کارگر

کارگر

CIA Başkanı, İran karşıtı yeni söylemlerde bulundu. İran’ın teröristlerin en büyük destekçisi olduğunu belirten Mike Pompeo, İran’ın bölgedeki gücünün 6-7 sene öncesine göre çok daha fazla olduğunu söyledi.


Mike Pompeo Amerika’nın Merkezi İstihbarat Teşkilatı (CIA) yeni başkanı cumartesi günü Amerikalı yetkilere yaptığı açıklamada; İran’ın dünyadaki terörizmin en büyük destekçisi olduğunu ve Tahran ile Pyongyang’in Amerika'nın ulusal güvenliğini tehdit ettiğini söyledi.

Mike Pompeo, MSNBC kanalına yaptığı konuşmada İran hakkında açıklamalarda bulundu. İran’ın gücünün çok fazla olduğunu ve bununda 6-7 yıl öncesine göre çok daha arttığını dile getirdi. Ve şunları söyledi: Bu sahip oldukları güç ister Bağdat Devletine karşı olsun, ister Hizbullah’ın Lübnan’da gücünde ki artışındaki etkisi olsun, ister el-Husi ile olan işbirliğinde olsun, diğer yandan Iraklı Şiilerin Suriye sınırında savaşması olsun ve Suriye’de savaşan Şiiler olsun, İran Ortadoğu’nun her yerindedir.

Mike Pompeo konuşmasının devamında Kuzey Kore’nin Amerika'nın ulusal güvenliği için çok tehlikeli olduğunu sözlerine ekleyerek, Amerikan başkanının sürekli kendisinden Washington’un Kuzey Kore tehdidine nasıl karşılık vereceği hususunda talepte bulunduğunu ve bu sorunun başkanın düşünceleri arasında en başta olduğunu söyledi.

CIA başkanı, Kuzey Kore’nin her zamankinden daha çok Amerika’yı tek bir nükleer silah ile tehlike altına sokmaya yaklaştığını ifade etti.

Amerika gizli politik bilgilerinin ifşa edilmesindeki artış

CIA Başkanı Mike Pompeo, Amerikan gizli bilgilerinin ifşasının arttığını düşünmesi üzerine şunları söyledi: Bazı konularda Amerikan gizli bilgilerinin ifşasının arttığını düşünüyorum. Sanırım Edward Snowden adlı şahıs ve bazı kişiler Amerikan belgelerini para veya belirli bir hedef için sızdırmaktadır ve bu olgu gittikçe büyümektedir. Bu yüzden CIA başkanı, Amerika’nın gizli politik bilgilerinin ifşa edilmesindeki artışı durdurması gerektiğini vurguladı.

Mike Pompeo,  hali hazırda Amerikan gizli belgelerini sadece ülkelerin değil örneğin bütçe olarak iyi bir şekilde finanse edilen Wikileaks gibi istihbarat servislerinin de çalma peşinde olduğunu ve Amerika ve demokrasiyi zayıflatarak Amerikan belgelerini çalmak istediklerini belirtti.

İmam Hamenei, İslam fıkhına göre, İslam topraklarını işgal edenlere karşı mücadele ve cihad etmenin bütün müslümanlar için şer’i bir görev olduğunu söyledi.
 

 Ramazan Bayramı dolayısıyla yetkililer, yabancı büyükelçiler ve halk ile bayramlaşmada bulunan İmam Hamenei, İslam dünyası düşmanlarının ihtilaf ateşlerini alevlendirmedeki rolüne değinerek, ‘’Birlik ve ayrışmadan kaçmak tüm İslam ülkelerinin yararınadır ve Filistin meselesi etrafında birlik olarak unutulmasının önüne geçilmesi gerekir’’ dedi.

 

   İslam dünyasının Ramazan Bayramını kutlayan İmam Hamenei, düşmanların etnik, mezhepsel ve coğrafi bahanelerle ihtilaf yaratma çabalarına değinerek, ‘’Bir Amerikan senatörünün Sünnileri Şiiler karşısında destekleme yönündeki beyanları, onların İslam ve İslam ülkelerine düşman oldukları göz önünde bulundurularak komplodan başka bir şey değildir ve bu kaygı vericidir fakat maalesef İslam devletleri yetkilileri bu düşmanlıklardan gaflet ediyorlar’’ dedi.

   Yemen, Suriye, Irak, Kuzey Afrika gibi İslam dünyası ülkelerindeki kanlı çatışmalara değinen İslam inkılabı rehberi İmam Hamenei,’’İhtilaf ve ayrışma İslam ve İslam ümmetinin zararınadır ve buna karşılık İslam ülkelerinin birlikteliği ve bir biri aleyhine güç kullanmaması ilahi hikmetine dayalı ve İslam ülkelerinin yararınadır’’ dedi.

