کارگر
İran’dan ABD’ye tokat gibi yanıt: Teslimiyet belgesini kabul etmeyeceğiz
İran Dışişleri Bakan Yardımcısı Garibabadi, ABD’nin 'teslimiyet belgesi' dayatmalarını reddederek Tahran’ın haklı taleplerini yineledi.
İran Dışişleri Bakan Yardımcısı Kazım Garibabadi, Washington yönetiminin "aşırı talep" olarak nitelendirdiği önerilerin aslında uluslararası hukukun asgari gereklilikleri olduğunu belirtti. ABD Başkanı Donald Trump’ın tek taraflı ve saldırgan tutumuna karşı Tahran'ın geri adım atmayacağını vurgulayan Garibabadi, bölgede kalıcı barışın ancak İran’ın egemenlik haklarına saygı duyularak sağlanabileceğini ifade etti.
'TESLİMİYET BELGESİNİ KABUL ETMEYECEĞİZ'
İran Dışişleri Bakan Yardımcısı Kazım Garibabadi, ülkesinin ABD'ye teklifinin "aşırı talepler" olmadığını ifade ederek, savaşın kalıcı olarak durdurulması ve tekrarlanmaması, zararların tazmin edilmesi, ablukanın sona ermesi, yaptırımların kaldırılması ve İran'ın haklarına saygı gösterilmesini istediklerini belirtti.
İran Dışişleri Bakan Yardımcısı Garibabadi, X sosyal medya hesabından paylaştığı mesajında, ABD'ye savaşın sonlandırılması için teklif edilen ve ABD Başkanı Donald Trump'ın "kabul edilemez" olarak nitelendirdiği önerilerinin "aşırı talepler" olmadığını ifade etti.
Gerçek barışın tehdit ve zorla taviz alma yöntemleriyle inşa edilemeyeceğini söyleyen Garibabadi, İran'ın ABD'nin sunduğu "teslimiyet belgesini" kabul etmeyeceğini vurguladı.
İran'ın "net ilkeler üzerinde ısrar ettiği" değerlendirmesinde bulunan Garibabadi, "Savaşın kalıcı olarak durdurulması ve tekrarlanmaması, zararların tazmin edilmesi, kuşatmanın kaldırılması, yasa dışı yaptırımların sona erdirilmesi ve İran'ın haklarına saygı gösterilmesi. Bunlar maksimum talepler değil, yasa dışı güç kullanımına başvurularak başlatılan bir krizi sona erdirmeyi amaçlayan ve Birleşmiş Milletler Şartı'na uygun, ciddi, kalıcı ve mantıklı herhangi bir düzenlemenin asgari şartlarıdır." ifadelerini kullandı.
Hürmüz Boğazı Küresel Ekonominin Ağırlık Merkezini Nasıl Yer Değiştirdi?
Hürmüz'ün 67 gün boyunca kapatılması ve İran'ın izniyle sınırlı geçişe izin verilmesi, yalnızca enerji piyasalarını değil, aynı zamanda küresel güç düzenini de altüst etti.
İran'ın Hürmüz Boğazı'nın tam kontrolünü ele geçirmesi ve gemilerin Tahran'ın izni olmadan fiilen geçiş yapmasının mümkün olmamasının üzerinden iki aydan fazla zaman geçti; çağdaş tarihte eşi benzeri görülmemiş bu durumun sonuçları, bir deniz krizinin ötesine geçerek küresel güç yapısında sarsıntılara yol açtı. Artık mesele yalnızca "güvenlik riski" değil; dünya, enerji darboğazının fiili kapanmasıyla karşı karşıya.
Son 67 günde, ham petrol, petrol ürünleri ve hatta petrol dışı yüklerin akışında yaşanan aksaklıkların etkisi, küresel ekonominin tüm kilit göstergelerine hızla yansıdı.
Savaş sigortası maliyetlerinin çok yıllık zirvelere çıkması, navlun oranlarındaki sıçrama, denizde tanker kuyruklarının oluşması ve her bir yükün maliyetini katlayan daha uzun rotaların tercih edilmesi, krizin yalnızca görünen yüzü. Gerçek etki, küresel enflasyon, tedarik zinciri şoku ve büyük güçlerin stratejik yeniden değerlendirmelerinde kendini gösteriyor.
Bu kapanma, net bir mesaj taşıyordu: Hürmüz'ün kontrolü, küresel enerji düzeninin kontrolü demektir. Tahran, şu anda silahla değil, jeopolitik konumuyla uyguladığı bir kaldıraç elinde tutuyor. Bu darboğazdan geçen her tanker, fiilen Tahran'da alınan bir karara tabi hale geliyor. İşte bu gerçek, savaşın yüzünü askeri bir çatışmadan "tam kapsamlı bir ekonomik-jeopolitik mücadeleye" dönüştürdü.
Amerika için bu durum, kaynaklarının doğrudan aşınması anlamına geliyor. Washington, bölgesel filosunu sürekli olarak bölgede tutmak, alternatif tedarik hatlarını yönetmek ve enerji şokundan kaynaklanan maliyetleri ülke içinde frenlemek zorunda kaldı; bu maliyetler, geçmiş on yıllardaki Orta Doğu krizlerinden sonra bir kez daha ABD ekonomisi üzerinde daraltıcı etkiler yarattı. Kapanmanın uzamasıyla birlikte, enflasyonist baskı ve tedarik hatlarındaki verimsizlik, ABD sanayisinin rekabet gücünü de zayıflatıyor.
