کارگر
Financial Times’tan Çarpıcı Analiz: ABD Hegemonyası Sona Erdi
Financial Times’ta yayımlanan analizde, İran’ın Hürmüz Boğazı’nı fiilen kapatmasının ve Çin’in kritik madenler üzerindeki ihracat kısıtlamalarının, ABD’nin yaptırımlar ve ekonomik baskı araçlarındaki tek taraflı üstünlüğünü aşındırdığı savunuldu. Analize göre Washington’ın uzun yıllar rakiplerine karşı kullandığı ekonomik zorlayıcılık yöntemleri artık ters tepiyor ve küresel ekonomi daha kırılgan bir döneme giriyor.
Dünyanın önde gelen finans yayınlarından Financial Times (FT), Orta Doğu’da patlak veren savaşın küresel ekonomideki görünmeyen yüzünü manşetine taşıdı. Cornell Üniversitesi’nden yaptırımlar uzmanı akademisyen Nicholas Mulder tarafından kaleme alınan analize göre; Amerika Birleşik Devletleri’nin Soğuk Savaş sonrası kurduğu “ekonomik savaş ve yaptırım tekeli” resmen sona erdi. İran’ın Hürmüz Boğazı’nı kapatması ve Çin’in nadir toprak elementleri kozunu oynaması, ABD’nin kendi yarattığı ekonomik silahların artık bizzat Washington’ı vurduğunu gösteriyor.
“Modern savaşın bir aracı olarak yaptırımların yükselişi” üzerine çalışmaları bulunan Mulder tarafından kaleme alınan makale, İran’ın Hürmüz Boğazı’ndaki fiili ablukasının sadece askeri bir hamle değil, aynı zamanda devasa bir “ekonomik silah” olduğunu vurguluyor. Makaleye göre İran, Körfez’deki deniz taşımacılığını füzeler ve dronlarla tehdit ederek aslında ABD’nin yıllardır kendisine uyguladığı taktiği kopyaladı: Dünya ekonomisindeki kilit bir geçiş noktasını (chokepoint), düşmanını gerilimi düşürmeye zorlamak için bir silaha dönüştürdü.
“Küresel Petrolün Yüzde 20’si, Gübrenin Üçte Biri Kesildi”
FT analizine göre Trump, İran’a yönelik “maksimum baskı” yaptırımlarından açık savaşa geçerek, İranlıları kendi ekonomik silahlarını konuşlandırmaya kışkırttı. Tahran’ın Hürmüz Boğazı’nı kapatması, küresel petrol ve gaz akışının yüzde 20’sini ve küresel gübre ticaretinin üçte birini dünya piyasalarından kopardı. Tüm dünya şu anda geniş tabanlı bir ekonomik zorlamanın verebileceği devasa hasarı tecrübe ediyor.
İlk Büyük Yenilgi Çin’e Karşı Yaşandı
Makale, ABD’nin bu alandaki “tekelinin” aslında Orta Doğu’dan önce Asya’da kırıldığını hatırlatıyor. Trump yönetiminin müttefiklerine ve düşmanlarına uyguladığı ağır gümrük tarifelerine boyun eğmeyen tek ülke Çin olmuştu. ABD’nin 2025 sonlarında yürürlüğe koyduğu yeni ihracat kontrollerine karşı Pekin, “işlenmiş nadir toprak elementleri” (refined rare earths) ihracatına kısıtlama getirerek misilleme yapmıştı.
Çin’in bu “kritik mineraller silahı”, Kuzey Amerika’daki savunma, havacılık ve otomotiv endüstrilerinde üretim kesintilerine ve devasa gecikmelere yol açtı. Tedarik zincirlerindeki bu çöküş, Trump’ı ekonomik olarak geri adım atmaya zorladı ve Ekim 2025’te Güney Kore’de Şi Cinping ile varılan anlaşma, Çin’in ABD’ye karşı kazandığı bir “ekonomik zorlama ateşkesi” olarak tarihe geçti.
