کارگر

کارگر

İran İslam Cumhuriyeti Meclis Başkanı Muhammed Bakır Galibaf, ABD’nin yürütülen girişimlere rağmen İran’ın güvenini kazanamadığını belirtti.

Galibaf sosyal medya platformu X üzerinden yaptığı paylaşımda, müzakereler öncesinde iyi niyet ve gerekli iradeye sahip olduklarını vurguladıklarını ancak önceki iki savaş deneyimi nedeniyle karşı tarafa güven duymadıklarını ifade etti.

Galibaf, “İran heyetindeki çalışma arkadaşlarım Minaab 168’de ileriye dönük 168 girişim sundular; ancak karşı taraf bu müzakere turunda İran heyetinin güvenini kazanmayı başaramadı” dedi.

ABD’nin İran’ın mantık ve ilkelerini anladığını belirten Galibaf, “Artık ABD’nin, İran’ın güvenini kazanıp kazanamayacağına karar verme zamanı gelmiştir” ifadelerini kullandı.

Galibaf ayrıca, “Biz her zaman güçlü diplomasiyi, İran halkının haklarını elde etmek için askerî mücadelenin yanında bir yöntem olarak görüyoruz ve İranlıların kırk günlük ulusal savunma sürecinde elde ettiği kazanımları korumak için çabalamaktan asla vazgeçmeyeceğiz” dedi.

Pakistan’ın müzakere sürecini kolaylaştırma çabalarına da teşekkür eden Galibaf, Pakistan halkını selamladı.

Açıklamasının sonunda, İran halkına da teşekkür eden Galibaf, “İran 90 milyon canı olan tek bir bedendir. Rehberin tavsiyeleri doğrultusunda sokaklara çıkarak evlatlarını destekleyen kahraman İran halkına ve bu yoğun 21 saatlik müzakerelerde görev alan çalışma arkadaşlarıma teşekkür ediyorum. Yaşasın aziz İran!” ifadelerini kullandı.

Pazartesi, 13 Nisan 2026 05:22

İsrail'in stratejik çöküşü

"Öncelikle ABD artık İran'ı savaşla yıkamayacağını gördü. Bu ise sadece bölgesel değil, küresel ölçekte ABD'nin gerilemesine neden oldu. ABD, Çin ve Rusya karşısında prestij kaybetti."


ABD/İsrail-İran Savaşı, 41 günün ardından 2 haftalık ateşkesin kabul edilmesiyle en azından şimdilik fiili olarak sona erdi.

İran 10, ABD ise 15 maddelik talepler planıyla Pakistan İslam Cumhuriyeti'nin başkenti İslamabad'da dün masaya oturdu.

Şimdi Tahran ve Washington arasında masada savaş başladığını söyleyebiliriz. İslamabad görüşmelerine tekrar döneceğiz ancak şimdi bu savaşın en büyük kaybedeni olan Siyonist İsrail ve onun Başbakanı Gazze soykırımcısı Netanyahu hakkında bir şeyler söylemek daha doğru olur.

Taktiksel zaferin stratejik mağlubiyeti

2023 yılının Ekim ayından bu yana Gazze'de soykırım başlatan ve bölgesel hegemonya savaşını Lübnan, Yemen, Suriye ve Irak'a yaymak isteyen Netanyahu, buralardaki gerek HAMAS gibi direniş güçlerine gerekse de diğer gruplara karşı 3 yıldır hiçbir kriter ve hukukun işlemediği bir savaş yürütüyor.

Üstelik Netanyahu, Arap Baharı'ndan bu yana olumsuzluklar yumağının içine düşen Orta Doğu'da ABD eliyle kendi konumunu tahkim edecek bir yapıyı kurmak istiyordu. Ve Netanyahu'ya göre bu süreç karşısındaki en büyük engellerden biri İran'dı.

İşte bu nedenle Netanyahu, ABD'deki Evanjelik-Siyonist odaklar eliyle Trump'ı İran'la savaşın içine çekti.

Netanyahu, İran'ı ABD'nin eliyle yıkıp Orta Doğu'da güçlenmenin hayallerini kurarken hiç beklemediği bir durumla karşı karşıya kaldı.

ABD, tüm saldırılarına rağmen İran'ın direncini kıramadı. Beyaz Saray 41 günün sonunda masaya oturmak zorunda kaldı. Tel Aviv böylece hem çok beklediği "ABD-İran" savaşından hiçbir şey elde edemedi hem de artık Washington'la ajandası bazı boyutlarıyla ayrılmaya başladı.

Netanyahu'nun tüm çığırtkanlıklarına rağmen ABD, ateşkesten ve müzakerelerden yana tutum sergiliyor daha doğrusu buna mecbur. Böylece Tel Aviv, 1948'den bu yana belki de ilk kez kendini bu kadar yalnızlaşmış hissediyor. Üstelik İsrail görüşmelerine taraf bile değil. Yani bölgede İsrail, bizzat müttefiki ABD'nin de onaylamasıyla ilk kez kritik bir sürecin dışında kalıyor.

Bu durum ise on yıllardır pervasızca kafasına estiğini yapan İsrail'in bir nevi "şımarık çocuk istediğini yapar" imajını yıkıyor.

Ayrıca bu durumun ana sebebi bizzat Netanyahu'nun kendisi. 1 ay önce Orta Doğu'ya sahip olma hayalleri kuran Netanyahu, şimdi kendi koltuğunu bile koruyamayabileceği gerçeğiyle yüzleşmeye çalışıyor.

ABD'nin bölgedeki imajı yerle bir oldu

Netanyahu, ABD'nin I. Dünya Savaşı'ndan sonra bölgede 100 yılı aşkın süredir kurduğu dengeleri darmadağın etti.

Öncelikle ABD artık İran'ı savaşla yıkamayacağını gördü. Bu ise sadece bölgesel değil, küresel ölçekte ABD'nin gerilemesine neden oldu. ABD, Çin ve Rusya karşısında prestij kaybetti. Diğer yandan Körfez ülkeleri bu süreçte kendilerinin ABD için sözde müttefik olduklarını anladılar.

