden sünni vekillerle bazı aşiret liderlerinin katılımıyla gerçekleşen bu konferansta IŞİD’e karşı mücadelede sünni aşiretlerin silahlandırılması gerektiği ve ancak merkezi hükümetin bu konuda yavaş davrandığı eleştirildi.

Bu arada konferansı düzenleyenler yaptıkları açıklamalarda, amaçlarının Irak Ehli Sünneti arasında mezhebi birlik oluşturmak ve Ehli Sünnetin Bağdat’ın muhalefetine rağmen silahlanmak kararlılığını göstermek olduğunu belirtiler.

Irak’ta Sünni Arapları temsil edenlerin Baasçı rejimin yıkılmasından beri izledikleri ikircikli tutum bazılarınca her ne kadar asırlardan beri dış güçlerin himayesinde sahip oldukları iktidarı kaybetmek olarak yorumlansa da başını ABD’nin çektiği emperyalist güçlerle bölgedeki ortaklarının kışkırtmasıyla tahrik edildiklerini söylemek daha isabetli olur.

Bilindiği üzere Osmanlı Devleti dönemi, İngiliz işgali ve işgal sonrasından 2003 yılına kadar geçen sürede Iraklı sünni Araplar dış hamilerinin yardımıyla daima ülkenin kilit noktalarını ellerinde tutmuşlar ve çoğunlukta olan Şiiler ise daima iktidardan uzak tutulmuşlardı.

ABD ve müttefikleri ise Irak’ı işgal ederek Saddam ve Baasçı rejimini devirdikten sonra kukla bir rejim oluşturmayı planlıyorlardı. İşgal sonrası Irak’a genel bir vali tayin ederek yeni dönemde oluşturulacak anayasal yapı, hükümet, ordu vb kurumları nasıl düzenlemeyi kurguladıklarını ortaya koydular. Ama süreç istedikleri gibi yürümedi. Çünkü Irak’taki toplumsal yapıyı iyi okuyamamış ve Şia ulemasının halk üzerindeki rolüyle Şia direniş ruhunu görmezden gelmişlerdi.

Amerikalılar kendi planlarını uygulamaya çalışırken Şia uleması “Her Iraklı bir oy hakkına sahiptir” sloganını yayarak yeni düzenin genel vali emriyle, taifecilik ve aşiretçilik anlayışına göre değil de halkın oyuyla belirleneceğini ileri sürdüler ve sözde demokrasi havarisi işgalciler de bu görüş karşısında direnemediler. Öte yandan Baasçı orduyu dağıtan işgalciler kendilerine bağlı uysal bir ordu oluşturmayı planlarken halkın oyuyla işbaşına gelen ve Şia ulema otoritesinin desteğine sahip hükümetler bu oyunu da kısmen etkisiz bıraktılar.

Ve bilindiği üzere ABD askeri güçleri Irak’taki amaçlarına tam ulaşamadan 2009 yılında bu ülkeyi terketmek zorunda kaldı. Ama bu ABD’nin Irak’tan tamamen vazgeçtiği anlamına gelmiyordu. Çünkü, ABD Irak’a yönelik ilk saldırıdan, yani 1991’den beri Irak Kürdistan’ına yerleşmiş olarak Irak’ın parçalanmasına dair planlarını uyguluyordu. Bu amaç çerçevesinde Kürtlerin yaşadığı 36. paralelin kuzeyinin Irak uçuşlarına yasaklanması, Birleşik Görev Gücü adındaki uluslararası bir askeri gücün bölgeye yerleştirilmesi ve sonraki gelişmeler Kuzey Irak’ta ABD’ye göbekten bağlı fiili bir Kürt yönetiminin oluşmasıyla sonuçlanmıştı.

ABD merkezi Irak yönetimini Kürt yönetimiyle dizginlemek yanında sünni Arapları kullanmayı ve Irak’ı üç bölgeye ayırıma planını daima masa üstünde tuttu. Suriye’de iç savaş çıkarmakla bu hedefine yaklaştığını gören ABD bölgede birkaç planını birden gerçekleştirmeyi planlıyordu. Suriye’de mevcut rejim yerine – tüm Suriye’de olmasa da en azından sünni bölgelerde- kendine bağımlı/uysal bir Sünni rejimi kurarak Irak sünni Araplarıyla birleştirecek veya onların da Irak’tan ayrılmasını sağlayacak, Irak Kürdistan’ı ile Suriye’deki Kürtleri birleştirerek Akdeniz’e ulaşacak bir Kürt koridoru açacak ve en önemlisi İran’ın başını çektiği “Direniş Cephesini” gerileterek, bir birinden ayırarak İsrail’in güvenliğini uzun süre temin edecekti.

Suriye’de beklemediği bir direnişle karşılaşan ABD, IŞİD’i Irak’a yönlendirerek ağırlığı yeniden Irak’a vermeye başladı. Irak’lı bazı sünni Arap siyasetçiler ve aşiret liderlerinin Baasçıların ordudaki uzantılarıyla birlikte başta Musul şehri olmak üzere geniş bir bölgeyi herhangi bir direniş göstermeden ve hatta işbirliği yaparak IŞİD’e teslim etmeleri bu çevrelerin ABD ve bazı komşu ülkelerle perde arkasında planladıkları bir komplo planının sonucuydu. IŞİD’in Irak’taki ani başarılarının medya aracılığıyla Türkiye de dahil bazı ülkelerde “Sünni Devrimi” olarak lanse edilmesi bu çerçevede değerlendirilmelidir.

Ancak IŞİD projesi de ABD’nin önceki planları gibi beklendiği gibi sonuç vermedi. Çünkü IŞİD sadece iktidar peşinde değil, aynı zamanda kendi selefi ideolojisini de hakim kılmak isteyen, şiilerle birlikte sünnileri de kolayca tekfir edebilen, kolayca fetva verip masum insanları acımasızca katliam edebilen,uzlaşmasız ve kontrolü zor bir vahşi güçtü. Ve yine IŞİD’in ayrı bir ABD ortağı Kürdistan yönetimi üzerine yönelmesi ABD tarafından kabul edilemezdi ve durdurulmasına karar verildi.

IŞİD’in yok edilmesi değil, dizginlenmesi gerekirdi. Çünkü ABD’nin Irak ve Suriye üzerindeki çok yönlü planları çerçevesinde Kürtlerle birlikte sünni Araplara da ihtiyacı vardır. Irak’ta son haftalarda merkezi hükümetin ordu ve halk direniş güçleriyle birlikte IŞİD karşısında elde ettiği başarılar devam ederse bu merkezi hükümetin, ve dolayısiyle ülkenin dış saldırılara karşı güçlenmesi demektir.

IŞİD’e karşı oluşturulduğu iddia edilen Uluslararası Koalisyon’un bu terör çetelerine yönelik saldırılarını son sıralarda azaltmaları ve bazı bölge ülkelerinin IŞİD konusunda hala tereddütlü davranmaları Irak hükümetinin son sıralarda elde ettiği başarılardan duyulan kaygılardan kaynaklanmaktadır. Öyleyse IŞİD Irak’tan tamamen temizlenmeden önce sünnilerin takviye edilmesi gerekir sonucuna vardılar. Erbil’de geçen hafta düzenlenen sünni Araplar konferansını işte bu çerçevede değerlendirmek gerekir.

Konferansı düzenleyenlerden Neyneva Eyaleti Yerel Konsey üyesi Abdurrahman Veka konferansla ilgili açıklamasında görüşümüzü onaylar nitelikte şöyle diyordu: “Erbil konferansı Irak’taki Ehli Sünnet tarafından Irak aşiretlerinin silahlandırılması için bir baskı yoludur. Amerika’nın Ehli Sünnet aşiretlerinin silahlandırılması konusuna olan ilgisi kimse için gizli değildir. Çünkü bu ülke gelinen mevcut durumda Ehli Sünnet ile aynı tutumu sergileme peşindedir ve Erbil’deki terörizmle mücadele konferansında da bu şekilde bir tutum sergileyecektir.”

ABD tarafından IŞİD’le mücadele bahanesiyle kurulmasına karar verilmiş `Irak Sünni Ordusu`nun yüzbin kişiden oluşacağı dillendirilmektedir. Bölgesel planlarını uygulama konusunda Irak merkezi hükümeti ve ordusundan umudu kesmiş bulunan ABD, Kürt Bölgesel Yönetimi gibi bir Sünni Bölgesel Yönetimi kurarak Irak’ı fiilen üçe bölmeyi planlamaktadır. Böylece Irak’ta ekseriyetin iradesine dayalı güçlü bir merkezi iktidarın oluşmasını engellemeyi ve bu ülke üzerindeki sömürüsünü derinleştirmeyi amaçlamaktadır. Bölgesel planda ise yeni ülkecikler oluşturmak suretiyle bir yandan İsrail’in güvenliğini sağlamayı öte yandan Ortadoğu’daki sultasını bir süre daha sürdürmeyi planlamaktadır.

Amerikanın bu “böl, parçala, kolay yönet” planına Irak içi ve bölgesel aktörlerin tepkileri de durdukları konuma göre değişik olacaktır. Ülke nüfusunun kahir ekseriyetini oluşturan şiilerin, Irak’ın toprak bütünlüğü ve gücünü korumak için bu plana karşı var güçleriyle direnecekleri açıktır. Ülke nüfusunun %63-65 kadarını oluşturan şiilerin demokratik bir sistemde bütün yönetim organların ele geçirmeleri mümkünken iktidarın tüm organlarını sünni Araplar ve kavimsel kimliklerini öne süren sünni Kürtlerle paylaşmaya gösterdikleri özen bunun açık bir göstergesidir.

İran, Suriye ve Hizbullah gibi direniş cephesi üyelerinin de Irak’ın parçalanmasına, etnik ve mezhebi çatışmalara sahne olmasına karşı olacakları kesindir.

