کارگر

کارگر

Mesud Pezeşkiyan, ABD’nin baskı politikaları ve askeri varlığını devam ettirmesi durumunda, Tahran’ın zorla dayatılan müzakere süreçlerine dahil olmayacağını belirtti.

Mesud Pezeşkiyan, ABD’nin baskı politikalarını ve bölgedeki askeri varlığını sürdürmesi halinde İran’ın “dayatılmış müzakerelere” katılmayacağını açıkladı. IRNA’ya göre Pezeşkiyan, Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif ile telefonda görüştü. ABD’nin son dönemde deniz ve saha kısıtlamalarını artırmasının diplomasi ve güven inşası açısından ciddi engel oluşturduğunu belirten Pezeşkiyan, sorunların çözümü için önce kuşatma ve benzeri operasyonel engellerin kaldırılması gerektiğini vurguladı.

DİYALOG İÇİN EŞİT ŞART VURGUSU

İran Cumhurbaşkanı, müzakere sürecinin ancak karşılıklı saygı ve güven temelinde ilerleyebileceğini ifade ederek, baskı ve tehdit altında yürütülen görüşmelerden sonuç alınamayacağını söyledi. İran’ın savaş başlatan taraf olmadığını ve bölgesel istikrarsızlık istemediğini dile getiren Pezeşkiyan, görüşmelerin yalnızca eşit şartlarda ve uluslararası hukuk çerçevesinde yapılabileceğini belirtti.

PAKİSTAN’DAN DESTEK VE GERİLİM UYARISI


Başbakan Şerif ise Pakistan’ın İran ile kardeşlik ve dayanışma ilişkilerine önem verdiğini belirterek, gerilimin düşürülmesine yönelik diplomatik çabalara destek verdiklerini ifade etti. Türkiye, Katar ve Suudi Arabistan ile yürütülen temasların ateşkesin korunması ve kalıcı barış için kritik olduğunu söyleyen Şerif, İran’ın egemenliğini hedef alan hiçbir adımı kabul etmeyeceklerini vurguladı. Bölgenin hassas bir dönemden geçtiğini belirten Şerif, tüm taraflara itidal çağrısı yaptı.

 

İran Cumhurbaşkanlığı Ofisi İletişim Dairesi Başkan Yardımcısı Mehdi Tabatabai, "Ülkenin üst düzey yetkilileri arasında görüş ayrılığı ve bölünmüşlük olduğu iddiası, İran düşmanlarının eskimiş bir siyasi ve propaganda oyunudur" dedi.
ABD ile İran arasında ateşkes ve müzakere sürecine ilişkin tartışmalar sürerken, ABD Başkanı Donald Trump’ın İran yönetiminin "ciddi şekilde bölünmüş" olduğu yönündeki iddialarına Tahran’dan yalanlama geldi.

Cumhurbaşkanlığı Ofisi İletişim Dairesi Başkan Yardımcısı Mehdi Tabatabai, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, söz konusu iddiaları reddederek, "Ülkenin üst düzey yetkilileri arasında görüş ayrılığı ve bölünmüşlük olduğu iddiası, İran düşmanlarının eskimiş bir siyasi ve propaganda oyunudur. Bu günlerde sahada, toplumda ve diplomaside birlik ve görüş birliği eşi benzeri görülmemiş ve örnek teşkil edecek düzeydedir" dedi.

Açıklamasında diplomasi seçeneğini de gündemde tuttukları mesajını veren Tabatabai, "Yalan söylemek yerine verdikleri sözleri ihlal etmeyi, zorbalığı ve aldatmacayı bırakmalılar. Adalet, onur ve akılcılık temelinde yürütülecek müzakerelere kapı açıktır" ifadelerini kullandı.

Trump’tan "bölünmüş İran" iddiası

ABD Başkanı Donald Trump, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, İran yönetiminin "ciddi şekilde bölünmüş" olduğunu öne sürerek, Pakistan Genelkurmay Başkanı Mareşal Asim Munir ile Başbakan Şahbaz Şerif’in talebi üzerine İran’a yönelik saldırıların durdurulmasının istendiğini söylemişti. Trump, İranlı yetkililerin ortak bir öneri sunmasına kadar ateşkesin uzatılacağını belirtmiş, ABD ordusuna deniz ablukasını sürdürmesi ve tüm unsurlarıyla hazır durumda kalması talimatını verdiğini ifade etmişti.(Ajanslar)

 İran Devrim Muhafızları Ordusu Deniz Kuvvetleri yaptığı açıklamada, Hürmüz Boğazı’ndan geçmeye çalışan iki izinsiz geminin İran ordusu tarafından alıkonulduğunu bildirdi.

İran Devrim Muhafızları Deniz Kuvvetleri, izinsiz olarak seyir güvenliğini tehlikeye atan, İsrail rejimiyle bağlantılı MSC-FRANCESCA ve EPAMINODES adlı iki gemiyi gözaltına alarak İran kıyılarına kadar eşlik etti.

Karadağ Denizcilik Bakanı Filip Radulovic, MSC-FRANCESCA gemisinde dört Karadağ vatandaşının bulunduğunu belirterek, nakliye şirketinin şu anda serbest bırakılmaları konusunda görüşmeler yürüttüğünü ve ‘yetkili devlet kurumlarının mürettebatla sürekli iletişim halinde olduğunu’ söyledi.

 
 

İran, Pakistan tarafına, Trump'ın İran'a yönelik deniz ablukası açıklaması geçerli olduğu sürece herhangi bir müzakere gerçekleştirilmeyeceğini bildirdi.
 İran ve ABD arasında Pakistanlı aracı üzerinden yürütülen mesaj trafiği, son günlerde ve ilk tur müzakerelerin sona ermesinin ardından da devam etti.

Söz konusu mesaj alışverişi, aslında ilk tur müzakereler sürecinin bir devamı niteliğinde. Yani, nihayetinde Amerikalıların aşırı talepleri ve emelleri nedeniyle sonuçsuz kalan müzakere sürecinin aynı çizgisi.

İlk tur müzakerelerin tamamlanmasının ardından, son dönemde Pakistanlı aracı yeniden mesajlar iletmiştir.

İranlı heyet, Trump'ın İran'a yönelik deniz ablukası açıklaması geçerli olduğu sürece herhangi bir müzakere gerçekleştirilmeyeceğini vurgulamıştır.

 

Arakçi: ABD, Tehdit Diliyle Diplomaside Ciddi Değil

Seyyid Abbas Arakçi, İran'ın ulusal çıkar ve güvenliğini korumak için tüm kapasitesini kullanacağını vurguladı.
İran İslam Cumhuriyeti Dışişleri Bakanı Seyyid Abbas Arakçi ile Pakistan Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Muhammed İshak Dar, Pazar akşamı bir telefon görüşmesinde bölgesel gelişmeler ve ateşkese ilişkin konuları ele aldı. 