   Kudüs Günü yürüyüşleri ve İran halkının tüm kentlerde Filistin milletini savunmak için yürüyüşlerine de değinen İmam Hamenei, ‘’Bu yürüyüşler İslami birliğin onur verici örnekleridir. İslami birliğin anlamı Şii ve oruçlu halkın bu azametle sokaklara dökülmesi ve Sünni olan Filistinlilerle birlik olduklarını göstermeleridir’’ dedi.

İmam Hamenei, ‘’Filistin, İslam dünyasının ilk meselesidir fakat bazı İslam ülkeleri Filistin meselesini görmezden gelmekte ve unutturmaya çalışmaktalar’’ dedi.

   Filistin ülkesinin topraklarının gasp edilmesi ve Filistinlilerin evleri ve yurtlarından kovulmasına işaret eden İmam Hamenei, ’İslami Fıkıha göre bir İslam ülkesine düşman musallat olduğu takdirde tüm Müslümanlar direnmeye ve cihada mükellefler ve bundan dolayı bugün Siyonist rejimle mücadele tüm İslam dünyasına vaciptir’’ dedi.

   Bazı İslam ülkelerin bu mücadeleye katılmamasını eleştiren İmam Hamenei, ‘’İran milleti bu görevi yapmak için uyanıklar. İslam dünyasının birlik ve beraberliğe ihtiyacı vardır. Müslüman milletler birlikteler ve İslam Devletleri görevlerini yerine getirmeliler’’ dedi.

Cumartesi, 24 Haziran 2017 19:13

"ABD Kürt devleti kurmakta kararlı"

Milli Gazete yazarı Mehmed Şevket Eygi, "ABD Kürt devleti kurmakta kararlı. Neoconlar ve holigan Evangelistler, Anadolu’yu tekrar Hıristiyan ülkesi yapmak istiyor." diye yazdı.


 "Önümüzdeki aylarda, yıllarda dünya ve tarih çapında büyük kopmalar ve kırılmalar olabilir." diye yazan Mehmed Şevket Eygi, "Üçüncü dünya savaşı patlarsa her şey tepe taklak, allak bullak olacaktır" ifadelerine yer verdi.

Mehmed Şevket Eygi'nin bugünkü "Köprülerin Altından Çok Sular Akacak" başlıklı yazısından ilgili bölüm

Köprülerin Altından Çok Sular Akacak
Önümüzdeki aylarda, yıllarda dünya ve tarih çapında büyük kopmalar ve kırılmalar olabilir. Üçüncü dünya savaşı patlarsa her şey tepe taklak, allak bullak olacaktır. 2023’te Cumhuriyet’in 100’üncü yıldönümü kutlamaları konusunda acele edilmemelidir. O tarihe kadar köprülerin altından çok sular akacaktır. Muhtemel (ihtimal dairesinde olan) büyük kopuklukları, kırılmaları düşünmek, hesaba almak gerekir. 
***
 
ABD Kürt devleti kurmakta kararlı. Neoconlar ve holigan Evangelistler, Anadolu’yu tekrar Hıristiyan ülkesi yapmak istiyor. Medyamızda, Evangelistlerin aşırı İslam ve Müslüman düşmanlığı konusunu çok ciddî ve objektif şekilde işleyen analizler yayınlanmaması bizim büyük eksikliğimiz. Üçüncü dünya savaşı Kürt meselesi, Kürdistan yüzünden çıkabilir.
 
***
 
Emperyalistler, sömürgeciler, global kapitalistler, Siyonistler, Haçlılar; Suriye’yi birkaç parçaya bölmek istiyor. BOP (Büyük Ortadoğu Projesi) hayata uygulanıyor. Türkiye de bölünecek İslam ülkelerindendir.

Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Behram Kasımi, Mescid-i Haram’a yönelik yapılan başarısız terör saldırısını şiddetle kınadı.Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Behram Kasımi, Mescid-i Haram’a yönelik yapılan başarısız terör saldırısını şiddetle kınadı.

Kasımi bu olaya ilşkin, “Birkaç teröristin kutsal Kabe’ye yönelik başarısız terör saldırsında bulunması bölge, dünya ve özellikle de Müslümanları hedef alan hiçbir sınıra tabi olmayan terörizmin din, mezhep, coğrafya, etnik ve milliyetlere aldırmadan bir kez daha kara planlarına ulaşmak için en kutsal mekanlara saldırmaya bile odaklanabileceğini gösterdi” ifadelerinde bulundu.

Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü sözlerini şöyle sürdürdü: İran, bölge ülkeleri başta olmak üzere tüm devletlere bu konuda uyarıda bulunarak, tüm milletleri uyanık olup böylesi kin, nefret, saldırı ve şiddet içerikli girişimlerle mücadele etmeye çağırıyor.

