کارگر

کارگر

Çarşamba, 16 Temmuz 2014 04:52

Ramazan Dersleri-4 İstiğfar ve Tevbe

Kadir gecesi istiğfar ve mağfiret talep etmek için büyük bir fırsattır, Allah’tan af dileyin. Bizlere dergahina yönelme fırsatı vermiş, istiğfar etme fırsatı tanımıştır; istiğfar ve tevbe ederek O’na yönelelim.

Bismillahirrahmanirrahim

Allah-u teala tarafından teşri edilen ilahi hükümlerin önemine baktığımda – oruç tutmak, Kur’an okumak, me’sur duaları okumak, Allah’ın inayeti ile O’na tevessül etmek- buların hepsinin önemli olduğunu görüyorum ama bizler için çok önemli olan bir amel var; “istiğfar etmek”, mağfiret dilemek, bilmeden yaptığımız veya cehaletimizden işlediğimiz günahları veyahut Allah etmesin bilerek işlediğimiz günahları Allah’ın affetmesini dilemek.

“İstiğfar” konusunu akli ve Kur’ani olarak ele almak istemiyorum, sadece çok önemli mubarek Kadir geceleri münasebetiyle istiğfar konusunu hatırlatmak istedim.

İstiğfara olan ihtiyaç

Azizlerim; bacı ve kardeşlerim, Allah’tan af dilemenin/ istiğfarın ilk adımı, Allah’a dönmektir. Tevbe etmek yani Allah’a dönmek; insan nerde olursa olsun, hangi makamda olursa olsun, kemalin hangi derecesine ulaşırsa ulaşsın- hatta Emirelmüminin (a.s) seviyesinde olunsa da- yine istiğfara ihtiyacı vardır. Allah-u teala peygamberine Kur’an-ı Kerim’de defalarca buyuruyor; “istiğfar et!”. Peygamber masum olmasına, hiç bir günah işlememesine, hiç bir ilahi emre karşı gelmemesine reğmen Allah yine kendisine istiğfar etmesini emr ediyor.

Peygamberlerin, evliyaların istiğfarlarının hakikati nedir?, bunun kendisi başlı başına bir konudur ama şu kadarı aşıkardır ki, onların istiğfarı bizim günahlarımızdan dolayı yaptığımız istiğfar gibi değildir. Bizlerin işledikleri günahları onlar asla işlemezler; onların makamları çok yücedir, Allah’a yakın oluşları ve rububiyyet makamına yakınlıkları en yüksek seviyededir. “Gurb” ( Allah ‘a yakınlık makamı) makamında bizler için mubah olan-hatta bazen müstehab olan- ameller o yüce insanlar için Allah’a yaklaşmaya engel olarak görülebilir. Onların istiğfarı, o gurb makamının şanına layık olacak şekildedir. Hem de ciddi bir şekilde , sadece dille zahir istiğfar değildir. Emirelmüminin, kendisinden nakl edilen duayı Kumeyl´e de istiğfar ile başlıyor; Allah’ı, önce isimine, sonra kudretine, sonra azametine ve celal ve cemal sıfatlarına ant/yemine verdikten sonra istiğfara başlıyor: “ İlahi ismet perdesini yırtan günahlarımı bağışla!”…. Ebu Hamzay-i Sumali duası ve bu büyük zatlardan nakl edilen diğer dualar da aynı şekildedir. Hepimizin istiğfara ihtiyacı var.

Ey mümin kardeşlerim! Ey kalpleri saf ve pak olanlar! Sakın mağrur olup demeyin “biz günah işlemedik ki, niye suçlu olalım, niye mukassir olalım”, Allah’ın verdiği nimetlerin karşısında yaptığımız iyi amellerin ne kadar değeri vardır? Bu yaptığımız iyi ameller, Allah’ın nimetlerinin karşısında şükr hakkını yerine getirmiş olmak için yeterli midir? Yaptığımız iyi amelleri, Allah’ın nimetleri karşısında zikr etmeye değer mi? Bizler bunların şükrünü yerine getirmeye gücümüz yetmez. İnsan, Allah’ın an be an gönderdiği fazlından ve lütfundan mustağnı olduğunu söyleyebilir mi? Bizler her an O’na muhtacız, Allah’ın inayeti heran bizlere ulaşıyor. “Hayırın bizlere devamlı ulaşıyor”.. biz ise şükrünü yerine getirmekten aciziz. İşte bu, insanın kendisini mukassir ve suçlu görmesini ve neticede istiğfar etmesini gerektirir.

Kadir gecesi istiğfar ve mağfiret talep etmek için büyük bir fırsattır, Allah’tan af dileyin. Bizlere dergahina yönelme fırsatı vermiş, istiğfar etme fırsatı tanımıştır; istiğfar ve tevbe ederek O’na yönelelim. Aksi takdirde Allah’ın günahkarlara söylediği : “özür dilemeleri için de onlara izin verilmeyecek” ( Murselat/ 36 ) sözü, kıyamet günü -Allah etmesin -bizim için de söylense özür dilemek için iznimiz dahi olmayacak; günhakarlara ağızlarını açmaya izin verilmeyecek, orası özür ve af dileme yeri değidir. Burda fırsat var, burda izin var. Burdaki her özür ve af dileme insanı yüceltir, günahları yıkar, sizleri temizleyip nurlandırır. Bu dünyada fırsat varken istiğfar edin, Allah’tan af dileyin, Allah’ın muhabbetini kazanın. “Beni anın ki, ben de sizi anayım…” ( Bakara /152 ) Sizler kalbinizi Allah’a yöneltip Allah’ı kalbinizde hazır edip Allah’ı andığınız zaman Allah-u teala o anda lütuf, şefkat ve rahmetini size yöneltir ve inayet, bağışlama ve cömertlik eli size doğru uzanır. Allah’ı hatırlayın devamlı O’nu anın, aksi takdirde öyle bir gün gelecek ki Allah’ın günahkarlara hitabı şöyle olacak: “İşte bugünkü kavuşmanızı unuttuğunuz gibi, biz de sizi unuttuk” (Casiye/ 34) Yani dünyada Allah’ı anmayan unutan insanı Allah da kıyamet günü unutacak ve unutulmaya terk edecek. Kıyamet günü böyle bir sahnedir.