Dışişleri Bakanımız, Pakistan'ın ateşkes ve savaşın sona erdirilmesine yönelik müzakerelerdeki nazik çabaları ve arabuluculuğu için teşekkür ederek, İran'ın savaşı sona erdirmek için diplomatik sürece girme konusundaki sorumlu yaklaşımını hatırlattı. Geçtiğimiz bir yıldaki acı deneyimlere ve ABD'nin tekrarlanan kötü niyetlerine, özellikle Haziran 2025 ve Mart 2026'da müzakerelerin ortasında İran'a yönelik askeri saldırganlığa ve son dönemde ateşkesi ihlal eden eylemlerine atıfta bulundu. 

Arakçi, İran'ın limanlarını, kıyılarını ve gemilerini tehdit etmeyi, tehdit içeren söylemleri, makul olmayan talepleri ve sürekli çelişkili ifadeleri, ABD'nin kötü niyetinin ve diplomaside ciddiyetsizliğinin açık göstergeleri olarak değerlendirdi ve İran İslam Cumhuriyeti'nin ulusal çıkar ve güvenliğini korumak için tüm kapasitesini kullanacağını belirtti. 

Pakistan Başbakan Yardımcısı da görüşmede, ülkesinin savaşı sona erdirme ve bölgede barışı tesis etme çabalarını anlatarak, bu bağlamda istişareleri sürdürme hazırlığında olduğunu vurguladı. 

İran ve Pakistan Dışişleri Bakanları ayrıca, bölgesel barış ve güvenliği koruma ortak hedefi doğrultusunda istişarelerin devam ettirilmesi gerektiğinin altını çizdi.

Amerikalıların bu gemiye saldırmasının ardından, İranlı güçler de bazı Amerikan askeri gemilerine İHA'larla saldırı düzenledi.
Tesnim Haber Ajansı'nın haberine göre, dünyanın en büyük askeri gücü olduğunu iddia edenler, deniz haydutlarının başı oldu!

Amerikalı terörist askerler saatler önce, Çin'den İran'a gitmekte olan Toskana adlı İran konteyner gemisine Umman Körfezi'nde saldırı düzenledi.

Amerikalıların bu gemiye saldırmasının ardından, İranlı güçler de bazı Amerikan askeri gemilerine İHA'larla saldırı düzenledi.

Trump saatler önce, Amerikalı teröristlerin bu gemiyi ele geçirdiğini iddia etti. İran daha önce, Amerikalıların herhangi bir eylemine misilleme yapılacağını duyurmuştu.

ABD'nin İran'a yönelik deniz ablukasını ilan etmesiyle eş zamanlı olarak, İran da Hürmüz Boğazı'nı tamamen kapatmış ve İran'ın izni olmadan bölgeden geçen her gemi veya tankerin İranlı güçler tarafından cezalandırılacağını bildirmiştir.

 

Hatem'ül Enbiya Karargahı: Amerikalıların Deniz Haydutluğuna Yakında Cevap Verilecek

Hatem'ül Enbiya Merkez Karargahı Sözcüsü, ABD ordusunun deniz haydutluğu ve silahlı soygun eylemlerine yakında cevap verileceğini açıkladı.
Tesnim Haber Ajansı'nın savunma servisinin haberine göre, Hatem'ül Enbiya Merkez Karargahı Sözcüsü şu ifadeleri kullandı:

"Saldırgan Amerika, ateşkesi ihlal ederek ve deniz haydutluğu yaparak, Umman Denizi sularında İran'a ait ticari gemilerden birine ateş açmış, navigasyon sistemini devre dışı bırakmış ve bir grup silahlı teröristini söz konusu geminin güvertesine çıkararak saldırıda bulunmuştur.

İran İslam Cumhuriyeti silahlı kuvvetlerinin, ABD ordusunun bu deniz haydutluğu ve silahlı soygun eylemine yakında cevap vereceğini ve misilleme yapacağını ilan ederiz."

Financial Times’ın İran askeri akademileri ile savunma dergilerinde yayımlanan makaleler üzerine yaptığı inceleme, Tahran’ın Ukrayna savaşını insansız hava araçları, yapay zeka destekli hedefleme ve düşük maliyetli muharebe teknikleri açısından bir laboratuvar gibi değerlendirdiğini ortaya koydu. Analiz, İran’ın bu birikimle ABD ve İsrail karşısındaki askeri stratejisini yeniden şekillendirdiğini, ordunun yapısındaki kırılganlıkları ise perde arkasından okumayı mümkün kıldığını gösterdi.


ABD ve İsrail’le fiili çatışma sürecine giren İran’ın son yıllarda nasıl bir askeri hazırlık yürüttüğü, İngiliz Financial Times’ın kapsamlı araştırmasıyla daha net ortaya çıktı. Gazetenin ulaştığı analizlere göre İran ordusu ve Devrim Muhafızları’na bağlı çevrelerde kaleme alınan yüzlerce makale, Ukrayna savaşından çıkarılan derslerin Tahran’ın savunma doktrininde belirleyici hale geldiğini gösteriyor. Özellikle İHA üretimi, yapay zeka entegrasyonu, çevik muharebe yapıları ve hava gücünün yeniden tahkimi gibi başlıklar, İran’ın yeni dönemde askeri kapasitesini hangi eksenlerde güçlendirmeye çalıştığını gözler önüne seriyor. Askeri uzmanlar, İran savaşının ABD ordusunu çok yıprattığını ve Tahran yönetiminin Ortadoğu’yu yeniden dizayn edebilecek bir güce ulaştığı görüşünde.

ABD ve İsrail ile fiili bir savaşın içinde olan İran’ın askeri stratejilerini nasıl şekillendirdiği, İngiliz Financial Times gazetesinin kapsamlı araştırmasıyla ortaya kondu. FT, İran Devrim Muhafızları ve düzenli ordusunun en önemli akademilerine bağlı dergilerde son beş yılda yayımlanan 300’den fazla makaleyi inceledi.

Üst düzey komutanlar, hırslı subaylar ve akademisyenler tarafından kaleme alınan bu makaleler, kapalı kutu olan İran askeri teşkilatının zihin yapısına, teknolojiyi nasıl önceliklendirdiğine ve iç zaaflarına dair benzersiz bir pencere sunuyor.

UKRAYNA LABORATUVARI: 3D YAZICILAR VE UCUZ İHA’LAR
FT’nin analizine göre, İranlı komutanlar ABD ve İsrail ile yaşanan çatışmalar öncesinde Ukrayna savaşını titizlikle inceledi. Tahran’ın kuzeyindeki önemli bir muharebe okulunu yöneten Komutan Hossein Dadvand’ın kaleme aldığı makaleler, bu incelemenin boyutlarını gözler önüne seriyor.

