کارگر
Hürmüz Boğazının Hukuki Statüsü ve Stratejik Önemi
ABD -İran savaşı yeni bir aşamaya gelmiş bulunuyor. Savaş taraflarının stratejik hamleleriyle devam ediyor. ABD İran’ın Jeo-politik üstünlüğünü elinden almak istiyor.
Hürmüz Boğazı’nın jeo-stratejik önemi gerçekten çok büyük ve bu konu siyasi tartışmalarla birlikte yeniden gündeme oturdu. Savaşın kaderi bu stratejik noktaya bağlı gibi görünüyor.
İran’ın kara suları içerisinde yer alan Hürmüz Boğazının uluslararası statüsü belli olmasına rağmen ABD ve bölge ülkeleri kasıtlı olarak bunu görmezden geliyorlar.
Denizler kanunları ve anlaşmalara göre “Hürmüz Boğazı” İran’ın karasuları içinde yer alsa da
Amerika “Hürmüz Boğazının” uluslararası bir su yolu olduğunu iddia ediyor.
Türkiye dahil küresel medya Amerika’nın iddiasının doğru olduğu yönünde bir algı oluşturmaya çalışıyor.
İran’ın çeşitli sebeplerden dolayı bu hakkını şimdiye kadar kullanmamış olması, bölge ülkeleri dahil tüm ülkelere her açıdan cömertçe kullandırması, ayrıca ABD’nin bu stratejik boğazı askeri açıdan da sultasını genişletmek için kullanması İran’ın hakkını ortadan kaldırmaz.
Amerika, İran’a karşı savaşında muharebelerle elde edemediğini müzakere masasında kazanmaya çalışmaktadır. Doğrudan saldırılarla hedeflerine ulaşamayan ABD birkaç günden beri savaşı farklı boyutlara taşıyarak stratejik hamlelerini sürdürüyor.
ABD, İran’ın devam eden savaşta kazandığı bölgesel jeopolitik nüfuzunu sınırlamayı hedeflerken; İran ise sahip olduğu jeo-stratejik avantajları bir güç faktörü olarak kullanmaya kararlı görünüyor.
Bu bağlamda Hürmüz Boğazı, küresel enerji ticareti açısından kritik bir konuma sahiptir.
Fars Körfezi’ni Umman Denizi ve Hint Okyanusuna bağlayan bu stratejik su yolu, dünya petrol, gaz ve petrokimya ürünlerinin yüzde yirmisi gibi önemli bir bölümünün geçtiği bir geçittir.
Hürmüz Boğazı’nın hukuki statüsü tartışmaya açılmaya çalışılsa da yaklaşık en dar bölümü 33 kilometre, yaklaşık 18 deniz mili genişliğindeki. Uluslararası deniz hukukunda her ülkenin sahilinden itibaren 12 millik kara suları hakkı olduğu dikkate alındığında bu boğazın 12 millik bölümü İran karasuları, 12 millik bölümü ise Umman karasuları içerisinde yer almaktadır. Bu durum, boğazın uluslararası sular statüsünde olmadığını göstermektedir.
Buna karşın Amerika ve bazı bölge ülkeleri, Hürmüz Boğazı’nın uluslararası geçişe açık bir su yolu olduğunu savunmakta ve bu doğrultuda hareket etmektedir. Küresel medyada da çoğunlukla bu görüşün öne çıkarıldığı görülmektedir.
Öte yandan İran’ın bugüne kadar bu yetkilerini sınırlı biçimde kullanmış olması, diğer aktörlerin boğazı serbestçe kullanmasına olanak sağlamıştır. Ancak İran’ın bu hakkını kullanmaması, hukuki haklarının ortadan kalktığı anlamına gelmemektedir.
Sonuç olarak Hürmüz Boğazı, yalnızca coğrafi bir geçiş noktası değil; aynı zamanda uluslararası enerji güvenliği, bölgesel güvenlik ve güç rekabetinin kesiştiği kritik bir jeo-stratejik alan olmaya devam etmektedir.
İran, devam eden savaş vesileyle ABD ve müttefiklerinin zaaf noktalarını ve yumuşak karnını tesbit etmiş olarak Hürmüz Boğazı kartını kullanarak Hürmüz boğazının kontrolünün kendisinde olduğunu ve bu hakkından vazgeçmeyeceğinin altını çiziyor.
Amerika ise buna karşılık Hürmüz Boğazını ablukaya alarak İran’ı zor durumda bırakmayı planlıyor.
İran, ABD ve diğer ülkelerin stratejik zaaflarını bildiği için Hürmüz Boğazı üzerindeki hakkını bir jeopolitik koz olarak kullanıyor. Bu çerçevede İran, boğaz üzerindeki etkisini ve kontrol kapasitesini vurgulamakta; bu alandaki haklarından vazgeçmeyeceğini açık biçimde ifade etmektedir.
Buna karşılık Amerika ise, Hürmüz Boğazı’nda deniz güvenliği ve serbest geçişi sağlamak bahanesiyle askeri varlığını artırmayı ve İran üzerindeki baskıyı artırmayı hedeflemektedir. Bu bağlamda, savaşı Hürmüz Boğazı çevresinde yoğunlaştırıp denetim ve sınırlama politikaları uygulayarak İran’ı stratejik açıdan zor durumda bırakmayı planlıyor.
Hürmüz Boğazı, Fars Körfezi’ni açık denizlere bağlayan tek geçittir.
Hürmüz Boğazı’nın Ekonomik Önemi:
Hürmüz Boğazı, sadece enerji taşımacılığı açısından değil, aynı zamanda küresel ticaret ve üretim zincirleri bakımından da kritik bir öneme sahiptir. Fars Körfezi’ne kıyısı olan ülkelerin ve bu ülkelerle ekonomik iş birliği içinde bulunan devletlerin ticari çıkarları büyük ölçüde bu boğazın güvenliğine ve sürekliliğine bağlıdır.
Tarımsal Önemi:
Körfez ülkeleri, özellikle doğal gaz temelli gübre ve amonyak üretiminde önemli bir yere sahiptir. Bu ürünlerin Hürmüz Boğazı üzerinden dünya pazarlarına ulaştırılması, küresel tarım üretiminin sürdürülebilirliği açısından da kritik bir rol oynamaktadır. Eksikliği ise tarım ürünleri fiyatlarında beklenmedik artışlara ortam hazırlayacaktır.
Granül ürünler ve otomotiv sanayi:
Petrokimya türevli granül hammaddeler (plastik ve polimerler), otomotiv başta olmak üzere birçok sanayi kolunun temel girdilerindendir. Bu hammaddelerin önemli bir kısmı Körfez bölgesinden ihraç edilmekte ve Hürmüz Boğazı bu ticaretin ana geçiş noktalarından biridir.
Petrokimya ürünleri ayrıca elektronik, savunma sanayi, yazılım donanımları ve ileri teknoloji üretiminde dolaylı fakat vazgeçilmez girdiler sağlar. Bu nedenle Batı ülkeleri başta olmak üzere sanayileşmiş ekonomiler, bu ürünlerin kesintisiz akışına büyük ölçüde bağımlıdır.
Körfez ülkelerinin ticari bağımlılığı:
Suudi Arabistan, Kuveyt, Bahreyn, Katar ve Birleşik Arap Emirlikleri için Hürmüz Boğazı, ihracatın ana çıkış kapısıdır. Bu ülkelerin ekonomik sürdürülebilirliği ve küresel pazarlara erişimi büyük ölçüde bu dar su yoluna bağlıdır.
Hürmüz Boğazı’nın Siyasi ve Askeri Önemi:
Hürmüz Boğazı, sadece ekonomik değil; aynı zamanda siyasi ve askeri açıdan da kritik bir stratejik noktadır. Savaş ve savunma bağlamında değerlendirildiğinde, bu dar geçit bölgesel güç dengelerini doğrudan etkileyen ve olası bir çatışmada belirleyici rol oynayabilecek bir konumdadır.
Boğaz, Fars Körfezi’ne kıyısı olan ülkelerin deniz kuvvetleri ile küresel güçlerin donanmaları için ana geçiş hattıdır. Bu nedenle savaş gemilerinin bölgeye intikali ve bölgeden çıkışı büyük ölçüde Hürmüz Boğazı üzerinden gerçekleşir.