ABD şimdi savaş öncesi açık olan Hürmüz Boğazı'nı yeniden açtırmaya çalışıyor. Beyaz Saray o hâle düştü ki, "status quo ante bellum" (savaş öncesi durumu korumak) durumunu bile zafer olarak sunmaya çalışıyor. Fakat ciddi anlamda prestij kaybeden ABD, İslamabad görüşmeleri nasıl sonuçlanırsa sonuçlansın farketmez tabiri caizse "çizilen karizmasını" kurtarması çok mümkün görünmüyor.

Yeni ufuklar, yeni süreç

Bölgede İsrail hegemonyası hayallerini batıran İran-ABD Savaşı büyük oranda bitmiş olduğuna göre, şimdi coğrafyamız için yeni bir süreç başlıyor.

Şimdi bölge ülkeleri geniş çerçeveli bir platform inşa etmeli.

Bu savaşın durması için aktif şekilde arabuluculuk yapan Türkiye, Pakistan, Suudi Arabistan ve Mısır ile İran arasında bölgesel müttefiklik için yeni bir süreç başlatılmalı.

Pakistan Doğu Asya Müslümanlarının; Türkiye, D-8'in ve Türk Devletleri Teşkilatı'nın; Suudi Arabistan Körfez'in; Mısır ise diğer Arap coğrafyalarının temsilcisi olarak bir araya gelmeli ve İran'ın da katılımıyla kolektif liderliğe dayalı yeni bir pakt kurulmalıdır.

Tüm dünya gördü ki, ABD'nin bölgede kurduğu sözde "güvenlik" şeması sadece İsrail'i koruyor. Bölgemize binlerce kilometre uzakta olan ABD, bölgeye sadece çıkarları perspektifinden bakıyor. Aslında bölgemizde yaşanan bu 40 günlük acı savaş tecrübesi bir uzlaşı ve diyalog iklimi fırsatı da sunuyor.

Soğuk Savaş kodlarıyla düşünerek bugünün problemlerinin çözülemeyeceği gerçeğine göre hareket etmek akılcı olan yoldur. Çok taraflı diplomasi, çatışma, kargaşa ve kaosa karşı birlikte karşı duruş küresel güçlerin hesaplarını bozabilir. İşte o yüzden tam da şimdi sıra dışı adımlara ihtiyaç var.(Mustafa Kaya/Milli Gazete)

Pazartesi, 13 Nisan 2026 05:20

Ne sahada ne masada... ABD eli boş döndü

Pakistan’ın başkenti İslamabad’da yapılan ABD-Iran müzakerelerinden sonuç çıkmadı. Sahadaki kaybını masada telafi etmeye çalışan Amerikalılar, Minab kayasına çarptı. Panikleyen Trump ise ‘yaratıcı bir fikir’ ortaya attı: Hürmüz’ü Iran’dan daha iyi kapatmak!

İslamabad’daki müzakerelerin sonuçsuz kalmasının hemen ardından ABD Başkanı Donald Trump’ın verdiği ilk tepki, Just the News sitesinde yayımlanan bir makaleyi Truth Social sosyal medya platformunda paylaşmak oldu.


Trump’a yakınlığıyla bilinen sitede yayımlanan makalede, Washington’un taleplerinin kabul edilmemesi halinde İran’a karşı “deniz ablukası” uygulanabileceği mesajı veriliyor.

“Başkan’ın elindeki koz” olarak tanıtılan plana göre abluka, İran ekonomisini tamamen boğmayı hedefliyor. Ayrıca İran petrolüne “bağımlı” olan Çin ile Hindistan gibi ülkeler üzerinde de büyük bir baskı kurulması amaçlanıyor.

ABLUKAYI ‘BAŞLATTI’
Trump bu paylaşımının ardından pazar günü bir kez daha klavye başına geçti. Müzakerelerin iyi geçtiğini ancak İran’ın Hürmüz’ü açmayı ve nükleer programdan vazgeçmeyi reddettiğini söyleyerek “Derhal geçerli olmak üzere Hürmüz Boğazı’na girmeye veya oradan çıkmaya çalışan tüm gemileri ABLUKA ALTINA alma sürecini başlatacağız.” diye yazdı. Trump aynı mesajda ablukanın “kısa süre içinde” başlayacağını öne sürdü.

ÇİVİ ÇİVİYİ SÖKER Mİ?
 
Hürmüz Boğazı’nın çıkışında deniz ablukası uygulamak, zaten kapalı olan boğazı “daha da iyi kapatmak” anlamına geliyor. Bu durumda İran’ın kendi petrolünü de satamaz hale gelmesi, küresel petrol arzı krizini katlayacak. Sonuç olarak benzin fiyatlarının yüzde 30’dan fazla yükseldiği ABD’de savaşın maliyeti daha da ağır hale gelecek.

Böyle bir adımın doğal sonuçlarından biri de İran’ın ihraç ettiği petrolün yüzde 90’ını satın alan Çin’i kızdırması olacak. Pekin bu senaryoda Washington’un yükünü daha da artıracak ekonomi temelli önlemleri devreye sokabilir. Nadir toprak elementlerinin ABD’ye satışını kısıtlaması dahi Amerikan teknoloji ve askeri sektörlerini kilitleyebilir. Ayrıca Çin, İran’a askeri ve istihbari desteği artırabilir, diplomatik girişimleri daha sert bir düzleme çekebilir. Geçen hafta Tayvan ana muhalafet partisi liderinin Pekin’de Çin Devlet Başkanı Xi Jinping’e yaptığı ziyaretle başlayan sürecin ABD’nin adadaki alanını daraltacağını da eklemek gerek.

Diğer yandan Trump’ın Hürmüz’ü “daha da iyi kapatması” boğaz üzerinden petrol ve gaz alan Avrupalı ve Asyalı müttefiklerin kendisine tam manasıyla sırt çevirmesiyle sonuçlanabilir. Kısacası olası abluka hamlesinin bumeranga dönüşmesi kaçınılmaz bir son gibi görünüyor.