Dadvand makalelerinde, Ukrayna’nın savunma üretimindeki direncini ve ucuz insansız hava araçlarının (İHA) seri üretimi için 3D yazıcıların kullanılmasını detaylıca analiz ediyor. Dadvand’ın üstlerine yaptığı çağrıda; İran’ın İHA’lara yatırım yapması, daha çevik muharebe birimleri kullanması ve silahlarına yapay zeka (AI) entegre etmesi gerektiği vurgulanıyor.

ÖLDÜRÜLEN SAVUNMA BAKANI’NIN SU-35 ISRARI
İncelenen belgeler, İran askeri birimleri arasındaki kaynak rekabetini de açığa çıkardı. 28 Şubat’ta düzenlenen bir hava saldırısında hayatını kaybeden eski Savunma Bakanı ve Hava Kuvvetleri Komutanı Aziz Nasırzade’nin, atanmadan birkaç ay önce kaleme aldığı bir makale dikkat çekici.

Nasırzade bu makalesinde, İran’ın yıpranmış savaş uçağı filosunu Rusya’dan Su-35’ler satın alarak acilen yeniden inşa etmesi gerektiği konusunda Tahran’ı uyarıyor. Pahalı Su-35’lerin alımı ordu içinde tartışma konusu olsa da, Nasırzade’nin savunma bakanı olmasından kısa bir süre sonra Tahran bu uçakları (henüz teslim edilmemiş olsalar da) alacağını doğrulamıştı. Nasırzade ayrıca, intihar dronelarının hava kuvvetlerine entegre edilmesini ve hedef seçiminde yapay zekanın kullanılmasını önermişti.

ORDUNUN İÇ YÜZÜ: AYRIMCILIK, İNTİHAR VE SAPKIN TARİKATLAR
Stratejik makalelerin yanı sıra, ordunun iç dinamiklerine dair yapılan anket çalışmaları da FT’nin merceğine takıldı. Eski ABD istihbarat yetkilisi Michael Connell, bu tür makalelerin İran ordusunun günlük yaşamına dair çok değerli bilgiler sunduğunu belirtiyor.

İncelenen makalelerde öne çıkan iç kriz başlıkları şunlar:

Askeri Hastanelerdeki Kriz: Özel sektör tedarikçilerine aşırı bağımlılık nedeniyle hastanelerin krizlere karşı savunmasız kalması ve gelir getirici sivil hastalara öncelik verilerek temel işlevlerin ihmal edilmesi.

Askeri Psikoloji ve Ayrımcılık: Askerler arasındaki intihar düşüncelerini önlemeye yönelik araştırmalar. Ayrıca askeri akademilerdeki öğrencilerin yoksulluk veya etnik kökenleri nedeniyle ciddi ayrımcılığa uğradıklarını rapor etmeleri.

Sapkın Tarikatlar: Askerlerin “sapkın tarikatlara” katılma eğilimlerinin engellenmesinin önemine dair uyarılar.

ABD “ZAYIFLAMIŞ” GÖRÜLÜYOR
Uzmanlar, bazı makalelerin metodolojik olarak zayıf olsa da İranlı subayların zihniyetini anlamak açısından kritik olduğunu vurguluyor. Makalelerin çoğunda Washington’ın askeri gücünün zayıfladığı ve İran’ın Ortadoğu’yu yeniden şekillendirmesi için fırsatlar olduğu işleniyor. Dış politikaya yönelik analizlerde ise İsrail ile yakın bağları bulunan komşu Azerbaycan, İran için sıklıkla bir “güvenlik endişesi” olarak değerlendiriliyor/karar

İran’a yakın bilgili bir kaynak, Hürmüz Boğazı’nın geçici olarak yeniden açılmasına ilişkin önemli detayları açıkladı.

Söz konusu kaynak, Fars News’e yaptığı açıklamada, İran ile ABD arasında iki haftalık ateşkes çerçevesinde Hürmüz Boğazı’na ilişkin varılan mutabakatın yeni boyutlarını ortaya koydu.

Kaynağa göre, Pakistan’ın arabuluculuğunda ateşkes planının başlangıcında İran’ın her gün belirli sayıda geminin geçişine izin vermesi öngörülmüştü. Ancak Lübnan’da ateşkesin uygulanmaması ve ateşkesin Hizbullah ile İsrail arasında da geçerli olacak şekilde genişletilmemesi üzerine İran, boğazdan gemi geçişine ilişkin anlaşmayı askıya aldı.

Aynı kaynak, İran’ın Hürmüz Boğazı’ndan geçiş için üç temel şart belirlediğini bildirdi:

Birinci şart kapsamında, yalnızca ticari gemilerin geçişine izin verilecek, askeri gemilerin geçişi yasaklanacak ve gemiler ile yüklerinin düşman ülkelerle bağlantılı olmaması gerekecek.

İkinci olarak, gemilerin İran tarafından belirlenen güzergâhı takip etmesi zorunlu olacak.

Üçüncü şart ise, tüm geçişlerin İranlı yetkili güçlerle koordinasyon içinde gerçekleştirilmesi. Kaynak, savaş öncesinde ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı’nın (CENTCOM), Devrim Muhafızları Ordusu’nun Hürmüz Boğazı üzerindeki yönetimini kabul ettiğini hatırlattı.

Kaynak ayrıca, bu düzenlemelerin bazı şartların yerine getirilmesine ve özellikle Lübnan’daki ateşkesin uygulanmasına bağlı olduğunu vurguladı. Deniz ablukasının devam etmesi durumunda bunun ateşkes ihlali sayılacağı ve bu durumda Hürmüz Boğazı’ndan geçişlerin tamamen dildi.urdurulacağı ifade ed

Perşembe, 16 Nisan 2026 17:16

Kara Savaşı Başlatılırsa Ne Olur?

İran’a karşı ABD-İsrail ortak Epstein Çetesi tarafından başlatılan savaşın 26. Gününe girmiş bulunuyoruz.

Savaş son şiddetiyle devam etmesine rağmen İran’ın düşmanları hiç bir hedeflerine ulaşabilmiş değiller. İslam Cumhuriyeti eskisinden daha güçlü bir şekilde ayaktadır.

 Müslüman İran halkı şimdiye kadar hiç olmadığı kadar birbirine kenetlenmiş ve savaş cephesinin önemli bir faktörü olarak  İslam Nizamının, İnkılap Liderinin, askeri güçlerin yanında olduğunu ispatlamak için her gün onlarca şehid veriyor ama meydanları terketmiyor.

Askeri güçlerin düşman karşısındaki direnişi ve karşı saldırıları kimsenin beklemediği düzeyde devam etmekte ve düşmana yeni sürprizler yaşatmaktadır. Hürmüz Boğazını düşman ülkelere kapatarak körfezden enerji  akışını büyük ölçüde azaltmakta ve böylece başta ABD olmak üzere dünya enerji piyasalarını baskı altında tutmaktadır.