Tam tersi noktada, Çin aynı krizin gölgesinde konumunu güçlendiriyor. Doğu Asya'nın Fars körfezi petrolüne olan yoğun bağımlılığı, Pekin'in kriz yönetiminde daha pragmatik bir yaklaşım benimsemesine neden oldu. Bölge üreticileriyle uzun vadeli enerji anlaşmaları, kara rotalarının geliştirilmesi, ulaşım projelerine katılım ve ticaretin bir kısmının yeni güzergahlara yönlendirilmesi, Çin'in Orta Doğu'da yeni bir ekonomik etkileşim ekseni haline gelmesini sağlayan araçlar arasında yer alıyor.
Hürmüz'ün kapanması, sınırlı ve kontrollü geçişle bile, bölgenin Çin'e bağımlılığını artırıyor ve bu durum Pekin'in Washington karşısındaki pazarlık gücünü yükseltiyor.
Diğer yandan, yıllardır enerji güvenliklerini ABD'nin askeri şemsiyesine bağlayan Fars körfezi ülkeleri, şimdi bu modelin işlevsizliğinin en net kanıtıyla karşı karşıya: 67 günlük kapanma ve hâlâ anlamlı bir açılım sağlanamaması. İşte bu gerçek, onları pratik olarak güvenlik çeşitlendirmesine, Doğu'ya bağımlılığın artırılmasına, Çin ile ilişkilerin güçlendirilmesine ve hatta İran'a yönelik politikalarının yeniden gözden geçirilmesine yönlendirdi.
Bu gelişmeler bütünü gösteriyor ki, İran ile yaşanan savaş yalnızca bölgesel bir kriz değil; dünyanın çok kutuplu bir düzene geçiş sürecindeki dönüm noktalarından biri. Hürmüz, kontrollü kapanma durumunda kalmaya devam ederse, enerji ticaretinin yapısı, sermaye akış yolları, ekonomik güç dengesi ve hatta küresel stratejik ittifaklar dönüşüme uğrayacak.
Şu anda dünyanın karşı karşıya olduğu şey, yalnızca bir denizcilik rotasının durması değil; bir deniz darboğazı üzerinden gücün yeniden tanımlanmasıdır.
Tesnim Haber Ajansı-
İran’dan İsrail’in “Sumud” Filosuna Yönelik Saldırısına Kınama
İran Dışişleri Bakanlığı, İsrail’in Filistin halkını destekleyen “Sumud 2” yardım filosuna saldırısını şiddetle kınayarak, bunu deniz korsanlığı ve terörizm olarak tanımladı.
İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Bekayi, İsrail’in uluslararası sularda Filistin’e yardım gönderen “Sumud 2” gemilerine saldırısını, deniz korsanlığı ve terörizm olarak nitelendirdi ve şiddetle kınadı.
İranlı sözcü, “Sumud” uluslararası yardım kampanyasının, Filistin halkına insani yardım ulaştırmak ve Gazze ablukasını kırmak amacıyla dünya çapında destekçiler tarafından başlatıldığını belirterek, İsrail’in bu saldırısını sadece bir insani misyona saldırı olarak değil, tüm insanlık değerlerine ve ortak insani değerlere yapılmış bir darbe olarak değerlendirdi.
Mehr haber ajansının haberine göre, Bekayi, uluslararası toplumun, Birleşmiş Milletler ve tüm ülkelerin, İsrail’in sürekli olarak uluslararası hukuku çiğnemesini kınaması ve işgalci güçlerin hesap vermesini sağlamak için sorumluluk taşıdığını vurguladı. Ayrıca, Gazze halkına yönelik insani destek için küresel bir çağrıda bulunarak, Filistinli tutukluların derhal serbest bırakılmasını talep etti.
Kaani: Samud Konvoycularının Kaçırılması Uluslararası Terörizm Örneğidir
Devrim Muhafızları Kudüs Gücü Komutanı, İsrail'in uluslararası Samud konvoyuna yönelik suçlarına tepki gösterdi.
Tesnim Haber Ajansı siyasi servisinin haberine göre, Devrim Muhafızları Kudüs Gücü Komutanı Tümgeneral İsmail Kaani şunları yazdı:
"Özgürlüksever Samud konvoycularına yönelik Siyonist suçluların saldırısı ve onları kaçırması, uluslararası terörizmin bir örneğidir. Samud özgürlükseverlerinin mazlum Gazze halkının ablukasını kırmak ve Filistinli kadın ile çocukları Siyonistlerin pençesinden kurtarmak için yaptıkları hareket ve çaba, tüm dünyanın Siyonist çocuk katili deccalere karşı mücadele hareketinin doruk noktasıdır.
Siyonistlerin korkakça suçları, dünyanın dört bir yanındaki özgürlükseverlerin mazlum Gazze halkının ablukasını kırma azmini daha da kararlı hale getirecektir."
“Bu Düğüm Kapatılarak Çözülür!”
Keyhan Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Hüseyin Şeriatmedari kaleme aldığı yazısında Hürmüz düğümünün nasıl çözüleceğini analiz etti.
Şeriatmedari’nin yazısı şu şekilde;
1- ABD’nin İran’a yönelik deniz ablukası, Amerikan askeri saldırısının bir parçasıdır ve Trump’ın ilan ettiği sözde ateşkesle çelişmektedir. Başka bir ifadeyle ABD saldırılarını sürdürmekte ve bu saldırıların karşılıksız kalmaması beklenmektedir. Trump, bu ablukayı İran’ın Hürmüz Boğazı’nı kapatmasına karşılık olarak göstermekte ısrar etmektedir. Oysa Hürmüz Boğazı’nı kapatmak, İran’ın egemenlik ve yasal hakkıdır. Hatta savaş olmasa dahi bu hakkın kullanılması doğal ve meşru kabul edilmektedir. Geçmişte bu yetkinin kullanılmaması ise bir tür ihmal olarak değerlendirilmektedir. Daha önceki değerlendirmelerde, Cenevre ve Jamaika sözleşmelerine atıfla İran’ın Hürmüz üzerindeki egemenliğinin savaş öncesi veya sonrası ile bağlantılı olmadığı ifade edilmiştir.
İran İslam Cumhuriyeti Lideri de son mesajında, Fars Körfezi’nin sadece bir su alanı değil, aynı zamanda bölge halkları için benzersiz bir nimet ve küresel ekonomi açısından hayati bir geçiş noktası olduğunu vurgulamış; İran’ın Hürmüz Boğazı üzerindeki yönetimini uygulamasının bölge güvenliğini sağlayacağını ve düşmanların kötüye kullanımını engelleyeceğini belirtmiştir.
2- Bu çerçevede ABD’nin İran’a yönelik deniz ablukası, bir “misilleme” değil, açık bir askeri operasyon olarak değerlendirilmelidir. Dolayısıyla İran’ın vereceği karşılık da askeri nitelikte olmalıdır. Öte yandan ABD, açıkça deniz korsanlığı yaptığını da itiraf etmiştir. Trump, Florida’da yaptığı konuşmada bir İran tankerine el koyduklarını belirterek, “Gemiyi ele geçirdik, yükü ele geçirdik, petrolü ele geçirdik. Bu çok kârlı bir ticaret. Biz korsanlar gibiyiz” ifadelerini kullanmıştır.
3- İran’ın Birleşmiş Milletler Daimi Temsilcisi Emir Said İrevani, BM Genel Sekreteri ve Güvenlik Konseyi’ne gönderdiği mektupta ABD’nin deniz ablukasını ve İran gemilerine el koymasını, BM Şartı’nın açık ihlali ve “deniz korsanlığı” olarak nitelendirmiştir. İran, Güvenlik Konseyi’nden bu eylemleri en sert şekilde kınamasını ve ABD’den derhal bu yasa dışı uygulamalara son vermesini talep etmiştir.
Ancak bu diplomatik girişimin, ABD’nin eylemlerini durdurma konusunda etkili olmayacağı ifade edilmektedir. Zira Birleşmiş Milletler’in daha önce de ABD’nin etkisi altında hareket ettiği ve Washington’un çıkarlarına aykırı kararlar almaktan kaçındığı ileri sürülmektedir.
4- ABD’nin deniz ablukası ve ticari gemilere el koyma faaliyetleri devam etmektedir ve bu durumun cevapsız bırakılmaması gerektiği savunulmaktadır. Bu kapsamda önerilen yöntemlerden biri, Babülmendep Boğazı’nın bir baskı unsuru olarak kullanılmasıdır.
Bu boğazın, düşman ülkelerin petrol ve ticaret gemilerine kapatılması ve yüklerine el konulması, uluslararası teamüller çerçevesinde mümkün bir adım olarak değerlendirilmektedir. Bu tür bir hamlenin ABD ve müttefiklerine ciddi ekonomik zararlar verebileceği belirtilmektedir. Yemen’deki Ensarullah hareketinin de bu yönde hazır olduğunu daha önce açıkladığı ifade edilmektedir.
Bu yaklaşım, İran liderinin “düşmandan tazminat alınacağı, aksi halde mallarına el konulacağı veya yok edileceği” yönündeki mesajıyla da ilişkilendirilmektedir.
5- Babülmendep Boğazı’nın, dünya ticareti açısından en kritik dokuz geçiş noktasından biri olduğu belirtilmektedir. Günlük yaklaşık 6 milyon varil petrol ve 50 ila 70 ticari geminin geçtiği bu boğazın kapanması, küresel ticaret ve enerji dengelerini ciddi şekilde etkileyebilir.
Bu güzergâhın kapanması durumunda gemiler, Güney Afrika’daki Ümit Burnu üzerinden daha uzun bir rota izlemek zorunda kalacak; bu da 3000–3500 deniz mili ek mesafe, 10–15 gün ek süre ve gemi başına günlük 1–2 milyon dolar ek maliyet anlamına gelecektir. Özellikle İsrail’in bu durumdan en fazla etkilenecek taraflardan biri olacağı ifade edilmektedir.
Sonuç olarak metinde, Babülmendep’in kapatılmasının geciktirilmesinin stratejik bir kayba yol açabileceği ve mevcut durumun “ancak kapatarak çözülebilecek bir düğüm” olduğu vurgulanmaktadır.
ABD’nin Savunma Kılıfı Düştü: İran’dan Tokat Gibi Cevap
Tahran’ın önerisi belli oldu! Pozisyon sabit: Geri adım yok
Tahran’ın yeni teklifinde nükleer program yine yok. İran, bu başlığın masaya gelmesi için şartlarını sıralarken Hürmüz’de önerilen yeni rejim petrol sanayisinin millileştirilmesiyle eş tutuluyor. Trump ‘Yeterince bedel ödemediler!’ diyerek planı reddetme sinyali verdi.
