Displaying items by tag: Hz Mehdi

Bismillahirrahmanirrahim

İnsanlık tarihi sona doğru ilerledikçe, yaratılışın hedefi olan Rububiyeti tamamen yeryüzüne hakim kılacak Mehdeviyet daha bir mana kazanmaktadır. Tarihin felsefesi ve insanların varacağı son nokta Mehdilik ile hayata geçmiş olacakatır.

Hz. Mehdi’nin (af) gaybet aleminden zuhur etmesi insanlık tarihinin son dönüm noktası olacak ve insanlık kemale ulaşacaktır. Hz. Ali (a.s), O hazretin zuhuru hakkında şöyle buyuruyor: “İnsanlar, hidayeti bırakıp heva ve heveslerine uyunca, Kur’an’ı kendi reylerine uydurunca İmam, heva ve hevesi giderir; yerine hidayeti getirir; halkın reylerini boşlar, Kur’an hükmünü icraya başlar.” Nehc-ul Belağa, Hutbe /138

İnsanlık tarihinde birçok dönüm noktası olmuş toplumların hareket seyri değişmiştir. Peygamberler insanları hidayete doğru yönlendirerek toplumun hareketini tekamüle doğru değiştirirken, şeytani güçler toplumların hareket yönünü heva ve hevese çevirerek şirk, zülüm ve cehalete doğru sürüklemişlerdir.

Hz. Mehdi’nin (af) zuhuru insanlık tarihinin yönünü değiştirecek son dönüm noktası ve aşaması olacaktır. Yerüzünü, zülüm ve fesad ile dolduktan sonra adalet ile dolduracaktır. Yani ilahi adalet tamamen yeryüzüne hakim olacaktır.

İlahi evrensel adalet projesi, dinin hakim kılınmasıyla yeryüzüne tamamen hakim kılınacaktır.

Ayetullah C.Amuli tarihin seyrini olumlu ve olumsuz yönde değiştiren düşünce akımını beyan ettikten sonra şöyle diyor: “ Hz. Mehdi’nin (af) zuhuru, beşer toplumunun seyrini dünyanın tamamında Allah’a ( hidayet edecek) yönlendirecek evrensel dönüm noktasıdır.” Ayetullah C.Amuli/ İmam Mehdiyi Mevcudu Mevud S.230

Hz. Mehdi’nin (af) Zuhur alametleri

Allah’ın, “Adalet devletinin bütün dünyaya hakim kılma projesinin” gerçekleşme alametleri Mehdilik inancında önemli bir konuma sahiptir. Bu alametler zuhurun yakınlaşması ve zuhur dönemindeki şahsiyetleri tanımasına ışık tutmaktadır. Bu alametlerin beyan edilmesi insanlar için ilahi bir lütuftur; çünkü bu alemetleri bilmek insanların, kaderlerini tayin edecek zuhura kendilerini hazırlamalarında yardımcı olacaktır.

Bu alametlerden biri de Yemani’nın kıyamıdır.

Yemani hakkında detaylı ve doyurucu bilgi sunmak malesef mümkün değildir. Bir taraftan Yemani hakkında yeterli rivayet olmaması ve diğer taraftan rivayetlerin konuyu üstü kapalı ve rumuzlu beyan etmesi Yemani hakkında net bilgi vermeyi zorlaştırıyor.

Rivayetlerde onun hakkında şifreli/üstükapalı bilgi verilmesinin sebeplerinden biri, onun canını korumak ve düşmanların onu tanımasını engellemektir. Bundan dolayı onun ismi, sıfatları ve özellikler açıkca beyan edilmemiştir.

Kesin zuhur alametlerinden birisi Yemani’nin çıkışı/kıyamıdır. Yemani diye bir şahsın ortaya çıkacağı ve zuhurda önemli bir rol oynayacağı belirtilmektedir. Yemani’nin varlığı ve Hz. Mehdi’nın zuhur alametlerinden olduğunda şüphe yoktur ve rivayetlerle sabittir.

İmam Sadık (a.s) buyuruyor: “Kaim’in kıyamından önce 5 alamet zuhur öncesi alametlerindendir; Yemani’nin çıkışı, Sufyani’nin çıkışı, gökyüzünden yükselecek ses, Nefs-i Zekiyyenin şehid edilmesi, yerin Sufyaninin ordusunu  yutması.” Kemal-ud Din İtmamun Nimet. C.2, S.649

İmam Sadık (as) buyuruyor: “Sufyani’nin çıkışı, Yemani’nin kıyamı, Seyyid Horasani üçü de bir yılda bir ayda ve bir günde ortaya çıkacaklardır; tesbih taneleri gibi bir biri ardına geleceklerdir. Hz. Mehdi’nın zuhurunun eşiğinde hiç bir bayrak, Yemani’nin bayrağından daha çok hidayete götüren değildir, çünkü o hakka davet edecektir.”

Yemani’nin açacağı bayrak, hidayet bayrağı ve sağlam olacaktır. Bütün insanları hz. Mehdi’ye (af) davet edecektir.  “…..Yemani kıyam ettigi zaman insanlara ve her bir müslümana silah satışı yasaklanacak haram edilecek (tahrim edilecek).”

İmam Bakır (a.s) :“O kıyam edince siz de onunla birlikte kıyam edin, çünkü hidayet bayrağını gördükten sonra ondan yüz çevirmek müslüman için caiz değildir. Kim Yemani’nın kıyamına katılmaktan kaçınırsa (ondan yüz çevirirse) ateş ehlinden olacaktır, çünkü o hakka davet edecektir.” (Gaybet-i Numani S.255, Bab 14, H.6-13 / Doğumundan Zuhuruna İmam Mehdi- S.557/ Allame Kazvini)

Yemani kimdir?

Yemani, hz. Ali (as) dostlarından ve şialarından insanları hakka ve adalete davet edecek bir şahıstır. Yemani, İmam Zeynelabidin’in (a.s) oğlu Zeyd’in soyundandır. İmam Sadık (as), bir rivayette amcası Zeyd’in torunlarından birinin kıyamının, hz. Mehdi’nin (af) zuhurunun almetlerinden olduğunu beyan etmiştir.

Zurare’t ibn-i A’yan’ın İmam Sadık’tan (a.s) naklettiği bir rivayette Yemani’nin Sufyani ile aynı zamanda ortaya çıkacaklarını ve Yemani’nin beyaz bayrak ile kıyam edeceğini beyan etmektedir. “Sufyani’nı ortaya çıkışı ile Yemen’den, Yemani’nin beyaz bayrak ile kıyamı aynı günde, aynı ayda ve aynı yılda gerçekleşecektir”. ( Kifayet ul Muhtedi, Mir Levhi Musevi Sebzivari S.644-7, Hadis.39)

Rivayetlerde Yemani’den övgü ile söz ediliyor ve hak üzere olduğu için yanında yer alınmasının gerekliliği vurgulanıyor.

Yemani, Yemen’de ortaya çıkacaktır. Yemani’nın asıl düşmanı, bütün himmet ve mücadelesi Ali şialarını katletmek olan ve bundan dolayı Irak ve Suriye’yi kana bulayacak olan Sufyani olacaktır ve Sufyani ile savaşmak için Irak’a doğru hareket edecektir.

Nakledilen rivayetlerin manasında bir gizlilik bulunmuyor sadece bu rivayetlere konu olayların vuku bulacak zamanını tesbit edip tatbik etme konusunda sorun vardır.

Günümüzde Yemen’de meydana gelen olaylar, bu ilahi müjdenin gerçekleşmesi için bir ön hazırlık olarak değerlendirilebilir mi acaba?

Yemen’deki beyaz bayraklı inkılabçıların saf ve temiz hareketleri ilahi pojenin gerçekleşme zamanının yaklaştığının habercisi olabilir mi? Kesin bir söz söylenemez, ama düşünmeye değer doğrusu.

Allah bizlere hidayet bayrağının altında bulunmayı nasip etsin.

Sabahattin Türkyılmaz

Published in Münasibetler
Cumartesi, 06 Haziran 2015 15:06

İmam Humeyni’nin düşünce mektebinin 7 temeli

Şia mektebi sadece geçmişteki üstünlüklerine takılıp kalan bir camia değildir…
İmam Humeyni’nin vefat yıl dönümünde konuşan İmam Hamanei ‘Zulümle dolan dünyayı adalet sahiline taşıyacak kurtarıcı inancı tüm İbrahimi dinler de var’ dedi.

İmam Hamanei sözlerine şöyle devam etti:

“Bu kurtarıcının ismi de özellikleri de İslam dinin de malumdur. Bu yüce insan, bu büyük kurtarıcı tüm İslami mezheplerde ‘Mehdi’ olarak bilinir. İslam mezhepleri arasında Hz. Mehdi’nin zuhur edeceğini inkar eden bir mezhep bulamazsınız. Hatta O yüce insanın adı ve künyesi bile bellidir.

Şia’da Hz. Mehdi (a.s) inancının özellikleri bellidir. Ehlibeyt imamlarının on birincisi olan İmam Hasan Askeri’nin oğludur. Tarihçiler ve kelam ilmi âlimleri O’nun doğum tarihini açık bir şekilde zikretmiştir. Her ne kadar bu bilgiler bazı mezheplerce açık bir dille beyan edilmese de Şia’da kesin ve sağlam delillerle kabul edilmiştir.

Bazıları bir insanın bu kadar uzun süre yaşamasının nasıl mümkün olacağını sorup duruyor. Bu soru, Hz. Mehdi’ye muhalif olanların istidlal ettiği ve tekrarlayıp durduğu sorulardandır. Ancak Kur’an-ı Kerim’in kendisi bu iddialarını cevaplayarak Hz. Nuh olayını örnek verir. Zira Hz. Nuh kavmi arasında 950 yıl yaşamıştır. Elbette 950 yıl Hz. Nuh’un yaşı değildir, sadece ümmeti içerisinde ilahi davet yılıdır. Hz. Nuh 950 yıldan daha fazla yaşamıştır. Kur’an’ın bu delili Hz. Mehdi’nin yaşı hakkında söylenen sözlerin boş ve abes olduğunu göstermeye yeter.

