Görevinden istifa eden ABD Ulusal Terörle Mücadele Merkezi (NCTC) Direktörü Joe Kent, Beyaz Saray’ın İsrail ve güçlü lobi faaliyetleri tarafından dezenformasyonla savaşa sürüklendiğini, istihbarat kurumlarının ise kritik soruşturmalarda engellendiğini açıkladı.
ABD Ulusal Terörle Mücadele Merkezi (NCTC) Direktörü Joe Kent, görevinden istifa ederek Washington koridorlarında derin bir çatlağı gün yüzüne çıkardı.
Tucker Carlson’a özel mülakat veren Kent, İran ile yürütülen savaşın hiçbir “yakın tehdit” unsuruna dayanmadığını ve tamamen kurgulanmış bir süreç olduğunu belirtti.
Carlson, mülakata başlarken Kent’in 2024 başında yaptığı uyarıların ne kadar isabetli çıktığını hatırlatarak “Joe Kent ne konuştuğunu biliyor; hayatının büyük bölümünü o bölgede geçirdi ve bu mevcut başkanlık başlamadan bir yıl önce uyarısını yapmıştı” dedi.
Kent, mülakatta savaşın arka planındaki dezenformasyon ağını, İsrail’in karar alma süreçleri üzerindeki baskısını ve NCTC’nin elindeki kritik verilerin nasıl baypas edildiğini ayrıntılarıyla paylaştı.
“İran ulusumuz için yakın bir tehdit oluşturmadı”
İstifa mektubunda yer alan en çarpıcı noktalardan biri olan “İran, ulusumuz için yakın bir tehdit oluşturmadı” ifadesini açıklayan Kent, bu sonuca ulaşmanın zor olmadığını kaydetti.
Dışişleri Bakanı, Başkan ve Temsilciler Meclisi Başkanı’nın açıklamalarına atıfta bulunan Kent, “Bu saldırıyı düzenledik çünkü İsrailliler düzenlemek üzereydi. Bu durum, İran’ın bize hemen saldırmayı planladığı yönündeki argümanı ortadan kaldırıyor; böyle bir tehdit basitçe mevcut değildi” diye konuştu. Kent, tarihin gerçek zamanlı olarak yeniden yazıldığını ancak eldeki verilerin net olduğunu vurguladı.
Carlson, Dışişleri Bakanı Marco Rubio’nun savaşın başında yaptığı “Başkan bilgece bir karar verdi; İsrail’in eyleme geçeceğini ve bunun Amerikan güçlerine saldırıyı tetikleyeceğini biliyorduk” şeklindeki açıklamasını hatırlattı.
Bunun üzerine Kent, Rubio’nun tasvir ettiği “yakın tehdidin” İran’dan değil, bizzat İsrail’den geldiğini belirtti.
Kent, “Ortadoğu politikamızdan kim sorumlu? Savaşa girip girmeyeceğimize kim karar veriyor? Bu vakada İsrailliler, İranlıların misilleme yapacağını bildiğimiz bir dizi olayı tetikleyen bu kararı bizzat sürükledi” dedi.
İsrail lobisi Washington’daki karar mercilerini kuşattı
Joe Kent, Washington’da de facto bir “İran’ın nükleer zenginleştirme yapamaz” politikası oluşturulduğunu, bunun ise resmi istihbarat kanalları yerine lobi faaliyetleri ve medya üzerinden yürütüldüğünü savundu.
“Demokrasileri Savunma Vakfı (FDD) gibi kurumlar, Wall Street Journal’da yayımlanan köşe yazıları ve medya üzerinden bir yankı odası yaratıldı” diyen Kent, bu dezenformasyon ağının Başkanı yanıltmak için kullanıldığını belirtti. Kent, nükleer zenginleştirmenin nükleer silahla aynı şey olmadığını ancak bu ayrımın kasıtlı olarak bulanıklaştırıldığını kaydetti.
İstihbarat dünyasında kapasite ve niyetin her zaman tartışıldığını hatırlatan Kent, “İranlılar, özellikle Başkan Trump’ın liderliği altında gerilimi yükseltme basamaklarını çok hesaplı bir şekilde kullandılar. Trump göreve geldiğinde vekâlet savaşçılarını durdurmuşlardı çünkü Biden’ın zayıf olduğunu, ancak Trump’ın eylem adamı olduğunu biliyorlardı” ifadelerini kullandı.
Kent, İsrailli yetkililerin resmi kanalların dışına çıkarak doğrudan siyasi karar alıcılara “istihbarat kanallarına henüz girmemiş” bilgiler servis ettiğini ve bu durumun sağlıklı tartışma ortamını zehirlediğini vurguladı.
“Charlie Kirk cinayeti soruşturması bürokrasi tarafından engellendi”
Mülakatın en sarsıcı bölümlerinden birini, Trump’ın yakın danışmanlarından Charlie Kirk’ün suikasta uğraması ve NCTC’nin bu konudaki çalışmalarının durdurulması oluşturdu.
Kent, NCTC’nin yabancı bağlantıları araştırma yetkisi olduğunu ancak Kirk cinayeti soruşturmasında FBI ve Adalet Bakanlığı (DOJ) tarafından önünün kesildiğini açıkladı. “Veri paylaşımı taleplerimiz karşılanmadı, bürokrasi içinde bu taleplerin ölmesine izin verildi” diyen Kent, Kirk’ün İran’la savaşa en sert karşı çıkan isimlerden biri olduğunu hatırlattı.