USS G. Ford.
‘Yamalı’ uçak gemisi dönüyor
Just the News’un haberindeki bir diğer dikkat çekici unsur ise USS Gerald Ford ile USS Abraham Lincoln uçak gemilerinin abluka görevi için halihazırda bölgede hazır olduğunun iddia edilmesi:

“USS Ford, kısa bir onarım ve mürettebat dinlenme sürecinin ardından şimdi Basra Körfezi’nde bulunuyor.”

USS Ford, İran savaşı esnasında 30 saat süren, 600 denizciyi yataksız bırakan yangının ardından önce Yunanistan’a çekilmiş, kısa bir süre sonra da bakım-onarım çalışmaları için Hırvatistan’a gönderilmişti.

10 aydır görevde olması nedeniyle çok sayıda teknik sorun yaşayan, mürettebatı yorulan uçak gemisinin en az bir sene görev dışı kalması gerektiği belirtilmişti.

Ancak USS Ford kısa bir bakımdan sonra yeniden sahaya sürüldü. 2 Nisan’da Hırvatistan’dan yola çıkan gemi şu anda Doğu Akdeniz’de bulunuyor.

Ancak askeri kaynaklar, donanmanın tam kapsamlı onarımı erteleyerek gemiyi “idareten” sahaya sürdüğünü belirtiyor. 11 aydır görevde olan, yüzlerce denizcisi hâlen yangın hasarlı yatakhaneler nedeniyle zor şartlarda yaşayan ve kronik tesisat arızalarıyla boğuşan dev geminin, bir “abluka” gibi yüksek yoğunluklu bir görevde ne kadar sürdürülebilir olduğu askeri çevrelerde tartışma konusu olmaya devam ediyor.

Perşembe, 09 Nisan 2026 08:32

Bir zafer ve bir Erbain!

Bu zafer, Rehber Hamaney’in (r.a) Erbain’in sönmeyen meşalesidir. Kan, bir kez daha kılıca galip gelmiş; sabır, metanet ve irade kibrin belini kırmıştır. İran Halkına Mübarek olsun bu onurlu direniş, tüm direniş ülke halklarına ve dünya mazlumlarına mübarek olsun.


Hamdolsun rabbim bir kez daha ömrü hayatımda bana ZAFER yazısı yazmayı nasip etti.

Bu zafer, sadece askeri bir geri adımın değil, asırlardır süregelen bir mektebin, “Heyhat minez zille” (Zillet bizden uzaktır) feryadının modern çağdaki yankısıdır. Küresel küfrün kibri, İmam Hüseyin’in (s.a.a)’nin sancağını taşıyan müminlerin iradesi karşısında diz çökmüştür.

Bu zafer bir SON değil bilakis yeni bir direniş ruhunun başlangıcıdır.

Kerbela’nın mirası direniş ruhunun doğduğu şafak vakti geldi ve kadim zulüm medeniyetlerinin tahtları sarsılıyor:

Dünya, tarihin en rafine edilmiş barbarlığına diz çökmüş, modern dünyanın yöneticileri “stratejik denge” masallarının arkasına saklanarak bu vandallığa boyun eğmişken; sessizliği yırtan bir nida ve cesur bir direniş Doğu’nun kadim topraklarından, İran’ın yüreğinden yükseldi. Bu sadece bir siyasi karşı duruş değil; bir varoluş, bir mana ve binlerce yıllık bir “la” (hayır) diyebilme sanatıdır.

Kerbela’nın sönmeyen meşalesi bugün Velayet-i Fakih’in elinde:

Bu direniş ruhu, kaynağını ne petrol kuyularından ne de çelikten alır. Bu ruh, gücünü Fırat’ın kenarında susuz kalan ama haksızlığa asla boyun eğmeyen İmam Hüseyin’in (s.a.a)’nin kanıyla sulanmış o “Yalnızlık Zaferi”nden almaktadır. İran halkının göğsündeki bu sarsılmaz cesaret, Ehlibeyt’in “Zillet bizden uzaktır!” feryadının 21. yüzyıldaki aksisedasıdır. Siyonizmin ve emperyalizmin canavarlaşmış saldırıları karşısında, onlar için her gün Aşura, her yer Kerbela’dır.

Hafız-ı Şirazi’nin dediği gibi:

“Aşk yolunda başından korkan kimse, bizim meclisimize gelmesin; çünkü bizde can feda etmek, sıradan bir iştir.”

İşte bu yüzden, dünyanın tüm güçleri birleşip karşısına dikilse de, Kerbela kültürüyle yoğrulmuş bir ruhu ne parayla ne de ölümle korkutmak mümkündür. Bunun bu yüzyılda mümkün olduğunu İmam Hüseyin’in soyundan gelen ve onun onurunu cesaretini ve karizmasını günümüze taşıyan kişi Velayetin naibi Seyit Ali Hüseyin Hamaney (r.a) bütün dünya müstekbirlerine ve Ba”al cehaletine emperyalist azgın medeniyetlere bütün dünyanın tanıklığı ile gösterdi.

“Begozar o neteres dar râh-e Hakk, Morg dar în râh, hayât-e abad est.” (Mevlana)

“Yürü, korkma! Hak yolunda ölüm, ebedi bir hayattır”

düsturuyla hareket eden o eşsiz irade; vandal bir medeniyetin dayattığı o zifiri karanlığı, Ehlibeyt aşkının nuruyla dağıtmaya azmetmişti ve atası İmam Hüseyin gibi asla zalimin tehditlerinden kaçmadı ve dayatmalarına boyun eğmedi. O ümmetin rehberi olarak yapması gereken bir şekilde ümmetin en az imkana sahip ferdi gibi yaşadı ve ölümü de halkının maruz kaldığı şartların üstünde bir güvenliği kabul etmeyi zillet görüp savaşın en ateşli zamanında savaşçıların en ön safında yer alarak şehadet şerbetini içti.