Iraklı Kürtler ve sünni Arapların bu konuda tek bir görüşte olduklarını söylemek mümkün değildir. Bağımsız Kürdistan düşüyle yatıp kalkanların etraflarında olup bitenler kendilerine dokunmadığı sürece her komployu kabul edecekleri tecrübeyle ortadadır. IŞİD Musul’a girdiğinde Kürtleri ilgilendirmediği için kayıtsız kalan ve hatta merkezi hükümetin zaafını fırsat bilerek kendisi de yeni bölgeler işgal ederek hükümetinin sınırlarını genişletmeye, güçlendirmeye çalışan Mesut Barzani liderliğindeki KBY bunun en açık örneğidir. IŞİD’in Erbil kapılarına dayanması sırasında kurtuluş için etrafa yalvarmasına ve ne kadar kırılgan ve zayıf bir konumda olduğunu görmesine rağmen hala akıllanmışa benzemiyor. Bir kısım Kürt çevreler ise ABD’nin ister Irak ve ister Suriye’de bir yandan Kürtlere bağımsızlık vaadlerinde bulunurken bir yandan da kendilerini dengelemek için yeni alternatif güç odakları kurduğunu gözlemlemekte ve ABD’nin “Sünni Ordusu” planına bu açıdan şüpheyle yaklaşmaktadırlar.

Yukarıda da değindiğimiz üzere asırlardır miras aldıkları iktidarı kısmen de olsa kaybeden Iraklı geleneksel iktidar çevreleri ve bazı sünni aşiret liderleri ABD’nin “Sünni Ordusu” planına en istekli yaklaşanlardır. Buna rağmen Iraklı sünnilerden bir bölümü düşmanın komplosunun farkında olarak Irak’ın toprak ve siyasal bütünlüğünü desteklemektedir. Her iki kesimin halk arasında ve iktidar kademelerinde temsilcileri bulunmaktadır.

Irak’ın Amerikan işgaline rağmen anti siyonist ve anti Amerikan cephesine katılmasını bir türlü içine sindiremeyen bazı sünni ve komşu ülkeler rejimleri ise Irak’ın menfaatlerinden çok kendi iktidarları ve çıkarlarını düşündükleri için geçmişte ortaya koydukları mezhepçi ve fırsatçı siyasetlerinde olduğu gibi “Sünni Ordusu” kurulması planına da olumlu yaklaşacaklardır. Bu çevreler bu sözde “Sünni Ordusu” ile kendilerinin de ABD’nin yanında Irak’ta nüfuz kazanacaklarını hesaplamaktadırlar.

Planın baş aktörleri ABD ve İşgalci İsrail ise bölge ülkeleri ve halklarını ne kadar fazla parçalar ve ne kadar çok cepheleştirirlerse o kadar başarılı olacaklarını hesapladıkları için “Sünni Ordusu” planını bir an önce hayata geçirmeye çalışacaklardır.

Bu menfur planın başarı oranı Irak ordusu ve halk direniş güçlerinin terör çetelerine karşı savaş meydanında gösterecekleri başarının hızı ve derinliğine bağlıdır. Erbil konferansının alelacele düzenlenmesi de son sıralarda IŞİD’e karşı kaydedilen başarılı operasyonların artmasından kaynaklanmaktadır. Sünni aşiretlerden bir çoğunun Irak ordusuyla omuz omuza savaştığı şu sıralarda yüzbin kişilik “Sünni Ordusu” planının gerçekleşmesi en azından şu sıralar mümkün gözükmüyor.

Ziya Türkyilmaz

Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi Başkanı İran İslami Şura Meclisi Başkanı ile gerçekleştirdiği görüşmede Tahran-Erbil ilişkilerini olumlu olarak niteledi.

İran İslami Şura Meclisi Başkanı Ali Laricani Cuma akşamı Kürdistan Bölgesel Yönetimi Başkanı Mesut Barazani ile bu yönetimin başkenti Erbil’de bir araya geldi.

Suriye, Lübnan ve Irak’a yaptığı bölgesel ziyareti çerçevesinde Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi başkenti Erbil’de bulunan Ali Laricani bölgesel yönetimin başkanı Mesut Barazani ile gerçekleştirdiği ikili görüşmede ikili ve bölgesel konular ele alındı.

Mesut Barazani bu görüşmede İran’ın Irak hükümeti ve halkına ve ayrıca  Kürdistan Bölgesel Yönetimi’ne karşı hep yardımda bulunduğu için teşekkür ederek, “İran zor günlerde hiç bir zaman bizi yanlız bırakmamıştır ve son zamandaki gelişmelerde de bizi yanlız bırakmadı”diye konuştu.

Bu görüşmede İslami Şura Meclisi Başkanı Ali Laricani ise Kürdistan Bölgesel Yönetimi’nin terör ile mücadeledeki tutumunu zekice olarak değerlendirdi.

 

İran İslami Şura Meclisi Başkanı Süleymaniye'de
Ali Laricani Süleymaniye’de bazı Kürt makamlarla görüştükten sonra Kürdistan Bölgesel Yönetimi Başkenti Erbil’e geçti. Laricani Süleymaniye ziyareti sırasında Celal Talabani ile de bir araya geldi.

Cumartesi, 27 Aralık 2014 00:00

İran, ‘kamikaze’ İHA’sını denedi

İran Kara Kuvvetleri Komutanı Tuğgeneral Ahmed Rıza Purdestan, başlayan tatbikatta, ‘hedefe dalış yaparak kendini imha eden’ insansız hava aracının (İHA) denendiğini belirtti.
 
 
İran İslam Cumhuriyeti resmi haber ajansı İRNA’nın haberine göre, basına yaptığı açıklamada Purdestan, bir hafta devam edecek askeri tatbikat kapsamında “Raad” (gök gürültüsü) adlı İHA’yı test edildiğini, söz konusu İHA’nın 250 kilometre menzile sahip olduğunu ve hedefe nokta atışı yapabildiğini ifade etti. 

Purdestan, Raad adlı İHA’yı “hareketli bomba” olarak niteleyerek, kara ve hava hedeflerine karşı geliştirildiğini ve tespit ettiği düşmanının üzerine “hedefe dalış yaparak kendini imha ettiğini” söyledi. 

İran ordusu, dün, Devrim Muhafızları’nın da katılımıyla dünya petrolünün stratejik geçiş noktalarından Hürmüz Boğazı ve çevresinde “Muhammed Resulullah” adlı geniş kapsamlı askeri tatbikata başlamıştı.

 

 

İran İslami Şura Meclisi Başkanı Suriye, Lübnan ve Irak’a gerçekleştirdiği 6 günlük bölgesel ziyaretin ardından Tahran’a döndü.


Mehr Haber Ajansı’nın haberine göre, İran İslami Şura Meclisi Başkanı Ali Laricani 6 günlük bölgesel ziyaretinin ardından dönüş yaptığı Mehrabad Uluslararası Havalimanı’nda gazetecilere karşı yaptığı açıklamalarda bölgesel konularda bölge ülkeleri arasında görüş birliği hakim olduğunu belirtti.

Laricani  Suriye, Lübnan ve Irak’a gerçekleştirdiği ziyaret sırasında ekonomik konuların da ele alındığını söyleyerek, “Bu üç ülkeye gerçekleştirdiğimiz ziyaretin en önemli hedeflerinden birisinin tabi ki terör ile mücadele konusuydu, çünkü bu önemli sorun şu anda bölgenin en önemli sorunlarının başında gelmekte ve Irak, Suriye ve Lübnan ülkeleri de bu sorun ile yüz yüze olan ülkelerin başında gelmekteler” dedi.

İslami Şura Meclisi Başkanı ayrıca Suriye’de artık koşulların eskisi gibi olmadığını ve bu ülkenin yavaş yavaş teröristlerin ağırlığı ve baskısından kurtulduğunu ama uluslararası medyada Suriye’nin bu gerçeklerinin yer almadığını belirterek, “Lübnan temaslarımız sırasında ise bu ülkenin terörist akımlara karşı etkili ve başarılı bir mücadele yürüttüğünü gördük ve Lübnan bu konuda büyük başarılara imza atmıştır, diğer taraftan ise Irak’ta bir siyasi uzlaşının hakim olduğuna şahitizdir, bu olumlu gelişme yakın zamanda sağlanmış ve ne mutlu ki şu anda Irak’a milli birlik ve uzlaşı ortamı hakim” diye açıklamalarda bulundu.

 

Türkiye'de resmi temaslarda bulunan Irak başbakanı dün Türkiye başbakanı Ahmet Davutoğlu ile düzenlediği ortak basın toplantısında terör örgütü IŞİD'in  yalnızca Irak için değil bütün bölge ülkeleri için  tehdit olduğunu söyledi.

Irak'ta IŞİD örgütünün işgalindeki bölgelerin kurtarılmasının bütün bölge ülkelerinin işbirliğine ihtiyaç olduğunu belirten el'İbadi, iki ülke arasındaki Yüksek Düzeyli Stratejik İşbirliği Konseyi (YDİK) toplantılarını tekrar başlatmak üzere Türkiye'de bulunduklarını belirtti. Bu toplantıları Irak ve Türkiye'nin yanında, bölgenin çıkarını gözetecek şekilde tekrar hayata geçirmek istediklerini kaydeden İbadi, "Bu dönemde bütün alanlarda ikili ekonomi, enerji, güvenlik ve askeri işbirliğimizi ilerletmek istiyoruz" dedi.

İbadi, Irak'ta sadece güvenlik meseleleriyle ilgilenmediklerini aynı zamanda yolsuzlukla da mücadele konusunda çalışmaya başladıklarını kaydetti.

Irak güvenlik güçlerinin eğitilmesi ve Irak güvenlik güçlerinin güçlendirilmesi konusunda Türkiye'nin sunduğu yardımlar için teşekkür eden İbadi, "Herhangi bir terör örgütünün Türkiye'ye zarar vermesine izin vermeyiz. Bu konuda Irak topraklarından komşu Türkiye'ye karşı herhangi bir müdahale olursa buna izin vermeyiz. Türkiye'nin içişlerine de karışmayız" şeklinde konuştu.

İbadi, Irak'ta ve Suriye'de etnik ve mezhep temelli çatışmalara karşı olduklarını vurgulayarak, bu konuda küresel bir işbirliğine ihtiyaç duyulduğunu kaydetti.

İbadi, Türkiye ile ikili ilişkilere önem verdiklerini vurgulayarak, "Sadece sorunları konuşmak değil aynı zamanda yapıcı ilişkiler kurarak tam bir açılım içinde olmak istiyoruz. İki ülkenin egemenliği bağlamında, ilişkilerimizi ekonomik, siyasi, ticari, güvenlik ve askeri bütün alanlarda geliştirme arzusu içindeyiz" diye konuştu.