Kasımi son olarak, “İran, her yerde, her şekilde ve herhangi amaçla yapılan terör saldırılarını kınayarak, teröre karşı mücadele alanında diğer ülkelerle işbirliği yapmaya her zamanki gibi hazırdır” şeklinde konuştu.

 İslam İnkılabı Lideri İmam Humeyni, bütün Müslümanların dikkatini İşgalci Siyonist İsrail’in zulmüne maruz kalan Filistin’e çekmek için Ramazan ayının son cuma gününü “Dünya Kudüs Günü” ilan etmiştir. 


İslam İnkılabı Lideri İmam Humeyni, İslam İnkılabı zaferinden birkaç saat sonra İsrail elçiliğinin ele geçirilmesinin emrini verdi. Bu emir üzerine devrimci Müslümanlar bir kaç saat içerisinde İsrail'in elçiliğini 11 Şubat 1979’a ele geçirildi.

“İsrail Elçilik binası Filistin halkına hediye edildi”

İslam devrimcileri tarafından duvarlara pankart asıldı. Pankartın üzerinde şöyle yazıyordu: ''Bu bina İran halkının Filistin halkına hediyesidir'' Devrimciler, gasıp Siyonist İsrail elçiliğinin tabelasını, ''Filistin Elçiliği'' olarak değiştirdi. İslam İnkılabı ilk günden beri gasıp Siyonist rejimi ile olan düşmanlığını ve mazlum Filistin halkının yanında olduğunu ilan etti.

Daha sonra İran İslam Cumhuriyeti'nin kurucusu İmam Humeyni, bir süre sonra Ramazan ayının son cumasını Dünya Kudüs Günü ilan etti.

“Dünya Müslümanları gasıp devletin ağzının payını vermek amacıyla birleşmeliler”

İmam Humeyni 7 Ağustos 1979’da Dünya Müslümanlarına şu hitapta bulunmuştu: ''Ben uzun yıllar boyunca gasıp İsrail tehlikesini Müslümanlara hatırlatıp durdum; bugünlerde Filistinli bacı ve kardeşlerimize karşı saldırılarını artırmış durumda. Bilhassa Güney Lübnan'da; Filistinli savaşçıları ortadan kaldırabilmek için evleri teker teker bombalıyorlar. Ben bütün Müslüman devletler ve dünya Müslümanlarından bu gasıp ve destekleyicilerinin ağzının payını verme amacıyla birleşmelerini istiyorum. Keza bütün dünya Müslümanlarına; Filistin halkı için kader belirleyici olabilecek olan ve Kadir günlerinden de sayılan mübarek Ramazan ayının son Cuma gününü ‘Kudüs Günü’ olarak seçip bu günü Müslüman Filistin halkının kanuni haklarını destekleme konusunda dünya Müslümanlarının milletlerarası dayanışma günü olarak belli program ve merasimlerle geçirmeyi öneriyorum. Allah Teâlâ'dan Müslümanları küfür ehline galip kılmasını dilerim.''

Böylece Ramazan ayının son cuması Uluslararası Dünya Kudüs Günü olarak duyarlı Müslümanlar tarafından, vazifelerini eda etmek için sokaklarda ve meydanlarda Filistin halkının yanında olduklarını göstermek amacıyla ve onların kanuni haklarını savunmak adına yürüyüşler yapılmaya başlandı.

İmam Humeyni'nin bu önemli ve tarihi çıkışı, evvela Filistin meselesini yaşatmak ve Müslümanların ve İslam ülkelerinin dikkatini Siyonizm tehlikesine çekmek ve ikinci olarak da bazı Arap rejimlerin uzlaşmacı ihanetlerine karşı İslami onur ve basireti yansıtmak açısından önemliydi. Gerçekte İmam Humeyni’nin Dünya Kudüs Günü'nü ilan etmesi ve bu ilanın diğer birçok İslam ülkesi tarafından benimsenmesi, Filistin'i bir anda İslam dünyasının en önemli meselesi haline getirdi.

 Allah Resulü (s.a.a) şöyle buyuruyor: Beş şey kalbi öldürür ve imanı zayıflatır: Aşırı yiyip içmek, çok gülmek, çok uyumak, çok konuşmak, çok kederlenmek ve haram yemek.


İnsanın kalbi, Allah’ın muhatabı olarak hakikatleri kabullenmelidir. Eğer insan bu sorumluluğa olumlu yönde cevap vermezse, kalbi ölecek ve kemale doğru ilerleyeceğine aksi yönde ilerleme kat edecektir.

İnsanın kalbi, işlemiş olduğu günahlar sayesinde mühürlenmeye sebep olacaktır ve böylelikle insan İlahi nimetlerden mahrum olacaktır.

Terim olarak ele alacak olursak, Kur’an kültüründe insanın hakikatini, kalbi oluşturmaktadır. Yani insanın hakikati, kalbidir.

Kalpten maksat; insan bedeninde bulunan ve kan pompalamaya yarayan et parçası değildir. Aksine kalpten maksat; insanın ruhu ve nefsidir.