İran’ın Pakistan aracılığıyla ABD’ye sunduğu yeni teklifin ayrıntıları basına yansıdı. Fars ve Tasnim haber ajanslarına göre 14 maddeden oluşan önerinin öne çıkan başlıkları şöyle:
• ABD veya İsrail tarafından yeni bir askeri saldırı yapılmayacağına dair garantiler.
• ABD askeri varlıklarının İran’ı çevrelememesi.
• Deniz ablukasının kaldırılması.
• İran’ın dondurulmuş varlıklarının serbest bırakılması.
• Savaş tazminatlarının ödenmesi.
• Ekonomik yaptırımların kaldırılması.
• Lübnan dahil tüm cephelerde savaşın kalıcı olarak sona erdirilmesi.
• Hürmüz Boğazı’nın yönetimi için yeni bir mekanizma.
NÜKLEER PROGRAM YİNE YOK
Teklifte nükleer meseleye bir kez daha yer verilmemesi dikkat çekiyor. Önceki İran önerisinde zenginleştirilmiş uranyum stoku ve nükleer programın tartışılması ileriki bir aşamaya bırakılmıştı. ABD Başkanı Donald Trump, bu teklifi reddetmişti.
New York Times’a konuşan İranlı yetkililer, Tahran’ın kalıcı bir ateşkes sağlanana kadar nükleer programı görüşmeyeceğini belirtti. Axios ise buna ek olarak deniz ablukası kaldırılmadan nükleer konunun gündeme gelmeyeceğini yazdı.
‘BİR AY SÜRE VERDİLER’
Yine Axios, İran’ın Hürmüz Boğazı’nın sınırlı ve kontrollü bir şekilde açılması karşılığında, ABD’ye deniz ablukasını kaldırması ve tüm cephelerdeki savaşı kalıcı olarak sona erdirmesi için 1 aylık bir süre tanıdığını bildirdi.
TRUMP SOĞUK
Trump cuma günü eline ulaşan tekliften “memnun olmadığını” ancak metni inceleyeceğini söyledi. Truth Social’da şöyle yazdı:
“Son 47 yıldır insanlığa ve dünyaya yaptıklarına karşılık henüz yeterince büyük bir
bedel ödemedikleri için bunun kabul edilebilir olduğunu hayal edemiyorum.”
Trump ayrıca İran’ın “yanlış davranması” veya “kötü bir şey yapması” durumunda saldırıların yeniden başlatılması olasılığının bulunduğunu iddia etti.
TAHRAN: SAVAŞ İHTİMALİ MASADA
İran cephesinden gelen açıklamalar temkinli ve sert bir çizgiye işaret ediyor. Hatemül Enbiya Merkez Karargahı Komutanı Muhammed Cafer Asadi, “İran ile ABD arasında yeniden çatışma çıkması ihtimali masada. Mevcut göstergeler, ABD’nin hiçbir taahhüt ya da anlaşmaya bağlı kalmadığını ortaya koyuyor” dedi.
Tahran yönetimi de benzer bir çizgiyi resmileştirdi. İran Dışişleri Bakan Yardımcısı Kazım Garibabadi, “Artık top ABD’nin sahasında. Washington ya diplomasi yolunu seçecek ya da çatışmacı yaklaşımı sürdürecek” ifadelerini kullandı. Garibabadi, İran’ın her iki seçeneğe de hazır olduğunu vurguladı.
TEL AVİV SENARYOLARI GÖRÜŞÜYOR
İsrail cephesinde de olası bir çöküş senaryosuna yönelik hazırlıklar hızlandı. Basına yansıyan bilgilere göre Tel Aviv yönetimi, ABD ile İran arasındaki temasların önümüzdeki hafta başında sonuçsuz kalma ihtimaline karşı savaş senaryolarını ele alıyor. Bu kapsamda Başbakan Binyamin Netanyahu’nun güvenlik kabinesini pazar gecesi acil gündemle toplaması bekleniyordu.
Ayetullah Seyyid Mücteba Hüseyni Hamanei: İranlılar Nükleer ve Füze Teknolojisinin Koruyucularıdır
İslam Devrimi Lideri Hazreti Ayetullah Seyyid Mücteba Hüseyni Hamanei, Fars Körfezi Ulusal Günü münasebetiyle bir mesaj yayımladı.
Mesajın metni şu şekildedir:
Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla
Yüce Allah'ın bölgemizdeki Müslüman milletlere, özellikle de asil İran halkına bahşettiği eşsiz nimetlerden biri, 'Fars Körfezi' nimetidir. Kimliğimizin ve medeniyetimizin bir parçasını oluşturan ve milletlerin birbirine bağlanma noktası olmasının yanı sıra, dünya ekonomisinin Hürmüz Boğazı ve ardından Umman Denizi'nde eşsiz ve hayati güzergahını oluşturan bir su kütlesinin ötesinde bir nimet.
Bu stratejik varlık, geçmiş yüzyıllarda birçok şeytanın gözünü dikmesine neden olmuştur. Yabancı Avrupalı ve Amerikalıların tekrarlanan saldırganlıklarının geçmişi, güvensizlikler, bölge ülkelerine yönelik çok sayıda zarar ve tehdit, küresel müstekbirlerin Fars Körfezi bölgesi sakinlerine karşı uyguladığı şer planlarının sadece bir kısmıdır ki bunun en son örneği, büyük şeytanın son zamanlardaki zorbalıklarıdır.
