کارگر

کارگر

Ayetullah Cafer Suphani den Mehdilik konusu ile ilgili olarak en çok sorulan bazı soruları yönelttik. Şimdi bu görüşmenin tam metnini sunuyoruz:

Son zamanlarda ülkemizde Mehdilik inancı hususunda bazı şüpheler uyandırılmaya çalışılmaktadır. Biz öncelikle şunu sormak isteriz, Mehdiliğin İslam itikadındaki yeri nedir?

Ayetullah Subhani:

Bismillahirrahmanirrahim

Şii olsun, Sünni olsun tüm muhaddisler, Hz. Peygamber sallâ’llâhu aleyhi ve alih’in ahir zamanda Mehdi adında bir kurtarıcının geleceğini bildirdiği hususunda ittifak etmişlerdir.

Sadece İbn-i Haldun, Mehdi aleyhi’s-selâm ile ilgili hadisler konusunda şüphe etmiştir. O da bir muhaddis sayılmadığı gibi hadis kitaplarından ve diğer İslami ilim merkezlerinden uzak kaldığından dolayı böyle bir düşünceye saplanmıştır. Ahmet Emin de onun görüşünü benimsemiş daha sonraları ise bu görüşten vazgeçmiştir. Sevindiricidir ki son zamanlarda sadece Şia alimleri tarafından değil Ehl-i Sünnet alimleri tarafından Mehdilik inancını ispatlayan ve çeşitli boyutlarını açıklayan onlarca kitap yazılmıştır.

Son zamanlarda yayınlanan Muntazar adlı bir dergide Ehl-i Sünnet içerisinde hatta Mekke, Medine ve Riyad’da Mehdilik inancı hakkında çıkarılan kitapların sayısının çok fazla olduğu belirtilmiştir. Ehl-i Sünnet Sahihleri, Müsnetleri ve bizim hadis kitaplarımızı inceleyen kimse Mehdilik inancının İslami itikatlarından biri olduğu konusunda şüphe edilemeyeceğini kolayca anlayabilir.

Hz. Peygamber sallâ’llâhu aleyhi ve alih ismi kendi ismi olan, Hz. Hüseyin aleyhi’s-selâm’ın evlatlarından birinin ahir zamanda zuhur edeceğini bildirmiş olmasıdır.

Ehl-i Sünnet ve Şia’nın bu inançta ayrıldıkları tek nokta şudur: Ehl-i Sünnet’in çoğunluğunu oluşturan grup Hz. Mehdi’nin doğmadığına ve ahir zamanda dünyaya geleceğine söylüyorlar, içlerinde bir grup da doğduğuna dahi inanmaktadır. Ancak Şia tamamen Hz. Mehdi’nin doğduğuna ve şu an da hayatta olduğuna inanmaktadır.

 

Bazı üniversiteli aydınlar ve düşünürler, Mehdilik konusuna deyinirken, bunu toplumsal bir kültür olarak nitelendirmeğe çalışıyorlar. Bunlar diyorlar ki, Mehdilik inancının aslı İslam dininde yoktur, bu inanç, Yahudilik ve Hıristiyanlık tarafından İslam’a sokulmuştur. Bu hususta ne diyorsunuz?

Ayetullah Subhani:

Mehdilik inancının aslı İslam’a ve İslam’dan önceki ilahi dinlere dayanmaktadır, bu sadece İslam’a mahsus bir inanç ve itikat değildir. Allah (c.c) Hz. Mehdi aleyhi’s-selâm’ın geleceği sözünü bütün ümmetlere vermiş ve ilahi kitaplarda da açıklanmıştır. Allah Teala, zulmün tamamen dünyayı sardıktan sonra verilmiş olan o sözün gerçekleşeceğini Hz. Musa aleyhi’s-selâm, Hz. İsa aleyhi’s-selâm ve bizim peygamberimiz olan Hz. Muhammed sallâ’llâhu aleyhi ve alih vasıtasıyla bildirmiştir.

Böyle bir düşünce ve inancın ortak olarak paylaşılmasının anlamı, bu inancın çeşitli ümmetlerin birbirinden ilhamla ortaya atıldığı anlamına gelmez.

Çünkü bütün ilahi kitapların kaynağı ve içeriği birdir. Fakat yolları ve açıklama şekilleri farklıdır. Bu konuda Allah Teala şöyle buyuruyor: “...Sizden her biriniz için bir şeriat ve bir yol belirledik.” Bizim inancımıza göre bütün İlahi dinler (usulde) birdirler, farklılık varsa ayrıntılardadır. Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyurulmaktadır: “İbrahim ne Yahudi, ne de Hıristiyandı; dosdoğru bir Müslümandı. Müşriklerden de değildi.” Bu ayetin ışığında diyoruz ki Hz. İbrahim aleyhi’s-selâm’ın dini, Hz. Musa aleyhi’s-selâm’ın; Hz. Musa’nın dini Hz. Muhammed sallâ’llâhu aleyhi ve alih’in dinidir. Aralarında hiç bir farklılık yoktur. Farklılık sadece şeriatlarında görülmektedir. Dikkat ederseniz dinler diye söz edilmemiş; çünkü Allah Teala bir tek din göndermiştir. O da İslam’dır. Allah Teala şöyle buyuruyor: “Hiç şüphesiz, Allah katında din, İslam’dır...”

Mehdilik inancının üç şeriatte de aynı olması, üçüncüsünün ikincisinden, onun da birincisinden almış olduğuna delil olmaz. Namaz ve zekatın bütün dinlerde olduğu gibi. Hatta hac bile bu üç dinde vardır. Bir şeyin bu dinlerde olması, birinin öbüründen aldığı anlamına gelmez.

Aksi takdirde namazın, zekatın ve haccın, Yahudilik ve Hıristiyanlıktan İslam’a girdiğini söylememiz gerekir. Böyle bir düşünceye sahip olmak, İslam’ı inkar etmek demektir. Yüce Allah, insanlığı kurtarmak için reçete göndermiş, peygamber ve elçileri de bunu açıklamakla görevlendirmiştir. Ne var ki zamana göre bu reçete biçim yönünden değişik ve farklı olmuş olabilir. İçerik açısından hepsi birdir ve asılları aynıdır.

Diğer bir konu da şudur ki, Mehdilik inancının ne zaman ve nasıl Müslümanların kültürüne yerleştiğini incelemek, metot olarak yanlıştır. Çünkü böyle bir görüşün öne sürülebilmesi için bir olayın toplumun kültürüne yerleşmekle beraber ona ait hiç bir akli ve nakli delilin olmaması durumunda bunun hangi kültürün etkisinde kalınarak ve nasıl ortaya çıkarıldığı aranılabilir. Örneğin: Ayın on üçüncü gününü halk uğursuz saymaktadır, bunun hakkında hiç bir akli ve nakli delil yoktur. İşte bu gibi konular tartışılabilir ve hakkında çeşitli varsayım ve yorumlar ileri sürülebilir ve farklı toplumsal hadiseler kaynak gösterilebilir.

Ama hakkında akli ve nakli delil bulunan bir konuda böyle bir tavır takınmak ve onun başka kültürlerin etkisinde kalınarak ortaya çıktığını söylemek yanlıştır. Ve diyebiliriz ki Hz. Mehdi ile ilgili yüzden fazla hadis ve rivayet (Sahih ve müsnetlerde) Ehl-i Sünnet tarafından nakledilmiş ve bin iki yüzü aşkın hadis de Ehl-i Beyt mektebinin temel kitaplarında rivayet edilmiştir.