İşte bundan dolayı Kur’an-i öğretilerde kalbin zinde olması, hastalıklardan arınmış olması ve kalbin ölmesi gibi konular üzerinde tekit edilerek durulmuştur.

Aşağıda okuyacağınız makalede, yazar kalbin ne olduğu, taş kalpli olmanın nedenleri ve kalbin ölmesi gibi konuları açıklamaya çalışmaktadır.

Kalp Nedir

Arapça ’da ‘‘kalp’’ Farsça ’da ise ‘‘del’’ kelimesi birkaç farklı manada kullanılmaktadır.

Burada bizim üzerinde durduğumuz kalp kelimesinden maksat; insanın hakikatini oluşturan kalptir.

Filozoflar kalpten maksadın ‘‘Nefs-i Natık-e’’ olduğunu kabul etmektedirler. Kur’an öğretilerinde ise kalpten maksat; insanın ruhu ve nefsidir.

İşte insan bu kalbi sayesinde hayır ve şerri ayırt edebiliyor, iyiyi ve kötüyü teşhis edebiliyor, Kur’an’ın bahsettiği kalpten maksatta budur. Bkz: Keşfi ıstılahatı el-funun ve el-ulum, c2, s 1334-1335, (el-Kalp); Lügat name, c 11, s 15585-15586, (Kalp) ve manendi anha.

İnsan kalbinin özellikleri

Daha öncede söylediğimiz gibi insan kalbinden maksat; yani insanın hakikatidir; zira Allah Teâlâ insan bedenine ruh üflemiştir.

(Hicr ayet 29; Sad ayet 72; Secde ayet 9) ruh, Şems suresinde ki 7. ayet-i kerimeden 10 ayet-i kerimeye kadar, nefs olarak tanıtılmaktadır. Zira ruh mücerret bir varlıktır.

İşte sırf bundan dolayı Kur’an-i öğretilerde kalp yerine bazen akıl, bazen nefs ve bazen de sadr kelimesi kullanılmaktadır.

Kalbin Ölmesi

Yukarıda da bahsettiğimiz gibi kalpten maksat; insanın hakikatidir. Allah Teâlâ dışında tüm varlıklar, bir şekilde ölümü tadacaktır. Allah Teâlâ her daim hay ve kayyumdur zira hayat Allah’ın zati sıfatlarındandır yani Allah’ın sıfatları aynı zamanda Allah’ın zatıdır.

Bu arada insan da ölümü tecrübe edecektir ve bu tecrübe farklı şekillerde gerçekleşecektir. Elbette her şeyin ölümü o şeye has bir şekilde olacaktır. Zira insanın ölümü yani; insanın içinde bulunduğu bir haletten, başka bir halete intikal etmesidir.

Bu intikal kemal ve nakıs cihetinde gerçekleşmektedir. Yani biz ölümden bahsettiğimizde; bir şey üzerinde hal ve durumların değişmesi demektir, yani ya kemal noktasında veyahut ta nakıs noktasında.  

Ölüm hayat karşısında yer aldığından dolayı, ölümü mutlak manada hayır olarak düşünemeyiz; zira mutlak manada ki hayır, hayattır. Ölüm Allah’ın yaratmış olduğu bir varlıktır (Mülk / 2) akrep kendisi için mutlak manada hayırdır, ama diğer varlıklar için mutlak manada şer olabilir.

Elbette bu hayır ve şer diğer varlıklara nispetle mutlak manada hayır ve şer değildir zira bazıları ölüm sayesinde yok olduğu gibi bazıları da ölüm sayesinde kemale ulaşmaktadır. Gerçekte her ölüm aynı bir yılanın deri değiştirmesi gibidir. Bu bağlamda bazı deri değiştirmeler nakıs olmaya yöneliktir fakat bazı deri değiştirmeler ise kemali elde etmektedir. İnsan ve Cin’de ise bu şekilde değildir zira ölüm, insanın nefsinin sahip olmuş olduğu şartlar dahilinde hayra da şerre de yönelik olabilir.

Her hâlükârda Kur’an’a göre «کل نفس ذائقه الموت؛ tüm canlılar ölümü tadacaktır. (Enbiya / 35 ve Enkebut / 57) gerçekte insan ölümü tadıyor, ölüm insanı değil. İnsan ölüme doğru gitmektedir aynı balı ve zehri tattığı gibi, ölümü de tadacaktır.

İnsanın nasıl yaşantı seçip ve nasıl bir şekilde ölümü tecrübe edeceği, insanın kendisine bağlıdır. Eğer bir insan hayatı boyunca yaşantısını bala çevirirse, ölüm onun için baldan daha tatlı olacaktır ama hayatını acı bibere çevirmişse, ölüm de onun için acı biber kadar acı ve yakıcı olacaktır.