Epstein Çetesi girdiği bataklıktan kurtulmanın yollarını aramaktadır. İran’a komşu bölge ülkeler hükümetleri aracılığı ile ateşkes ve anlaşma peşinde olduğunu artık gizlemiyor.

İran silahlı kuvvetlerinin  füze ve ihalar kullanarak Filistin’i işgal eden Siyonist rejimin askeri, istihbarat ve lojistik merkezlerine ilaveten ABD’ye topraklarını ve askeri imkanlarını kullandıran ülkelerdeki üslere yönelik saldırıları ise başarıyla devam etmektedir.

Gelinen aşamada hedeflerine ulaşamayan saldırgan ABD-İsrail geri adım atmak zorunda kalarak ateşkes yolları ararken Suudi Hanedanlık Rejimi ile BAE Şeyhliği ise son günlerde Epstein Çetesini İran’a karşı kara savaşı açmaya teşvik ediyorlar.

Rejimlerinin güvenliği ve varlığını ABD’ye borçlu olan bu hanedanlıklar efendileri ABD’nin İran karşısındaki yenilgisini bir türlü içlerine sindiremiyorlar. Çünkü  ABD’nin bölgeyi terketmesi durumunda kendi halklarının itirazları ve ihanetlerinden dolayı İran’ın cezalandırmasıyla yüz yüze geleceklerini şimdiden görüyorlar. Bunun için de ABD ve İsrail’den daha çok İran’a kara saldırısı başlatmaya hevesli görünüyorlar.

Ancak ABD böyle bir kara saldırısına istekli değil. Çünkü ABD 2.Dünya Savaşı’ndan bu yana Kore Yarımadası, Vietnam, Afganistan ve Irak’ta girdiği kara savaşlarının hiç birinden sonuç alamamışken İran’a karşı böyle bir savaşta onbinlerce askerini kaybetmeyi göze alamıyor.

 ABD katılmadan körfezdeki bu kukla rejimler  Mısır, Ürdün ve öteki Arap ülkeleri orduları ile kara güçleri toplamının da İran karşısında bir varlık gösteremeyeceği açıktır. Çünkü bu ülkeler daha önce Saddam Rejimi tarafından 1980 yılında başlatılan ve sekiz yıl süren savaşa doğrudan ve dolaylı olarak katılmış ve hep birlikte yenilmişlerdi. Denediklerini yeniden denemeye kalkışmaları aptallık olur.

 Suudi ve BAE başka bir çılgınlığa daha kalkışarak İran’a karşı Sünni ülkeler ordularını kiralama deliliğine başvurup mezhep savaşı başlatmaları durumunda  ise karşılarında İran, Irak ve Yemen’in dört milyonluk bir askeri kara gücüyle savaşmak zorunda kalırlar.

Güneyden harekete geçecek Yemen’in bir milyonluk cesur ordusu İsrail sınırına kadar Arabistan topraklarını kısa sürede fethedebilir ve Kızıldeniz ve Bab’ul Mendeb Boğazını kontrolüne geçirebilir. Zaten İsrail ile sınır olmaya can atan Yemenli mücahitler tetikte bekliyorlar.

Kuzeyde ise halihazırda zaten ABD ve İsrail ile sınırlı çatışmalar halinde olan Haşdi Şa’bi ordusuna resmi Irak  ordusu da katılması da an meselesidir.

Neresinden bakılırsa bakılsın bir kara savaşında herkesten önce Suudi hanedanlığı ve Körfez kıyısındaki öteki şehlik ve emirliklerin köksüz varlığı sona erecektir.

Devam eden savaş hangi şartlarda sona ererse ersin bölge 28 Şubat 2026 öncesi dengelere asla geri dönmeyecektir.  Düşmana  yataklık yapanlar, düşmanı İran’a saldırmaya teşvik edenler, askeri varlıkları ve silahlarını düşmanın emrine veren hainler er veya geç cezalarını bulacaktır. Bu ülkeler halkları bu hakaret, aşağılık ve zillete daha fazla tahammül etmeyecektir.

Ziya Türkyılmaz

"İran, görüşmelerin bir parçası olarak ABD'nin dondurulmuş varlıklarını serbest bırakmasını istiyor. Bu para, ülkenin yıpranmış ekonomisini yeniden inşa etmesine yardımcı olabilir."


ABD ve İran arasında savaşı sona erdirmeyi amaçlayan ikinci tur görüşmeler için ivme kazanırken, en önemli anlaşmazlık noktalarından biri Tahran'ın diğer ülkelerde dondurulmuş varlıkları oldu.

İran ekonomisi, ABD ve diğer ülkeler tarafından uygulanan yaptırımlar nedeniyle yıllardır kötü durumda. Bu yaptırımlar, 1979'dan beri uygulanıyor; ilk olarak İslam devriminin ardından Tahran'daki Amerikan büyükelçiliğinde tutulan ABD rehineleri nedeniyle, daha sonra ise İran'ın nükleer ve balistik füze programları nedeniyle daha da artırıldı. Bu önlemler, Tahran'ın petrol satışlarından elde edilen gelirler gibi kendi varlıklarına erişimini kısıtladı; bu varlıklar yabancı bankalarda donduruldu.

10 Nisan'da, Pakistan'da ateşkes görüşmelerinin ilk turu başlamadan önce, İran parlamentosu başkanı Muhammed Bağher Ghalibaf, X kanalında yaptığı açıklamada, müzakerelere başlamadan önce İran'ın dondurulmuş varlıklarının (yabancı bankalarda dondurulmuş gelirler) serbest bırakılması gerektiğini söyledi .

Bir gün sonra Pakistan'ın başkenti İslamabad'da yapılan ateşkes görüşmelerinde , Washington'un ülke dışında tutulan İran varlıklarının en azından bir kısmının dondurulmasını kaldırmayı kabul ettiği yönünde bazı haberler ortaya çıktı. Ancak ABD hükümeti bu haberleri hızla yalanlayarak, söz konusu varlıkların dondurulmuş halde kaldığı konusunda ısrar etti.

Ortadoğu'da 22 Nisan sabahı erken saatlerde sona erecek olan mevcut ABD-İran ateşkesinden önce, görüşmelerin önümüzdeki günlerde yeniden başlaması beklenirken, bu gerginliğin yeniden ortaya çıkması öngörülüyor.

Peki İran'ın dondurulmuş varlıklarının sayısı ne kadar, Tahran neden bunlara erişemiyor, bu fonlar şu anda nerede ve İran için neden önemli?

İran'ın dondurulmuş varlıklarının hacmi ne kadar?