Allah-u teal bugün kendisine yönelmeye , O’nu anmaya, dergahında raz-u niyaz etmeye ve yalvarıp yakarmaya izin vermişse öyleyse muhtaç ellerinizi ona uzatın, O’na olan muhabbetinizi izhar edin, kalbinizdeki muhabbet ve aşkı gözyaşı olarak gözlerinizden akıtın. Bu fırsatı ganimet olarak bilin aksi takdirde, bir gün vardır ki Allah günahkarlara şöyle buyuracak : “Boşuna figan etmeyin bugün. Bizim tarafımızdan yardım görmeyeceksiniz.” (Müminun/ 65) O gün ağlayıp sızlanmanın hiçbir faydası olmayacaktır. Elimizdeki bu fırsat, Allah tarafından O’na yönelmemiz ve dönmemiz için bize bahş edilmiş hayati bir nimet ve fırsattır. Yılın en değerli günleri bu Ramazan ayında karar kılınmıştır, Ramazan ayının gecelerinin içinde de Kadir gecesi verilmiştir.

Kadir gecesi rivayetlerinde beyan ettiği gibi üç geceden biridir. Merhum Muhaddisi Gummi nakl ediyor: İmam’a (a.s), “bu üç geceden- veya iki geceden- hangisi Kadir gecesidir? diye soruduklarında İmam (a.s) buyuruyor: “Ne kadar kolaydır insan iki-üç geceyi Kadir gecesi olarak geçirsin.” Ne gerek var insan iki- üç gece arasında tereddüt etsin, üç geceyi de Kadir gecesi olarak anmak çok mu fazla? Niceleri vardır Ramazan ayının hepsini Kadir gecesi gibi geçirir; o geceye ait amelleri birinci geceden son geceye kadar yerine getirirler.

Allah için kalbini temizleyip arındırarak Allah dergahına yönelen bir millet, Allah’tan sadikane isterse ve sadikane ona sığınırsa asla bedabaht ve yüzü kara olmayacaktır. Zillete düçar olmayacaktır, fesatta boğulmayacaktır, düşmanın esiri ve dahili ihtilaf ve fitnelere giriftar olmayacaktır. Milletlerin başına gelen bu kadar bedbahlık onların kendi yüzündendir.” Başınıza gelen her müsibet ellerinizle kazandıklarınız yüzündendir…..” ( Şura / 30 ) İşlemiş olduğumuz günahlar, ihmaller, gafletlerin sayesinde kendimizi bedbaht etmişiz.

Allah’ın dergahına yönelen kimse, kendisini günahtan koruyacak, ismete yaklaştıracak ve kendisini korunma altına alacak ilk adımı atmış sayılır. Allah’a sığınalım, O’dan isteyelim ki yanlız O’nun rızası için çalışalım, yalnız onun için adım atalım. Kalplerimizi Allah’a emenet edelim. Kalplerimizin sefalığını Allah’ı yad ederek nurlandıralım; kalpler sefalı olursa, kalpler dünyaya bağlanmazsa, dünya ve maddiyatın esiri olmazsa, o zaman bu toplum nurani bir toplum olur, böyle bir toplum iyi çalışır; hem kendilerini iyi yetiştirirler, hem de dünyalarını abad ederler.

Bu günlerin kadirini bilin! Gerçekten Kadir gecesinin kadirini bilin! Kur’an buyuruyor: “Kadir gecesi bin aydan daha hayırlıdır”. Bir gecenin bin aydan daha hayırlı olması büyük bir değerdir. Melekler nazil oluyorlar. Ruhun nazil olduğu bir gecedir. Allah’ın “Selam” diye nitelediği bir gecedir. Selam, hem Allah’ın kullarına ilahi selam ve tehiyyati manasınadır, hem de insanların kalpler, ruhlar ve toplumları için selamet, sulh-u sefa ve huzur manasınadır. Maneviyat açısından çok yüce bir gecedir.

Kadir gecelerinin kadirini bilkin; ülke sorunları içini, kendi sorunlarınız için, müslümanların sorun ve zorlukları ve İslam ülkelerinin problemleri için dua edin.

İslam ülkelerinin sorun ve müşkülatlarının halolması için Allah’a yalvarın. Bütün insanlar için dua edin; insanların hidayet olması için, kendiniz için, ölmüşlerimiz için dua edin.

Bu saatlerin ve dakikaların kadirini bilin, ben de siz değerli bacı ve kardeşlerimden Kadir gecelerinde bana da dua etmenizi istiyorum.

Vesselamu aleykum ve Rahmetullahi ve berekatuh

İmam Hamanei

Tercüme : Rasthaber

 

Cumartesi, 12 Temmuz 2014 07:58

Ruhani ve Erdoğan’ın telefon görüşmesi

 

İran İslam Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı ve Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı arasında yapılan telefon görüşmesinde Gazze buhranı görüşüldü.

 

Erdoğan ve Ruhani, Siyonist İsrail'in Gazze'ye yönelik saldırılarının ele alındığı görüşmede, saldırıların durdurulması ve acilen ateşkes sağlanması için, başta İslam ülkeleri olmak üzere uluslararası toplumun acilen girişimlerde bulunması gerektiğini vurguladılar. İki liderin, saldırılara son verilmesinin yanı sıra Gazze halkına acilen insani yardım ulaştırılması gerektiğini de vurguladıkları öğrenildi.

Bölge ülkeleri mazlum Filistin halkına arka gediğini Siyonist rejimin anlaması için gerekli girişimlerde bulunmanın şart olduğunu ifade eden Ruhani, cani Siyonist rejim cevabını zamanında alacağını söyledi.

İran Cumhurbaşkanı bu görüşmede savunmasız çocuk ve kadınların katledilmesi kabul edilemez olduğu gibi uluslararası kaidelere ters düştüğünü söyledi ve Gazze'de meydana gelen ılaç ve gıza azlığından endişe duyduğunu belirtti.

Ruhani, bölgede etkili iki büyük müslüman ülke olan İran ve Türkiye'nin bu yöndeki görevini hatırlattı.

Bağlantısızlar Hareketi Başkanı olan Cumhurbaşkanı Ruhani, Türkiye'nin işbirliğiyle söz konusu hareket bütün kapasitesini ortaya koymasına hazır olduğunu bildirdi.