İnsan kendi yapmış olduğu ameller, söylemiş olduğu sözler ve davranışlar sayesinde, kendi kalbine ölümü yâda hayatı tattırır. Allah Teâla, Kur’an’da insanın Allah’a olan inancı, imanı ve İslami öğretilere olan bağlılığı sayesinde kendi kalbini öldürebileceğini de zinde edebileceğini de belirtmiştir.

Kalbin Kararmasının Nedenleri

Kur’an ayetlerinde birçok kez insanın dünyada imtihan ve belalara duçar edilerek, sınandığı ve bu sayede batınını ve hakikatini güçlendirdiği belirtilmektedir. (Enkebut / 2 ve 3)

İnsan kendi hakikatini belli etmesi için kalbide her daim imtihan ve sınava tabi tutulmaktadır. (Hucurat / 4; Ali İmran / 154) zira daha öncede söylediğimiz gibi insan hakikatinin bir diğer adı da kalptir.

İnsanın kalbi, Allah’ın muhatabı olarak hakikatleri kabullenmelidir. Eğer insan bu sorumluluğa olumlu yönde cevap vermezse, kalbi ölecek ve kemale doğru ilerleyeceğine aksi yönde ilerleme kat edecektir.

İnsan eğer günah işlerse, kalbine bir mühür ve bir kilit vurulur, netice itibariyle insan ilahi nimetlerden mahrum bırakılır. (Bakara / 88)

Aşağıda sayacağımız faktörler insanın kalbinin kararmasına neden olmaktadır:

1-Alay etmek: İnanan mümin kimselerin akait, düşünce ve amelleriyle alay etmek, kalbin kararmasına neden olmaktadır. ( Bakara / 10-14; Müddesir / 30 ve 31)

2-İftira atmak: Mümin ve inanmış insanlara iftira atmak, kalbin ölmesine neden olmaktadır. (Bakara / 8-13; Enfal / 49)

3-Aşırı yiyip içmek: Allah Resulü (s.a.a) şöyle buyurmuştur:

: یا علی، من اکل شبعا علی شبع مات قلبه، و فسد لحمه، و یخاف علیه المرض؛

Ey Ali, her kim tok olduğu halde yiyip içmeye devam ederse kalbi ölür, eti fasit olur ve hastalığa duçar oluverir.

Allah Resulü (s.a.a) aynı şekilde yine şöyle buyuruyor: Ey Ali, Beş şey kalbi nurlandırır: Tevhit suresini (İhlas suresi) çok okumak, az yiyip içmek, Alimlerle oturup kalkmak, çöl tohumları ve taneleri yemek ve gece namazı kılmak.

4-Beş amelde ifrat etmek (Haddi aşmak): Allah Resulü (s.a.a) şöyle buyuruyor: Beş şey kalbi öldürür ve imanı zayıflatır: Aşırı yiyip içmek, çok gülmek, çok uyumak, çok konuşmak, çok kederlenmek ve haram yemek. (Şeyh Saduk, Men La Yahduruhu’l-Fakih, tashih Ali Ekber Gaffari, c 4, s 352.

Elbette İslam dini Müslümanların her daim güler yüzlü olmalarını tavsiye etmiştir. Zira Kur’an’ı Kerim, Hz. Süleyman (a.s) hakkında şöyle buyuruyor:

فتبسم ضاحکا من قولها؛

Süleyman, onun sözünü duyunca hafifçe güldü. (Neml suresi / 19)

Allame Tabatabai konu hakkında şöyle yazıyor: Gülmenin en az miktarı tebessümdür, eğer cümle içinde her iki kelime de kullanılırsa, mecazi manada kullanılmış demektir, yani tebessüm edenin tebessümü gülmeye yakın bir hadde demektir. (El-Mizan, Neml suresi 19. Ayet-i kerimenin tefsiri)

Elbette Kur’an’ı Kerim’de Hz. İbrahim’in (a.s) eşi Sare’nin güldüğü işlenmiştir, buda gülmenin caiz olduğunu göstermektedir. وامراته قائمه فضحکت:Karısı, ayakta durup sevincinden gülmedeydi ki (Hud suresi / 71)

Her hâlükârda gülmenin hiçbir sakıncası yoktur, sakıncası olan gülme çeşidi hadislerde de açıklandığı üzere çok aşırı gülmektir. Zira çok aşırı gülmek kalbin ölmesine sebep olmaktadır.

5-Haram yemek: Allah Resulü (s.a.a) şöyle buyuruyor: Her kim şüpheli şeyler yerse, dini onun için şüpheli olur ve dininde şek ve şüpheye düşer, kalbi kararır ve her kim de haram lokma yerse, kalbi ölür dini eskilir ve yakini zayıflar.