İran'ın dondurulmuş varlıklarının kesin miktarı belirsiz olsa da, resmi İran raporları ve uzmanlar, yurtdışındaki dondurulmuş İran varlıklarının toplam miktarını 100 milyar dolardan fazla olarak belirtiyor.

Ortadoğu Küresel İlişkiler Konseyi'nde misafir kıdemli araştırmacı olan Frederic Schneider, Al Jazeera'ye verdiği demeçte, bu varlıkların İran'ın yıllık olarak petrol satışından elde ettiği gelirin yaklaşık dört katı olduğunu söyledi.

"Bu, özellikle on yıllardır ABD öncülüğündeki yaptırımlar altında acı çeken bir toplum için çok önemli bir meblağ," dedi.

Ancak, ABD'nin bu varlıkları serbest bırakması durumunda bile, bunların nasıl kullanılacağına dair şartlar koyup koymayacağının belirsizliğini koruduğunu da sözlerine ekledi.

"İran'ın bu varlıklara kesinlikle çok ihtiyacı var, ancak yaptırımların son derece kaotik geçmişi ve ABD tarafında detayları müzakere edecek uzmanların bulunmaması nedeniyle İran şüpheci yaklaşıyor," dedi.

Eski ABD Başkanı Barack Obama döneminde Hazine Bakanı olan Jacob Lew, 2016'da İran'ın tüm yaptırımlar kaldırılsa bile yurtdışında dondurulmuş varlıklarının tamamına erişemeyeceğini söylemişti. O dönemde İran, yaptırımların hafifletilmesi karşılığında nükleer programını sınırlandıran tarihi bir anlaşmayı ABD ve diğer ülkelerle kabul etmişti.

Lew, Kongre'ye gerçekte İran'ın dondurulmuş varlıklarının en iyi ihtimalle sadece yarısına erişebileceğini, çünkü geri kalanının daha önce vaat edilen yatırımlara veya kredi geri ödemelerine ayrıldığını söylemişti.

Şu anda Tahran'ın ateşkes görüşmelerindeki en önemli talebi, güven artırıcı bir önlem olarak dondurulmuş varlıklarından en az 6 milyar doların serbest bırakılmasıdır.

Dondurulmuş varlıklar nelerdir?

Bir kişinin, şirketin veya ülkenin merkez bankasının fonları, varlıkları veya menkul kıymetlerinin başka bir ülkenin yetkilileri veya küresel bir kuruluş tarafından geçici olarak alıkonulması, varlıkların dondurulması anlamına gelir.

Bu durum, yaptırımlar, mahkeme kararları veya diğer düzenleyici nedenlerden dolayı sahiplerin bu varlıkları satma yeteneğini kısıtlamaktadır.

Varlıklar bir mahkeme, başka bir ülke veya uluslararası kuruluş ya da bir bankacılık kurumu tarafından dondurulabilir. Resmi olarak ülkeler, başka bir ulusun veya şirketin varlıklarını suç faaliyetleri, kara para aklama veya uluslararası hukukun ihlali suçlamaları nedeniyle dondurduklarını söylerler.

Ancak bu uygulamanın eleştirmenleri, uygulamanın Batı'nın rakiplerini hedef almak için seçici bir şekilde kullanıldığına işaret ediyor; örneğin İsrail, insan hakları ihlalleri, yasadışı savaşlar yürütme ve apartheid uygulama konusunda defalarca suçlandı. Buna rağmen, İsrail'in yurtdışındaki varlıkları hiçbir ülke tarafından dondurulmadı.

Buna karşılık, İran, Rusya, Kuzey Kore, Libya, Venezuela ve Küba, varlıkları yabancı hükümetler tarafından dondurulan ülkelerden bazılarıdır. Hepsini birbirine bağlayan ortak nokta: ABD'nin uluslararası düzene hakimiyetine karşı olmaları veya geçmişte karşı çıkmış olmalarıdır.

İran'ın dondurulmuş varlıkları neden var?

ABD hükümet arşivlerine göre , ilk mal varlığı dondurma işlemi Kasım 1979'da dönemin ABD Başkanı Jimmy Carter'ın İran'ın "ABD'nin ulusal güvenliği, dış politikası ve ekonomisi için alışılmadık ve olağanüstü bir tehdit oluşturduğunu" söylemesiyle gerçekleşti.

O sırada İranlı öğrenciler Tahran'daki ABD büyükelçiliğinde 66 Amerikan vatandaşını rehin tutuyordu.

Dönemin Hazine Bakanı William Miller, gazetecilere İran'ın o zamanki likit varlıklarının 6 milyar dolardan az olduğunu, bunun en büyük bileşeninin ise New York Federal Rezerv Bankası'nda tutulan 1,3 milyar dolarlık Hazine tahvilleri olduğunu söylemişti. 1981'de Cezayir'in arabuluculuğuyla ABD ve İran arasında imzalanan Cezayir Anlaşmaları, İran'ın o sırada Tahran'da hâlâ rehin tutulan 52 Amerikalı esiri serbest bırakması karşılığında ABD'nin bu varlıkların önemli bir kısmını dondurma kararını kaldırmasıyla sonuçlandı.

Ancak sonraki yıllarda ABD ile İran arasındaki ilişkiler giderek kötüleşti; Washington, Tahran'ın nükleer programından rahatsızlık duyuyordu.

İran, uranyum zenginleştirme programının yalnızca sivil enerji amaçlı olduğunu her zaman savunmuştur; oysa bu program kapsamında uranyumu, bu amaç için gerekli eşiğin çok ötesinde zenginleştirmiştir.

İsrail ve ABD, İran'ı nükleer silah geliştirmek için uranyum zenginleştirmekle defalarca suçladı. ABD ve müttefikleri, özellikle Avrupa, ülkeye birçok yaptırım uyguladı; ancak Ortadoğu'da gizli bir program yoluyla nükleer silah ürettiğine inanılan tek ülke olan İsrail, bu tür bir incelemeyle karşılaşmadı.

2015 yılında İran, ABD Başkanı Barack Obama'nın arabuluculuğuyla dünya güçleriyle Ortak Kapsamlı Eylem Planı (JCPOA) adı verilen bir anlaşma imzaladı. Bu anlaşma kapsamında Tahran, nükleer programını küçültmeyi kabul etti ve sonuç olarak o dönemde yurtdışındaki varlıklarının çoğuna yeniden erişim sağladı.

Ancak 2018'de, başkanlığının ilk döneminde Donald Trump, anlaşmayı "tek taraflı" olarak nitelendirerek ABD'yi tek taraflı olarak anlaşmadan çekti ve İran'a yeniden yaptırımlar uygulayarak yurt dışındaki varlıklarını bir kez daha dondurdu.