Mehdilik inancı, Şia arasında ümit vaat eden en önemli inanışlardan birisidir. Şia mektebi sadece geçmişteki üstünlüklerine takılıp kalan bir camia değildir. Aksine gözünü yarınlara dikmiş, ilerici bir toplumdur. Hz. Mehdi’ye (a.s) inanan birisi en zor şartlarda kalsa bile ümitsizliğe düşmez. Zulüm ve karanlıkların ardın o güneşin doğacağını bildiğinden sabırlı olur.

Dün O yüce insanın doğum gününün yıl dönümüydü. Bu münasebetle siz mümin kardeşlerime ve mümine bacılarıma tebrik arz ediyorum.

Mehdilik inancı sadece bir toplumla sınırlandırılmayacak kadar evrenseldir. Bu ümit vaat eden inanç, tarih boyunca birçok toplum ve inançlarda var olmuştur ve var olmaya devam edecektir. İnşallah bekleyiş günleri ve bekleyen gözleri o güneş ile yeni sabahlara uyanacaktır.

Konuşmasının bir bölümünde İmam Humeyni’nin kişiliğine de değinen İmam Hamanei, şöyle devam etti:

“Bugün sizlere ‘tahrif’ konusunda birkaç cümle arz etmek istiyorum.

Genelde inanç ve yazılı metinler için kullanılan tahrif kelimesi acaba şahıslar hususunda da geçerli midir? Şahsi tahriflerden maksat, bir insanın şahsiyetinin temel erkânı olan özelliklerinin meçhul kalması, yanlış mana edilmesi ya da bilerek saptırılmasıdır. Tüm bunlar insanlar için olgu olan bir şahsiyetin tahrif edilmesiyle alakalı konulardır. Bu bağlamda sözleri ve ahlakı gelecek nesillere bir ışık olan İmam Humeyni’nin şahsiyeti eğer tahriflere maruz kalırsa telafisi imkânsız sonuçlar doğurabilir.

İmam Humeyni’yi sadece muhterem ve tarihi bir şahsiyet olarak tanıtmak yanlıştır. Bazıları İmam Humeyni’yi bir döneme yaşamış daha sonra dünyayı terk etmiş mücadeleci ve faal birisi olarak lanse ettirmeye çalışıyor. Saygın bir kişilik, ismi ihtiramla anılacak biri olarak tanınsa yeter diyor. Böyle bir yaklaşım ve tanıtma yöntemi yanlıştır.

İmam Humeyni fikri, siyasi ve toplumsal bir mektebin temellerini atan birisiydi. Bu millet, bu fikri akımları benimsedi ve kabul etti. Bu fikri akımların devam ettirilmesi onların doğru tanınmasına ve tanıtılmasına bağlıdır. Mesele sadece belirli zaman ve mekânlarda alınan kararlar veya kararları yok saymak meselesi değildir. Mesele, İmam Humeyni’nin fikirsel devrimin altyapısının doğru tanınmasıdır.

İmam Humeyni’nin büyük bir fakih, eşsiz bir filozof ve seçkin bir arif olduğu doğrudur. Ancak İmam Humeyni’nin yüce şahsiyeti sadece bu alanlarla sınırlı değildi ya da İmam Humeyni sadece bu alanlara şekillenen bir şahsiyet değildi. Aksine İmam Humeyni ‘Ve Allah için hakkıyla savaşın. O sizi seçti…’ ayeti ile yücelik makamına ermiş birisiydi.

İmam Humeyni ilmi donanımı sayesinde savaş meydanlarına inmeyi başardı. Mücadelesine ömrünün son anına kadar devam etti. Sadece İran’da değil tüm dünyada milyonların kabulüne mazhar olan bir uyanış ve ayaklanmaya öncülük etti. İmam Humeyni’nin rehberliğinde gerçekleşen bu hareket, dünyadaki eşsiz olaylardan birisidir. Ülkemiz tarihinde sabıkası olmayan bir olay İmam Humeyni’nin varlığıyla gerçekleşti. Yıllarca bu ülkede zulüm ve zorbalıkla iktidarda bulunan saltanat ailesi, İmam Humeyni’nin eliyle ülkeden dışarı atıldı.

Hükümetin idaresini ellerinde bulunduran çürümüş insanlar, iktidarı monarşilik yöntemi ile elden ele devredenler, askeri vesayet ve zulüm kılıcıyla insanlara hükmedenler, iktidarı bir mirasmış gibi nesilden nesle aynı aileden olanlara bırakanların hem kendileri yanlıştaydı hem de kabullendikleri bu yöntem yanlıştı. Ülkemizde hiçbir mantıksal açıklaması olmayan yöntemlerle asırlarca yönetimde kaldılar. İmam Humeyni’nin ilk icraatı bu yanlışın üzerine bir çizgi çekmek ve yönetimi halkın ellerine teslim etmek oldu.

İmam Humeyni’nin ikinci büyük icraatı, bir İslam Cumhuriyeti teşkil etmekti. Bu olayın kendisi de İslam tarihinde daha önce benzeri görülmemiş eşsiz amellerdendir. Bu nedenle ‘Ve Allah için hakkıyla savaşın. O, sizi seçti…’ ayetinin mısdaklarından birisi de İmam Humeyni’dir desek yeridir.

Elbette İmam Humeyni’nin cihadı sadece siyasi, fikri, ilmi ve toplumsal alanlarda değildi. İmam, deruni ve nefsi cihatta da öncül isimlerdendi. Her daim Allah’a irtibat halindeydi, İslami değer ve emirlere bağlıydı. Bunun kendisi insanlar için bir derstir. İmam, tevazu, dua, tevessül ehliydi. Sabahın ilk vakitlerinde ağlamak, dua ve münacatlarla meşgul olmak ve maneviyatını yitirmemek O yüce insanın cihadının felsefesiydi.

 İmam Humeyni’nin fikri mektebindeki ilk söz; diktatör ve zalimlerle mücadeledir. İmam Humeyni’nin bu düşüncesinin içeriği, tarihte saplanın kalan bir düşünce değil aksine her asırda yürürlükte olması gereken bir düşüncedir. Bu nedenle hem Müslümanlar arasında hem de gayri Müslimler arasında İmam Humeyni’nin fikri akımının değerli kabul edildi.

İmam Humeyni’nin fikirsel devriminin özelliklerinde biri de, bazı aydınların yaptığı gibi sadece teori üretiyor olmamasıydı. İmam Humeyni, fikirlerini pratiğe döküyordu. Fikirleri her daim zinde, insanları teşvik eden ve harekete geçiren türdendi.

 İran halkı bir dönem ezilen, hor görülen, fakir, ümitsiz, başkalarına bağımlıydı. Biz, böyle bir ülkede yaşıyorduk. İmam Humeyni, bizleri hedefi olan, mücadeleci, onurlu ve izzet sahibi bir ülke derecesine ulaştırdı. Bugün milletimiz, her zamankinden daha ümitli bir halde hedeflediği nihai amaca ulaşmak için mücadele eden bir topluma dönüştü.”

ehlader

Published in Rapor

Hz. Peygamber’den sonra, O’nun naibi ve İslam Ümmetinin önderi olan 12 İmam ve halifenin varlığına inanç, bizzat Resûl-i Ekrem’in sözlerinden kaynaklanmıştır ve geçmişi risâlet dönemine dek uzanmaktadır.

Özet

Hz. Peygamber'den sonra, O'nun naibi ve İslam Ümmetinin önderi olan 12 İmam ve halifenin varlığına inanç, bizzat Resûl-i Ekrem'in sözlerinden kaynaklanmıştır ve geçmişi risâlet dönemine dek uzanmaktadır.

İslam ümmetinin birincil kaynaklarının incelenmesi sonucu, Şiî ve Sünnî tüm Müslüman bilginlerin Resûl-i Ekrem'in (s.a.a.) 12 halifesi hakkında naklettikleri en az üç sahih hadisle karşılaşmaktayız. Bu makalemizde ilk önce bu hadislerin metni, takiben de senedsel incelemesi ve yazılışlarının tarihsel seyri ele alınacak ve son olarak da içerikleri değerlendirilecek.

Hadis Metinleri

İlk hadis, Resûlullah'tan (s.a.a.) sahih bir senetle nakledilen Cabir bin Semure rivayetidir. Bu rivayeti büyük hadis hafızlarından önemli bir grup farklı tarikler ve değişik lafızlarla kendi eserlerinde nakletmiştir. Ezcümle:

1. Hafız Ebu Abdullah Muhammed bin İsmail Buharî, söz konusu hadisi iki kez ve iki senetle Cabir bin Semure tarikiyle Hz. Peygamber'den (s.a.a.) nakletmektedir. Şöyle ki:

“(Benden sonra) 12 emir olacak. Ardından Peygamber işitmediğim birşey söyledi. Babam şöyle dedi. Resûlullah buyurdu ki ‘Hepsi de Kureyş'tendir.'” (Buharî, Sahih, tarihsiz, 127/8; İbn Kesir, 1408, 153/1; İbn Hanbel, tarihsiz, 90/5, 93, 95; Beyhakî, 1405, 569/6; Taberanî, 1404, 277/2)

Buharî diğer eseri Tarihü'l-Kebir'de başka bir senetle yine Cabir'den şöyle nakletmiştir: “Bu emr/iş/hilafet 12 emir olduğu sürece var olacaktır.” (Buharî, Tarihü'l-Kebir, tarihsiz, 185/3)

2. Müslim bin Heccac Kuşeyrî Nişaburî, Sahih'inde bu hadisi farklı senetlerle sekiz kez (Şeyh Süleyman Kunduzî şöyle yazıyor: Müslim bu hadisi 9 kez nakletmiştir, fakat bugün Sahih'inde 8 rivayet mevcuttur. Muhtemelen dokuzuncu rivayet Müslim'in diğer eserlerinde olsa gerektir. Bkz. Kunduzî, 1413, 533/2) nakletmiştir. Cabir bin Semure'den naklettiği rivayetlerden biri şöyledir: “Eslemi'nin recmedildiği Cuma akşamında Resûlullah'ın şöyle buyurduğunu işittim: ‘Kıyamet kopana kadar bu din kaim olacaktır'; ya da ‘Üzerinizde, hepsi de Kureyşten olan 12 halife olacak.'” (Müslim, 1398, 1. Bab, 10. hadis)

3. Tirmizî de Cabir hadisini Sünen'inde iki tarikle nakletmiştir. Bu iki naklin birinde Resulullah'tan (s.a.a.) rivayet edilmiştir ki: “Benden sonra 12 emir olacaktır, hepsi de Kureyş'tendir.” (Tirmizî, tarihsiz, Kitabü'l-Fiten, 46. Bab, 2223. Hadis; Taberanî, 1404, 214/2)

4. Ebu Davud Sicistanî de bahsi geçen hadisi Sünen'inde üç tarikle nakletmiştir. Ebu Davud'un nakillerinden biri şöyledir: “Bu din, üzerinizde hepsi de Kureyş'ten olan 12 emir oldukça devam edecektir.” (Ebu Davud, tarihsiz, Kitabu'l-Mehdi, 1. Hadis; Suyutî, 1406/18)

5. Ahmed bin Hanbel de bu hadisi kitabında 32 kez nakletmiştir. Ahmed'in Cabir tarikiyle naklettiği rivayetlerden birine göre Resul-i Ekrem (s.a.a.) “Bu ümmet için 12 halife olacaktır... Hepsi de Kureyş'tendir” diye buyurmuştur. (İbn Hanbel, tarihsiz, 106/5; Muttekî Hindî, 1409, 33/12).