Bu arada Türkiye başbakanı Ahmet Davutoğlu da, iki ülke arasında gerçekleşen karşılıklı üst düzey ziyaretlerin, ülkelerin derin tarihi dostluğunu yansıtan güzel bir işaret olduğunu belirterek, başbakanlık görevini üstlendikten sonra ilk ziyaretlerinden birini Irak'a yaptığını, İbadi'nin de Türkiye'yi ziyaret etme isteğini gündeme getirince, bundan memnun olduklarını ve hemen davet ettiklerini söyledi.

"Şu anda birinci gündem maddemiz güvenlik konusudur" diyen Davutoğlu, "Irak'ta yaz aylarından itibaren yaşanan ve bir terör örgütü olan IŞİD'in yaptığı saldırılarla ortaya çıkan güvenlik riski sadece Irak'ı değil, bütün bölgeyi etkilemektedir ve sadece Irak'a değil, bütün bölgeye ve Türkiye'ye de bir tehdit mahiyeti, bir risk mahiyeti taşımaktadır. Bu çerçevede Irak'ın toprak bütünlüğüne, Irak'ın güvenliğine ve istikrarına, Türkiye'nin güvenliği ve istikrarı gibi bakıyoruz. Irak'a bu konuda her türlü desteği vermeye hazırız.'' dedi.

Türkiye ve Irak'ın önemli dış ticaret ortakları olduğunu belirten Davutoğlu, dış ticaretin 2013'te 12 milyar doları, 2014 yılının 9 ayında da 8-9 milyar doları aştığını, güvenlik şartlarının etkilediği ticaretin, güvenlik şartları iyileştikçe ivme kazanacağına inandığını kaydetti.

Başbakan Davutoğlu, yabancı savaşçılar konusunda ise gerek Irak'ta, gerek Suriye'de hiç bir yabancı savaşçının olmaması gerektiğine inandıklarını söyledi.
 

 

 
 

Arap Yazar: İmam Hamanei’nin  mücadele, marifet, tevazu ve dindarlığı tanıdıkça onun  ‘İmam’ unvanına layık olduğunu anladım.
 
 
 “Ayetullah Hameneî’yi diğer milletlerin liderlerinden ve çağının diğer düşünürlerinden ayıran özellik ise, hayat, ahiret, insan, varlık sembolleri ve benzeri konulardaki görüşleridir.”

“İnsanlık semasında İmam Humeynî’nin parlamasından önce, Resûl-u Ekrem’in (saa) Pak ve Mutahhar Ehl-i Beyt’ini seven ve onların gerçek izleyicileri olanların hakikat ehli olduğunu, kurtulmuş ve felaha ulaşmış olanların sadece bunlar olduğunu anlamıştım. Gönülden Ehl-i Beyt’e (as) bağlı olmama rağmen kendimi başka bir konumda görüyordum.”

Bunlar Ürdünlü düşünür Ahmet Hüseyin Yakub’un sözleridir. Kendisi tevafuken “Resûlullah’ın Evlatları Kerbela’da” adlı kitapla tanışmanın ardından, ilahî yardımlar onun hayat akışını tamamen değiştirerek geliştirdi. Kerbela olayını okurken Ahmet Hüseyin’in gözleri dolu dolu oluyor ve içinde duygu devrimi yaşanıyor. İmam Hüseyin’in (as) adı ve o hazretin muazzam kıyamı, Ahmet Hüseyin’i kurtaracak bir yol açtı ve hidayet ışığı sayesinde huzura kavuştu. Bu olay, onun Ehl-i Beyt mektebi hakkında derin düşünmeye ve araştırmaya başlamasına sebep oldu. Gerçi “Resûlullah’ın Evlatları Kerbela’da” adlı kitabın yazarı Halid Muhammed Halid, Kerbela katillerini beraat ettirmeye çalışmıştı, fakat Ahmet Hüseyin Yakub’un İmam Hüseyin’e hayran olmasına sebep olmuştu. Ürdünlü düşünür bu konuda şöyle diyor:

“Her zaman İmam Hüseyin ve Ehl-i Beyt’in karargâhına taşınmak, beni ürkütmüştü… Fakat İran’da İslam İnkılabı şekillenip İmam Humeynî (ra) adı dünyada bir yıldız gibi parlayınca, kaybettiklerimi buldum ve İmam Humeynî’nin (ra) İmam Hüseyin’in (as) torunlarından ve karargâhının da Hüseynî karargâh olduğunu anladım. Bu yüzden inkılap haberlerini her gün takip ettim ve giderek Ehl-i Beyt (as) mektebinin izleyicisi oldum; korku perdelerini aştım ve Ehl-i Beyt mektebine kavuştuğumu açıkça ilan ettim. İmam Hüseyin (as) izleyicilerinin safına katılmak, hayatımın en iyi olayı idi.”

Üstat Ahmet Hüseyin Yakub hk 1358 (miladi 1939) yılında Ürdün’ün Cereş kentinde dünyaya geldi. İlköğretimini kendi kentinde bitirdikten sonra Mısır, Suriye ve Lübnan’da eğitimini yükseköğrenime kadar sürdürdü. Belediye başkanlığı ile avukatlık gibi mesleklerde çalıştı. Söz konusu Ürdünlü düşünürün Ehl-i Beyt’e olan yönelişi, İmam Humeynî (ra) liderliğindeki İran’da siyasî ve sosyal gelişmeler ile eşzamanlı olması Ahmet Hüseyin Yakub’u derinden etkiledi. İmam Humeynî’nin (ra) adının dünya çapında duyulması ve o büyük, ahlaklı ve dürüst insanın ülkü ve dinî sloganları tıpkı bir ok gibi dünya çapında birçok insanın kalbini hedef alarak onları İslam İnkılabı’na hayran bıraktı. Ahmet Hüseyin de işte bu kimselerdendi. O, İmam Hüseyin’in sözlerini asırlar sonra İmam Humeynî’nin ağzından duydu ve Ehl-i Beyt’e doğru çağırılmasına lebbeyk dedi. Kendisi, İmam Humeynî’nin (ra) davranışlarında ve sözlerinde Hüseyin bin Ali’nin (as) zulüm ve zorbalığa karşı mücadele çağrısını duydu ve bu yolun hayranı oldu. Üstat Ahmet Hüseyin Yakub, İmam Humeynî’nin (ra) kişiliği hakkında şöyle diyor:

“Bu arada beni en çok şaşırtansa, bu muazzam hareketin liderliğidir. Öyle bir lider ki, çağımızda eşi benzeri bulunmaz. Gerçi fazla da şaşırmamak lazım, zira bu inkılabın liderliğini İmam Hüseyin’in (as) torunlarından biri üstlenmişti.”

Ürdünlü düşünür İmam Humeynî’nin liderliği hakkında da şöyle diyor:

“İmam Humeynî’nin liderlik yöntemi beni tamamen kendine hayran bıraktı. Zira İmam’ın liderliği tamamen dinî öğretiler ve emirlere dayalıdır, katliam ve yağma, terör ve dehşetin bu yöntemde yeri yoktu. Sadece İmam değil, inkılabın liderlik kadrosundan hiç kimse, kendini savunmak için silah taşımıyordu. İman silahı ve Tayyibe isimler, onların hiçbir şeye ihtiyacı olmamasına sebep oldu. Ve işte bu iki silah, Doğu ve Batı hükümetlerinden aldığı tüm desteklere rağmen tağut hükümetinin devrilmesine sebep oldu.”

İmam Humeynî’nin (ra) liderliği, Ahmet Hüseyin Yakub gibi bir üstadı öyle etkiledi ki, 15. kitabını İmam Humeynî ve İslam İnkılabı’na adayarak, “el-İmam el-Humeynî ve es-Sevre el-İslamiye fi İran” (İmam Humeynî ve İran’da İslam İnkılabı) adı altında kaleme aldı. Bu kitap 1 aylık bir sürede 3 kez tekrar basılacak kadar halktan olumlu ilgi gördü. Ahmet Hüseyin Yakub şöyle diyor:

“Söz konusu kitabı telifin ardından İmam Hameneî’nin siyasî ve sosyal görüşlerini içeren bir kitap yazma fikri aklıma geldi. Zira eşsiz bir şahsiyete sahip İmam Humeynî gibi, Ayetullahu’l-Uzma Hameneî de İmam Hüseyin’in torunlarındandır. İmam Humeynî’nin (ra) İslam İnkılabı’nın başında olduğu dönemde de İmam Hameneî en başından itibaren tüm işlerde İmam Humeynî’nin tüm çalışmalarına katılmıştır.”

Ürdünlü düşünür ve yazar sözlerinin devamında İslam İnkılabı Rehberi Ayetullah Hameneî ile ilgili kendi hakkında ilginç bir konuya değinerek şöyle diyor:

“Kitabın telif edilmesi için her şey hazır olduğunda, İmam Hameneî hakkında, rehber, veli-i emr veya inkılap lideri gibi tabirler kullandım ve ‘İmam’ unvanını Ayetullah Hameneî hakkında kullanmak bana biraz zor geliyordu. Fakat düşünceleri ile tanıştığımda, onun mücadele, marifet, tevazu ve dindarlığı hakkında daha fazla bilgiye sahip olduğumda, bu büyük şahsiyetin eşsiz bir lider olduğunu ve ‘İmam’ unvanına şayeste olduğunu anladım. Ondan sonra İmam Hameneî’ye olan sevgi ve saygım bir kat daha arttı ve tüm benliğimle onun velayetini kabul ettim.”