Savaşın İronisi: ABD ve AB, Rus Petrolüne Muhtaç Kaldı
FT makalesindeki en ironik tespit ise İran’ın enerji silahının ABD ve Avrupa’yı düşürdüğü durum. İran ablukasının yarattığı devasa enerji fiyat şoku nedeniyle, Trump yönetimi Rus petrolüne yönelik yaptırımları “geçici olarak” esnetmek zorunda kaldı. Benzer şekilde, kısa süre önce Rus gazından bağımsızlığını ilan etmeyi kutlayan Avrupa Birliği (AB) de ekonomik çöküşü önlemek için yeniden Rusya’dan enerji satın almaya mecbur kalabilir. Yazar bu durumu, “Tahran’ın kullandığı enerji silahını savuşturmak, Moskova’ya yönelik ekonomik savaşın dozunu düşürmeyi zorunlu kıldı” şeklinde özetliyor.
“Yaptırımlar Artık Savaşı Önlemiyor, Savaş Çıkarıyor”
Tarih boyunca uygulanan abluka ve yaptırımların, hedeflenen ülkeleri (Rusya ve Çin gibi) daha da kendi kendine yeten ve yeni ittifaklar kuran (Asya pazarına yönelme gibi) devletlere dönüştürdüğünü belirten makale, oldukça karamsar bir uyarıyla son buluyor. Uzun bir süre boyunca yaptırımların “açık savaşa tercih edilebilir bir alternatif” olduğu argümanının, ABD’nin Venezuela ve İran’a yönelik son saldırılarıyla birlikte çöktüğü vurgulanan FT analizinde, şu ifadelere yer veriliyor:
“Yaptırımlar artık askeri harekatı engellemek yerine, tıpkı bugün olduğu gibi şiddetli bir tırmanışın taşlarını döşüyor. Sürekli devam eden ekonomik savaşların olduğu bir dünya, er ya da geç gerçek bir savaşa sürüklenecektir.”
Abraham Lincoln uçak gemisi nerede?
ABD bir yere saldıracağı zaman…
Önce uçak gemilerini gönderir.
İran saldırısında da aynısı oldu.
Abraham Lincoln uçak gemisini gönderdi.
Arkasından USS Gerald R. Ford uçak gemisini.
Abraham Lincoln…
İran’a yakın bir bölgeye…
Umman açıklarına demirledi.
Peki şu anda nerede?
İran’ın saldırısı sonrası…
Bölgeden uzaklaşmış…
İki bin kilometre uzağa…
İran füzelerinin menzili dışına çıkmış durumda.
Diğer bir deyişle kaçmış.
Ne kadar hasar aldı bilinmiyor.
USS Gerald R. Ford uçak gemisine gelince.
Bölgeye yaklaşamadı bile.
EFSANE ÇÖKTÜ
ABD’nin uçak gemileri efsanesi…
Acı bir sona doğru ilerliyor.
Önce Husiler (Ensarullah) USS Harry S. Truman’ı vurdu.
ABD yalanladı.
Sonra Diego Garcia Adası’nda bakıma alındı.
Görüntüleri yayınlandı.
Şimdi de Abraham Lincoln…
İran tarafından vuruldu.
USS Gerald R. Ford uçak gemisinde de bir yangın çıkmış.
Ciddi hasar aldığı söyleniyor.
Nedeni belli değil, “kaza” (!) deniyor.
DÜNYA BASINI VE SOSYAL MEDYA
Lincoln uçak gemisinin hali…
Dünya basınının dilinde.
Amerikan uçak gemilerinin durumu tartışılıyor.
Açık hedef haline gelmesi vurgulanıyor.
Nüfuz edilemez denilen kalelerle artık dalga geçiliyor.
İran’ın direnişi, uçak gemilerinin karizmasını çizdi.
SOSYAL MEDYA
Sosyal medyada da durum aynı.
X’te, “#ArtıkBatırılamazDeğil” etiketi…
Dünya gündeminde ilk sırada…
“İranlılar Abraham Lincoln’u Titanic’e dönüştürdü.” deniyor.
Trump ve Netanyahu…
Mizahçıların dilinde.
Herkesin alay konusu oldular.
TRUMP’IN YALNIZLIĞI
Trump iyice çıkmazda.
Hürmüz Boğazı için destek arıyor.
Ama bütün güvendiği dağlara kar yağdı.
Almanya Savunma Bakanı:
“Bu savaş bizim savaşımız değil.
Biz başlatmadık.”
Almanya Başbakanı Merz:
“Bu savaşın riskleri büyük.
Başından beri dile getirdim.”
Fransız General Yakovleff:
“ABD bizden yardım isteyerek fiyaskolarını paylaşmamızı istiyorlar. Trump’ın koalisyonuna katılmak, Titanik buzdağına çarptıktan sonraki akşam yemeği ve dansına bilet almak gibidir.”
Japonya, Güney Kore, Fransa ve diğerleri…
Hepsi aynı, hiçbiri kabul etmedi.
ABD’nin yenilgisine ortak olmak istemediler.
ABD gücüyle dost (!) toplamıştı.
İran karşısında madara olunca…
Onlar da teker teker kopuyor.
Dünyada “İran’ın yalnızlığı” değil…
“Trump’ın yalnızlığı” konuşuluyor.
Netanyahu çaresizliğini itiraf etti! Yine aynı çağrıyı yaptı
İsrail Başbakanı Netanyahu, daha önce İranlıların itibar göstermediği 'ayaklanma' mesajını yineledi. Netanyahu'nun açıklaması çaresizliğinin ifadesi olarak yorumlandı
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'ya ait olan bir video mesaj Başbakanlık Ofisinden yayınlandı.
İran'ın fiilen yöneten kişi olduğunu iddia ettiği İran Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Genel Sekreteri Ali Laricani'nin şehit olduğunu savunan Netanyahu, İran'da savaş uçakları ve insansız hava araçlarıyla saldırılar düzenlediklerini söyledi.
KİMSENİN DEĞER VERMEDİĞİ ÇAĞRISINI YİNELEDİ
Netanyahu, Tahran yönetimine darbe vurup "İran halkına onu devirme şansı verdiklerini", bunun tek seferde ve kolay olmamasına rağmen, ısrarcı olmaları durumunda gerçekleşebileceğini ve İran halkına özgürlük fırsatı sunacaklarını savundu.
TRUMP'IN BASKI GÖRDÜĞÜNÜ KABUL ETTİ
"Aynı zamanda, Körfez'deki Amerikalı dostlarımıza da yardım ediyoruz." diyen Netanyahu, dün ABD Başkanı Donald Trump ile uzun bir görüşme gerçekleştirdiklerini belirterek, iki ülkenin işbirliği içinde hareket ettiğini, Tahran yönetimi üzerinde baskıya neden olan dolaylı ve doğrudan saldırılara yardım edeceklerini kaydetti.
Netanyahu, daha önce de söylediği "sürprizleri olduğunu ve savaşın taktiklerle kazanılacağını", fakat bunları açıklayamayacağını ileri sürdü.
Ray Dalio'dan uyarı: Hürmüz Boğazı Amerikayı bitirmek üzere
Milyarder Ray Dalio, ABD ile İran arasındaki savaşın kaderini belirleyecek "Nihai Savaş"ın Hürmüz Boğazı'nda yaşanacağını yazdı.
İmparatorlukların çöküşü üzerine yaptığı çalışmalarla bilinen ünlü milyarder, ABD'nin Hürmüz'ü açamaması halinde 1956'da İngiliz İmparatorluğu'nu bitiren "Süveyş Kanalı Krizi"ne benzer bir hezimet yaşayacağını; müttefiklerin ve sermayenin ABD'den kaçarak Dolar'ın küresel rezerv para statüsünü çökertebileceği uyarısında bulundu.
Amerika Birleşik Devletleri ve İsrail'in İran'a yönelik başlattığı savaş, sadece Orta Doğu'nun değil, küresel finans sisteminin ve 1945'te kurulan Amerikan liderliğindeki dünya düzeninin de temellerini sarsıyor. Sıfırdan kurduğu Bridgewater Associates'i dünyanın en başarılı hedge fonlarından biri haline getiren efsanevi yatırımcı Ray Dalio, kişisel blogunda kaleme aldığı "Hürmüz Boğazı Amerika'yı Bitirebilir: Nihai Savaş" başlıklı makalesinde savaşın görünmeyen makroekonomik ve jeopolitik faturasını gözler önüne serdi. Savaşlarda her zaman büyük sürprizler ve anlaşmazlıklar olduğunu ancak bu krizde "her şeyin Hürmüz Boğazı'nı kimin kontrol edeceğine bağlı olduğu" konusunda evrensel bir mutabakat bulunduğunu belirten Dalio, Başkan Donald Trump'ı ve Washington yönetimini bekleyen iki keskin senaryoyu analiz etti.
