کارگر
Şeyh, İsrail ve ABD’nin en önemli dostuydu
27 Haziran 1995’te babası Londra’da iken saray darbesi ile iktidarı ele geçirdi.
Amerikalılar’ın işareti ile.
Onlara mutlak hizmet edecekti... Hem de babasından çok daha fazla çok daha sadık.
Öyle de yaptı.
Önce aile içi tüm rakiplerinden kurtuldu.
1 Kasım 1996’da o sıralar Anadolu’da herhangi bir kasabadan farkı olmayan Doha’da ‘dünyanın en büyük televizyonu’ Elcezire’yi kurma emri verdi..
150 milyon dolar başlangıç bütçe ile. Medyanın gücünü biliyordu.
Ama öncesinde Amerika’daki Yahudi lobileri ile dost oldu.
Bu da yetmedi gizlice İsrail’e gitti.
İşi sağlama bağlamalıydı.
Bu da yetmedi Amerikalılara ‘Gelin istediğiniz yerde istediğiniz üssü kurun’ dedi.
Onlar da iki tane ile yetindi.
Sonra bu üslerden 2003 Irak işgal operasyonu başarı ile yönetildi. Bu arada Elcezire anti-emperyalist ve anti-siyonist yayınlarını çok zekice sürdürerek seyirci kazanıyordu.
Afganistan işgali sonrasında Bin Ladin kasetlerini yalnızca bu kanala gönderiyordu. Kanal yeterince popüler olmuştu.
Şeyh hazretleri yine de İsrail ve ABD’nin en önemli dostuydu.
Hatta bir ara Washington’a gidip ‘Artık şu moruklaşmış ve köhneleşmiş eski müttefikiniz Suudiler’den vazgeçin. Bakın ben size daha iyi hizmet ederim’ demiş.
400 bin nüfusu olan 11 bin kilometrekarelik ülkesine ve trilyonlarca metreküp doğalgazına güveniyordu.
Amerikalılar’a hep şunu hatırlatmaya çalışıyordu: ‘Vahabi Suudiler 11 Eylül’ü gerçekleştiren Kaide ve benzeri radikal İslamcı örgütlerin çıkış yeridir’.
ELCEZIRE DEVREDE
Oysa unutmuştu Şeyh hazretleri: Kaide ve Taliban’ı Suudilerle birlikte CIA kurmuştu.
Mısır, Pakistan ve Birleşik Arap Emirlikleri istihbaratı ile birlikte.
Sonra ‘Arap Baharı’ rüzgarları esmeye başladı. Elcezire hemen devreye girdi. Tunus, Mısır ve Libya’da bir televizyon gibi değil tam anlamı ile bir istihbarat operasyon merkezi gibi çalışıyordu. Şeyh hazretleri kesenin ağzını açmıştı. Suriye’de misyon farklı bir özellik kazandı. Ne pahasına olursa olsun Esad’dan kurtulmak gerekiyordu... Bunun için neler neler yapmadı Şeyh hazretleri müttefikleri ile birlikte.
Bir ara kendisine çizilen çerçevenin dışına çıkmaya heveslendi.
Dünyanın dört bir yanından Suriye’ye gelen Nusra ve benzeri radikal İslamcı militanların ‘emirliğine’ soyundu yine dostlarının yardımıyla.
Bu arada dünyanın dört bir yanında fabrikalar, limanlar, spor kulüpleri, bankalar, mağazalar ve daha neler neler satın alıyordu.
2022 Dünya Kupası’nın düzenlenmesini bile rüşvetle sahiplendi.
Herkese para dağıtıyordu..
Herkesi satın alabileceğine inanıyordu.. Bazen de alıyordu..
Örneğin Suriyeli muhalifleri.
Giderek ABD’yi kızdırıyordu. Arap medyasına göre ipi çekildi.
Babasına yaptığı darbenin 18. yıldönümünde iktidarı oğluna bırakacak.
Hem de onu iktidara taşıyan aynı ABD’nin kısacık bir mesajı ile.
‘Game Over’.
ABD ondan sıkılmış ve başarısız bulmuştu. Artık yapacağı hiç birşey yok.
Bağırıp çağırmaz. Big Boss’a karşı.
Hüdnü mahallı * rast habar
"Mursi neden İsrail ile ilişkileri kesmiyor?"
Mursi'nin "Suriye ile bütün ilişkileri keseceğiz" açıklamasına tepkiler artarak devam ediyor.
Mısır eski Dışişleri Bakanı ve Kongre Partisi Başkanı Amr Musa bu konudaki şaşkınlığını gizleyemeyerek gazetecilere şöyle dedi:
"Suriye ile ilişkileri kesme kararı, hem de bu şartlar altında beni şok etti."