Gazze'den Suriye'ye ve Irak'a kadar bölgede endişe verici güvensizlik yaşandığının altını çizen İran Cumhurbaşkanı, müslüman bölge halkının katledilmesinin durdurulması için İran'ın her çeşit işbirliğine hazır olduğunu kaydetti.

Türkiye olarak Gazze halkına acil gıda ve ilaç yardımı için gerekli talimatları verdiğini belirten Başbakan Erdoğan'ın, İsrailliler ile Filistinliler arasında Kasım 2012'de sağlanan ateşkes mutabakatına geri dönülmesinin önemine de dikkati çektiği kaydedildi.

Gazze'ye yönelik saldırıları kınayan Erdoğan ve Ruhani'nin, saldırıların durmasını sağlamaya yönelik girişimler ve insani yardımlar konusunda her iki ülkenin dışişleri bakanlarının yakın temas içinde olmaları hususunda mutabık kaldıkları bilgisi edinildi.

Siyonist İsrail rejimi savaş bakanı Moshe Yalon, Gazze’ye yönelik kara operasyonunun başlaması kararını verirken haber kaynakları da operasyonun başladığını bildirdiler.

 

Bu arada Amerika’nın siyonist İsrail’deki büyükelçisi korsan İsrail’in kara operasyonuna Amerika’nın desteğini bildirdi. Alınan haberlere göre, kara saldırılarının hemen ardından Filistinli direniş güçleri, Gazze’ye girmek isteyen ırkçı İsrail komando birliklerinin Gazze’ye nüfuzunu engellediler.

HAMAS’ın askeri kanadı İzzeddin Kassam Tugayları, yabancı hava yolu şirketlerinden Tel Aviv’e uçuşları iptal etmelerini isterken Tel Aviv’deki havalimanına direnişçiler tarafından 4 füzenin isabet ettiği bildirildi. Gazze Sağlık Bakanlığı sözcüsü Dr. Eşref Kudra Gazze’ye yapılan siyonist saldırılar sonucu şehid ve yaralıların resmi rakamını açıkladı. Saat 17: 00 itibari ile yapılan açıklamada 103 şehid, 750 yaralı var.

Hamas’ın askeri kanadı İzzeddin el-Kassam Tugayları, İsrail saldırılarına karşı düzenledikleri operasyonlara “Yenmiş ekin yaprakları” adını verdiklerini açıkladı.-

Tugayın sözcüsü Ebu Ubeyde, bir televizyon kanalında yayınlanan açıklamasında, “Düşmanın saldırısını sınırlı bir çatışma kabul ederek, kendisine gerçekte yapabileceklerimizin çok çok azıyla karşılık verdik” dedi.-

“Savaşı başlatanın, tehditler savurup sonra da saldıran ırkçı İsrail olduğunu; ancak ne zaman sona ereceğine onun karar veremeyeceğini” ifade eden Ebu Ubeyde, kendilerini, İsrailli komutanların iddia ettiği gibi 1 hafta 10 günlük bir operasyonun aksine çok uzun sürecek bir savaşa hazırladıklarını vurguladı.

Ebu Ubeyde ayrıca, ilk defa İsrail’in en uzak noktasını füzelerle vurduklarını sözlerine ekledi.

 

-

İzzeddin el-Kassam Tugayları tarafından yapılan yazılı açıklama, “İsrail, Gazze’de yaşayan sivillere yönelik terör saldırıları düzenlemekte, evleri yerle bir ederek, insanları kadın, çocuk, yaşlı, genç demeden öldürmektedir. Biz bu düşmana karşı koymaya karar verdik. Sizleri İsrail’in 27. Askeri Hava Üssünün bulunduğu Ben Gurion Havaalanı’na uçmamanız konusunda uyarıyoruz” denildi.

İran İslam Cumhuriyeti İsrail rejiminin Filistin halkı aleyhine cinayetlerini artırmasını kınayarak, Gazze’ye yönelik saldırıların durdurulması ve Gazze ablukasına derhal son verilerek Gazze halkına her türlü insani yardımın yapılması için çaba gösterilmesini istedi.

İran İslam Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı İslam ülkeleri liderlerine hitaben yayınladığı mesajında, mevcut koşullar göz önünde bulunarak, müslümanlar ve İslam ülkeleri arasında vahdetin her zamankinden daha zaruri olduğunu belirterek, Gazze’ye yönelik ırkçı İsrail rejiminin saldırıları, bu bölgeye yönelik devam eden ablukadan dolayı yaralıların tedavi imkanlarının kısıtlı olduğu ve Gazze’nin içinde bulunduğu durumun kaygı verici boyutlara ulaştığına dikkat çekti.

İran İslam Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı, terörist rejimi İsrail’in küstah saldırılarına karşı kahramanca direnen Filistin halkının kendini savunması ve direnişinin meşru olduğunu belirterek; terör rejimi İsrail karşısında Filistin halkının direnişi ve iradesinin kırılmaz olduğuna vurgu yaptı ve korsan İsrail’in bu direniş ve irade karşısında ağır yenilgiye uğramasının da kaçınılmaz olacağına işaret etti.

Öte yandan İslami İran Dışişleri Bakanı Muhammed Cevad Zarif, BM genel sekreteri Ban Ki Moon, İslam İşbirliği Teşkilatı genel sekreteri İyad Medeni ve Arap Birliği genel sekreteri Nebil el’Urabi’ye yazdığı ayrı ayrı mektupta, terör rejimi İsrail’in Filistin halkına yönelik cinayetlerinin durdurulması için acil girişimde bulunmalarını istedi.

Zarif, korsan İsrail cinayetlerinin önlenmesi konusunda bölge ve uluslar arası toplum ile bütün uluslar arası kuruluşlara önemli görev düştüğünü belirterek, Filistin halkı karşısında bütün uluslar arası kuruluş ve insanlığın üzerine düşeni yerine getirmesi gerektiğini bildirdi.

 

Çarşamba, 09 Temmuz 2014 09:57

Iran, Irak’a silah ve uçak göndermemiştir

İran İslam Cumhuriyeti Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü, İran’ın Irak’a silah ve uçak göndermediğini bildirdi.