Mehdilikle ilgili olarak Resul-ü Ekrem’den ve İmamlardan nakledilen yüzlerce sahih hadis olmasına rağmen bu inancın başka mektep ve dinlerden İslam’a girdiğini veya baskı altındaki halkların bir teselli kaynağı olarak ortaya çıktığını ileri sürülmek doğru değildir.

Resul-ü Ekrem buyuruyor ki: “Eğer dünyadan bir gün dahi kalmış olsa Allah Teala o günü o kadar uzatır ki soyumdan olan (Mehdi ismiyle tanınmış) evladımı göndersin.”

Bazı kişilerin hiç bir delil olmadan öne sürdüğü yorum ve tahlillerle bu akidenin toplumsal bir kültür olarak nitelendirilmesi asıl illetin bilinmemesinden doğmaktadır.

Allah Teala Kur’an’da buyuruyor ki: “Müşrikler hoşlanmasa da O dini (İslam’ı) bütün dinlere üstün kılmak için elçisini hidayetle ve hak dinle gönderen O’dur.” Acaba bu ayet açıkça İslam’ın dünyaya genel hakimiyetinin gerçekleşeceğini vaat etmiyor mu? Mehdilik inancından da temel unsuru bu müjde teşkil etmiyor mu? Dikkat edilirse, bu gün, İslam dininin bütün dinlere galip gelmesi gerçekleşmiş değildir. Şu anda Müslümanlar bir avuç Yahudi’nin üstesinden gelemiyor. Bir milyarı aşkın putperest var, onlara galip gelinememiş vaat edilen gün henüz gerçekleşmemiştir. İslam’ın galebe çalması Hz. Mehdi aleyhi’s-selâm’ın zuhuru ile gerçekleşecektir inşallah.

 

Bildiğiniz gibi Kur’an’da Mehdilik konusu sarih ve net bir şekilde herhangi bir ayette açıklanmamıştır. Ancak hadislerde net bir şekilde yer almıştır. Şunu sormak isteriz; Kur’an’ın konuları işlerken kullandığı üslup nedir? Neden bu konuya açık bir şekilde yer verilmemiştir?

Ayetullah Subhani:

Kur’an gayıptan ve gelecekten haber verdiğinde daima konuları umumi olarak ele alıyor ve çok cüzi ayrıntılara girmiyor. Bir çok ayet vardır ki ancak Hz. Mehdi aleyhi’s-selâm hakkında tatbik edilebilir. O ayetlerden biri yukarıda geçen ayettir. “O elçisini hidayet ve hak dinle gönderdi ki onu (hak dini) bütün dinlerin üstüne çıkarsın...” Bu ayet sadece Hz. Mehdi aleyhi’s-selâm hakkında tatbik edilebilir. Bu tabir üç surede yer almıştır. Tevbe/33, Fetih/28, Saf/9. Bir diğer ayette şudur: “Andolsun Tevrat’tan sonra Zebur’da da “Yeryüzüne mutlaka salih kullarım varis olacak” diye yazmıştık.”

Bizzat kendim Zebur’un, hem Farsçasını ve hem de Arapçasını görmüşüm. Her ikisinde de aynen Kur’an’da geçen “Yeryüzüne mutlaka salih kullarım varis olacaktır.” tabiri yer almaktadır.

Bilindiği gibi Zebur Hz. Musa döneminden sonra inmiştir. Bu dönemde İsrailoğulları hakimiyeti kaybetmişti. Hıristiyanlık da bilindiği gibi bütün yeryüzüne hakimiyet kuramamıştır. Müslümanlar da farklı bir konuma sahip olamamışlardır. Şu hususa dikkat etmek gerekir ki “Yeryüzü” tabirinden belirli bir kısım kastedilmemiştir. Aksine bütün yeryüzü kastedilmiştir. Bu dönem gerçekleşmemiştir? Peki ne zaman gerçekleşecektir? Bu vaat edilen gün, Hz. Mehdi’nin zuhuru ile gerçekleşecektir.

Bu hususta diğer bir ayette Nur suresinin 55. Ayetidir: “Allah sizden, inanıp iyi işler yapanlara va’detmiştir. Onlardan öncekileri nasıl hükümran kıldıysa, onları da yeryüzünde hükümran kılacak ve kendileri için seçip beğendiği dinlerini kendilerine sağlamlaştıracak ve korkularının ardından kendilerini tam bir güvene erdirecektir. Bana kulluk edecekler ve bana hiçbir şeyi ortak koşmayacaklar. Ama kim bundan sonra nankörlük ederse işte onlar, yoldan çıkanlardır.” Bu ayette müminlerin sadece belirli bir noktada değil bütün yeryüzüne hakim olacaklarını vurgulamıştır. Hakimiyet yalnız İslam’ın olacak ve küfür tamamen yeryüzünden silinecektir. Böyle bir durum, Hz. Mehdi’nin döneminden başka bir zamanda gerçekleşmez. Böylece şu husus aydınlanmış oldu ki Kur’an-ı Kerim gaybi haberlerle ilgili olarak genel açıklama üslubunu kullanmıştır. Genel açıklamalarda kastedilen dönem ve diğer hususlar, hadislerde ayrıntılı bir şekilde belirlenir.

 

Ehl-i Sünnet alimlerinin çoğusu Şia uleması gibi Hz. Mehdi’yi belli bir şahıs olarak bilirler. Ama bu şahsın kim olduğu hakkında ihtilafa düşmüşlerdir. Bazıları onu Hz. Hasan’ın soyuna addederek onu İmam Mucteba aleyhi’s-selâm’ın evlatlarından bilmişlerdir. Küçük bir grup özellikle bazı aydınlar Mehdi’nin belli bir şahıs olmadığını; ıslahçı herkesin Mehdi olabileceğini öne sürerler. Peki bu durumda hangi delille Mehdi aleyhi’s-selâm İmam Hüseyin aleyhi’s-selâm’ın soyundan ve İmam Hasan Askeri aleyhi’s-selâm’ın evladı olduğunu ortaya koyabiliriz?

Ayetullah Subhani:

Muntehab-ul Eser adlı kitap, Ehl-i Sünnet’in kitaplarında Hz. Mehdi aleyhi’s-selâm’ın İmam Hüseyin aleyhi’s-selâm’ın soyundan olduğuna dair naklettikleri rivayetlere geniş bir şekilde yer vermiştir. Gerek Şiiler, gerekse Sünniler, Hz. Mehdi aleyhi’s-selâm’ın İmam Hüseyin aleyhi’s-selâm’ın soyundan olduğunu eserlerinde açıkça beyan etmişlerdir.

İmam Hasan aleyhi’s-selâm’ın soyundan olduğu iddiası ise sahih bir hadise dayanmamaktadır. Bu iddia Muhammed b. Abdullah b. Hasan taraftarları ve sonraları Mehdi Abbasi tarafından uydurulmuştur. Bu husus bazı büyük muhaddis ve tarihçilerce de belirtilmiştir. Örnek olarak Mekatil-ut Talibiyyin kitabına müracaat edebilirsiniz. Kendi menfaatlerine ulaşabilmişlerdir. Çünkü bilindiği gibi tarihte Mehdi, Kaim ve kıyam kelimelerinden suistifade çok olmuştur ve hatta Abbasiler bu ilkelerden yararlanarak saltanat ve halifelik makamına ulaşmışlardır. Ayrıca dünyada çokları nebiyy kelimesinden istifade ederek kötü amaçlarını gerçekleştirmeye çalışmışlardır.

