کارگر
İran 50 yıllık petrol ve 80 yıllık gaz kaynaklara sahip
İran Milli Petrol Şirketi Keşifler Müdürü, İran’ın batı bölgelerinde petrol ve gaz kaynakları keşif çalışmalarına işaret ederek, İran’ın 50 yıllık petrol ve 80 yıllık gaz kaynaklara sahip olduğunu bildirdi.
İran’ın en son petrol ve doğalgaz kaynakları hususunda Mehr haber ajansına konuşan İran Milli Petrol Şirketi Keşifler Müdürü Hürmüz Kalavend, 103 yıl önce İran’ın Mescid Süleyman bölgesinde keşf edilen petrol ve gaz kaynaklarının ömrünün ikinci yarısına gelindiğini ifade etti.
Kalavend, İran petrol kaynaklarının yüzde 80’i ülkenin güney bölgelerinde yer aldığını ve bu sahaların ömrünün ikinci yarısına gelindiğini dile getirerk, buna karşın son 20 yılda söz konusu sahalarda önemli petrol ve doğalgaz kaynakları keşf edildiğini belirtti.
Milli Petrol Şirketi Keşifler Müdürü, yeni keşifler haricinde İran’ın 50 yıllık petrol ve 80 yıllık gaz kaynaklara sahip olduğunu bildirdi.
İran: Vahşi saldırıyı kınıyoruz
İran İslam Cumhuriyeti Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Seyyid Abbas Irakçı, Reyhanlı'daki "insanlık dışı ve vahşi" saldırıyı kınadığını belirtti.
Sivil ve masum insanları hedef alan cinayetlerin dünyanın her yanında şiddetle kınandığını belirten Irakçı, olayda hayatını kaybedenlerin yakınları ile Türkiye hükümeti ve halkına başsağlığı dileğinde bulundu.
Erakçı, terörizmle mücadelede bütün ülkelerin sorumlu olduğu, bölge ve dünya ülkelerinin bu konuda işbirliğine gitmesi gerektiğini kaydetti.
Dışişleri Bakanlığı eski sözcüsü Ramin Mihmanperest önceki gün Cumhurbaşkanlığı için adaylığını bildirine Bakan Salihi tarafından Seyyid Abbas Irakçı tayin edildi.
"Batılı bazı aydınlar bayanlar konusunda hatalarının farkına vardı"
İslam Devrimi Lideri İmam Hamanei, üniversite, medrese, aile, Kur'an, medya ve daha bir çok alanda üstün başarılar elde etmiş yüzlerce bayana konuşma yaptı.
İmam Hamanei, konuşmasında, "aile kurumunun güçlendirilmesi"," aile içinde kadına verilen değer ve saygının arttırılması " konularını toplumun 2 önemli konusu olduğunu vurguladı.
"Kadına doğru bakış açısı ona, cinsiyetinin özellikleri ve onu ilerletecek değerleriyle tanımaktır" diyen İmam Hamanei sözlerine şöyle devam etti:
"İslam inkılabı ve İmam Humeyni'nin bereketiyle, kadın konusunda iyi işler yapıldı.
Batı, kadına değer vermek adına, erkeklerin fizik ve düşünce yapısına uygun işleri bayanlara yüklemeye çalışıyor. Bu işlerde bayanların bulunması gurur duyulacak bir konu değildir. Gurur duymamız gereken şey, aydın görüşlü bayanların, kültürel ve siyasi konularda cihat yapmasıdır.
İslam, kadın ve erkeğe ;insan hakları, toplumsal ve manevi değerler konusunda aynı değeri vermektedir.
Kadına doğru bakış açısı ona, cinsiyetinin özellikleri ve onu ilerletecek değerleriyle tanımaktır. Kadına lezzet kastıyla bakmak büyük belalardan biridir. Batılı bazı düşünürler de bu konunun tehlikelerinin farkına varmış durumda. Çünkü batı kültürünü yıkacak konulardan biri de budur.
Allah kadını öyle yarattı ki, bazı duygusal, eğitim ve evi yönetme konuları yalnızca bayanların inceliği ile yapılabilir.
Bir toplumda bayana saygı kültürü yerleşirse,o toplumun bir çok sorunu hallolur."
İsrailli askeri uzmandan uyarı: Nasrallah'ı İyi Dinleyin
İsralli yazar Alex Fishman, sözüne sadık olan Hizbullah Genel Sekreteri Nasrallah'ın son savurduğu tehditlerinin ciddiye alınmasını istedi.
Yedioth Ahronot gazetesinin askeri uzmanlarından Alex Fishman, Lübnan İslami Direnişi Hizbullah Genel Sekreteri Seyyid Hasan Nasrallah'ın önceki akşam yaptığı konuşmasındaki uyarı ve tehditlerinin dikkate alınması, İsrail'deki karar merkezlerinin Nasrallah'ı iyi dinlemesi gerektiğini söyledi.