 

Mehr haber ajansının bildirdiğine göre, Irak ile savaş döneminden İran’a iltica eden savaş uçaklardan 7 adet Soho savaş uçağı Irak’a gönderildiği muhabirimizin sorusuna İran İslam Cumhuriyeti Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Merziye Efhem, İran’ın bu ülkeye hiçbir silah ve uçak göndermdiğini bildirdi.

Nükleer müzakerelede İran ve 5+1 grubu arasında devam eden ihtilaflarla ilgili sorusuna Efhem, adil ve sürdürülebilir bir sonuç almak için İran’ın süre bitimine kadar müzakere edeceğini dile getirdi.

Efhem, müzakereler yavaş ilerlediğini konuşmasına ekleyerek, karşı tarafın İran’ın barışçıl nükleer meselesine yönelik gerçekçi olmasını ümit ettiğini söyledi.

İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü, muhtemelen hafta sonunda müzakerelere katılacakları 5+1 ülkelerinin dışişleri bakanları istişarelerin süreci ve devamı konusunda bilgi almaya çalışacaklarını belirtti.

Anlaşma sağlamak için İran’ın azimli olduğunu hatırlatan Efhem, İran’ın amacı zaman kazanmak değil, amacı anlaşma sağlamak olduğunu, fakat buna ağır bedek önemeye yanaşmayacağını

Çarşamba, 09 Temmuz 2014 09:49

Ramazan Dersler-3 İrfan Sofrası

Bismillahirrahmanirrahim

Ramazan ayının Allah’ın ziyafet ayı olduğu söylenir. Bu ayda Allah’ın ziyafet sofrası açılmıştır. Bu sofrada neler var? Hepimizin yararlanacağımız bu sofranın muhteva ve yiyecekleri nelerdir?

Bu ziyafette sunulan şeylerden biri oruçtur, biri Kur’an’dır, bir diğeri dualardır; günlük dualar, Ebu Hamzayi Somali duası, İftitah duası gibi nimetleri bu sofraya dizilmişler.

Bazıları bu sofranın yanından geçerken dikkatleri tamamen başka yerde olduğundan sofranın var olduğunu dahi görmezler; niceleri Ramazan ayının gelip gittiğinden dahi habersizdirler. Bazıları sofranın varlığından haberdarlar ama o kadar başka şeylere dalmışlar ve meşgaleleri o kadar çok ki sofraya oturmaya vakit bulamıyorlar. Kendilerini meşgul eden; iş, ticaret, zevk, şehvetin peşinde koşmak hoşlarına gidiyor, bu sofraya oturup onun nimetlerinden yararlanmaya fırsatları olmuyor.

Bazıları da vardır ki sofraya otururlar, sofradakilerin kadrini de bilirler ama kanaatkarlar, çok azla yetinip kalkarlar; sofraya oturup sadece bir yudum su içer, bir kaç lokma yeyip giderler. Bazıları ise iştahları fazladır hatta iştahlarından fazlasını almaya çalışırlar çünkü bu sofra maneviyat sofrasıdır, Allah’ın hazırlamış olduğu ilahi sofradır.

İnsan bu sofradan ne kadar yararlanırsa o kadar manevi makamı artar yaratılış hikmetine daha da yaklaşmış olur. Bu sofra maddi sofralardan farklıdır, maddi sofra insanın maddi ihtiyaçlarını giderip insanın hareketini sağlamak içindir, burda aşırı gitmek zararlıdır. Maneyiyat sofrasında ise böyle değildir, bu ilahi sofra bizim yaratılışımızın hikmeti manevi makamlara ulaşmak, ruhumuzu yüceltmek içindir. Maneviyat sofrası bizi bu hedefe ulaşma ortamını oluşturur ve hedefe varmayı kolaylaştırır dolayısıyla yararlanabildiğimiz kadar yararlanmalıyız.

Muhlis ve mümin kulların hallerini bize anlatırlar ve onların yaptıklarını bize nakl ederler malesef onların bu durumlarını gerektiği gibi anlamıyoruz ama gerçekten hayretler vericidir; sabah ezanına bir-iki saat kala kalkıyorlar, Ramazan ayının gecelerinde kalkıyor, gözyaşı döküyorlar. Mirza Cevadi Melikiyi Tebrizi hakkında anlatırlar gece kalkar, havuzun başında durup abdest alırken suya bakıp dua okuyup ağlarmış, suyu alıp yüzünü yıkarken dua okuyup gökyüzüne bakıyor yakarışta bulunarak ağlarmış, namaz kılmak için seccadesine oturana kadar ağlarmış. Gece namazını, teheccüd namazını maneviyat ve huzurlu bir hal ile büyük bir şefk ve zevkle kılarmış. Mirza Ali Gazi de aynı şekilde. Namazı, orucu, duları, Ramazan ayı, zikirleri hakkında kıssalar nakl ederler. Bunlar bizim için gerçek bir manada anlaşılmış değildir, bize sadece bir yol gösteriyor, hedefe ulaşmak için ışık tutuyorlar.

Dostlar dikkat etsinler, özellikle de Ramazan ayında Kur’an okumayı unutmasınlar. Kur’an hayatınızdan dışlanmasın, muhakkak Kur’an okuyun. Kur’an okurken biraz tedebbür de edilmeli ki okumanın faydası görülebilsin. Acele acele tedebbür etmeden okumak matlup değildir. Faydasız da değildir çünkü insanın Kur’an’ı Allah’ın kelamı olduğunu düşünerek okuması fazilettir, manasını anlamasa da bu okumanın kendisi Allah ile bir irtibat kurmadır. Böyle okuyanları engellememek gerekir ama şunun da beyan edilmesi gerekir ki emr edilen matlup ve beğenilen Kur’an okuma bu değildir. Matlup Kur’an okuma tedebbür ile okunan Kur’an’dır. Arapça bilenler okudukça ayetler hakkında düşünmeli, arapça bilmeyenler ise mealine bakarak tedebbür etmelidirler. Defalarca okumalı; iki dere, üç kere, beş kere ki insan ayetin manasını anlayabilsin. Ancak bu şekilde ayetler hakkında tedebbür edip anlayabiliriz, bunu deneyin, göreceksiniz.

