Pazar, 25 Eylül 2016 02:09

İslam açısından barış ve güvenlik

Rate this item
(0 votes)
İslam açısından barış ve güvenlik

Maalesef, uluslararası belgelerin onaylanması ve çok sayıda barış gücünün faaliyet yapmasına rağmen hala dünyanın genelinde savaş ve şiddetin tırmandığına tanıklık ediyoruz. Bu dünya gününde bir kez daha barış ve nasıl sağlanabileceği yolları üzerine yoğunlaşarak, semavi İslam dininin tavsiye ve öğretlerinden dünyada barış tesisi için yararlanmamız daha iyi olacaktır.

Birleşmiş Milletler Hicri Şemsi 31 Şehhriver'e tekabül eden 21 Eylül tarihini "Dünya Barış Günü" olarak ilan etmiştir.

Bu tarih, BM Genel Kurulu'nun 57. Oturumunda belirlenmiş oldu.

Bu yıl da BM Genel Sekreteri Ban Ki Moon, Dünya Barış Günü dolaysıyla yayınladığı mesajında, her yıl "Dünya Barış Günü"nde BM dünya genelindeki bütün çatışma taraflarından kendi aralarında 24 saatlik bir ateşkes sağlamalarını istediğini belirtti.

BM Genel Sekreteri Moon, "Dünya Barış Günü" mesajında, "Barış sadece silah bırakmaktan ibaret değil, barış insanların barıştan elde ettiklerini sağlıklı bir dünyada paylaşabildikleri toplumların oluşturulmasına ilişkin bir kavramdır. Herkesten daha iyi şunu biliyorsunuz ki barış bir tesadüf değil. Barış ayrıca bir hediye değil, hepimizin her gün ve her ülkede onun için çalışmamız gereken bir şeydir" ifadesini kullandı.

Maalesef, uluslararası belgelerin onaylanması ve çok sayıda barış gücünün faaliyet yapmasına rağmen hala dünyanın genelinde savaş ve şiddetin tırmandığına tanıklık ediyoruz.

Dünyanın en kapsamlı ve önemli düzenlerinden biri, İslam dininin öğretileri ve tavsiyeleridir. Yüce İslam Peygamberi -saa- Biset hedeflerinden biri olarak adaletin tesisi olarak nitelediği ayindir.

Sp: İslam, barış ile ilgili diğer dinlerle ortak görüşe sahip bulunuyor.

İslam açısından da barış, uzlaşma ve topluma huzur kazandırmak anlamına geliyor. Diğer yandan barış, Kurani bir kavramdır ve yaklaşık Kuran-i Kerim'de barış hakkında 140 ayet bulunuyor.

Kuran-i Kerim açısından barış ve İslam, yan yana gelen iki sözcüktür. İslam ve barış  ortak kök ve anlama sahip birbiriyle bağlantılı ve birbirinin uzantısında yer alan iki sözcüktür. İslami düşünürlere göre, barışın anlamı ile ilgili iki sözcük var.

İlk sözcük, "Selm" kelimesidir, Arapça'da Selm, huzur veya günümüzde sık sık kullanılan güvenliğin ta kendisidir. Selm ya huzur, İlahi kökü var.

Yüce Allah, zatında mutlak huzurdur ve hr huzur, onun huzurunun yansımasından ibarettir.

Yaradılışın doğası ise, 

 ise doğal büyüme yolundadır ve insanoğlunun yaşam akıntısı da huzura doğru hareket ediyor. insanın da Vahiy ve Kuran kaynaklarında Allah'a doğru davet edilmesi felsefesi de bu yaradılışın doğasından kaynaklanıyor, nitekim Kuran-i Kerim'de "Ey iman edenler, hepiniz huzur içinde yaşayanız" ayeti yer alıyor." (Bakara:208)

Veya Yüce Allah, İnfal Suresi'nin 61. ayetinde Yüce İslam Peygamberi'ne "Ve eğer onlar sulha meylederlerse sen de ona meylet ve Allah Teâlâ'ya tevekkül kıl! Şüphe yok ki, her şeyi bihakkın işitici ve tamamıyla bilici olan ancak O'dur" buyuruyor.

İslam kelimesi de Selm sözcüğünden gelmektedir ve aslında Allah'a uymak ve huzur bulmak anlamına gelmektedir.

Ancak başka sözcük ise, "barış" (sulh)dur ki insanların barışık yaşama ilişkisine delalet eiyor. İslam, "barış" sözcüğü çerçevesinde insanlar arasında dostluk, karşılıklı saygı ve başkaların haklarına geçmekten uzak durulmasını istiyor.