 

Geçmişte çokları Mehdilik iddiasında bulunmuşlar; Özellikle son dönemlerde, bazı kirli ellerin bu işin arkasında bulunduğunu sezmek bile mümkündür. Adeta düşmanlar Müslümanların akidelerinden yararlanıp onlara darbe vurmak istiyorlar. Ama ne yazık ki, bazı Müslüman yazarlar bunu bir tepki olarak, Mehdilik konusunu kökten reddetmeye kalkışmışlardır. Sizce, böyle bir tavır doğrumudur? Mehdilik iddiasında bulunanlara karşı bizim tavrımız ne olmalıdır?

Ayetullah Subhani:

Tarihe baktığımızda şimdiye kadar yaklaşık 50 kişi mehdilik iddiasında bulunmuştur. Hasan Mustafevi yazmış olduğu bir kitapta elli kişinin ismini bir bir kaydetmiştir. Tarih boyunca, fırsatçı ve kendi menfaatini düşünen insanlar akide esaslarını dini ilkeleri ve şer’i hükümlerini kötüye kullanmışlardır. Suiistimal başlı başına bir konudur; kanun ve yasa da bir başka konudur. Bir çokları peygamberlik iddiasında bulunmuştur. Yalancı peygamberler var diye, peygamberliği ret mi edelim? Bir çok İlahi yasaların suiistimal edildiği açık olan bir gerçektir. Bundan dolayı bu iki konuyu birbirinden ayırmak gerekir.

Mehdilik iddiasında bulunanlara gelince; Mehdi aleyhi’s-selâm için belirlenmiş özelliklerin bunlarda var olup olmadığına bakmak gerekir. Hz. Mehdi aleyhi’s-selâm zuhur ettiğinde dünya onu kabul edecek ve davetini işitebilecek durumda olmalıdır. Acaba şu anda dünya böyle bir duruma hazırlıklı mıdır? Acaba bütün dünya böyle bir davet kabullenebilecek durumda mıdır? Doğrudur ki Hz. Mehdi aleyhi’s-selâm güç ve kudret ile gelecek, ancak dini yayma, güç ve baskıyla gerçekleşmeyecektir. Çünkü dünya, davetini kabullenmek için hazırlıklı durumda olacaktır. Güç ve baskı yalnız bir takım engelleri bertaraf etmek amacıyla kullanılacaktır.

Hz. Mehdi aleyhi’s-selâm insan aklının kemale eriştiği bir dönemde zuhur edecektir. İmam Bakır aleyhi’s-selâm buyurmuştur ki: “Kaimimiz kıyam edince Allah onun elini (gücünü) kulların başı üstünde tutar. Onun vasıtasıyla fikirleri ve ahlakları kemal haddine ulaşır.”

Beşeriyet onu kabul edecek durumda olacaktır. Bütün beşeri sistemleri denemiş, ümitsizliğe kapılmış ve yalnızca Allah’a umut bağlamış durumunda olacaklardır. Acaba böyle bir ortam gerçekleşmiş midir? Ayrıca Mehdi’nin belirli özellikleri vardır. Bu özellikler Resulullah sallâ’llâhu aleyhi ve alih ve Ehl-i Beyt İmamları tarafından açıkça belirtilmiştir. Hangi soydan olduğu ve hangi aileye mensup olduğu bellidir. Hz. Mehdi müphem bir şahıs değildir. O, İmam Hüseyin aleyhi’s-selâm’ın 9. Evladıdır. Zuhur ettiğinde ve zuhurundan önce vuku bulacak nişaneleri bellidir. Bu nişaneler sayesinde yalancı Mehdileri teşhis etmek zor bir iş değildir.

 

Bazıları diyorlar ki gayıp İmam aleyhi’s-selâm insan hayatında nasıl bir tesir bırakabilir. Oysa İmamın İmamet vazifesini yapabilmesi, insanları ve müminleri hidayet etmesi için zahirde olması gerekir.

Ayetullah Subhani:

Kur’an-ı Kerim bize iki kısım evliya-i ilahi tanıtmıştır. Birincisi: Hz. Musa gibi halk içerisinde olup tanınan ve topluma hizmet eden evliyalar. İkincisi insanlara hizmet edip vazifelerini yapan, ancak insanların hatta peygamberin bile tanımadığı evliyalar.

Örneğin: Hz. Musa aleyhi’s-selâm ile bir müddet beraber olan ve hatta Hz. Musa’ya muallim olan veli gibi. Bunun veli olduğu kesindir. Çünkü Hz. Musa ona hitaben şöyle demiştir: “Doğru yol olarak sana öğretilenden bana öğretmen için sana tabi olabilir miyim?” Fakat bu zat, vazifesini yapıyor, hizmet ediyor, ama hiç kimse onu tanımıyordu. Bu velinin Hz. Musa ile birlikte olduğu kısa bir sürede topluma üç şekilde faydası olmuştur.

1. Başkalarının eline geçmesin diye denizdeki gemiyi delmesi.

2. Altında bulunan hazine başkaları tarafından bilinmesin diye yıkılmaya yüz tutan duvarı örmesi.

3. Genci, hem kendi, hem de anne ve babasının faydasına olduğu için öldürmesi. Oysa Hz. Musa aleyhi’s-selâm bu tür gaybi bir elle yapılan işleri yapamıyordu. Bundan dolayı evliyayı iki kısma ayırıyoruz.

Tanınan ve zahirde olan evliyalar, gizli ve tanınmayan evliyalar.

Her iki grupta halk için ve halkın yararına olan işleri yaparlar. Ancak biri yapacağını açıkça yapıyor ve herkes tarafından biliniyor, diğeri ise batında yapıyor ve kimse tarafından bilinmiyor.

Neden Hz. Mehdi aleyhi’s-selâm Hz. Musa aleyhi’s-selâm’ın beraberindeki Allah’ın velisi gibi topluma hizmet eden ama tanınmayan biri olmasın? Hz. Mehdi aleyhi’s-selâm İmamet vazifesini yerine getiriyor fakat biz bilemiyoruz.

Ayrıca İmam-ı Zaman’ın vücudu mektebin ayakta kalmasına vesiledir. Bir mektebin ayakta kalması önderin hayatta olmasına bağlıdır. Rehber hayatta olsa o mektepte dağılma söz konusu olamaz, birlik ve beraberlik oluşur. Nitekim bir ordunun savaşı başlatması ve sürdürmesi komutanın varlığına bağlıdır. Komutanın olmaması ordunun dağılmasına sebeptir. Dolayısıyla komutan öldürüldüğü takdirde, dağılmamaları için haberi bir süre orduya bildirilmez. Bir mektebin ayakta kalması rehberin ve önderin hayatta olmasına bağlıdır.

Biz beklenti ve arayış içerisindeyiz. Elbette bu ameli bir beklentidir; yani bütün varlığımızla o önderin zuhurunun bekliyoruz ve onun askeri olarak savaşmaya hazırlanıyoruz. Bu beklentinin tam anlamda yapıcı etkisi o İmam’ın şimdi var olup yaşıyor olmasına bağlıdır.

 

Bu söyleşiyi kabul ederek, bize değerli bilgiler verdiğinizden dolayı teşekkür ederiz.

www.shafaqna.com

 

İran’ın yüzde 20 oranında uranyum zenginleştirme çalışmalarını tam olarak yerli imkanlarla devam ettiğini ifade eden İslami İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü, İran’ın 5+1 ülkeleri ile müzakere şartını açıkladı.