Fars Körfezi'nin en uzun kara kıyısına sahip olan İran milleti, Fars Körfezi'nin bağımsızlığı ve yabancılarla saldırganlara karşı koyma yolunda en büyük fedakarlıkları yapmıştır; Portekizlilerin kovulması ve Hürmüz Boğazı'nın kurtarılmasından (ki bu, 30 Nisan'ın Fars Körfezi Ulusal Günü olarak adlandırılmasının temelini oluşturmuştur) Hollanda sömürgeciliğine karşı mücadeleye ve İngiliz sömürgeciliğine karşı direniş destanlarına kadar. Ancak İslam Devrimi, müstekbirlerin elini Fars Körfezi bölgesinden kesmede bu direnişlerin dönüm noktası olmuştur ve bugün, dünya zorbalarının bölgedeki en büyük askeri seferberliği ve saldırganlığının üzerinden iki ay geçmişken ve ABD'nin kendi planındaki rezil yenilgisinin ardından, Fars Körfezi ve Hürmüz Boğazı'nın yeni bir dönemi şekillenmektedir.
Yıllarca yöneticilerin zorbalar ve saldırganlar karşısındaki sessizliğine ve boyun eğmişliğine alışmış olan Fars Körfezi bölgesindeki milletler, son altmış günde ordu ve Devrim Muhafızları deniz kuvvetlerinin yiğitlerinin, asil güney İran halkının ve gençlerinin namusu ve kahramanlığı yanındaki heybet, uyanıklık ve mücadele güzelliklerini, yabancıların egemenliğini reddederken gözleriyle gördüler.
Bugün, Yüce Hakk'ın lütfu ve üçüncü zorlu savaşın mazlum şehitlerinin, özellikle de İslam Devrimi'nin büyük şahsiyetli ve ilerigörüşlü liderinin (makamı yüce olsun) kanı bereketiyle, sadece dünya kamuoyu ve bölge milletleri arasında değil, hatta ülkelerin sultanları ve yöneticileri için bile, Amerikalı yabancıların Fars Körfezi topraklarında varlığı ve yuvalanmasının, bölgedeki güvensizliğin en önemli faktörü olduğu ve ABD'nin sahte üslerinin kendi güvenliklerini dahi sağlama gücüne sahip olmadığı, bırakın bölgedeki bağımlıların ve Amerikancıların güvenliğini sağlama umudunun olmasının hayal olduğu kanıtlanmıştır.
Allah'ın kudret ve kuvvetiyle, Fars Körfezi bölgesinin parlak geleceği, ABD'siz bir gelecek ve milletlerinin kalkınma, huzur ve refahına hizmet eden bir gelecek olacaktır. Fars Körfezi ve Umman Denizi su kütlesindeki komşularımızla 'kaderdaşız' ve binlerce kilometre uzaktan göz dikerek orada şer yapan yabancıların, sularının dibinden başka yerde yeri yoktur. Ve Rabbimiz Tebereke ve Teala'nın lütfuyla, direniş tedbir ve politikaları ve güçlü İran stratejisi sayesinde gerçekleşen bu zaferler zinciri, bölgenin ve dünyanın yeni düzeninin başlangıcı olacaktır.
Bugün İran milletinin mucizevi harekete geçirilişi, kan dökücü Siyonizm ve ABD ile mücadelede on milyonlarca fedai ile sınırlı kalmamıştır; gönderilmiş İslam ümmetinin birbirine kenetlenmiş saflarının ön saflarında, yurt içi ve dışındaki doksan milyon asil ve gururlu İranlı vatandaş, tüm kimlik, manevi, insani, bilimsel, sanayi ve temel ve yeni teknoloji (nanodan biyoya, nükleer ve füze teknolojisine kadar) kapasitelerini kendi ulusal sermayeleri olarak kabul
etmekte ve tıpkı su, kara ve hava sınırları gibi onların da koruyucusu olacaklardır.
İslam İran'ı, Hürmüz Boğazı üzerinde yönetim tesis etme nimetine pratik şükranla, Fars Körfezi bölgesini güvenli kılacak ve düşmanın bu su yolundan istifade etme tertibatını söküp atacaktır. Hürmüz Boğazı'nın yeni hukuk kuralları ve yönetimi, bölgedeki tüm milletlerin yararına huzur ve kalkınmayı sağlayacak ve onun ekonomik nimetleri, milletin kalbini şenlendirecektir; inşallah, kafirler istemese bile.
Seyyid Mücteba Hüseyni Hamanei
30 Nisan 2026
İran'ın BM temsilciliği: Körfez hesap vermeli ve tazminat ödemeli
Ürdün'ün de katıldığı Körfez ülkelerinin BM'ye gönderdiği mektuba Tahran'dan sert yanıt geldi. Altı Arap ülkesinin Amerikan-İsrail saldırganlığına ortak olduğunu söyleyen İran, hem tazminat istedi hem de bu ülkelerin hesap vermesi gerektiğini vurguladı.
İran'ın Birleşmiş Milletler (BM) Daimi Temsilcisi Emir Said İravani, bazı Arap ülkelerinin BM Güvenlik Konseyi'ne gönderdiği mektuba yanıt verdi.
İravani bu ülkeler arasında bulunan Katar, Bahreyn, Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), Kuveyt ve Ürdün'ün “topraklarındaki üslerin hava saldırıları ve operasyonlar için kullanılmasına izin vererek İran'a yönelik saldırganlığa ortak olduklarını" vurguladı.