Bir diğer maneviyat sofrasında bulunan ilahi nimet duadır. Bizim birçok muteber dualarımız var, bu dualar başka hiçbir yerde bulamayacağınız maarifi içermektedir. Sehifeyi Seccadiye’deki maarifi veya masum imamlardan nakl edilen me’sur duaların içeriğini hiçbir kaynak kitaplarında bulamazsınız; bu maarif dua diliyle beyan edilmişlerdir; bu maarifin tabiatı bu şekilde beyan edilmeyi gerektiriyor, başka bir dille beyan edilemezler. Bazı maarifler, duayla, necva ve Allah ile raz-u niyaz ile beyan edilebilir ancak. Dikkat edilirse, rivayetlerimizde hatta Nehc-ül Belağa’da bu gibi maarif çok az bulunur. Ama Sehifeyi Seccadiye, Munacat- Şabaniyye, Kumeyl duası, İmam Hüseyin’in arefe duası, İmam Seccad’ın arefe duası, Ebu Hamzayi Somali duası bu maariflerle doludur.

Dualardan gaflet etmeyin çok dua edin. Düşmanınız fazladır, omuzlarınızdaki yük ağırdır, muhalifleriniz çoktur. Bütün bunlara karşı sabır ve dayanma gerekir; tevessül ve Allah’dan yardım dilemek gerekir. Allah’tan yardım dilersek yılmaz ve yorulmaz bir ruh bizlere verir. İlahi nimetlerden biri de insana yorulmaz ve yılmaz bir irade vermesidir. Yol uzun olunca bazen insanın yürümeye gücü var, dizlerinde takat de var ama ruhu yorgun ve bitkin olduğundan yürüyecek hali yoktur. Bu ruh yorgunluğu insanı hedefe ulaşmaktan alıkoyar. Bu ruhi yorgunluk oluşmasın diye Allah’tan yardım dilemek gerekir, dua etmek gerekir.

Vesselamu aleykum verahmetullahi ve beraketuh.

İmam Hamanei

 

 

Nükleer müzakereci heyetine uyarıda bulunan İmam Hamanei, nükleer silahı bahane eden Amerika’nın, İran’ın barışçıl nükleer teknolojisine karşı geldiğini ifade etti.

İmam Hamanei Pazartesi akşamı ülkenin askeri ve sivil yetkilileri ile görüşmesinde iç ve dış meseleleri değerlendirdi.

Konuşmasının bir bölümünde Amerika ve sultacı güçler tarafından sergilenen davranışa işaret eden İmam Hamanei, davranışları şeytan gibi olan Amerika ve sultacı güçlerin, tehdit ve hıslandırmakla ülkeleri korkutarak kendi sultası altına almaya çalıştıklarını, şeytanın ise tehdit ve hırslandırmakla insanın muhasebe sisteminin işlevini durdurmaya ve yanlış hesaplamaya doğru yöneltmeye çalıştığını ifade etti..

Düşmanın “askeri” tehdit ve “yaptırım” araçlarına işaret eden İslam İnkılabı Rehberi, yaptırımın direniş ekonomisi ile etkisizleştirilmesi gerektiğini, askeri tehditin ise ABD için maliyetli olması dolaysıyla sözde kalacağını belirtti.

İmam Hamanei, nükleer anlaşma yapılsa bile yaptırımların devam edeceğini söyleyen bazı ABD yetkililerinin bu yaklaşımına işaret ederek, “Daha önce de dediğimiz gibi bir bahane olan nükleer meseleden sonra sıra insan hakları, kadın hakları ve diğer meseleler ortaya atılacak” dedi.

İkinci araç yani askeri tehdide işaret eden İmam Hamanei, katliam, cinayet ve talan etmek gibi yöntemler Amerikanın uygulamaktan çekinmediği araçlardır. Ancak askeri tehdit Amerika’nın altından kalkamayacağı ağır maliyetli bir yoldur ve dolaysıyla İran milletinin bu tehdidi ciddiye almadığını vutguladı.

İran nükleer müzakereci heyetine uyarıda bulunan İslam İnkılabı Rehberi, nükleer silahı bahane eden Amerika’nın, gerçekte ise İran’ın barışçıl nükleer teknolojisine karşı geldiğini ifade etti.

İmam Hamanei, Amerika’nın zalim ve cani Saddam’a verdiği desteğe, ayrıca Amerika’nın İran yolcu uçağını düşürmesi ve günahsız yüzlerce kadın, erkek ve çocuğun ölümünden suçlu olmasına, Irak ve Afganistan’da yüz binlerce insanı öldürmesi ve sözde renkli devrimler adı altında buhranlar çıkartmasına temasla; Amerikalılar için milletlerin huzur ve güvenliğinin bir değerinin olmadığını ve kendi çıkarını tehlikede gördüğü anda, cinayet işlemekten bir an bile geri durmayacağını söyledi.

İmam Hamenei, Siyonist rejimi İsrail’in İran’a yönelik muhtemel saldırısının Amerika tarafından engellendiğine dair bazı çevrelerin sözlerine de işaretle; “Eğer bu sözler doğruysa demek ki Amerika, İran’a saldırıyı çıkarı doğrultusunda görmüyor ve İran İslam Cumhuriyeti de İran’a yönelik bir saldırıyı kimsenin yararına görmemektedir” diye konuştu.

Amerika’nın nükleer silahlara ulaşılması ihtimalinden dolayı kaygı duyduğuna dair bir açıklama yapma hakkının olmadığını, zira Amerika’nın bizzat bu silahları kullandığını ve şimdi de elinde birkaç bin nükleer bombanın bulunduğunu söyledi.

İmam Hamanei, başta Irak olmak üzere bölgedeki gelişmelere de temas ederek; Allah’ın izniyle Irak’ın mümin halkının fitne ateşini söndüreceğini ve bölge milletlerinin de her geçen gün maddi ve manevi açıdan ilerleyeceğini söyledi.

Salı, 08 Temmuz 2014 05:12

Iran ile 5+1 nükleer müzakereler

 

Zarif ve Ashton bir araya geldi

İran Dışişleri Bakanı ve AB Dış Politika Yüksek Temsilcisi Viyana'da devam eden nükleer müzakereler kapsamında bir araya geldi.

Mehr haber ajansı muhabirinin bildirdiğine göre, İran Dışişleri Bakanı Muhammed Cevad Zarif ve AB Dış Politika Yüksek Temsilcisi Catherine Ashton, Viyana'da devam edeb nükleer müzakereler kapsamında bir araya geldi.