2023 yılında ABD ve İran, Tahran'ın beş ABD-İran vatandaşını serbest bırakması karşılığında ABD'nin ülkede hapsedilen birkaç İranlıyı serbest bırakmasını ve İran'a milyarlarca dolarlık dondurulmuş fonlara erişim sağlamasını öngören bir mahkum takası anlaşması imzaladı. Söz konusu fonlar, ABD yaptırımları nedeniyle Güney Kore'de dondurulmuş olan 6 milyar dolarlık petrol gelirinden oluşuyordu.

Plan kapsamında para, denetim amacıyla Katar'a aktarılmıştı. Ancak ertesi yıl, ABD Başkanı Joe Biden, İran'ın İsrail'e yönelik füze ve insansız hava aracı saldırısına karşılık olarak İran'a yeni yaptırımlar uyguladı ve bu da İran'ın Doha'daki bu varlıklara erişimini bir kez daha kaybetmesine yol açtı.

ABD'nin yanı sıra Avrupa Birliği de İran'ın insan hakları ihlalleri, nükleerle ilgili uyumsuzluk, terörizm ve Rusya'nın Ukrayna'ya karşı savaşını destekleyen insansız hava aracı programı iddiaları nedeniyle İran Merkez Bankası varlıklarının bir kısmını dondurdu.

İran'ın dondurulmuş varlıklarını hangi ülkeler elinde tutuyor?

İran'ın dondurulmuş varlıkları birçok ülkenin elinde bulunuyor.

Her ülkenin şu anda elinde bulundurduğu kesin miktar belirsiz olsa da, İran medyası daha önce İran'ın önemli petrol müşterilerinden biri olan Japonya'nın yaklaşık 1,5 milyar dolar, Irak'ın yaklaşık 6 milyar dolar, Çin'in en az 20 milyar dolar ve Hindistan'ın 7 milyar dolar petrol bulundurduğunu bildirmişti.

ABD'nin doğrudan dondurulmuş İran varlıklarından yaklaşık 2 milyar dolar tutarında bir kısmı elinde bulundururken, Lüksemburg gibi AB ülkelerinin elinde ise yaklaşık 1,6 milyar dolar civarında varlık bulunuyor.

Katar, Güney Kore'den İran'a ödeme yapmak üzere gönderilen ancak daha sonra ABD tarafından bloke edilen yaklaşık 6 milyar doları elinde bulunduruyor.

Varlıkların dondurulmasının kaldırılması İran için neden önemli?

İran ekonomisi krizde; on yıllardır uygulanan yaptırımlar petrol ihracatını sınırladı ve yatırım çekme, sanayi ve teknolojisini modernize etme yeteneğini sekteye uğrattı.

Enflasyondaki artış ve riyal'in değer kaybetmesi, Aralık ve Ocak aylarında kitlesel protestolara yol açtı ve bu protestolar daha sonra iktidardaki kuruluşu hedef alan daha büyük bir kampanyaya dönüştü. Güvenlik güçlerinin baskısı sırasında binlerce kişi öldürüldü. İranlı yetkililer, ABD ve İsrail tarafından finanse edilen ve silahlandırılan "teröristlerin" bu cinayetlerden sorumlu olduğunu iddia ediyor. Trump yakın zamanda ABD'nin bazı protestocuları silahlandırdığını doğruladı.

Bu bağlamda, dondurulmuş varlıklar İran'ın kolaylıkla kullanabileceği kilitli nakit anlamına geliyor: 100 milyar dolar, ülkenin GSYİH'sının neredeyse dörtte birini temsil ediyor.

Cambridge Üniversitesi'nde İran konusunda uzmanlaşmış uluslararası politika alanında akademik direktör ve öğretim görevlisi olan Roxane Farmanfarmaian, Al Jazeera'ye verdiği demeçte, İran'ın varlıklarının dondurulmasının kaldırılmasının ülke için önemli olacağını söyledi.

"Bu, örneğin petrol satışlarından elde ettiği döviz cinsinden fonları kendi ekonomisine geri aktarabilmesi anlamına gelir. Ayrıca, döviz dalgalanmaları üzerinde kontrol sahibi olmasını ve böylece örneğin Aralık 2025 protestolarını tetikleyen döviz dalgalanmalarına karşı savunmasız kalmasını önleyecektir," dedi.

İran'ın petrol sahaları, su sistemleri ve elektrik şebekeleri de dahil olmak üzere önemli sektörlerinin altyapı gerilemesiyle karşı karşıya olduğunu ve ülkenin bu varlıklara serbest erişim sağlaması durumunda hepsinin iyileştirmelerden fayda göreceğini belirtti. Varlıklar sayesinde İran'ın yabancı şirketlere ve kendi sanayisine iyileştirmeler için ödeme yapabileceğini söyledi.

"Elbette, [İran] savaştan sonra yeniden yapılanmak zorunda kalacak ve serbest kalan kaynaklar bu süreci anında daha hızlı ve verimli hale getirecektir," dedi.

"Dondurulmuş fonlara erişim sağlanması, hükümetin ihtiyaç duyduğu ekonomik büyümeyi hızlandıracak, halkla ilişkilerini iyileştirecek ve yaptırım rejimlerinin kaçınılmaz bir sonucu olan yolsuzluğu ortadan kaldırma sürecini başlatacaktır," diye ekledi.

York Üniversitesi'nde siyaset bilimci olan Chris Featherstone, Al Jazeera'ye verdiği demeçte, ABD'nin İran'ın varlıklarının dondurulmasını kaldırıp kaldırmayacağına ilişkin kararının aynı zamanda kritik bir diplomatik mesaj niteliği taşıyacağını söyledi.

Featherstone, “Uluslararası alanda, varlıkların dondurulmasının kaldırılması, ABD'nin İran ekonomisi üzerindeki baskısının azalmasına işaret edebilir” dedi. “Bu, diğer uluslararası aktörlerin ve bölgesel komşuların daha fazla katılımını sağlayarak ticaretin ve entegrasyonun gelişmesine olanak tanıyabilir.”

"Ancak, Trump yönetiminin uluslararası politikaya ve İran'la savaşa yönelik öngörülemeyen yaklaşımı göz önüne alındığında, bu durum aynı zamanda ABD'nin müttefiklerinin ve düşmanlarının Trump yönetiminin bir sonraki hamlesini tahmin etmesinin ne kadar zor olduğunun bir başka kanıtı olarak da yorumlanabilir."(El Cezire)

 

Çarşamba, 15 Nisan 2026 05:01

İran Destan Yazıyor

"İslâm ümmetinin yüz yıldır yapamadığını İran İslâm Cumhuriyeti bi iznillah şimdi yapıyor... Bazı mezhep fanatikleri, "12 Gün Savaşı" esnasında İran için, "tiyatro yapıyorlar, danışıklı dövüş yapıyorlar, İran bugüne kadar hangi gâvur ülke ile savaşmış?" diyorlardı. Ayrıca İran'ı küçümsemek ve tahkir etmek için, "İran kartondan kaplan" diyorlardı. Sırf mezhep taassubu ile attığınız iftiralar ahirette boynunuza dolanacak. Kimin "kartondan kaplan" olduğunu şimdi gördünüz. Bu metafor aslında bugün ABD için geçerli..."