Bahsi geçen kişilerden haricinde pek çok diğer Ehl-i Sünnet âlimi de rivayeti sahih senetlerle eserlerinde kaydetmiştir. Ezcümle: Hâkim Nişaburî (tarihsiz, 618/3), Suyutî (10, 1406), Hatip Bağdadî (tarihsiz, 263/6 ve 353/14), Ebu Nuaym İsfehanî (1409, 333/2), Beyhakî (1405, 520/6), Mansur Ali Nasif (tarihsiz, 39/3), Ebu'l-Kasım Taberanî (1404, 195/2), Askalanî (211/13, 1421), Hatib Tirmizî (Hadis No: 5974, 1411), Nasirüddin Albanî (63/3, 1415) ve onlarca diğer kaynak.

Hadisin Senedi

Bahsi geçen hadisin sıhhatinde Ehl-i Sünnet ve Şia ittifak etmiştir. Yapılan incelemeler sonucunda her ne sebeple olursa olsun bu hadisin senedinin zayıflığından bahseden tek bir kaynağa bile rastlanmamıştır. Hadisin senedinde bulunan kişilerin hepsi kendi asırlarının birinci sınıf muhaddis ve fukahası arasında yer almaktadır. Tirmizî bu rivayeti naklettikten sonra “Hadis iyi ve sahihtir” demektedir (tarihsiz, 46. Bab). Nasirüddin Albanî de “Hadisin senedi sağlamdır ve ricâli de güvenilirdir” yorumunu yapmaktadır (1415, 63/3).

İkinci hadis, Hz. Peygamber'in (s.a.a.) başka bir sahabesi Ebu Cuheyfe'den nakledilmektedir. O Resulullah'tan (s.a.a.) şöyle naklediyor: “Ümmetimin işi (emri) hepsi de Kureyş'ten olan 12 halife geçtiği sürece salih olacaktır.” (Buharî, tarihsiz, 411/8; Hâkim Nişaburî, tarihsiz, 618/3; Heysemî, 1414, 345/5; Taberanî, 1404, 120/22; Askalanî, 1421, 211/13)

İkinci hadis de sened açısından sahihtir. Heysemî Mecmeu'z-Zevaid'inde hadisi naklettikten sonra “Senedindeki ricâl sahihtir” diye yazmaktadır. (1414, 345/5)

Üçüncü hadis Resul-i Ekrem'in (s.a.a.) bir başka sahabesi Abdullah bin Mesud'dan rivayet edilmiştir. Tabiînin seçkin hadis hafızlarından ve büyük fakihlerinden olan Mesruk bin Ecde şöyle diyor:

“Mescidde Abdullah bin Mesud'un yanında oturmuştum ve o bize Kur'an tilavet etmekteydi. Birisi ona ‘Ey Ebu Abdurrahman, Resûlullah'a bu ümmete kaç halifenin olacağını sordun mu?' diye sual edince İbn Mesud ‘Bana öyle birşey sordun ki Irak'a geldiğimden beri kimse bana bunun hakkında birşey sormamıştı' dedikten sonra ‘Evet, biz Resûlullah'a bunu sorduğumuzda ‘İsrailoğullarının nakipleri sayısınca 12 kişi (halife olacaktır)' diye cevap verdi.” (İbn Hanbel, tarihsiz, 55/2; Hâkim Nişaburî, tarihsiz, 501/4; Zehebî, tarihsiz, 501/4; Heysemî, 1414, 344/5; Askalanî, 1421, 212/13; Ebu Yala Musulî, 1404, 267/2; İbn Hacer Mekkî, tarihsiz, 20; İbn Hammad, 1414, 52; Askalanî, tarihsiz, 197/2; Suyutî, 1406, 10; İbn Asakir, 1407, 118/5; Münavî, tarihsiz, 458/2)

Yukardaki üç hadisi İmâmîyye Şiasına mensup âlimler de eserlerinde nakletmişlerdir. (Numanî, tarihsiz, 107-113 ve 125). Numanî Cabir'in hadisini Enes bin Malik tarikiyle de nakletmektedir. (age, 119)

Dördüncü asrın diğer iki Şiî âlimi Şeyh Saduk (1403, s. 466 ve sonrası) ve Hezzaz Kummî (1401, s. 23, 49) de yukarıdaki hadisi nakletmiştir. Hazzaz Kummî, Cabir bin Semure hadisini Enes bin Malik ve Ömer bin Hattab'dan da nakletmiştir (a.y., 76,77,91).

Ehl-i Sünnet'in büyük hadis bilgini Ebu'l-Kasım Taberanî ise Cabir bin Semure hadisini sahabeden Sad bin Ebi Vakkas tarikiyle nakletmiştir. (Taberanî, 1404, 197/2).

Hadislerin Yazılışının Tarihsel Seyri

Cabir bin Semure'den nakledilen hadis, yazılış itibariyle Ebu Cuheyfe ve İbn Mesud hadisinin yazılışından onlarca yıl önce hadis kitaplarında yer almıştır.

İmam Cafer Sadık (a.s.) henüz dünyadan göçmemişlerdi ki Leys bin Sad (ö. h. 175) bu hadisi Emâlî isimli kitabında kaydetmiş idi (İbn Şehrâşub, 1328, s. 56). Ebu Davud Tayalisî de ikinci asrın tamamlanmasından önce (ö. h. 204) bu hadisi Müsned'inde nakletmişti. Onun ardından Nuaym bin Hammâd (ö. h. 228) Kitabu'l-Fiten'inde, Ali bin Ca'd Cevherî (ö. h. 230) Müsned'inde, İbn Ebi Şeybe (ö. h. 231 ya da 235) Musannef'inde, Ahmed bin Hanbel Şeybanî (ö. h. 241) Müsned'de, Muhammed bin İsmail Buharî (ö. h. 256) Sahih'inde, Müslim bin Haccac Kuşeyrî (ö. h. 261) Sahih'inde, Ebu Davud Sicistanî (ö. h. 275) Sünen'inde, Tirmizî (ö. h. 279) Sünen'inde, Ebu Yala Musulî (ö. h. 307) Müsned'inde ve Ebu'l-Kasım Taberanî (ö. h. 360) Mucemu Kebir'de bahsi geçen hadisleri zabtetmişlerdir.

Yukardaki kişiler ilk üç asırda 12 İmamla ilgili olan üç tür hadisin râvilerinin bir kısmıdır.

Sözü geçen kişilerin çok az bir kısmı Şiîdir ve onlardan birkaçı da Buharî ve Müslim'in hadis naklettiği yüz küsür Şiî râvi arasında yer almaktadır. Bu kişilerin çoğu Ehl-i Sünnet'in hadis hafızları ve râvilerindendir. Ve yine geçtiği üzere Ehl-i Sünnet bilginleri Şiî muhaddislerden yıllar önce eserlerinde bu rivayetlere yer vermişlerdi. Şiî ulemasının kitaplarında ise üçüncü hicrî asrın sonuna dek genel olarak bu hadislerin izine rastlanılmamaktadır. Bu nedenledir ki hiç kimse Şiîlerin bu hadisleri kendilerine ait sonraki nazariyeyi (İmamların sayısıyla ilgili) doğrulamak için uydurduklarını iddia edemez. Bu hadisler açık bir şekilde, Peygamber'in ardılı ve İslam Ümmetinin önderi olarak 12 İmam ve halifenin varlığına inancın bizzat Resûlullah'ın (s.a.a.) mübarek eliyle temellendirildiğini ve İslam'ın kesin inançları arasında yer aldığını göstermektedir. Aynı şekilde ilk üç hicrî asırda da bu inancın yaygın olduğu ve sadece Şiîler arasında değil Ehl-i Sünnet arasında da buna şüphe duyulmadığı belli olmaktadır. Elbette bu 12 halifenin kim olduğu noktasında Şiî ve Sünnî ulema arasında ihtilaf varsa da, bu durum bu inancın aslına zarar vermemektedir.

Hz. Peygamber'in (s.a.a.) halifesi olan 12 İmamın varlığına olan inancın bizzat Allah ve Resûlü tarafından tesis edildiği belli olduğuna göre, ilk üç hicrî asrın bir döneminde Müslümanların bir kısmının bilgisizlik ya da düşmanların propagandalarının etkisiyle üç, altı ya da yedi İmam'da tevakkuf etmeleri de bu kesin dinî ilkeye zarar vermeyecektir.