Askeri operasyonların sürdürülebilirliği açısından lojistik hatların açık olması hayati önem taşır. Hürmüz Boğazı, askeri sevkiyat, yakıt ikmali ve destek unsurlarının bölgeye ulaştırılmasında kritik bir rol oynar.
Boğazın kontrolü, Fars Körfezi’nin genel güvenliğini doğrudan etkiler. Bu geçidin kontrol altında tutulması, bölgedeki deniz ticaretinin güvenliği kadar askeri üstünlüğün sağlanması açısından da stratejik önem taşır.
Sabahattin Türkyılmaz
İran Cumhurbaşkanı Pezeşkiyan'dan Çin, Rusya ve Türkiye'ye övgü
İran Cumhurbaşkanı Pezeşkiyan, paylaştığı sosyal medya gönderisinde Türkiye'nin de aralarında bulunduğu ülkelerin İsrail'in savaş çığırtkanlığına karşı duruşlarını övdü
İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, sosyal medya hesabından paylaştığı mesajda İsrail'e karşı duran ülkelerin tutumlarına övgüde bulundu.
DERİN KÜLTÜREL VE TARİHSEL KÖKLERİ HATIRLATTI
Pezeşkiyan mesajında, söz konusu ülkelerin savaşa karşı duruşlarının, köklü kültürel ve tarihsel birikimlerinden kaynaklandığını belirtti.
İran Cumhurbaşkanı mesajında şu ifadelere yer verdi:
"Medeniyetlerin niteliği, kritik tarihi dönüm noktalarında kendini gösterir. İspanya, Çin, Rusya, Türkiye, İtalya ve Mısır'ın Siyonist rejimin (İsrail) savaş kışkırtıcılığı ve suçlarına karşı duruşları, derin kültürel ve tarihsel köklerinden kaynaklanmaktadır."
ABD donanması: Aman Yemen’e bulaşmayalım
ABD Donanması, Yemen’den korktuğu için Süveyş Kanalı’nı kullanmak yerine Afrika’yı dolandı. Uçak gemisi taarruz grubu, Hürmüz’deki abluka için Umman Denizi’ne doğru hareket ediyor. Daha önce Babülmendep’te Yemen’e karşı deniz koalisyonu kuran ABD, saldırılar karşısında geri çekilmek zorunda kalmıştı
ABD Deniz Kuvvetlerinin küresel ölçekte kullandığı stratejik intikal hatları, Yemen’de Ensarullah (Husi) güçlerinin oluşturduğu asimetrik tehdit nedeniyle on yıllar sonra ilk kez köklü bir değişim yaşıyor. Geleneksel olarak Cebelitarık Boğazı, Akdeniz ve Süveyş Kanalı üzerinden Orta Doğu’ya ulaşan ABD uçak gemisi görev grupları, artık binlerce kilometrelik bir “güvenlik rotası” çizerek Afrika kıtasını dolaşmaya başladı. USNI News tarafından paylaşılan son veriler, USS George H.W. Bush (CVN-77) uçak gemisi grubunun Namibya açıklarında görüldüğünü ve Ümit Burnu’nu dolanarak Hint Okyanusu’na yöneleceğini teyit etti. Bu hamle, Washington’un Kızıldeniz ve Babülmendep Boğazı üzerindeki kontrolünü yitirdiğinin ve 2023 sonunda kurulan uluslararası deniz koalisyonunun fiilen başarısız olduğunun en somut göstergesi olarak yorumlanıyor.
YOL 10 BİN KM UZADI
Mart ayı sonunda ABD ana karasından ayrılan USS George H.W. Bush uçak gemisine; USS Donald Cook, USS Mason ve USS Ross gibi gelişmiş destroyerler eşlik ediyor. Normal şartlarda Doğu Sahili’nden kalkan bir donanma grubu için en kısa ve mantıklı yol Akdeniz rotası. Ancak Pentagon, uçak gemisini Yemen kıyılarına yaklaştırmak yerine yolu yaklaşık 10 bin kilometre uzatarak Afrika’nın en güney ucuna göndermeyi tercih etti.
Bu karar, sadece bir lojistik gecikme değil, aynı zamanda askeri bir geri adım niteliği taşıyor. Zira Babülmendep Boğazı üzerinden geçmek, gemileri Yemen’in gelişmiş seyir füzeleri, kamikaze insansız hava araçları (İHA) ve insansız deniz araçlarının (İDA) doğrudan menziline sokuyor. Savunma yetkilileri, Bush grubunun bu “dolambaçlı” yolu seçerek, Yemen’in kontrolündeki riskli bölgelerden sakınmayı amaçladığını gizlemiyor.
SUUDİLERDEN TRUMP’A İTİRAZ
Körfez ülkelerinin Trump’ın zaten kapalı olan Hürmüz’ü “daha da iyi kapatma” girişimine ne kadar dayanabileceği belirsiz. Öte yandan İran’ın ablukaya karşı “Bölgede hiçbir liman güvende olmayacak!” tehdidi, Körfez ülkelerinde alarm zillerinin çalmasına neden oldu. Ablukanın başlamasının üzerinden 24 saat geçmeden ilk itiraz Suudi Arabistan’dan geldi.
Wall Street Journal’ın haberine göre Riyad, Hürmüz Boğazı’ndaki ablukayı kaldırması için Trump’a baskı yapıyor. Gazeteye göre Suudiler, bu durumun Yemen’i Kızıldeniz ve Babülmendep’te gerilimi tırmandırmaya itebileceği konusunda uyarıda bulunuyor.
Çin Gemisi Hürmüz’den Geçti: ABD Ablukasına İlk Meydan Okuma
Dakika bir gol bir: Çin tankeri Trump'ın ablukasını deldi... Suudilerden ABD'ye Yemen uyarısı geldi
Trump’ın Hürmüz hamlesi ilk günden çatladı. ABD ablukası, yaptırımlı Çin tankeri Rich Starry’nin geçişiyle delindi. Pekin, 'Boğaz İran’ın kontrolünde, girmeye devam edeceğiz' restini çekerken müttefik desteği bulamayan Washington yetersiz sayıda muhriple bölgede yalnız kaldı.
ABD Başkanı Donald Trump'ın pazartesi günü İran'a karşı başlattığı deniz ablukası delindi. Meseleyi daha da çarpıcı hale getirense Hürmüz Boğazı'nı geçen geminin, ablukanın ana hedefi olan ülkelerden birine ait olması: Çin.
Gemi takip verilerine göre ABD'nin yaptırım listesinde yer alan Çin tankeri Rich Starry adlı gemi, ablukayı aşan ilk tanker olarak kayıtlara geçti. LSEG, MarineTraffic ve Kpler verileri, tankerin boğazı geçtikten sonra Birleşik Arap Emirlikleri'ndeki Hamriyah Limanı'nda yükünü alarak Körfez'den sorunsuz bir şekilde ayrıldığını bildirdi. Tankerde Çinli mürettebat bulunuyor.
Washington, Rich Starry ve sahibi olan Shanghai Xuanrun Shipping Co. Ltd.'ye İran ile ticari ilişkileri nedeniyle yaptırım uyguluyor.
CENTCOM UYARI GÖNDERMİŞTİ
Fakat ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM), abluka başladıktan sonra bölgedeki gemilere şu mesajı göndermişti:
“Abluka altındaki bölgeye izinsiz giren veya çıkan herhangi bir gemi, durdurulmaya, yönü değiştirilmeye ve ele geçirilmeye tabidir.”
PEKİN: BOĞAZ İRAN'IN KONTROLÜNDE VE BİZE AÇIK
Böyle olmakla beraber Çin Savunma Bakanlığı, pazartesi akşamı yayımladığı bildiride Pekin açısından Hürmüz'deki şartların değişmediğini açıkladı. Bakanlık şunları belirtti:
“Çin gemileri Hürmüz Boğazı sularına girmeye ve çıkmaya devam ediyor. İran ile saygı duyduğumuz ve bağlı kalacağımız ticaret ve enerji anlaşmalarımız var. Diğerlerinin işlerimize karışmamasını bekliyoruz. Hürmüz Boğazı İran'ın kontrolündedir ve boğazı bize açmıştır.”
