İşgal rejimi İsrail'e yönelik siyasi söylemlerde tırmanış gözlemlense de diplomatik ve ticari ilişkilerden söylemlere paralel adımların atılmadığı gözlemleniyor.
Yedioth Ahronoth gazetesi, Yahudi Halkı Politika Enstitüsü'nün (JPPI), dünya genelinde İsrail'e uygulanan yaptırım ve kısıtlayıcı tedbirlerin haritasını çıkaran yeni bir veri tabanı başlattığını duyurdu. Rapora göre veriler; 62 ülkede tespit edilen toplam 121 tedbirden 93'ünün hâlen yürürlükte olduğunu, 19'unun geçmişte uygulanıp sona erdiğini, 9'unun ise teklif aşamasında veya halihazırda planlama sürecinde bulunduğunu ortaya koyuyor.
Raporda Müslüman coğrafyadaki Arap ülkeleriyle ilgili yapılan değerlendirmeler dikkat çekiyor. Özellikle İsrail’le normalleşme anlaşması imzalayan BAE, Bahreyn, Fas gibi ülkelerin 7 Ekim 2023 Aksa Tufanı Operasyonu sonrasındaki süreçte işgal rejimiyle ticari ilişkilerini sürdürdükleri belirtiliyor.
Savaş nedeniyle Arap kamuoyundaki öfke tırmanırken ve İsrail'e yönelik siyasi eleştiriler yoğunlaşırken, ülkeden ülkeye değişen oranlarda da olsa ekonomik çıkarlar işlemeyi sürdürdü.
BAE: En önemli ticari ortak
Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), siyasi gerilim ile ekonomik çıkarların devamlılığı arasındaki tezatın en belirgin örneğini teşkil ediyor. 2020'de imzalanan normalleşme anlaşmaları geniş çaplı ticari ve yatırım ilişkilerinin önünü açmış, 2023'te yürürlüğe giren Kapsamlı Ekonomik Ortaklık Anlaşması da bu süreci pekiştirmişti.
BAE Dışişleri Bakanlığı verilerine göre iki ülke arasındaki mal ticareti, 2024 yılındaki 3,254 milyar dolarlık seviyesine kıyasla 2025 yılında yaklaşık 3,209 milyar dolar olarak gerçekleşti. Bu tablo, savaşın yansımalarına rağmen ticaretin neredeyse istikrarlı kaldığı anlamına geliyor.
Ne var ki karşılıklı ticaretin sürmesi, savaşın hiçbir etki yaratmadığı anlamına gelmiyor. Süreç; turizmi, seyahati ve siyasi atmosferi olumsuz etkilediği gibi ortak stratejik projelere dair çekinceleri de beraberinde getirdi. Neticede ekonomik iş birliği varlığını korurken, siyasi yakınlaşma daha meşakkatli ve son derece hassas bir zemine kaydı.
Mısır ve Ürdün: Çıkarlar anlaşmazlıkları ortadan kaldırmıyor
Mısır ve Ürdün'ün durumu BAE deneyiminden farklılık gösteriyor. Bu iki ülkenin İsrail ile ilişkileri sırasıyla 1979 ve 1994 yıllarında imzalanan barış antlaşmalarına ve birbirine geçmiş stratejik, güvenlik ve ekonomik dinamiklere dayanıyor. Mısır örneğinde doğal gaz ticareti, ekonomik bağımlılığın en kritik alanlarından biri olarak öne çıkıyor. Savaş ise ticari çıkarların bölgesel güvenlik ve siyasi risklerle kesiştiği anlarda bu bağın ne denli kırılgan olabileceğini gözler önüne serdi.
Ürdün ise Filistinlilerle olan tarihi ve coğrafi bağları ile İsrail politikalarına yönelik geniş tabanlı toplumsal tepki nedeniyle çok daha hassas bir denklemi yönetmeye çalışıyor. Gazze'deki tırmanış ikili ilişkiler üzerindeki baskıyı artırsa da ticaret, su ve güvenlik temelli çıkarlar yürürlükte kaldı. Bu noktada temel bir gerçek belirginleşiyor: Antlaşmaların ve ticaretin sürmesi, ilişkilerin toplumsal veya siyasi düzlemde "normal" olduğu anlamına gelmiyor.
Fas ve Bahreyn: Kazanımlarda eşitsizlik
ORF Middle East tarafından yayımlanan bir analiz, İbrahim Anlaşmaları'nın sağladığı ekonomik kazanımların dengesiz kaldığına ve BAE'nin Fas ile Bahreyn'e kıyasla çok daha büyük bir ticari ilerleme kaydettiğine dikkat çekiyor. Ancak Gazze savaşı denkleme yeni bir değişken ekledi: İsrail ile iş birliğinin siyasi ve toplumsal maliyeti arttıkça, diplomatik anlaşmaları derin ekonomik ortaklıklara dönüştürmek çok daha güç bir hâl aldı.
İsrail ekonomik olarak zarar gördü mü?
Bu soruya verilecek yanıt hassas bir ayrım gerektiriyor. Zira protesto görüntüleri ya da siyasi açıklamalar ticaretin gerilediğini kanıtlamaya yetmediği gibi, ithalat ve ihracatın sürmesi de diğer sektörlerde hasar oluşmadığı anlamına gelmiyor.
Heritage Foundation tarafından analiz edilen İsrail ticaret verilerine göre, İsrail ile BAE, Mısır, Ürdün, Fas ve Bahreyn'i kapsayan bölgesel ortakları arasındaki toplam mal ticareti, 2023 yılındaki yaklaşık 3,94 milyar dolarlık seviyesinden 2024'te yaklaşık 4,54 milyar dolara yükseldi.
Bu artış savaşın ekonomiye darbe vurmadığını kanıtlamaz; ancak bu ülkelerle ticaretin genel hatlarıyla çöktüğü iddiasını da çürütüyor. Öte yandan, farklı seyirler izleyen mal ticaretini; yatırımlar, hizmetler, turizm ve enerji projeleriyle bir tutmamak gerekiyor. İsrail açısından daha derin mesele, yalnızca bugünkü ticaret hacmi değil; çalkantılı bir bölgesel atmosferde bu hacmin sürdürülebilirliğini sağlamak ve genişletebilmektir.
Normalleşme Filistin sınavında
Savaş, hükümetler arasında imzalanan anlaşmaların tek başına kalıcı bir toplumsal kabul inşa etmeye yetmediğini kanıtladı. Teknoloji, enerji ve ticaret alanındaki iş birliği karşılıklı çıkarlar doğrultusunda devam edebilir; fakat bu durum Filistin meselesini unutturmadığı gibi, bu meselenin Arap-İsrail ilişkilerinden tamamen yalıtılmasını da garanti edemez.
Netice itibarıyla Gazze savaşı, İsrail ile normalleşen Arap ülkeleri arasındaki ticareti bitirmediği gibi normalleşme anlaşmalarını da yürürlükten kaldırmadı. Fakat ekonomik çıkarların devamlılığı ile giderek derinleşen siyasi ve toplumsal uçurum arasındaki çelişkiyi gözler önüne serdi. Ticaret husumete rağmen sürebilir; ancak tek başına kalıcı bir barış inşa edemez.(Ajanslar)




