Şu da kayda değerdir ki bahsi geçen üç tür hadisin ilk üç asrın Ehl-i Sünnet ravileri tarafından nakledilmesiyle eşzamanlı olarak İmâmîyye Şiası'nın muhaddisleri de Resûl-i Ekrem'den ya da Masum İmamlardan (s.a.a.) 12 İmam hakkında nakledilen Şia'ya özgü hadisleri yaygın bir şekilde nakletmekteydiler. Bu rivayetler Merhum Kuleynî'nin Usulu Kâfi'si, Muhammed bin İbrahim Numanî'nin Kitabu'l-Ğaybe'si, İbn Babeveyh Kummî'nin Kitabu'l-Hisal'i ve Hazzaz Kummî'nin Kifayetü'l-Eser'i gibi eserlerde ve Ali bin İbrahim Kummî'nin Tefsiru Kummî'si, Muhammed bin Mesud Ayyaşî'nin Tefsiru Ayyaşî'si ve Huveyzî'nin Nuru's-Sakaleyn'i gibi Şiî rivayet tefsirlerindeki velayet ayetlerinin açıklamasında (özellikle Ulu'l-Emr ayeti, Nisa 59) kaydedilmiştir.

Hadislere Göre İmamların Özellikleri

Hadislerde bahsi geçen 12 halifenin önemli özellikleri şunlardır:

1. Sayıları 12 kişiden müteşekkildir. (Müslim, 1398, Kitabü'l-İmare, Bab 1; İbn Hanbel, tarihsiz, 5/90, 93, 95, 106).

2. Hepsi de Kureyş'tendir. (Buharî, 1401, 8/127; Beyhakî, 1405, 6/561).

3. Bu 12 kişi Ümmetin bir bölümünün değil tamamının halifesidir. (İbn Hanbel, tarihsiz, /106; Taberanî, 1404, 2/198; Mutteki Hindî, 1409, 12/33, İbn Mesud'un hadisi: İbn Hanbel, tarihsiz, 2/55; Hâkim Nişaburî, tarihsiz, 4/501; Heysemî, 1414, 5/344 ve Ebu Cuheyfe hadisinde: Hâkim Nişaburî, tarihsiz, 3/418; Heysemî, 1414, 5/190; Buharî, tarihsiz, 8/411).

Yukardaki rivayetlerde geçen “Ümmet” terimi Resûl-i Ekrem'in (s.a.a.) kıyamete kadarki tüm takipçilerini kapsamaktadır ve onu belli bir asrın Müslümanlarıyla sınırlandırmak için nedenimiz bulunmamaktadır. Hadis aynı şekilde Ümmet var oldukça bunlardan birinin kıyamet gününe kadar tüm Müslümanların halifesi olarak var olacağını ve Ümmetin öndersiz kalmayacağına da delalet etmektedir. Bu kişilerin tüm ümmetin halifesi olduğunun başka bir delili de hadisin değişik nakillerinde geçen ve süreklilik bildiren “la yezâl” ifadesidir (La yezâluddine kaimen hatta tekunu's-saat...) (Müslim, 1398, Kitabu'l-İmare, 1. Bab; Askalanî, 1421, 13/212; Albanî, 1415, hadis 376)

Aynı şekilde yukardaki hadisten 12 halifenin hilafet döneminin henüz sonlanmadığı ve kıyamete kadar devam edeceği ve bu nedenle Ehl-i Sünnet'in değil de Şia ulemasının görüşüyle uyumlu olduğu anlaşılmaktadır.

Ve yine Resûl-i Ekrem (s.a.a.) bu hadisle dinin devamının 12 İmamın varlığı ile kaim olacağını belirtmiştir. Bunun anlamı bu kişilerin hilafet dönemi bitmeden dinin hâkim olacağı ve sonlanmayacağıdır.

Bu kişilerin tüm ümmetin halifeleri olduğunu gösteren diğer lafızlar da hadisin farklı nakillerinde mutlak olarak geçen “badi” ve “min badi” (benden sonra) ifadeleridir (Taberanî, 1404, 2/216; İsfehanî, 1409, 4/333; Tirmizî, tarihsiz, 46. Bab, hadis 2223).

Yukarıdaki hadis Hz. Peygamber'den (s.a.a.) sonraki yüzyıllarda İslam Ümmeti için gelecek olan halifelerin 12 kişi olduğunu göstermektedir. Cabir hadisinde yukarıdaki tabir haricinde Resûl-i Ekrem'in (s.a.a.) 12 halifesinin hilafetinin devam edeceğinin başka işaretleri de mevcuttur. Ehl-i Sünnet'in sahihlerinde Resûlullah'ın (s.a.a.) “İki insan kaldığı sürece bu iş (emr) Kureyş'tedir” (Müslim, 1398, Kitabu İmare, 1. Bab; Buharî, Sahih, tarihsiz, 4/218 ve 9/78; İbn Hanbel, tarihsiz, 2/39, 93, 128) buyurduğu da geçmektedir. Bu hadisin delaleti gereğince İslam Ümmeti'nin tüm dönemlerinde dünyanın sonuna dek Kureyş'ten bir halife var olacaktır. Söz konusu hadis 12 İmam hadislerini tekmil etmekte ve şu anda da 12 Kureyşli halifeden birisinin İslam Ümmeti arasında mevcut olduğuna işaret etmektedir.

Aynı şekilde Resûlullah (s.a.a.) Hz. Mehdi'yi (a.s.) İslam halifelerinden biri saymıştır. Hadis hafızları Hz. Peygamber'in (s.a.a.) “Halifelerinizden biri malı hesapsız dağıtacak” buyurduğunu naklederler. (Müslim, 1398, Kitabu'l-Fiten, Hadis 68; İbn Hanbel, tarihsiz, 3/5, 37, 49, 60, 96, 317; Suyutî, 1414, 6/58; Hâkim Nişaburî, tarihsiz, 4, 454)

Ehl-i Sünnet bilginleri yukardaki hadislerin misdakını Hz. Mehdî olarak kabul etmiş ve bunlardan bir kısmı da bahsi geçen hadisler gereğince Hz. Mehdi'nin Hz. Peygamber'in (s.a.a.) 12 halifesinden biri olduğunu söylemiştir (Ebu Davud, tarihsiz, Kitabu'l-Mehdi; Suyuti, 1406, 10-12; İbn Kesir, 1408, 1/9). Bildiğimiz gibi Hz. Mehdi'nin en azından zahiri hükümeti ilerde, ahir zamanda gerçekleşecektir ve bunun anlamı Hz. Peygamber'in (s.a.a.) 12 halifesinin hilafetinin hala sürmekte olduğudur.

4. 12 halife hadislerinin başka bir özelliği de bu halifeler için bazı şartların zikredilmiş olmasıdır. Örneğin toplam12 kişidirler ve Kureyş kabilesindendirler, salih insanlardır, tüm Ümmetin halifesidirler ve varlıkları İslam'ın izzet nedenidir.

İslam Ümmeti de Hz. Peygamber (s.a.a.) tarafından tayin edilen bu şartları kabul etmekle yükümlüdür. Hz. Peygamber'in (s.a.a.) İslam Ümmetinin bu 12 halifesi için bazı şartları belirlemesi Müslümanlara halife tayininin kendilerinin değil Allah ve Resûlü'nün hakkı olduğunu açık bir şekilde beyan etmektedir. Zira eğer bu iş insanların hakkı olsaydı Hz. Peygamber'in (s.a.a.) onların bu hakkını göz ardı ederek halifeler için şartlar öne sürmesi anlamsız olurdu.

Hz. Peygamber'in (s.a.a.) halifeleri için bahsedilen bu şartlar cemaat imamı, kadı vs. için belirlenen şartlar cinsinden değildir. Çünkü cemaat imamı meselesinde herşeyden önce adet belirtilmemiştir. İkinci olarak da Hz. Peygamber'in (s.a.a.) bu ve benzer meselelerde belirlediği ilim ve adalet gibi şartlar geneldir ve her kavim ve kabileden insan için ulaşılabilir özelliklerdir. Fakat 12 halife için belirlenen Kureyş'ten olma şartı özeldir ve İslam dünyasının diğer insanlarından bu hakkı selbetmektedir. Hz. Peygamber'in (s.a.a.) halifesinin seçimini Ehl-i Sünnet gibi halkın hakkı kabul etmemiz durumunda Kureyşli olma şartını adaletsizlik olarak kabul etmek zorunda kalırız. Dikkat çekici bir nokta da Resul-i Ekrem'den (s.a.a.) nakledilen sahih hadislerin yukardaki konuyu apaçık bir şekilde doğrulamasıdır. Müslüman tarihçi ve siyercilerin kaydettiğine göre Resul-i Ekrem (s.a.a.) Beni Amir bin Sasaa kabilesine giderek onları Allah'ın dinine davet edip kendilerinden yardım istediğinde bu kabileden Bihre bin Feras isimli birisi cevaben "Eğer biz bu işte sana yardım etsek ve sonra da Allah seni düşmanlarına üstün kılarsa senden sonra bize yönetimden (emrden) bir şey var mı?" demiş, Allah Resulü de "Emr Allah'ındır ve dilediğine verir" diye cevaplamıştır. (İbn Hişam, tarihsiz, 2/66; İbn Kesir, 1408, 3/139-140; İbn Hibban, 1393, 1/89-90; Halebî, tarihsiz, 2/3; Kandehlevî, tarihsiz, 1/69)

Hz. Peygamber'in (s.a.a.) Bihre bin Feras'a verdiği cevap, İmâmîyye'nin Peygamber'in hilafeti meselesinin halkın değil Allah'ım emriyle belirlenmesi gerektiği şeklindeki görüşünü açık bir şekilde doğrulamaktadır. Cabir bin Semure hadisinin bazı nakillerinde de yukardaki anlamı doğrulayan bazı ifadeler geçmektedir "... Onlara düşmanlık duyanların düşmanlığı zarar vermez..." "Onları hor görenler onlara zarar vermez." (Taberanî, 1404, 256, 2073. Hadis; Mutteki Hindî, 1409, 12/33; Heysemî, 1414, %/345). Bu ifadeler Resûl-i Ekrem'in (s.a.a.) 12 halifesinin hilafetinin zorunlu olarak zahirî kudret anlamına gelmediğini, ilahî bir hak ve makam olduğunu göstermektedir. Zira eğer hilafetleri zahirî hükümet ve beşerî bir hak anlamında olsaydı, insanların onları yalnız bırakması ve onların da yenilgiye uğramaları durumunda bu açık bir zarar sayılırdı. Biz İslam hilafeti tarihine baktığımızda yukardaki hadislerle mutabık olan bir hilafet silsilesine rastlamamaktayız. Hz. Peygamber'den (s.a.a.) hemen sonra başlayan, 12 kişiden müteşekkil, tüm İslam Ümmetinin halifesi olup aynı zamanda da Kureyşli, salih ve liyakatli başka bir silsile mevcut değildir. (Tirmizî, tarihsiz, Kitabu'l-Fiten, 46. Bab; İbn Hanbel, tarihsiz, 5/92, 99, 108; Taberanî, 1404, 2/214, 216, 254, 255).