El-Ezher üniversitesi öğretim görevlilerinden Dr. Ahmet Kerime ise bu konuda şöyle dedi:
"Mursi neden İsrail ile ilişkiyi kesip, halkı Beytul Mukaddes'e gitmeye ve Mescid-i Aksa'yı özgürleştirmek için toplanmaya davet etmiyor? Neden Müslüman Arap bir ülke ile ilişkileri kesiyor?
Mursi'nin bu hareketi Şeriata ihanet ve tecavüzdür. Mısır'da böyle bir fitne ve silahlı çatışma yaşanırsa, yabancı ülkelerin böyle iç işlerimize karışmasına ve dışarıdan gelip ülkemizde savaşmalarına razı olur muyduk?
Mursi'nin Suriye'de savaşma daveti, fitne ateşini yapmak ve kan dökmek demektir."
"Suriye'ye herhangi bir müdahaleye kesinlikle karşıyız"
İran İslam Cumhuriyetinin yeni Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani; Suriye halkının kendi geleceğini belirleyecek yegane taraf olduğunu belirterek, Suriye'deki teröre kesinlikle karşı olduklarını belirtti.
Ruhani seçimleri kazanması ve Cumhurbaşkanı seçilmesi ardından bugün düzenlediği ilk basın konferansında; Suriye'ye başka bir devletten herhangi bir müdahaleyi reddettiğini ifade etti.
Ruhani; Suriye'de güvenlik ve istikrarın yeniden sağlanması amacıyla İran’ın tüm dünya ülkeleri ile bu bağlamda çalışmaya hazır olduğunu söyledi.
İran’ı endişelendiren şeyin Suriye'nin içişlerine süren dış müdahale olduğunun belirten Ruhani; Suriye hükümetinin meşru ve kanuni bir hükümet olduğunun altını çizdi.
Amerika nükleer hakkımızı tanımalı/Yaptırımları hak etmiyoruz
İran Cumhurbaşkanı, İran’ın bütün çalışmaları uluslararası yasalar çerçevede devam ettiği gibi, yaptırımların gerici bir uygulama olduğunu dile getirdi.
Hasan Ruhani, batı dünyası bile ekonomik sorunla karşı karşıya kaldığını, yaptırımlardan batı dünyası da zarar edeceğini ve bir tek İsrail ondan yararlanacağını konuşmasına ekledi.
Ruhani, İran’ın nükleer çalışmaları tam olarak şeffaf olmasına rağmen bu çalışmaların daha da şeffaflaştırması için çalışacaklarını, böylece bütün İran’ın nükleer çalışmaları uluslararası çerçevede devam ettiğini anlayacaklarını söyledi.
İran ve dünya ülkeleri arasındaki güven ortamını yükseltmek için çalışacaklarını ve güvenin zedelenmesi istendiği yerde müdahele edeceklerinin altını çizdi.
Ruhani, krizin sona ermesi için karşılıklı güvenin şart olduğunu ve bunu gerçekleştirmek için İran’ın ululararası düzeyde adım atacağını kaydederek, gelecek devletle teamül olmanın bütün dünyanın yararına olacağını belirtti.
Hasan Ruhani, Amerika ile ilişkilerle ilgili NBC'nin sorusuna da, “ABD ile diyalog karşılıklı saygı çerçevesinde olmalı. Amerika İran’ın nükleer hakkını tanımalı ve İran’ın içişlerine karışmamalı. Ayrıca İran’a yönelik tek taraflı politikalardan vazgeçmeli. Bu şartla ortam uygun olursa Amerika ile diyalog yolu açılacaktır. Ve de gerçek niyet gösterilirse o zaman durum daha da değşecektir”diye konuştu.
MHA
Pakistan'da kız öğrencilerin otobüsüne bombalı saldırı
Ketta kentinde kız öğrencilerin otobüsüne konan bombanın patlamasının ardından, hastaneye akın eden insanlara da saldırı düzenlendi. Patlama ve çatışmalarda 24 kişi öldü
Pakistan'ın Beluçistan eyaletinin başkenti Ketta'da öğrenci otobüsünde meydana gelen patlamada 14 kişi öldü.
Ketta kentindeki Uluslararası Kadın Üniversitesi'nin servis otobüsü içine yerleştirilen yüksek miktarda patlayıcı maddenin infilak etmesi sonucu, 14 kız öğrencinin hayatını kaybettiği, 22 kişinin de yaralandığını bildirildi.
Ölenlerin yakınları ve arkadaşlarının hastaneye akın etmesi sonrasında ise burada bir intihar eylemcisi tarafından ikinci bir bomba patladı. Patlamada, tıp fakültesi ve civardaki bina ve araçlarda ağır hasar oluştuğu kaydedildi. Hastanedeki patlamanın ardından en az 8 kişi olduğu belirtilen saldırganlar tarafından hastanedeki insanlar rehin alındı.