Arap liderlerin İsrail'le ilgili duruşlarını önemsememek gerektiğini belirten Fishman, "Fakat Arap dünyasında rejimlerin dışında kalan istisnai liderler var. Nasrallah gibi.. Eğer bizi tehdit ettiyse ciddiyetle dinlemek gerekiyor" dedi.
Fishman "Bu adam (Nasrallah) tehdit ettiği şeylere bağlı kaldı. Söylediklerine ve yaptıklarına mutabık çıkan bir çok husus var. Nasrallah, Esed'in saldırı sonrasında yaptığı tehditleri tekrarladı. Bu tehditlerden birisi de Golan'ın halk direniş cephesi olmasıdır. Esad ve Nasrallah, Golan'la ilgili bu tehdidi savuruyorsa ciddiye almamız gerekiyor" dedi.
Fishman, yazısının devamında "Lübnan İkinci Savaşı'nda Nasrallah'ın hitap sanatı" adlı kitabın yazarı olan İsrailli albay Albay Ronen Cohen'den alıntılar yaptı. Cohen, şu hususları vurguluyor: Nasrallah'ın 2006'daki Lübnan ikinci savaşında savurduğu tehditlerin hepsi gerçekleşti. Bazıları, sadece 24 saat içinde gerçekleşti. Fakat sukunet dönemlerinde tehditlerin hemen gerçekleştiğini görmüyorsunuz. Bazen zaman alabiliyor."
Hizbullah'ın Gazze ve Sina'da ayak ve ellerinin olduğu gibi artık İsrail-Suriye sınırında da ayak ve kollarının olduğunun idrak edilmesi çağrısında bulunan İsrailli subay, "Nasrallah, gayet netti. Golan'daki direnişe yardım edeceğini söyledi. Fakat, burada yardımla neyi kasdettiğini araştırmamız gerekiyor" dedi.
İmam Ali Hamaney’in fitne zamanlarında yapılması gerekenlerle ilgili konuşması…
Dünya Müslümanlarının ve Mustazaflarının Rehberi Seyyid İmam Ali Hamaney’in fitne zamanlarında yapılması gerekenlerle ilgili konuşması…
“Fitne çıkaran olaylarda, meydanları tanımak çok zor…
Olayların iç yüzünü anlamak zor…
Saldıran ve kendini savunanı tanımak zor…
Zalimi ve mazlumu tanımak…
Dost ve düşmanı tanımak çok zor…
Bu durumlarda düğümleri açmak gerek.
Hakikatleri ortaya koymak gerek.
Zihinlerdeki düğümü açmak gerek.
Bunu için beyana, isbata ihtiyaç vardır.
Hazreti Ali buyuruyor ki:”Bu bayrak, sabır ve basiret sahibi insanlardan başkasıyla taşınmaz”
Biliyorsunuz, İmam Ali’nin bayrağı Peygamber efendimizinkinden bir kaç yönden daha çetindi…
İmam Ali’nin bayrağının altındaki dost ve düşman fazla belli değildi…
Düşman bazen öyle şeyler söylüyor ki bazen aynılarını dostlarda söyleyebiliyorlar…
İmam Ali’nin safında kılınan cemaat namazı Cemel, Sıffın ve Nehrevan savaşlarında karşı tarafta da cemaat namazı kılarlardı…
Siz olsanız ne yapardınız?
Basiretinizi artırın! Bilginizi ve ilminizi çoğaltın!
Hakikati kavramak gerekir.
Sıffın savaşında Ammar bin Yasir’in en önemli katkılarından birisi hakikatı beyan etmekti. Çünkü Muavite taraftarları sürekli kafa karıştıracak şeyler yapıyordu. Bu psikolojik savaşın karşısında kendisini vazife sahibi hisseden ve karşı duran Ammar bin Yasir idi.
Bilginler, Alimler ve basiret görüşü açık olanların vazifeside sadece kendilerinin birşeyleri bilmesi ve anlaması değil diğer insanları da aydınlatmaları gerekir.
Sade bir şekilde söyleyin!
Anlaşılır bir şekilde söyleyin!
Anladığınız kadarıyla söyleyin! ve anladıklarınızın doğru olduğuna da dikkat edin.
Nerede Ammar?”
BAHREYN'DE 'İNSANLIK ÖLDÜRÜLÜYOR'
Uzun süredir Arab Yarımadası'nda 'temel insan hakları talebine yönelik'' sokak gösterilerine şahit oluyor bütün küre. Körfez'de, Bahrey'nde, Suudi rejiminden güç alan yakın akraba/Bahreyn hanedanlığı şimdi de sokaklarda acımasızca katlettiği siviller için evlerde yapılan eza meclislerine yasak koydu.
Bugün haberi okuyunca, kan beynime sıçradı.. Amerikan emperyalizmine bölgede bekçilik yapan suud hanedanlığı ve şükerası mualesef...
Bahreyn rejiminin zulüm ve diktatörlüğü son hızla devam ediyor
Bahreyn'de evlerde de Ehl-i Beyt (a.s) için matem tutulması yasaklandı!