Böylelikle bu yüzyılda insanlığa çare olabilecek LİDER profilini ilmi ile zekası ile takvası ile fedakarlığı ile ve nihayetinde savaşçılığı ve cesareti ile ortaya koyarak insanlığa gösterdi. İnsanlık yaşadığı tüm tecrübeler ile bunu özümseyerek artık ne Demokrasinin, ne Sosyalizmin, ne Kapitalizmin, ne Siyonizmin İnsanlığa refah ve mutluluk getirecek bir ideoloji ve idari sistem değil sadece Velayet-in bugün itibarı ile temsili olan Veleyet-i Fakih düsturunun bunu sağlayabildiğini gözleri ile gördüler. Nihayetinde demokratların katliamın başını çektiği, liberallerin, hümanistlerin, özgürlükçülerin ise bu katliamın gerekçelerine kanıp sessiz kaldıkları, İslamcı, Müslüman denilen ülkelerin ise münafıkça küfür ve emperyalizmin ve hatta Siyonizmin yanında yer almak için onlarca entrika çevirdiklerini ve krallıklarının, prensliklerinin, diktatoryalarının varlıklarını halkların özgürlüğünden ve hakların tesisinden daha önemseyecek bir kaypaklık içinde bulunduklarını bütün dünya gördü. Bütün dünya kendi halkı sığınağa giremediği için sığınağa girmeyerek ölümü göze alan bir LİDER, ölmeyi kazanç sayan ve savaş meydanlarında “haydar-i kerrar gayri ferrrar” cesareti ile savaşan ve Kerbela’da İmam Hüseyin evlatları, yarenleri ve taraftarları gibi bir bir şehid olan KOMUTANLARI, ülkesine bir saldırı olduğunda bütün ihtilaflı mevzuları kenara koyup tek yumruk tek bir ses olup sabah akşam yağan bombalara rağmen meydanlarda “Allahuekber“ Kahrolsun Amerika, Kahrolsun İsrail diye sloganlar ile inleten ve İsrail vatandaşları yurtdışına kaçarken İran halkı savaş var diye yurda dönüş yapan bir HALKLAR’ a  sahip olduklarını gördük.

Siyonizmin korkulu rüyası İSLAMİ DİRENİŞ:

Vahşi bir medeniyetin, insanlığı mülkiyetine geçirmeye çalıştığı bu “Vandalizm Çağında; İran topraklarından yayılan bu direniş, emperyalizmin o kâğıttan kulelerini sarsmaktadır. Onlar için bu mücadele sadece bir toprak kavgası değil, İnsan-ı Kamil olma yolunda “Zulme rıza göstermeme” borcudur. Tarihin o tozlu raflarındaki kahramanlıklar, bugün Tahran’ın, Kum’un, Şiraz’ın sokaklarında insanlık için birer canlı abideye özelde Müslüman toplumlar için de ibret-i aleme dönüştü.

Dünya Müslüman yöneticileri korkuyla başlarını öne eğerken, Ehlibeyt mektebinden feyz alan bu direniş ruhu; Velayet-i Fakih sistemini ilahi tabii bir düzenin  sünetullahı olduğu gerçeğini “hüküm ancak Allah’ındır” ilahi emrinin ancak bu bağ ile kurulmasının mümkün olduğunu bir kez daha ispat etti.

Bu gün itibarı ile İslami Direniş Velayet-i Fakih’e biatleri ile emir ve komuta zincirine bağlı oldukları müddetçe sömürgeciye “dur” diyen, mazluma “can” olan yegâne barikattır ve öyle kalmaya devam edecektir. Görüyoruz ki; paranın ve lobilerin gücü, Hüseynî bir duruşun karşısında erimeye mahkûmdur. Zira şairin dediği gibi:

“Zulmün topu var, güllesi var, kal’ası varsa, Hakkın da bükülmez kolu, dönmez yüzü vardır.”

Bu ruh var oldukça, insanlık onuru asla tam manasıyla teslim alınamayacak ve Kerbela’nın sönmeyen meşalesi, eninde sonunda tüm işgal edilmiş vatanları aydınlatacaktır.

Kanın kılıca galibiyeti: 40 günlük Kerbela ve büyük fetih: Erbain

Tarih bir kez daha tekerrür etti; Firavunlar “yok edeceğim” diye haykırırken, Nil nehri Musa’nın takipçilerine yol oldu. ABD’nin 40 gün boyunca süren o kibirli dayatmaları, tehditleri ve “Bir büyük medeniyeti yok edecegi” küstahlığı, tıpkı Yezid’in sarayındaki geçici tantana gibi gün bitmeden sönüp gitti. Karşısında ise ölümü bir “ilahi bir şerbet” gibi gören, kefenini omuzunda taşıyan ve liderinin şehadetiyle sarsılmak yerine daha da çelikleşen bir halk vardı.

Şii inancında Erbain, sadece bir takvim yaprağı değildir, hüznün destana dönüştüğü, matemin kıyama evrildiği kutlu bir eşiktir. Ayetullah Seyid Ali Hamaney’in şehadetiyle başlayan o kor ateş, tam 40 gün boyunca sönmeden yandı. Direniş Ülkelerinin Halkları, “Acaba ne zaman vurulacağız?” korkusuyla eve kapanmak yerine, tıpkı Hz. Zeyneb’in (sa) Şam yollarındaki vakur duruşu gibi sokaklara döküldü.

Bu 40 günün sonunda gelen zafer, tesadüf değildir; bu, Erbain’in manevi fethidir. Tankların, uçakların ve füzelerin karşısında duran tek güç, Kerbeladan günümüze gelen “Ölüm bizim için bir saadettir” diyen o sarsılmaz imandır.

Fars edebiyatının bilhassa “kutsal savunma” (İran-Irak savaşı) direniş edebiyatının o derin ve hüzünlü diliyle söylersek:

“در کمال عزّت و آزادگی، جان می‌دهیم” (Tam bir izzet ve özgürlük içinde can veririz)

“ما ز جان بگذشته‌ایم تا حق بماند برقرار” (Biz, hak ayakta kalsın diye canımızdan geçmişiz)

Özellikle ikinci beyit olan “Mâ ze cân gozdeşte’îm tâ Hakk bemâned berkarâr”, İran’da devrim sonrası süreçte ve cephelerde askerlerin moralini yükseltmek için kullanılan, şehadet kültürü ile özdeşleşmiş çok popüler bir mısradır.