"ABD için yeni bir Süveyş krizi olabilir"
Dalio'nun analizindeki en çarpıcı bölüm, Hürmüz krizini geçmişteki imparatorlukların çöküşüyle kıyasladığı tarihi paralellikler oldu. Trump yönetiminin iç siyasi kaygılar, askeri yetersizlik veya müttefik bulamama gibi herhangi bir nedenle Hürmüz Boğazı'nın kontrolünü İran'a bırakması halinde ABD'nin savaşı kaybetmiş sayılacağını vurgulayan Dalio, şu tarihi uyarıyı yaptı:
"Tarih okumalarım bana gösteriyor ki; ABD'nin bu şekilde kaybetmesi, 18. yüzyılda Hollanda ve 17. yüzyılda İspanya imparatorluklarının yaşadığı çöküşlere ve Birleşik Krallık için 1956 Süveyş Kanalı Krizi'nin ifade ettiği anlama benzer bir kırılma yaratacaktır. Dünyanın rezerv parasına sahip hakim gücü askeri ve finansal kontrolünü kaybettiğini gösterdiğinde, müttefiklerin ve kreditörlerin güven kaybına, rezerv para statüsünün yitirilmesine, borç varlıklarının satılmasına ve para biriminin (özellikle altına karşı) zayıflamasına dikkat edin. İnsanlar ve finansal akışlar hızla kazanana koşar."
Acı eşiği ve asimetrik savaş: Trump’ın sınavı
Dalio, İranlıların varoluşsal bir intikam savaşı verdiğini ve ölmeye hazır olduklarını belirtirken, Amerikalıların yüksek benzin fiyatlarından, siyasetçilerin ise yaklaşan seçimlerden endişe duyduğuna dikkat çekti. Savaşlarda "acıya dayanma kapasitesinin, acı çektirme kapasitesinden daha önemli olduğunu" hatırlatan Dalio, Tahran'ın ana stratejisinin savaşı uzatarak ABD kamuoyunun acı eşiğini zorlamak ve Washington'u pes ettirmek olduğunu ifade etti.
Ancak makaleye göre madalyonun diğer yüzünde ABD için büyük bir fırsat da yatıyor. Dalio, Trump'ın sözünü tutarak Hürmüz Boğazı'nı serbest geçişe açması ve İran tehdidini ortadan kaldırması durumunda, tıpkı Ronald Reagan'ın rehineleri kurtarması ve tankerlere eskortluk yapması dönemindeki gibi ABD'nin gücüne ve para birimine olan güvenin muazzam ölçüde artacağını, Trump'ın da tarihi bir siyasi güç kazanacağını savundu.
"Anlaşmalar değersiz, büyük döngüde nihai savaşa gidiyoruz"
Krizin masada diplomatik bir anlaşmayla çözülemeyeceğini, zira bu tür sözleşmelerin artık "değersiz" olduğunu belirten ünlü yatırımcı, tarafların kimin kazanıp kimin kaybettiğini tüm çıplaklığıyla ortaya koyacak bir "Nihai Savaş"a (Final Battle) sürüklendiğini yazdı. İran'ın, bölgedeki ABD işbirlikçisi petrol tesislerini "küle çevirme" tehdidini hatırlatan Dalio, askeri tırmanışın en kötü aşamasının henüz yaşanmadığını belirtti.
Dalio analizini, yaşanan krizin tarihteki "Büyük Döngü"nün (Big Cycle) bir parçası olduğunu vurgulayarak noktaladı. ABD'nin şu anda aşırı finansal genişleme (overextended) içinde olduğunu ve dünyanın hiçbir ülkesi gibi aynı anda birden fazla savaşı (Çin, Rusya, Ukrayna, Orta Doğu gerilimleri) sürdürecek kapasitesinin olmadığını belirten milyarder isim, Hürmüz Boğazı'ndaki bu nihai kırılmanın küresel ticaret ağlarından jeopolitik ittifaklara kadar dünyayı geri döndürülemez bir şekilde değiştireceğinin altını çizdi.(Karar)
İran Saldırıları İsrail’in Füze Stoklarını Tüketti; ABD Yardımı Belirsiz!