SALDIRILARA İŞTİRAK VE EV SAHİPLİĞİ
İranlı temsilci, Tahran'ın meşru müdafaa hakkını kullandığını belirterek, bunun "saldırı karşısında BM Şartı tarafından güvence altına alınan bir hak" olduğunu ve çatışmayı başlatan tarafın ülkesi olmadığını ifade etti. Temsilci, saldırıya iştirak eden veya üslerinin, hava sahasının, karasularının ve topraklarının kullanılmasına izin veren devletlerin tüm sorumluluğu taşıdığını ve hesap vermeleri gerektiğini ekledi.
'BM CESARETLENDİRİYOR'
BM Güvenlik Konseyinin saldırganlığı kınamadaki ve saldırgan tarafı belirlemedeki başarısızlığının, saldırganları eylemlerine devam etme konusunda cesaretlendirdiğine dikkat çeken Daimi Temsilci, Katar, Bahreyn, Suudi Arabistan, BAE, Kuveyt ve Ürdün’ün İran’ın uğradığı tüm zararları tazmin etme sorumluluğunu üstlenmesini talep etti.
İran savaş baltalarını çıkarıyor: Trump'ın önünde altı seçenek var
İran yer altındaki füze ve İHA'ları gün yüzüne çıkarıyor. Trump masadaki altı kritik seçeneği değerlendiriyor. Washington'da ise hipersonik 'Dark Eagle' sevkiyatından Hürmüz’e kara çıkarmasına hatta 'tek taraflı zafer ilanı'na kadar farklı senaryolar tartışılıyor.
Batılı medya kaynakları geçen haftadan beri İran'ın çatışmaların yeniden başlama olasılığına hazırlandığını yazıyor. Bu halkaya cuma günü katılan NBC News, İran'ın ateşkesin bozulmasına hazırlık olarak toprağa gömülü füzeleri ve diğer silahları çıkarmaya başladığını bildirdi.
Daha önce bu silahları fırlatmaya yarayan sistemlerin yüzde 60'dan fazlasının sağlam durumda olduğu kaydedilmişti.
Haberi ABD'li yetkililere dayandıran NBC, Washington'un Tahran'ın savaşın yeniden başlaması durumunda İHA ve füze saldırılarını hızla yeniden başlatmaya hazır olmak istediği yönünde bir değerlendirme yaptığı belirtti.
TRUMP'IN SEÇENEKLERİ
Haber kaynağı, ABD Başkanı Donald Trump'ın perşembe günü askeri seçenekler hakkında brifing aldıktan sonra, önümüzdeki birkaç gün içinde nasıl hareket edileceğine karar vereceğini ekledi.
Çeşitli Amerikan basın kuruluşları Trump ve ekibinin şu seçenekler üzerinde durduğunu yazdı:
Nokta Hava Operasyonları:
İran'ı müzakere masasına zorlamak amacıyla gaz ve enerji tesisleri ile hükümet altyapısına yönelik yeni bir hava saldırısı dalgası başlatılması.
Hürmüz Boğazı’na kara çıkarması:
Ticari gemi trafiğini yeniden başlatmak amacıyla boğazın bir kısmının kontrolünü ele geçirmek için bölgeye kara birliklerinin konuşlandırılması.
Donanma tehdidinin artırılması:
ABD ve İsrail’in bölgede İran’a karşı "inandırıcı bir deniz tehdidi" oluşturacak şekilde ortak bir askeri yığınak ve gövde gösterisi yapması.
"Dark Eagle" hipersonik füzelerin konuşlandırılması:
İran'ın füzelerini mevcut ABD sistemlerinin menzili dışına çıkarması üzerine, Washington'ın ilk kez hipersonik teknolojiye sahip füzeleri bölgeye sevk etmesi.
Ablukanın genişletilmesi:
Mevcut deniz ablukasının süresinin uzatılması veya kapsamının genişletilmesi.
Tek taraflı zafer ilanı:
Askeri seçeneklerin yanı sıra, Trump'ın süreci siyasi bir başarı olarak niteleyip "tek taraflı zafer" ilan ederek gerilimi farklı bir boyuta taşıması.
İran’ın Yeni Silahı: 31 Milyon Tamam Dedi
İran’da başlatılan “İran için Can-Feda” kampanyası, kısa sürede 31 milyonluk katılımla dikkat çekici bir toplumsal güce dönüştü.
“Ülkemiz için can vermeye hazırız” mesajı veren kampanyanın en dikkat çekici yönlerinden biri kurulan dijital altyapı. “Can-Feda” için oluşturulan özel internet sitesi üzerinden gönüllüler doğrudan sisteme katılıyor.
Kullanıcılar siteye girerek; isim, soy isim ve ulusal kimlik numarası bilgilerini girerek kayıtlarını tamamlıyor. Bu sistem, kampanyanın organize ve takip edilebilir bir yapıya sahip olduğunu ortaya koyuyor.
Platform aynı zamanda kayıtlı gönüllü sayısını anlık (online) olarak gösteriyor. Bu da katılımın büyüklüğünü sürekli görünür kılarak, kampanyayı yaşayan ve büyüyen bir toplumsal harekete dönüştürüyor. Bu yapı sivil ve yarı-resmi organizasyonların desteğiyle geniş kitlelere ulaşıyor.
Toplumsal Seferberlik Çalışması
“Can-Feda” süreci, klasik bir sosyal kampanyanın çok ötesinde. İran toplumunun geniş kesimleri, bu hareketle birlikte açık bir şekilde şunu ilan ediyor: Ülkenin güvenliği ve egemenliği söz konusu olduğunda, toplum sahada.