Bahreyn İçişleri Bakanı yaptığı açıklamada bundan sonra evlerde de Peygamber ailesi için yas tutulmasının yasak olduğunu duyurdu.
Bahreyn İçişleri Bakanı Raşit bin Abdullah El Halife, Şiiler için Peygamber'in Ehl-i Beyt'i için cami ve hüseyniyeler de yasak olan matem ve yas meclislerinin bundan sonra evlerde de yasak olduğunu
duyurdu!
Raşit El Halife, yaptığı açıklamada Resulü Ekrem (Allah'ın selamı onun ve ehlibeytinin üzerine olsun) ailesi için her kim evinde yas meclisi düzenlerse ağır bir şekilde cezalandırılacağını dile getirerek şunları söyledi: "Kim evinde hüseyni meclisler düzenlerse zindana atılmasının yanı sıra para cezasına da çarptırılacaktır."
Bu kararla artık her kim cami veya hüseyniye yapma kararı alır veya evinde kısa bir süreliğine de olsa muharrem ayı veya Fatıma (s.a) günlerinde matem programları düzenlemek isterse önceden bağlı oldukları kuruluşlardan izin almak zorunda kalacaklar!
Bugün Bahreyn ve Suudi Arabistan krallarının emriyle Şiilere ait beşinci camide tahrip edildi. Allah'ın evine karşı girişilen bu alçaklığın yanı sıra camilerde bulunan Kur'an ve mukaddes kitaplar de
ortadan kaldırıldı!
Bilgihan Ova
Tağutlara kul olmak şirk değil de, İslam'ın yüce şahsiyetlerine saygı mı şirktir?
İslam Devrimi Lideri Ayetullah İmam Hamanei cumhurbaşkanlığı, kent ve köy şurası seçimleri yetkililerini kabul etti.
Konuşmasının ilk bölümünde Hz. Peygamberin(s) sahabelerinden Hucr b. Adiyy'nin mezarına yönelik yapılan saygısızlığa işaret eden İslam Devrimi Lideri İmam Hamanei, Hz. Peygamberin(s) sahabelerinin anılmasını şirk olarak bilen bazı müslümanlar arasında gerici düşünceler olduğunu, casusluk örgütlerine servis yapmanın şirk olduğunu kaydetti.
Bu olayın üzüntüsünü artıran şey, İslam ümmeti içerisinde, İslam'ın ilk çağlarının nurlu yüzlerinin, ileri gelenlerinin ve büyüklerinin anılmasını şirk ve küfür bilen kalpleri karamış ve gerici fertlerin olmasıdır.
İmam Hamanei İslam Ümmetinin bu olaya karşı doğru tepkisine vurgu yaparak:
"Ne Şia nede Ehlisünnet, düşmanın hedefi olan Şii-Sünni çatışması oyununa gelmeyerek düşünce ufuklarının yüceliğini gösterdiler. Müslümanların, bu acı olaya tepki ve kınamaları devam etmelidir. Çünkü eğer âlimler, aydınlar, siyasetçiler kendi vazifelerini yerine getirmezler ise, fitneler bunlarla sınırlı kalmayacaktır.
Siyasi yollarla, dini fetvalarla, aydın kesimin yazacağı makalelerle, verilen tepki ve kınamalarla bu fitne ateşinin yayılmasını engellenmelidir.
Tarihi bir eserin tahrip edilmesi karşısında yas tutup tepkilerini dile getiren şahsiyetler, siyasiler ve Uluslar arası kuruluşlar, bu ihanetler karşısında sessiz kalmışlardır.
İmam Hamanei, maddi ve siyasi desteklerden yararlanan tekfiri akımın bugün Müslümanlar için musibete dönüştüğünü konuşmasına ekledi:
"Tüm dünya Müslümanları, siyasi liderler, ileri gelenler ve özellikle alimler bu iğrenç düşüncenin önünde vazifelerini yerine getirmelidirler ve bu fitne ateşinin daha da yayılmasına engel olmalıdırlar.
Bunlar geçmişte Baki mezarlığında Peygamberin torunları olan İmamların kabirlerini viran eden ve dünyadaki Müslümanların tepkisi olmasaydı Rasulullah'ın (s.a.a) kabrini bile yıkmak isteyen kimselerin evlatlarıdırlar. Bu kötü düşüncedeki insanlar büyük şahsiyetlerin mezarlarını ziyaret etmeyi, onlar için Allah'tan rahmet dilemeyi ve aynı şekilde kendisi için şefaatçi olmalarını istemeyi şirk bilmekteler.
Oysa asıl şirk, bazı kimselerin İngiltere ve Amerika'nın casus servislerinin oyuna gelmeleri ve yaptıklarıyla Müslümanları üzmeleridir. Bu nasıl bir düşüncedir? Yaşayan tağutların önünde eğilmek, onlara kul olmak ve onlara tabi olmak şirk değil de, İslam'ın yüce şahsiyetleri saygı mı şirktir?
Şii dünyasının bu hadiseye doğru biçimde tepki gösterdiğini söyleyen İmam Hamanei, Sünni ve Şii arasında çatışma çıkarmak isteyen düşman oyununa Şiilerin olgun bir düşünceyle tepki gösterdiklerini vurguladı.
İmam Hamanei, kardeş Sünni mezhebine mensup kişilerin konuya gösterdiği tepki biçimi onların yüksek bilgi ve düşüncelerinden kaynaklandığının altını çizerek, İslam ümmetinin siyasi bilge adamları ve aydınları görevini yerine getirmezse fitneler buraya kadar sınırlı kalmayacağını belirtti.
İmam Hamanei, siyasi yöntemler, dini fetvalar, aydınların makaleleri ve siyasi-düşünce bilge admaların eylemeleri bu fitne ateşini yatıştırdığına dikkat çekti.
İmam Hamanei, düşmanın bu hadisede gizli parmağı olduğunu açıklayarak, bir tarihi eserin tahribi karşısında yas tutan uluslararası toplum va şahsiyetleri bu hakarete karşı sessiz kaldıklarını söyledi. Ama unutulmasın ki Allah her şeyi görmektedir ve kesinlikle Allah'ın planı düşmanların hilesine galip gelecektir. İslam ümmetinin birliğini ve ilerlemesini engelleme hedefinde olan bu tür olayları durduracaktır" dedi.
Cumhurbaşkanlığı ve kent konseyleri seçimleri görevlilerini kabul eden İslam inkılabı rehberi Ayetullahİmam Hamanei,konuşmasının 2.bölümünde seçimlerde denetim organları, yürütme sorumluları ve adayların titizlikle tüm aşamalarda yasalara bağlı kalmaları üzerinde vurgu yaparak halkın geçen 34 yıl içinde yapılan seçimlere katılmasının her seferinde ülke başından bir yığın belayı def edip ülke, millet ve inkılaba yeni bir ruh ve güç kattığını belirtti.
Seçimleri "Değerli İslami ve milli büyük emanet olarak niteleyen İslam inkılabı rehberi anayasayı koruma konseyi, yürütme ve denetleme ve seçim güvenliğini koruma organlarının büyük emanet sayılan seçimlerin emanet darı olup önemli, kıymetli ve sonuçları kalıcı bir iş yaptıklarını söyledi.
İmam Hamanei, 11. dönem cumhurbaşkanlığı seçimlerini bazı açılardan geçmiştekilerden daha önemli olarak niteleyerek iki önemli seçim olan cumhurbaşkanlığı ve kent konseyleri seçimlerinin eş zamanlı olarak düzenlenmesinin bu dönem seçimlerin önemini daha da arttırdığını belirtti.
Halkın seçimlere coşkuyla katılmasını İslam cumhuriyetinin kalıcılık faktörü olarak niteleyen İslam inkılabı rehberi, İslam cumhuriyetinin "Milletin toplu katılımı, ve halkın gerçekleşebilir, büyük ilke ve arzulara doğru birlikte hareket etmesi demek olduğu ve düşmanın bunu idrak ederek halkın katılımını azaltmaya çalıştığını belirtti.
İslam cumhuriyetinin iktidarının halkın gönlü, bağlılığı, akıl, düşünce, basiret ve katılımına dayandığı ve bu güçlü desteğin bulunmaması halinde dünyadaki habis sultacıların İslam cumhuriyeti hedeflerindeki nizamı yaşatmayacağını söyledi.
Kaynak: MHA
İran'da Ehli Sünnet ulemasından kınama
İran'ın Güney doğusunda yer alan Sistan ve Beluçistan eyaleti Sünni medreseleri ulema ve müderrisleri Hz. Resulullah sav.in sahabesinin kabrine yönelik saygısızlık ve hakareti kınayarak bunun müstekbirliğin bir komplosu olduğunu bildirdiler.
Sistan ve Beluçistan eyaleti Çabehar şehri din medresesi müdürü Mevlevi Abdurrahman Turenc Zer Allah Resulünün yakın sahabelerinden Hocr bin Adiyy'in türbesinin Suriye'de silahlı teröristlerce tahrip edilmesini kınayarak, Sahabelerin konumunun müslümanlar nezdinde çok büyük olduğunu ve onların mezarlarına yönelik her türlü hakaret ve saygısızlığın küfür olduğunu ve kınandığını söyledi.
Yine Sistan ve Beluçistan eyaleti Serbaz şehri din medresesi müdürü Mevlana Seyyid Abdulvahhab Bozorgzade ise Hz. Resulullah sav.in sahabesinin kabrine yönelik saygısızlık ve hakarette bulunanların fasık olduklarını belirterek, bu çirkef girişimlerin Amerika ve siyonistlerin İslam alemine düşmanlıkları ve bölgenin güvensizliğe çekilmesi amacıyla yapıldığını bildirdi.