MHA muhabirinin bildirdiğine göre, İran Rad.TV Fakültesi’nde düzenlenen bir toplantıda konuşma yapan Ramin Mihmanperest, İran ve 5+1 ülkeleri arasında yapılan müzakereleri değerlendirdi.

Mihmanperest, nükleer meselesinin İran’a bir baskı aracı olduğunu söyleyerek, İran’ın nükleer çalışmaları bir kaç yıl önce başladığını ve buna karşın yaptırımların 30 yıldan beri devam ettiğini hatırlattı.

İran’ın nükleer çalışmaları barışçıl olduğunu 5+1 ülkeleri çok iyi bildiğini ifade eden Mihmanperest, UAEK Başkanı’nın raporunda İran’ın nükleer çalışmaları askeri amaçlı olduğuna dair hiçbir bilgi rastlanmadığını konuşmasına ekledi.

İran’ın yüzde 20 oranında zenginleştirme çalışmalarını tam olarak yerli imkanlarla devam ettiğini ifade eden İran İslam Cumhuriyeti Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü, İran’ın 5+1 ülkeleri ile müzakere şartının yüzde 20 oranında zenginleştirilmiş uranyumun nasıl ve nerden temini olduğunu açıkladı.

Mihmanperest, İran’ın nükleer hakkından vazgeçmeyeceğinin altını çizdi.

Pazartesi, 28 May 2012 06:15

Suriye ve Lübnan’a Karşı Ortak Plan

Âl-i Halife ve Âl-i Suud’un Bahreyn ve Arabistan’daki baskıları, Afganistan’da işgalcilerin katliamları, Siyonistlerin insanlık karşıtı zulümleri, Ortadoğu’daki asıl değişimleri oluşturuyor ama Arap ve Batı ülkelerinden oluşan itilaf devletleri ile Siyonistlerin ve Türkiye’nin Suriye konusundaki müdahalesi ile Suriye’ye karşı oluşturulan hassasiyetler bölgenin en temel sorunu haline gelmiştir.

 

Suriye halkı ve devleti, son aylarda demokrasiyi güçlendirip ilerleme yolunda harekete geçmek için birlikte adım atmış olsalar da hâlâ bu ülkede anarşinin hâkim olduğu gözlemlenmektedir. Elbette yaratılan kriz ortamı, Suriye halkının ve devletinin reform programında çok da etkili olmamıştır. Nitekim Suriye halkı, parlamento seçimlerine yüzde 60 oranında katılım göstererek birlik beraberlik mesajı vermiş ve Cumhurbaşkanı Esed’e duyulan güveni gözler önüne sermiştir. Siyasi gözlemcilerin birçoğu bu seçimin, seçimi bir müdahale, hatta Esed’i devirme aracı yapmak isteyen Suriye düşmanlarına indirilmiş ağır bir tokat olduğunda birleşiyorlar.

Birleşmiş Milletler Temsilcisi Annan’ın da böyle düşündüğünü gösteren kanıtlar mevcut. Anarşinin asıl nedeni, kendi çıkarları uğruna Suriye’yi krize sürüklemek isteyen itilaf devletlerinin, Siyonistlerin ve Türkiye’nin müdahalesidir. Bu kışkırtmalarda üzerinde durulması gereken nokta, Lübnan’ın, Suriyeli teröristlere silah ulaştırıldığı bir geçiş noktasına dönüştürülmüş olmasıdır. Batılı ülkelerin Lübnan sınırında Suriyeli teröristleri eğittiklerini, Arap ülkelerinin ise mali yardım yaptıklarını gösteren kanıtlar var. Lübnan ile Suriye’nin yakınlığı, aralarındaki uzun sınır şeridi ve ayrıca Lübnan’daki yabancı güçler, Suriye’yi krize sürüklemek için iyi bir fırsat olsa da, bu girişimleri yalnızca Suriye’ye değil, bölgeye yönelik girişimler olarak niteleyebiliriz. Suriye ve Lübnan düşmanlarını oluşturan topluluğu incelediğimizde çok sayıda tarafın bu toplulukta yer aldığını görürüz. Bazı Batılı ve Arap ülkeler, Siyonistler ve Türkiye her iki ülkede de rol üstlenmişlerdir. Suriye’de kriz ortamı yaratmayı amaçlayan itilaf devletleri, aynı zamanda Lübnan’ı krize sürüklemeyi amaçlamaktadır. İtilaf devletlerinin, Lübnan Başbakanı Mikati hükümetini devirip 14 Mart hareketi olarak bilinen Batı yanlısı hareketi yeniden işbaşına getirmeyi planladıklarını gösteren çok sayıda belge ve rapor yayınlandı. Nitekim ABD Dışişleri Bakanı Yardımcısı Filtman, Lübnan ziyaretinde, açıkça yönetimin değişmesini ve 14 Mart hareketinin hükümete gelmesini istedi. Bir yandan direniş örgütlerinin, bilhassa Hizbullah’ın silahsızlandırılmasını, öte yandan BM Lübnan Geçici Gücü’nün (UNUFIL) faaliyet alanının genişlemesini istiyorlar. Bütün bunlar son kertede itilaf devletlerine Lübnan’a müdahale etme ve bu ülkeyi krize sürükleme ortamı sağlıyor.

Lübnan’da iç karışıklık çıkararak ve BM Güvenlik Konseyi’nin 1701 sayılı sözleşmesini uygulayarak direniş gücünün silahsızlandırılmasını sağlayamayan direniş düşmanları, şimdilerde güvenliği sağlamak ve Suriye’ye silah ve askerî teçhizat girişiyle mücadele etmek bahanesiyle bu amaçlarına ulaşmak istiyorlar. Göz ardı edilmemesi gereken nokta, bütün bunlar yaşanırken Siyonistlerin işgalci faaliyetleriyle, özellikle Lübnan doğalgazını yağmalamakla meşgul olacağıdır. Siyonist rejim, Lübnan’ı içte ve bölgede bir savaşa sürüklemek istiyor; böylelikle bir yandan Filistin’deki işgal topraklarını genişletme projesini uygulamaya devam ederken öte yanda Lübnan sınırında güç sahibi olma emeline ulaşabilecek. Siyonist rejim, hükümet programında yer alan Lübnan sahillerindeki doğalgaz rezervlerini ele geçirme hedefini kesinkes gerçekleştirmek isterken Lübnan, ülke içindeki anarşiyle ve bölgedeki gelişmelerle uğraştığı için savunma planı geliştirmekten aciz kalıyor.

Böyle bir durumda, her iki ülkenin güvenliğini de tehlikeye sokan Lübnan’dan Suriye’ye silah kaçakçılığının artması meselesinin, aslında direniş örgütlerini silahsızlandırmak ve UNUFIL’in faaliyet alanını genişletmek için bir bahane olduğu söylenebilir. Bunun sonucunda da Mikati hükümeti düşürülüp yerine Batı yanlıları işbaşına getirilecek ve işgalci Siyonist rejiminin önü açılacaktır. Başka bir ifadeyle, mevcut çalışmalar yalnızca Lübnan’ı hedef almıyor; direniş düşmanı Siyonist Rejim, 33 Gün Savaşı’nda aldığı yenilginin öcünü, Suriye krizinin arka planında, Lübnan’da gizlice kargaşa çıkararak almak istiyor.