Hastanedeki insanların rehin alınması üzerine güvenlik güçleriyle silahlı saldırganlar arasında çatışma çıktı. Çatışma saatlerce sürdü. Çatışma sırasında saldırganlar üst düzey bir emniyet yetkilisi ile 3 güvenlik görevlisini öldürürken, saldırganlardan da 4'ü öldürüldü, 1'i tutuklandı. Çatışmaların bitmesiyle rehin alınan 34 kişi kurtarıldı.
Belucistan'ın başkenti Quetta'da Pakistan'ın kurucusu Muhammed Ali Cinnah tarafından kullanılan tarihi bir binaya da bugün saldırı düzenlenmişti.
Bölgede Beluc milliyetçiler ile Taliban arasında mücadele var.
Yeni cumhurbaşkanı Ruhani'den İran halkına teşekkür
İran'ın yeni cumhurbaşkanı Hasan Ruhani İran halkına teşekkür etti
Seçim sonuçlarının açıklanması ardından İran'ın yeni seçilmiş cumhurbaşkanı bir mesaj yayınlayarak seçimlerin asıl galibinin İran halkı olduğunu bildirdi.
Hasan Ruhani seçim sonuçlarının açıklanması ardından İran'ın yeni seçilmiş cumhurbaşkanı ünvanıyla bir mesaj yayınlayarak seçimlerin asıl galibinin İran halkı olduğunu bildirdi ve dini demokrasi düzenine olan güven ve şuurluluk içinde İran'ın milli çıkarları ve onuru doğrultusunda sağlam ve yüksek bir adım daha atıldığını açıkladı.
Mesajında böyle siyasi bir hamasetin oluşturulduğu için İran halkı ve İslam İnkılabı Rehberine takdir ve teşekkürlerini bildiren Hasan Ruhani, "Ben halka karşı sözünü verdiğim ahdime bağlı kalacağım ve siz halkın hayır dualarınıza dayanarak ve desteğinizin devamını alarak bu yolun sonuna kadar ayakta kalacağım" ifadesini kullandı.
Siyaset sahnesindeki bu katılımın, iktisadi alanda da huzur, istikrar ve umudun müjdecisi olduğunu hatırlatan Dr. Hasan Ruhani, "Artık bu yeni aşamanın eşiğinde uluslar arası sahnede de yeni bir fırsat oluşmuştur ve gerçek demokrasi, diyalog ve haklılığı koruyanlar bu halk hamaseti karşısında İran İslam Cumhuriyetinin hukukuna karşı saygılı olmaları onları kabul ederek bu büyük halkla diyaloga girmelidirler ki uygun cevabı da almış olsunlar."
Dr. Hasan Ruhani mesajında ayrıca tüm seçim sorumluları, anayasayı koruma konseyi, yürütme, yasama ve yargı güçleri, yürütme ve denetleme kurumları ve askeri ve güvenlik güçlerine teşekkür etti.
MHA
İmam Hamanei'nin İran halkına kutlama mesajı
İran halkının 11. cumhurbaşkanlık seçimlerinde tarihi yeni bir hamaset yaratması ardından İmam Hamanei bir kutlama mesajı yayınlayarak İran halkına teşekkür etti.
Mesajında İran halkının seçim sahnesindeki göz kamaştırıcı varlık ve katılımının, İran halkının siyasi şuurunun ne kadar olgunlaştığını gösterdiğini belirten İmam Hamanei, "Seçimlerin gerçek galibi, Allah Talanın lütuf ve yardımı sayesinde güçlü bir adım daha atarak kendi coşkulu, kararlı simasını, umut ve iman dolu kalbini ve nüfuz edilemez cevherini gözler önüne seren yüce İran halkı olmuştur" dedi.
İmam Hamanei’nin mesajının bir bölümünde şöyle konuştu: "Cuma günkü seçimlerin coşkulu ve hamaset dolu sahnesi diğer bir göz kamaştırıcı sınavdı ki İslami İran'ın kararlı ve umut dolu simasını tüm dost ve düşmanlara gösterdi. Yüce İran halkının sahnedeki hamasi varlığı, İran ve İranlının İslam düzeni ile arasında olan sağlam bağı bir kez daha tüm kötülere göstermiştir ki bin bir siyasi, iktisadi ve sosyal hile ve entrika ile bu kutsal bağı ve güveni zayıflatmak veya koparmak istiyordu."
Mesajının bir başka bölümünde İran halkı ve halkın yeni cumhurbaşkanı olarak seçtiği Dr. Hasan Ruhani'ye tebrik ve kutlamalarını ileten İmam Hamanei, "Madem ki bu siyasi hamaset ve onun doruk noktası 14 Haziran Cuma günü İran halkı ve İslam Cumhuriyeti nizamının galibiyetiyle sonuçlanmıştır, rekabet dönemi heyecan ve tedirginlikleri artık kendi yerini işbirliği ve dostluğa bırakmalı ve rakip adayların yandaşları kendilerine yaraşır metanet ve sabır içinde bu sınavı da başarıyla sonuçlandırmalıdırlar.