Buna dayanarak Ahmet Hüseyin Yakub, “İmam Hameneî’nin Sosyal ve Siyasî Düşünceleri” adlı kitabı kaleme aldı. Bu kitapta İslam İnkılabı rehberinin, çeşitli siyasî, sosyal, kültürel, inanç ve fikrî açılarda düşünce ve görüşlerini açıkladı. Bu kitap 6 bölümden oluşarak her bölümün çeşitli fasılları vardır. Basiretli Arap bir düşünürün bakışıyla İslam İnkılabı rehberinin görüşlerinin açıklanması, İslam İnkılabı’nın İslam dünyasındaki kapsamlı etkisini göstermesi açısından dikkat edilmesi gereken bir konudur. Üstat Ahmet Hüseyin’in bu kitabı kaleme almadaki temel kaynağı, Ayetullah Hameneî’nin İslam İnkılabı’nın başlangıcından bugüne kadar çeşitli konularda yaptığı konuşmalar ve kaleme aldığı yazılarıdır. Üstat Ahmet Hüseyin Yakub “Ayetullah Hameneî’nin Siyasî ve Sosyal” adlı kitabında şöyle yazıyor:

“Ayetullah Hameneî’yi diğer milletlerin liderlerinden ve çağının diğer düşünürlerinden ayıran özellik ise, hayat, ahiret, insan, varlık sembolleri ve benzeri konulardaki görüşleridir. Ayetullah Hameneî varlık âlemini ve içindeki her şeyi, uyumlu ve mükemmel bir vahdet içinde görüyor; tek başına ve entegre bir biçimde kendi yoluna devam ediyor ve her aşamada ve her halinde, detaylı bir düzende ilerliyor. Entegre bir şekilde ve tek başına, belirli bir hedefin gerçekleşmesine çalışıyor. Öyle ise kâinat düzeni tıpkı uyumlu bir grup gibi çalışıyor.”

Ahmet Hüseyin sözlerinin devamında şöyle diyor:

“İmam Hameneî’nin dünya görüşü, onun İslam dini ve ilahî tevhide olan mutlak güveni ve imanından kaynaklanıyor.”

 turkish.irib.ir

 
 

 

İran İslam Cumhuriyeti Ordusu'nun büyük tatbikatı, İran'ın güney ve güneydoğu bölgelerinde başladı.


MHA'nın haberine göre 7 gün devam edecek bu tatbikat, Hormozgan ve Sistan ve beluçestan eyaletleri, Hormoz boğazı, Ümman denizi ve Hindistan Okyanusu'nda gerçekleşecek. Bu tatbikatın toplamda 2 milyon 200 bin metrekarelik bir alanda yapılması bekleniliyor.

Tatbikatın farklı bir bölümüde, İran savunma güçleri tarafından üretilen insansız hava araçlarının uçuşları da gerçekleşecektir. İran Hava Kuvvetleri Ordusu ise farklı menzillerdeki hava savunma sistemleri ve farklı savaş uçaklarının gücünü sınayacak.

İran Hava Kuvvetleri Ordusu, İran Deniz Kuvvetleri Ordusu, İran Kara Kuvvetleri Ordusu ve İran Hava Savunma Kuvvetleri Ordusu bu tatbikatlarda yer alacaklardır.

İran İslam cumhuriyeti istihbarat bakanı İran sınırlarında terörist grupların üç elebaşının yakalandığını söyledi.

İstihbarat bakanı Mahmud  Alevi, Tahran'da Safer ayının son günlerinde  dini merasimleri kana bulamak için terörist eylem düzenlemek isteyen  terör gruplarından üç elebaşının İran sınırlarında yakalandığını bildirdi.

Alevi, sözkonusu kişilerin hangi sınır bölgesinde etkisiz hale getirtildiğine değinmezken,  bugün hükümetin ülkenin her yerinde tam bir güvenlik için çalıştığını belirterek,  bu doğrultuda tehdit ve tehlikeleri ortadan kaldırmaya çalıştıklarını ve  bunun için de istihbarat bakanlığı  birimlerinin gece gündüz demeden  çalıştıklarını ve bu doğrultuda  ülkenin diğer güvenlik ve askeri birim ile kuruluşlarıyla da  işbirliğinin olduğunu söyle

İran istihbarat bakanı, bugün dünyanın güçlü ülkelerinin İran'ın milli birliğini itiraf etmek zorunda kaldıklarını hatırlatarak, İran halkının, ülkenin gelişmesi ve kalkınmasında milli birliğin zaruri olduğunu bilmesi gerektiğini söyledi.

MM

Hizbullah genel sekreteri, düşmanın son zamanlarda meydana gelen savaşları Sünni-Şii çatışmasına dönüştürme çabasının başarısız olduğunu açıkladı.

 

İran meclis başkanı Laricani geçtiğimiz gün beraberinde bulunan heyetle birlikte Beyrut’a yaptığı ziyarette Hizbullah genel sekreteri Hasan Nasrallah ile görüşme yaptı.

Bu görüşmede bölgenin durumu, İran ile Lübnan arasındaki ilişki ve Suriye konuları masaya yatırıldı. 

Meclis başkanı Ali Laricani bu görüşmede, bugün İran ve Hizbullah’ın terörizm karşısında gösterdikleri tutumun doğru olduğunu belirtti. 

Seyyid Hasan Nasrallah da bu görüşmede, düşmanın son zamanlarda meydana gelen savaşları Sünni-Şii savaşına dönüştürme çabasının sonuçsuz kaldığını açıkladı.

Hasan Nasrallah konuşmasına ekleme yaparak şunları söyledi: Son zamanlardaki savaşlar terörist guruplarla halk güçleri ve İslami ordular arasında meydana gelmektedir.


Nehcü’l Belaga (Arapça: نَهْجُ الْبَلاَغَة ‎ / belagat yolu) dördüncü yüzyıl sonlarına doğru Seyyid Razi tarafından kaleme alınan, İmam Ali’nin (aleyhi selam) konuşmalarını ve mektuplarını içeren bir kitaptır. Kitaptaki konuşmalar, edebi belagat içerikli söz ve konuşmalardan seçilmiştir. Kendisi de tanınmış ünlü bir edebiyat ve şair olan Seyyid Razi, belagat dolu sözleri toplayıp bir araya getirdikten sonra bu eserden kıvanç duyduğunu dile getirmekte ve şöyle demektedir:


Nehcü’l Belaga (Arapça: نَهْجُ الْبَلاَغَة ‎ / belagat yolu) dördüncü yüzyıl sonlarına doğru Seyyid Razi tarafından kaleme alınan, İmam Ali’nin (aleyhi selam) konuşmalarını ve mektuplarını içeren bir kitaptır. Kitaptaki konuşmalar, edebi belagat içerikli söz ve konuşmalardan seçilmiştir. Kendisi de tanınmış ünlü bir edebiyat ve şair olan Seyyid Razi, belagat dolu sözleri toplayıp bir araya getirdikten sonra bu eserden kıvanç duyduğunu dile getirmekte ve şöyle demektedir: 

“Bu çalışmanın bir çok faydalarının olduğunu, dünyada hızla şöhret bulacağını ve bana ahirette sevap kazandıracağını biliyordum. Hz. Ali’nin bir çok bilinen faziletlerinin yanı sıra bu faziletinin de bilinmesini istedim. Zira Hz. Ali bu sahada da kendinden öncekilerden daha üstün ve eşsiz bir konumdadır. Hz. Ali’nin sözleri; ucu bucağı, kıyısı dibi olmayan bir deniz gibidir.”(1)

İmam Ali’nin (a.s) konuşmalarındaki belagat, Cahiz, Abdul Hamid ve İbn Nübate gibi Arap edebiyatının birinci sınıf ediplerinde oldukça etki bırakmıştır. Cahiz, Seyyid Razi’den önce Müminlerin Emiri Hz. Ali’nin (a.s) sözlerinden yüz tanesini seçip bir araya getirmiş ve Raşit Vatvat ve İbn Meysem Bahrani onları şerh etmiştir. Kendisi de ünlü kitabı “el-Beyan ve’t Tebyin” kitabında Hz. Ali’nin bir çok hutbesini getirmiştir. Yine Fars edebiyatının ünlü isimlerinin eserleri de Hz. Emire’l Müminin (a.s) konuşmalarından etkisinde kalmıştır. 

Nehcü’l Belaga İslam kültürünün bir ansiklopedisi konumundadır:

* Teoloji

* Melekler Âlemi

* Kâinatın Yaratılışı

* İnsan doğası

* Ümmet ve milletler

* Adil ve zalim hükümetler

Ancak buradaki temel nokta şudur ki İmam Ali (a.s) bu konuşmalarında doğa bilimleri ve zooloji (hayvan bilim) dersi vermek veya felsefi ve tarihi noktaları açıklama amacında değildir. Kur’an-ı Kerim’de olduğu gibi bu tür konular tasarlanmakta ve konuşmacı anlaşılır, somut veya mantıklı olgu örneklerini dinleyicilerin gözleri önüne sergilemekte ve sonra yavaş yavaş onu kendisiyle birlikte yegâne Allah’ın kapısına ve eşiğine götürerek ulaşması gereken noktaya ulaştırır.(2) 

İmam Ali (a.s) konuşmalarında insanları ilahi emirlere ve haramların terk edilmesine çağırmakta ve mektuplarında ellerinin altındaki çalışanlara halkın haklarına riayet etmeleri tavsiyesinde bulunmaktadır. Nehcü’l Belaga’nın kısa sözleri, nasihat içerikli ve hekimce konuşmalar mecmuasıdır. Bu sözler edebi belagatın zirve noktasında beyan edilmiştir. 

Bu kitap, çeşitli dillere tercüme edilmiş ve Şii ve Sünni akademisyen ve alimler tarafından çok sayıda şerhler yazılmıştır. 

Hz. Ali’nin Sözlerinin Toplanmasının Nedeni

Seyyid Razi Nehcü’l Belaga’nın mukaddimesinde şöyle yazmaktadır:

“Ömrümün baharındayken ve ömür dalım henüz tazeyken İmamların (a.s) özellikleri ve hususiyetleri hakkında bir kitap yazmaya başladım. Bu kitapta o zatların güzel ve değerli sözleri vardı. Elbette bu kitabın başında da belirttiğim gibi bu işe belli bir hedef ve niyetle giriştim. Hz. Ali’nin özgün hususiyetlerini yazdıktan sonra bu kitabı devam ettirmedim. Bu kitabı bölümlere ve kısımlara ayırdım. Son bölümünde uzun hutbeler yerine, öğütlerini hikmetlerini, örneklemelerini ve kısa edebi sözlerini bir araya topladım.