Sabateist olmadığını, Sokollu Mehmed Paşa'nın 101'nci kuşak torunu olduğunu söyleyen ve "Sırp devşirmesi" olarak kendisini tanımlayan Sabah Gazetesi eski patronu Dinç Bilgin, 12 Nisan 1996 tarihinde Siyonist çetenin, "Gazap Üzümleri" ismini verdiği harekâtla Lübnan’ı bombalaması olayını gazetesinin 8 sütunluk manşetine şöyle taşımıştı: "İsrail, Terörü İninde Vurdu." Alt başlıkta ise, "İsrail'den Müthiş Operasyon" vardı. Kısacası, Sabah Gazetesi'nin o günkü manşetinde Siyonist çetenin Lübnan’a yönelik katliamından övgü ile söz ediliyordu. Müslüman bir ülkede, Müslüman halka hitap eden bir gazetenin alçakça tasarlanmış manşeti böyleydi. Devran döndü, gün geldi, şimdi akıllara durgunluk veren müthiş operasyonlarla terörü ininde vuran İran İslâm Cumhuriyeti'ni görüyoruz...

Geçen yıl haziran ayında vuku bulan "12 Gün Savaşı" için bazı mezhep bağnazları, "danışıklı dövüş" ve "tiyatro" diyordu. Bu sefer bunu diyemediler. 28 Şubat tarihinde saldırıya uğrayan İran İslâm Cumhuriyeti misilleme hakkını öylesine güçlü darbelerle sürdürüyor ki, bugün İran Müslüman kamuoyu ve özgür ruhlu halklar nezdinde hayranlık uyandıran "takdir ve itibar kazanımı" elde etmiş oldu.

7 Ekim 2023'ten bu yana değil, uzun yıllardan beri Siyonist çetenin katliamlarına maruz kalan Gazze halkının yaşadığı acıları sadece kahır içerisinde ve başımız öne eğik izliyorduk. Mitingler yapıp Siyonist çete ve büyük destekçisi ABD'ye lânetler yağdırıyorduk. Hepsi bu kadar. Hep istiyorduk ki, Müslüman ülkeler bir şeyler yapsın. Açıkçası, İran'ın konsolide ettiği "Direniş Cephesi"nin bugüne kadar Siyonist çeteye vurduğu darbeleri yeterli bulmuyorduk. Az önce ifade ettiğimiz gibi, kimileri İran'ın Siyonist çeteye vurduğu darbeleri "tiyatro" ve "danışıklı dövüş" olarak yorumluyordu. Bazı kesimler ise "Direniş Cephesi"ni "İran'ın vekil güçleri" olarak tanımlıyordu. Oysa sahada Siyonist çete ve destekçilerine karşı verilen mücadele İran'ın ulusal refleksi adına değil, İslâm için, ilâhî kelimetullah için ve Filistin'in mazlum halkı adına verilen bir savaştı. Aslında bu savaş sadece İranlı yöneticileri değil, bütün Müslüman ülkelerin liderlerini sorumlu kılmaktadır. İslâm ümmeti için kutsal Filistin toprakları ne anlam ifade ediyorsa, yöneticiler için de aynı manayı ifade ediyor. Bu nedenle sorumluluk ve mesuliyet Müslüman ülke liderlerine ait. Hiçbir mazeret Filistin'e bigâne kalmayı meşru kılmaz. Bugün bu sorumluluğu tek başına üstlenmiş olan İran İslâm Cumhuriyeti'dir. İran bütün kuşatılmışlığına ve ümmetin diğer liderleri tarafından yalnız bırakılmışlığına rağmen büyük başarılara imza atarak bu savaşı sürdürüyor olması elbette takdire şayan. Başlığımızı, "İran Destan Yazıyor" olarak tanımlamamız yerinde bir tespit olsa gerek. TV yorumcularının hayret ve hayranlık içerisinde dile getirdiği gibi, "Doğrusu İran'dan böyle bir performans beklemiyorduk." İran bölgede Arap ülkelerine konuşlanmış olan ABD üslerini tek tek vurup tesirsiz hâle getirmesi, işgalci İsrail'in hayat damarı olan en stratejik tesislerini balistik ve hipersonik füzelerle vurması, USS Abraham Lincoln uçak gemisini vurduğu füzelerle bölgeden kovması, öte yandan Hürmüz Boğazı'nı kapatıp oradaki geçiş güzergâhının inisiyatifini tamamen ele alması İran'ın bu savunma savaşında açık ara önde gittiğine delil olmaktadır.

Siyonist çetenin kolu/kanadı olan savunma sistemleri çöktü. Demir Kubbe kevgire döndü. 13 milyar dolarlık USS Abraham Lincoln uçak  gemisi üç -dört füze ile çöp yığınına döndü. Bu başarı değil de nedir? Ama elbette nihai hedef bu değil. Nihai hedef, İslâm coğrafyasının sırtına saplanmış olan işgalci İsrail'in yok edilmesi ve İslâm coğrafyalarında var olan ABD üslerinin tamamen kapatılması.

Bu, bi iznillah bir gün mutlaka olacak... Yeterki İslâm ümmeti birlik ve dayanışma içerisinde olsun.

İran şu anda ümmet ve insanlık onuru adına 7 düvele ve ümmetin içerisindeki ABD ve Siyonist çete destekçilerine karşı tek başına mücadele veriyor. Saldırıya uğrayan İran, fakat 12 Müslüman ülke lideri tarafından kınanan İran...

İran, Filistin'e sahip çıkmanın bedelini ödüyor. Bedel ödüyor ödemesine ancak düşmana öyle darbeler vuruyor ki, bu savaş onu zafere götürecek bi iznillah.

İran İslâm Cumhuriyeti, 47 yıldan beri düşmana karşı büyük bir hazırlık içerisindeydi...

Müzakereler esnasında angajman kuralları çiğnenerek kalleşçe saldırıya uğrayan İran, iki saat içerisinde karşı atağa geçerek saldırgan Epstain çetesine darbe üzerine darbe indirmeye başladı.