İsrail’in, İran’la süren savaşın üçüncü haftasına girilirken balistik füze savunma kapasitesinin kritik seviyelere gerilediği gerekçesiyle ABD’yi uyardığı bildirildi.
ABD’li yetkililerin verdiği bilgilere göre Tel Aviv yönetimi, füze savunma sistemlerinde kullanılan önleyici mühimmat stoklarının hızla tükendiğini Washington’a iletti.
İsrail’in hava savunma altyapısının mevcut çatışmaya zaten yıpranmış halde girdiği belirtiliyor. Geçtiğimiz yıl İran’la yaşanan yoğun gerilim ve karşılıklı saldırılar sırasında çok sayıda önleyici füzenin kullanıldığı, bu nedenle stokların ciddi ölçüde azaldığı ifade ediliyor.
İran’ın son haftalarda sürdürdüğü yoğun füze saldırıları ise İsrail’in uzun menzilli hava savunma ağını daha da zorlayan bir unsur haline geldi.
ABD’nin İsrail’e ek önleyici füze gönderip göndermeyeceği ise henüz netleşmiş değil. Daha önceki askeri yardım paketlerinde İsrail’e hava savunma sistemleri ve önleyici mühimmat sağlanmıştı.
Yeni bir sevkiyatın yapılması halinde bunun ABD’nin kendi askeri stokları üzerinde de baskı oluşturabileceği değerlendiriliyor.
Trump'ın Körfez'e saldırılar 'öngörülemezdi' yalanı: İran operasyonları hakkında 5 gerçek
Trump'a göre İran'ın misilleme olarak Körfez monarşilerini hedef alması 'en büyük uzmanlar tarafından bile öngörülemeyen bir durumdu.' Ancak gerçekler bambaşka bir tabloya işaret ediyor.
ABD Başkanı Donald Trump, İran’ın Körfez ülkelerine saldırılar düzenlemesinin “kimse tarafından öngörülemeyen bir durum” olduğunu iddia etti. Aynı açıklamayı savaşın ilk günlerinde, Amerikan üsleri vurulmaya başladıktan sonra da yapan Trump’a göre “en büyük uzmanlar dahi” İran’ın komşularını vuracağını tahmin edemezdi.
ABD Başkanı, pazartesi akşamı Beyaz Saray’da yaptığı açıklamada aynı bağlamda, özellikle Birleşik Arap Emirlikleri’nin hedef alınmasını “tuhaf” bulduğunu söyledi. Trump sözlerini şöyle sürdürdü:
“BAE İran’ın adeta bankası gibidir. Katar’la da komşu olarak iyi geçiniyorlardı. Ama bir anda Suudi Arabistan, Kuveyt, Bahreyn… Hepsi vurulmaya başladı.”
NEDEN YALAN SÖYLÜYOR?
Oysa Tahran, savaştan önceki sözde müzakere sürecinde Trump’ın tehditlerine yanıt olarak bölgedeki Amerikan çıkarlarını hedef alacağını defalarca ilan etmişti. Ancak mesele bununla da sınırlı değil:
- Uzun yıllardır olası bir İran savaşında Körfez’in hedef alınması en gerçekçi senaryolardan biri olarak görülüyordu. Uzmanlara göre İran’ın bu ülkelere yönelik saldırılarının amacı, petrol zengini monarşileri Washington’a baskı yapmaya zorlamak.
- Körfez ülkeleri de İran’ın tehditlerini ciddiye aldıkları için müzakere aşamasında anlaşmazlıkların savaşa dönüşmemesi adına büyük diplomatik çaba sarf etti.
- Trump, İran Kudüs Gücü Komutanı Kasım Süleymani suikastının ardından ve 12 Gün Savaşı’nda nükleer tesisler vurulduktan sonra Irak’taki Ayn el-Esad ve Katar’daki el-Udeid Hava Üssü’nü hedef almıştı.
- BAE, İsrail’in Batı Asya’daki en net müttefiki konumunda ve İbrahim Anlaşmaları’nın Bahreyn ve Fas ile birlikte imzacılarından.
- Belki de hepsinden önemlisi, Wall Street Journal gibi ana akım Amerikan yayınları, Washington’da savaş öncesi yapılan güvenlik toplantılarında Trump’ın kendi ekibi tarafından İran’ın Körfez’e saldırarak misilleme yapacağı konusunda defalarca uyarıldığını yazdı.
Kısacası Trump, İran’ın askeri tırmanışı Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), Katar, Bahreyn, Ürdün ve Kuveyt’teki Amerikan varlıklarına genişleteceğini gayet iyi biliyordu. Ortada bir “sürpriz” yok; sadece altına girdiği yükün altından kalkamayan bir ABD var.
TAHRAN MİSİLLEME TEHDİTLERİNE BAE'YE YÖNELTTİ
Dahası İran son günlerde bazı Körfez monarşilerini sadece hedef almıyor, BAE gibi ülkeleri isim vererek tehdit de ediyor. İran Dışişleri Bakanı Abbas Erakçi geçen cumartesi günü ABD’nin İran’ın petrol tesislerinin bulunduğu iki adaya düzenlediği saldırıların BAE’den başlatıldığını açıkladı. Erakçi, Hark Adası’nı da vuran saldırıların ardından İran’ın BAE’ye “kesinlikle karşılık vereceği” uyarısında bulundu.
BAE, 28 Şubat’ta başlayan savaşta İsrail’den bile daha sık hedef alındı. Ülkenin petrol tesislerinden Dubai Havalimanı’na kadar çok sayıda tesis isabet aldı; Abu Dabi petrol üretimini kısıtlamak zorunda kaldı.
İran’dan Trump’a ‘destansı korku’ yanıtı: ABD’ye ‘hazır olun’ mesajı verildi
Hatemu’l Enbiya Merkez Karargahı Sözcüsü Tuğgeneral Zülfikari, ABD’nin "Destansı Öfke" adını verdiği operasyon söylemine "Düşman uçurumun kenarındadır; bu savaşı ancak 'Destansı Korku' olarak adlandırabilirsiniz" sözleriyle yanıt verdi.
İran Devrim Muhafızları Ordusu (DMO), ABD Başkanı Donald Trump’ın İran’a yönelik saldırgan paylaşımlarına ve askeri operasyon tehditlerine karşı tarihi bir uyarı yayımladı. Hatemu’l Enbiya Merkez Karargahı Sözcüsü Tuğgeneral İbrahim Zülfikari, doğrudan Amerikan yönetimine hitaben yayımladığı İngilizce video mesajında, bölgedeki güç dengesinin artık Washington’ın arzularına göre değil, İran’ın meşru haklarına göre şekillendiğini vurguladı.
‘SAVAŞ TWEETLERLE DEĞİL SAHADA KAZANILIR’
Tuğgeneral Zülfikari, Trump’ın sosyal medya üzerinden yürüttüğü baskı politikasının sahada bir karşılığı olmadığını belirtti. ABD Başkanı’na hitaben, "Bir savaşın sonucu tweetlerle belirlenmez" diyen Zülfikari, Amerikan güçlerinin İran’ın savunma hattına yaklaşmaya dahi cesaret edemediğini ifade etti. Zülfikari, "Savaşın sonucu, sizin yalnızca dijital dünyada söz edebildiğiniz, ancak fiziksel olarak adım atmaktan korktuğunuz sahada belirlenir" sözleriyle İran’ın askeri hazırlığının tam olduğunu hatırlattı.
‘ABD SAVUNMA HATTI ÇÖKMÜŞTÜR’
Konuşmasında ABD’nin teknolojik ve savunma üstünlüğünü yitirdiğini öne süren Zülfikari, Pentagon’un bölgedeki radar ve hava savunma sistemlerinin ciddi hasar gördüğünü iddia etti. Düşmanın artık bir çıkmazda olduğunu savunan Tuğgeneral, "Yeni dünya düzeni artık düşmanın isteklerine dayalı olmayacaktır. İrade; İslam Devrimi Lideri Mücteba Hamaney’e, İran halkına ve gücünü meşru haklarından alan İran Silahlı Kuvvetleri’ne aittir" dedi.
‘DESTANSI ÖFKE’ YERİNE ‘DESTANSI KORKU’
ABD’nin muhtemel bir askeri harekat için kullandığı "Destansı Öfke" (Epic Fury) tabiriyle alay eden Zülfikari, operasyonun adını bizzat değiştirdi. ABD ordusunun İran karşısında yaşadığı paniğe dikkat çeken Sözcü, "Bu savaşı ‘Destansı Öfke’ yerine ‘Destansı Korku’ (Epic Fear) olarak adlandırmanız gerçeğe daha uygun olacaktır" ifadelerini kullandı.
Yeni Saldırılar Olmayacağı Garanti Edilmeden Savaşı Bitirmekten Bahsetmek Anlamsız
Fransa Cumhurbaşkanı Macron ile bir telefon görüşmesi gerçekleştiren İran Cumhurbaşkanı Pezeşkiyan, İran’ın bu savaşı başlatmadığını ve “zorbalara teslim olmayacağını” vurguladı. Bölgedeki ABD üslerinin İran’a karşı kullanılmasını sert dille eleştiren Pezeşkiyan, topraklarına yönelik yeni saldırıların olmayacağı garanti edilene kadar savaşı bitirmekten bahsetmenin “anlamsız” olduğunu ilan etti.
Amerika Birleşik Devletleri ve İsrail’in askeri operasyonlarına karşı direnişini sürdüren İran’da, Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan savaşın diplomatik ve stratejik kırmızı çizgilerini dünyaya duyurdu. Resmi X (eski Twitter) hesabı üzerinden bir açıklama yapan Pezeşkiyan, ateşkes arayışları kapsamında Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ile gerçekleştirdiği telefon görüşmesinin detaylarını paylaştı.
Açıklamasında çatışmaların faturasını doğrudan Washington ve Tel Aviv yönetimine kesen İran Cumhurbaşkanı, “Emmanuel Macron ile yaptığım görüşmede, bu acımasız savaşı İran’ın başlatmadığını vurguladım. İşgale karşı savunma yapmak doğal bir haktır ve biz bu konuda oldukça iyiyiz” ifadelerini kullanarak, ülkesinin geri adım atmayacağı ve meşru müdafaa hakkını sonuna kadar kullanacağı mesajını verdi.
Pezeşkiyan’ın açıklamalarındaki en kritik vurgulardan biri de, Körfez ve Orta Doğu’da İran’a komşu olan ülkelerdeki Amerikan askeri üslerinin durumu oldu. Bu üslerin İran’a yönelik saldırılarda kullanılmasının bölge ülkeleriyle olan iyi komşuluk ilişkilerini bozmayı amaçladığını belirten Pezeşkiyan, bu duruma derhal son verilmesi gerektiği konusunda uyarıda bulundu.
“Siyonist-Amerikan işgali” olarak nitelendirdiği bu saldırılar göz ardı edildiği sürece Orta Doğu’da barış ve istikrarın sağlanamayacağının altını çizen İran Cumhurbaşkanı, “İran İslam Cumhuriyeti zorbalara teslim olmayacaktır” dedi. Uluslararası topluma da açık bir çağrıda bulunan Pezeşkiyan, yalan bilgilere dayanarak fetih amacıyla savaş başlatmanın 21. yüzyılda bir “Orta Çağ eylemi” olduğunu belirterek, küresel aktörlerin bu işgali kınamasını ve saldırganları uluslararası hukuka uymaya ikna etmesini beklediklerini ifade etti.
ABD ve Avrupa başkentlerinde giderek artan “çatışmaları sonlandırma” ve “ateşkes” baskılarına da net bir sınır çizen Pezeşkiyan, savaşın hangi şartlarda masada bitebileceğini açıkça ortaya koydu.
Toprak bütünlüklerine yönelik tehditlerin kalıcı olarak ortadan kalkması gerektiğini vurgulayan Pezeşkiyan, açıklamasını şu çarpıcı sözlerle tamamladı: “Gelecekte topraklarımıza yönelik başka bir saldırı olmayacağından emin olana kadar, savaşı sona erdirmekten bahsetmek anlamsızdır.” Bu açıklama, uluslararası siyaset uzmanları tarafından İran’ın sadece geçici bir taktiksel ateşkesi değil, ABD ve İsrail’in bölgedeki askeri tehditlerini kalıcı olarak sınırlandıracak stratejik ve yazılı garantiler talep ettiği şeklinde yorumlanıyor.