İslam'da barış ve adalete kavuşmak, bir tekamül ve gelişim seyri var. Bu tekamül seyri 3 aşamadan oluşuyor. İlk aşama, "içsel barış"tır, bu aşamada toplum fertleri kendi nefslerini ıslah edip kendilerinde takvayı güçlendirmeleri gerekiyor. nefisle cihat, bu hareketin başlangıç noktası sayılıyor. Aslında, mümin insan,cismani ve ruhani güçleri ve nefsani ve manevi güdü ve arzuları arsındaki savaşa son vererek içse barış ulaşması ve böylece bu güçler arasında dengeli irtibat sağlayarak tekamül ve insani şahsiyetini geliştirme yolunda hareket etmesi gerekiyor. Bu durumda fert, ideal toplu harekete hazırlanıyor. Nitekim Yüce Allah,  Al-i Ümran Suresi'nin 103. ayetinde "Hepiniz Allah'ın ipine "Kuran ve İslam ve her türlü vahdet vesilesi" sarılın ve ayrılmayız" diye buyuruyor.

Böylece içsel barış insanın ahlaki ve imani tekamül ve gelişiminin alt yapısını toplumsal anlamda yapıcı etkileyici olması için teşkil ediyor.

Sp: Ancak İslam'da barışın ikinci aşaması ise " toplum ve İslami topraklarda toplumsal barış"tır.  Ferdin içsel barış yolunda hazırlanmasının ardından başkalarıyla birleşme ve toplumsal bağ kurma zemini sağlanmış olur. 

Allah'ın Müslümanlar'a fermanı müminler arasında kardeşlik ve barış oluşturulması yönündedir. Nitekim İnfal Suresi'nin 1. ayetinde "kendi aranızda barış ve sefa tesis ediniz" diye buyuruyor. Böylece Müslüman, bencillik, ayrımcılık, zulüm ve kötü sıfatlardan kurtarılarak salih bir ferde dönüşüyor. Bu fert şimdi kendi toplumunda dini kardeşliği düşünmesi ve kardeşlik ve barış ortamı oluşturarak fitne ve anlaşmazlıkları gidermeye çalışması gerekiyor.

Barışta 3. aşama ise "gayri Müslümanlar'la barış" ile ilgilidir. İslami topluma hakim ilkelerden biri Müslümanlar olmayanlarla bir arada barış içinde yaşamaktır. İslam gayri Müslüman bazı düşünürler ve yalan propagandalara rağmen, barış dinidir.

 Nitekim Kuran-i Kerim'de savaş ile halkı İslam'ı kabul etmeye zorlayan bir ayet bulunmamaktadır. İslam açısından savaş, savunma amaçlı ve içeriklidir ve savunma ve saldırıyı bertaraf etmek ve daha fazla kan akmaması ve tahribat yapılmaması yönünde savaşa izin verilmiştir. Gayri Müslümanlar'la barışık yaşama ve uzlaşma, ayetler, rivayetler ve Ehl-i Beyt -as-'ın siretine dayalıdır ve insani onur ilkesi üzerine kurulmuş bulunuyor. Gayri Müslümanlar, din ve mezhepsel farklıklara rağmen insanlık açıdan Müslümanlar'la ortak olduu için doğuşsal onur ve saygınlığa sahipler. Aslında, İslam barışa asalet vermiştir ve Yüce İslam Peygamberi -saa-ın sireti bunu teyit eder niteliktedir.

 İslam öncesinde yapılan kardeşlik sözleşmesi, Hudeybiye barışına  övünç duyması, İran, Roma ve diğer hükümet liderleri ve krallarına karşı Peygamber -saa-'ın kullandığı yöntemi ve yazışmaları, İslam'ın barışçıl teamül yöntemleri adına birer örnek sayılmaktadır.

Nitekim Yüce İslam Peygamberi, Yemen'e elçi olarak gönderirken Amrev Bin Hazm'a yazdığı talimatında, "Müslümanlığı kabul eden ve pak ve temiz İslam'ı beyan eden her Yahudi veya Hıristiyan, müminlerden sayılır. Müslümanlar'ın sahip olduğu her şey, onu da içeriyor ve zarar ve menfaatte onlarlar ortakdır ve Yahudilik ve Hıristiyanlık'ta kalan her şahıs, asla kendi dinini terk etmee zorlanamaz. Zira dinin mesajı ve Allah'ın bütün nebilerinin görevi gerçek yerinde barış ve adaletin tahakkuku ve maneviyatı yayıyıp, insani tekamül ve mutluluğa vardırmasıdır" beyanatında bulunmuştur. 

Buyüzden İslam açısından İslam barış ve insanların farklı akide ve inançlarla barışık yaşaması bir değer ve hedeftir. Barıştan amaç, maslahatçılık değil, barış bizatihi, maslahattır ve inani fıtrat ile bağdaşıyor. Barış şartlarında bütün insanların büyüme ve gelişme imkanı sağlanmış olur ve ve hak ve kurtuluşa yöneliş mümkün olur. 

Bu yüzden barışın tesisi ve küresel barış ve barışık yaşamaya davet, tevhit, adalet ve takvaya göre İslam ve mensuplarının nihai hedefidir ve bu öğretilere uyulmasıyla dünyanın çok sayıdaki savaş ve çatışmalardan kurtarılabileceği anlaşılıyor.

Read 139 times

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile