کارگر

کارگر

İran'ın Irak ordusuyla birlikte orta doğuda artan rolü hakkında uzmanlar Amerika'nın bölgedeki stratejisinin İran'a bağlı olduğunu söylüyorlar.

New American haber sitesi, "İran'ın bölgedeki günden güne artan rolü, Amerikalı ve Arabistanlı makamları kaygılandırıyor" başlıklı haberinde, Amerika'nın orta doğudaki siyasetini eleştirdi.

New American haberde "İran destekli yarı askeri Şii birlikler IŞİD'e karşı mücadelede seçkin bir rol oynadıkları gibi İran'ın Irak'taki artan nüfuzu Washington ve Riyad için bir uyarıdır" sözlerini kullandı.

Amerika Genel Kurmay Başkanı Martin Dempsey, geçen hafta senatonun silahlı kuvvetlere yardım komitesinde yaptığı konuşmada "Tikrit'teki Irak güçlerinin üçte ikisi İran destekli Şii kuvvetlerdir" dedi.

John McCain de benzer bir toplantıda "Aslında İran, savaşı eline almış durumda. Bu bir gerçektir. Biz bunu yakından görüyoruz."

Bu Amerikan sitesi Komutan Kasım Süleymani'nin gönüllü halk milislerinin oluşumunda ve Irak kuvvetleriyle IŞİD'e karşı yürütülen mücadelede faal ve etkili rolüne de değinerek şunları yazdı: "Herşey, ABD'nin sanki, onu hayranlıkla izlediği İranlı generalin elinde. Onun adı Kuds birliklerinin başı General Kasım Süleymani'dir."

New American, bu İranlı generalin daha önce Amerika tarafından iki defa terörist ilan edildiğini belirterek "Süleymani, Amerika'nın Irak'taki kayıplarının yüzde yirmisinden sorumlu görülüyordu" dedi.

İran Ajansının haberine göre, Kuveyt Meclis Başkanı El-Merzuk el-Ghanem ile görüşen İran İslami Meclisi Başkanı Ali Laricani, iki ülke arasındaki derin ve tarihi ilişkilere dikkat çekerek, İran’ın Kuveyt ile olan ilişkilerini geliştirmeye büyük önem verdiğini belirtti ve “İki ülke parlamentosu arasındaki ilişkiler, iki halk arasındaki tarihi ilişkilerin göstergesidir. İran ve Kuveyt arasındaki deneyim alışverişi, tüm alanlarda yapıcı etkiler yaratacaktır. Ama öte yandan iki ülke arasındaki ticari ilişkiler, siyasi ve meclisler arasın ilişkiler düzeyinde değildir ve bu neden ile her iki ülke, çıkarlar doğrultusundaki tcari ilişkilerin gelişmesi için çaba göstermelilerdir” dedi.

Bölgedeki terör ve aşırıcılık sorunlarına da dikkat çeken Laricani, “Bölgenin günümüzdeki durumlarında birçok karmaşa yaşanıyor ve bölgede belirlenen terörizm, ülkeler arasındaki sorunları tetikliyor. Son yıllarda terör ile gerçek anlamda mücadele edilmediği gibi, terörün belirgin bir şekilde arttığı görüşündeyiz. Örnek olarak, Afganistan ve Irak’a saldıran ABD, terör sorununu azaltmayı başaramadı. Bu neden ile de terör ile mücadele konusunda farklı çözümler belirlenmesi ve yabancı ülekelri bölge içerisindeki müdahelelerinin kesilmesini sağlamak gerekmektedir” dedi.

İran’ın hiçbir bölge ülkesi için her hangi bir tehdit yaratmadığı ve yaratmayacağını belirten Laricani, “İran, sizlerin de deneyimine sahip olduğunuz gibi, hiçbir zaman bölge ülkeleri için tehdit yaratmamıştır. Kuveyt, bazı nedenlerden dolayı İran-Irak savaşında Irak ile işbirliği yaptı. Ama tüm bunlara rağmen İran, Irak’ın Kuveyt’e yaptığı saldırılar zamanında Kuveyt’in yanında durdu. İran, her zaman ülekeler arasında barış çerçevesinde yaşanması gerektiği ve hepimizin kardeş olduğuna inanıyor. İslam Devrimi’nin 36 yıllık yaşamı boyunca, hiçkimse İran’ın tek bir tehlike yarattığını iddia edemez ve bu, İmam Humeyni’nin İslami ülkeler arasındaki birliğe verdikleri önemden kaynaklıdır” dedi.

Ray-ül Yevm Gazetesi Siyonist rejim uzman ve bilirkişilerinden naklettiği haberde şöyle yazdı: İran’ın yeni taktik ve kabiliyetlere sahip ‘‘Sumar’’ adlı füzesi İsrail’i menziline almış durumda. Füzenin menzilinin duyurulması İran siyasetinin göze çarpar bir şekilde değişikliğe gidileceği haberini veriyor.

İran Devlet Televizyonu Haber Kanalı ‘‘IRINN’’in verdiği habere göre, Siyonist ‘‘Yedioth Ahronoth’’ gazetesi ‘‘Sumar’’ füzesi hakkında verdiği haberde, füzenin olağanüstü özellik ve kabiliyetlerine değindi. Gazete ‘‘Sumar’’ füzesinin düşük İrtifâ’da 100 metreye kadar inerek hareket ettiğini ve radara yakalanmadığını, yüzlerce kg ağırlığında patlayıcı madde taşıyabildiğini, hızının saatte 800 km, uzunluğunun ise 6 metreye vardığını ve nükleer başlıklı balistik bir füze olduğunu yazdı.

 Ray-ül Yevm Gazaetesi’nin ‘‘Sumar’’ füzesi hakkındaki haberi:

Ray-ül Yevm Gazetesi, İran’ın yerli yapım ‘‘Sumar’’ füzesinin Rusya’nın sahip olduğu ‘‘Kh 55’’ füzesine benzerlik teşkil ettiğini belirterek şunları yazdı: ‘‘Tal Inbar’’ adlı Siyonist füze uzmanına göre, İranlılar geçmişte ispatladıkları gibi Silah sistemi simülasyonu ve üretiminde çok büyük yeteneklere ve kabiliyetlere sahipler, tüm bunlar insanı İran’ın böyle bir füze geliştirdiğine inanmak zorunda bırakıyor.

‘‘Tal Inbar’’ Uzay Stratejik Araştırmalar Enstitüsü İHA Merkezi Başkanı ‘‘Fisher Hrtzylya’’ın ‘‘Sumar’’ füzesinin bombardıman uçaklarından dahi fırlatabileceğini söylediğini aktardı. İran ‘‘Sumar’’ füzesini fırlatabilmesi için ‘‘Sukhoi 24’’ bombardıman uçağına sahip. İran’ın geliştirdiği yeni teknoloji ‘‘Sumar’’ füzesini, karadan ve denizden de fırlatma imkânı sağlıyor.

Sumar Cruise Füzesi

Siyonist rejim kanal 10 televizyonu askeri uzmanlarından ‘‘Alun Ben David’’ şunları söyledi: İsrail bu tür füzeleri etkisiz hale getirmenin yollarını arıyor, İsrail Ordusu 2015 veya 2016 yılının başlarında bu güce ulaşacak.

Şayet ‘‘Sihirli Değnek’’ füze sistemi uzmanlarından olan şahsın bahsettiği çalışma, ABD ve Siyonist rejim arasında ortaklaşa yürütülen kısa menzilli Cruise füzelerini takip ve imha etme projesi olabilir.

Siyonist rejimin sahip olduğu füze imha sistemi “Hyts” İran’ın ‘‘Şahap 3’’ balistik füzelerini engellemek ve imha etmek için geliştirilmiş bir füze savunma sistemidir, ancak ‘‘Şahab 3’’ füzesi, ‘‘Sumar’’ füzesinden daha düşük irtifada ve daha hızlı hareket edebilen bir füze sistemidir. Siyonistler resmi açılamalarında “Hyts” füze savunma sistemi üzerinde yapılan tüm denemelerin başarısızlıkla sonuçlandığını itiraf ediyorlar.

Askeri alanda siyasi uzman olan ‘‘Alun Ben David’’ şunları söylüyor: İranlıların yayımladığı fotoğraflara bakılacak olursa ‘‘Sumar’’ füzesinin benzerlerine oranla 200 kg’dan daha küçükbaşlıklar taşıyabileceği anlaşıyor bu da ‘‘Sumar’’ füzesinin nükleer başlık taşıyamayacağını gösteriyor. Fakat ‘‘Sumar’’ füzesi “GPS” cihazı sayesinde uzaktan kontrol edilebiliyor buda hedefi başarılı bir şekilde vurmasına yardımcı oluyor.

‘‘Alun Ben David’’ açıklamasının sonunda şunları ekledi: ‘‘Sumar’’ füzesi uzun menzilli ve hedefini şaşmadan vurabilen özelliğe sahip, ancak bir evi vurabilecek kadar dakik ve net değil. Hedeften sapma ihtimali % 10’lardan daha fazla, buda İran için hayati önem taşımakta ve İran’ı Ortadoğu ve bölgedeki silahlanma yarışında önemli bir yere ulaştırmış bulunmakta. ‘‘Sumar’’ füzesinin bölgeye gelmesi, İsrail için çok büyük önem taşımakta, İsrail böyle bir füzeyle baş edebilmek için hazırlanmalı.

47 Amerikalı senatörün İran'a hitaben yazdıkları mektuba tepki gösteren ABD Cumhurbaşkanı, senatörlerden nükleer müzakerelere karışmamalarını istedi.


MHA'nın haberine göre, 47 Amerikalı senatörün İran'a yazdıkları mektubun alışıldığın dışında olduğunu belirten ABD Cumhurbaşkanı Barack Obama, dün yaptığı bir açıklamada bu süre içerisinde sadece İran ile yapılan müzakerelerin anlaşma ile sonuçlanıp, sonuçlanmayacağı konusuna odaklandığını belirtti.

Obama yaptığı açıklamada, herhangi bir anlaşmaya ulaşılması durumunda, bu haberi Amerika halkı ile paylaşacaklarını söyledi.

Beyaz Saray Sözcüsü de geçtiğimiz gün senatörlerin İran'a yazdıkları mektubun, İran ile yapılan müzakere çarkına çomak sokmak niteliği taşıdığını belirtmişti.

Joe Biden, ABD senatörlerinin mektubunu eleştirdi
 ABD Cumhurbaşkanı Yardımcısı, 47 Amerikalı senatörün İran'a yazdıkları mektubu sert bir dil ile eleştirdi.
MHA'nın haberine göre, yaptığı açıklamada kendisinin de 36 yıl boyunca senatör olduğunuhatırlatan ABD Cumhurbalkanı Yardımcısı Joe Biden, 47 senatörün mektup yazmalarının doğru olmadığı ve senatörlere yakışmadığını belirtti.

Biden bu konu ile ilgili yaptığı açıklamada, "47 senatörün 9 Mart tarihinde İran'a göndedikleri ve ABD cumhurbaşkanını bu uluslararası müzakere sürecinde güçsüzleştirmek amacı ile yazılan bu mektup, ona saygı duyduğum bir kuruluşa hiçbir şekilde yakışmadı" dedi.

17.Uzmanlar Konseyi Oturumu'nda konuşan İran Dışişleri Bakanı, nükleere müzakerelere verdiği desteklerden dolayı İran İnkılap Rehberi'ne teşekkürlerini sundu.


MHA'nın haberine göre, 17.Uzmanlar Konseyi Oturumu (Meclis-i Hübregan)'nda konuşan İran Dışişleri Bakanı Muhammed Cevad Zarif, konuşmasının başında nükleer müzakerelere verdikleri desteklerden dolayı İran İnkılap Rehberi İmam Seyyid Ali Hamanei'ye şükranlarını sundu.

Açıklamasının devamında dülmanların yürüttükleri İslamofobi ve İranofobi çalışmalarına da dikkat çeken Zarif, düşmanların özgürlük adı altında terör örgütlerine destek verdiklerini belirtti. Zarif, 47 ABD Kongresi senatörünün İran'a hitaben yazdıkları mektuba da dikkat çekerek, "Tarihte benzeri olmayan ve tamamen diplomasi dışı olan bu mektup, Amerika'nın güvenilmez olduğunu tekrar gösteriyor. Müzakereler anlaşma ile sonuçlanır, vey sonuçlanmaz ise, yine de kazanan taraf İran olacaktır. Bu yıllar içerisinde, hiçkimsenin geri alamayacağı ve Amerika'nın da itiraf ettiği büyük bir onur özgüven kazandık. Batının ise tek sermayesi, yaptırım ve BM'ye baskı uygulamaktır ki bu silahlarını İslam Devrimi'nin ilk başından itibaren kullanmışlardır ve yeni bir şey değildir " dedi.

Zarif konuşmasının devamında, "Son aylar içerisinde yapılan müzakerelerde, İran İslam Cumuriyeti'nin yapıcı diplomasının yardımı ile, bazı müzakere taraflarının görüşlerini değiştermeyi başardı. Amerika ile müzakereler, ABD Kongresi'ndeki bazı aşırıcı güçler nedeni ile zor olsa da, Allah'ın yardımı ve halkımızın desteği ile müzakerelerin iyi bir şekilde sonuçlanmasını amaçlıyoruz" dedi.

Devrim Muhafızları Ordusu Komutanı, Siyonist İsrail Rejimi topraklarının tamamının Hizbullah ve Gazze halkının sahip olduğu füzelerin menzilinde olduğunu belirtti.


Devrim Muhafizları Ordusu bilgilendirme bürosundan aktarılan habere göre, İran İslam Cumhuriyeti Devrim Muhafızları Ordusu Komutanı General Muhammed Ali Caferi, Ramhormoz şehrinin şehitlerini anma merasimini anma merasiminde yaptığı konuşmada, Filistin’de işgal olunmuş toprakların tümünün Hizbullah Hareketi ve Gazze halkının sahip olduğu füzelerin menzilinde olduğunu belirtti.

General Caferi, İsrail Ordusu elinde bulundurduğu dünyanın en gelişmiş silahlarıyla, ne kadar çalışsa ve çaba gösterse de Lübnan ve Gazze sınırlarına giremediğini hatırlattı ve “Bu ne tür bir güçtür ki bölgenin en teçhizatlı ordusunu durdura bilmeyi başarmıştır? Neden Gazze’ye giremiyorlar? Bugün işgal olunmuş Filistin topraklarının tamamı Hizbullah Hareketi ve Gazze halkının sahip olduğu füzelerin menzilinde ve bu da İsrail’in düşeceği ve yıkılacağı anlamına gelmekte, zaten Siyonistler kendileri de bunu biliyor, ama hiç bir şey yapamıyorlar” diye konuştu.

 

BBC: Operasyonun adı ‘‘Zülfikar’’ Parola ‘‘Lebbeyk Ya Resulallah’’ (s.a.a) komuta eden Kasım Süleymani. Bu başarı Irak Ordusu ve Şii milisler adına tarihe geçecek.
 

 Irak Hükümeti, Devrik Lider Saddam Hüseyin’in doğum yeri olan Tikrit’i IŞİD terör örgütünden kurtarmak için geniş çapta bir temizlik operasyonu başlattığını duyurdu. Ordu birlikleri Tikrit etrafındaki birçok bölgeyi tamamen kontrolü altına aldı.

BBC Farsça, İran Devrim Muhafızları Kudüs Gücü Komutanı General Kasım Süleymani’nin opersyonu komuta etmek için Selahaddin iline geldiğini duyurdu. General Kasım Süleymaniyi taşıyan uçağın Selahaddin ili havaalanına iniş yaptığı gelen habaerler arasında.

Yerel kaynakların bildirdiğine göre, Gönüllü Şii Halk Güçleri Tikrit’e 2 km yakınlıktaki bölgeleri IŞİD terör örgütünden geri aldığını doğruladı. IŞİD terör örgütü, sivil halkı siper olarak kulanarak Tikrit’in şehir merkezine doğru geri çekilmek zorunda kaldı. Irak Hükümeti tarafından yapılan açıklamada, operasyona 30 bin kişinin katıldığı belirtildi. Irak Ordusu 3 koldan Operasyonu yürütüyor.

Irak Başbakanı Haydar Elibadi Selahaddin ilinde IŞİD terör örgütüyle savaş için hazırlık yapan askeri komutanlarla bir araya geldi. Irak Başbakanı, IŞİD terör örgütüyle işbirliği içerisindee olan Sünni kabile ve aşiretlerin IŞİD’den desteklerini çekmeleri halinde affedileceklerini duyurdu.

 Irak Devlet Televizyonu, IŞİD terör örgütü militanlarının Selahaddin ili etrafına yayıldıklarını ve Tikrit’i terkettiklerini duyurdu. Elimize ulaşan haberlere göre, Irak Ordusu ve Gönüllü Şii Halk Milisleri IŞİD terör örgütüyle savaşmak için Tikrit’e doğru ilerliyorlar.

Cumartesi, 07 Mart 2015 12:15

Garip Bir Dünya Ve Garip Bir Ülke

 Garip bir dünyada garip bir ülke olan Türkiye! Neden garip bir Türkiye diyecek olursanız kendisine üstün bir kimlik belirliyerek bir dünya devleti olarak kabul eder ve meydanlarda slogan atarak kendini dev aynasında görür.

Ama Süleyman Şah türbesini ve ordaki görevli bulunan askerleri kurtarmak için terör örgütü dediği gerilladan yardım diler. Gariplik şu ki kendini dünya liderliğine hazırlayan ve o aynada gören bir devlet IŞİD çetesinin korkusundan ecdadının mezarını korumakta olan askerini korumaktan aciz. Bir atasözü var tilki vadiyi boş görünce buranın aslanı benim der. Bu bir fırsat değerlemesi değildir belki bir hakikatın ortaya çıkmasıdır. Çünkü kibirli ve gururlu konuşmalarla aldatmış olduğu yüzde ellilik bir kitlenin meydan kabadayılarının nasıl boş bir kovan olduğunu görmesi ve tanımasıdır. Dün hakaretvari tavır takınan ve terör örgütü dediği PYD’den yardım  dilemesiyle dünya devletleri arasında nasıl bir puan alacağını düşünmek gerekir.

Evet! Bugün bu operasyonla düşmüş oldukları durumu İlahi bir ceza olarak görüyorum.

’’Her kim de, hidayet yolu kendisine iyice belli olduktan sonra, Resulullah'a muhalefet eder ve müminlerin yolundan başka bir yola tabi olursa, Biz onu döndüğü yolda bırakırız. Fakat ahirette kendisini cehenneme koyarız. Orası ne fena bir varış yeridir!’’ 4/115

Amerikancı bir Müslüman olarak meydanlarda kahramanlık taslayanların nasıl bir utanç durumuna düştüğünü herkes çok açık bir şekilde görmektedir. Yukarıdaki ayette Resul'e muhalefet ederek Amerikancı bir yol takip edildiğinden verilmiş İlahi bir cezadır.

21. Asr'a "Muhammedi  İslam"ı dünyaya yeniden tanıtan ve müminlerin yolunu açık ve net belirleyen İslam İnkılabı'nı bırakıp büyük şeytanın yolunu takip eden ve Allah’ın askerlerine şeytan diyen, alçalanları bugün ne kadar utanç duruma düştükleri görülmekte; Allah intikamını böyle almıştır.

2012 tarihinde üçgün içinde Şam’a gideceklerini ve Emevi Camii'sinde namaz kılacak olanlar Süleyman Şah türbesini IŞİD’in elinden kurtaramıyacak kadar aciz olan bir devletin kahramanlık destanı yazması yüz kızartıcı değilmi? Ama ne yazık ki hakikatleri görmeyen bu başarsız operasyona Türkiye'de yaşamakta olan insanlar alkış tutarak zafer kutlamaları yapmaları garip bir olay değilmi?

Evet! Kahraman Türk ordusu 35 yıl savaştığı gerilladan yardım dilemesi ne kadar kof olduklarına delil değilmi? Evet! Artık bir Kürt kimliğini Türkiye hükümetinin PYD’den yardım dilemesiyle varlığını imzalamıştır. Artık Kürt kimliği devlet olarak Türkiye tarafından kabul görmüştür ve yakın bir tarihte Kürt coğrafyasının belirleneceğinede bir işarettir. Çünkü düne kadar Kobane’nin düşüp hezimete uğramasını bekleyenler askerlerini ve atalarının mezarını kurtarmak için Kürt gerillasından yardım dilemesi onun gücünü kabul etmesi anlamını taşımaktadır.

Ne gariptir atalarıyla övünüp duranlar atalarının kemiklerini yakacak olan IŞİD’in elinden kurtarmak için gerillanın yardımıyla mezarını eşerek var olan çürümüş kemiklerini torbalara doldurarak kendi sınırlarına getiren ve bunun adınıda operasyon olarak övgüyle anlatanlara ve dinleyenlere garip varlıklar demek doğru bir ifade değilmi acaba? 

Karşıda hiçmi hiç bir direniş olmadığı halde şu saatte veya bu saatte düğmeye basıldı diyerek operasyon başlatılmıştır kahramanlığı gülünç değilmi?

Ey iman edeler! Şeytanın ve şeytanın müttefiklerinin adımlarını takip etmeyin çağırısını bize yapan Allah’ın davetine kulak verin, şu Amerikancı İslam'ı kullanarak sizin İslami kimliğinize zarar verenlerden uzak durun ve müminlerin gittiği yolu takip edin!..

Muhammed Avci

İran Dışişleri Bakanı, Amerikan NBC Kanalı’na verdiği röportajda, “Biz sadece tek aşamalı bir anlaşmanın peşindeyiz” dedi.


Mehr Haber Ajansı’nın haberine göre, İran Dışişleri Bakanı Muhammed Cevad Zarif, ABD Dışişleri Bakanı John Kerry ile İsviçre’nin Montrö şehrinde düzenlediği görüşmenin ardından, Amerikan NBC Kanalı’na verdiği röportajda, İran’ın kimsenin güvenini kazmak zorunda olmadığını ve kendilerinin sadece tek aşamlaı bir Nükleer Anlaşma istediklerini bildirdi.

Zarif, NBC muhabirinin, “Sayın bakan, siz bir kaç günden beri buradasınız ve yoğun bir müzakere süreci yaşanıyor, bu gelişmeler müzakerelerin tıkandığını mı yoksa ilerlediğinin bir göstergesi mi?” Sorusu üzerine,

“Tabi ki bu bizim çok ciddi olduğumuzun ve bir sonuca ulaşmayı istediğimizin bir göstergesi. Biz müzakreler sürcinde devam eden teknik görüşmelerin seviyesini yükseltmeyi önerdik ve bunun için ise bizim tarafımızdan, Atom Enerjisi Kurumu Başkanı Ali Ekber Salehi ve ABD tarafından ise enerji bakanı bu görüşmelere katıldı ve bu gerçekten çok önemli bir gelişmeydi ve bu nedenden dolayı da teknik açıdan iyi ve yararlı ilerleme katedildi. Bu tur görüşmelerde çok ilerleme sağlandı ama nihayi ve kalıcı bir sonuca ulaşmak için hala uzun bir yolumuz var” diye yanıt verdi.

Röportajın devamında, NBC muhabiri ABD içerisinden ve daha fazlasıysa İsrail ve özellikle de Netanyahu tarafından Nükleer Müzekereler sürecine baskı kurulduğunu ve İsrail Başbakanı’nın Salı akşamı Amerikan Kongresi’nde gerçekleştirdiği konuşmasında İran’a karşı ağır suçlamalar yönelttiğini sormasıyla ilgi, Dışişleri Bakanı Zarif, “Sayın Netanyahu, 1992 yılından bu yana hep İran’ın 2 veya 3 yıl içerisinde nükleer silaha ulaşacağını ve elde edeceğini iddia edip durdu, bunların en sonu da 2012 yılında BM Genel Kurulu’nda yaptığı konuşmaydı ve kendisi orada İran’ın gelecek bir yıl içerisinde nükleer bomba üreteceğini iddia etti. Sanki Netanyahu her daim İran’ın nükleer bombaya ulaşmak ve elde etmek için 1 yıllık zamanı varmış gibi göstermeye devam edecek. O haldeki biz nükleer silahların bize veya başka bir ülkeye barış getireceğine inanmıyoruz”  dedi.

Nemrutlaşan sinekler

“Sineğin biri kendini fevkalade bir şey sanırdı . Kendi kendine : “Şüphesiz ki ben bu devrin zümrüdü anka kuşuyum, benden daha üstün kimse olamaz.” derdi. Bir gün bir eşeğin sidiğinin içinde bulunan bir saman çöpüne kondu. Eşeğin sidiğini uçsuz bucaksız bir deniz, saman çöpünü gemi, kendini de kaptan sandı…
- “İşte bu bir okyanus, bu da benim mükemmel gemim, ben de dünyanın denizler aşan en büyük kaptanıyım.” diye karar verdi kendi kendine gururlandı koltuklarını kabarttı. ”
(MEVLANA)

Bazen bir hikaye ve hatta bir tek cümle koskoca bir hakikati üzerine söz söylenmeye gerek kalmayacak şekilde mükemmel olarak izah eder. Mütekebbirleşenlerin durumunu tasvir eden yukarıdaki hikayede olduğu gibi, hakikat aslında çok açık olduğundan sadece görmek isteyenlere ışık tutmak yeterli olacaktır. Gözlerini ve gönüllerini zihinleri ile birlikte karanlıklara mahkum edenlere sunulacak bu ışık, belki de dünya hayatlarını zindana çeviren bu insanların ahiretlerini nurlandırmalarına neden olabilecektir. Kendilerinde yitirdikleri özgüven ve bu özgüvensizlikten kaynaklanan aşağılık kompleksinin yarattığı çaresizlikten dolayı, yeryüzünde kibirlenerek saltanatlarını sürdüren zalimlere muhtaç olduklarını düşünen bu zayıf bırakılmışlar, zalimlerin asıl yüzlerini fark ettiklerinde belki de onların kibrinin kaynağının, zayıf bırakılmış ve kölelere devşirilmiş halkların gücü olduğunu anlayacak ve yeryüzündeki zulüm saltanatını devirip mazlumların iktidarına zemin oluşturabileceklerdir.

Bu yüzden bu devirdeki mücadelenin temelini “dostu ve düşmanı tarif” oluşturmalıdır diye düşünüyoruz. Zira düşman ya dost kılığında dolaşmakta ya da kendi gücünü Allah’ın (c.c.) gücünden daha fazla göstererek korku ile hükmetmektedir. Hem korku duvarının hem de dost maskesinin düşmesi düşmanın iyi tanınmasına bağlıdır. Ki düşmanımızın en büyük gücü ve aynı zamanda en büyük zaafı sahip olduğu kibridir. Çünkü bu kibir, gücü elinde bulunduranların iktidarlarını sürdürmek için hem kendileri gibi zulümden nemalananlarla işbirliği yapıp saltanatlarını sürdürmelerine ve en ufak bir itirazı dahi sert bir biçimde bastırmaktan çekinmemelerine neden olmakta, hem de her mütekebbir gibi “ilahlaştıklarını” düşünecek seviyeye ulaşıp azmalarına, herşeyi kontrol etme arzusuyla çırpınmalarına, bu yüzden de kimseye güvenemeyen paranoyak ve sürekli yanlışlar yapmaya başlayan kişilikler haline gelmelerine vesile olmaktadır.

Nemrut gibi “hayat veren ve öldüren benim” (Bakara 258) diyecek kadar azan mütekebbir zorbalar, “(gurur ve kibirle) kendilerine zulmederek girdikleri bağlarında (iktidar koltuklarında); bunun hiçbir zaman yok olacağını sanmam” (Kehf 35) deseler de aslında“kibirlenenlerin yeri ne kötüdür” (Nahl 29) bilmezler. Onlara “Allah’tan başka ilah yoktur, denildiği zaman kibirle direnmelerinden”(Saffat 35) ötürü “deve iğne deliğinden geçinceye kadar cennete giremeyeceklerdir”(A’raf 40) “Kibirlerini yenemeyip sırt çevirenler”(Müddesir 23) “kendilerine yasak edilen şeylerden vazgeçmedikleri için, aşağılık maymunlara”(A’raf 166) çevrilmişlerdir. Bu zalimlerin insan suretinde ortada dolaştıklarına aldanmayın, hesabın sorulacağı gün nasıl yaşadılarsa o suretle haşrolacaklarından, aralarında bolca maymun olduğu gibi türlü hayvanlar, vahşi yaratıklar ve domuzlarda peydah olacaktır elbet.

İstedikleri kadar “yeryüzünde böbürlenerek yürüsünler, ne yeri yarabilecek ne de boyca dağlara ulaşabilecek”(İsra 37) kudrete sahip olmayan ve “insanların en çok nefret edileni” (Resulullah s.a.a.) olan bu mütekebbirler, kibre kapıldıkları için “düşük” kimselerdir. (İmam Ali a.s.) Bunlar “kıyamet günü karınca suretinde haşrolunurlar. İnsanlar onları yüce Allah’a itinasızlıkları sebebiyle ayakları altında çiğnerler”(Resulullah s.a.a.) “Dünü nutfe, yarını leş olan bu mütekebbirlere şaşmak”(İmam Ali a.s.) gerekir. Tüm dünyayı ele geçirseler dahi “her nefsin tadacağı ölümden”(Al-i İmran 185) kaçışları olmayacaktır. Ve “kalplerinde kibir bulunduğu için cennete giremeyeceklerdir”(İmam Cafer a.s.)

Tüm bu ayet ve hadisler mütekebbirlerin durumunu açıklamakla ve onları bekleyen sonun ne olduğu konusunda bizlere bilgi vermekle beraber, aslında bu tür zalimlerin bu dünyadaki zulümlerinden bezmiş mazlum halklara ilahi adaletin eninde sonunda haklarını bunlardan alacağını da müjdelemekte ve eğer bu kibir sahiplerine uyup da yoldan çıkmazlar ve mücadeleden vazgeçmezlerse, bir gün karınca gibi bu zalimleri ayakları altına alıp ezeceklerini de muştulamaktadır.

Cehennemle müjdelenen bu mütekebbir zalimler, özellikle büyük şeytanın desteği ile musallat oldukları halkları, değersiz ve her türlü zulme müstehak yaratıklar olarak gördükleri için sürekli azarlamakta, ezmekte, hakaret edip onların gururunu yerle yeksan etmektedirler. Kendi burunlarından kıl aldırmamakta ısrarcı olan mütekebbir takımı, halkların şerefini ve izzetini ayaklara altına almaktan, hem dünyalarını hem de ahiretlerini berbat edecek türlü şer yolları ile halkları kendilerine el açmaya mecbur bırakmaktan çekinmemekte bu mecburiyet(!) üzerinden de saltanatlarını sağlamlaştırmaktadırlar. Bunlar hiçbir halka zerrece değer vermeyen, iktidarda oldukları halkların değil, siyonizmin mensubu olan ve güçlerini siyonist çevrelerden alan “süfyanilerdir.”

Israrla zulümleri ile halkları hissettirmeden ezen rejimleri tasvir etmek için kullandığımız “süfyani” tabirini tam anlamıyla hak eden sistemlerin, adı , sanı, mezhebi, meşrebi ne olursa olsun hizmet ettikleri mahfilleri aynı olan iktidarlarının kullandığı dile dikkat edilirse, şeytanın kibrini kimlere miras bıraktığı hakkında fikir sahibi olunabilinir. Mazlumların gözyaşları, kanları, emekleri ve çöreklendikleri toprakların tüm zenginliklerini peşkeş çektikleri büyük şeytan ve siyonist rejimin destekleri ile kurdukları kibir dağının zirvesinden halka “bakan”larla bunların “baş”ında olanların, yönettikleri insanları kendilerine ait köleler olarak gördükleri, sürekli olarak kullandıkları “benim” sözcüğüyle aşikar olmuştur. Öyleki “benim” vatanım, “benim” halkım, “benim” işçim, “benim” köylüm vb. tamlamalarla kibirlerini ikrar eden, kendilerince eksiklikleri “tamlayan”ların şerrinden nasibini almayan hiçbir kesim kalmamıştır.

“Süfyani sistemlerin” iktidarları, kendi malları olarak gördükleri vatan topraklarını kendilerinin varoluş sebebi olan siyonizme sunarken, bu toprakların asıl ve asil sahiplerine köle muamelesini reva görmekte, hakkını aramak isteyenlere “ananı da al git” diyecek kadar sevecen(!) davrandıkları için, meydanlarda sistemlerine oy toplamaktan da geri kalmamaktadırlar. Rüşvetleri bile milyar dolarları bulan bu “süfyanilerin” mal varlıklarının hesabı yapılamazken, hala halkın aldığı asgari ücrete “iyi para” diyerek göz koymaları, kibir deryasının bu “usta” yüzücülerinin halkları, asgari ücrete dahi layık görmediklerinin işaretidir de aynı zamanda. İlahlıklarını uşakları aracılığıyla ilan edecek kadar ileri giden ve “rahmetim gazabımı aşacak” demek densizliği ile kibir dağını fethetmiş bulunan “süfyaniler”, adeta halklara bakarken “siz aslında bana layık değilsiniz, ben alemlere hükmedecek ilahım” tavrını takınmakta, bağırmaktan, küfretmekten, emretmekten imtina etmemektedirler.

“Ben size izin vermeden iman mı ettiniz”(A’raf 123) diyen firavunun bugünkü torunu olan “süfyaniler”, “günah işleme özgürlüklerine(!) müdahale edilmesinden” rahatsız olurken, halkların hakkını arama, şerefli, izzetli, onurlu ve insanca yaşama özgürlüğünü hiçe saymakta, meydanlara çıkan halkların çocuklarını birbir öldürmekten adeta zevk duymaktadırlar. Nasıl ki Firavun kendi saltanatını sürdürmek için bütün erkek çocukları öldürmekten çekinmediyse, bugünün “süfyanileri” daha ileri giderek kız erkek demeden iktidarda bulundukları halkların gelecek neslinin ahlakını bozarak, hedeften uzaklaştırarak, türlü bağımlılıklara düçar ederek, manen öldürmekle iktidarlarının geleceğini garanti altına almaya çalışmaktadırlar. Zira iktidarları kibirlerinin kaynağıdır ve mütekebbirlerin bu iktidarı bırakma niyetleri yoktur. Ellerinde tuttukları dünyalıkları ve yaslandıkları büyük şeytan olmasa zerrece güçleri bulunmayan mütekebbir “süfyaniler”, kişilik olarak hiçbir değerleri ve yetenekleri olmayan, ağızları iyi laf yapan münafık olmaktan başka meziyetleri bulunmayan, halk arasında “yolda görsem selam vermem” tabirinin muhatabı varlıklardır. Kendileri de bunu bildikleri için türlü yalakalıklarla, ve ruhlarını satarak elde ettikleri gücü ve kibri kaybetmemek adına bütün zulümleri işlemekten geri durmazlar.

Adeta “Nemrutlaşan sinekler” olan süfyaniler, kendilerini dünyanın en büyük denizinde yüzen, dünyanın en büyük gemisinin kaptanı zannetseler de “sinek” olarak mide bulandırmaktan başka bir değerleri yoktur. Yine bu sinekler birgün burunlarına kaçacak bir sinek yüzünden başlarını duvarlara vura vura helak olmaktan kurtulamayacaklardır. Bizler biliyoruz ki her devrin Nemrudu’nun karşısında onun putlarını kıracak bir İbrahim bulunacaktır. Allah’a (c.c.) hamdolsun ki bu devrin, ayaklarında binlerce dolarlık ayakkabıları bulunan Nemrut soylularının karşısında da yamalı terlikle putları kırmaya gelen İbrahim’in (a.s.) nesli bulunmakta ve bu kibir budalalarının, bizlere değer diye yutturdukları dünyalıkları ellerinin tersiyle itenlerin izzete, şerefe, onura ve şahsiyete nasıl ulaştıklarını ispatlamaktadırlar.