Yine aynı bölgede yer alan Geşt şehri din medresesi müftülerinden Mevlana Halit Dehvari de Hz. Resulullah sav.in sahabesinin kabrine yönelik saygısızlık ve hakarette bulunanların gerçekte müslüman olmadıklarını ve imansız kimseler olduklarını bildirdi.
irib
Washington'un İran’a karş şeytani planı
Washington'un , İran’a karşı koymak amacıyla “radar ve füze savar teknolojilerine erişimi” konusunda paylaşıma gidilmesini öngören “4+1” girişimiyle İsrail, Türkiye ve üç Arap devleti arasında işbirliğinin yapılmasının öngörüldüğü öne sürülüyor.
İngiltere’de Pazar günlerinde yayınlanan Sunday Times gazetesi, İsrail ile Türkiye, Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri ve Ürdün’ün katımlıyla gerçekleşmesi planlanan işbirliği anlaşması ile bölgede İran, Irak, Suriye ve Hizbullah’dan oluşan “köktendinci hilal”in yerine “ılımlı bir hilal”i tesis etmeyi amaçladığını kaydetti.
İsrailli Jerusalem Post gazetesince yansıtılan habere göre, “Girişimin kapsamında İsrailli teknisiyenlerin, Suudi Arabistan ve BAE’nde radar teknolojilerinden elde edilen verilere erişmelerinin karşılığında ortaklarının uzmanlarının Kudüs’ün füze savar ve ileri radar savunma sistemlerinden yararlanabilecek”.
Bu arada, Sunday Times, haberinde Washington’un “4+1” planına ilişkin bir İsrailli yetkilinin “Amerikalılar, Tahran’ı caydırmak ve yayılmasını önlemek amacıyla bölgesel bir ittifak üzerinde çalışıyorlar” sözlerini de yansıttı.
Kaynak: Gazetevatan
Kur’an Okumanın Fazilet ve Adabı
Resulullah’ın (s.a.a) vasiyetlerinden biri de Kur’an tilavet etmektir. Kur’an tilavet etmenin, hıfzının, taşınmasının, kavranmasının, öğrenmesinin, sürekli okunmasının, anlam ve sırları hakkında tefekkür etmenin fazileti, kısır aklımızın alacağından çok daha fazladır. Bu hususta Ehl-i Beyt’ten nakledilen hadisler bu sayfalara sığmayacak kadar çoktur. Dolayısıyla bir kaçını aktarmakla yetiniyoruz.
Kafi’de yer alan bir hadiste İmam Sadık’a şöyle buyurmuştur: “Kur’an Allah’ın, kuluna bir ahdidir (anlaşmasıdır) ve Müslüman insanın her gün bu ahdine bakması ve günde en az elli ayet okuması yakışır.”
Hz. Seccad ise şöyle buyurmuştur: “Kur’an ayetleri hazinelerdir. O halde hazinelerden her biri açıldığında ona bakman yakışır.”
Bu iki hadis, zahiren, ayetler üzerinde tefekkür edilmesinin ve anlamlarının düşünülmesinin güzel olduğunu ifade etmektedir. İlahî muhkem ayetler üzerinde tefekkür etmek ve tevhid, hikmet ve marifetlerini anlamaya çalışmak; ilahi kelamın muhatabı olan vahy Ehl-i Beyt’ine sarılmadan, kendi şahsi görüş ve bozuk heveslerine uyanlar hususunda nehy edilmiş olan kendi reyine göre tefsirden apayrı bir şeydir. Bu husus, kendi yerinde ispatlanmıştır ve dolayısıyla da bu makamda detaylara yer vermek gereksizdir. Sadece Allah-u Teala’nın şu ayeti bile yeterlidir: “Onlar Kur’an üzerinde tefekkür etmezler mi? Yoksa kalpleri üzerinde kilitler mi var?”
Kur’an’a müracaat etmek ve manasına teveccühte bulunmak hadislerde oldukça tavsiye edilmiştir. Hatta Emir’ul Müminin (a.s) şöyle buyurmuştur: “Tefekkür üzere olmayan bir kıraatin hiç bir hayrı yoktur.”
Bu hususta Ebi Ca’fer’den (a.s) naklen, Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: “Bir gecede on ayet okuyan kimse gafillerden yazılmaz. Elli ayet okuyan ise zikredenlerden yazılır. Yüz ayet okuyan itaat edenlerden yazılır. İkiyüz ayet okuyan boyun eğenlerden yazılır. Üçyüz ayet okuyan, kurtuluşa erenlerden yazılır. Beşyüz ayet okuyan, ibadette çaba gösterenlerden yazılır. Bin ayet okuyana, en küçüğü Uhud dağı kadar, en büyüğü ise, yer ile gök arası kadar olan bir kıntar iyilik yazılır ki bir kıntar, onbeş bin (veya ellibin) miskal altın ve bir miskal da yirmidört kırat değerindedir”
Bir çok hadislerde, Kur’an’ın güzel bir surette tecessüm edeceği ve ehli ile kıraat edenlere şefaatte bulunacağı yer almıştır ki biz bunların naklinden vazgeçtik.