İmam Hamanei mesajında ayrıca, "seçilmiş cumhurbaşkanı tüm halkın cumhurbaşkanıdır, bunun için artık her kes cumhurbaşkanı ve kurulacak hükümetteki çalışma arkadaşlarının vaat verdikleri büyük ülküleri tahakkuk ettirmek için onlara yardımcı olmalıdır" ifadesini kullandı.
Prof. Hüseyin Hatemi: Hitler ismi Museviler’e ne çağrıştırıyorsa “Yavuz” ismi de Alevilere aynı şeyi çağrıştırıyor
Prof. Hatemi’den “Yavuz” köprüsüne tepki
MUHABİR- Sayın hocam, Türkiye’deki son olayları değerlendirebilir misiniz, bize ne oluyor?
PROF. HÜSEYİN HATEMİ: Bu soruya çok cevaplar verilmiştir, fakat ben başka bir açıdan bakmak istiyorum. Türkiyeli Müslümanlar, son 20 yılda devamlı darbeler ve saldırılara maruz kaldıkları için, bundan büyük tecrübeler kazandılar. Özellikle “Mazlumder” tarafından dile getirilen bir söz vardı, “Mazlumun ve zalimin dinine bakılmaz” yani mazlum kim olursa olsun yanında olmamız ve zalim de kim olursa olsun karşısında olmamız gerekir.
Bu söylem çok güzel bir söylem iken, son zamanlarda özellikle 3. köprü meselesinde ciddi bir değişiklik olduğunu gördük.
En önemli konu “Benim zalimim iyidir, sadece benim mazlumum mazlumdur” havasına girildi. Bu da zannediyorum ki biraz da Suriye’de savaşan bir zihniyet olan ve Müslümanlığın tam anlamına varamamış, kör bir taassuba sahip, kişilerin etkisiyle oldu.
En-Nusra’yı mı kastediyorsunuz?
PROF. HÜSEYİN HATEMİ: -Evet! En-Nusra ve benzerleri. Yani Katar ve Suudi Arabistan’ın sözde temsile ve korumaya çalıştığı acayip, İslam’la ilgisi olmayan, bazen haricilere, bazen Emevilere benzeyen akımları kastediyorum.
İşte bunların etkisiyle son zamanlarda artık “senin mazlumun savunulması gereken kimse değildir” “Benim zalimim de iyidir” “Senden ancak zalim çıkar, mazlumun da korumaya layık değildir” havasına girme tehlikesi doğdu.
Şimdi Yavuz Sultan Selim gibi kişilerin defteri ameli kapanmıştır. Özellikle onun katlettiği toplumlar tarafından bu amel defteri kapatılmışken, Allah’a havale edilmiş, hesap verilecek gün olan kıyameti beklerken, yeniden bu derdi deşmenin anlamı yoktur.
HİTLER MUSEVİLER İÇİN NEYİ ÇAĞRIŞTIRIYORSA, YAVUZ DA ALEVİLER İÇİN ONU ÇAĞRIŞTIRIYOR
Yeniden isminin Türkiye’nin en büyük projelerinden olan bir köprüye verilmesi doğru değildir.
Nasıl Hitlerden övgüyle söz edildiğinde toplama kamplarında zulüm gören Museviler için büyük bir acıya ve ıstıraba sebep oluyorsa, Aleviler için de Yavuz Selim aynı şeyleri çağrıştırıyor.
Bu ülkede 40 bin, hatta bazı kaynaklarda geldiği kadarıyla 40 binden de fazla Alevi, Yavuz tarafından katledilmiştir.
Hem de hiçbir suçları, günahları olmadığı halde, sırf Alevi oldukları için defter edilerek, listeleri tutularak tedbir olarak katledilmiştir. Yani çaldıran seferine çıkarken ordu, arkada kalmasınlar diye, emniyetlerini ihtiyaten sağlamak için katletmişlerdir.
Daha sonra da bu katliamlar ve zulümler devam etti mi?
PROF. HÜSEYİN HATEMİ: Bu katliamlar tabi tarih boyu devam etti. Sudan bahanelerle, sadece “Safevilerle ilişkisi var” ihbarı bile katledilmeleri için yeterli olmuştur. Oysa Hz. Ali “Suç işlenmeden ceza olmaz” diye buyuruyor.
Bülent Arınç “Alevilerden ciddi bir itiraz gelmedi, sadece bazı köşe yazarları karşı çıktı” dedi. Örneğin Cem vakfı Genel Başkanı İzzettin doğan gibi Alevi kanaat önderleri bu konuda bir şey demediler.
PROF. HÜSEYİN HATEMİ: -Ben hiçbir Alevinin bunu kabul edeceğini zannetmiyorum. İzzettin beye de sorulsa kesinlikle bu ismi kabul edeceğini zannetmiyorum. Şii olsun, Alevi veya Bektaşi bu ismi tasvip etmezler.
Bir de bu ismin arkasında siyasi ümit var zannediyorum. Fakat Arap dünyası veya en-Nusra gibi teşkilatlar yeniden bir Osmanlı asla istemezler. Osmanlı deyimlerinin çoğalması en çok onları aslında rahatsız ediyor. Şu anda düşmanımın düşmanı dostumdur diye bakıyorlar. Son Gezi parkı olaylarında gördünüz en fazla zil takıp oynayanlar yine Arap medyası oldu.
Osmanlı düşüncesi, Milliyetçi gurupların, Arap ulusalcılarının ve kendi hilafetinden başka bir hilafet kabul etmeyecek Arap şeyhlerinin ve krallarının kabul edeceği bir şey değildir. Kendilerine [B]“Kavmi necibi Arap”[/B] diyen Araplar, Türklere [B]“Etraki bi idrak”[/B] derlerdi. Aynı düşünce yine devam ediyor.
Hocam muhafazakar kesim Kuran’ı kendisine ölçü alan bir kesimdir. Kuran’da bir insanı haksız yere öldürenin tüm insanlığı öldürdüğü ve yerinin ebedi cehennem olduğundan açıkça söz edilmektedir. Alevilere yapılan zülüm veya savaş kayıpları bir yana, Yavuz Selim herkesin kabul ettiği gibi, kendi kardeşlerini, yeğenlerini, birçok aile fertlerini öldürmüş biri. Ehli Sünnet bu şekilde elinden kardeşlerinin kanı damlayan birinin adını, önemli bir projeye nasıl verebiliyor? Örneğin biz değil de Yavuz’un kendi kardeşleri yaşasalardı bunu kabul ederler miydi?
Yani Ehli Sünnet’in Yavuz’a bakış açısı Kurân-i değil mi?
PROF. HÜSEYİN HATEMİ: -Evet! “nizamı alem” için “devleti kurtarmak” için yaptı denilerek temize çıkarılıyor. Zaten maalesef bu “memleketin düzeni için” yapılan cinayetle konusunda Yazid’i bile temize çıkaran Müslümanlar var. “Saltanat ortak kabul etmez” diyerek bu zulümlere rızayet gösterilmiştir.
-Bu tehlikeli bir görüş değil mi? Yani örneğin yarın Yavuz İsmini Köprüye bırakanlar “Devleti Aliye’nin bekası için” her türlü zulmü ve katliamı caiz mi görecekler?
PROF. HÜSEYİN HATEMİ: -Maalesef dikkate edilmesi gereken böyle bir tehlike var! Bir kısım bunu kendileri için caiz görüyorlar, ama başkalarından görünce dünyayı yıkıyorlar. AK Parti’nin karşısında olanlar da aynı zihniyete sahiptir. 27 Mayısa dokunmayın, Evren Paşa’ya dokunmayın, Atatürk’e dokunmayın, Dersim’e dokunmayın, Şeyh Sait’e dokunmayın, “Asarım sonra altında ağlarım” diyen Talat Paşa’ya dokunmayın….zihniyeti yanlış bir zihniyettir.
Bizden olunca, ona dokunmayın, buna dokunmayın; ama karşı taraf en küçük hata yapsa “vay Kafir! Zındık! katli vaciptir” diye fetva verin mantığı yanlıştır. Her şeyin temeli adalettir. İslami ölçü olmadığından bu sorunlar hep oluyor. Kendi zalimiyle diğerlerinin zalimini insan ayrı tutmamalı. “Mazlumder” bir ara bu konuda güzel deyimler geliştirdi. Fakat şimdi Riyad Şakfa etkisiyle bunlar unutuldu. Yerini tekfir fetvaları aldı.
Suriye olayının 3. köprünün adının konulmasıyla bir ilgisi var mı?
PROF. HÜSEYİN HATEMİ: Bilmiyorum! inşallah yoktur. fakat Suriye’deki olaylardan sonra “Yavuz Sultan Selim” adının konulması ister Dersim’deki Aleviler olsun, İster Nusayri olsun veya Anadolu Aleviliği, tüm Alevileri, Azerileri, Bektaşileri rahatsız etmiştir ve etmeye de devam edecektir.
Ayrıca bu köprüye bırakılacak isim mi kalmadı. “Resulü Ekrem”, “Ehlibeyt” isimleri bırakılabilirdi. Aslında insanların ismi değil de ortak insani değerlere vurgu yapan isimler de bırakılabilirdi, örneğin “Barış” köprüsü olabilirdi.
Bu köprü konusunda geri adım atacaklarına, isim değişikliğine gideceklerine inanıyor musunuz?