İşte bu noktada Resulullah'ın (s.a.a.) 12 halifeden kastının Ehl-i Beyt İmamları (a.s.) olduğunu kabul etmek zorunlu olmaktadır.

Yersiz Teviller

Bahsi geçen hadislerin senedinde hiçbir ihtilaf ve münakaşanın olmadığını gördük. Bu nedenle İslam âlimlerinin tartışmaları hadislerin delaleti ve 12 halifenin kimliği etrafında şekillenmiştir.

Şiî İmâmî ulema hiçbir ihtilaf olmaksızın görüş birliğiyle bu hadislerin misdakını (dış dünyadaki karşılığını) Resûlullah'ın Ehl-i Beyt'i (a.s.) olarak kabul etmiştir. Resûlullah'ın (s.a.a.) hilafetini halkın uhdesine bırakan Ehl-i Sünnet uleması ise 12 halife hadisleri için kabul edilebilir yorumlarda bulunmaya gayret etmiştir. (Öte yandan bir grup Ehl-i Sünnet bilgini de Hz. Peygamber'in (s.a.a.) bu hadisle maksadını derketmedeki acziyetlerini itiraf etmiş ve bunu sadece Allah bilir demişlerdir, mesela: İbn Cevzî, İbn Arabî Malikî vs.) Onlar bu hedefe ulaşmak için genellikle iki yöntemden yararlanmıştır.

1. Sıralı Yöntem

2. Seçme Yöntemi

Sıralı Yöntem

Onlar ilk çözüm olarak, Emevî nesline olan eğilimlerinden de destek alarak, Hz. Peygamber'den (s.a.a.) sonra kim hâkimiyet ve zahirî sultaya sahipse bunlar arasından en baştan on iki kişi saymış ve bunları 12 halifenin karşılığı kabul etmişlerdir. Bu çözüm yönteminde Yezid bin Muaviye, Mervan bin Hakem ve oğullarını bile Resûlullah'ın (s.a.a.) halifeleri arasında göstermiş, fakat Resûlullah'ın (s.a.a.) torunu Hasan bin Ali'yi (a.s.) ya da Ehl-i Sünnet'e göre en iyi Emevî halifesi olan Ömer bin Abdülaziz'i 12 sayısını aşmamak için buna dâhil etmemişlerdir. Kadı İyaz ve İbn Hacer Askalanî bu esas gereğince 12 halifeyi şöyle saymaktadır: 1. Ebu Bekir, 2. Ömer, 3. Osman, 4. Ali, 5. Muaviye, 6. Yezid, 7. Abdülmelik Mervan, 8. Velid bin Abdülmelik, 9. Süleyman bin Abdülmelik, 10. Yezid bin Abdülmelik, 11. Hişam bin Abdülmelik, 12. Velid bin Yezid bin Abdülmelik. (Askalanî, 1421, 13/214)

Seçme Yöntemi

Birinci yöntemi sorunlu bulan bir grup Ehl-i Sünnet âlimi başka bir hal çaresi düşündü. Onlar Emevî ve Abbasî yöneticileri arasında araştırma yapıp kendilerince amelleri daha iyi olanları seçtiler ve raşid halifeler olarak on ikisini belirlediler. Fakat bu yolun da birincisi gibi kabul edilmesi mümkün olmayan eksiklikleri barındırdığından gafil oldular.

Suyutî bu konuda şöyle diyor:

“12 halifeden sekizi şöyledir: 1. Ebu Bekir, 2. Ömer, 3. Osman, 4. Ali, 5. Hasan bin Ali, 6. Muaviye, 7. Abdullah bin Zübeyr, 8. Ömer bin Abdülaziz…”

Ardından Abbasi hâkimlerinden El Mühtedî ve Ez-Zahir'in de 12 halifeden olmalarına ihtimal veriyor ve devam ediyor:

"Fakat iki kişi daha geriye kalmıştır ki onların kim olduğunu anlamak için beklemek zorundayız. Bunlardan biri Hz. Peygamber'in Ehl-i Beyt'inden olan 'Mehdî'dir.” (Suyutî, 1406, s. 10-12) Fakat ikinci kişinin yerini boş bırakmış ve ismini anmamıştır. Bu nedenle Suyutî gibi büyük bir âlim gösterdiği tüm çabalara rağmen sadece kendi zannınca Hz. Peygamber'in (s.a.a.) 12 halifesinden on birini belirlemiş ve on ikincisini teşhiste aciz kalmıştır.

Ehl-i Sünnet'in Tevillerinin Eleştirisi

Bizim görüşümüze göre, daha doğrusu İslam Ümmetinin birincil kaynaklarına göre bahsi geçen yorumları hiçbir surette Resûlullah'ın (s.a.a.) hadislerinin gerçek bir tefsiri olarak değerlendirmek mümkün değildir. Bu tevillerin yanlışlığını gösteren bazı deliller şunlardır:

Hadislerdeki İmamların Özelliklerinin Tevillerle Uyumsuzluğu

Ehl-i Sünnet uleması 12 halife hadislerinin yorumlanmasında söz konusu edilen halifelerin iki özelliğine vurgu yapmış ve İmamların çok önemli olan diğer özelliklerini göz ardı etmiştir. Onlar sadece 12 sayısına ve halifelerin Kureyşli oluşuna teveccüh ederek tevillerinde sadece bu iki özelliğin sağlanmasına önem vermişler, tüm İslam ümmetinin halifesi olmak gibi önemli hususiyetleri bilerek ya da gafletle göz ardı etmişlerdir. Daha önce geçtiği üzere İmamlar Ümmet var oldukça Resûlullah'ın (s.a.a.) halifesi olarak baki kalacaklardır. Bu nedenle Ehl-i Sünnet âlimlerinin onların hilafetini birinci ve ikinci hicrî asırla sınırlandırmak istemeleri 12 halife hadisleriyle çelişmektedir.

Aynı şekilde bahsi geçen hadislerden anlaşıldığına göre dinin izzeti ve bekası 12 halifenin varlığına ve ilim, ahlak, maneviyat ve adalet kavramlarının onların gölgesindeki tahakkukuna bağlıdır. Fakat Emevî ve Abbasî idarecilerinin hayatında ilim, ahlak, maneviyat ve dinden eser gözükmemekte ve aksine zulüm, fesad, cinayet ve halkın haklarını yağmalamaktan başka birşeye rastlanmamaktadır. Böylesi insanlar nasıl olur da dinin izzet ve istikrar kaynağı olabilirler? Eğer bu Ehl-i Sünnet âlimlerinin dediği gibi 12 halifenin hilafet dönemi ikinci asrın ortasında bitecekse dinin bu tarihten sonraki izzetini kaybederek zelil olması gerekirdi.

Hz. Peygamber'in çocuğunun şehid edilip ailesinin esir alındığı, Resûlullah'ın (s.a.a.) şehrinin hürmetinin çiğnendiği, bir ordu ile Medine'ye saldırılıp Peygamber ashabının katledilerek evlerinin başlarına yıkıldığı ve Medine halkından geri kalanlardan köle olmak şartıyla biat alındığı, sonra da bu ordunun Kâbe'ye saldırarak ateşe verdiği Yezid'in asrında dinin aziz olduğu iddia edilebilir mi?

Ayrıca hadiste “Düşmanlarının düşmanlığı on iki halifeye zarar vermez” buyrulmaktadır. Eğer 12 halifeden kasıt Emevî ve Abbasî yöneticileri olmuş olsaydı -ki sahih tarihin şahitliğiyle hayatlarında din, iman, ilim ve ahlaktan hiç eser olmadığı bellidir- bu tarz zalim yönetimlere düşmanlık hiç şüphesiz ki onların zararına olacaktı. İmamların bu özelliği bu hadislerin misdakının Emevî ve Abbasî idarecileri olmadığını ve buradaki hilafetten kastın da illa zahiri hükümet anlamına gelmeyip düşmanlar tarafından zarara uğratılması mümkün olmayan, ilahi irade tarafından atanmış hilafet olması gerektiğini göstermektedir.

Delil Yoksunluğu

Ehl-i Sünnet âlimlerinin bu 12 imam hadislerini yorumlayıştaki bir diğer kusurları da hiçbirinin iddialarının ispatı için delil göstermemiş olmasıdır. Delilsiz sözün kimden gelirse gelsin kabul edilmesi mümkün değildir. Üstelik sözleri sadece delilden yoksun olmakla kalmamakta, aksi yöndeki pek çok delil ile de çürütülmektedir.

Hilafet Şartlarından Yoksunluk

Ehl-i Sünnet âlimleri Resûlullah'ın (s.a.a.) halifesi ve Müslümanların imamı için adalet ve ilim de dâhil olmak üzere pek çok şart koşmuştur. Örneğin:

“Halife adil olmalı ve içtihad derecesinde dinî ilimlere vakıf olmalıdır.” (Maverdî, tarihsiz, 20; Taftazanî, 1409, 5/243)

Gördüğümüz üzere isimleri Resûlullah'ın (s.a.a.) halifeleri arasında geçen Emevî ve Abbasî yöneticilerinin çoğu Ehl-i Sünnet'in kendi itirafına göre cahil, fasık ve zalim idiler ve adalet ve dinî ilimden yoksundular. Bu nedenle Ehl-i Sünnet'in kendi usulüne göre onlar için hilafet akdi söz konusu olmamıştır. Bunun karşısında yer alan Ehl-i Beyt İmamlarının (a.s.) faziletleri ise her iki tarafın âlimleri tarafından kabul edilmektedir.