Bir hadiste ise şöyle yer almıştır: “Eğer mümin genç, Kur’an’ı tilavet ederse, Kur’an, onun et ve kanına karışır. Allah-u Teala onu değerli ve iyi elçileriyle birlikte kılar. Kıyamette Kur’an onun sığınağı olur. Allah’ın huzurunda (Kur’an) şöyle der: “Ey Allahım! Benimle amel edenler dışında her amel eden kimse mükafatını aldı. O halde beni okuyanlara, en iyi mükafatını ver.” Böylece Allah-u Teala ona (Kur’an ile amel edenlere) cennet elbiselerinden iki elbise giydirir ve başına keramet tacını koyar ve (Kur’an’a), “Acaba razı oldun mu?” diye hitab edilir. Kur’an, “Ben daha fazlasını ümit ediyordum.” diye arz eder. Böyle olunca da eman ve güven sağ eline, cennette ebedi kalmak ise sol eline verilir, böylece cennete girer ve kendisine, “Oku ve yücel.” denir. Daha sonra da Kur’an’a şöyle hitap edilir: “Biz onu bir çok makamlara ulaştırdık, acaba razı oldun mu?” Kur’an o zaman “Evet” der.”
Hakeza Hz. İmam Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: “Her kim Kur’an’ı çok okur ve ezberlemede zorluklara katlanarak ahdini yenilerse, kendisine iki mükafat verilir.” Bu hadisten anlaşıldığı üzere Kur’an-ı Şerif’i tilavet etmekten maksat; insanın kalbine tesir etmesi, insanın batınının, ilahî kelamın sureti haline gelmesi ve meleke/yeti (aptitude)) mertebesinden tahakkuk (aktüel/edimsel) mertebesine ulaşmasıdır. Nitekim “Eğer mümin genç, Kur’an’ı tilavet ederse, Kur’an, onun et ve kanına karışır” sözü de buna işaret etmektedir. Bu da, Kur’an’ın suretinin kalpte yer etmesinden kinayedir. Öyle ki artık insanın batını liyakat ve kabiliyeti miktarınca Kelamullah-ı Mecid ve Kur’an-ı Hamid haline gelir. Kur’an’ı yüklenen kimselerin batını ise, her şeyi ihata eden ilahi kelamın tüm hakikati haline gelir. Bizzat Kur’an’ın kendisi, her şeyi kuşatan kesin bir kanıttır. Hz. Ali ve onun neslinden gelen masum imamlar ise tümüyle ilahî temiz ayetlerin tecessümüdür. Onlar Allah’ın büyük ayetleri ve tam Kur’an’dırlar. Hatta tüm ibadetlerde bu anlam amaçlanmıştır. İbadetlerde ve ibadetlerin tekrarındaki en büyük sırlarından birisi de, bu ibadetlerin hakikatinin aktüel hale getirilmesi, kalp ve zat batınının ibadetin suretiyle tecessüm etmesidir. Nitekim bir hadiste “Hz. Ali’nin (a.s) müminlerin namazı ve orucu olduğu” yer almıştır.
İbadetin Gençleri Etkilediğinin Beyanı Hakkında
Bu kalbî etkilenme ve batınî tecessüm, gençlik çağında daha iyi hasıl olur. Zira gencin kalbi latif ve tazedir, sefası daha çoktur. Meşguliyetleri, çatışmaları ve yoğunlukları ise daha azdır. Dolayısıyla tepkisi az, kabulü ise daha çoktur. Tüm güzel ve çirkin huylar, gencin kalbinde daha iyi, çabuk ve şiddetli şekilde etki eder. Bir çok gencin ehliyle muaşeret ettiği takdirde hak ve batılı, veya güzel ve çirkini hiç bir delil ve kanıt olmaksızın kabul ettiği görülmüştür. O halde gençler, kalplerinde güçlü bir iman da olsa kimlerle muaşeret ettiğinde iyi bakmalı ve kötülerle oturup kalkmaktan sakınmalıdır. Kötü kimselerle oturup kalkmak her sınıftan insan için zararlıdır. Hiç kimse kendine güvenmemeli, güzel ahlak ve ameline aldanmamalıdır. Nitekim hadislerde de kötü kimselerle muaşeret etmek yasaklanmıştır.
Kıraatin Adabı Hususunda
Özetle Kur’an-ı Kerim’in kıraatinden istenilen husus kalpte Kur’an'ın suretinin tecessüm etmesi, emir ve yasaklarının kalbi etkilemesi ve davetlerinin yerleşmesidir. Bunlar sadece kıraat adabına riayet edildiği zaman söz konusudur. Kıraat adabından maksadımız ise Kur’an kurrâları nezdinde mütedavil olan sadece tüm gücünü lafızların mahreci ile harfleri eda etmede tüketmesi türünden şeyler değildir. Aksi takdirde Kur’an ve anlamı hususunda tümüyle gaflete düşmekle beraber tecvit de bozulur, bir çok defa kelimeler aslî suretinden çıkar, madde ve suretiyle değişikliğe uğrar. Zaten şeytani hilelerinden biri de ibadet eden bir insanı ömrünün sonuna kadar Kur’an-ı Kerim’in lafızlarıyla meşgul etmesi; Kur’an’ın nüzul sırlarından, emir ve yasakları ile hak inançlara ve güzel ahlaka davetinin hakikatinden bütünüyle gafil kılmasıdır. Ancak elli yıllık kıraatten sonra, aşırı kalın ve şiddetli okuma sebebiyle kelam suretinden tamamıyla çıktığı ve ilginç bir hale geldiği anlaşılmaktadır! Dolayısıyla adaptan maksat, tertemiz şeriatta göz önünde bulundurulan adaptır ve bunların en büyüğü ve başlıcası da ayetler üzerinde tefekkür etmek ve ibret almaktır. Nitekim buna daha önce de işaret edilmişti.