Allah Resulü (s.a.a) aynı şekilde başka bir yerde şöyle buyuruyor: Her kim helal lokma yerse, dini sefa bulur, kalbi yumuşar ve gözleri ilahi alçakgönüllüğe erişir ve duasının kabul olması için herhangi bir engel bulunmaz ve duası kabul olur.

Allah Resulü (s.a.a) yine bu konu hakkında şöyle buyuruyor: Zalimin nişanelerden biri de şudur ki; yediği lokmanın helal mi yoksa haram mı olduğuna dikkat etmez. ولا یبالی من این یاکل.(Şeyh Saduk, Men La Yahduruhu’l-Fakih, tashih Ali Ekber Gaffari, c 4, s 352.

Türkiye cumhurbaşkanı Erdoğan, Trump’ın “İran Ortadoğu’yu dengesizleştiriyor” söyleminden dolayı "Ben de varım" dercesine ve Trump ile Vahhabi hunhar Suudi krallık rejimine şirin gözükmek için, İran İslam cumhuriyetini "Pers yayılmacılığı"yla suçlayıp iftira atıyor.


Erdoğan burada ikili oynamaktadır.


Ehlibeyt (a.s) Haber Ajansı ABNA - Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Porteki̇z RTP kanalına verdiği mülakatta, Amerika'nın Rakka operasyonunu PYD/PKK ile gerçekleştirme kararını ve ısrarını, Türkiye ile AB ilişkilerini, Suriye krizini, Irak sorununu, Katar ve Suudi krallık rejimi arasındaki çekişmeyi, NATO'ya bağlılığı, sözde DAEŞ ile mücadele sürecini, Fetullah Gülen Terör örgünün askeri darbesi iddiasını değerlendirdi. 

Erdoğan ayrıca İran İslam cumhuriyetine karşı mantık dışı ve kardeşlik ve komşuluk ilkeleriyle çelişen bir şekilde suçlamasını ve iftiralarını sürdürdü. Erdoğan liderliğindeki AKP hükümeti, BOP uzantısı olarak İslam ve Arap ülkelerine karşı yıkıcı ve saldırgan politikalarını sürdürmektedir. Irak'ta DAEŞ'i mücahit ve Şii hükümetin zulmüne karşı Sünni öfkesi olarak nitelendiren ve destekleyen Terörist Tarık Haşimi ile DAEŞ müttefiki olan ve Şiileri Kuzey Irak'ta katliamdan geçirme suçu işleyen Esil Nucefi ve Nuceyfi Kardeşlere kucak açan ve onlara kordiplomatik haklar tanıyan, Irak ve Suriye'yi yıkıma ve terörizmle katliama kurban eden Erdoğan'ın tescilli müdahaleleri ve yardım ve yataklığıdır.
Erdoğan sürekli Amerika'yı Irak ve Suriye'ye müdahale etmeye ve TSK'yi bu ülkelere karşı kullanmaya çağırdı. Ancak Barack Obama, bu çağrılara itibar etmeyince Amerika hükümetini hafif dozlarda eleştirmeye başladı. Erdoğan ve yandaşları, Amerika'nın İran ile nükleer anlaşma imzaladığı ve Irak ile Suriye'de İran ile anlaştığını ileri sürerek, İran'ın etkisiyle mücadele edilmesi gerektiğini belirtip, Vahhabi Suudi krallık yönetimi ve Siyonist İsrail rejimiyle derin ve karanlık ittifaklar kurdu. Türkiye'nin İsrail'e ve İsrail'in de Türkiye'ye ihtiyacı olduğunu vurguladı. Zira, Suriye ve Irak'ta selefi Vahhabi tekfirci teröristler, DAEŞ ve Nusra Cephesi ve İslam ordusu, fetih ordusu gibi en vahşi ve hunhar terör örgütleri imha edilirse, İran, Irak, Suriye, Lübnan ve Hizbullah ile Filistin'den oluşan anti Siyonist ve antiemperyalist cephe ve eksen, BOP karanlık plan ve fitnesini etkisiz hale getirecek ve Filistin topraklarıyla Suriye'nin Golan tepeleri ve Teberya gölü de terörist İsrail rejiminin işgalinden kurtarılabilecek. Bu nedenle Erdoğan hükümetinin BOP eşbaşkanlığı ve Siyonist rejimin gayri meşru varlığı, tehdit edilecek. Erdoğan işte bu yüzden ırkçı İsrail rejimi ile karşılıklı olarak bir birlerine ihtiyaç duyduklarını vurgulamaktadır.
Erdoğan aşırıcı sağcı, ırkçı ve İslam'ın azılı düşman'ı Trump iktidarına umut bağladı ve Trump'un Suriye'de güvenli bölge kurma teklifinden dolayı büyük bir sevinç duymaya, bu konuda Türkiye'nin Amerika'nın emir kulu olacağını ve birlikte Suriye girebileceklerini, bu konuda Amerika ile müzakerelerini sürdürdüklerini söyledi. Nitekim Erdoğan Portekiz kanalına da verdiği demecinde, " Amerika gibi güçlü bir devlete PYD/PKK gibi bir terör örgütüyle beraber hareket etmek yakışır mı? Bunu kendilerine söyledik. Amerika’nın PYD’ye ve YPG’ye yaklaşım tarzı şık değil". Dedi. Erdoğan görünüşte Amerika'yı terörizme destek vermekle suçluyor. Ancak Türkiye'nin bütün askeri üslerini Amerika'nın hizmetine açmıştır.
Türkiye cumhurbaşkanı Erdoğan, Trump’ın “İran Ortadoğu’yu dengesizleştiriyor” söyleminden dolayı "Ben de varım" dercesine ve Trump ile Vahhabi hunhar Suudi krallık rejimine şirin gözükmek için, İran İslam cumhuriyetini "Pers yayılmacılığı"yla suçlayıp iftira atıyor.
Erdoğan burada ikili oynamaktadır. Haleb'in tekfirci teröristlerden temizlenmesi ve bütün komploların etkisiz hale getirilmesi ardından Erdoğan'ın duyduğu öfke ve hıncı henüz yatışmamıştır. Erdoğan Haleb'in kurtarılmasından dolayı Astana barış sürecine katılma zorunda kaldı; ancak İran ile Rusya ve Suriye'nin birleşik cephesini dengelemek için Amerika ve Suudi krallık rejimiyle Katarı da Astana Sürecine katmaya çalışmaktadır. Nitekim, "Amerika da burada yerini alsın. Suudi Arabistan da burada yerini alsın. Beraber bu çalışmaları sürdürelim." Diyor.
Erdoğan Hükümeti İran ile yapıcı bir rekabet geliştirmek ve hayır işlerde yarışmak yerine, İran'a iftira atıp, rant sağlamaya çalışıyor. Ancak günümüze kadar, bu sarsıcı politikalarında büyük bir hezimete uğramaya rağmen hala ders almamışa benziyor. Nitekim şöyle diyor: Türkiye’nin bölgede İran’la ayrı düştüğü konuların yanı sıra, ortaklıkları da vardır. Bölgede İran’sız bir Irak ve Suriye meselesini çözemezsiniz. Nitekim Suriye'deki rejim İran’la çalışıyor. İran’ın mezhebi noktadaki yayılmacılığında İran ve Suriye bir alandır. Ama ben bu yayılmacılığı mezhebi yayılmacılıktan öte bir Pers yayılmacılığı olarak görüyorum. Bu Pers yayılmacılığını da tabii doğru bulmuyorum .
Erdoğan bu iftiralarla Arap dünyasını milliyetçi duygularla İran'a karşı kışkırtabilir ve Suudi krallık rejiminin ekmeğine yağ sürebilir. Ancak İran "Fars Milliyetçisi" olmadığı gibi Türk, Fars ve Arap milliyetçiliğini, insanlık ile İslam dışı gericilik olarak tanımlıyor. Avrupa medyasına da, Fars milliyetçiliği yayılmacılığı silahını kullanması da yanlış adrese verilen bir söylemdir ve Avrupa bu konuda kışkırtılamaz, üstelik bir anlam da ifade etmez. /
Seyid Ali Gaemmagami

İslam İnkılabı Rehberi Imam Seyyid Ali Hamanei, mübarek Ramazan ayının 23. gününde Devrim Muhafızları, ordu ve emniyet güçlerinin şehit aileleriyle Kutsal Türbe Savunucuları ve istihbarat güçlerinin şehit ailelerini kabul etti.

İnkılap Rehberi bu görüşmede, “Sahip olduğumuz İslami İnkılap, baştan beri sulta düzeninin düşmanlığıyla karşılandı. ABD’de yeni iktidara yükselen kişinin boş laflarına aldırmayın. 40 yıla yakın bu tür laflara şahit olduk, ancak hiçbir halt yapamadılar. Büyük bir ağaca dönüşen bu fidanı daha küçücükken yerden sökemediler şimdi ise bunu yapmaya daha güçsüzler” beyanatında bulundu.

Imam Hamanei sözlerine şunları da ekledi: İslami düzeni değiştirmek istediklerini söylüyorlar. Zaten bunu her zaman istediler, fakat her seferinde de kafalarını taşa çarpıp yenilgiye uğradılar. Bundan sonrası da hep böyle olacak, zira İran milleti buna izin vermeyecektir. Arbede yaşatmayı planlayan bu yeni siyasetçilere karşılık verilirse daha o zaman akıllarını başlarına toplamaya çalışacaklar.

İslam İnkılabı Rehberi son olarak şu ifadelerde bulundu: İslam Cumhuriyeti, tüm gücüyle onların karşısında duruyor. Bundan sonra da hep böyle dimdik duracaktır. Bunu dost da düşman da iyi bilmelidir. İran’ın onlara karşı direneceğinin farkına varmalıdırlar ve bunu da unutmamaları lazım ki onlar bize tokat atamazlar, biz onlara tokat atabiliriz.