PROF. HÜSEYİN HATEMİ: -Hiç olmasa köprü konusunda atmaları gerekir diye düşünüyorum. Aksi taktirde tepkiler gitgide yayılacaktır. Ben bunu iyi niyetli olarak söylüyorum. Ben hiçbir partiden değilim, fakat Erdoğan’a Türkiye’de alternatif olabilecek bir lider şu an yok. Bunu açık söylüyorum.
Ama son dönemlerdeki yaklaşımları birçok kesim tarafından, hatta kendi arkadaşları tarafından eleştirilmeye başlandı.[/B]
PROF. HÜSEYİN HATEMİ: Şu anda çevresinin bazı kötü etkileri altında olduğuna inanıyorum. Öyle zannediyorum 2010 yılında Alevi Muharrem iftarında, ki ben de davetliydim, Alevi Reha Çamuroğlu’nun teşebbüsüyle yapılan bir Alevi iftarında yaptığı konuşma metnini yeniden kendisinin okumasını rica ediyorum. Oradaki konuşma ve hisler herkesi memnun etmişti. İmam Hüseyin hakkında söylediği, Kerbela hakkındaki söyledikleri çok önemliydi.
O hislerin geri dönmesini istiyoruz. Belki kendisi ondan uzaklaşmadı, ama çevresindeki bazı kişilerin kötü etkisiyle, bu iyi hislerin Türkiye’de uyandırdığı iyi sonuçlar, son derece ciddi bir şekilde tehlikeye girdi. En-Nusra tipi kişileri himaye eder pozuna girmekle, Tarık Haşimi, Riyad Şakva gibi insanları himayeye almış gibi görünmesi veya Maliki’ye “Yezid” demesi, kendisine sevgi duyan samimi bir toplumdan uzaklaştırdı.
SURİYE POLİTİKASINDAN BİR “U” DÖNÜŞÜ YAPMALIYIZ
Bekir Bozdağ Hizbullah’a “Hizbuşşeytan” dedi.
PROF. HÜSEYİN HATEMİ: Evet! Bekir Bozdağ tarafından Hizbullah’a “Hizbuşşeytan” denilmesi çok büyük bir hatadır. Nasıl olur bir Müslüman, Seyit Hasan Nasrallah gibi birine “Hizbuşşetan” diyebilir?
Bu şeşi “Beş” görmekten kurtulmak lazım. Hizbullah’a “Hizbuşşeytan” deyip, gerçek “Hizbuşşeytanları” mücahit görmek son derece yanlıştır.
Suriye politikasından bir “u” dönüşü yapmak lazım. Komşularımızla yeniden sıfır sorun çizgisine gelmek de hayırlı olacaktır.
Bu saatten sonra komşularımızı ikna edebilir miyiz?
PROF. HÜSEYİN HATEMİ: Edilir diye düşünüyorum. Ehlibety mektebine mensup olanlar İyi niyetlidirler. Mevlana’nın dediği gibi “gel yine gel, ne olursan ol gel!” diyen bir topluma kucak açmak gerekir. Ayetullah Sistani’yle görüşen, çok büyük bir sevgiyle karşılanan, bütün Şii Araplar tarafından, İran tarafından sevgiyle karşılanan Erdoğan, bu sevgilerini tamamen kaybetmedi, ama yüreklerini yaraladı. “Niye böyle oldu!” diye acı duymaya başladılar.
Bunları samimi olarak söyledim. İnşallah ülkemiz için gerekli huzur ve barış ortamını en kısa zamanda görürüz. (shafaqna)
Seyyid Nasrallah: Suriye'ye En Son Giren Biz Olduk
Hakaretlere, küfürlere maruz kalıyoruz. Biz, bunu yaptık mı? Karşılık verdik mi? Biz, başkalarının görüşlerine tahammül edemiyor muyuz? Buna karşı Şii camiada, farklı düşüncesinden ötürü hakarete maruz kalmayan var mı? 2005 yılından beri, görüşlerimiz, mezhebimiz ve mensuplarımız hakaretlere maruz kalıyor.Hakkımızda verilen ölüm ve tekfir fetvaları, duruşumuzu değiştirmeyecek. Biz, 2006 yılında İsrail'e karşı savaştık. Bir kaç istisna dışında tüm dünya, İsrail'in yanındaydı. Biz, geç de olsa Suriye'de var olan projeye karşı mücadele için Suriye'ye girme kararı aldık. Biz, Suriye'deki mücadeleye en son gireniz. Eğer Suriye'ye muhalefetle beraber müdahalede bulunsaydık, Arap devletlerinde bayraklarımızı yükseltilirdi. Biz sadece Suriye'yi değil bölgeyi değiştirmek isteyen -İsrail ve Tekfirci projeye karşı sorumluluğumuzu yerine getiriyoruz...