Kafi’de yer alan bir hadiste İmam Sadık şöyle buyurmuştur. “Bu Kur’an’da hidayet meşaleleri ve karanlık gecenin kandilleri vardır. O halde görüş sahibi insan gözleriyle Kur’an’ı taramalı ve nurundan istifade etmek için gözlerini açmalıdır. Zira Kur’an’da tefekkür etmek basiretli kalbin hayatıdır. Karanlıklarda aydınlanan kimse nurdan istifade ettiği gibi (cehalet ve delalet karanlıklarında da Kur’an’dan istifade edilir).”
Hz. Ali ise uzun bir konuşmasında takva sahiplerinin sıfatı hakkında şöyle buyurmuştur: “Takva sahibi kimseler, Kur’an’da korkutucu bir ayete rastladıklarında gözlerini ve kalp kulaklarını açarlar. Bütün bedenleri titremeye başlar, kalpleri korkar, adeta cehennemin korkunç sesinin ve feci bir inilti ve solumasının kulaklarının dibinde olduğunu sanırlar. Teşvik eden bir ayete rastladıklarında ise hırsla ona itimat ederler ve kalpleri şevkten adeta uçar hale gelir. Adeta o vaatlerin hazır olduğunu sanırlar”
Açıkça bilindiği gibi Kur’an’ın manaları üzerinde tefekkür eden bir insanın kalbi etkilenir ve yavaş yavaş takva sahiplerinin mertebesine erer. Eğer ilahî yardıma mazhar olursa o makamdan da geçer ve tüm kuvve ve organları ilahî ayetlerden bir ayet haline gelir. Dolayısıyla ilahî hitapların cezbeleri onu kendinden geçirir, “oku ve yücel” hakikatini bu alemde elde eder, sonunda kelamı vasıtasız bir şekilde bizzat söyleyenden işitir ve böylece benim ve senin gibilerin hayaline bile gelmeyen şeyler olur.
Kıraatte İhlasın Beyanı Hakkında
Kur’an kıraatinin kalbi etkileme hususunda temel bir konumu bulunan ve yokluğu durumunda da hiç bir amelin kabul görmediği, hatta zayi ve batıl hale geldiği ve de Allah’ın gazabına neden olduğu olmazsa olmaz adaplarından biri de, uhrevi makamların sermayesi ve ahiret ticaretinin anamalı olan ihlastır.
Bu hususta da Ehl-i Beyt’ten bir çok rivayet nakledilmiştir. Örneğin İmam Bakır şöyle buyurmaktadır: “Kur’an kârileri üç kısımdır. Onlardan birisi Kur’an okur, kıraatini geçim vasıtası kılar, bu vasıtayla hükümdarlardan maaş alır ve insanlardan öne geçmeye çalışırlar. Birisi de Kur’an okur, harfleri ezber, Kur’an'ın sınırlarını zayi eder ve kasenin arkaya atıldığı gibi Kur’an’ı arkaya atarlar. Allah-u Teala bu tür Kur’an yüklenicilerini çoğaltmasın. Başka bir grup ise Kur’an’ı kıraat eder, Kur’an'ın devalarıyla kalp dertlerini ilaç etmeye çalışır. Onun vasıtasıyla geceleri (ibadet ile) sabahlar, gündüzleri (oruç tutarak) susuz geçirirler. Onunla camilerde namaz kılar ve gece (ibadet için) yatağından kalkarlar. Aziz ve cebbar olan Allah onlar vasıtasıyla belaları def eder, onlarla düşmanlara üstün gelir ve onlarla göklerden yağmur yağdırır. Allah’a andolsun ki Kur’an’ın bu kârileri simyadan daha değerlidir.”
İmam Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: “Halktan istifade etmek için Kur’an tilavet eden insan kıyamet gününde yüzünde hiç bir et olmaksızın kemik olduğu halde haşrolur.”
Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: “Kur’an’ı öğrenen, onunla amel etmeyen ve dünya sevgisiyle ziynetini Kur’an’a tercih eden insan, Allah’ın gazabını hak eder ve hakikatte Allah’ın kitabını artlarına atan Hıristiyan ve Yahudilerin derecesindedir.