Bütün bunları göz önüne alarak şöyle diyebiliriz: Lübnan sınırında meydana gelen olaylar, Lübnan ve Suriye’yi eşzamanlı olarak krize sürüklemeyi, üstelik iki ülke arasında savaş çıkmasını hedefleyen iki yönlü bir oyundur. Bunlar, direniş hareketinin önünü almak için kurulmuş, ancak sonuçsuz kalmış planlardır. Bu planlar ancak direnişin devam etmesiyle ve iki ülkenin terörist gruplarla birlikte mücadele etmesiyle etkisiz hale getirilebilir. Bu, aynı zamanda, iki ülkenin sebat ve güvenliğinin sağlanmasını ve düşmanın planlarının suya düşmesini beraberinde getirecektir.

Kasım Gafuri        basirat.ir       medyasafak

Cuma günü Hz. Mehdi’ye (a.f) aittir. İmam Mehdi (a.s) bugünde zuhur edecektir bugünde İmam Mehdi (a.s) şöyle ziyaret edilir.

 

اَلسَّلامُ عَلَيْكَ يا حُجَّةَ اللهِ في اَرْضِهِ، اَلسَّلامُ عَلَيْكَ يا عَيْنَ اللهِ في خَلْقِهِ، اَلسَّلامُ عَلَيْكَ يا نُورَ اللهِ الَّذي يَهْتَدي بِهِ الْمُهْتَدُونَ وَ يُفَرَّجُ بِهِ عَنِ الْمُؤْمِنينَ، اَلسَّلامُ عَلَيْكَ اَيُّهَا الْمُهَذَّبُ الْخائِفُ، اَلسَّلامُ عَلَيْكَ اَيُّهَا الْوَلِيُّ النّاصِحُ، اَلسَّلامُ عَلَيْكَ يا سَفينَةَ النَّجاةِ، اَلسَّلامُ عَلَيْكَ يا عَيْنَ الْحَياةِ، اَلسَّلامُ عَلَيْكَ صَلَّى اللهُ عَلَيْكَ وَعَلى آلِ بَيْتِكَ الطَّيِّبينَ الطّاهِرينَ، اَلسَّلامُ عَلَيْكَ عَجَّلَ اللهُ لَكَ ما وَعَدَكَ مِنَ النَّصْرِ وَ ظُهُورِ الاَْمْرِ، اَلسَّلامُ عَلَيْكَ يا مَوْلايَ، اَنَا مَوْلاكَ عارِفٌ بِاُولاكَ وَ اُخْراكَ . اَتَقَرَّبُ اِلَى اللهِ تَعالى بِكَ وَ بِآلِ بَيْتِكَ، وَ اَنْتَظِرُ ظُهُورَكَ وَ ظُهُورَ الْحَقِّ عَلى يَدَيْكَ وَ أَسْأَلُ اللهَ اَنْ يُصَلِّيَ عَلى مُحَمَّد وَ آلِ مُحَمَّد وَ اَنْ يَجْعَلَنى مِنَ الْمُنْتَظِرينَ لَكَ وَ التّابِعينَ وَ النّاصِرينَ لَكَ عَلى اَعْدائِكَ وَ الْمُسْتَشْهَدينَ بَيْنَ يَدَيْكَ في جُمْلَةِ اَوْلِيائِكَ، يا مَوْلايَ يا صاحِبَ الزَّمانِ صَلَواتُ اللهِ عَلَيْكَ وَ عَلى آلِ بَيْتِكَ . هذا يَوْمُ الْجُمُعَةِ وَ هُوَ يَوْمُكَ الْمُتَوَقَّعُ فيهِ ظُهُورُكَ وَ الْفَرَجُ فيهِ لِلْمُؤْمِنينَ عَلى يَدَيْكَ وَ قَتْلُ الْكافِرينَ بِسَيْفِكَ وَ اَنَا يا مَوْلايَ فيهِ ضَيْفُكَ وَ جارُكَ وَ اَنْتَ يا مَوْلايَ كَريمٌ مِنْ اَوْلادِ الْكِرامِ وَ مَأْمُورٌ بِالضِّيافَةِ وَ الاِْجارَةِ . فَاَضِفْني وَ اَجِرْني صَلَواتُ اللهِ عَلَيْكَ وَ عَلى اَهْلِ بَيْتِكَ الطّاهِرينَ .

 

ziyaretin tercümesi

“selam olsun sana ey Allah’ın yeryüzündeki hücceti, selam olsun sana ey Allah’ın yarattıkları arasındaki gözü; selam olsun sana ey Allah’ın nuru; olur ki hidayet bulunlar onun vasıtasıyla hidayet bulur ve onun vasıtasıyla müminlerden gam ve keder giderilir. Selam olsun sana ey Allah’ tan korkan ve temizlenmiş olan; selam olsun sana ey Allah’ın nasihat eden velisi, selam olsun sana ey kurtuluş gemisi; selam olsun sana ey hayat kaynağı; Allahın rahmeti senin üzerine ve senin tertemiz ve Tahir Ehl-i Beyt’inin üzerine olsun. Allah’ın rahmeti senin üzerine olsun Allah sana vaat ettiği yardımı ve imametin zuhurunu yakınlaştırsın; selam olsun sana ey Mevlam! Ben sizin köleniz ve sizi sevenlerdenim; sizin ikinizin ve sonuncunuzun makamını tanıyanlardanım. Sizin ve ehlibeytinizin vasıtasıyla Allah’a yaklaşıyor, senin zuhurunu ve hakkın senin elinle zuhurunu bekliyorum; Allah’tan Muhammed ve Ehl-i Beyt’ine rahmet etmesi ve beni seni bekleyenlerden, sana tabi ve düşmanlarına karşı sana yardımcı olanlardan, sizin huzurunuzda ve sizin dostlarınızdan olarak şahadete ulaşmayı diliyorum. Ey Mevlam, ey sahibu’z-zaman! Allahın rahmeti senin ve Ehl-i Beyt’inin üzerine olsun. Bu Cuma günüdür ve bugün senin günündür; bugünde senin zuhurun, senin elinle müminlerin kurtuluşu ve kılıcınla kâfirlerin öldürülmesi beklenmektedir. Ey Mevlam! Ben bu günde senin misafirin ve sana sığınan bir kimseyim. Ve sen ise ey mevlam! Kerimlerin evlatlarından olan kerim bir kişisin; misafiri ağırlamak ve ona sığınak vermekle görevlisin. O halde beni misafir olarak ağırla ve bana sığınak ver. Allah’ın rahmeti senin ve tertemiz, tahir Ehl-i Beyt’inin üzerine olsun.”