Bu görüşme nihai anlaşma metnin yazılması amacıyla gerçekleşti.

 

Temel ihtilaflar devam ediyor

İran nükleer müzakereci heyetine üye bir diplomat, temel siyasi ihtilaflar devam ettiğini söyledi. Mehr haber ajansı muhabirine konuşan İran nükleer müzakereci heyetine üye bir diplomat, nihai anlaşma metnin yazılması konusundaki mevcut ihtilafların giderilmesine yönelik çalışmaların devam ettiğini ifade etti.

Söz konusu diplomat, temel siyasi ihtilaflar devam ettiğini konuşmasına ekledi.

İran ve 5+1 grubu arasında nükleer müzakereler geçen Çarşamba günü Viyana’da başladı. Müzakereler 20 Temmuz’a kadar devem edecektir.

 

İran dışişleri bakanının Afrika ve Arap ülkeleri yardımcısı Hüseyin Emir Abdullahiyan, İran İslam Cumhuriyeti'nin Irak'ın parçalanması yönündeki siyonist planının gerçekleşmesine izin vermeyeceğini söyledi.

 

Abdullahiyan, el-Alem kanalına yaptığı açıklamada, İran İslam Cumhuriyeti'nin başta siyonist İsrail rejimi başbakanı Netanyahu olmak üzere siyonistlerin Irak'ı parçalamaya dayalı planlarının gerçekleşmesine izin vermeyeceğini dile getirirken, Irak Kürdistan bölgesinin bağımsızlığının dile getirilmesinin ise Kürdistan'ın onlarca yıl öncesine geri götürülmesinden başka bir sonucunun olmayacağını dile getirdi ve "İran, dostça Irak Kürdistan yetkililerine bu konuda açıklamalarda bulunmuştur'' dedi.

Abdullahiyan, İran İslam Cumhuriyeti'nin Irak Kürtleri ile tarihi ilişkilerinin olduğunu ve aynı zamanda kardeşleri olduklarını hatırlatarak; bu ilişkilerin bu çerçevede kalmaya devam edeceğini söyledi.

İran dışişleri bakan yardımcısı, Irak'ta İranlı askeri danışmanların olduğuna dair her türlü haber ve iddiaları reddederken; Iraklı yetkililerin İran'dan terörle mücadele için silah satın alma talebinde bulunmaları halinde, İran'ın kesinlikle bu isteğe uluslar arası kanunlar ve anlaşmalar çerçevesinde cevap vereceğinin bilinmesi gerektiğini söyledi.

Amerika'nın bölgedeki hedeflerinin ve tutumlarının değiştiğine de temas eden Abdullahiyan, Amerika'nın Irak'ta yapılan parlamento seçiminin sonuçlarından memnun olmadığını ve sözkonusu seçimin sonucunu farklı bir şekilde göstermeye çalıştığını söyledi.

İran dışişleri bakan yardımcısı, Arabistan'ın Irak ve Suriye buhranlarındaki rolüne de temas ederek; İran'ın Arabistan'ın bölgedeki son gelişmelerdeki rolünü olumlu görmediğini ama Arabistan'ın bölgenin önemli bir ülkesi olarak yapıcı rolünün olabileceğini dile getirdi.

İmam Humeyni’nin şahsına ve yazdığı kitaplara atılan iftiraları deşifre ediyoruz. Birazdan okuyacağınız yazıda İmam Humeyni’nin yazdığı Keşf’ul Esrar kitabında İmam’ın, sahabelere hakaret ettiği ve Kur’an’ın tahrif edildiği iddiasını delilleriyle çürüteceğiz.

Okuyacağınız yazı Milli Görüş Portalı’nın sitesinde yayınlanmıştır ve Milli Görüşçüler tarafından hazırlanmıştır. İmam’a atılan diğer iftiraları da delilleriyle birlikte çürüteceğiz inşallah. O yazı :

 

Humeyni ve Kur’an’ın Tahrifi İddiası

Ey inananlar! Bir topluluğa olan öfkeniz sizi adaletsizliğe sürüklemesin, âdil olun. (Maide, 8)

Ey inananlar! Zannın çoğundan sakınınız, zira zannın bir kısmı günahtır. (Hucurat, 12)

İslâm alemindeki ihtilaf ve düşmanlıkların temelinde, cehalet ortamında oluşan mezhep taassubunun, körü körüne taklidin ve sonucunda peşin fikirlerin yer aldığı bir gerçektir.

Taklidi, dinin esası görerek, tahkikten ve düşünmekten peşinen istifa eden zihniyetlerde böylesine zaafların oluşmasını çok tabii bir sonuç olarak görmekteyiz. Ancak bu zaafın, İslâm âlemine yön verme iddiasında olan veya bu konumda görülen şahsiyetlerde de varolduğunu görmek gerçekten dehşet verici olmaktadır.

Yakın bir geçmişte, Mr. Hampher denen sözümona bir İngiliz ajanının hatıraları diye, dört- beş yayınevi tarafından, değişik isimlerle ve mal bulmuş mağribi aceleciliğiyle piyasaya sürülen tamamı uydurma bir kitap bu cehaletin güzel bir belgesidir. ‘İslâmı Nasıl Yok Edelim’ ismiyle de piyasa bulan ve hatta yerli basım bir Arapça versiyonu bile uydurulan Mahut Hampher’in Hatıraları’nı pazarlayan İslâm havarileri, Allah’ın şu azîm fermanına zerrece itibar etmemişlerdir:

“Ey inananlar, bir fasık size bir haber getirirse onu tahkik edin. Cehaletle bir topluluğa fenalık edip sonra yaptığınıza pişman olmayasınız diye.. (Hucurat: 6)

Gerçekten Mr. Hampher denen bir fasık var olsaydı ve müslüman bir topluluğun değer verdiği bir zatı karalamayı hedefleseydi, bu uydurmayı kaleme alan fasık veya fasıklar kadar gözükara davranamazdı. Çünkü eğer birazcık aklı varsa, akıllı insanları da kandırabilmek amacıyla daha usturuplu ve daha çelişkisiz iftiralar bulurdu.