Kur’an’ı kıraat eden, ama bununla kendini beğenen ve dünyayı talep eden insan, kıyamet gününde yüzünde hiç et olmaksızın kemikli bir halde Allah’ın huzuruna çıkar, ateşe girinceye kadar Kur’an ensesine vurur ve sonunda cehenneme düşenlerle birlikte cehenneme düşer.”
Allah Kur’an’ı kıraat eden, ama amel etmeyen kimseyi kıyamet gününde kör olarak haşr eder ve o şöyle der: “Rabbim! Beni niçin kör olarak haşrettin, oysa ben gören bir kimseydim” der. Allah, “Böyledir, ayetlerimiz sana gelmişti de sen onları unutmuştun, bugün de öylece unutulursun” der” Daha sonra onu ateşe atarlar.
Kur’an’ı Allah için ve sadece dinin öğretilerini öğrenmek için kıraat edenin sevabı, bütün meleklerin, nebilerin ve resullerin tümüne verilen sevap gibidir.”
Kur’an’ı riya, kendini beğenmek, cahillerle mücadele etmek, alimlere karşı kibirlenmek veya dünyayı elde etmek için öğrenen kimsenin Allah-u Teala kıyamette kemiklerini dağıtır ve ateşte hiç kimse onun kadar azap görmez. Allah-u Teala ona şiddetli gazap ettiği için de onu her türlü azapla cezalandırır.
Kur’an öğrenen, ilimde tevazu gösteren, bu ilmi Allah’ın kullarına öğreten ve sadece Allah nezdinde olanı taleb eden kimseye gelince, cennette hiç kimsenin sevabı ve derecesi, ondan daha büyük değildir ve cennetteki bütün yüce ve nefis makamlarda, nasibi en fazla ve derecesi en değerli kimsedir.”
Tertilin Manasının Beyanı Hakkında
Kur’an'ın nefiste etkili olmasına sebep olan ve Kur’an’ı kıraat eden kimsenin dikkat etmesi gereken hususlardan biri de kıraatte tertildir ve hadis-i şeriflerde yer aldığı üzere tertil; sürat ve acele ile kelimelerin birbirinden kopmasına ve dağılmasına neden olan aşırı yavaşlık ve gevşeme arasındaki orta yoldur.
Nitekim Kafi kendi senediyle Abdullah b. Süleyman’dan şöyle dediğini aktarmaktadır: Hz. İmam Sadık’a (a.s) “Kur’an’ı tertille okuyunuz.” ayeti sorunca şöyle buyurdu: “Hz Emir’ül Müminin Ali (a.s) şöyle buyurdu “Yani, Kur’an'ın harflerini kamil bir şekilde izhar et ve şiir okurken acele ettiğin gibi acele etme. Hakeza harfleri dağınık çakıl taşları gibi de dağıtma. Kalbi etkileyecek ve duygulandıracak bir şekilde okuyun ve derdiniz süreyi bitirmek olmamalıdır.”
O halde Allah’ın kelamını okumak, ilahî ayetlerle kendi kasvetli kalbini tedavi etmek, her şeyi ihata eden ilahi kelamla kalbi hastalıklarını iyileştirmek; bu gaybi ve nurlu meşalenin ve semavi “nur üstüne nur”un ışığından istifade ederek uhrevi makamlara ve kemal merhalelerine ulaşma yoluna ermek isteyen insan, bunun zahirî ve batınî araçlarını temin etmeli, zahirî ve manevi adaplarına riayet etmelidir; bizim gibi değil. Bizler Kur’an’ı okurken mana, maksat, emir, nehy, vaaz ve sakındırmalarından tümüyle gaflet ettiğimiz gibi, cehennemin sıfatları, şiddetli azabı ile cennet ve nimetlerinin niteliklerinin de bizimle hiç bir ilgisinin olmadığını sanıyoruz. Hatta Allah korusun bir roman okurken kalp huzurumuz daha çok ve duygularımız daha hassas iken, Allah-u Teala’nın kitabını okurken zahirî adaplarından bile gaflet ediyoruz.
Hadis-i şerifte yer aldığı üzere “Kur’an’ı hüzünlü bir şekilde ve güzel bir sesle okuyunuz.” Hz. Ali bin Hüseyin Kur’an’ı güzel bir şekilde tilavet ediyordu. Öyle ki oradan geçen kimseler duruyor, onun Kur’an okuyuşunu dinliyor ve kendinden geçiyorlardı. Ama biz Kur’an’ı okurken daha çok kendi güzel sesimizi insanlara duyurmaya çalışıyoruz. Kur’an veya ezanı bir vasıta kılıyoruz. Maksadımız Kur’an’ı tilavet etmek ve bu müstahap amelle amel etmek değildir. Özetle şeytanın ve nefs-i emmarenin hileleri çoktur ve genellikle batılı hakka benzetmekte, çirkin ve güzeli birbirine karıştırmaktadır. Dolayısıyla bunların şerrinden ve hilelerinden Allah’a sığınmak gerekir.
İmam Humeyni (k.s)
ABNA.İR




