Amerikan Senatosu İran’a yeni yaptırımlar içeren yasa tasarısını onayladı.
 
Bu tasarı öncelikle Amerikan meclis üyeleri tarafından teyit edilmesi ve daha sonra nihai onay için Amerikan başkanının imzası gerekmektedir.

Tasarının ayrıntıları

Amerika’nın sesi hazırladığı rapora göre; bu tasarıya göre eğer senatoda onaylanırsa Amerika Devleti 90 gün içerisinde İran’ın füze geliştirme programı karşıtı tasarıyı onaylaması gerekir.

Aynı şekilde tasarıya göre; İran İslam Devrim Muhafızları da yaptırımlardan nasibini alacak ve doğrudan etkilenecektir. Tasarının onaylanması ile Devrim muhafızları ilk kez yaptırıma maruz kalacak.  Amerika daha önce 2007 yılında Kudüs Gücü İslam Devrim Muhafızlarına ambargo uygulamıştı.

İran’ı istikrarsızlaştırmak için uygulanan yaptırımları üç başlık altında görmekteyiz:

Balistik füze için uygulanan yaptırımlar:  Bu tasarı çerçevesinde, İran balistik füze programına bağlı bireyler ve bu bireylerle anlaşanları hedef almaktadırlar.

Yeni terörizm yaptırımları: ilk kez İran İslam Devrim Muhafızlarını terörizmi desteklediğine dair suçlamalarda bulundu.

Silah ambargosunun uygulanması: Eğer bu tasarı kanunlaşırsa, İran’a; parça, tamir ve tank transferi, zırhlı araç, yüksek kalibreli silahlar, savaş uçakları, saldırı helikopterleri, gemi, füze ve füze sistemleri temin noktasında rol alan tüm kişiler, cumhurbaşkanı tarafından yaptırıma maruz kalacak ve sahip oldukları mallara el konulacaktır.

Amerika Dışişleri eski Bakanı John Kerry, daha önce Tweet’te yazdığı mesajda Amerikalı milletvekillerinde İran’a yapılacak yaptırımların artırılmasından uzak durulması gerektiğini belirtmişti. Kerry, İran’a karşı yapılacak yaptırımların onaylanmasının Nükleer Anlaşmayı ihlal edebileceği hususunda uyardı.   

14 Haziran’da Amerika Birleşik Devletleri Senatosunda, Rusya’ya yapılan yaptırımların yanında İran’a yapılan yeni yaptırımlarda eklendi. Senatörler, geçen Amerikan seçimlerine Rus müdahalesinden ötürü ve aynı şekilde dünyanın farklı noktalarındaki saldırı eylemlerinden dolayı Moskova aleyhine yapılan yaptırım tasarısını onayladılar.

Beyaz Saray’da daha önce, Tahran ve Moskova’ya yapılacak olan yaptırımlara karşı başkanının tutumunu açıklamakta henüz hazır olmadığını ve daha fazla bilginin daha sonra ilan edileceğini duyurdu.

İndipendent gazetesi, Amerika terörizmle mücadele ulusal merkezinden naklen, bugün dünyada vuku bulan terör olaylarının %82 ila %97’sini müslümanlar oluşturmaktadır.
 
 
İngiltere’de yayınlanan İndependent gazetesi Cuma günü bu yayınladığı bir raporunda, “IŞİD ve öteki terör örgütleri acaba daha ne kadar Müslüman öldürmelidir ki dünya İslam’ın terörizmle hiç bir ilişkisinin olmadığını anlayabilsin? diye sordu.

Kabil, Bağdat ve İngiltere’nin Menchster kentindeki son terör olaylarına temas eden İndependent, niçin hiç kimsenin Afganistan ve Irak’ta IŞİD terör örgütü cinayetleri kurbanları için bir dakikalık bile sessizlik ilan etmediğini sorarak, Müslümanların büyük çoğunluğunun bugün IŞİD’i kınamanın yanı sıra hatta ona karşı mücadele bile başlatmış bulunduklarını ama ne yazık ki tüm bunlara rağmen Müslümanların halen terörizmle suçlanmakta olduklarını yazdı.

İndependent ayrıca İngiliz işçi partisi genel başkanı Korbin’in, terörizmin batının başka ülkelere askeri müdahalesi ardından ortaya çıktığı yolundaki açıklamalarına temas ederek, İngiltere halkının son terör olayları da dikkate alarak şimdiye kadar terörizmle mücadele metodunun hiç bir sonuç vermediğini yüksek sesle haykırmaları ve 8 Haziran seçimlerinde bu gerçeği göz önünde bulundurmaları gerektiğini bildirdi.