Burada Mr. Hampher’in mevhum hatıralarının kıymet-ı ilmiyesi (!) üzerinde uzun-uzadıya duracak değiliz. Biraz basiret üzere okuyacak herkesin farkına varabileceği uydurmaları teşhire çalışmak bir bakıma malumu îlâm kabilinden olacağından bu kadar bir temasla yetiniyoruz.

Aşağıda vereceğimiz taassub örneğinde ise taraflar daha net olarak belli olup mevhum insanlardan oluşmuyor. Şöyle ki:

Müddetler: Ebu’l-Hasan Ali en-Nedvî ve ondan naklen Said Havva.

Müddea aleyh: Ayetullah Humeyni.

iddia: Humeyni, Kur’ân’ın tahrif edilmiş olduğu iddiasındadır.

Delil: Humeyni’nin Keşfu’l-Esrar isimli Farsça eseri.

Sonuç: iddia sabit olunca Humeyni kâfirdir.

Ebu’l-Hasan Ali en-Nedvî de, Said Havva da müslüman okuyucunun tanıdığı şahsiyetler olup her ikisinin de bir çok eseri Türkçe’ye çevrilmiştir. İşte bu meşhur her iki yazar da Ayetullah Humeyni’nin Müslümanların ellerindeki Kur’ân’ın tahrif edilmiş olduğunu iddia ettiğini ileri sürmüşler ve sonuçta onun küfrüne hükmetmişlerdir.

Şöyle ki:

Ebu’l-Hasan Ali en-Nedvî, Arapça kaleme aldığı ve birçok baskılarının yapıldığı anlaşılan Suretâni Mutedaddetân isimli eserinin (1410/1990, Cidde Baskısı) 52-53. sayfalarında Humeyni ve Görüşleri başlığı altında şöyle yazıyor:

“ İran devriminin bugünkü lideri, islâmi Hükümet diye isimlendirdiği yönetimin kurucusu ve Gaib İmam’ın Naibi Humeyni; Keşfu’l-Esrar isimli eserinde, Sahabe-i Kiramı (r.a), dünyaya köle olmuşlar, Allah’a karşı cüretkârlar, Kur’ân-ı Kerimi tahrif edenler ve sonuç olarak kâfirler olarak nitelemektedir, ki tercümesi aşağıdaki gibidir:

Dünya ve yönetimi elde etmekten başka Kur’ân ve İslamla ilgileri olmayan ve Kur’ân’ı yalnızca fasid niyetlerinin tahakkuku için bir vasıta edinen o insanlar (sahabeler) için; bu âyetleri (Hz. Peygamberden hemen sonra Hz. Ali’nin ve imamların hilafetine delalet eden âyetleri) Allah’ın Kitabı’ndan çıkarmak, böylece Semavi Kitabı tahrif etmek ve bu lekenin kıyamete kadar Kur’ân ve müslümanlar için baki kalmasını sağlamak amacıyla dünya ehlinin gözlerinden Kur’ânı sürekli olarak uzak tutmak kolay olmuştu. Yahudi ve Hıristiyanlara yöneltilen tahrif ithamları aynen kendileri için de sabittir. “

En-Nedvî, ilgili dipnotta, alıntının kaynağı olarak Keşfu’l-Esrar’ın 114. sayfasını verirken, bu kitabın baskı yeri ve tarihinin yazılı olmadığı, fakat Humeyni’ye aidiyetinde kesinlik bulunduğu yolunda mütalaalarını serdeder.

Said Havva ise, El-Humeyniyye isimli eserinin 19. sayfasında, Humeyni’nin Kur’ân tahrif edilmiştir diyenleri nasıl te’kid etmekte olduğunu isbat için şöyle yazıyor:

“ Farsça Keşfu’l-Esrar’ın 114. sayfasında Humeyni şöyle diyor:

Onlar için (Sahabe-i Kiram için), bu âyetleri Kur’ân’dan çıkarmak, Semavi Kitabı tahrif etmek ve Onu insanların gözünden uzak tutmak kolay oldu. Müslümanların, yahudi ve Hıristiyanlara yönelttikleri tahrif iddiası sahabe için de sabit olmuştur. “

Said Havva, dip notta bu alıntının, Ebu’l-Hasan Ali en-Nedvî’nin Suretâni Mutedaddetân isimli eserinin Uman baskısının 94. sayfasından nakledildiğini ifade ettikten sonra metinde şöyle devam eder:

” Humeyni’nin bu ifadeleri açık bir küfür ve İslâmı nakzetmektir. Birçok mucizeyi ihtiva eden Kur’ân’a karşı bu cür’et gösterilirse İslâmın hangi senedinin değeri kalır ve bundan sonra hangi senedi baki kalır? ” (El-Humeyniyye, s. 20)

Görüldüğü üzere, her iki müellifin de kaynağı Farsça Keşfu’l-Esrar kitabıdır. Yalnız Said Havva bu esere doğrudan başvurmamış, Ebu’l-Hasan Ali en-Nedvî’nin Arapça tercümesine istinat etmiştir. Fakat o alıntılamayı da motamot yapmadığı hemen görülmektedir.

Peki işin aslı nedir?

Farsça Keşfu’l-Esrar’da, gerçekten, Arapçası yukarıdaki gibi olan bir iddia geçmekte midir?

Elimizde, Ebu’l-Hasan Ali en-Nedvî’nin tarifine uygun, yani aynı baskı olduğu anlaşılan Farsça bir Keşfu’l-Esrar kitabı var. Kitab, gerçekten basım yeri ve tarihi konusunda bir bilgi ihtiva etmemekte, kapağında ise imam Ruhullah Musevi el-Humeyni’nin te’lifi olduğu yazılmaktadır. Ve 114. sayfasında da En-Nedvî ve Said Havva’nın alıntıladıklarına benzer ifadeler yer almaktadır.

Fakat çok dehşetengiz bir durum var!..

Önce Keşfu’l-Esrar kitabının konusu hakkında özet bir bilgi verelim, sonra da o dehşetengiz durumu izah edelim.