İran’dan Trump’a Net Yanıt: “İsrail Varken Ateşkes Yok”
İran Yüksek Ulusal Güvenlik Konseyi Sekreteri Ali Larijani, ABD’nin aracılar üzerinden ateşkes ve müzakere çağrısı yaptığını açıkladı ve Tahran’ın tutumunun net olduğunu vurguladı.
İran Yüksek Ulusal Güvenlik Konseyi Sekreteri Ali Larijani, ABD Başkanı Donald Trump’tan aracılar üzerinden acil mesajlar aldıklarını açıkladı. Larijani, Washington yönetiminin ateşkes sağlanması için hızlı şekilde bir müzakere kanalının açılmasını istediğini söyledi.
İranlı yetkili, ABD hükümetinin çatışmaları durdurmak amacıyla diplomatik bir sürecin başlatılmasını savunduğunu belirtti. Ancak Tahran yönetiminin bu çağrıya yaklaşımının net olduğunu vurguladı.
Larijani, İran’ın İsrail’e yönelik sert tutumunu yineleyerek, “Bölgemizin haritasında İsrail adı verilen yasadışı ve suçlu bir varlık var olduğu sürece İran hiçbir müzakere türünü kabul etmeyecek, hiçbir baskıya boyun eğmeyecek ve hiçbir ateşkes imzalamayacaktır” ifadelerini kullandı.
Tahran’dan gelen bu açıklama, bölgede süren gerilim ve çatışmaların diplomatik yollarla sona erdirilmesine ilişkin tartışmaların sürdüğü bir dönemde dikkat çekti.
İran Silahlı Kuvvetlerinden, Türkiye’ye Füze Fırlatıldığı İddialarına Yalanlama
İran Silahlı Kuvvetleri, Türkiye’ye füze fırlatıldığını reddetti ve durumun soruşturulması gerektiğinin altını çizdi.
İran’ın Hatem el-Enbiya Merkez Komutanlığı yaptığı açıklamada “İran silahlı kuvvetleri, dost komşu Türkiye’ye yönelik herhangi bir füze fırlatılmasını yalanlamaktadır” ifadelerini kullandı.
Milli Savunma Bakanlığı (MSB), ‘İran’dan ateşlenip Türk hava sahasına giren bir balistik mühimmat Doğu Akdeniz’de konuşlu NATO hava ve füze savunma unsurları tarafından etkisiz hale getirilmiştir’ açıklaması yapmıştı.
Devrim Muhafızları Vatan Partisi aracılığıyla Türk milletine bildirdi! 'Kardeşimiz Türkiye’ye hiçbir saldırı yapılmamıştır ve yapılmayacaktır'
İran Ordusu ile Devrim Muhafızları Ordusunun ortak karargâhı olan Hatemül Enbiya, Vatan Partisi aracılığıyla Türk milletine seslendi. Açıklamada “Türkiye’ye hiçbir saldırı yapılmamıştır ve yapılmayacaktır" ifadelerine yer verildi.
Vatan Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek, Türkiye'nin hava sahasında düşürülen balistik füzelerle ilgili X hesabında önemli bir mesaj paylaştı.
Perinçek, İran Ordusu ile Devrim Muhafızları Ordusunun ortak karargâhı olan Hatemül Enbiya’nın Vatan Partisi aracılığıyla Türk Milleti’ne “komşumuz ve kardeşimiz Türkiye’ye hiçbir saldırı yapılmamıştır ve yapılmayacaktır” mesajının verildiğini belirtti.
Vatan Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek’in açıklaması şöyle:
“Hatemül Enbiya (İran Ordusu ile Devrim Muhafızları Ordusunun ortak karargâhı), Vatan Partisi aracılığıyla Türk milletine bildirdi: İran Silahlı Kuvvetlerinden komşumuz ve kardeşimiz Türkiye’ye hiçbir saldırı yapılmamıştır ve yapılmayacaktır.”




