'AMERİKA TEK BAŞINA ALTINDAN KALKAMAZ'
ABD donanmasının tek başına bu çapta bir operasyonun altından kalkamayacağı yönünde değerlendirmeler de öne çıkıyor. İngiltere ve Avustralya operasyona katılmayı reddederken, herhangi bir ülkeden de Trump'ın çağrılarına olumlu yanıt gelmedi. Eski bir kıdemli Pentagon yetkilisi olan Dana Stroul, meseleye şu sözlerle değindi:
“Trump hızlı bir çözüm istiyor. Gerçek şu ki bu görevin tek başına icra edilmesi zor ve orta-uzun vadede muhtemelen sürdürülemez.”
'DAHA ÇOK SAVAŞ GEMİSİ GEREKİYOR'
Ablukanın başarılı olması için ABD'nin daha fazla savaş gemisine ihtiyaç duyacağı da Amerikan askeri çevrelerinin tartıştığı bir diğer konu. ABD Donanması’ndan emekli Amiral James Stavridis, CNN’e verdiği demeçte Pentagon’un Hürmüz Boğazı’nın girişinde devriye görevi yürütmek için Körfez açıklarında iki uçak gemisi saldırı grubu ve yaklaşık bir düzine yüzey gemisine ihtiyaç duyacağını düşündüğünü söyledi.
Stavridis, Körfez içinde ise Birleşik Arap Emirlikleri ve Suudi Arabistan gibi ABD’nin müttefiklerinin donanmalarından gelecek desteğin yanı sıra en az altı ABD muhribine ihtiyaç duyulacağını belirtti. ABD şu anda bu gereksinimleri karşılayamıyor.
SUUDİLERDEN TRUMP'A İTİRAZ: ENSARULLAH
Körfez ülkelerinin ise Trump'ın zaten kapalı olan Hürmüz'ü “daha da iyi kapatma” girişimine ne kadar dayanabileceği belirsiz. Öte yandan İran'ın ablukaya karşı “bölgede hiçbir liman güvende olmayacak” tehdidi, Körfez ülkelerinde alarm zillerinin çalmasına neden oluyor. Ablukanın başlamasının üzerinden 24 saat geçmeden ilk itiraz Suudi Arabistan'dan geldi.
Wall Street Journal'ın haberine göre Riyad, Hürmüz Boğazı'ndaki ablukayı kaldırması için Trump'a baskı yapıyor. Gazeteye göre Suudiler, bu durumun Yemen'deki Ensarullah hareketini (Husiler) Kızıldeniz ve Babülmendep'te gerilimi tırmandırmaya itebileceği konusunda uyarıda bulunuyor.
ÇİNLİ UZMANDAN UYARILAR
Çinli askeri yorumcu Wei Dongxu, CMG medya grubuna yaptığı açıklamada ABD ablukasının iki hedefi olduğunu belirtti:
“İran'ın deniz iletişim hatlarını keserek ateşkes sırasında zorlayıcı kabiliyet sergilemek ve devam eden ABD askeri yığınağı ortamında potansiyel gelecekteki askeri operasyonlara hazırlık yapmak.”
Wei, olası bir çatışma durumunda ablukanın hassas ateşkesi bozabileceği, yeni bir çatışma dalgasını tetikleyebileceği, uluslararası deniz taşımacılığını aksatabileceği ve enerji ile mal sevkiyatını karmaşıklaştırabileceği konusunda uyardı.
İmam Cafer-i Sadık (as)’ın Şehadeti
İMAM CAFER SADIK (A.S)’ 25 Şevval ,Hicri 148 yılında Abbasi halifesi Mansur eliyle zehirletilerek şehit edildi.
KİMLİĞİ:
Adı: Cafer
Lakabı: Sadık
Künyesi: Ebu Abdullah
Babası: Hz.Muhammed Bâkır(a.s)
Doğum yılı: Hicri 80.yıl
İmamet süresi: 31 yıl
Ömrü: 68 yıl
Şehadeti: Hicri 148 yılında Abbasi halifesi Mansur eliyle zehirletilerek şehit edildi.
Defnedildiği yer Medine’de Bâki Mezarlığı.
DOĞUMU:
İmam Sadık(a.s)’ın vücud güneşi, annesi Ümm-ü Ferve’nin kucağında Hicri 83.yılın Rebiülevvel ayının 17 sinde Medine’de doğdu. Hz.Muhammed Bakır(a.s) oğlunun doğumuna çok sevindi. Annesi, Muhammed bin Ebibekr’in torunlarındandı. Muhammed bin Ebibekr, Hz.Ali(a.s)’ın ashabından idi. Hz. Ali(a.s) herzaman onun hakkında şöyle buyururdu: “Muhammed benim ahlaki ve manevi oğlumdur”. Muhammed bin Ebibekrin annesi, pak bir kadın olan ve Hz. Zehra’ya sürekli hizmet etmekten iftihar duyan Esma bint-i Umeys’dir. İmam Sadık (a.s) annesi hakkında şöyle buyurmuştur. “Annem; takvalı, imanlı ve iyi işlerle uğraşan bir kadındı.” İmam Cafer (a.s), Hz.Seccad’ın şehadeti sırasında 15 yaşında, babasının şehadeti sırasında ise 35 yaşındaydı. İmam Hüseyin (a.s)’ın şehadetinden sonra devletin halka karşı yaptığı zalimce uygulmalar, halkın devlete karşı düşmanlık beslemesine ve çeşitli kıyamlara yol açdı. Böylece Beni ümeyye hükümetinde sarsılmalar, meydana geldi ve bu durum Abbasilerin hükümeti ele geçirmelerini kolaylaştırdı. Bu iki gücün çatışmaları sırasındaki durgunluk döneminde, Şia fikrinin yayılması için büyük fırsat doğmuştu. İmam Sadık(a.s), ilmi kıyamı ile, islami ilimleri tüm dünyaya ulaşacak şekilde yaymağı başardı.
İMAM CAFER SADIK (A.S)’IN AHLAKİ ÖZELLIKLERI:
İnsanların davranışlarının, onların insani ahlaklarının aynası olduğunu ve herkesin hareket ve davranışlarıyla tanınacağını biliyoruz. Kalbindekileri hareketleriyle dışarı yansıtmadan belli ettirmeyen kimseler çok azdır. İnsanın gönlündekiler tıpkı aynı anda dışarıdaki lambayı aydınlatan bir elektrik düğmesi gibidir. Imam Sadık (a.s) tıpkı öteki İmamlar gibi, hayatının tümü gerçek islamdan derslerle doludur. Ve onun kendisi, islami davranış ve ahlakın en açık örneği sayılırdı. Tüm beşeri toplumlar arasında, fikir, düşünce, ahlak, davranış ve diğer tüm açılardan birbirine çok benzeyen baba ve oğul olamaz ama, Resulullah ve o Hazretin vasilerinin hepsi bir çizgide, bir tek hedefe doğru, bir fikir ve bakış açısıyla kutsal görevlerini yerine getiriyorlardı. Onların ahlak, davranış ve sözlerinde ihtilaf görmek imkansızdı. Onun dörtbin öğrencisi arasında hatta birisinin bile onun ahlak ve tarzında bir eksiklik, ya da, zayıf bir nokta bulamaması İmam Sadık (a.s)’ın değeri ve fazileti hakkında yeterlidir. Yemesi, dinlenmesi, konuşması ve başkalarına davranışı ile müslümanlara tam bir örnek olan İmam ashabına karşı da tıpkı kendi evlatları gibi davranırdı.
İMAM CAFER (A.S)’IN ZÜHD VE TAKVASI:
Zühd ve takva, insanoğlunun değerinin ölçüsüdür. Onun için Kur’an, takvalılardan başka herkesi eşit biliyor. İmam Sadık (a.s) tıpkı ceddi Hz.Ali(a.s) gibi takvası ile herkesi şaşırtıyordu. Malik bin Enes şöyle der: “İmam Sadık her zaman Allah’ın zikriyle meşgul idi ve o büyük zahidlerden sayılırdı.” Abd-ül Ala şöyle der. “Yazın, sıcak günlerden birinde, Medine yollarında İmam Cafer’i iş ararken gördüm. Kendisine; Sana feda olayım! Allah’a olan imanın ve Resulullahla olan bağın varken, bu sıcak yaz günü niçin kendini zahmete sokuyorsun? dedim. O, “iş yaparak rızkımı kazanmak, böylece başkalarına muhtaç olmamak için geldim” dedi. “Bir başkası şöyle der. “İmam Sadık (a.s)’ı kalın bir elbise giymiş, bağa doğru giden fakir ve sade bir işci gibi ter dökerken gördüm. Ona şöyle dedim.” Ey Resulullah’ın oğlu, sizin yerinize çalışmama izin veriniz.” Cevabı şu oldu: “Başkaları gibi güneşin yakıcı sıcağını hissetmeyi ve hayatımın devamı için çalışmayı severim.” İmam dışarı çıktığında, yeni, temiz ve pahalı elbise giyer, iyi cins atlara binerdi. Cahillerden bazıları bu işin takva ve zühde aykırı olduğunu zannetiklerinden, ileri giderek itiraz ediyorlar ama cevabı duyduklannda kendilerinden utanıyorlardı.