Kent, “Charlie Kirk, İran’la savaşa karşı çıkan seslerin lideriydi. Ölmeden önce bana ‘Joe, bizi İran’la savaşa girmekten alıkoy’ demişti” sözleriyle Kirk’ün kararlı tutumuna dikkat çekti.
Kirk’ün suikastıyla ilgili yabancı bir bağın olup olmadığına dair ipuçları olduğunu ancak bunların peşinden gitmelerine izin verilmediğini belirten Kent, “Soruşturmanın Robinson davasını bozmaması gerektiği gibi yapay gerekçelerle durdurulduk. Oysa bir suikastın önceden bilindiğine dair internet verileri varken neden üzerine gidilmiyor?” diye sordu.
Kent, bu tür engellemelerin kamuoyunda “komplo teorileri” doğurduğunu ancak asıl sorunun hükümetin şeffaflıktan kaçınması olduğunu kaydetti.
Washington “sessiz bir darbe” ile nükleer tehdit algısı yarattı
Haziran 2025’te gerçekleştirilen “Midnight Hammer” Harekatı ile İran’ın nükleer kapasitesinin yok edildiğinin tüm ülkeye ilan edildiğini hatırlatan Carlson, altı ay sonra nasıl olup da yeniden bir “nükleer tehdit” ile savaşa girildiğini sordu.
Kent, bu sürecin tamamen kapalı kapılar ardında, dar bir danışman kadrosu tarafından yürütüldüğünü ve hiçbir muhalif sesin içeri alınmadığını belirtti.
Kent, “Bu son aşamada sağlıklı bir tartışma süreci işletilmedi. Planlama o kadar bölümlere ayrılmıştı ki savaş artık bir sonuç haline gelmişti” diye konuştu.
Kent’e göre, İran’ın dini lideri Ayetullah’ın öldürülmesi bölgedeki ılımlıları tasfiye etmekten başka bir işe yaramadı. “Ayetullah nükleer programı aslında dizginliyordu. Onu öldürerek İran Devrim Muhafızları Ordusu’na (DMO) daha fazla güç verdik” diyen Kent, yeni nesil liderlerin çok daha radikal olacağı uyarısında bulundu.
Kent, “Daha ılımlı birini öldürdüğünüzde, halk bayrak etrafında toplanır ve bir sonraki lider ne kadar sert olduğunu kanıtlamak zorunda kalır” diyerek stratejik hatanın altını çizdi.
“İran savaşı Çin’in elini güçlendiriyor”
Savaşın jeopolitik kazananının ABD değil, Çin olduğunu vurgulayan Kent, Washington’ın enerjisini ve kaynaklarını Ortadoğu’da tüketmesinin Pasifik’teki dengeleri bozduğunu belirtti.
“Çin, bizim ekonomik ve askeri olarak sahada erimemizi izliyor. Pasifik’teki sınırlarımız Çin saldırganlığına karşı savunmasız kalıyor” diyen Kent, küresel enerji akışının bozulmasının faturasını Amerikan halkının gıda ve yakıt fiyatlarında ödediğini kaydetti.
Kent, Hürmüz Boğazı’nın kapanmasının dünya ekonomisi için bir felaket olduğunu ve bu çatışmanın sonunda barışı kim sağlarsa bölgenin hakimi de o olacağını belirtti.
“Eğer Çin gelip enerji akışını geri yükler ve barışı sağlarsa, Basra Körfezi’nin kontrolü Çin’e geçer. Bu doğanın bir kanunudur: Çatışmayı bitiren yönetir” ifadelerini kullanan Kent, ABD’nin kendi vatandaşlarının çıkarlarını merkeze alan bir dış politikaya dönmesi gerektiğini savundu.
“Başkan Trump iradesini kullanmalı”
Joe Kent, içinde bulunulan felaket senaryosundan çıkışın hala mümkün olduğunu ancak bunun radikal kararlar gerektirdiğini belirtti. “Başkan Trump bu sorunu tek başına çözecek iradeye sahip tek lider” diyen Kent, çözüm için ilk adımın İsrail’e karşı net bir duruş sergilemek olduğunu savundu.
Kent, Trump’ın İsrail Başbakanı’nı arayarak “Yeter, artık savunmadayız. Saldırı operasyonlarına devam ederseniz tüm desteğimizi çekeriz” demesi gerektiğini ifade etti.
İkinci adım olarak Körfez müttefikleriyle ve doğrudan İran ile müzakere masasına oturulması gerektiğini kaydeden Kent, “İranlılar bu savaşın durmasını istiyor. Enerji sektörlerini yeniden inşa etmek istiyorlar. Sanayilerini dünya ekonomisine entegre etmeleri karşılığında tüm işlemlerin dolar üzerinden yapılması şartı getirilirse, bu Amerikan dolarının ve ulusal çıkarlarının kurtuluşu olur” diye konuştu. K
ent, mülakatın sonunda “Gerçeği söylemek özgürleştiricidir ve bu ülkeyi kurtaracak tek şey on yıllardır gecikmiş olan bu dürüstlüktür” diyerek sözlerini tamamladı.
Kent, istifasının Trump’a bir saldırı olmadığını, aksine onun “Önce Amerika” platformuna geri dönmesi için bir çağrı niteliği taşıdığını vurguladı.
Mülakat, Washington’daki yerleşik düzenin nasıl bir savaş döngüsü yarattığını ve bu döngüden çıkışın ancak halkın iradesiyle seçilmiş bir liderin bürokrasiye karşı koymasıyla mümkün olabileceği tespitiyle son buldu.(Ha




