Liderlerinin şehadetinin 40. gününde, yas tutan bir milletin aynı zamanda dünyayı dize getiren bir iradeye dönüşmesi, ancak “Hüseyni” bir bilinçle açıklanabilir. Trump’ın tehditleri, bu halkın kulağında ancak boş bir rüzgar uğultusu kadar yer bulabildi. Çünkü onlar biliyordu ki;

“کربلا در کربلا می‌ماند اگر زینب نبود” (Eğer Zeyneb olmasaydı, Kerbela Kerbela’da kalırdı)

Bu halkın her bir ferdi, bu 40 günde birer Zeyneb olmayı seçtiler ve daha savaşın başında şehid olan liderlerinin mesajını, şehadetinin onurunu ve davasının haklılığını dünyaya haykırdılar.

Amerika ve İsrail, tüm şartlarından vazgeçip İran’ın iradesini kabul etmek zorunda kaldıklarında, aslında sadece bir anlaşmaya imza atmadılar; maneviyatın maddiyatı, şehadet aşkının ise teknolojik kibri yendiğini tescil etmiş oldular.

Bugün geçen kırk günde, Kerbela’nın o meşhur nidası Tahran’dan, Kum’dan, Meşhed’den yükseliyor ve “Biz bitti demeden, bu aşk bitmez” diye gururla sesleniyorlar.

Bu zafer, Rehber Hamaney’in (r.a) Erbain’in sönmeyen meşalesidir. Kan, bir kez daha kılıca galip gelmiş; sabır, metanet ve irade kibrin belini kırmıştır. İran Halkına Mübarek olsun bu onurlu direniş, tüm direniş ülke halklarına ve dünya mazlumlarına mübarek olsun bu kutlu Erbain!

Şimdi Nefsi Zekiye’nin mübarek bedeninin defnine artık sıra gelmiştir. Defni ile Erbaini bir olan asrın kutlu şehidine veda vakti…

Fatih Bilgin

 

 

 

Vessellam…!(Fatih Bilgin/Rast)

Perşembe, 09 Nisan 2026 08:29

ABD’nin İran Planı Neden Tutmadı?

Yazilimedya Genel Yayın Yönetmeni İsmail Bendiderya katıldığı bir televizyon programında ABD’nin en büyük hatasının füze sayısını değil, ‘hafızayı’ küçümsemek olduğunu savundu. Bendiderya’ya göre Washington, sahadaki denklemi değil İran toplumunun tarihsel direncini yanlış okudu.


Farsçadan Türkçeye, 398 kitap ve 2000'den fazla makalenin çevirisini yapan Yazilimedya Genel Yayın Yönetmeni İsmail Bendiderya, ABD ve İsrail’in İran’a saldırısına ‘hafıza’ yorumu kattı.

Ulusal Kanal’da Orhan Muşul’un sunduğu Sözün Özü programında konuşan Bendiderya’ya göre ABD’nin temel yanılgısı, İran’ı yalnızca askeri kapasiteyle ölçmek oldu. İran’ın tarihsel birikimi, toplumsal refleksi ve kültürel direncinin hesaba katılmadığını savunan Bendiderya, “İran’a yalnızca harita üstünden bakıldı, hafızasına bakılmadı” görüşünü dile getirdi.

“SAHADA DEĞİL HESAPTA HATA YAPTILAR"

Programda, savaşın başında İran’ın kısa sürede etkisiz hale getirileceğine dönük beklentilerin öne çıktığını hatırlatan Bendiderya, gelinen noktada bunun gerçekleşmediğini söyledi. Hürmüz Boğazı’ndaki gelişmeler, enerji piyasasındaki sarsıntı ve petrol fiyatlarındaki yükselişin, çatışmanın bölgesel sınırları aştığını savundu.

Bendiderya, ABD yönetiminin İran’ı yalnızca füze envanteri ve askeri tesisler üzerinden okuduğunu, buna karşılık İran toplumunun direnç kapasitesini küçümsediğini öne sürdü. Ona göre savaşın uzamasının nedeni yalnızca askeri denge değil, aynı zamanda toplumsal kenetlenme.

"İRAN'DA ÇÖZÜLME DEĞİL BİRLEŞME OLDU"

Bendiderya’nın değerlendirmesinde en dikkat çekici başlıklardan biri, savaşın İran içinde beklenen çözülmeyi yaratmadığı iddiası oldu. Tam tersine, dış baskının içeride daha sert bir birleşme doğurduğunu savunan Bendiderya, İran toplumunda rejim tartışmasının yerini “savunma refleksine” bıraktığını söyledi.

İran halkının tarihsel ve dini referanslarla şekillenen direnç kültürüne dikkat çeken Bendiderya, bu yapının dış müdahale karşısında hızlı dağılma değil, uzun süreli dayanma eğilimi yarattığını ifade etti. Bu nedenle olası kara harekâtı senaryolarının da Washington açısından kolay sonuç vermeyeceğini ileri sürdü.

TRUMP'IN DİLİ, SAVAŞIN HEDEFİ

Bendiderya, ABD Başkanı Donald Trump’ın savaşın hedeflerine ilişkin zaman zaman birbiriyle çelişen açıklamalar yaptığını da söyledi. Bir yandan rejim değişikliği, diğer yandan enerji ve petrol eksenli söylemlerin öne çıkmasını, “stratejik savrulma” olarak yorumladı.

NATO ülkelerinin de bu süreçte Washington’a beklenen ölçüde açık destek vermediğini belirten Bendiderya, bunun arkasında yalnızca askeri kaygıların değil, ekonomik çıkar hesaplarının ve Trump yönetiminin müttefiklerle gerilimli ilişkisinin bulunduğunu ileri sürdü.