İMAM CAFER (A.S)’IN HİLECİ BİR YOBAZ İLE YAPTIĞI KONUŞMA:
Birgün, görünüşte mümin olan Süfyan adlı yobaz biri, İmam Sadık(a.s)’ın önünü keserek; “Siz, peygamber ailesinden olduğunuz halde, nasıl olur da pahalı elbiseler giyersiniz dedi. O hazret şöyle cevap verdi: “Ey Süfyan, bu elbisenin altında eski bir gömlek var. Akılları gözlerinde olanların, benim fakir, muhtaç ve yoksul bir adam olduğumu düşünmemeleri için, bu gömleği onun üzerine giydim. Ama sen kendi eski elbiseni kaldırırsan altından yumuşak elbise çıkar. Sen başkalarına zahid olduğunu belirterek kandırmak için böyle yapıyorsun. Ey Süfyan! Bu kadar dar görüşlü olma.” Başka birgün, Süfyan, İmam Cafer(a.s)’ı tarlada diğer işcilerinin yanında ter dökerken gördü. İleri giderek şöyle dedi: “Sana şaşıyorum. Niçin dünya malını bu kadar seviyor ve bu yaşlılık zamanında, çalışarak ter doküyorsun?” O hazret şöyle buyurdu: “Allah’a bu durumda ulaşmak ve çeşitli zahmet ve eziyetlere katlanarak rızkımı çıkarmak ve başkalarına yük olmamak beni çok sevindiriyor”. Başkalarının emeğini yiyerek, onlar vesilesiyle kudrete ulaşan, onlara sevgi ve hizmet yerine, karşılarında kibirlenenler ve herkesten bir şeyler bekleyenler, ne kötüdürler. Onlar tıpkı Süfyan gibi görünüşte mümin, ama, çok hilecidirler. Kalpleri bozuk ve kötüdür.”
İMAM SADIK(A.S) VE ADALETLİ KAZANÇ KONUSU:
İmam Sadık (a.s), ashabından Musadıf adlı birine, kendisi için ticaret yaparak, kazanç ve geçimini sağlaması için bin dinar verdi. Musadıf, o parayla mal alarak, tacirlerle birlikte Mısır’a doğru yola koyuldu. Şehrin yakınlarında, oradan geri dönmekte olan bir kervanla karşılaştı. O, yanında olan malın ticari durumunu öğrenmek için onlara sorular sordu. O mal, halkın genel ihtiyaçlarından olduğu için şehirde az olduğunu öğrendi. Onlar, bu malın çok az bulunduğundan, çok müşterileri olacağını, böylece mallarını pahalıya satabileceklerini açıkladılar. Musadıf çok sevinerek yanındakilerle malı gerçek fiyatının iki katına satıp, bu fiyattan aşağı inmeyecekleri konusunda anlaştılar. Şehre girdikten sonra anlaştıkları gibi hareket ettiler ve sonuçta o adam, bin dinar kar ederek Medine’ye geri döndü. Sevinerek İmam’ın evine doğru yola koyulmuştu. Hazret’in huzuruna vardığında iki adet bin dinar kesesini onun önüne koyarak şöyle dedi: “Bir kese sizin sermayeniz diğeri ise ticaretin karıdır”. İmam şöyle buyurdu: “Bu kadar çok karı nereden ele geçirdin”? Tacir, olayı imam Cafer(a.s)’a anlatınca ansızın İmam’ın yüzü sapsarı kesilerek şöyle buyurdu: “Allah’a sığınırım! İki kat kar etmek için müslümanların ziyan ve zarar etmesi için mi anlaştınız”? İmam verdiği para kesesini aldı ve öteki keseyi o adama vererek şöyle buyurdu: “Benim bu insafsızca ele geçirilen kara ihtiyacım yoktur. Ey adam, bilki, malı helal yoldan ele geçirmek çok zordur.”
İMAM SADIK(A.S)’IN SABIR VE HİLMİ:
İnsanın yaşantısında meydana gelen sorunlar ve olaylar, insanın kudret ve İman derecesini belirler. İmam Sadık (a.s)’ın yaşantısında önüne çıkan sorunlar ve İmam’ın o sorunlar karşısındaki mukavemeti, onun kişiliğinin göstergesidir. Ona ne kadar kötü sözler söyleyerek eziyet verseler de O, tahammül ederek nasihatlerde bulunur, dili asla başkasına lanet ve kötü söz söylemek için hareket etmezdi.
KESİLEN DOSTLUK:
Adamın birisi İmam Sadık (a.s)’ı çok sever ve herzaman onu anardı. Birgün birlikte ayakkabıcılar çarşısına gitmişlerdi. O adamın laubali bir zenci kölesi vardı. Köle, dükkanları seyrederken, sahibinden geride kalmıştı. Adam sürekli geriye bakıyor ama kölesini göremiyordu. Çok sinirlenerek rahatsız olmuştu. Ansızın gözleri kölesine takılınca-, ‘Nerede kaldın haramzade?” diye bağırdı. Bu cümle adamın ağzından çıkınca İmam Sadık (a.s) şaşkınlık içerisinde elini kaldırarak, kendi alnına şiddetle vurduktan sonra şöyle dedi: “Anasına mı sövüyorsun’? Ben senin takvalı biri olduğunu zannediyordum. Seninle uzun süredir arkadaşlık edip, seni tüm toplantılarda arıyordum. Senin iyi bir dost olmadığını anladığım iyi oldu. Çabuk benden uzaklaş.”
TEBLİĞ TARZINI İMAM CAFER SADIK (A.S)’DAN ÖĞRENELİM:
Şekerani, gizli yerlerde kötü işler yapan bir gençdi. Resulullah onu kölelikten azat ettiği için, halk onu, Peygambere bağlı bilirdi. Birgün Mansur’un Beyt-ül maldan para dağıttığını duyunca ondan biraz para almak için oraya gitti. Ama orada kimseyi tanımadığından birşey alması mümkün değildi. Bu arada gözü İmam Sadık (a.s)’a takıldı. Koşarak O’na yetişti. Hazretten kendisine aracı olmasını ve halifenin malından bir pay almasını istedi. Hazret onun bu isteğini kabul ederek, onun payını alıp getirdi ve paraları getirip ona verdikten sonra şöyle dedi: “Kim iyi iş yaparsa iyidir, ama eğer bize bağlı olan sen, yaparsan daha iyidir. Kim kötü iş yaparsa kötüdür, ama, eğer bize bağlı olan sen, yaparsan daha kötüdür.” İmam bunu söyleyerek uzaklaştı. Şekrani paraları aldıktan sonra düşünceye dalarak İmam’ın, yaptığı kötü işten haberi olduğunu ve bu sözü söylemekle onu bu işten alıkoymak istediğini anladı. Kötü işler yapan bu adam, İmam’ın bu uyarısından sonra, kendi kendine utanarak bundan sonra kötü işleri terketme kararı aldı ve dediğini de yaptı.
İMAM CAFER(A.S)’IN FAKİR VE YOKSULLARA YARDIMLARI:
1- İmam’ın ashabından biri olan Mualla bin Humeys şöyle der. “Yağmurlu ve karanlık bir gece Medine sokaklarında dolaşırken, İmam Sadık (a.s)’ı ağır bir çuvalı sırtında taşıyarak giderken gördüm. Nereye gideceğini anlamak için onu takip ettim. Çuvaldaki ekmeklerin bir kısmı yere dökülünce onları toplayarak İmam’ın yanına gidip, selam verip onları kendisine verdim. Ekmek parçalarını alarak çuvala koyarak yoluna devam etmişti. Çok geçmeden yoksul ve fakirlerin yattığı bir yere vardı. Herbirinin başucuna iki tane etmek koyarak geri dönmüştü. Ben İmam’a, onlar sizin şiileriniz mi? diyerek itiraz ettim. Şöyle buyurdu: “Hayır, eğer bizim şiilerimizden olsalardı, onlara daha iyi bakardım.”