Bu tablo, dışarıdan bakıldığında spontane değil; köklü bir toplumsal refleksin sonucu olarak okunmalı.
Washington ve Tel Aviv’e Net Uyarı
Ortadoğu’da yıllardır devam eden ABD müdahaleleri ve İsrail’in saldırgan politikaları, bölgede kalıcı bir gerilim üretmiş durumda. İran’daki bu 31 milyonluk mobilizasyon ise bu politikalara karşı en net toplumsal cevaplardan biri olarak öne çıkıyor.
Bu, yalnızca bir iç mesaj değil. Aynı zamanda Washington ve Tel Aviv’e verilen açık bir uyarı: İran’da mesele sadece devlet değil, doğrudan halkın kendisidir.
Toplumsal Caydırıcılığın Yeni Formu
Günümüz jeopolitiğinde güç sadece askeri kapasiteyle ölçülmüyor. İran’ın ortaya koyduğu bu tablo, “toplumsal caydırıcılık” kavramını yeniden gündeme taşıyor. 30 milyon insanın aynı mesaj etrafında birleşmesi, herhangi bir askeri denklem kadar etkili bir psikolojik ve stratejik güç anlamına geliyor.
Türkiye Açısından Ne Anlama Geliyor
Türkiye için bu gelişme, yakından okunması gereken bir tablo sunuyor. Bölgede dengelerin hızla değiştiği bir dönemde, İran’ın bu ölçekte bir toplumsal mobilizasyon sergilemesi, yeni bir güç parametresi olarak öne çıkıyor.
Bu durum, sadece İran’ın iç meselesi değil; bölgesel denklemde doğrudan etkisi olan bir gelişme olarak değerlendirilmeli.
“Can-Feda” kampanyası, İran’da toplumun kritik anlarda nasıl bir refleks verdiğini açık biçimde ortaya koyuyor.
Trump’ın tüm silahlarına rağmen diz çöktüremediği İran’ın en güçlü silahı: Birleşen milletin can veren iradesi sahada…
Paylaş
İran’da başlatılan “İran için Can-Feda” kampanyası, kısa sürede 30 milyonluk katılımla dikkat çekici bir toplumsal güce dönüştü.
“Ülkemiz için can vermeye hazırız” mesajı veren kampanyanın en dikkat çekici yönlerinden biri kurulan dijital altyapı. “Can-Feda” için oluşturulan özel internet sitesi üzerinden gönüllüler doğrudan sisteme katılıyor.
Kullanıcılar siteye girerek; isim, soy isim ve ulusal kimlik numarası bilgilerini girerek kayıtlarını tamamlıyor. Bu sistem, kampanyanın organize ve takip edilebilir bir yapıya sahip olduğunu ortaya koyuyor.
Platform aynı zamanda kayıtlı gönüllü sayısını anlık (online) olarak gösteriyor. Bu da katılımın büyüklüğünü sürekli görünür kılarak, kampanyayı yaşayan ve büyüyen bir toplumsal harekete dönüştürüyor. Bu yapı sivil ve yarı-resmi organizasyonların desteğiyle geniş kitlelere ulaşıyor.
Toplumsal Seferberlik Çalışması
“Can-Feda” süreci, klasik bir sosyal kampanyanın çok ötesinde. İran toplumunun geniş kesimleri, bu hareketle birlikte açık bir şekilde şunu ilan ediyor: Ülkenin güvenliği ve egemenliği söz konusu olduğunda, toplum sahada.
Bu tablo, dışarıdan bakıldığında spontane değil; köklü bir toplumsal refleksin sonucu olarak okunmalı.
Washington ve Tel Aviv’e Net Uyarı
Ortadoğu’da yıllardır devam eden ABD müdahaleleri ve İsrail’in saldırgan politikaları, bölgede kalıcı bir gerilim üretmiş durumda. İran’daki bu 30 milyonluk mobilizasyon ise bu politikalara karşı en net toplumsal cevaplardan biri olarak öne çıkıyor.
Bu, yalnızca bir iç mesaj değil. Aynı zamanda Washington ve Tel Aviv’e verilen açık bir uyarı: İran’da mesele sadece devlet değil, doğrudan halkın kendisidir.
Toplumsal Caydırıcılığın Yeni Formu
Günümüz jeopolitiğinde güç sadece askeri kapasiteyle ölçülmüyor. İran’ın ortaya koyduğu bu tablo, “toplumsal caydırıcılık” kavramını yeniden gündeme taşıyor. 30 milyon insanın aynı mesaj etrafında birleşmesi, herhangi bir askeri denklem kadar etkili bir psikolojik ve stratejik güç anlamına geliyor.
Türkiye Açısından Ne Anlama Geliyor
Türkiye için bu gelişme, yakından okunması gereken bir tablo sunuyor. Bölgede dengelerin hızla değiştiği bir dönemde, İran’ın bu ölçekte bir toplumsal mobilizasyon sergilemesi, yeni bir güç parametresi olarak öne çıkıyor.
Bu durum, sadece İran’ın iç meselesi değil; bölgesel denklemde doğrudan etkisi olan bir gelişme olarak değerlendirilmeli.
“Can-Feda” kampanyası, İran’da toplumun kritik anlarda nasıl bir refleks verdiğini açık biçimde ortaya koyuyor.
