Perşembe, 13 Ağustos 2015 04:00

Zarif: Lübnan bir direniş modelidir

El Alem televizyonunun haberine göre Lübnan Dışişleri Bakanı Cibran Basil ile Beyrut’ta ortak bir basın toplantısı yapan İran Dışişleri Bakanı Muhammed Cevad Zarif, her zaman Lübnan’ın yanında yer aldıklarını söyledi.

“İran açısından Lübnan bir direniş modelidir, nükleer müzakerelerde biz de direniş sergiledik” diyen Dışişleri Bakanı Zarif, Lübnan’ın farklı etnik, dini ve mezhebi kesimlerin birlikte yaşamı ve diyalogu açısından da bir örnek olduğunu söyledi.

Nükleer meselenin çözümünün bölge ülkelerinin işbirliği için uygun bir zemin yarattığını belirten Zarif, “nükleer anlaşma, siyonist rejimin bölgedeki cinayetlerini sürdürme bahanesini ortadan kaldırdı” dedi.

Bölgenin siyonist rejim ve aşırılık yanlılarının yarattığı tehlikenin tehdidi altında bulunduğunu vurgulayan Zarif, İran’ın tüm bölge ülkeleri ile işbirliğini güçlendirmek için herkese elini uzattığını söyledi.

Lübnan direnişini her zaman desteklediklerini ve bundan sonra da desteklemeye devam edeceklerini belirten Zarif, Lübnan Dışişleri Bakanı Cibran Basil’le görüşmesinin ardından Hizbullah Genel Sekreteri Seyyid Hasan Nasrullah ile bir araya geldi.

İrna haber ajansı, Zarif-Nasrullah görüşmesinde Lübnan ve bölgesel sorunların görüşüldüğünü belirtirken Fars haber ajansı, Nasrullah’ın nükleer anlaşmadan dolayı İran’ı tebrik ettiğini; Zarif’in de yapılan anlaşmanın bölgesel gelişmeleri olumlu etkileyeceğini söylediğini bildirdi.

Lübnan’daki temaslarının ardından Suriye’ye geçen İran Dışişleri Bakanı Muhammed Cevad Zarif, Şam’da Suriye Cumhurbaşkanı Beşşar Esad tarafından kabul edildi.

Suriye Dışişleri Bakanı Velid Muallim’le de görüşen Zarif’in Suriye’den İslamabad’a geçeceği açıklandı.

Lübnan ziyareti öncesinde Türkiye’ye geleceği açıklanan Dışişleri Bakanı Muhammed Cevad Zarif’in Ankara ziyareti son anda ertelenmişti.

Zarif’in Türkiye ziyaretini erteleme sebebiyle ilgili çeşitli spekülasyonlar yapılırken, diplomatik kaynaklar, ertelemenin Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın randevu gündemini geciktirmesinden kaynaklandığını açıkladı.

Türkiye'ye Gelmedi Nasrallah İle Görüştü!
 
Türkiye ziyaretini erteleyen İran Dışişleri Bakanı, Lübnan'da Hizbullah Genel Sekreteri ile görüştü.

İran Dışişleri Bakanı Cevad Zarif, Batı ile nükleer anlaşma sonrasında Suriye krizi ve ikili ilişkileri görüşmek için dün Türkiye'ye gelecekti. Ancak gezi son anda ertelendi.

Türkiye ziyareti iptal olan Zarif, Lübnan'a giderek Hizbullah Hareketi lideri Seyyid Hassan Nasrallah'la görüştü.

Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu'na yakın kaynaklar ziyaretin 'teknik nedenlerle' gerçekleşemediğini belirtti. İran Dışişleri Bakanlığı'ndan bir yetkili resmi haber ajansı IRNA'ya yaptığı açıklamada, Zarif'in Ankara ziyaretinin, programındaki yoğunluk sebebiyle ertelendiğini söyledi.

Gezi iptalinin İran medyasında başta Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan olmak üzere Türk hükümetini Suriye konusunda suçlayıcı ve IŞİD'e destek veren politikalar yürüttüğü öne sürülen haberler sonrasına denk gelmesi dikkat çekti.

Anadolu Ajansı, 7 Ağustos'ta İran'da çıkan yorumlara karşı "İran medyasında Türkiye yalanları" başlığı altında bir haber yayınladı. "İran medyasında Türkiye ve özellikle Cumhurbaşkanı aleyhinde yoğun bir kampanya gözleniyor. İran yönetiminin izni ve bilgisi dahilinde süren yayınlarda, uluslararası kamuoyunda Türk yöneticiler ve Türkiye'nin dış politikasına ilişkin olumsuz bir algı yerleştirilmeye çalışılıyor" denildi. Haberlerden rahatsızlık duyan Erdoğan'ın da Zarif'e randevu vermediği öne sürülüyor. Ancak bu iddia resmen doğrulanmadı.

"DEMOKRASİ İŞGAL ORDUSUYLA GELMEZ"

SURİYE'de çözüm için dört maddeli bir plan öngören Zarif ziyaretini iptal ederken, dün Cumhuriyet Gazetesi'nde "İşgalci orduyla demokrasi gelmez" başlıklı bir yazısı yayınlandı.

Zarif, bölgedeki sorunların kaynağı olarak ABD'nin yıllar önce gündeme getirdiği 'Büyük Ortadoğu Projesi' olduğunu belirtti.