BU YENİ KAVGA DEĞİL

Bendiderya’ya göre bugün yaşanan savaş, yalnızca güncel bir askeri gerilim değil. İran ile Batı arasındaki hesaplaşmanın köklerinin 20. yüzyılın başındaki petrol rekabetine kadar uzandığını belirten  Bendiderya, İran petrolleri üzerindeki tarihsel paylaşım mücadelesinin bugünkü çatışmanın arka planını oluşturduğunu söyledi.

Bu nedenle mevcut tabloyu “birkaç haftalık savaş” olarak okumanın yetersiz kalacağını savunan Bendiderya, meselenin enerji yolları, bölgesel güç dengeleri ve uzun yıllara yayılan jeopolitik hesaplarla birlikte değerlendirilmesi gerektiğini belirtti.

Bendiderya’nın çizdiği çerçevede, ABD’nin İran’a yönelik müdahalesi kısa süreli ve net sonuç üretecek bir operasyon olmaktan çıktı. Washington’ın askeri üstünlüğüne rağmen sahada beklediği tabloyu bulamadığını savunan Bendiderya, savaşın artık yalnızca cephede değil; ekonomi, enerji ve toplum psikolojisi düzleminde de büyüyen bir kırılmaya dönüştüğünü söyledi.

İran cumhurbaşkanı Pezeşkiyan, Pakistan Başbakanı ile yaptığı telefon görüşmesinde her türlü saldırıya karşılık vereceklerini belirtti.

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif ile telefonda görüştü.

İran basınına göre, Pezeşkiyan görüşmede Şerif'e, ülkesinin, "ABD’nin uluslararası hukuku ihlal eden geçmişine" rağmen Pakistan’ın ateşkes ile ilgili ortaya koyduğu öneriye ilişkin attığı adımın, "İran’ın sorumluluğunu göstermesi" açısından önemli olduğunu söyledi.

 

PEZEŞKİYAN LÜBNAN'DAKİ DURUMU HATIRLATTI
İran ile ABD arasında varılan ateşkeste, tarafların taahhütlerine bağlı kalması gerektiğini vurgulayan Pezeşkiyan, İran’da Siri ve Lavan adasına yapılan saldırıların ateşkesi ihlal anlamına geldiğini belirterek, “İran’ın sunduğu 10 şarttan birisi de Lübnan’da ateşkesin sağlanmasıdır. İran her türlü saldırıya karşılık verecektir.” dedi.

Şerif ise, Lübnan’a yönelik İsrail saldırılarının anlaşmanın bir parçası olarak durdurulması gerektiğini söyleyerek, ülkesinin, bölgesel istikrar ve barış için tüm ülkelerle işbirliği yapmaya hazır olduğunu belirtti.

 

Hizbullah, işgalci İsrail’in ateşkes ihlallerine karşılık olarak İsrail’in kuzeyindeki sınır bölgesinde yer alan Manara yerleşimine roket saldırısı düzenlediğini duyurdu.

Hizbullah’tan yapılan yazılı açıklamada, İsrail’in ateşkes ihlallerini sürdürdüğüne dikkat çekilerek, Hizbullah’ın Lübnan’ı ve halkını savunmak amacıyla Manara yerleşimine saldırı gerçekleştirdiği belirtildi.

Açıklamada, Hizbullah’ın ateşkese uyduğu, soykırımcı İsrail’in ise ihlal etmeye devam ettiğine işaret edilerek, “Lübnan’ı ve halkını savunmak ve düşmanın (İsrail) ateşkes anlaşmasını ihlal etmesine karşılık olarak, İslami Direniş Mücahitleri (Hizbullah), 9 Nisan 2026 Perşembe günü saat 02.30’da Manara yerleşimine roket saldırısı düzenledi.” ifadelerine yer verildi.

Açıklamada ayrıca, “Bu karşılık, İsrail-Amerikan saldırganlığı ülkemize ve halkımıza karşı sona erene kadar devam edecektir” denildi.

Söz konusu saldırının, ateşkesin yürürlüğe girmesinden sonra Hizbullah tarafından İsrail’e yönelik gerçekleştirilen ilk roketli saldırı olduğu belirtiliyor.

Katil İsrail ordusu, dün öğle saatlerinde Beyrut ile Lübnan’ın doğu ve güney kesimlerine ön uyarı yapmadan, eş zamanlı yaklaşık 100 hava saldırısı düzenlemişti. Akşam saatlerinde ise İsrail uçakları Beyrut’un “Tel Hayyat” bölgesini hava saldırılarıyla hedef almıştı.

Dünkü saldırılar, Siyonist İsrail’in 2 Mart’tan bu yana Lübnan’a düzenlediği en şiddetli saldırılar olarak kayda geçti.

 

General Musevi: Hizbullah’a Saldırı İran’a Saldırıdır

İslam Devrim Muhafızları Ordusu Hava-Uzay Kuvvetleri Komutanı General Seyyid Mecid Musevi, Hizbullah’a yönelik saldırının İran’a yönelik saldırı olduğunu vurguladı.

Devrim Muhafızları Ordusu Hava-Uzay Kuvvetleri Komutanı General Seyyid Mecid Musevi, sosyal medya hesabında şunu yazdı: Hizbullah’a yönelik saldırı, İran’a yönelik saldırıdır. Saha, rejimin vahşi suçlarına ağır bir cevap hazırlığındadır.

Aziz halkım, füzelerin gerçek yakıtı sizin sokaklardaki birlik içindeki varlığınızdır.

ABD ve İran arasında sağlanan iki haftalık ateşkesin mürekkebi bile kurumadan, İsrail savaş uçakları Lübnan'a şiddetli saldırılar yaptı. 10 dakika gibi kısa bir sürede 100'den fazla farklı noktanın vurulduğu kanlı saldırılarda sivil yerleşim yerleri hedef alınırken, onlarca kişi yaşamını yitirdi yüzlerce yaralı var.


İsrail sabaha karşı ilan edilen geçici ateşkesin Lübnan'ı kapsamadığını ileri sürerek soykırım yaptı. 