Cumartesi, 19 May 2012 11:34

Cuma Gününün Duası

 

اَلْحَمْدُ للهِِ الاَْوَّلِ قَبْلَ الاِْنْشاءِ وَ الاِْحْياءِ وَ الاْخِرِ بَعْدَ فَناءِ الاَْشْياءِ الْعَليمِ الَّذى لا يَنْسى مَنْ ذَكَرَهُ وَ لا يَنْقُصُ مَنْ شَكَرَهُ وَ لا يَخيبُ مَنْ دَعاهُ وَ لا يَقْطَعُ رَجاءَ مَنْ رَجاهُ . اَللّـهُمَّ اِنّى اُشْهِدُكَ وَ كَفى بِكَ شَهيداً وَ اُشْهِدُ جَميعَ مَلائِكَتِكَ وَ سُكّانَ سَمواتِكَ وَ حَمَلَةَ عَرْشِكَ وَ مَنْ بَعَثْتَ مِنْ اَنْبِيائِكَ وَ رُسُلِكَ وَ اَنْشَأْتَ مِنْ اَصْنافِ خَلْقِكَ ؛ اَنّي اَشْهَدُ اَنَّكَ اَنْتَ اللهُ لا اِلـهَ اِلاّ اَنْتَ وَحْدَكَ لا شَريكَ لَكَ وَ لا عَديلَ وَ لا خُلْفَ لِقَوْلِكَ وَ لا تَبْديلَ وَ اَنَّ مُحَمَّداً صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَآلِهِ عَبْدُكَ وَ رَسُولُكَ اَدّى ما حَمَّلْتَهُ اِلَى العِبادِ وَ جاهَدَ فِي اللهِ عَزَّ وَجَلَّ حَقَّ الْجِهادِ وَ اَنَّهُ بَشَّرَ بِما هُوَ حَقٌّ مِنَ الثَّوابِ وَ اَنْذَرَ بِما هُوَ صِدْقٌ مِنَ الْعِقابِ . اَللّـهُمَّ ثَبِّتْني عَلى دينِكَ ما اَحْيَيْتَني وَ لا تُزِغْ قَلْبي بَعْدَ اِذْ هَدَيْتَني وَ هَبْ لي مِنْ لَدُنْكَ رَحْمَةً اِنَّكَ اَنْتَ الْوَهّابُ . صَلِّ عَلى مُحَمَّد وَ عَلى آلِ مُحَمَّد وَ اجْعَلْني مِنْ اَتْباعِهِ وَ شيعَتِهِ وَ احْشُرْني في زُمْرَتِهِ وَ وَفِّقْني لاَِداءِ فَرْضِ الْجُمُعاتِ وَ ما اَوْجَبْتَ عَلَيَّ فيها مِنَ الطّاعاتِ وَ قَسَمْتَ لاَِهْلِها مِنَ الْعَطاءِ في يَوْمِ الْجَزاءِ اِنَّكَ اَنْتَ الْعَزيزُ الْحَكيمُ .

Duanın tercümesi

“Hamd, varlık âlemini vücuda getirmeden ve ihya etmeden önce evvel ve her şeyi helak olduktan sonra ahir olan Allah’a mahsustur. Kendisini ananları unutmayan âlimdir; şükrünü yerine getirenlere nimetlerini azaltmaz, kendisini çağıranı mahrum etmez ve kendisine ümit bağlayanın ümidini kesmez. Allah’ım! Seni şahit tutuyorum ve sen şahit olarak yeterlisin; bütün Melekleri ve göklerde sakin olanları, arşını taşıyanları, mebus kıldığın peygamber ve resullerini ve çeşitli kullarından yaratıklarını şahit tutuyorum; şüphesiz ben şahadet ederim ki âlemin Allah’ı sensin; senden başka ilah yoktur, yegânesin, ortak ve mislin yoktur; sözünde, hilaf ve değişiklik olmaz ve şahadet ederim ki Muhammed (Allah’ın salât ve selamı ona ve Ehl-i Beyt’ine olsun) senin kulun ve elçindir. Onun üzerine bıraktığın şeyleri kullara ulaştırdı. Allah’u Teâlâ yolunda hakkıyla çaba harcadı. Gerçekten o Yaşattığın sürece beni dininin sabit kıl; hidayete kavuşturduktan sonra kalbimi eğriltme, katından bana rahmet bağışla; şüphesiz sen çok bağışlayansın. Muhammed ve al-i Muhammed’e salât eyle, Beni onun takipçilerinden ve Şiilerinden karar kıl, kıyamet günü onun cemaatiyle meşhur eyle; Cuma günlerin farizalarını ve o günlerde üzerime farz kıldığın itaatleri yerine getirmeğe muvaffak eyle ve mükâfat gününde itaat ehlinin mükâfatıyla mükâfatlandır. Şüphesiz sensin Aziz ve Hâkim.”

Cumartesi, 19 May 2012 11:31

Perşembe Günü Ziyaret Edilecek İmam

Bugün İmam Hasan Askeri (a.s)’a aittir; bugünde İmam Hasan Askeri (a.s) şöyle ziyaret edilir:


اَلسَّلامُ عَلَيْكَ يا وَلِيَّ اللهِ اَلسَّلامُ عَلَيْكَ يا حُجَّةَ اللهِ وَخالِصَتَهُ، اَلسَّلامُ عَلَيْكَ يا اِمامَ الْـمُؤْمِنينَ وَوارِثَ الْمُرْسَلينَ وَحُجَّةَ رَبِّ الْعالَمينَ، صَلَّى اللهُ عَلَيْكَ وَعَلى آلِ بَيْتِكَ الطَّيِّبينَ الطّاهِرينَ، يا مَوْلايَ يا اَبا مُحَمَّد الْحَسَنَ بْنَ عَلِيٍّ اَنَا مَوْلىً لَكَ وَلاِلِ بَيْتِكَ وَهذا يَوْمُكَ وَهُوَ يَوْمُ الْخَميسِ وَاَنـَا ضَيْفُكَ فيهِ وَمُسْتَجيرٌ بِكَ فيهِ فَاَحْسِنْ ضيافتي واِجارَتي بِحَقِّ آلِ بَيْتِكَ الطَّيِّبينَ الطّاهِرينَ .

 

 

ziyaretin tercümesi

“selam olsun sana ey Allah’ın velisi, selam olsun sana ey Allah’ın hücceti ve hali kulu; selam olsun sana ey müminlerin imamı, Elçilerin mirasçısı ve âlemlerin Rabbinin hücceti! Allah’ın rahmeti senin tertemiz ve Tahir ehlibeytinin üzerine olsun. Ey Mevlam Ey Eba Muhammed Hasan b. Ali! Ben sana ve Ehl-i Beyt’ine dostum. Bugün senin günündür; bugün Perşembe günüdür; ben ise bugün de senin misafirin ve sana sığınan bir kimseyim. O halde beni iyi bir şekilde misafir et güzel bir şekilde sığınak ver; tertemiz ve Tahir Ehl-i Beyt’inin hakkı hürmetine.”

Cumartesi, 19 May 2012 11:21

Perşembe Gününün Duası

 

Perşembe Gününün Duası

 