Hilafet ve İmamet'in İki Silsilesi

Resûlullah'tan (s.a.a.) hilafet, yönetim ve imamet hakkında nakledilen hadislerin toplamından anlaşıldığına göre O'ndan sonra aynı anda olmak üzere iki silsile halife ve hâkim gelmiştir.

a) Hak Halifeler: Şu ana dek kendilerinden söz ettiğimiz on iki halifedirler ve belirtildiği üzere Hz. Resûlullah (s.a.a.) onların sayısını ve özelliklerini beyan etmiştir. Halifelikleri de Hz. Peygamber'den hemen sonra başlamaktadır (benden sonra 12 halife olur). (Tirmizî, tarihsiz, 46. Bab; İbn Hanbel, tarihsiz, 5/92, 99, 108; Taberanî, 1404, 2/214, 216, 254, 255; Albanî, 1415, Hadis: 1705)

b) Batıl Halifeler: Resûlullah'tan (s.a.a.) nakledilen başka sahih hadislerde kendisinden kısa bir süre sonra büyük günah işleyen önderlerin geleceği belirtilmektedir. Ezcümle:

1. “Namazı öldürecekler.” (Müslim, 1398, Kitabu Mesâcid, Hadis: 238; Beyhakî, tarihsiz, 3/177; Taberanî 1404, 2/151; İbn Hanbel, tarihsiz, 5/169)

2. “ Benim hidayetimle yol bulmayacak ve sünnetimi takip etmeyecekler.” (Münzirî, 1388, 3/193; Hâkim Nişaburî, tarihsiz, 1/79; Heysemî, 1414, 5/445)

3. Arkalarında namaz kılınmaları liyaketine sahip olmadıklarından “Vacip namazları evlerinizde kılın, onlarla nafileleri eda edin” anlamındaki buyruklar (Beyhakî, 1405, 6/396; Beyhakî, tarihsiz, 3/182; Heysemî, 1414, 2/81; Müslim, 1398, 239; İbn Hanbel, tarihsiz, 5/169)

4. “Sözleri bilgecedir ama kalpleri murdardan daha kötü kokar.” (Heysemî, 1414, 5/429; Taberanî, 1404, 19/160)

5. “Bidatçidirler ve Mecusîlerden daha kötüdürler.” (Beyhakî, tarihsiz, 3/177, 183; İbn Hanbel, tarihsiz, 1/499; Heysemî, 1414, 5/424)

6. “Onları doğrulayıp yardım edenler cehennem ehlidirler.” (Tirmizî, tarihsiz, 3/358; Münzirî, 1388, 3/195; Hatib Bağdadî, tarihsiz, 5/362)

Eğer yukardaki hadislere insaf ve dikkatle bakar ve sahih tarihten yardım alırsak, özellikle de “benden sonra böyle olur”, “benden sonra böyle emirler olur” ifadelerine dikkat edersek bu tabirlerin yakın geleceğe delalet ettiğini ve Hz. Peygamber'in (s.a.a.) sahabesinin bu yötecilerin en azından bir kısmını derk edeceklerini anlarız.

Bu kişilerin Emevî idarecilerden başkası olması mümkün müdür gerçekten de?

Nevevî de Sahih-i Müslim'e yazdığı şerhte (1408, 5/145) yukardaki hadislerin misdakının Ehl-i Sünnet âlimlerinin on iki halife hadislerinin tefsirinde gösterdikleri kişilerle aynı olan Emevî idarecilere işaret ettiğini söyler.

Hilafetin Kureyş'le Sınırlandırılması

Ehl-i Sünnet âlimlerini 12 halife hadislerini tevcih etmede zor durumda bırakan bir mesele de Resûlullah'ın (s.a.a.) hilafetinin kıyamet gününe kadar Kureyş'e tahsis edilmiş bir hak olduğudur. Resûl-i Ekrem'in (s.a.a.) şöyle buyurduğu nakledilmiştir:

“İki insan kaldıkça bu iş Kureyş'te kalacaktır.” (Buharî, Sahih, tarihsiz, 4/218, 9/78; İbn Hanbel, tarihsiz, 2/93, 128; Hatib Bağdadî, tarihsiz, 3/372)

Bu rivayetler gereğince İslam Ümmetinin vazifesi her asırda Kureyş'ten bir imamı izlemektir. Bu sözün doğruluğunun sıhhati Ehl-i Sünnet'in sahih hadis kitaplarıdır ve bunların şarihleri de söz konusu hadislerden bu noktayı çıkarmışlardır. Zira Buharî, yukardaki hadisleri “El umera mine'l-Kureyş” (İdareciler Kureyşlidir), Müslim “En nasu tebeu'l-Kureyş ve'l-hilafetu fi Kureyş” (halk Kureyş'e tabidir ve hilafet Kureyş'tedir), Tirmizî “Ma cae enne'l-hulefae min Kureyş ilâ en tekume's-Sâat” (Hilafetin kıyametin kopmasına dek Kureyş'te olduğu hakkında gelen rivayetler), Beyhakî “El-eimmetü min Kureyş” (İmamlar Kureyş'tendir), Muttekî Hindî de “El-Umera min Kureyş” (Yöneticiler Kureyş'tendir) baplarında zikretmişlerdir.

Gördüğümüz gibi bahsi geçen âlimlerin her biri bu rivayetleri 12 imam hadisleriyle yan yana ve aynı bapta zikretmiştir. Bu davranışları onların bakış açısına göre de bu 12 halifenin, her zaman için dünyada birisinin bulunacağı Kureyşli halifelerle aynı olduğunu göstermektedir. Yani hilafetin Kureyş'ten oluşu şartıyla on iki halife hadislerinin ikisi de tahakkuk etmiş olmaktadır. İbn Hacer Askalanî (1421, 13/118, 119), Kadı İyaz, Zebidî (tarihsiz, 2/231) ve İbn Hazm (tarihsiz, 359) “İmamın Kureyşli oluş şartı bütün ulema tarafından zorunlu görülmüştür, hatta öyle ki bu konuda icma olduğu görüşündedirler” diye yazmışlardır.

Kirmanî ise şöyle demiştir: “Devran, hiçbir döneminde Kureyşli bir halifenin varlığından yoksun kalmaz." (bkz. Askalanî, 1421, 13/117).

Nevevî ise şunları kaydeder:

"Bu ve benzeri hadisler hilafetin Kureyş'e mahsus olduğuna ve Kureyş'ten başkası için halifeliğin caiz olmadığına apaçık bir delildir. Bu durum sahabenin ve sonraki dönem Müslümanların icmasıdır. Ve Resûlullah bu hükmün kendisinden sonra dünyanın sonuna kadar yeryüzünde iki insan olduğu sürece devam edeceğini beyan etmiştir." (1407, 12/441-443)

Aynı şekilde Mübarekfurî Sünen-i Tirmizî'nin şerhinde şöyle yazıyor: "Dünya baki kaldığı sürece hilafet Kureyş'tedir. Resûlullah bu hükmün dünyanın sonuna kadar ve iki insan kaldığı sürece devam edeceğini söylemiştir." (ts. 6/481)

Bahsi geçtiği üzere Resûlullah'ın (s.a.a.) hadisleri ve Ehl-i Sünnet ulemasının açıklamaları Hz. Peygamber'in hilafetinin kıyamet gününe kadar Kureyş'e mahsus olduğunu açıkça göstermektedir. Bu esas gereğince de Hz. Peygamber'in takipçileri kıyamete kadarki tüm dönemlerde Kureyşli bir halifeye ve imama sahip olmalı ve onu takip ederek Resûlullah'ın sünneti ve dinî vazifeleriyle amel etmelidirler.

Resûlullah'ın (s.a.a.) sahih hadisleri her dönemde böyle bir halifenin mevcut olduğunu göstermektedir. Aksi halde bu hadislerin yalanlanması gerekecek ve Ümmet imkânsız olan bir şeyle yükümlü kılınmış olacaktır. Ehl-i Sünnet'in izlediği yol gereğince hâlihazırda böylesi bir halife mevcut değildir. Zira onların görüşüne göre Hz. Peygamber'in on iki halifesinin hilafet dönemi birinci ve ikinci asrın ortalarında son bulmuştur. Fakat Şia'nın bu hadisleri tefsirine göre şu an mevcut olan Ehl-i Beyt'ten Kureyşli halife bu on iki Peygamber halifesinin sonuncusu Hz. Mehdi-yi Mevûd'dur. Resûlullah'ın hadisleriyle tam olarak uyumlu olan yegâne görüş budur.

Her Dönem için İmam'ın Varlığının Zarureti

Ehl-i Sünnet'in sahih hadis kitaplarının, sünen ve müsnedlerin müellifleri sahabeden bazıları tarikiyle Resûlullah'tan (s.a.a.) her zaman için İslam Ümmetinin her bir ferdi için bir imam olduğunu nakletmişlerdir. Bu rivayetlerde bu kişiyi tanımanın din ile, tanımamanın ise cahiliye ile eşdeğer sayılan bir önemde olduğuna işaret edilmektedir. Zira Hz. Peygamber (s.a.a.) "Kim ölür de boynunda bir biat olmaz ise, cahiliye ölümüyle ölmüştür" diye buyurmaktadır (Müslim, 1398, Kitabu İmare, Hadis No: 58; Beyhakî, ts. 8/156; Taberanî, 1404, 19/335; İbn Hanbel, ts., 4/96). Başka bir hadiste de "İmamsız ölen cahiliye ölümüyle ölmüştür" denilmektedir (Ebu Davud, ts., 259; İbn Hanbel, ts. 3/446; Buharî, Tarihu'l-Kebir, ts. 6/445). Yukarıdaki rivayetlerin karşılığı elbette ki Emevî ve Abbasî yöneticileri ve onlara benzeyenler olamazlar. Zira onlar zalim idarecilerdirler ve Kur'an Müslümanları zalimlere yaklaşmaktan menetmiştir "Zalimlere meyletmeyin ki size ateş dokunur. Sizin Allah'tan başka veliniz yoktur." (Hud, 113)

Daha önce Resûlullah'ın (s.a.a.) Müslümanları zalim yöneticilere yaklaşmaktan şiddetle men ettiğini görmüştük. Yukarıdaki rivayetlerin tonlaması burada kastedilen imamın sıradan bir fert olmadığını ve seçkin bir dinî ve manevî bir şahsiyet olduğunu göstermektedir. Bu rivayetler üzerinde düşündüğümüzde, tanınmadan ölünmesinin cahilî ölümle eş sayıldığı kişinin Resûlullah'ın (s.a.a.) her asırda mevcut olan on iki halifesinden biri olduğuna şüphe kalmamaktadır.