Lübnan Sağlık Bakanlığından yapılan açıklamada, işgal savaş uçaklarının Lübnan'ın birçok bölgesine eş zamanlı şekilde yoğun hava saldırıları düzenlediği belirtildi. Saldırılarda ilk belirlemelere göre onlarca kişinin şehit olduğu, yüzlerce kişinin yaralandığı kaydedildi.

İşgal rejimi çetesinden yapılan açıklamada 10 dakika içinde eş zamanlı olarak birden fazla bölgede 160 saldırı gerçekleştirildiği belirtildi.

Başkent Beyrut başta olmak üzere ülkenin güneyi ve doğusu harabeye dönerken, bu ağır bombardımanda sivillerin sığındığı yerleşim yerlerinin de acımasızca vurulduğu aktarıldı.

 

Lübnan 1 Günlük Milli Yas İlan Etti

Lübnan, İsrail’in düzenlediği hava saldırılarında en az 254 kişinin şehit olması ve bin 156’dan fazla kişinin yaralanmasının ardından perşembe gününü milli yas günü ilan etti.

Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam, tüm kamu kurumları, devlet daireleri ve belediyelerin kapatılması talimatını verdi.

Milli yas nedeniyle bayrakların yarın yarıya indirileceği, radyo ve televizyon yayınlarının ise yaşanan kayıpların büyüklüğünü yansıtacak şekilde düzenleneceği belirtildi.

Çarşamba, 08 Nisan 2026 05:08

Trump’ın ruh hali: Dil çürük dişe gider

ABD Başkanı Trump.

Pazartesi günü yine basın toplantısı yaptı.

Yanında CIA Başkanı, Savaş Bakanı…

Genelkurmay Başkanı vardı.

İran’la yapılan savaşla ilgili bilgi verdiler.

Televizyon başında epeyce eğlendik.

Tahran’daki dostlarımı aradım.

Onlar da hep dalga geçtiler.

DESTANSI FİYASKO
Konuşmasının büyük bölümünü…

İran’da gerçekleştirdikleri…

Operasyona ayırdı.

Yüzü hiç kızarmadan konuştu.

“Zafer kazandık.” dedi durdu.

Ama ortada bir gerçek vardı.

İki uçak, iki helikopter…

İranlılar tarafından düşürülmüştü.

Ama olsun…

Önemli olan Trump’ın söyledikleri idi.

Ona göre operasyon destansıydı.

Uzmanlara göre ise fiyasko.

ENKAZDAN SÖZ ETMEDİLER
Yanındakilere tek tek söz verdi.

Onlar da aynı şeyleri tekrarladılar.

Hiçbiri tüm dünyanın gördüğü…

Kendilerinin de reddedemediği…

Uçak ve helikopter enkazlarını ağızlarına almadılar.

Döne döne zaferden söz ettiler.

Anadolu’da bir söz vardır:

“Dil çürük dişe gider.”

Trump ve saz arkadaşları için de geçerli.

Sürekli zaferden söz etmeleri…

Yenilgiyi örtme çabası.

TRUMP’IN BOMBASI
Trump öyle bir şey söyledi ki…

Bu kadarına da pes dedirtti:

“İran’da rejimi değiştirdik.

Yeni yönetim daha uyumlu.”

Bir an yanlış mı duydum diye düşündüm.

Yanımdakilere sordum.

Gerçekten de böyle demiş.

Hep birlikte kahkaha attık.

Görüntüyü geri aldım.

Bunları söylerken yanındakilere…

Onların mimiklerine baktım.

İnanmadıkları o kadar belliydi ki!

HÜRMÜZ BOĞAZI
Gazeteciler Hürmüz Boğazını…

İran’ın ücret alma kararı sordular.

Yanıtı herkesi güldürdü:

“Hürmüz’den geçişlerde biz ücret alacağız.

Ganimet savaşın galibine gider.”

MUHALİFLER
Muhaliflerle ilgili değerlendirmesi…

Bir gün önce itiraf etmişti.

Onlara silah gönderdiğini söylemişti.

Neden sokağa çıkamadıklarını şöyle açıkladı:

“Muhalifler sokağa çıkamıyor.

Rejimin keskin nişancıları…

Binalara yerleşmişler…

Sokağa çıkanı vuruyorlar.

Bu nedenle de sokağa çıkamıyorlar.”

Peki 39 gündür İranlılar sokakta.

Her akşam milyonlarca insan meydanlarda…

Televizyonlar canlı yayınlıyor.

Trump’ın yalan söylediği o kadar açık ki!

Hele şu ifadeleri:

“İranlılar bize yalvarıyor.

‘Lütfen gitmeyin…

Bomba atmaya devam edin.

Biz özgürlük için acı çekmeye razıyız’ diyorlar.”

Saç baş yolduran cinsten.

HABERLEŞME
Trump’a göre bütün sistem çökertilmiş.

İranlılar birbirleriyle haberleşemiyormuş.

Eski çağlardaki gibi yazılı kağıt gönderiyorlarmış.

İran’la günde en az iki kez konuşuyorum.

Sürekli yazışıyorum.

Ya adamları Trump’ı kandırıyor…

Ya da Trump Amerikalıları...

TRUMP’A NE DEDİLER?
Trump’ı dinledikten sonra…

Üşenmedim kısa bir araştırma yaptım.

Farklı görüşlerden tanıdıklarıma…

Trump’ı nasıl bulduklarını sordum.

Verilen yanıtlar ana hatlarıyla şöyle oldu:

“Trump normal değil.”

“Ruhsal sıkıntısı var, kafayı yemiş.”

“Mutlaka doktor denetiminden geçmeli.”

“Bir insan nasıl bu kadar yalan söyler.”

“Panik halinde, belli ki çok zorda.”

“Sürekli zaferden söz etti.

Neyin zaferi anlayamadık.”

Bunlar en masumları…

Gerisini yazamam…

Trump kendisi gibi izleyenlerin de ağzını bozdu.