اَلْحَمْدُ للهِِ الَّذى اَذْهَبَ اللَّيْلَ مُظْلِماً بِقُدْرَتِهِ وَجاءَ بِالنَّهارُ مُبْصِراً بِرَحْمَتِهِ وَكَسانى ضياءه وَاَنا فى نِعْمَتِهِ اَللّـهُمَّ فَكَما اَبْقَيْتَنى لَهُ فَاَبْقِنى لاَِمْثالِهِ وَصَلِّ عَلَى النَّبِىِّ مُحَمَّد وَآلِهِ وَلا تَفْجَعْنى فيهِ وَفى غَيْرِهِ مِنَ اللَّيالى وَالاَْيّامِ بِارْتِكابِ الَْمحارِمِ وَاكْتِسابِ الْمَآثِمِ وَارْزُقْنى خَيْرَهُ وَخَيْرَ ما فيهِ وَخَيْرَ ما بَعْدَهُ وَاصْرِفْ عَنّى شَرَّهُ وَشَرَّ ما فيهِ وَشَرَّما بَعْدَهُ اَللّـهُمَّ اِنّى بِذِمَّةِ الاِْسْلامِ اَتَوَسَّلُ اِلَيْكَ وَبِحُرْمَةِ الْقُرْآنِ اَعْتَمِدُ عَلَيْكَ وَبِمُحَمَّد الْمُصْطَفى صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَآلِهِ اَسْتَشْفِعُ لَدَيْكَ فَاعْرِفِ اَللّـهُمَّ ذِمَّتِىَ الَّتى رَجَوْتُ بِها قَضاءَ حاجَتى يا اَرْحَمَ الرّاحِمينَ اَللّـهُمَّ اقْضِ لى فِى الْخَميسِ خَمْساً لا يَتَّسِعُ لَها اِلاّ كَرَمُكَ وَلا يُطيقُها اِلاّ نِعَمُكَ سَلامَةً اَقْوى بِها عَلى طاعَتِكَ وَعِبادَةً اَسْتَحِقُّ بِها جَزيلَ مَثُوبَتِكَ وَسَعَةً فِى الْحالِ مِنَ الرِّزْقِ الْحَلالِ وَاَنْ تُؤْمِنَنى فى مَواقِفِ الْخَوْفِ بِاَمْنِكَ وَتَجْعَلَنى مِنْ طَوارِقِ الْهُمُومِ وَالْغُمُومِ فى حِصْنِكَ وَصَلِّ عَلى مُحَمَّد وَآلِ مُحَمَّد وَاجْعَلْ تَوَسُّلى بِهِ شافِعاً يَوْمَ الْقِامَةِ نافِعاً اِنَّكَ اَنْتَ اَرْحَمُ الرّحِمينَ .

Duanın tercümesi

“Hamd Allah’a mahsustur. O Allah ki, kendi kudretiyle karanlık geceyi götürür, kendi rahmetiyle ışıklı gündüzü getirir ve onun ışığını bana saçıyor, oysa ben o’nun nimeti içindeyim. Allah’ım! Beni bu güne dek yaşattığın gibi, diğer günler içinde yaşat. Peygamberin Muhammed ve Ehl-i Beyt’ine salâvat gönder. Beni bugünde ve diğer gün ve gecelerde haram işler yapmakla ve günahlar kazanmakla dert ve üzüntüye duçar kılma. Bugünün hayrını, bugünde olan hayrı ve sonrasında vuku bulacak hayrı bana nasip eyle. Bugünün şerrini, bugünde olan şerri ve sonrasında meydana gelebilecek şerri benden uzak eyle. Allah’ım ben, İslam’a olan taahhütle (bağlılığımla) sana tevessül ediyorum. Kur’an hürmetiyle sana dayanıyorum ve Muhammed Mustafa vasıtasıyla katında şefaat diliyorum. Allah’ım! Kendisiyle hacetimin karşılanmasına ümitlendiğim taahhüdümü bana tanıt; ey merhametlilerin en merhametlisi! Allah’ım! Perşembe gününde beş hacetimi yerine getir; bu hacetleri ancak senin keremin kapsayabilir ve onlara ve onlara ancak senin sonsuz nimetin güç yetirebilir: itaatinde güçlü olmam için bana sağlık ver. Kendisiyle büyük sevabına layık olacağım bir ibadeti yapmaya Muaffak eyle. Helal rızık vererek durumumu iyileştir. Kendi emniyetinle korkulu yerlerde beni emniyete kıl. Bana hüzün ve kederin saldırılarında kendi kalende yer ver. Muhammed ve al-i Muhammed’e salâvat gönder. Hz. Muhammed’e tevessül etmemi kıyamet gününde benim için şefaatçi ve faydalı kıl. Gerçekten de sensin merhametlilerin en merhametlisi.”

Bugün İmam Musa-i Kazım, İmam Rıza, İmam Cevat ve İmam Ali Naki (a.s)’a aittir; bugünde bu dört İmam şöyle ziyaret edilir:

 

اَلسَّلامُ عَلَيْكُمْ يا اَوْلِياءَ اللهِ اَلسَّلامُ عَلَيْكُمْ يا حُجَجَ اللهِ اَلسَّلامُ عَلَيْكُمْ يا نُورَ اللهِ فى ظُلُماتِ الاَْرْضِ اَلسَّلامُ عَلَيْكُمْ صَلَواتُ اللهِ عَلَيْكُمْ وَعَلى آلِ بَيْتِكُمُ الطَّيِّبينَ الطّاهِرينَ بِاَبى اَنْتُمْ وَاُمّى لَقَدْ عَبَدْتُمُ اللهَ مُخْلِصينَ وَجاهَدْتُمْ فِي اللهِ حَقَّ جِهادِهِ حَتّى أتاكم الْيَقينُ فَلَعَنَ اللهُ اَعْداءكُمْ مِنَ الْجِنِّ وَالاِْنْسِ اَجَمْعَينَ وَاَنَا اَبْرَأُ اِلَى اللهِ وَاِلَيْكُمْ مِنْهُمْ، يا مَوْلايَ يا اَبا اِبْراهيمَ مُوسَى بْنَ جَعْفَر يا مَوْلايَ يا اَبَا الْحَسَنِ عَلِيَّ بْنَ مُوسى يا مَوْلايَ يا اَبا جَعْفَر مُحَمَّدَ بْنَ عَلِيٍّ يا مَوْلايَ يا اَبَا الْحَسَنِ عَلِيَّ بْنَ مُحَمَّد اَنَا مَوْلىً لَكُمْ مُؤْمِنٌ بِسِرِّكُمْ وَجَهْرِكُمْ مُتَضَيِّفٌ بِكُمْ في يَوْمِكُمْ هذا وَهُوَ يَوْمُ الاَْرْبَعاءِ وَمُسْتَجيرٌ بِكُمْ فَاَضيفُوني وَ اَجيرُوني بِـآلِ بَيْتِـكُـمُ الطَّيـِّبيـنَ الطّاهِـريـنَ .

 

Çarşamba Günü ziyatinin tercümesi

“selam olsun size ey Allah’ın velileri; selam olsun size ey Allah’ın hüccetleri; selam olsun size ey yeryüzünün karanlıklarında Allah’ın nurları; Allahın selamı sizin üzerinize olsun; Allah’ın rahmeti sizin ve tertemiz Tahir Ehl-i Beyt’inizin üzerine olsun; babam, anam size feda olsun. Gerçekten siz halis niyetlerle Allah’a ibadet ettiniz ve Allah yolunda hakkıyla cihat ettiniz; Nihayet yakine ulaştınız (ölüm gelip sizi buldu.) Allah sizin cin ve insanlardan olan bütün düşmanlarınıza lanet etsin. Ben onlardan Allah’a ve size doğru uzaklaşıyorum. Ey Mevlam, Ey Eba İbrahim b. Musa b. Cafer, Ey Mevlam Ey Ebal Hasan Ali b. Musa, Ey Mevlam, Ey Eba Cafer Muhammed b. Ali, Ey Mevlam, ey Eba Hasan Ali b. Muhammed! Ben sizin dostunuzum. Sizin saklınıza ve aşikârınıza inanıyorum. Sizin gününüz olan bu Çarşamba gününde sizin misafirinizim. Bugünde size sığındım. O halde beni misafirliğe ve sığınağınıza almayı kabul edin; tertemiz ve Tahir Ehl-i Beyt’inizin hürmetine.”