:Bazı dostlarım bu kitabı okuyunca çok beğenip övdüler, fesahat ve belagatı ile eşsizlik ve özgünlüğüne hayran oldular. Bu yüzden benden Hz. Ali’nin çeşitli dallarda ve hususlardaki seçkin sözlerini bir araya getirmemi istediler. Hz. Ali’nin öğüt, yazı, hutbe ve hikmetli sözlerini toplamamı talep ettiler. Zira onlar Hz. Ali’nin bu sözlerinin fesahat ve belagatını, Arapça’nın incileri, dini- dünyevi sözlerin nuru olduğunu çok iyi biliyorlardı. Zira böylesi özellikler hiç bir beşeri söz ve kitapta bir araya gelmemiştir. Hz. Ali, fesahatin kapısı, belagatın kökü konumundadır. Fesahat ve belagatın gizlilikleri onun sözlerinde tecelli etmiş ve onunla bir düzene girmiştir. Her hatip onun örneklendirmelerini almış, her vaiz onun sözlerinden yardım görmüştür. Buna rağmen o herkesten ilerdedir ve onlar Hz. Ali’den geri kalmışlardır. Zira onun sözlerinde ilahi ilmin izi ve Peygamberin kokusu vardır. 

:Sonunda istediklerine uydum. Zira bunun bir çok faydalarının olduğunu, hızla şöhret kazanacağını ve bana ahirette sevap kazandıracağını biliyordum. Hz. Ali’nin bir çok bilinen faziletlerinin yanı sıra bu faziletinin de bilinmesini istedim. Zira Hz. Ali bu sahada da kendinden öncekilerden daha üstün ve eşsiz bir konumdadır. Hz. Ali’nin sözleri; ucu bucağı, kıyısı dibi olmayan bir deniz gibidir.”(3)

Nehcü’l Belaga’nın İsminin Konulması

Nehc, açık yol demektir.(4) Dolayısıyla Nehcü’l Belaga, belagatin açık yol ve tariki demektir.

Seyyid Razi, kitabın mukaddimesinde şöyle yazmaktadır:

Bu kitabın adını da Nehc’ul Belaga koydum; zira bu kitap fesahat ve belagat kapılarını açan bir kitaptır. Hem öğretmenin, hem de öğrencinin bu kitaba ihtiyacı vardır. Belagat ve fesahat alimleri de, züht ve riyazet erbabı da bu kitabı arzu eder. Hz. Ali’nin tevhit, adalet ve Allah’ın yaratıklarına benzemekten münezzeh olduğuna dair çok ilginç sözleri vardır bu kitapta. Bu sözler dile-yenlerin susuzluğunu gideren, dertlere şifa veren ve şüpheleri aydınlatan sözlerdir.(5)

Ehli sünnet ulemalarından Mısır eski müftüsü Şeyh Muhammed Abduh, Nehcü’l Belaga’ya yazdığı şerhin önsözünde şöyle yazmaktadır: 

“Anlamına delalet eden bu kadar güzel bir isim daha bilmiyorum. Kitabın anlamına delalet eden bu isimden daha fazlasını açıklamak benim gücümün dışındadır…”(6)

Nehcü’l Belaga’nın İçeriği

Seyyid Razi (r.a), Nehcü’l Belaga’nın önsözünde kitabı nasıl düzenlediği hakkında şöyle yazmaktadır: Hz. Ali’nin sözlerinin üç önemli nokta etrafında döndüğünü gördüm. 

* Hutbe ve emirler, 

* Mektup ve yazılar, 

* Hikmetli sözler ve öğütlerdir. 

İlk önce Allah’ın yardımıyla güzel hutbelerini, sonra mektuplarını, sonra da hikmetli sözlerini bir araya getirdim. Bunların her biri için bir bölüm ayırdım. O bölüme ait olup da o ana kadar elime geçmeyen, ama zamanla elde etme ihtimali bulunan sözleri de yazmak için birkaç sayfayı de boş bıraktım, bunlar dışında bir şey elime geçince de uygun ve benzer yerlere koydum. Bu yüzden belli bir düzen sağlayamadıysam da Hz. Ali’nin güzel sözlerini buldukça yazdım. Zira ben sözlerin düzen ve uyumunu gözetlemeye değil, güzel ve nükte dolu sözlerini toplamaya çalıştım.

Hz. Ali’nin züht, öğüt, hatırlatma ve sakındırma hususlarındaki sözleri çok ilginçtir. Düşünen insan bu sözlerin sahibinin züht dışında bir nasibinin ve ibadet dışında bir işinin olmadığını sanır.

Bazen de bu sözlerin sahibinin inzivaya çekilmiş veya bir dağın eteğine sığınmış birisi olduğunu sanır. Öyle ki bu kimse kendi hisleri dışında bir şey hissetmez, sadece nefsini düşünür zanneder. Ama bazen de bu sözlerin sahibinin savaş meydanlarında kılıcını çekmiş, boyunları vuran, ünlü kahramanları yere seren ve kılıcından kanlar damlayan birisi olduğu kanısına varır. Ama bu haliyle o zahitlerin zahidi ve kahramanların kahramanıdır. Bu özellik Hz. Ali’nin eşsiz faziletlerinden biridir. Hz. Ali bu güzel özelliğiyle zıtları birleştirmiş, dağınıklıkları bir araya getirmiştir. 

Bu sözleri seçerken insanı tereddüde düşüren ve mana bakımından tekrarlanmış olanlarına çok rastladım. Bunun nedeni de Hz. Ali’nin rivayetlerindeki ihtilaflardır. Bazen bir rivayet başka bir rivayetten farklı bir tarzda nakledilmiştir. Bazılarında fazla bir cümle yer almıştır. Bazılarında daha güzel bir tabir mevcuttur. Bu yüzden ihtiyatı elden bırakmadım. Seçilen sözlerde bir şeyin eksik kalmamasına dikkat ettim. Zira zamanla ilk rivayetin unutulması veya bilinmemesi yüzünden kasıt olmaksızın aynı anlamın başka tarzda rivayet edilmiş olması da mümkündü.

Bütün bu özene rağmen Hz. Ali’nin sözlerinin tümünü yazdım diyemem. Bana ulaşan sözlerin ulaşma-yanlardan çok daha az olması da mümkündür. Ben sadece gücüm yettiği kadar çalıştım, çabaladım. Gerçeği görüp doğru yolu açıkça göstermek, ancak Allah’ın sonsuz lütfuyla mümkündür.(7)

Dolayısıyla, Nehcü’l Belaga, üç kategoriye ayrılmaktadır: Hutbeler, mektuplar ve hikmetli sözler. Kitabın nüshalarında ihtilaflar olduğu için bunların sayısı hakkında da küçük ihtilaflar bulunmaktadır. “el-Mu’cemu’l Mufehres li-Elfaz Nehcü’l Belaga” kitabı esasına göre hutbe sayısı: 241, Mektup sayısı: 79 ve hikmetli sözler sayısı: 480’dir.(8) 

Hutbeler

Nehcü’l Belaga, İslam öğretilerinin bir ansiklopedisi hükmündedir: Teoloji, melekler alemi, alemin yaratılışı, insan doğası, ümmetler, salih ve zalim hükümetler. Ancak buradaki temel nokta şudur ki bu sözlerin sarf edildiği tüm konuşmalarda İmam Ali’nin (a.s) amacı doğa bilimleri, hayvanbilimi yahut felsefi ve tarihi noktaları öğretip açıklamak değildir.(9)

Hz. Ali’nin (a.s) bu tür konuları işlemesi, Kur’an-ı Kerim gibi, öğüt diliyle mahsus ve makul her türlü olgudan yararlanarak dinleyicilerin gözleri önüne açık ve idrak edilebilir örnekler sunmaktadır. Daha sonra yavaş yavaş onu kendisiyle birlikte ulaşması gereken Allah’ın eşik ve menziline ulaştırmaktadır. 

Orada göklerin ve yerin, güneş ve ayın, yıldızlar ve dağların yaratılışı hakkında konuşmaya başladığında nasihat diliyle yaratanın yaratılanlara bahşettiği her şeyin mutlak hayır olduğunu söylemekte, ancak şükretmeyen nankör insan tüm bu nimetlerin hakkını vermemekte ve Allah yolundan şeytan yoluna yüz çevirmektedir. İlahi bağışı, şer yolunda ve fitne icat etme yolunda harcamaktadır; ama eğer geçmiş ümmetlerin kıssalarını insanlara anlattığında; bakınız geçmiş ümmetler bu dünyadan göçtüler ve şu anda toprak altındalar; ne yaptılar ve ne gördüler? Onların iyi işlerini takip edin ve onların yok olmasına neden olan kötü işlerinden sakının. Gün ibret aynasıdır ve geçmişi onda görmek mümkündür, ama ibret alan kim ve kimlerdir?(10) 

Tüm bu nasihat ve öğütler içinde bazen de ashabına bakmakta ve onların durumları hakkında endişe etmektedir. Ansızın dağdan daha büyük hüzün ve üzüntü kalbine çökmekte ve minberinde oturan hakikat taraftarlarına bakmakta ve onları geçmişe Hz. Muhammed ve başkasını kendisine tercih eden, Allah ve diriliş gününe inanan ashabın zamanına götürmektedir. Sonra yeniden orada hazır olanlara bakmakta ve aradan henüz otuz yıl geçmemesine rağmen ne oldu da bu kısacık zaman diliminde Müslüman görünümlüler gerçek Müslümanların yerini aldılar? Dünyanın yüzlerine güldüğü insanlar Allah’ı unutmuş ve kendi imamlarına itaatsizlik etmişlerdir. Allah yolunda şehit vermiş ve bu yolda şehit vermeyi arzulayanlar nereye gittiler? Sadrı İslam’daki Müslümanlara bakmakta ve başkalarını kendilerine nasıl da tercih ettiklerini ve dünya malının kendilerini kirletmemesi için nasıl da çabaladıklarını vurgulamaktadır. Şimdi bunlar, neden böyle dünyaperest oldular ve servet peşinde koşmaktalar? Bu ve bunun gibi örnekler İmam Ali’nin (a.s) hutbelerini süslemektedir.(11)