İsmet Özçelik

İran Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Sekreterliği Bildirisi

Bismillahirrahmanirrahim

"İran'ın şerefli milleti bilmelidir ki; evlatlarının mücadelesi ve halkın sahadaki tarihi varlığının bereketiyle, düşman bir ayı aşkın süredir İran'ın ve Direniş'in şiddetli ateşini durdurmak için yalvarmaktadır. Ancak ülke yetkilileri, savaşın en başından beri düşmanın pişman edilmesi, çaresiz bırakılması ve ülkeden uzun vadeli tehditlerin kaldırılması hedefleri gerçekleşene kadar devam etmesi yönünde karar aldıkları için tüm bu taleplere olumsuz yanıt vermiş ve savaş, kırkıncı günü olan bugüne kadar sürmüştür.

Ayrıca İran, bugüne kadar ABD Başkanı tarafından sunulan birkaç mühleti (ültimatomu) reddetmiş ve düşman tarafından dayatılan hiçbir mühletin kendisi için önem taşımadığını vurgulamaya devam etmektedir.

Şimdi büyük İran milletine müjdeliyoruz ki; savaşın neredeyse tüm hedefleri gerçekleşmiş ve sizin yiğit evlatlarınız düşmanı tarihi bir acziyete ve kalıcı bir yenilgiye sürüklemiştir. Tüm milletin sarsılmaz desteğine sahip olan İran'ın tarihi kararı, bu savaşın kazanımlarını pekiştirene ve bölgede İran'ın gücü ile egemenliğine dayalı yeni güvenlik ve siyasi denklemler kurulana kadar bu mücadeleyi gerektiği sürece devam ettirmektir.

Bu doğrultuda; İslam İnkılabı Rehberi Ayetullah Seyyid Mücteba Hamanei'nin feraseti ve Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi'nin onayıyla; İran ve Direniş'in savaş meydanındaki üstünlüğü, düşmanın tüm iddialarına rağmen tehditlerini uygulama konusundaki acziyeti ve İran halkının haklı taleplerinin resmen kabul edilmesi göz önünde bulundurularak; detayların netleştirilmesi amacıyla müzakerelerin İslamabad'da yapılmasına karar verilmiştir. Sahadaki zaferin siyasi müzakerelerde de tescil edilmesi için en fazla 15 gün içinde detaylar nihayete erdirilecektir.

Bu bağlamda İran, düşman tarafından sunulan tüm planları reddederek 10 maddelik bir plan hazırlamış ve Pakistan aracılığıyla Amerikan tarafına iletmiştir. Bu planda şu temel noktalar vurgulanmıştır:

1) İran'a benzersiz bir ekonomik ve jeopolitik konum kazandıracak olan Hürmüz Boğazı'ndan geçişlerin, İran Silahlı Kuvvetleri koordinasyonunda kontrollü yapılması.

2) Çocuk katili İsrail rejiminin saldırganlığının tarihi yenilgisi anlamına gelecek şekilde, Direniş Ekseni'nin tüm bileşenlerine karşı savaşın sona erdirilmesi gerekliliği.

3)ABD muharip güçlerinin bölgedeki tüm üs ve mevzilerden çekilmesi.

4) Hürmüz Boğazı'nda, üzerinde mutabık kalınan protokol uyarınca İran'ın hakimiyetini garanti altına alacak güvenli bir geçiş protokolünün oluşturulması.

5) İran'ın uğradığı zararların tahminlere uygun olarak tamamen tazmin edilmesi.

6) Birinci ve ikinci derece tüm yaptırımların, Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (IAEA) Yönetim Kurulu ve BM Güvenlik Konseyi kararlarının kaldırılması.

7) İran'ın yurt dışındaki tüm bloke edilmiş mal varlıklarının serbest bırakılması.

8) Nihayetinde tüm bu hususların BM Güvenlik Konseyi'nin bağlayıcı bir kararıyla onaylanması.

9) Bu kararın onaylanmasıyla tüm anlaşmaların uluslararası bağlayıcı bir hukuk haline geleceği ve İran milleti için önemli bir diplomatik zafer yaratacağı belirtilmelidir.

Şu an itibarıyla Pakistan Başbakanı, Amerikan tarafının tüm görünürdeki tehditlerine rağmen bu ilkeleri müzakere temeli olarak kabul ettiğini ve İran milletinin iradesine boyun eğdiğini İran'a bildirmiştir. Bu esas üzerine, en üst düzeyde; İran'ın iki hafta boyunca ve sadece bu ilkeler temelinde İslamabad'da Amerikan tarafıyla müzakereler yürütmesine karar verilmiştir.

Vurgulanmalıdır ki; bu savaşın bittiği anlamına gelmez. İran, savaşın sona ermesini ancak 10 maddelik plandaki ilkelerin kabul edilmesine bağlı olarak, detayların müzakerelerde nihayete ermesi durumunda kabul edecektir.

Bu müzakereler, Amerikan tarafına duyulan tam güvensizlikle 21 Ferverdin Cuma günü (10 Nisan) İslamabad'da başlayacaktır ve İran bu müzakerelere iki hafta süre ayıracaktır. Bu süre tarafların anlaşmasıyla uzatılabilir. Bu süre zarfında tam milli birliğin korunması ve zafer kutlamalarının güçlü bir şekilde devam etmesi zaruridir.

Mevcut müzakereler milli bir meseledir ve sahadaki mücadelenin devamıdır.

Tüm halkın, seçkinlerin ve siyasi grupların, Devrim Rehberi ve sistemin en üst düzeylerinin gözetimindeki bu sürece güvenmesi, destek vermesi ve her türlü fitneci yorumdan şiddetle kaçınması gerekmektedir.

Eğer düşmanın sahadaki teslimiyeti müzakerelerde kesin bir siyasi kazanıma dönüşürse, bu büyük tarihi zaferi hep birlikte kutlayacağız; aksi takdirde meydanda, İran milletinin tüm taleplerine ulaşana kadar omuz omuza savaşacağız. Ellerimiz tetiktedir ve düşmandan gelebilecek en küçük bir hata anında en sert şekilde yanıtlanacaktır."

İran Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Sekreterliği
19 Ferverdin 1405 (8 Nisan 2026)