Cumartesi, 19 May 2012 10:47

Çarşamba Gününün Duası

 

 

اَلْحَمْدُ للهِِ الَّذى جَعَلَ اللَّيْلَ لِباساً وَالنَّوْمَ سُباتاً وَجَعَلَ النَّهارَ نُشُوراً لَكَ الْحَمْدُ اَنْ بَعَثْتَنى مِنْ مَرْقَدى وَلَوْ شِئْتَ جَعَلْتَهُ سَرْمَداً حَمْداً دائِماً لا يَنْقَطِعُ اَبَداً وَلا يُحْصى لَهُ الْخَلائِقُ عَدَداً اَللّـهُمَّ لَكَ الْحَمْدُ اَنْ خَلَقْتَ فَسَوَّيْتَ وَقَدَّرْتَ وَقَضَيْتَ وَاَمَتَّ وَاَحْيَيْتَ وَاَمْرَضْتَ وَشَفَيْتَ وَعافَيْتَ وَاَبْلَيْتَ وَعَلَى الْعَرْشِ اسْتَوَيْتَ وَعَلَى الْمُلْكِ احْتَوَيْتَ اَدْعُوكَ دُعاءَ مَنْ ضَعُفَتْ وَسيلَتُهُ وَانْقَطَعَتْ حيلَتُهُ وَاقْتَرَبَ اَجَلُهُ وَتَدانى فِى الدُّنْيا اَمَلُهُ وَاشْتَدَّتْ اِلى رَحْمَتِكَ فاقَتُهُ وَعَظُمَتْ لِتَفْريطِهِ حَسْرَتُهُ وَ كَثُرَتْ زَلَّتُهُ وَعَثْرَتُهُ وَخَلُصَتْ لِوَجْهِكَ تَوْبَتُهُ فَصَلِّ عَلى مُحَمَّد خاتَمِ النَّبِيّينَ وَعَلى اَهْلِ بَيْتِهِ الطَّيِّبينَ الطّاهِرينَ وَارْزُقْنى شَفاعَةَ مُحَمَّد صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَآلِهِ وَلا تَحْرِمْنى صُحْبَتَهُ اِنَّكَ اَنْتَ اَرْحَمُ الرّاحِمينَ اَللّـهُمَّ اقْضِ لى فِى الاَْرْبَعاءِ اَرْبَعاً اِجْعَلْ قُوَّتى فى طاعَتِكَ وَنَشاطى فى عِبادَتِكَ وَرَغْبَتى فى ثَوابِكَ وَزُهْدى فيما يُوجِبُ لى اَليمَ عِقابِكَ اِنَّكَ لَطيفٌ لِما تَشاءُ .

Çarşamba Gününün Duasının tercümesi

“Hamd Allah’a mahsustur; o Allah ki, geceyi örtü, uykuyu bir dinlenme, gündüzü de dağılıp çalışma (zamanı) kıldı. Uyuduğum yerden beni kaldırdığın için sana hamd olsun. İsteseydin onu ebedi kılardın. Sana asla sonu kesilmeyen ve yaratıkların sayamayacağı kadar hamd olsun. Allah’ım! Sana hamd olsun; (mahlûkatı) yarattın, düzgün (ve dengeli) kıldın, taklit ettin, hüküm verdin, öldürdün, dirilttin, hasta ettin, şifa verdin, afiyet bağışladın, belaya düşürerek imtihan ettin ve arşa istiva ettin (onu hükmün altına aldın) ve mülke (varlık âlemine) ihata ettin. Allah’ım seni, vesilesi zayıf, çaresi kesilen, eceli yaklaşan, dünyada arzusu azalan, rahmetine ihtiyacı çoğalan, hasreti kusurundan dolayı büyük olan, sürçmesi ve kayması çok olan ve tövbesi sana halis olan bir kimse gibi çağırıyorum (sana yalvarıp yakarıyorum). Peygamberlerin sonuncusu olan Hz. Muhammed’e ve onun tertemiz Ehl-i Beyt’ine olsun salâvat gönder, Hz. Muhammed’in (Allah’ın salât ve selamı ona ve Ehl-i Beyt’ine olsun) şefaatini bana nasip eyle ve onunla birlikte olmaktan beni mahrum eyleme. Kuşkusuz sen, merhametlilerin en merhametlisisin. Allah’ım Çarşamba günüde benim için dört şeyi yerine getir: Güç ve kuvvetimi itaatinde, neşat ve enerjimi kulluğunda, rağbet ve isteğimi sevabında, zahitlik ve rağbetsizliğimi acıklı azabına sebep olacak şeylerde kıl. Şüphesiz sen, istediğine latifsin.”

İslam İnkılabı Rehber İmam Hamenei, takvayı riayet ederek adım atmanın ve karar almanın, manevi ve maddi ilerlemek için zemin hazırlayacağını belirterek, İran’ın bugün emperyalist ve iç nefs olmak üzere iki düşmanla karşı karşıda olduğunu ifade etti.

Kutsal savunma döneminden bir grup gazi asker ile görüşen İmam Hamanei, kutsal savunma dönemini güzel ve ince bir resim tabloya benzetti.

İmam Hamanei, İslam devrimi ile başlayan yolun devam edeceğini vurgulayarak, kutsal savunma dönemini muhataplarına anlatılması ve de gazi askerler hakkındaki detayların tanıtılması için sanat kriterleriyle uygun olarak binlerce kitap yazılması gerektiğini söyledi.

Dayatılan savaş yıllarında savaşan askerlerin başarılarını değerli, çok büyük ve hayret verici olarak niteleyen İslam İnkılabı Rehberi, "Kutsal savunma döneminde önemli ve hassas mesuliyetleri olan gaziler bilmeli ki cihadı asğardan(küçük cihat) sonra çok zor olan cihadı ekberin(büyük cihat) sırası gelecektir"diye konuşmasına ekledi.

Cihadı asğar ve cihadı ekberin özelliklerini kıyaslaşarak açıklamasını yapan İmam Hamanei, ilke ve değerler üzerinde durmanın ve de siyasi, sosyal, ekonomik ve kültür alanlarda takvayı riyaet etmenin yüksek önem ve değeri olduğunu belirtti.

Takvayı riayet ederek adım atmanın ve karar almanın, manevi ve maddi ilerlemek için zemin hazırlayacağını ifade eden İslam İnkılabı Rehberi, İran’ın bugün emperyalist ve iç nefs olmak üzere iki düşmanla karşı karşıda olduğunu ifade etti.

Ayetullah Hamanei, Allah yolunda adım atmanın gereği günahtan uzak durmak olduğunun altını çizerek, günah yapmamakla yolun yarısı gidileceğini, ayrıca siyasi, icra, yöneticilik, tebliğ ve dini mesuliyetleri olan kişilerin günah alanı daha da geniş olduğunu kouşmasına ekledi.

Yetkililerin dürüst hareket etmeleri toplumla birleşmesine sebebiyet vereceğini işaret eden İslam İnkılabı Rehberi, “Biz dik durarak ve dürüt olarak hareket ederek tolumu teşvik ediyoruz ve bilmeliyiz ki İran milletinin bu hareketi bazılarının rehavete kapımasıyla sapmayacak ve sarsmayacaktır”diye belirtti.

İslam İnkılabı Rehberi konuşmasının sonunda İslam devrimi ile başlayan bu hareketin devam edeceğini vurgulayarak, İran milletinin genel hareketinde bazıların yarım bıraktığı sorumlulukları yüksek moralle üstlenen gençelerin o sorumlulukları inşallah maksadına ulaştıracağını kaydett