Resûlullah'ın (s.a.a.) Son Halifesi Mehdî

Ehl-i Sünnet ulemasının başka bir sorunu da mütevatir olan on iki halife ve Mehdevîyet hadislerini yorumlamada baş göstermektedir. Zira bu hadislerden aşağıdaki şu sonuçlar elde edilmektedir:

1. Mehdî, İslam ümmetinin halifelerinden biridir ve hilafet dönemi ilk hicrî asırda değil ahir zamanda gerçekleşecektir: "Ümmetimin sonunda bir halife olacak ve malı hesapsız dağıtacaktır..." (Müslim, 1398, Kitabu'l-Fiten, Hadis No: 67; Hâkim Nişaburî, ts. 4/454); “Halifelerinizden biri malı hesapsız dağıtacak” (Müslim, 1398, Kitabu'l-Fiten, Hadis 68; İbn Hanbel, tarihsiz, 3/5, 37, 49, 60, 96, 317, 333; Ebu Yala Musulî, 1404/ 2, 421-480) ve “Tüm zamandan geriye tek bir gün bile kalsa Allah Ehl-i Beyt'imden bir kişiyi gönderir."

2. Mehdî Allah'ın halifesidir: "Şüphesiz o Allah'ın halifesi Mehdî'dir." (İbn Mace, 1395, Kitabu'l-Fiten, 23. Bab; Ebu Davud, ts., Kitabu'l-Mehdî; İbn Hanbel, ts. 1/99)

3. Mehdî'nin seçimi Allah'ın emriyledir, halkın uhdesinde değildir. "Şüphesiz Allah Ehl-i Beyt'imden bir kişiyi gönderir."

4. Mehdî, Resûlullah'ın (s.a.a.) Ehl-i Beyt'indendir: "Mehdî bizden, Ehl-i Beyt'tendir." (İbn Hanbel, ts., 1/84; Hâkim Nişaburî, ts., 4/557; İbn Mace, 1395, Hadis No: 4085). "Mehdî benim soyumdan, Fatıma neslindendir." (Ebu Davud, ts., Kitabu'l-Mehdî; Suyutî, 1414, 6/57)

Hz. Mehdî'nin varlığı Kur'an-ı Kerim, Sünnet ve tarih açısından kesin bir bilgidir. Ehl-i Sünnet ulemasının Hz. Peygamber'in (s.a.a.) açık tasrihiyle İslam Ümmetinin halifelerinden olduğu buyrulan Hz. Mehdî'yi on iki halifeden saymayıp Muaviye, Yezid, Mervan ve evlatlarını buna dâhil etme çabaları ise oldukça şaşırtıcıdır.

“Hepsi Kureyş'ten” mi, Yoksa "Hepsi Haşimoğlu" mu?

Bahsi geçtiği üzere 12 halife hadislerinin çoğunun sonunda "Hepsi Kureyş'tendir" buyrulmaktadır.

Fakat bazı nakillerin sonunda "Hepsi Kureyş'tendir" yerine "Hepsi Haşimoğullarındandır" deniliyor (Kunduzî, 1413, 2/533). Bu nakil her ne kadar fazla şöhrete sahip değilse de Ehl-i Sünnet'in muteber eserlerinde bunu takviye den karineler mevcuttur. Ezcümle:

1. Haşimoğulları seçkin bir sülaledir ve faziletçe de Kureyş'in hiçbir boyuyla mukayese edilemez. Haşimoğulları arasında yer alan Ali (a.s.) gibi şahsiyetlerin varlığı nedeniyle Kureyş'in diğer kabilelerinin zikri yersiz olacaktır. Vasıle bin Eska şöyle diyor: Resûlullah şöyle buyurdu:

"Allah İsmail oğullarından Kenane'yi seçti, Kenane'den Kureyş'i, Kureyş'ten Haşimoğullarını, Haşimoğullarından da beni seçti." (Müslim, 1397, Kitâbu Fezâil, 1. Bab; Tirmizî, ts., Kitâbu Menâkıb, 1. Bab)

Nevevî Sahihu Müslim şerhinde şöyle yazıyor:

"Ashabımız bu hadisle istidlal ederek Arap içersinde Kureyş'e ve aynı şekilde de Haşimoğullarına denk kimse olmadığı istidlalinde bulunmuştur." (1407, 15/41)

2. 12 halife hadisi iki kısımdan oluşmaktadır, hadisin ilk kısmını, yani "Benden sonra 12 halife olacak" cümlesini hadisin râvisi hiçbir şüphe olmadan Hz. Peygamber'den (s.a.a.) nakletmektedir. Fakat hadisin ikinci kısmı olan "Hepsi Kureyş'tendir" cümlesini bizzat kendisi işitmemiş, etrafındaki kişilere sormuş ve onlar da Hz. Peygamber'in sözünü ona bu şekilde nakletmişlerdir. Hadisin muhtelif rivayetlerinde geçen bazı noktalar "Hepsi Kureyş'tendir" sözünü şüpheli kılmaktadır. Örneğin hadisin başka nakillerinden biri "Hz. Peygamber'den şöyle işittim. 12 emir olacak. Sonra bir şey dedi ve ben işitmedim. Halk hepsi Kureyş'tendir dediğini zannetti" (Taberanî, 1404, 2/249) şeklindedir.

Gördüğümüz gibi "Hepsi Kureyş'tendir" cümlesinin Resûlullah'ın sözü olduğu kesin değildir ve bazı insanların ve Kureyşli muhacirlerin bir kısmının görüşürüdür. Başka bir nakilde de şöyle gelmiştir:

"Resûlullah'ın şöyle dediğini işittim: Kureyş'ten düşmanların kendilerine zarar vermeyeceği on iki kayyim olacak. Sonra arkama baktım ve bir grup insanın arasında yer alan Ömer bin Hattab'ı gördüm. Ömer ve beraberindekiler hadisin naklettiğim gibi olduğunu bana doğruladılar." (a. y., 256; Heysemî, 1414, 5/345)

Gördüğünüz üzere hadisin şimdiki hali olan "Hepsi Kureyş'tendir" sözünün tespitinde Ömer ona yardım etmiş ve hadisi yukarıdaki gibi kaydetmiştir. Ömer'in hadisi "Hepsi Kureyş'tendir" şeklinde tescil etmesi, hem de bunu Hz. Peygamber'in (s.a.a.) hayatının son aylarında yapması manidar ve planlı bir girişimdir.

Ömer'in bahsi geçen hadisi Cabir bin Semure'ye, Hz. Peygamber'den (s.a.a.) sonra kendisi ve dostlarının hilafetine engel oluşturmayacak şekilde doğruladığı ve aktardığı anlaşılıyor.

3. Resûlullah'ın (s.a.a.) sözünün Cabir'e yetişmeyişinin nedeni hakkında Ehl-i Sünnet muhaddisleri Cabir'den bazı ifadeler nakletmişlerdir:

a) Ahmed bin Hanbel ve Taberanî şöyle nakletmiştir: "Ardından halkın sesi yükseldi ve konuşmaya başladılar ve bu nedenle Hz. Peygamber'in sözünü işitmedim..." (İbn Hanbel, ts., 5/99; Taberanî, 1404, 2/196)

b) Müslim'in (1398, Kitabu İmare, 1. Bab) ve Ahmed bin Hanbel'in (ts. 98, 101) naklinde "Ve bir kelime söyledi ama insanların gürültüsü bunu işitmeme engel oldu" denmektedir.

c) Ahmed bin Hanbel (ts. 5/93, 99) diğer bir nakilde şöyle yazıyor: "İnsanlar sürekli oturup kalkıyorlardı ve bu durum Peygamber'in sözünü işitmeme engel oldu."

d) Ahmed başka bir yerde de şöyle diyor: "Halk sesini yükseltmişti ve çığlıkları Hz. Peygamber'in sözünü işitmeme engel oldu."

Gördüğünüz üzere yukarıdaki sebepler Cabir bin Semure'nin Hz. Peygamber'in sözünü işitmesine engel olmuş. Bu durum Kureyşli muhacirlerin ve fikirdaşlarının Resûlullah'ın (s.a.a.) sözüne sinirlendikleri ve her ne surette olursa olsun Peygamber sözünün halkın kulağına ulaşmasına engel olmaya çalıştıklarını göstermektedir. Eğer Resûlullah'ın (s.a.a.) sözü "Hepsi de Kureyş'tendir" şeklinde bitseydi, Kureyşliler ve müttefiklerinin buna sinirlenmelerini gerektirecek bir durum olmaz, aksine bu durum gelecekteki hilafetlerine vurulacak onay mührü olduğundan sevinmelerine yol açardı. Bu nedenle Hz. Peygamber'in sözünün "Hepsi Haşimoğullarındandır" şeklinde olması ihtimali kuvvet kazanmaktadır, zira Resûlullah'tan sonrası için plan kuranları rahatsız edecek olan yegâne şey halifelerin Haşimoğullarından olacağının belirtilmesiydi.

Gördüğümüz üzere 12 halife hadislerini Ehl-i Beyt'ten (a.s.) olan On İki İmam dışında yorumlamanın mümkün olmadığı -velev ki "Hepsi Kureyş'ten" cümlesi doğru olsun- açıklık kazanmaktadır. Aksi takdirde bahsi geçen bu hadisleri anlamlandırmak mümkün olmayacaktır.

Kaynaklar

1. İbn Esir, el-Kâmil fi't-Tarih, Beyrut, Darsadır, 1385

2. İbn Cevzî, el-Muntezem, Beyrut, Daru'l-Kutubi'l-İlmiyye, 1412

3. ..................., Tezkiretü'l-Havas, Beyrut, Müessesetü'l-Ehl-i Beyt, 1409

4. İbn Hibban, Muhammed, Kitabu's-Sikât, Beyrut, Daru'l-Fikr, 1393

5. İbn Hacer Mekkî, Ahmed, es-Savâiku'l-Muhrika, Kahire, ts.