Emperyalist ABD ve Siyonist çetenin İran'ı bombalası ve başta Devrim Lideri Seyyid Ali Hamaney ile birlikte komuta kademesinden üst düzey generallerin şehid edilmesi sonucu iç isyan çıkıp rejimin yıkılacağı beklentisine giren Trump manyağı ve kan içici Netanyahu büyük bir hayal kırıklığı yaşadı. Bu saldırılar ve değerli liderlik kadrosundaki kayıplar İran halkının daha da kenetlenmesine neden oldu. Rejim muhalifleri bile milliyetçilik ve vatanperverlik duygularıyla devletlerine sahip çıkıyor. Kalplerinde maraz olan kesim ABD'ye teslimiyetin özgürlük değil, kölelik getireceğini anladığı için Trump melununun çağrısına itibar etmedi. Kısacası zillet ve köleliği kabul etmeyen İran'ın her kesim halkı beklenenin aksine melun Epstain çetesine karşı kenetlenmeyi ve direnmeyi tercih etti. İslâm nizamı adeta biat tazeledi.

Kenetlendiler, öfkelerini, "Amerika'ya ölüm, İsrail'e ölüm" sloganlarıyla dile getiriyorlar. İran destan yazıyor....

İslâm ümmetinin yüz yıldır yapamadığını İran İslâm Cumhuriyeti bi iznillah şimdi yapıyor. Elbette bu mukavemetin onlarca yıldır ön hazırlığı ile oldu. İran mesulleri devrimin ilk gününden itibaren boş durmadı. Allah Teâlâ, "Düşmanınıza karşı güç hazırlayın." (Enfâl: 60) diye buyuruyor. İran bunu yaptı. Balistik ve hipersonik füzelerle Siyonist çete tarihinde ilk defa böylesine yıkıcı darbeler yiyor. ABD bölge Arap ülkelerine yerleştirdiği üsleriyle Batı Asya'da caydırıcı güç olarak hegemonya kurmuş ve uzun yıllar bölge jandarmalığını sürdürüyordu. Söz konusu Arap ülkeleri zelil bir şekilde sığındıkları büyük şeytan ABD vasıtasıyla güvende olduklarını sanıyorlardı. Bırakalım Arap ülkelerinin güvenliğini, ABD kendi üslerini koruyamadı. İran'dan yediği darbelerden dolayı ikinci Vietnam sendromunu yaşamaya başladı. Hatırlayalım, 28 Aralık 2025-12 Ocak 2026 arası iki hafta süren olaylar esnasında ortalığı yakıp yıkan ayrılıkçı/terörist münafıklara seslenen Trump, "dayanın geliyoruz, size özgürlük getireceğiz, kamu binalarına saldırın" deyip duruyordu. Şimdi de ham hayallere kapılarak İran halkının İslâm nizamına baş kaldırmasını beklediler. Hevesleri yine kursaklarında kaldı...

Siyonist çete ve emperyalist ABD İran'ı bombalamaya başladıklarında böylesi bir misilleme beklemiyorlardı. Trump melunu birinci hafta "kazandık" deyip durdu. İkinci hafta, "kazanıyoruz" demeye başladı. Üçüncü hafta ise, "yardım gönderin" diye feryad etmeye başladı...

Muvaffak olamayacakları bir işe giriştiklerini anladıklarında Kürt örgütlerden yardım istediler. Fakat red cevabını aldılar. Öte yandan Körfez Arap krallıklarından fiilen savaşa iştirak etmelerini talep ettiler, olmadı.

Sahte Bayrak operasyonlarıyla Türkiye ve Azerbaycan'ı savaşa dahil etmek istediler, o da olmadı.

Bu sefer de çaresizlik içerisinde Avrupa Birliği'nden yardım talebinde bulundular. Avrupa Birliği, "Bu savaş İsrail'in şantajıyla başladı, bu bizim savaşımız değil" dedi. AB olmayınca NATO'yu yardıma çağırdılar. NATO çağrısı kabul görmeyince zelil bir şekilde Çin'den, Japonya'dan ve Güney Kore'den yardım istediler. Bunlardan da umduklarını bulamayınca gazeteler, "Trump Dünyaya Küstü" diye manşet atmaya başladı. Nasıl küsmesin ki? Hangi ülkeden yardım istese "red" cevabı ile karşılaşıyor. Şunu da itiraf etmiş olalım ki, İran'ın 4000 km'yi vuran füzeleri olmasa NATO ve Avrupa Birliği bu savaşa iştirak ederdi.

Hatırlayınız, büyük şeytan Amerika Irak'a saldırmadan önce 28 ülke ile koalisyon oluşturup bu savaşı öyle başlatmıştı. Çünkü Saddam'ın elinde uzun menzilli füze ve caydırıcı güç yoktu. Bu nedenle çakal sürüleri gibi Irak'ın üzerine çullandılar...

Emperyalist ABD ve Siyonist çete stratejik hesap hatası yaparak İran'a saldırdı. Koalisyona gerek kalmadan İran'ın işini bitireceklerini sandılar. Oysa baltayı taşa vurdular.

Saldırının ilk gününde İran'dan koşulsuz teslim olmasını isteyen büyük şeytan Trump, "İran'dan bunu beklemiyorduk" diyerek şimdi çaresizlik içerisinde el altından "ateşkes" için İran'a mesajlar yolluyor. İran, "Bu savaşı biz başlatmadık ama sonucu biz belirleyeceğiz" diyerek işgal altındaki topraklara saldırılarının dozajını her geçen gün arttırarak sürdürüyor. İran, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nin 51'nci maddesi gereği misilleme hakkını kullanmaya başladığı ilk günden itibaren bu savaşı açık ara önde götürüyor. ABD'nin uçak gemileri olası savaşlar için büyük bir caydırıcı güçtü. İran'ın 4 adet füzesi bu efsaneyi yerin dibine geçirdi.

USS Abraham Lincoln uçak gemisi İran'dan yediği darbe ile Hint Okyanusu'na kaçmak zorunda kaldı.

USS Gerald Ford uçak gemisi de füzelerin hedefi olunca, ABD bunu örtbas etmek adına "çamaşırhanede yangın çıktı" demeye başladı. Oysa yangın güvertedeydi. Bu sefer, "Çamaşırları güverteye asmışlar, orada yangın çıkmış" demeye başladılar! Elbette bu komik yalana kimse inanmadı ve alay konusu oldular...

Bir ayı geçen bu savaşta İran destan yazmaya ve düşmanını rezil etmeye devam ediyor. Demek oluyor ki, İran "tiyatro" yapmıyormuş. Demek ki, İran "kartondan kaplan" değilmiş.

Bazı mezhep fanatikleri, "12 Gün Savaşı" esnasında İran için, "tiyatro yapıyorlar, danışıklı dövüş yapıyorlar, İran bugüne kadar hangi gâvur ülke ile savaşmış?" diyorlardı. Ayrıca İran'ı küçümsemek ve tahkir etmek için, "İran kartondan kaplan" diyorlardı. Sırf mezhep taassubu ile attığınız iftiralar ahirette boynunuza dolanacak. Kimin "kartondan kaplan" olduğunu şimdi gördünüz. Bu metafor aslında bugün ABD için geçerli... (islamianaliz)