2- İmam Cafer(a.s)’ın ashabından bir diğeri olan Hişam bin Salim şöyle der: “Karanlık gecelerde yemek alarak, fakirlerin kapısına götürüp, onlara vererek kendisini tanıtmaması, o Hazretin fakirlere yardım tarzı idi”
Aradan bir süre geçti ve İmam Sadık(a.s) vefat etti. Onun yardımları artık kesildiğinden, fakirler, Geceleri gelerek yardımda bulunan o mechul şahsın İmam Sadık olduğunu anladıklarında üzülerek yasa büründüler.
AÇ GÖZLÜ YOKSUL ve ŞÜKREDEN FAKİR
İmam’ın ashabından biri şöyle der. “İmam ile Mina’da üzüm yiyiyorduk. Yoksul birisi gelerek yardım istedi. Verilen bir salkım üzümü almayarak para isteyince. İmam; “Allah versin” dedi. Yoksul adam biraz uzaklaştıktan sonra geri dönerek o üzümü kendisine vermesini istedi. Hazret ona tekrar” Allah versin “diye buyurunca adam gitti. Daha sonra bir başka fakir geldi. O da yardım isteyince Hazret ona birkaç tane üzüm uzattı. Adam alarak Allah’a şükretti İmam, ellerini üzümle doldurarak ona verince adam onları alarak Allah’a nimetlerinden dolayı
şükretti. Hazreti üçüncü defada 20 dirhem, dördüncü defada ise gömleğini de ona verdi. Adam onlar da alarak İmam’a dua edip gitti. Kendi kendime:” Eğer bu adam böyle devam etseydi, İmam yanında bulunan herşeyi ona verirdi, dedim.”
İSLAMİ ÜNİVERSİTESİNİN KURULMASI:
İmam Cafer Sadık (a.s) çeşitli dallarda öğrenci yetiştirmek için Medine’de islami bir üniversite kurma kararı aldı. İlmi öylesine gözalıcı idi ki dünyanın dört bir yanındaki ilm adamlarını Medine’ye çekiyordu. İlme susamış olan yüzlerce genç, dünyanın her yerinden onun derslerine katılmak için Medine’ye akın ediyorlardı. O, bu okulda çeşitli ilim dallarında meşhur adamlar yetiştiriyordu. Onlardan bir kısmı şunlardır: Fıkıhda Zurare ve Muhammed bin Müslim, Akaid ve kelamda Hişam ve Mümin ut Tag, Irfan ve islami maarifte Mufazzal ve Safvan, Matematik ve fen biliminde Cabir bin Hayyan. Herbiri çeşitli islami fen ve ilimlerin temelini atan kıvanç verici değerli şahsiyetlerdi. Yıllarca onlann kitaplan tercüme edilip Avrupa üniversitelerinde ders kitabı olarak okutuldu. Hz.Ali (a.s) devrinde islami ilimleri yaymak için böyle bir fırsatın doğmadığı açıkça bellidir. Çünkü düşmanlar, islami ilimlerin yayılmasını engellemek için onu sürekli iç savaşlarla meşgul ediyordu. Bu durum İmam Seccad (a.s)’m devrine dek sürdü. İmam Bâkır (a.s)’ın devrinden itibaren İslami ilimler medreseleri kurulmuş ve İmam Sadık (a.s) devrinde en güçlü durumuna ulaşmıştı. İmam Cafer Sadık (a.s)’ın üniversitesinde çeşitli ilim dallarında dörtbin öğrenci eğitilerek tüm dünyaya yayılıp halkı eğitim ve öğretime davet ettiler.
NİÇİN ŞİA’YI, CAFERİ MEZHEBİ OLARAK ANARIZ?
İmam Sadık (a.s)’ın siyasal ve bilimsel fedakarlıkları nedeni ile Şii mezhebi ona nisbet verilip bu mezhep Caferi mezhebi adını aldı. Biz caferi mezhebindeniz ve bu isimle iftihar ediyoruz. Çünkü Hz.Muhammed (S.A.V)’in Muhammedi İslamının mesajını Hüseyin (a.s)’ın kanında, ve onun beyanlarını İmam Sadık (a.s)’ın öğretilerinde bulmak mümkündür. Caferi islam, Hz.Ali (a.s)’ın, yolunda cihad ettiği, Hz.Hasan (a.s)’ın esirlik elbisesi giydiği, Hz.Zeyneb’in şehitlerin mesajını ulaştırdığı, ve Hz. Zehra’nın kendisine yapılan zulümler dolaysıyla babasının mescidinde feryad ederek coştuğu…İslamdır. Eğer Islam, yöneticilerinin gaspettikleri mevkilerde oturarak Hz.Zehra’yı sinirlendiren ve Hz.Ali’yi evine kapayan İslam ise, böyle bir İslâma boyun eğmeyeceğimizi ve asla teslim olmayacağımızı itiraf ediyoruz. Çünkü aydın bir alimin, mümin ve Resulullah ailesine inancı olan birinin görüşüne göre, peygamber ailesinin kenara itildiği islam, Muaviyelerin, Yezidlerin, Mütevekkillerin… icad ettikleri İslâmdır. Ali (a.s)’ın ailesinin olmadığı İslami kabul ederek onun yolunda çalışanların bir yere varamadıklarını tarih isbatlamıştır. Nitekim onlar çaresiz kalarak sonunda sömürgecilerin elinde kukla olmuşlardır. Bu durum zamanımızda da hepimizin şahit olduğu bir durumdur.
MANSUR İMAM CAFER SADIK(A.S)’IN KARŞISINDA HİYANETE BAŞ VURUYOR:
İmam Sadık(a.s)’ın kültürel mektebi, insanları kendi alınyazılarında etkili gördüğünden, onlara şöyle söylerdi: ‘Toplumu oluşturan sizlersiniz, sizler kendinizi mutlu veya bedbaht kılar, ilerleme veya gerilemenizin temelini atabilirsiniz.” Yani ey halk! Sizler zalim hükümdarları tahtlarından indirip, zulmü kabul etmeyerek, hükumeti daha layık ve iyi kalpli insanlara devredebilirsiniz. Müslümanların Kur’ani inançları olan bu düşünce ve ekolün yayılması, zamanın halifesi olan Mansur’a pahalıya malolmuştu. O bu inancın önünü almak ve halkı, aydınlık, şuur ve hareket mektebi olan İmam Sadık(a.s)’ın mektebinden ayırmak için, toplumda fesadı yaymağa çalıştı. Mansur kendi hedefini uygulamak ve cebriye inancını yayması için, bazı ilim adamları yetiştirmişti. Yani halkın inancını öyle bir duruma getirdiler ki, onlar fakirlik, yoksulluk, zillet ve zülümün hepsinin Allah’ın işi olduğuna, insanın bu işlerde müdahelesi olamayacağına, onu degiştiremeyeceğine inanmışlardı. Sonuçta isyan, ayaklanma ve inkilabın önü alınacak, halk zalim hükümdarların zulümlerine ve onların adamlarının yaptığı eziyetlere tahammül edecek ve itiraz yerine, şükredeceklerdi. İmam Sadık (a.s)’ın halka İslam kültürü ve akaid adıyla öğretilen böylesine yanlış ve tehlikeli bir inancın yayılmasına göz yummayacağı belli idi. İmam Cafer (a.s) bu tehlikeli ve sömürgeci inançla mücadele için bir üniversite kurmuştu. Kısa bir süre içerisinde İslam kültür ve akaidi dalında dörtbin öğrenci yetiştirerek, satılmış alimlerin tebliğlerini boşa çıkarmak için, onları halkın arasına gönderdi.