Mektuplar

Mektuplar daha çok vali ve yöneticilerin vazifeleri hakkındadır. Örneğin: farklı insan tabakalarına karşı nasıl davranmaları, halkın hazinesini nasıl korumaları gerektiği, hazinede toplumun maslahat ve çıkarını gözetmeleri gibi konular bulunmaktadır. Ancak bu mektupların mazmununda o zamanın yöneticilerinin elleri altıdakilere davrandıkları gibi bir davranış tarzı bulunmamakta; dünyanın acı ve tatlı günlerini tecrübe etmiş şefkatli ve yaşlı bir babanın çocuğunu yaşam savaşının zorluklarına karşı nasıl aydınlığa çıkaracak öğütleri içeren mektuplar şeklindedir.(12)

Kısa ve Hikmetli Sözler

Bu bölümde Müminlerin Emiri Hz. Ali’nin (a.s) hikmetli sözleri, öğütleri ve ayrıca kısa sözler ve sorulara verdiği yanıtları yer almaktadır.(13)

Tercümeler

Nehcü’l Belaga için çok sayıda tercüme yapılmıştır. Onlardan bazıları şunlardır:

# Nehcü’l Belaga Farsça tercümesi ile birlikte kelimelerin şerhi ve tashihi beşinci ve altıncı yüzyıl. Azizullah Cuveyni.(14)

# Nehcü’l Belaga: Tercüme: Seyyid Cafer Şehidi.(15)

# Nehcü’l Belaga, Emiru’l Müminin Ali aleyhi selam, Tercüme: Abdul Muhammed Ayeti.(16)

# Nehcü’l Belaga’nın tercüme ve şerhi: tercüme ve şerh: Ali Naki Feyzulislam.(17)

# İmam Ali’nin aleyhi selam Nehcü’l Belagası, tercüme: Muhammed Mehdi Fuladivend.(18)

# Nehcü’l Belaga Mevlana Ali bin Ebu Talib Emiru’l Müminin (a.s) tercüme: Esedullah Mubaşşiri.(19)

Şerhleri

Nehcü’l Belaga’ya çok sayıda şerh yazılmıştır ve bunların bir çoğu günümüzde bulunmamaktadır. Fihrist yazarları bunlardan bir çoğunu adını yazmıştır. Örneğin: “Kitapname-i Nehcü’l Belaga” kitabı Nehcü’l Belaga hakkında 300’ün üzerinde farklı dillerde yazılmış kitaplardan bahsetmekte, buna rağmen bunun kapsayıcı bir sayı olmadığını düşünmektedir.(20) Aşağıda belirtilen kitap isimleri günümüzde mevcut olan önemli şerhlerden bazılarını içermektedir. Kitaplar arapça ve farsça dillerinde yazılmıştır.

Farsçalar

# İbn Ebu’l Hadid Mu’tezili’nin yazdığı Nehcü’l Belaga’nın tercüme ve şerhi. Tercüme: Gulam Rıza Laiki.(21)

# Altıncı yüzyılda yaşamış olan İbn Meysem’in (Kemalettin Meysem Ali bin Meysem Bahrani’nin) yazdığı Nehcü’l Belaga’nın tercüme ve şerhi. Çevirmenler: Kurban Ali Muhammedi Mukaddem, Ali Asker Nevai Yahya Zahid.(22)

# Tercüme ve Tefsiri Nehcü’l Belaga, Muhammed Taki Caferi.(23)

Arapçalar

# Maarici Nehcü’l Belaga, Zuheyruddin Ebu’l Hasan Ali bin Zeyd el-Beyhaki… (ölümü: 565); Muhammed Taki Danış Pejuh.(24)

# Minhacu’l Baraat fi Şerhi Nehcü’l Belaga, Kutbuddin Razi (ölümü: 573), Azizullah el-Attaradi.(25)

# Hadaiku’l Hakaik fi şerhi Nehcü’l Belaga, Kutbuddin el-Keyzeri el-Beyhaki, tahkik: Azizullah el-Attaradi.(26) Bu şerhin yazımı hicri 576’da sona ermiştir.(27)

# İ’lamu Nehcü’l Belaga, Ali bin Nasir es-Sarahsi (6. Yüzyıl), Azizullah Attaradi.(28)

# Şerhi Nehcü’l Belaga, Li-İbn Ebu’l Hadid, Muhammed Ebu’l Fazl İbrahim.(29)

# Şerhi Nehcü’l Belaga, Kemalattin Meysem bin Ali Meysem Bahrani.(30)

# İhtiyaru Misbahu’s Salikin, min kelami Mevlana ve İmamuna Emiru’l Müminin Ali bin Ebu Talip (a.s), Meysem bin Ali b. Meysem Bahrani, tahkik, talik ve takdim: Muhammed Hadi el-Emini.(31)

# Minhacu’l Beraat fi Şerhi Nehcü’l Belaga, Habibullah el-Haşimi el-Hoi (k. 1268)(32)

# Behcü’s Sabaga fi Şerhi Nehcü’l Belaga, Muhammed Taki et-Tusteri (ş. 1374)(33)

# Nuhbetu’ş Şerheyn fi şerhi Nehcü’l Belaga, Abdullah Şubber (m. 1774- 1826), İbn Meysem ve İbn Ebu’l Hadid’in şerhlerinden seçmeler.(34)

# Nehcü’l Belaga, Şerh Muhammed Abduh (m. 1849 – 1905), tahkik: Eşref Ali, baskı: Abdul Aziz Seyyidu’l Ehl.(35)

Nehcü’l Belaga’nın Senetleri

Bazı Ehli sünnet ulemaları Nehcü’l Belaga’nın senedinde kuşkuya düşmüşlerdir. Örneğin İbn Hallakan (ölümü: 681) şöyle demektedir: 

İnsanlar, İmam Ali bin Ebu Talib’in (radiyallahu anh) sözlerinden oluşan Nehcü’l Belaga adlı kitap hakkında ihtilafa düşmüşlerdir. Acaba Seyyid Murtaza mı onu bir araya getirmiştir yoksa kardeşi Razi mi? Ve demişlerdir ki bu Ali’nin (a.s) sözleri değildir ve bunları derleyenlerin sözleridir. Allah daha doğrusunu bilir.(36)

Ondan sonra Zehebi (ölümü: 748) kati bir şekilde şöyle demektedir:

Seyyid Murtaza, İmam Ali’nin (a.s) sözlerinin nispet verildiği Nehcü’l Belaga kitabını bir araya getiren kişidir. Bu nispet hakkında bir senet yoktur. Onlardan bazıları batıldır, bazıları ise doğru. Lakin bunu bir araya getiren kişinin kardeşi Razi olduğu da söylenmiştir.(37)

Yine İbn Hallakan, insanların tereddüt ettiklerinden bahsetmekte, İbn Ebi’l Hadid (ölümü: 656) de Şıkşıkiye hutbesinde bunlardan bazılarına değinmektedir. Elbette kendisi buna kati bir şekilde cevap vermekte ve şöyle yazmaktadır:

“603 yılında şeyhim Musaddık Bin Şubeyyib Vasıti’nin şöyle dediğini duydum: ‘Bu hutbe’yi (Şıkşıkiye hutbesi), İbn Haşşab diye ünlü olan Abdullah bin Ahmed’e okudum… Sonra ona şöyle dedim: Bu hutbenin (Hz. Ali’ye olan) nispeti doğru mudur?’ Dedi ki: “Allah’a andolsun ki senin Musaddık olduğunu bildiğim gibi onun da (hutbenin) Hz. Ali’nin sözü olduğu biliyorum.” Sonra ona dedim ki: “İnsanlardan bir çoğu bu hutbenin Razi’nin (rahmetullahi Teâlâ aleyh) olduğunu söylemekte.” Dedi ki: “Razi ve ondan başkaları nere, bu konuşmanın üslubu nere? Biz Razi’nin Resail’ini gördük ve onun nesirdeki yöntem ve tarzını biliyoruz; o bu hutbeye iyilik ve kötülük katmamıştır.” Sonra şöyle dedi: “Allah’a andolsun ki bu hutbeyi Razi dünyaya gelmeden 200 yıl kadar önce yazılan kitaplarda gördüm ve yazarların hatlarını tanıyorum. Daha Razi’nin babası Ebu Ahmed dünyaya gelmeden önce hangi ulema ve edip tarafından yazıldığını biliyorum.(38)

İbn Ebi’l Hadid devamında şöyle demektedir:

“Ben bu hutbelerin bir çoğunu Bağdat’ın Mutezile imamı, şeyhimiz Ebu’l Kasım Belhi’nin yazılarında gördüm. O, Razi dünyaya gelmeden önce güçlü bir devlette yaşamaktaydı. Yine ayrıca onun bir çoğunu “el-İnsaf” adlı kitabıyla ünlü olan İmamiye mütekellimlerinden Ebu Cafer bin Kubbe’nin kitabında gördüm. Ebu Cafer, Şeyh Ebu’l Kasım Belhi’nin (rahmetullah Teâlâ) öğrencilerindendi. Daha Razi (rahmetullahi Teâlâ) dünyaya gelmeden önce dünyaya gözlerini yummuştu.”(39)

İbn Ebi’l Hadid gibi Nehcü’l Belaga’ya şerh yazan yazarlar şerhlerinde yer yer itirazlara ve senetleri hakkında kati cevaplar ortaya koymuşlardır. Bunun yanı sıra çok sayıda araştırmacı yazar bu kitabın tüm konularının senetleri hakkında bağımsız kitaplar telif etmişlerdir. Bu kitaplarda İmam Ali’nin (aleyhi selam) sözleri, Seyyid Razi ve Seyyid Murtaza’dan önce ya aynı dönemde veya onlardan sonra yazılan kitaplardan ortaya konulmuş, ancak onların tarik ve yolu dışındaki yol ve tarikler kullanılarak sabit edilmiştir. Bu şekilde iddiaların yersiz olduğu ve ayrıca İmam Ali’nin sözlerini toplayan kişinin Seyyid Murtaza değil, kardeşi Seyyid Razi olduğu ispat edilmiştir. Aşağıda Nehcü’l Belaga’nın senetlerini bir araya getiren kitaplardan bazılarına değineceğiz:

# İstinadı Nehcü’l Belaga, telif: İmtiyaz Alihan Arşi; tercüme, talikat ve havaşi: Murtaza Ayetullah Zade Şirazi.(40)

# Mesadir Nehcü’l Belaga ve Esanidihi, Seyyid Abduzehra el-Hüseyni el-Hatib.(41)

Nehcü’l Belaga’nın Müstedrekleri

“Nehcü’l Belaga” kitabının İmam Ali’nin (aleyhi selam) bazı sözlerinden seçmeler olduğu göz önüne alınarak bazı araştırmacı yazarlar İmam Ali’nin (a.s) tüm sözlerini toplamaya koyulmuşlardır. Bu eserlerden bazıları şunlardan ibarettir:

# Temam Nehcü’l Belağa mimma evredehu eş-Şerif er-Razi eser Mevlana’l İmam Emiru’l Müminin Ali bin bu Talib aleyhi selam, tahkik, tetmim ve tansik: Sadık El- Musavi, Kame Bi-Tavsiki’l Kitab Muhammed Assaf, Raceehu ve Sahhahe Nususehu Ferdi es-Seyyid.(42)

# Nehcü’s Saadet fi Müstedrek Nehcü’l Belaga babu’l Kutub ve’r Resail, Telif: Muhammed Bakır el-Mahmudi, Tashih: Aziz Al-i Talib.(43)

# Nehcü’s Saadet fi Müstedrek Nehcü’l Belaga babu’l huteb ve’l Kelim, Telif: Muhammed Bakır el-Mahmudi, Tashih: Aziz Al-i Talib.(44)

# Müstedre Nehcü’l Belaga… el-Hadi Kaşifu’l Gıta.(45)

İmam Ali’nin Arap Edebiyatına Etkileri

Hicretin ilk yıllarından günümüze kadarki Arapça konuşan insanlar, sözlerinin sağlamlaşması, güzelleşmesi ve pekişmesi için defalarca İmam Ali’nin (aleyhi selam) konuşmalarını okur ve sözcüklerini tek tek kullanırlardı. Bu şekilde sözleri meleke olur veya yazdıklarını ortaya koyar ve başkaları tarafından konuşmaları kabul görürdü.(46) Araştırmacılar, İslam’dan sonraki hutbeler, edebiyat risaleleri ve hatta Arap şairlerin şiirlerini inceleyecek olurlarsa, İmam Ali’nin (a.s) sözlerindeki manayı almayan veya sözlerinden ve yazılarından yararlanmayan veya okuduğu şiirlerden istifade etmeyen çok az sayıda kişinin olduğunu göreceklerdir.(47)

Abdul Hamit

Abdul Hamit bin Yahya Amiri, hicretin 132. Yılında öldürülmüştür. Mervan hükümetinin son halifesi Mervan bin Muhammed’in kâtibidir. Onun hakkında ‘kitabet sanat ve hüneri Abdul Hamit’le başladı’ demektedirler. Abdul Hamit ise şöyle demektedir:

:“Esla’nın (başının ön tarafındaki saçları dökülen kişi, yani İmam Ali’nin) hutbelerinden yetmiş hutbe ezberledim ve hutbeler zihnimde durmadan çeşme gibi kaynadı.”(48)

Cahiz

Ebu Osman Cahiz (ö. H. 255), Arap edebiyatının imamı olarak tanınmakta ve Mesudi onu selefin en fasih yazarı olarak anmaktadır. Cahiz, İmam Ali’nin (aleyhi selam) bu sözünü “‌قیمة کلّ امریء ما یحسن‌”(49) (Kıymetu Kulli İmriin ma Yahsunu) naklettikten sonra şöyle demektedir:

“Eğer bu kitapta (muhtemelen el-Beyan ve’t Tibyan kitabıdır) bu cümle dışında bir şey dahi olmasaydı onu şafi, kâfi, yeterli, doyurucu ve ihtiyacı karşılayıcı olarak bulurduk, bilakis kifayet ötesi ve gaye sonu olarak görürdük. En güzel söz, azı seni tam olarak ihtiyaçsız koyan ve manası zahirde onun lafzı olandır.”(50)

“el-Beyan ve’t Tibyan” kitabında Müminlerin Emiri Hz. Ali’nin (aleyhi selam) çok sayıda hutbesini nakletmektedir.(51) 

Cahiz, Seyyid Razi’den önce İmam Ali’nin (a.s) sözlerinden yüz tanesini seçmiş ve bu sözler Raşit Vatvat ve İbn Meysem Bahrani ve başkaları tarafından şerh edilmiştir. bu sözlerin vasfı hakkında şöyle demektedir:

“Bu sözlerin her biri Arapların en güzel sözlerinden bin katına bedeldir.(52) Öyle anlaşılıyor ki Cahiz’in telif ettiği kitaplar arasında yer alan “Mietun min Emsali Ali (a.s)” kitabından bahsetmektedir.

İbn Nübate

İbn Nübate Abdurrahim bin Muhammed bin İsmail (ö. H. 374), Arap edebiyatının ünlü ediplerinden ve meşhur Arap hatiplerindendir. Halep’te Seyfu’d Devle zamanında vaaz ve hutbeler vermekteydi. İbn Nübate şöyle demektedir:

“Hutbelerden hazine ezberledim ve her ne kadar ondan alırsam azalmamakta ve artmaktadır. Ezberlediğim şeyler Ali bin Ebu Talib’in (a.s) nasihatlerden yüz fasıldır.”(54)

Ebu İshak Sabi

Zeki Mübarek, “En-Nesru’l Fenni” kitabında Ebu İshak Sabi’nin tarzından bahsetmekte ve onun yazdıklarından bir pasaj naklederek şöyle yazmaktadır:

:“Eğer bizler bu ifadeleri Şerif Razi’nin Ali’nin (a.s) sözlerinden aktardığı sözlerle değerlendirirsek, Sabi ve Şerif Razi’nin her ikisinin de aynı tekneden içtiklerini görürüz.”(55)

İbn Ebi’l Hadid’in Sözleri

İbn Ebi’l Hadid, İmam Ali’nin aleyhi selam sözlerinin fesahati hakkında şöyle demektedir:

“O, aleyhi selam fasihlerin imamı ve baliğlerin baş tacıdır. Onun sözleri hakkında ‘yaratıcının kelamının altında, beşer kelamının üstündedir’ demişlerdir. İnsanlar, konuşma ve yazmayı onunla öğrenmişlerdir.”(56)

İmam Ali’nin Sözlerinin Fars Edebiyatına Etkileri

Tam bir güven ile söylenebilir ki Kur’an-ı Kerim’den sonra İranlı konuşmacı ve yazarlar Hz. Ali’nin (aleyhi selam) sözlerinden yararlandıkları gibi hiçbir kimseden yararlanmamışlardır ve onun sözlerinden daha süslü ve üstün bir söz bulamamışlardır. Hiçbir taassup olmadan itiraf etmek gerekir ki İmam Ali’nin aleyhi selam hutbe ve mektupları Kur’an-ı Kerim’den sonraki en üstün ve yapıcı Arapça bir nesidir. Bu konu 1000 yıldır Arap konuşmacı ve ediplerinin süregelen itiraflarıdır. İmam Ali’nin kelamının lafız ve manevi güzelliği, hicretin üçüncü asrından itibaren İmam Ali’nin (a.s) sözlerinin Arap edipleri tarafından toplamasına neden olmuştur.(57)

Şu kesindir ki İmam Ali’nin aleyhi selam konuşma ve sözlerinin senet ve belgelerinin bir çoğu daha Nehcü’l Belaga yazılmadan yüzlerce yıl önce mevcuttu ve Arap edipleri ve yazarları doğrudan veya dolaylı olarak söz ve yazılarının güzellik ve inceliğinde ondan yararlanmaktaydı. Bu yararlanmalar yüzyıllar boyunca Arap ve Fars edipleri tarafından ya iktibas edilme yoluyla ya da anlamından yararlanılarak ortaya konulmuştur. İslam dininin İran’a sirayet etmesi ile birlikte ilk yüzyıldan itibaren İranlı edipler yazılarının çoğunu Arapça olarak yazmaktaydılar. Arapçanın Kur’an ve dinin dili olması hasebiyle ve ayrıca başka milletlerin onlardan yararlanması için Arapça kullanılmaktaydı.(58)

Darice Farsçası yaygınlık kazandıktan sonra yazarlar ve şairler şiir ve yazılarını onunla yazmaya başladıktan sonra yazı ve şiirlerinde İmam Ali’nin (aleyhi selam) sözlerinden yararlanmayan çok az sayıda yazar ve şair bulunmaktadır.(59)

Firdevsi 

Farsça konuşan büyük şairler arasında Nehcü’l Belaga ve diğer kitaplar olsun İmam Ali’nin sözlerinden ilham alan şairlerden birisi de Firdevsi’dir.(60)

Nasır Husrev Kubadiyani

Nasır Husrev Kubadiyani (k. 394- 481), İsmaili mezhebinin büyük mütekellim, şair ve yazarlarından biridir. Hz. Resulullah (s.a.a) ve Ehlibeytine (a.s) has sevgisi olan birisidir. Bu yazarın divanlarında İmam Ali’nin aleyhi selam sözleri ve kelamından oldukça fazla yararlandığı görülmektedir.(61) Doktor Seyyid Cafer Şehidi şöyle yazmaktadır: “Nasır Husrev Kubadiyani’nin divanında benim araştırdığım kadarıyla altmıştan çok olmak üzere İmam Ali’nin (a.s) kelamının aynısını nezm kalıbında kullanılmıştır. Sinan Gaznevi, Attar Nişaburi, Melvana Celalettin Belhi gibi irfani-tasavvufi yazarlar da bu şekildedir.”(62)

Kalila ve Dimna

Kalila ve Dimna Behremşahi, Hace Nasrallah İbn Muhammed bin Abdul Hamit tarafından hicri 538 – 540 tarihleri arasında yazılmış temsil tarzında hikayelerden oluşan bir kitaptır. Merhum Müçteba Miynevi, Kalila kitabının mukaddimesinde Nasrallah’tan sonra yaşamış yirminin üzerinde yazarın bu eserden etkilenerek onu taklit ettiğini yazmıştır. Ancak bu kitabın ve yazarının marifeti insanları etkilemek için Kur’an-ı Kerim ve Hz. Ali’nin (a.s) sözlerinden deliller getirerek ortaya koymasından kaynaklanmaktadır.(63) İran’da Şia mezhebinin yayılmasının ardından Nehcü’l Belaga ve Hz. Ali’nin (aleyhi selam) sözlerinden etkilenmeyen hiçbir şair ve yazar yoktur.(64)

Hazırlanan CD’ler

# Danışname-i Cami Nehcü’l Belaga, Tahran, Merkezi Tahkikat Rayane-i Havza İlmiye İsfahan.(65) 

# Minhecu’n Nur: Danışname-i Alevi, Kum: Merkezi Tahkikat Kampiyoteri Ulumu İslami.(66)

Dipnotlar 

1. Mukaddime Seyyid Razi Ber Nehcü’l Belaga, Tercüme: Ayeti.

2. Şehidi, Mukaddime Nehcü’l Belaga.