Trump’ın tüm silahlarına rağmen diz çöktüremediği İran’ın en güçlü silahı: Birleşen milletin can veren iradesi sahada…
İran’ın Şanlı Direnişi Epstein Şeytanlarını Şaşkına Çevirdi
İsmail Bendiderya “İran’ın Şanlı Direnişi Epstein Şeytanlarını Şaşkına Çevirdi” başlıklı yazısında Donald Trump’ın İran’a karşı başlattığı saldırılarda dünya ile alay edercesine sergilediği tutarsız davranışlarını ele alarak, bu durumun ABD içinde giderek güçlenen rejim değişikliği tartışmalarıyla bağlantısına dikkat çekti.
yazilimedya.com Genel Yayın Yönetmeni İsmail Bendiderya “İran’ın Şanlı Direnişi Epstein Şeytanlarını Şaşkına Çevirdi” başlıklı yazısında Donald Trump’ın İran’a karşı başlattığı saldırılarda dünya ile alay edercesine sergilediği tutarsız davranışlarını ele alarak, bu durumun ABD içinde giderek güçlenen rejim değişikliği tartışmalarıyla bağlantısına dikkat çekti.
Bendiderya yazısında şu ifadeleri kullandı:
Trump bütün dünyayı alayı alırcasına her gün tutarsız bir şeyler söylemekle kalmıyor, aynı zamanda kendisine oy veren Amerika halkı ile de dalga geçiyor.
Bir gün İran’ın işi bitti diyor, öbür gün İran'ın füzeleri çok müthiş diyor, bir gün müzakere yarın diyor, öbür gün müzakereyi kabul ettik dedikten sonra müzakere masasını dağıtıyor!
Bir gün benim için Hürmüz önemli değil diyor, öbür gün NATO'ya sinkaflı küfürler edip Hürmüz'ü açmak için bana neden yardım etmiyorsunuz diye çıkışıyor.
Bir gün, amacım İran halkına yardım etmek diyor, öbür gün İran halkının tepesine tonlarca bomba atıp kadın-çocuk demeden ülkeyi kan gölüne çeviriyor.
İlk saldırısında kasıtlı olarak İran’da 168 ilkokul çocuğunu bombalayıp “Baal putuna kurban ettik” diyerek bu vahşet ve rezilliği de utanmadan bütün dünyanın gözleri önünde söyleyen İsrail'e "bari puttan bahsederek dünyayı uyandırmayın, yoksa herkes aleyhimize ayaklanıp bulduğu yerde Yahudileri öldürmeye başlar! "demiyor.
Evet, durum bu!
Dünya, bir sapıklar çetesinin pençesinde, şeytana tapan ve iki-üç gün daha cumhurbaşkanı koltuğuna oturabilmek için sadece ülkesini değil bütün dünyayı kan gölüne bulayan Amerika ve İsrail adlı kanlı haydutlar çetesinin insanlığa ve bütün bir hayata verdiği bunca zararı, ziyanı, katliamı, vahşiliği daha ne kadar oturup seyredecek?
Gerçek şu ki dünyada müthiş bir uyanma başladı ve bu uyanmanın ilk işaretlerinin de inanılmaz bir hızla artarak Amerika kıtasında yayılması, özellikle Amerika Birleşik Devletleri’nde halkın artık rejim değişikliği istemesi son derece ilginç ve ibret verici!
Çünkü Amerika ve insanlık için utanç abidesi olan Trump, İran'da rejimi değiştireceğini söylemişti ama bunu başaramayınca yarattığı hezimetin ağırlığı ve döktüğü masumların kanları Epstein çetesini boğmaya başladı.
Şimdi Amerika'nın bütün eyaletlerinde protesto gösterileri yapan milyonlarca Amerikalı; Trump’ın padişahlık sisteminin sona ermesi ve bu rejimin değişmesi için “krala hayır!” diye haykırıyor.
İran’da rejimi değiştiremeyen Trump, kendi ülkesinde rejimi değiştireceğini aklının ucundan geçirmemiştir.
Ama yaşanan gerçek tam olarak bu:
ABD imparatorluğu artık çöküyor!
Bunu da İran’ın; dünyayı hayrete düşüren, herkesin saygısını kazanan vatan savunmasında gösterdiği şanlı direniş sağladı!
Kimileri bu gerçeğin şokundan halâ kurtulamamış olsa da gerçek bu.
Daha da ilginç olanı, ABD’deki şeytanperestlere karşı sel misali başlayan bu isyanın önünde bizzat Amerika ordusunun üst kademesinden istifaya zorlanan generallerle savaş kurmayları, FBI çalışanları, CIA başkanları ve zerrece de olsa milli ve insani duygu taşıyan bütün Amerikalı yetkililer var.
Dünyanın gözleri önünde cereyan eden bütün bu olayları özetlemek için bundan daha muhteşem bir anlatım bulamadım:
"Hak şerleri hayreyler
Zannetme ki gayreyler
Arif anı seyreyler:
Görelim Mevla neyler
Neylerse güzel eyler"
Halkımızın edebiyat ve dünya anlayışının harikuladeliğine bakar mısınız?
*
Evet, önümüz belki zorluklarla dolu ama o zorlukların sonrasında kesinlikle aydınlık dolu günlerin olduğunu görmek, bu zulmet dolu karanlık gecenin şafağına sadece birkaç adım kaldığını fark etmek müthiş bir duygu!
*
İran'da şahlanıp bütün dünyanın vicdanlarına şavkıyan, şeytan ve iblislerini bozguna ve şaşkına uğratan şu muhteşem ışığa, şanlı direnişe, dik duruşa, ve insanlık sevdasına selam olsun.




