MANSUR’UN İMAM SADIK (A.S)’A YAPTIĞI ZULÜMLER:
Abbasiler Kerbela şehitlerinin intikamı ve Emevi zulümleriyle mücadele bahanesiyle halkı çevrelerinde toplayıp, Ali(a.s)’ın ailesini seven İranlılar ve Ebu Müslim Horasani’nin yardımıyla Emevileri ortadan kaldırdılar. Ama hilafeti, zamanın İmamı olan İmam Sadık (a.s)’a verecekleri yerde, hükümete kendilerinin oturmalarına fazla şaşmamak gerekir. Emevilerin ortadan kaldırıldığı Hicri 132 yılından itibaren, iş başına gelen iki halife Saffah ve Mansur’un (Birincisinin 10 yıl, diğerinin 22 yıllık) hükümetleri süresince, imamlara çeşitli eziyet ve baskılar yapıldı. İmam Sadık(a.s), Mansur devrinde şiddetli baskı altında idi. Hatta bazen halkın onunla temas kurması engelleniyordu. Harun adlı birisi İmam’dan bir konuyu sormak için ne yapması gerektiği konusunda düşünceye dalmıştı. O an salatalık satan bir seyyar satıcıyı gördü. Ona yaklaşarak tüm salatalıklarını alıp eski elbiselerini de ödünç aldı. Böylece satıcı kılığına girerek İmam’ın kapısının önüne kadar gelip, sorusunu sorup cevabını aldıktan sonra geri döndü. Mansur, İmam’ın ashabının çoğunu yakalatarak hapsettirdi. Bir kaç kez İmam’ı öldürme kararı aldı ise de, her defasında Hazretin mucizesi sayesinde planı suya düştü.
İMAM CAFER(A.S)’IN MUKAVEMET ve İFŞASI:
Çeşitli yollardan ümitsiz olan Mansur, ‘biz Abbas oğullarından ve Peygamber ailesindeniz” diye halkı kandırmağa başladı. Kendisinin layık olmadığını ve bu makama sadece Peygamber evlatlarının layık olduğunu bile bile kendini Peygamberin gerçek varisi ve İslami hilafete yakışan kişi olarak tanıtmağa çalıştı. İmam Sadık(a.s), Mansur’un bu aldatıcı davranışlarına karşı çıkarak, mektuplarında onun ailesini rezil etmişti. Birgün Mansur İmam’a şöyle yazdı: Niçin başkalarının yaptığı gibi yanımızda yer almıyorsun? İmam Mansur’a; “Dünya malından hiçbir şeyimiz yok ki senden korkalım. Seninde ahiret ve dine inancın yok ki sana ümit bağlayalım. Öyleyse niçin yanında olalım?’ Şeklinde çok güzel bir cevap verdi. Başka birgün Mansur, İmam Sadık’a şöyle yazdı: “Geliniz ve bize nasihatlerde bulununuz. O; Dünyayı sevene nasihat kar etmez ve ahireti seven ve ona inanan senin yanına gelmez”, diyerek mektubu cevapladı. Birgün İmam, Mansur’un meclisine gitmişti., Tesadüfen orada bir sinek Mansur’u rahatsız ediyordu. Ne kadar onu uzaklaştırmağa çalıştıysa da uzaklaşmıyor ve yüzüne konuyordu. Mansur, sinirlenerek İmam’a “Allah niçin sineği yaratmıştır?” diye sordu. İmam çabucak cevap verdi: ‘Kudretli zalimleri onunla zelil ve alçak etsin diye”. Mansur rahatsız olmuştu. Yavaşca yerine oturarak İmam’a gitmesi için izin verdi.
İMAM SADIK(A.S)’IN MEDİNE VALİSİNE KIZMASI:
Mansur, Beni Haşim soyundan bir kısmını şehit ettikten sonra Şeybe adlı birini Medine hükumetini ele alması ve İmam Sadık(a.s)’ı gözaltında tutması için oraya gönderdi. Şeybe Cuma günü mescide gelerek, namazdan sonra minbere çıkıp Resulullah’ın soyuna ve Ali (a.s)a kötü sözler söylemeğe başladı. Peygamberin soyunu yakından tanıyan ve onlara sevgi besleyen halk, çok rahatsız oldular ise de, konuşmağa cesaret edemediler. Tam bu sırada İmam Sadık (a.s)’ın ayağa kalkarak şöyle buyurduğunu gördüler: Senin söylediklerin iyiliklere layık olan biziz, saydığın o kötülüklere ise sen ve Mansur layıksın.” Daha sonra halka doğru dönerek şöyle buyurdu: “Kıyamet günü en çok ziyanda olan kimdir biliyor musunuz? Ahiretini başkalarının dünyasına satandır. Ve bu fasid vali işte onlardandır”. Halk büyük bir coşkuyla İmam’ı destekleyince, vali alçak ve zelil olarak meclisten çıkıp gitmek zorunda kalmıştı.
İMAM CAFER SADIK(A.S)’IN ŞEHADETİ:
Mansur, İmam’ı kendisine yaklaştırmaya veya tehditle onu susturmaya çalıştı ise de bunda başarılı olamayınca onu şehit etme karan aldı. Sonunda İmam Cafer Sadık (a.s), Hicri 148. yılın Şevval ayının 25 inde zehirlenerek şehit edildi ve pâk vücudu Medine de Bâki Mezarlığına defnedildi.
O HAZRETTEN KISA SÖZLER:
1- “Kardeşinin bir isteğini yerine getirmeye çalışan her müslüman Allah yolunda cihad edenler gibidir.”
2- “Namazlarına dikkat etmeyen kimse kıyamet günü şefaatimize nail olamayacaktır.”
3- “Dünyaya bağlanarak onu sevmenin sonucu; rahatsızlık ve üzüntü, dünyada takva ve paklığın sonucu ise ruh ve bedenin huzurudur.”
4- “Güçlülerin güçsüzlerden intikam alması ne kadar kötüdür.”
5- “Çocuklarınızın size iyilik ‘etmesi için, siz de ana babanıza iyilik edin.”
6- “Allah’tan nzkınızın halkın elinde olmamasını isteyiniz”
7- “Halkın arasında kendinden daha alim biri olduğu halde halkı kendine doğru çağıran adam, sapıktır.”
8- “Doğru olmayan şakalardan sakının. Çünkü o, düşmanlığa ve hasede sebep olur.”
9- “Münafıkın belirtisi üç tanedir.”
a) Konuştuğu zaman, yalan söyler.
b) Sözüne vefa etmez.
c) “Başkalarının emanetine hiyanet eder.”
10- “Başkalarından şüphelenmekten kaçının. Çünkü sizin Allah’tan uzaklaşmanıza neden olur.”
İsrail, Gazze'ye Yine Açlık Silahını Doğrulttu!
İsrail'in Gazze Şeridi'ne saldırıları sürerken aç bırakma politikasını da yeniden devreye soktu.
Gazze’deki hükümetin Medya Ofisi, Telegram hesabından yaptığı açıklamada, İsrail’in "gıda tedarikini bilinçli şekilde kısıtladığı" ve bunun 2,4 milyondan fazla insanın gıda güvenliğini tehdit ettiği ifadelerine yer verdi.
Açıklamada, son aylarda ekmek üretiminin ciddi şekilde azaldığı, un girişindeki kısıtlamalar nedeniyle mevcut yardım akışının savaş öncesi dönemin yüzde 38’ini geçmediği belirtildi.
Gazze’de günlük yaklaşık 450 ton un ihtiyacı bulunduğu, ancak şu anda yalnızca yaklaşık 200 ton temin edilebildiği aktarıldı.
İran İle ABD Arasındaki Müzakereler Neden Tıkandı?
Yazılımedya Genel Yayın Yönetmeni İsmail Bendiderya, bölgeden gelen bilgiler ve kaynaklara dayandırdığı değerlendirmesinde İran ile ABD arasındaki müzakerelerin neden çıkmaza girdiğini madde madde açıkladı.
Yazilimedya.com Genel Yayın Yönetmeni İsmail Bendiderya, bölgeden gelen bilgiler ve kaynaklara dayandırdığı değerlendirmesinde İran ile ABD arasındaki müzakerelerin neden çıkmaza girdiğini madde madde açıkladı.
Bendiderya'ya göre müzakerelerin bozulmasının temel nedeni İran tarafının da, ABD'nin de ileri sürülen şartları kabul etmemesi oldu.
Oysa Trump İran’ın 10 maddelik şartını kendisinin okuyup kabul ettiğini ve sadece Hürmüz konusunda detayları konuşacaklarını söylemiş ve bu nedenle müzakereye oturulmuştu.
Sadece bu bile, Trump’ın İsrail’in oyuncağı olduğunu ya da müzakere kılıfında yeni bir oyun kurduğunu düşünmeye yetiyor.
Washington; İran'ın nükleer faaliyetlerinin durmasını, elindeki uranyumu başka bir bölgede devretmesini, balistik füzelerin sınırlandırılmasını ve Hürmüz Boğazı'nı şartsız şekilde açmasını talep etti. Tahran yönetiminin bu şartları reddetmesi üzerine yapılan görüşmeler sonuçsuz kaldı.