3. Mukaddime Seyyid Razi Ber Nehcü’l Belaga, Tercüme: Ayeti.

4. Mukaddime Seyyid Razi Ber Nehcü’l Belaga, Tercüme: Ayeti.

5. Mukaddime Seyyid Razi Ber Nehcü’l Belaga, Tercüme: Ayeti.

6. Abduh, Şerhi Nehcü’l Belaga, s. 10.

7. Mukaddime Seyyid Razi Ber Nehcü’l Belaga, Tercüme: Ayeti.

8. Bkz. Muhammedi, Seyyid Kazım, Deşti, Muhammed, el-Mu’cemu’l Mufehres li-Elfaz Nehcü’l Belaga, Kum, Neşri İmam Ali, 1369.

9. Şehidi, Mukaddime Nehcü’l Belaga.

10. Şehidi, Mukaddime Nehcü’l Belaga.

11. Şehidi, Mukaddime Nehcü’l Belaga.

12. Şehidi, Mukaddime Nehcü’l Belaga.

13. Şehidi, Nehcü’l Belaga, s. 361

14. http://opac.nlai.ir/opac-prod/bibliographic/ff1ii5590

15. http://opac.nlai.ir/opac-prod/bibliographic/1828261

16. http://opac.nlai.ir/opac-prod/bibliographic/1207008

17. http://opac.nlai.ir/opac-prod/bibliographic/675567

18. http://opac.nlai.ir/opac-prod/bibliographic/1582020

19. http://opac.nlai.ir/opac-prod/bibliographic/575562

20. Üstadi, Rıza, Kitabname-i Nehcü’l Belaga, s. 3-4.

21. http://opac.nlai.ir/opac-prod/bibliographic/1512746

22. http://opac.nlai.ir/opac-prod/bibliographic/976684

23. http://opac.nlai.ir/opac-prod/bibliographic/1737942

24. http://opac.nlai.ir/opac-prod/bibliographic/545488

25. http://opac.nlai.ir/opac-prod/bibliographic/2965984 

26. http://opac.nlai.ir/opac-prod/bibliographic/2975819 

27. El-Hüseyni Hatib, Mesadiru Nehcü’l Belaga ve Esaniduhu, c. 1, s. 226.

28. http://opac.nlai.ir/opac-prod/bibliographic/2965983 

29. http://opac.nlai.ir/opac-prod/bibliographic/506593 

30. http://opac.nlai.ir/opac-prod/bibliographic/928760 

31. http://opac.nlai.ir/opac-prod/bibliographic/560089 

32. http://opac.nlai.ir/opac-prod/bibliographic/2428468 

33. http://opac.nlai.ir/opac-prod/bibliographic/569381 

34. http://opac.nlai.ir/opac-prod/bibliographic/748217 

35. http://opac.nlai.ir/opac-prod/bibliographic/1925260 

36. İbn Hallakan, Vefayatu’l A’yan ve Enbai Ebnai’z Zaman, c. 3, s. 313.

37. Zehebi, Seyu A’lamu’n Nubela, c. 17, s. 589.

38. İbn Ebi’l Hadid, Şerhi Nehcü’l Belaga, c. 1, s. 205.

39. İbn Ebi’l Hadid, Şerhi Nehcü’l Belaga, c. 1, s. 205-206.

40. http://opac.nlai.ir/opac-prod/bibliographic/526351 

41. http://opac.nlai.ir/opac-prod/bibliographic/885620 

42. http://opac.nlai.ir/opac-prod/bibliographic/619025 

43. http://opac.nlai.ir/opac-prod/bibliographic/488844 

44. http://opac.nlai.ir/opac-prod/bibliographic/2964112 

45. http://opac.nlai.ir/opac-prod/bibliographic/928193 

46. Şehidi, Mukaddime Nehcü’l Belaga.

47. Şehidi, Mukaddime Nehcü’l Belaga. Daha çok bilgi edinmek için Nehcü’l Belaga ve Eseruhu ale’l Edebi’l Arabi” makalesinin 119. Sayfasına bakınız. Muhammed Hadi Emini, intişar Nehcü’l Belaga.

48. İbn Ebi’l Hadid, Şerhi Nehcü’l Belaga, c. 1, s. 24; Şehidi, Mukaddime Nehcü’l Belaga.

49. 

50. Cahiz, el-Beyan ve’t Tibyan, Tashih: Abdusselam Harun, c. 1, s. 83, Nehcü’l Belaga’nın mukaddimesi, şehidi.

51. Cahiz, el-Beyan ve’t Tibyan (Nüshası, Ehlibeyt kütüphanesinin bastığı CD’de mevcuttur. İkinci nüsha), s. 237 – 240. 

52. Şerh İbn Meysem ale’l Mietu Kelimeti li-Emiri’l Müminin Ali İbn Ebi Talib aleyhi selam, el-Musahhih: Mir Celalattin el-Hüseyni el-Ermevi el-Muhaddis, Tahran, Tahran Üniversitesi baskısı, ş. 1349; s. 2. Ayrıca Bkz. Vatvat Raşit, Matlubu Kulli Talib min Kelami Emiri’l Müminin Ali b. Ebi Talib aleyhi selam, musahhih: Mir Celalettin Hüseyni Ermevi Muhaddis, Tahran, Tahran Üniversitesi, s. 2, ş. 1342.

53. Bkz. Danışneme-i Cihanı İslam, “Cahiz, Ebu Osman Amr b. Bahr” maddesi.

54. İbn Ebi’l Hadid, Şerhi Nehcü’l Belaga, c. 1, s. 24; Şehidi, Mukaddime Nehcü’l Belaga.

55. En-Nesru’l Fenni, c. 2, s. 196; Mukaddime Nehcü’l Belaga’dan naklen, şehidi.

56. İbn Ebi’l Hadid, Şerhi Nehcü’l Belaga, c. 1, s. 24.

57. Şehidi, Behre Edebiyat Ez Sohanani Ali aleyhi selam, s. 202.

58. Şehidi, Behre Edebiyat Ez Sohanani Ali aleyhi selam, s. 205.

59. Şehidi, Behre Edebiyat Ez Sohanani Ali aleyhi selam, s. 205.

60. Şehidi, Behre Edebiyat Ez Sohanani Ali aleyhi selam, s. 206-209.

61. Şehidi, Behre Edebiyat Ez Sohanani Ali aleyhi selam, s. 209.

62. Şehidi, Seyyid Cafer, Behre Giri Edebiyat Farsi ez Nehcü’l Belaga, s. 185.

63. Şehidi, Behre Edebiyat Ez Sohanani Ali aleyhi selam, s. 210.

64. Şehidi, Behre Edebiyat Ez Sohanani Ali aleyhi selam, s. 214.

65. http://opac.nlai.ir/opac-prod/bibliographic/1890310 

66. http://opac.nlai.ir/opac-prod/bibliographic/1983833

67. http://opac.nlai.ir/opac-prod/bibliographic/885530 

Kaynaklar

* Nehcü’l Belaga, tercüme: Seyyid Cafer Şehidi, Tahran, İlmi ve Ferhengi, ş. 1377.

* Nehcü’l Belaga, tercüme: Abdul Muhammed Ayeti, defteri neşri Ferhengi İslami, ş. 1377 (Nüshası, Ehlibeyt kütüphanesinin bastığı CD’de mevcuttur. İkinci nüsha)

* İbn Ebi’l Hadid, Şerhi Nehcü’l Belaga, c. 1, tahkik: Muhammed Ebu’l Fazl İbrahim, Daru İhyau’l Kutubu’l Arabi, İsa el-Bani el-Halebi ve Şureka, m. 1959.

* Üstadi, Rız, Kitabnamei Nehcü’l Belaga, Tahra, Bonyadı Nehcü’l Belaga, ş. 1359.

* el-Hüseyni el-Hatib, es-Seyyid Abdu’z Zehra, Mesadir Nehcü’l Belaga ve Esaniduhu, c. 1, Beyrut, Daru’z Zehra, m. 1988.

* İbn Hallakan, Vefayatu’l A’yan ve Enbau Ebnai Zaman, c. 3, tahkik: İhsan Abbas, Lübnan, Daru’s Sakafat.

* Zehebi, Seyru A’lamu’n Nübela, c. 17, tahkik, tahric ve talik: Şuayb el-Erneut, Muhammed Naim el-Arksuvesi, Beyrut, müessese er-Risalet, m. 1986.

* Şehidi, Seyyid Cafer, Behre Edebiyat Ez Sohanani Ali aleyhi selam, der yadnamei Gonkre Hazare Nehcü’l Belaga, Bonyadı Nehcü’l Belaga, ş. 136.

* Şehidi, Seyyid Cafer, Behre Giri Edebiyat Farsi ez Nehcü’l Belaga, der yadnamei dovommin Kongre Nehcü’l Belaga, Tahran, Vezaret İrşad İslami ve Bonyadı Nehcü’l Belaga, ş. 1363.

* el-Cahiz, el-Beyan ve’t Tibyan, Mısır, el-Mektebetu’t Ticariye el-Kubra Li-Sahibiha Mustafa Muhammed, m. 1936 (Nüshası, Ehlibeyt kütüphanesinin bastığı CD’de mevcuttur. İkinci nüsha)

* Abduh, Muhammed, Şerhi Nehcü’l Belaga, tashih: Muhammed Muhyiddin Abdul Hamid, Kahire, Matbaatu’l İstikamet (Nüshası, Alevi Danışnamesinin CD’inde mevcuttur. Minhecu’n Nur).

* Muhammed, Seyyid Kazım, Deşti, Muhammed, el-Mu’cemu’l Mufehres li-Elfazi Nehcü’l Belaga, Kum, Neşru İmam Ali (a.s), ş. 1369.