ABD'nin İran'la 70 yılı aşkın karşıtlığının geçmişini incelemek için 19 Ağustos 1953 Darbesi'nden başlamak gerekir; bu olay iki ülke ilişkilerinde bir dönüm noktasıydı ve siyasi ile toplumsal etkileri İran milletinin tarihsel hafızasında hâlâ canlıdır.
1. 19 Ağustos 1953 Darbesi; Tarihsel Güvensizliğin Başlangıcı
1953'te Dr. Muhammed Musaddık hükümeti, petrol sanayisinin millileştirilmesi ve İngiltere'nin İran'ın petrol kaynakları üzerindeki nüfuzunun azaltılması peşindeydi.
ABD ve İngiltere, kendi istihbarat teşkilatlarının işbirliğiyle Musaddık hükümetini devirme operasyonunu destekledi. ABD Merkezi İstihbarat Teşkilatı'nın (CIA) bu darbedeki rolü, daha sonra yayımlanan belgelerde ve resmi tarihsel anlatılarda doğrulandı.
Bu eylemin sonuçları şunlardı: Musaddık'ın yasal ve milli hükümetinin devrilmesi. Muhammed Rıza Şah'ın gücünün pekiştirilmesi ve İran'da demokrasi gelişimi sürecinin zayıflatılması. ABD'nin Pehlevi rejiminin yapısındaki siyasi ve güvenlik nüfuzunun artması. İran toplumunun önemli bir kesiminde ABD dış politikasına karşı derin bir güvensizliğin oluşması.
Tarihsel önem: 19 Ağustos 1953 Darbesi, ABD hükümetinin o dönemde kendi stratejik çıkarlarını korumayı ve Sovyet nüfuzunun yayılmasını engellemeyi, İran'ın siyasi bağımsızlığına ve yasal yönetim sürecine saygı göstermeye tercih ettiğini gösterdi.
2. 1953-1979; Pehlevi Rejimine Destek
Darbeden sonraki 25 yılda ABD, Muhammed Rıza Şah rejiminin en önemli dış müttefiki haline geldi. Bu destek, ileri silah satışını, güvenlik işbirliklerini, askeri yapının güçlendirilmesine yardımı ve Şah rejimine siyasi desteği kapsıyordu.
Bu dönemin en önemli konuları arasında ABD'nin Pehlevi rejimiyle istihbarat işbirliği ve dış desteklerin ülkenin güvenlik aygıtının güçlendirilmesindeki rolü sayılabilir. SAVAK, ABD ve İsrail dahil yabancı istihbarat kurumlarının yardımı ve eğitimiyle gelişti.
Aynı zamanda muhaliflerin tutuklanması, siyasi özgürlüklerin kısıtlanması ve siyasi tutuklulara işkence, Pehlevi rejiminin özellikleri arasındaydı. Sonuç olarak Şah'ın muhaliflerinin önemli bir kesimi ABD'yi yalnızca bir dış müttefik değil, o dönemin baskıcı siyasi sisteminin asıl destekçisi olarak görüyordu. Önemli nokta şudur ki Washington'un otoriter bir rejime desteği, Amerikan karşıtlığı duygularının oluşmasında temel rol oynadı.
3. 1979-1989; İslam Devrimi ve Dayatılmış Savaş
İslam Devrimi'nin 1979'da zafer kazanmasıyla İran-ABD ilişkileri yeni bir aşamaya girdi. Sekiz yıllık İran-Irak savaşı sırasında ABD, giderek Irak'a geniş çaplı istihbarat, siyasi ve ekonomik destek sağladı. Bu destekler, Saddam Hüseyin rejiminin İran güçlerine ve sivillere karşı kimyasal silah kullandığı koşullarda verildi.
Bu dönemdeki karşıtlığın en önemli örnekleri arasında ABD'nin Irak'a istihbarat desteği, ABD'nin Fars Körfezi'nde bazı İran petrol tesislerine ve deniz araçlarına yönelik askeri eylemleri ve ekonomik baskıların tırmandırılması sayılabilir.
İran Yolcu Uçağının Düşürülmesi; 3 Temmuz 1988
İran-ABD ilişkileri tarihinin en acı olaylarından biri, İran Air'in 655 sefer sayılı uçuşunun ABD'nin Vincennes gemisi tarafından düşürülmesiydi. Bu insanlık dışı cinayetin sonucu, Bender Abbas-Dubai seferinde 66'sı çocuk olmak üzere 290 kişinin ölümüydü. Bu olay, ABD'nin askeri eylemlerinin İranlı sivillere doğrudan verdiği zararın en önemli simgelerinden biri oldu.
4. 1989-2005; Yaptırımların Genişlemesi ve İran'ı Kuşatma Politikası
Savaşın sona ermesinin ardından ABD, ilişkilerin kalıcı olarak normalleşmesine yönelmek yerine İslam Cumhuriyeti'ni kuşatma politikasını izledi. 1995'te Bill Clinton hükümeti İran'la ticaret ve İran'da yatırıma karşı daha geniş yaptırımlar uyguladı ve 1996'da İran-Libya Yaptırımları Yasası kabul edildi.
Washington'un açıklanan amacı İslam Cumhuriyeti'nin askeri gücünü ve bölgesel nüfuzunu sınırlamaktı; ancak bu politikaların ekonomik sonuçları İran ekonomisinin çeşitli kesimlerine de yayıldı. 2002'de George Bush, İran'ı Irak ve Kuzey Kore'nin yanında «şer ekseni» ülkeleri arasına yerleştirdi; bu, siyasi güvensizliği tırmandıran bir adımdı.