ERAKÇİ YUMRUK ATTI MI?
Bendiderya, oldukça sert geçen müzakerelerde kendilerine saldırmak için ayağa kalkan Amerikalıya İran tarafının yumruk attığı yönündeki iddialara da değindi.
Taraflar arasında sözlü gerilimin yükseldiğini savunan Bendiderya, fiziki kavga yaşandığı haberlerinin gerçeği yansıtmadığını savundu.
Amerika tarafının fiziki kavgaya tutuşmak isteğini ileri süren Bendiderya, İran heyetinin bu provokasyona gelmeyerek yalnızca sert tepki gösterdiğini ifade etti.
LÜBNAN’A SALDIRI SÜRERKEN…
Bendiderya, ABD'nin müzakere öncesinde bazı taahhütleri yerine getirmediğini belirterek, İsrail'in Lübnan'a yönelik saldırılarına göz yumulmasının Tahran'da ciddi rahatsızlık yarattığını ifade etti ve bu nedenle İran'ın Hürmüz Boğazı üzerindeki tutumunu sürdürdüğüne vurgu yaptı.
ABD’NİN HÜRMÜZ’ DE MAYIN TEMİZLEME YALANI
Bendiderya, aynı saatlerde, ABD Başkanı Donald Trump'ın Amerikan gemilerinin Hürmüz Boğazı'na girdiğini ve mayın temizleme çalışmalarının başladığı açıklamalarının gerçeği yansıtmadığını hatırlattı:
“Boğaza yaklaşan bir ABD destroyeri, İran Devrim Muhafızları Deniz Kuvvetleri tarafından uyarıldıktan sonra geri çekilmek zorunda kaldı”
İRAN HEYETİNİ KARALAMA KAMPANYASI
İran müzakere heyetine yönelik iç ve dış basında karalama kampanyası yürütüldüğünü vurgulayan Bendiderya, "Heyet Başkanı Muhammed Bakır Galibaf üzerinden provokasyon yapılmaya çalışıldı. Ancak heyetin doğrudan Ayetullah Müçteba Hamenei tarafından görevlendirildiğinin açıklanmasıyla bu oyun da tutmadı" diyerek şöyle ekledi:
İRAN, ABD’YE GÜVENMİYOR
“Mevcut süreç kalıcı bir barış değil, yalnızca ateşkes müzakeresidir, İran'ın ABD ve İsrail'e güvenmediğini ve askeri hazırlıklarını sürdürdüğünü unutmamalıyız. Bu süreçte ABD ve İsrail'in bazı Müslüman ülkeleri arabulucu olarak devreye sokmasının, ABD tarafından düşünülen göstermelik bir yol olduğunu, saldırgan taraf olan ABD’nin bunu bir geçiş hamlesi olarak kullandığını da İran tarafı görüyor. Çünkü hâlâ BM varken ve ABD-İsrail’in; İran’a haksız yere saldırarak uluslararası hukuku çiğnediğini açıklamışken, aracı tarafların öncelikle BM’de bunu dikkate alıp BM kürsüsünde ABD ve İsrail’in haksız olduğunu ve uluslararası teamüllere göre cezalandırılmasını talep etmeleri beklenirdi ki, İran bu beklentisinde haksız da değildi.”
Trump'ın ablukasına İran'dan kısasa kısas: 'Hiçbir liman güvende olmayacak'
Trump’ın İran limanlarına abluka kararına Devrim Muhafızları’ndan 'kısasa kısas' yanıtı geldi. 'Limanların güvenliği ya herkes içindir ya da hiç kimse için' diyen İran, Körfez limanlarını hedef alma tehdidinde bulundu. Trump'ın Hürmüz'e ikinci bir kilit asmasıyla petrol fiyatları yeniden fırladı.
ABD Başkanı Donald Trump'ın İran limanlarına abluka uygulama kararına İran'dan sert tepki geldi. İslam Devrimi Muhafızları Ordusu (İDMO) Trump'ın hamlesine verdiği yanıtta “limana liman” restini çekti:
“Suçlu Amerika'nın uluslararası sularda deniz araçlarının geçişine kısıtlama getirmesi yasa dışı bir eylemdir ve deniz haydutluğu örneğidir.
“İran Silahlı Kuvvetleri açık ve kararlı bir şekilde şunu ilan etmektedir: Fars Körfezi ve Umman Denizi'ndeki limanların güvenliği ya herkes içindir ya da hiç kimse için.
“İran'ın Fars Körfezi ve Umman Denizi sularındaki limanlarının güvenliği tehdit edilirse, Basra Körfezi ve Umman Denizi'ndeki hiçbir liman güvende olmayacaktır.
“İran Silahlı Kuvvetleri, karasularımızda güvenliğin sağlanmasını kararlılıkla sürdürecektir. Düşmana bağlı deniz araçlarının Hürmüz Boğazı'ndan geçiş hakkı yoktur ve olmayacaktır. Diğer deniz araçları ise İran Silahlı Kuvvetlerinin kurallarına uymak kaydıyla boğazdan geçiş izni almaya devam edecektir.
“Düşmanın İran milletine ve ülkemizin ulusal güvenliğine yönelik tehditlerinin devam etmesi nedeniyle, savaşın sona ermesinden sonra da İran, Hürmüz Boğazı'nı kontrol etmek için kararlı bir şekilde kalıcı bir mekanizma uygulayacaktır.”
PAZARTESİ SAAT 17'DE BAŞLIYOR
ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM), deniz ablukasının ayrıntılarına paylaştı. Açıklamaya göre pazartesi günü Türkiye saatiyle 17.00 itibarıyla yürürlüğe girecek abluka, İran limanlarına giren ve çıkan tüm gemilere yönelik olarak uygulanacak. Uygulama Basra Körfezi ve Umman Körfezi dahil tüm İran kıyılarını kapsayacak.
HÜRMÜZ'E İKİNCİ KİLİT VE ARTAN PETROL FİYATLARI
Trump pazar günü ambargo ile ilgili olarak "Böylece İran petrol satamayacak ve bu önlem çok etkili olacak." dedi.
Bu uygulama halihazırda savaş öncesine göre çok az tankerin geçebildiği Hürmüz Boğazı'na ikinci bir kilit daha vurulması anlamına geliyor. Gelişmenin küresel enerji arzında yeni bir şok dalgası yaratması bekleniyor. Nitekim petrol Trump'ın kararına derhal tepki vererek Yaşanan gelişmelerin ardından petrol piyasaları sert tepki verdi. Geçen hafta ilan edilen ateşkesle gerileyen fiyatlar, abluka kararı alınmasının ardından hızla yükseldi: Brent petrol yüzde 7 artarak 102,29 dolara çıktı. Brentin cuma kapanıştaki fiyatı 95,2 dolardı.
Diplomasi mi, Kriz Üretimi mi; Deniz Ablukası Küresel Petrol Pazarında Ateşle Oynamaktır
Küresel enerji piyasaları, İran’a yönelik sertleşen siyasi söylemler ve Trump’ın yeni iddiaları karşısında ihtiyatlılık ve yükseliş eğilimli dalgalanma fazına girdi. Bu durum, küresel ekonomide nakliye maliyetlerinin artmasına ve enflasyonist baskıya yol açabilir ve bu ateşin dumanı ise tüm dünyanın gözünü yakacaktır.
Eğer “İran’ın deniz ablukasına alınması” veya Hürmüz Boğazı’ndaki trafiğin kısıtlanmasına yönelik ciddi tehditler uygulama aşamasına geçerse, küresel piyasalar zincirleme ve eş zamanlı olarak çok katmanlı bir şok yaşayacaktır. Bu durum şu şekilde kesintisiz bir hat olarak görülebilir:
1.Ham petrol, en hızlı ve ilk tepkiyi petrol verir. Dünya petrolünün %20’sinin geçtiği Hürmüz Boğazı’ndaki riskin artmasıyla, Brent ve WTI fiyatları sert ve dalgalı bir şekilde yükselir. Bu artış anında benzin ve motorin piyasasına yansır ve rafineriler ham madde ve sigorta maliyetlerinin artışıyla karşı karşıya kalırken kar marjları baskı altına girer. ABD, Avrupa ve Asya’da yakıt fiyatları yükselir. Bu durum, küresel nakliye maliyetlerini doğrudan artırır, çünkü konteyner ve gemicilik oranları, “savaş sigortası” ve Fars Körfezi ile Umman Denizi güzergahlarını kullanma riski nedeniyle artış gösterir. Bu da küresel düzeyde mal ithalatını daha pahalı hale getirir.