Keşfu’l-Esrar, İmam Humeyni’nin 1943′lerde te’lif ettiği bir kitap. Eser; 1945′te Fedaiyan-ı islâm tarafından öldürülen Ahmet Kesrevî’nin talebelerinden biri tarafından yazılan Binlerce Yıllık Esrar adlı kitaba cevap olarak yazılmıştır. (Güçlenen İslâm’ın Yankılan, John L. Esposito, s. 175-76, istanbul, 1989, Yöneliş Yayınları)

Eser bir polemik kitabıdır. Tenkid edilen kitap ve yazarın ismi verilmemekle beraber yer-yer tenkidi görüşler alıntılanarak şiî (Caferi) bakış açısıyla cevap verilmektedir. Humeyni’nin Şiîlik konusundaki gerçek inancını tahlil için eserin dürüst bir şekilde Türkçe’ye kazandırılmasının faydalı olacağına inanıyoruz.

Kitabın te’lifi esnasında 41 yaşında bulunan ve henüz Ayetullah olmadığı anlaşılan Humeyni, orada, şirk/tevhid, imamet, takiyye, velâyet-i fakıh, hums, islâm hukuku, nasih-mensuh vb. ana konularda Şiî akideye yöneltilen tenkitleri kendi ifadesiyle Kur’ân ve akıl kriterleriyle reddetmektedir. Kendilerinden olduğunu itiraf ettiği tenkitçileri yer-yer ibni Teymiyye’nin cahilane fikirlerine kapılan maceraperest kimseler, ya da beşer ailesinin en vahşileri, Necd’in ilim ve medeniyetten âri akılsız deve çobanları”nı taklit eden cahiller olarak niteler.

İşte bu polemik içerisinde ismini vermediği tenkitçinin şu sorusunu alıntılar:

“Eğer imamet mezhebin dördüncü aslı ise ve müfessirlerin iddia ettiği gibi Kur’ân’da birçok âyet bunu kanıtlıyorsa neden Allah bu kadar mühim bir hususu bir defa olsun Kur’ân’da sarahaten zikretmedi de bu kadar ihtilaflara sebep oldu ve bu kadar kanlar döküldü? (s.105) “

İşte bu soruyu uzun uzadıya cevaplamaya çalışan Humeyni, Keşfu’l-Esrar’ın 114. sayfasında aynen şöyle der:

İmamın isminin sarih olarak Kur’ân’da yer almış olması halinde şu (tehlike) de mümkün idi:

Dünya ve yönetimi elde etmekten başka Kur’ân ve İslamla ilgileri olmayan ve Kur’ân’ı yalnızca fasid niyetlerinin tahakkuku için bir vasıta edinen o insanlar, bu âyetleri Kur’ân’dan çıkarırlar, böylece Semavi Kitabı tahrif ederler ve dünya ehlinin gözlerinden Kur’ânı sürekli olarak uzak tutarlardı ve bu leke kıyamete kadar Kur’ân ve müslümanlar için baki kalır, Yahudi ve Hıristiyanlara yöneltilen tahrif ithamları aynen kendileri için de sabit olurdu.

Evet, okuyucunun, dehşetengiz dediğimiz hususun farkına varmış olduğunu sanıyoruz.

Yukarıda, Ebu’l-Hasan Ali en-Nedvî ve Said Havva’nın, Humeyni’nin küfrüne delil olarak alıntıladıkları ifadelerin, Bektaşi taktiklerine başvurmadan, yapılacak doğru bir tercümesi bundan ibaret.

Şimdi iki tercüme üzerinde insafla düşünelim: Yukarıda verdiğimiz (doğru) tercümeden Kur’ân’ın tahrif edilmiş olduğu iddiası çıkarılabilir mi?

Evet, aynı kitap, aynı sayfa ve yakın ifadeler. Fakat tam bir Bektaşi taktiği var: Tahakkuk etmeyen bir şart cümleciği olan imamın ismi sarih olarak Kur’ân’da yeralmış olsaydı varsayımından sonraki çıkarırlardı, tahrif ederlerdi., fiillerinin de tahakkuk etmedikleri gayet açık bir husus iken, şart cümleciğini attıktan sonra zaman kiplerini de çıkardılar, tahrif ettiler şeklinde değiştirmenin mazeretini bulmak mümkün görünmüyor.

En-Nedvi Farsça bilmiyor muydu? Said Havva ondan alıntılayıp Humeyni’nin küfrüne ferman çıkarırken Allah için bir endişe duymadı mı? Bu kabil soruların müsbet-menfi cevaplarını aramanın bu safhada bir yararı olamaz. Bunlar, kendilerine itimad eden binlerce insanı iğfal ettiklerinin farkında oldular mı acaba? Bilemiyoruz. Fakat İslam Aleminde cehaletin ve kör taassubun körüklediği böyle sayısız ihtilaf ve iftiraların varlığı bir gerçek.

Herhalde bütün bunları, ümmetimin ihtilafı rahmettir teranesiyle izah etmek mümkün görülemez.

Tenkid başka bir olay, iftira başka bir olay..

Ve sonuçta kârlı çıkan taraf batılın temsilcileri ve emperyalizm olmaktadır.

Fa’tabirû yâ uli’l-elbâb!.

Akıl sahipleri okuyup ibret almalılar..

 

Mahûd Hampher’ in hatıraları’nın bazı versiyonları aşağıdaki gibidir:

a) Sömürü Ajanı İngiliz Misyonerleri, Doç. Dr. ihsan Süreyya Sırma, 1991, İstanbul, Beyan Yayınları (9. Baskı).

b) İslâmı Nasıl Yok edelim – Bir İngiliz Ajanının Hatıraları, Çev.: Nevzat Göktaş, 1991, İstanbul, Nehir Yayınları (3. Baskı),

c) İngiliz Casusu Mr. Hempher’in Misyonerlik Faaliyetleri, Çev.: Mehmet Can, 1990, istanbul, Ferşat Yayınları,

d) İngiliz Casusunun itirafları, Çev.: M. Sıddık Gümüş, 1991, İstanbul, İhlâs Yayınları, (3. Baskı),

e) İ’tirâfâtu’l-Câsûsi’l-İngilizi, 1991, İstanbul (Bir önceki tercümenin Türkiye’de uydurulup basılmış Arapça versiyonu. Görüldüğü üzere; yayıncılarımız, işi sıkı tutup bir çok baskı yaparak dînî gayretlerini esirgememişler. Bu yarışta akademik kariyeri (!) hamiyetli bir zatın öncülük etmesi ise gerçekten takdire şayan bir durum.

islamivahdet.com