6. İbn Hazm, el-Muhallâ, Beyrut, Daru'l-Âfâk, ts.

7. İbn Hammad, Nuaym, Kitabu'l-Fiten, Beyrut, Daru'l-Fikr, 1414

8. İbn Hanbel, Ahmed, Müsnedu Ahmed, Beyrut, Daru'l-Fikr, ts.

9. İbn Şehrâşub, Muteşâbihu'l-Kurân, Kum, Bidar, 1328

10. İbn Arabî Malikî, Arızatu'l-Ehvezî, Beyrut, Daru'l-Kutubi'l-Arabî, ts.

11. İbn Asakir, Tehzîbu Tarihi Dimeşk, Beyrut, Daru İhyai't-Turasi'l-Arabî, ts.

12. İbn İmad Hanbelî, Ebu'l-Felah Abdulhayy, Şezerâtu'z-Zeheb fi Ahbari min Zeheb, Beyrut, Daru'l-Afak el Cedide, ts.

13. İbn Kesir, el Bidâye ve'n-Nihâye, Beyrut, Daru'l-İhyai't-Turasi'l-Arabî, 1408

14. ............, Tefsiru'l-Kurâni'l-Azim, Beyrut, Daru'l-Marife, 1407

15. İbn Mace, Sünenu İbn Mace, 1395

16. İbn Hişam, Siretu'n-Nebeviyye, Beyrut, Daru'l-İhyai't-Turasi'l-Arabî, ts.

17. Ebu'l-Fida, İsmail, Tarihu Ebî'l-Fida, Beyrut, Daru'l-Marife, ts.

18. Ebu Davud, Süleyman bin Eşas, Sünenu Ebî Davud, Beyrut, Daru'l-Fikr, ts.

19. Ebu Yala Musulî, Ahmed bin Ali, Müsnedu Ebî Yala, Dimeşk, Daru'l-Memun, 1404

20. İsfehanî, Ebu Nuaym, Hilyetu'l-Evliya, Beyrut, Daru'l-Kutubi'l-İlmiyye, 1409

21. Albanî, Nasıruddin, Silsiletu's-Sahihiyye, Riyaz, Mektebetu'l-Meârif, 1415

22. Buharî, Muhammed bin İsmail, Tarihu'l-Kebir, Beyrut, Daru'l-Fikr, ts.

23. ..........., Sahihu Buharî, Beyrut, Daru'l-Celil, ts.

24. Beyhekî, Ahmed bin Huseyn, es-Sunenu'l-Kubra, Beyrut, Daru'l-Marife, ts.

25. .............., Delâilu'n-Nubuvve, Beyrut, Daru'l-Kutubi'l-İlmiyye, 1405

26. Tirmizî, Muhammed bin İsa, Sunen, Beyrut, Daru'l-İhyai't-Turasi'l-Arabî, ts.

27. Taftazanî, Sadeddin Mesud bin Ömer, Şerhul-Mekâsıd, tahkik, talik ve önsöz Dr. Abdurrahman Umeyre, Kum, Menşurat-ı Şerif Razî, h. 1406

28. Hâkim Nişaburî, Ebu Abdullah, el-Müstedrek ale's-Sahiheyn, Beyrut, Daru'l-Kutubu'l-Arabî, ts.

29. Halebî, Ali bin Burhaneddin, es-Siretu'l-Halebîyye, Beyrut, Mektebetu'l-İslamiyye, ts,

30. Hazzaz Kummî, Ali bin Muhammed, Kifayetu'l-Eser, Kum, Bidar, h. 1401

31. Hatib Bağdadî, Tarihu Bağdad, Beyrut, Daru'l-Kutubi'l-İlmiyye, ts.

32. Hatib Tebrizî, Mişkâtu'l-Mesâbîh, Beyrut, Daru'l-Fikr, h. 1411

33. Zehebî, Şemseddin, Telhisu'l Mustedrek, Beyrut, Daru'l-Kitabu'l-Arabî, ts.

34. Zebidî, Murteza, İthafu's-Sâdetu'l-Muttekîn, Beyrut, Daru'l-Fikr, ts.

35. Suyutî, Celaleddin, Durru'l-Mensur, Beyrut, Daru'l-Fikr, 1414

36. ………, Tarihu'l-Hulefa, Beyrut, Daru'l-Kalem, 1406

37. Saduk, Kitâbu'l-Hisâl, Kum, Camiatü'l-Müderrisin, h. 1403

38. Taberanî, Ebu'l-Kasım Süleyman bin Ahmed, el-Mucemu'l-Kebir, Beyrut, Daru İhyai't-Turasi'l-Arabî, h. 1404

39. Taberî, İbn Cerir, Tarihu't-Taberî, Beyrut, Daru İhyai't-Turasi'l-Arabî, ts.

40. Askalanî, İbn Hacer, el-Metâlibu'l-Âliye, Beyrut, Daru'l-Marife, ts.

41. ……….., Fethu'l-Barî fi Şerhi Sahihi'l-Buharî, nşr. Abdulaziz bin Abdullah ve Muhammed Fuad Abdulbakî, 3. Baskı, Beyrut, Daru'l-Kutubi'l-İlmiyye, 1421

42. Kunduzî Hanefî, Süleyman bin Abdullah, Yenâbiu'l-Mevedde, Kum, Razî, h. 1413

43. Kandehlevî, Muhammed Yusuf, Hayatu's-Sahabe, Beyrut, Daru'l-Marife, ts.

44. Maverdî, Ali bin Muhammed, Ahkamu's-Sultaniyye, Kum, Defter-i Tebliğat-i İslamî, ts.

45. Mübarekfurî, Muhammed bin Abdurrahman, Tuhfetu'l-Ehfezî, Şerhu Camii Tirmizî, Beyrut, Daru'l-Fikr, ts.

46. Muttekî Hindî, Ali, Kenzu'l-Ummâl, Beyrut, er-Risale, 1409

47. Mesudî, Murucu'z-Zeheb, Beyrut, Daru'l-Marife, h. 1404

48. Müslim, Sahihu Müslim, Beyrut, Daru'l-Fikr, h. 1398

49. Münavî, Muhammed, Feyzu'l-Kadir, Beyrut, Daru'l-Fikr, ts.

50. Münzirî, et-Terğîb ve't-Terhîb, Beyrut, Daru'l-İhyai't-Turasi'l-Arabî, h. 1388

51. Nasıf, Mensur Ali, et-Tâcu'l-Câmii'l-Usûl, İstanbul, Dar Temel, ts.

52. Numanî, Muhammed bin İbrahim, Kitabu'l-Ğaybe, nşr. Ali Ekber Ğaffarî, Tahran, s-Saduk, ts.

53. Nevevî, Şerhu Sahihi Müslim, Beyrut, Daru'l-Kalem, h. 1407

54. Heysemî, Nureddin, Mecmeu'z-Zevâid, Beyrut, Daru'l-Fikr, h. 1414

(İlahiyat ve Hukuk Dergisi, Yaz, 1386, 24. Sayı)

Gulam Hüseyin Zeynelî (Araştırmacı Yazar)

Çev: Ozan Kemal Sarıalioğlu

medyasafak.com

Published in Ehli Beyt ve Sahabeler

Seyyid Hasan Nasrallah, Muharrem ayının yedinci gününde yaptığı konuşmada ahir zaman alametlerinden ve Hz. Mehdi’nin zuhurundan söz etti.
 
Hizbullah Genel Sekreteri Seyyid Hasan Nasrallah, Beyrut’un güneyinde bulunan Seyyidüşşüheda kompleksinde düzenlenen ve binlerce kişinin izlediği Muharrem ayı sohbetlerine video-konferans şeklinde katıldı. Nasrallah şöyle konuştu: Hz. Mehdi’nin zuhuru uluslararası bir vaka olacak ve zamanın tüm tağutlarını yerle bir edecek; mustazaflar iktidara gelecek. Tabi bunun gerçekleşmesi gereken ön hazırlığa ihtiyacı vardı. Yüce Allah mümin mustazafları iktidara ulaştıracaktır ve kıyametten önce onların hükümeti ahir zaman hükümeti olacaktır. Allah, nihayetinde Müslümanların muzaffer olacaklarını, müşriklerin ise yenilgiye mahkum olacaklarını vaad etmiştir. Müminler bu vaadlerin gerçekleşeceği günü sabırsızlıkla beklemektedirler. Elbette hiçbir şey yapmadan oturup beklemek doğru değildir. Ahir zaman alametleri gelecek hakkında bizlere bir projeksiyon sunmakta, önümüzü net olarak görüp ilerlememize ve gerekli azami çabayı sarf ederek yolumuzu sürdürmemize yardımcı olmaktadır. Dediğim gibi, sadece oturup Hz. Mehdi’yi beklemek doğru değil; aksine bu yolda faaliyet göstermeli ve Allah’ın vaadlerine inanarak yolumuzu sürdürmeliyiz.

Nasrallah sözlerine şöyle devam etti: Yeryüzünü adalet ve hakkaniyetle dolduracak olan Hz. Mehdi Hz. Muhammed Peygamberin (s.a.a) Ehlibeytindendir ve biz inanıyoruz ki Hz. İsa Mesih de zuhur edecek, dünyaya adalet hâkim olacaktır.


Zuhur alametlerinden bazılarına değinen Nasrallah şöyle konuştu: Hz. Mehdi’nin zuhurundan önce bazı alametler gerçekleşecektir. Süfyani, Horasani ve Yemani’nin zuhur etmesi bu alametlerdendir. Süfyani, Medine’ye doğru bir ordu gönderecek; beldeleri viran edecek ve birçok cinayetler işleyecek.


Nasrallah, Hz. Mehdi’nin zuhurunun vakti konusunda şöyle dedi: Zuhurun, aynen kıyamet gibi kesin olmakla birlikte vuku bulacağı anı, Allah’tan başka kimse bilemez.

 

safaqn

Published in Rapor