2.Doğal gaz ve LNG, Katar ve bölgedeki enerji ihracatının bir kısmının hassas deniz yollarına bağımlı olması nedeniyle özellikle LNG piyasası baskı altına girer. Enerjiye karşı hâlâ hassas olan Avrupa, gaz fiyatlarının artmasıyla yeniden bir enerji enflasyonu dalgasıyla karşılaşır. Bu enerji enflasyonu hızla elektrik piyasasına ve ağır sanayiye sıçrar.
3.Gıda piyasasında, buğday ve tahıllar dolaylı ama şiddetli bir şekilde etkilenir. Enerji ve nakliye maliyetlerinin artmasının yanı sıra, doğal gaza bağımlı olan kimyasal gübre fiyatları yükselir. Bu durum küresel tarımsal üretim maliyetlerini artırır, sonuç olarak dünya piyasalarında buğday, mısır ve pirinç fiyatları yükselişe geçer. Orta Doğu, Afrika ve Güney Asya’daki ithalatçı ülkeler en büyük baskıyı hisseder. Aynı zamanda şeker de hem enerji yoğun bir ürün olması hem de küresel lojistiğe bağımlılığı nedeniyle üretim ve nakliye maliyetleri üzerinden pahalılaşır.
4.Metaller ve endüstriyel ürünler, enerji maliyetlerindeki artış, çelik, alüminyum ve petrokimya fiyatlarının yükselmesine neden olur. Otomotivden inşaata kadar küresel imalat sanayileri girdi maliyetlerindeki artışla yüzleşir ve bu durum dayanıklı tüketim malları enflasyonunu körükler.
5.Döviz piyasasında da sermaye güvenli limanlara yöneldiği için ilk aşamada ABD Doları genellikle güçlenir. Ancak krizin derinleşmesi ve küresel enflasyonun artması durumunda davranışlar karmaşıklaşır. Euro, Yen ve gelişmekte olan piyasa para birimlerinde dalgalanma artar. Enerji ithal eden ülkelerin para birimleri baskı altında kalır.
6.Hisse senedi piyasasında ise enerji maliyetleri ve resesyon korkusu nedeniyle başlangıçta S&P 500 ve STOXX gibi küresel endeksler düşüş yaşar. Özellikle nakliye, havacılık ve enerji yoğun sanayi hisseleri değer kaybeder. Ancak aynı zamanda petrol ve gaz olmak üzere enerji hisseleri ile sigorta odaklı gemicilik şirketleri büyüme gösterir.
7.Tahvil piyasasında da büyük ekonomilerin devlet tahvilleri güvenli liman olarak güçlenir ve getirileri düşer. Fakat petrolden kaynaklanan enflasyon şiddetli hale gelirse, merkez bankaları faiz oranlarını yüksek tutmak zorunda kalabilir; bu da resesyon ile enflasyon arasında klasik bir çelişki yaratır.
Sonuç olarak; Tüm sistem, enerji kaynaklı küresel enflasyon ve tedarik zinciri bozulması fazına girer. Bu süreçte neredeyse tüm fiyatlar koordineli bir şekilde yukarı doğru hareket eder; ancak etkinin şiddeti her piyasada farklıdır: Enerji ve nakliye en büyük sıçramayı yapar, gıda gecikmeli ama kalıcı bir büyüme gösterir, finans piyasaları ise dalgalanma ve sermaye çıkışı yaşar. Nihayetinde, ABD’nin diplomasi yerine kriz yaratmayı seçmesi, küresel piyasalarda ve insanların yaşamında öyle bir ateş yakacaktır ki, dumanı Amerikalıların, Avrupalıların ve tüm dünya vatandaşlarının gözüne kaçacaktır.
SNN News’den tercüme edilmiştir
İran’da eller tetikte ‘hedef bankası’ belirli
ABD ile İran görüşmeleri başladı.
İlk aşama sonuçlandı.
Şu anda bir ilerleme görünmüyor.
47 yıllık sorun…
Altı ayda iki ciddi savaş…
Elbette bir günde sonuç alınmaz.
Ancak gelişmeyi iyi analiz etmek lazım.
İran’ın koşulları başından beri aynı.
Açıkladığı 10 madde.
ABD bunları görüşmeyi kabul etti.
NASIL OLDU?
Peki bu nasıl oldu?
ABD her alanda zora girdi.
Haksızlığı tüm dünyada kabul gördü.
Bölgedeki üsleri yerle bir oldu.
Atlantik ittifakı dağıldı.
Avrupa “bu bizim savaşımız değil” dedi.
Türkiye’ye füze tuzakları tutmadı.
Amerika’da Trump’ın ekibi…
Birbirine düştü.
İstifalar, görevden almalar…
Halk desteği hızla eridi.
Körfez ülkeleri…
Amerika’ya güven yerlerde.
Savaş gemileri kaçtı.
Uçakları peş peşe düşmeye başladı.
İSFAHAN OPERASYONU
En son İsfahan operasyonu…
Kırılma yarattı.
“Pilot kurtarma” diye pazarlandı.
Ama tüm dünya gerçeği öğrendi.
Nükleer tesise sızama girişimi…
Tam anlamıyla fiyasko ile sonuçlandı.
Ateşkes ve görüşmeler…
Bu koşullarda gündeme geldi.
İran masaya “galip” olarak oturdu.
Sonucu belirleyecek olan da bu…
GENEL KAYGI
Görüşmelerle ilgili kaygı yok mu? Var.
Herkes aynı soruyu soruyor:
“ABD’ye güvenilmez.
Müzakereleri savaşın bir parçası yaptı.
‘12 Gün Savaşı’…
Arkasından 28 Şubat…
Hep müzakereler sürerken saldırdılar.
Ya yine aynısını yaparsa…
İran oyuna mı geliyor?”
28 ŞUBAT SALDIRISI
28 Şubat saldırısı öncesi…
İranlılar Cenevre’de masadaydı.
Ama ABD’ye kesinlikle güvenmiyordu.
Görüştüğüm İranlı yetkililer…
“ABD kesinlikle saldıracak.
Buna göre hazırlık yapıyoruz.
Ama yine de bir şans veriyoruz.
Dünya da görsün istiyoruz.
Saldırdıkları anda sert yanıt vereceğiz.
Bölgemizdeki bütün üslerini…
İsrail’i vuracağız.”
Dediklerini yaptılar.
2 saat içinde ABD üslerini…
İsrail’i vurdular.
Amerika önce gizlemeye kalktı.
Ama Çin-Rus uyduları her şeyi görüntüledi.
HAMANEY
İran Lideri Ayetullah Mücteba Hamaney.
Ateşkes sonrası ilk açıklaması:
Özetle, “Savaş istemiyoruz.
Ama meşru haklarından vazgeçmeyeceğiz.
Hürmüz Boğazı…
Yönetimini yeni bir aşamaya taşıyacağız” dedi.
Körfez ülkelerine de şöyle seslendi:
“Bir mucizeye şahit olmaktasınız.
Bu yüzden doğru görün…
Doğru anlayın…
Doğru yerde durun.”
İSLAMABAD
İran görüşme öncesi en üst düzeyde uyardı.
“Daha öncekiler gibi yapmayın.
Eğer yaparsanız cehennemi yaşarsınız” dendi.
İranlı kaynaklarım net bilgi verdi:
“Eğer anlaşma ihlal edilirse…
Bir saldırı olursa…
‘Hedef bankası’ belirlendi.
Nereleri vuracağımızı biliyoruz.
İran ordusu 24 saat hazır olacak.
Eller tetikte bekleyecek.”
Anlayacağınız İran işi sıkı tutuyor.
MEYDANLAR
İran şehirlerinin meydanları…
Milyonlar her gün nöbet tutuyor.
Bombalardan korkmuyorlar.
Kendilerine güvenleri tam.
Ateşkeste de meydanlardan ayrılmadılar.
Barışın ancak silahla geleceğini biliyorlar.
Ordularını meydanlardan destekliyorlar.
İran halkının tutumu…
Füzelerden daha etkili.
İsmet Özçelik




