Lübnan İslami Direnişi Hizbullah Genel Sekreteri Seyyid Hasan Nasrallah, Hizbullah'ın 31 yıllık mücadelesi süresinde yaralanan Lübnanlılar için düzenlediği Yaralılar Günü'nde konuşuyor.
Konuşmasında direnişin yaralı mensuplarını selamlayarak başlayan Nasrallah "Her yara, Siyonist karargahlara yapılan bir baskını ya da bir köyü savunmayı anlatmaktadır. Bu hikayeler, gelecek nesillere de anlatılmalıdır. Allah, yaralarınızın bugünler için canlı şahitler olmasını dilemiştir. Yaralarınız, yakın geçmiş ve modern zamanda vuku bulmuş olaylar, meydandaki gerçekler ve tarihi gerçekler tüm nesillere anlatan birer şahitlerdir" dedi.
Nasrallah'ın yaklaşık bir saat süren konuşmasında dikkat çeken başlıklar şöyle:
Biz, tarihimizi çarpıtarak anlatmak isteyen bir medyaya karşı mücadele ediyoruz.
Eğer direniş olmasaydı, Lübnan'daki hükümetimiz İsrail'e tâbi olacaktı.
Bazı insanlar var ki mücadele zamanı Lübnan'ı terk ediyor. Bizim sadece Lübnan vatandaşlığımız var. Biz, burada doğduk ve burada yaşadık. Burada kaldık. Burada şehit oluyor burada defnediliyoruz. Hiç kimse bizi Lübnan'dan, topraklarımızdan söküp atamaz.
Direniş, bazı devletlerin işbirliği ve Arapların terk etmesine, sayısının az olmasına rağmen özgürlük için savaş iradesiyle donatılmıştır. Direniş, Amerika ve İsrail'in işgaline karşı sessiz kalmanın tehlikesine karşı yeterli bilinçle donatılmıştır.
Yakın geçmişi unutmamamız gerekiyor. Çünkü bugün devam eden savaş, geçmişin devamıdır.
Herkes, kimin direndiğini, kimin kurbanlar verdiğini, kimin terk ettiğini kimin de işgalciyle işbirliğine girdiğini bilmesi gerekiyor.
Dünyanın en güçlü ordularından birisi olan İsrail Ordusu, mücahitlerimizin ayakları altında Ayta Şaab'ta, Bin Cubeyl'de hezimete uğratıldı.
Bu direniş, uzun yıllar savaştı, kadınları ve erkekleri hapislere girdi, toprakları kurtarmak için kurbanlar verdi. Allah'ın yardımı ve bu direniş sayesindedir ki Lübnan, kara sularından istifade etmeye, petrol aramaya başladı.
Bazı medya organları var ki direnişin tarihi imajını karalamak için çalışıyor.
Biz, Lübnan'a, birliğine ve varlığına en fazla önem verenlerin başında geliyoruz.
Bazı medya organları, Sünni şehir olan Arsel'den çoğunluğunu Şiilerin oluşturduğu Baalbek ve Hermel'e füze fırlatıldığını iddia ediyor. Baalbek ve Hermel'de durum hassas. Bazıları, dedikodular aracılığıyla gerilimi tırmandırmak istiyor.
Lübnan'da bazı şehirler, siyasi duruşundan ötürü cezalandırılıyor. Bazı alimlere, gazetecilere ve ailelere, siyasi duruşlarından ötürü saldırılar düzenlendi. Duruşu bilinen Şeyh Mahir Hammud'a suikast girişiminde bulunuldu. Daha gündeme gelmeyen ve saldırıya maruz kalan bir çok dernek var. Bundan sonra birileri çıkıp, "başkalarının görüşlerine saygılı olun" diyor.
Hakaretlere, küfürlere maruz kalıyoruz. Biz, bunu yaptık mı? Karşılık verdik mi? Biz, başkalarının görüşlerine tahammül edemiyor muyuz? Buna karşı Şii camiada, farklı düşüncesinden ötürü hakarete maruz kalmayan var mı? İran Konsolosluğu önünde bir olay meydana geldi. Bu olayı kınıyoruz. Öldürülen kişi mazlumdur, soruşturma başlatılması gerekiyor.
2005 yılından beri, görüşlerimiz, mezhebimiz ve mensuplarımız hakaretlere maruz kalıyor. Bunlara hiçbir karşılık vermedik. Hakkımızda verilen ölüm ve tekfir fetvaları, duruşumuzu değiştirmeyecek. Aksini düşünen yanılıyor.
Biz, 2006 yılında İsrail'e karşı savaştık. Bir kaç istisna dışında tüm dünya, İsrail'in yanındaydı. Biz, duruşumuzdan geri adım atmadık.
Biz, geç de olsa Suriye'de var olan projeye karşı mücadele için Suriye'ye girme kararı aldık. Biz, Suriye'deki mücadeleye en son gireniz.
Eğer Suriye'ye muhalefetle beraber müdahalede bulunsaydık, Arap devletlerinde bayraklarımızı yükseltilirdi.