5. 2005-2015; Nükleer Yaptırımların Tırmandırılması
İran'ın nükleer programı konusundaki anlaşmazlıkların büyümesiyle ABD daha sert yaptırımlar uygulamaya çalıştı. Bu dönemde İran'ın bankaları, petrol ihracatı, sigorta, taşımacılık ve mali işlemlerine karşı geniş kısıtlamalar uygulandı. Bu yaptırımların bir kısmı BM Güvenlik Konseyi kararlarıyla bağlantılı olsa da ABD daha geniş tek taraflı ve sınır aşırı yaptırımlar da tesis etti. İran milleti için en önemli sonuç, ulusal para biriminin değer kaybı, ithalat maliyetlerinin artışı, bazı malların tedarikinde zorluk ve ekonomik faaliyetin kısıtlanmasıydı.
6. 2015-2021; Nükleer Anlaşma, ABD'nin Çekilmesi ve Azami Baskı
Nükleer anlaşma 2015'te yapılmış olsa da Mayıs 2018'de Trump hükümeti tek taraflı olarak anlaşmadan çekildi ve İran'a yönelik geniş yaptırımları geri getirdi; oysa Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı o tarihe kadar İran'ın anlaşmadaki nükleer yükümlülüklerine bağlı olduğunu raporlamıştı. Bu adım, ABD'nin taahhütlerinin itibarsızlığının göstergesiydi.
Ocak 2020'de de ABD, Bağdat'ta bir insansız hava aracı saldırısıyla «gönüllerin komutanı» Hacı Kasım Süleymani'yi, Devrim Muhafızları Kudüs Gücü komutanını ve beraberindekileri şehit etti. Bu eylem de iki ülke arasındaki askeri gerilimi büyük ölçüde artırdı.
7. 2021'den Ekim 2026'ya; Ekonomik Baskıdan Askeri Karşıtlığa
Bu yıllarda ABD'nin İran milletine düşmanlığı nükleer meselenin ötesine geçti ve daha geniş askeri, bölgesel ve ekonomik boyutlar kazandı. 13 Haziran 2025'te başlayan ikinci dayatılmış savaşta İsrail rejimi İran'ın askeri merkezlerine, nükleer tesislerine ve çeşitli bölgelerine geniş çaplı saldırılar düzenledi; ardından ABD, Fordow, Natanz ve İsfahan nükleer tesislerine doğrudan saldırıyla savaşa girdi. Bu on iki günlük savaş, insan ve altyapı kayıplarının yanı sıra ABD'nin siyasi ve ekonomik baskılarının İran'la doğrudan askeri karşıtlığa dönüştüğünü gösterdi. Bu saldırıların nükleer müzakerelerin sürdürüldüğü sırada gerçekleşmesi de iki ülke arasındaki güvensizliğin tırmanmasına yol açtı.
Üçüncü dayatılmış savaş da 28 Şubat 2026'da ABD ve İsrail'in İran'a karşı ortak ve doğrudan saldırılarıyla başladı ve ikinci savaşa göre daha geniş boyutlar kazandı. Bu saldırılar, ülkenin askeri merkezleri ve altyapısının yanı sıra ümmetin önderi ve liderinin şehit edilmesine, bir dizi üst düzey yetkilinin ve sivilin ölümüne ve çatışmaların Fars Körfezi bölgesine yayılmasına yol açtı.
Bu iki savaş, 19 Ağustos 1953 Darbesi'nin geçmişi, ABD'nin Pehlevi rejimine desteği, sekiz yıllık savaşta Saddam'a verdiği destek ve geniş yaptırımların yanında, ABD hükümetinin İran'la tarihsel karşıtlığının ve İran milletinin güvenliği ile çıkarlarına yönelik zarar verici eylemlerinin en önemli örneklerinden sayılmaktadır.
Ağustos 2026'da Amerikalı yetkililer İran'ın ticari ilişkilerini sınırlamak amacıyla ekonomik baskının artırılmasından söz ettiler. Ekim 2026'da da ABD Hazine Bakanlığı yeni yaptırım eylemleri kayda geçirdi.
Bu tarihsel geçmişi belgeli bir siyasi söz çerçevesinde özetlemek istersek şunları söyleyebiliriz: ABD'nin İran'la karşıtlığının geçmişi 1979'da İslam Devrimi'nin zaferinden değil, en azından 19 Ağustos 1953 Darbesi'nden başlar; İran'ın milli hükümetinin yabancı güçlerin müdahalesiyle devrildiği zamandan. Pehlevi rejimine destekten dayatılmış savaşta Irak'ı desteklemeye, İran yolcu uçağının düşürülmesinden geniş ekonomik yaptırımlara ve nükleer anlaşmadan çekilmeye, iki zalim savaşın dayatılmasından bir dizi ablukaya kadar hepsi, ABD hükümetlerinin son yetmiş yılda İran halkının bağımsızlığına, güvenliğine ve geçimine zarar veren eylemler dizisidir.
Bu tarih, ABD'nin İran milletine düşmanlığının yalnızca devrim sonrası yıllara ait bir anlaşmazlık olarak görülemeyeceğini; köklerinin siyasi bağımsızlık meselesine, stratejik çıkarlara ve İran milletinin kendi kaderini tayin hakkına dayandığını gösteriyor.
Mustafa Moeini Arani,




