Ey insanlar! Biz, Suriye'ye en son müdahalede bulunanız. Bizden önce Mustakbel Hareketi, cemaatler ve partiler, Suriye'ye müdahalede bulundu, adlarını burada açıklamak istemiyorum.
Suriye Ordusu, Suriye topraklarının genelinde mücadele ediyor. Biz ise sadece Suriye'yi değil bölgeyi değiştirmek isteyen Amerika-İsrail ve Tekfirci projeye karşı sorumluluğumuzu yerine getiriyoruz.
Suriye muhalefetini silahlandırmanın yeni başladığı yalan. Silahlandırma uzun zamandır devam ediyor.
Biz, Suriye'yi yıkmak isteyenlerin değil ister rejim isterse muhalefet olsun Suriye'de reformların yapılmasını isteyenlerin yanındayız.
Suriye'de "halk ve rejim" hikayesi uzun bir süre önce bitti. Suriye'de bölünmüşlük var. Halkın bir kısmı rejimin yanında. Biz, Suriye'deki bu taraftayız.
İhtilaf, iki mezhep arasında değil iki proje arasındadır.
25 Mayıs'tan sonra bize karşı tehditler, küfürler arttı. Terör örgütleri listesine eklendik. Bu, bizi şaşırtmadı.
el-Kusayr'da Sünni Camii'de Şii bayrağının asıldığı yalandır. Delilleri yayınlayacağız.
En kötü ve en kolay olan mezhepçiliği kışkırtmaktır. Hakaret etmeden bizi eleştiren Şiilerin varlığından memnunum. Bu durum, mücadelenin Şii-Sünni mücadelesi olmadığı tezimizi desteklemeye yardımcı olmaktadır.
Kâbe İran’ın ünlü gülsuyu ile yıkandı
Müslümanların kıblesi Kâbe, Mekke Emiri Halid Faysal Bin Abdulaziz’in katıldığı törende İran’ın ünlü gülsuyu ile yıkandı.
Muhabirimizin Mekke’den bildirdiğine göre Kâbe’yi yıkama merasimi her yıl olduğu gibi bu yıl yine İran’ın ünlü gülsüyü ile yıkandı.
Kâbe’yi yıkamak üzere düzenlenen törene Mekke Emiri’nin yanı sıra bazı Arabistanlı siyasi ve kültürel şahsiyetler ve İslam ülkelerinin elçileri katıldı.
Kâbe’yi yıkama etkinliği Şaban ve Muharrem ayının ilk günleri olmak üzere yılda iki kez gerçekleşiyor.
İslam Peygamberi –s- Mekke fethinden sonra müslümanlara Kâbe’ye girerek bu kutsal mekanı putlardan ve her türlü kirlilikten temizlemelerini emretmişti.
Müslümanlar arasında birlik ve ittifak acil bir farz
Uluslararası Kur’anı Kerim yarışmacıları kabul eden İslam İnkılabı Rehberi, İslam dünyasını vahdete davet eden herhani bir sesin ilahi bir ses olduğunu vurgulayarak, müslümanlar arasında birlik ve ittifakın acil bir farz olduğunu söyledi.
Mehr haber ajansının bildirdiğine göre, 30. Uluslararası Kur’anı Kerim yarışmasının karileri, üstadları ve hafızlarını bu sabah kabul eden İslam İnkılabı Rehberi İmam Hamanei, Kur’anı Kerim’in en önemli emrilerinden biri müslümanlar arasında birlik ve tek parça olma olduğunu ifade ederek, İslam dünyasını vahdete davet eden herhani bir sesin İlahi bir ses ve müslüman ve İslami mezheplerini tahrik ederek düşmanlığa sürükleyen sesin Şeytan bir sesi olduğunu vurguladı.
Konuşmasının bir bölümünde bazı İslami devletler ve hükümetlerin kandırılmasına ve düşman sahasında oyunamasına işaret eden İmam Hamanei, müslümanlar arasında birlik ve ittifakın acil bir farz olduğunu hatırlattı.
İslam İnkılabı Rehberi, İslam ümmeti arasında tefrika ve ihtilaf oluşmanın gasıp Siyonist rejimi için meydana gelen bir fırsat olarak niteleyerek, bugün müslümanlar ve İslami devletler için imtahan bir gün olduğu dolaysıyla İslami milletler tam olarak sağduyulu olmaları şart olduğunu söyledi.
İslam dünyası karşıtı olarak batı tarafından başlatılan İslamofobiya dalgasına işaret eden İmam Hamanei, müslümanlar aleyhinde kılıçlarını çeken batılı ülkelere karşı İslami ümmet iç iktidar ve gücünü güçlendirerek birlik ve tek parça olmaya odaklanmaları gerektiğini vurguladı.




