Zarif, IŞİD terör örgütünün de, ABD'nin 2003'te Irak'a saldırmasından sonra yaşanan kaos sayesinde büyüdüğünü öne sürdü. İranlı bakan, "Aşırıcı unsurlar Suriye krizinde bölgedeki birey, kuruluş ve hükümetlerden aldıkları destekle müsait bir ortam elde edip sahte davalarıyla dev bir yapıya dönüştü. Bugün bu unsurlar hatta kendi kurucularını ve desteleyenlerini bile tehdit eder hale gelmiştir" dedi.

Türkiye ziyareti iptal olan Zarif, daha önceden planlandığı üzere Lübnan'a giderek, Hizbullah lideri Hassan Nasrallah'la görüştü. Zarif ile Hizbullah lideri arasındaki görüşmede bölgesel konuların ele alındığı belirtiliyor.

Zarif ve Nasrallah, görüşmede bölgede yaşanan krizlerin çözüm yolu ve İran'ın Batı ile yaptığı nükleer anlaşma da konuşuldu.

Zarif, Nasrallah'tan önce Lübnan Başbakanı Tammam Salim ile de görüştü.

Published in Rapor

Cumhurbaşkanı yaptığı konuşmada, “Suriye, Lübnan ve Irak’ta teröristleri finanse etmenin ne anlamı var? Bu işiniz ile nefret tohumunu bölge halkının yüreğinde ektiniz ve er ya da geç bunun hasadını yapacaksınız” dedi.

Mehr Haber Ajansı muhabirinin aktardığı habere göre, İran Ulusal Ordu günü münasebetiyle düzenlenen geçiş törenine katılan İran İslam Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani, yaptığı konuşmada İran İslam Cumhuriyeti Ordusu gününü İran halkı, İnkılap Rehberi ve tüm şehit ve gazi ailelerinin yanı sıra silahlı kuvvetler mensuplarını kutladı ve bazı güçleri bölgede teröristlere sağladıkları yardımlar nedeniyle uyardı.

Ruhani İran Ordusu’nun her daim İmam Humeyni ve İnkılap Rehberi’nin belirlediği yol doğrultusunda hareket ettiğini ve “İmam Humeyni silahlı kuvvetler’in siaysi parti ve siyasi oyunlara  girmemesi gerektiğini söylediklerinden beri Ordu çok iyi bir sınavdan geçmiştir. Ordu sadece ulusal gücün göstergesi değil, belki Ordu düzen, uygarlık, kurumsal ve ekonomik sağlamlığın, siyaset üstü olmanın, islami ve milli olmanın da göstergesi ve sembolüdür” diye konuştu.

Cumhurbaşkanı Ruhani ayrıca sözlerinin bir diğer bölümünde ise bölgede ceryan eden gelişmelere temas ederek, “Neden İran Silahlı Kuvvetleri’nin yarattığı bu fırsatı kullanmıyorsunuz? Neden barış ve dostluk eli uzatmıyorsunuz? Suriye, Lübnan ve Irak’ta teröristleri finanse etmenin ne anlamı var? Yemen’i bombardıman etmenin ne anlamı var? Ne gibi hedefler güdüyorsunuz? yaptığınız bu işlerle nefret tohumunu bölge halkının yüreğinde ektiniz ve er ya da geç bunun hasadını yapacaksınız” dedi.

Published in Rapor

Hizbullah Genel Sekreteri Seyyid Hasan Nasrallah iki kelimelik mesajında Siyonistleri uyararak “Sığınaklarınızı Hazırlayın” dedi.

 

El Menar kanalı internet sitesi, Lübnan Hizbullah Genel Sekreteri Seyyid Hasan Nasrallah’ın projesini flaş haber olarak verdi. Fotoğrafa bakacak olursak, Nasrallah’ın iki kelimede Siyonistlere uyarıda bulunduğunu görebiliriz: Sığınaklarınızı hazırlayın.

Siyonist rejimin Golan tepelerindeki Hizbullah ve direniş birliklerine yaptığı saldırı sonrası, Hizbullah Genel Sekreteri Seyyid Hasan Nasrallah Siyonistlere iki kelimeyle cevap verdi: «جهزوا ملاجئکم!» Sığınaklarınızı hazırlayın.

Açıklama olmaksızın sadece Hizbullah Genel Sekreteri Seyyid Hasan Nasrallah’ın resmiyle el-Menar sitesinde Arapça ve İbranice olarak yayınlanan bu resim aslında Nasrallah’ın Siyonistlere savaşının bir ilanı olarak sayılmaktadır.

 

 

Published in Rapor

İran İslami Şura Meclisi Başkanı Suriye, Lübnan ve Irak’a gerçekleştirdiği 6 günlük bölgesel ziyaretin ardından Tahran’a döndü.


Mehr Haber Ajansı’nın haberine göre, İran İslami Şura Meclisi Başkanı Ali Laricani 6 günlük bölgesel ziyaretinin ardından dönüş yaptığı Mehrabad Uluslararası Havalimanı’nda gazetecilere karşı yaptığı açıklamalarda bölgesel konularda bölge ülkeleri arasında görüş birliği hakim olduğunu belirtti.

Laricani  Suriye, Lübnan ve Irak’a gerçekleştirdiği ziyaret sırasında ekonomik konuların da ele alındığını söyleyerek, “Bu üç ülkeye gerçekleştirdiğimiz ziyaretin en önemli hedeflerinden birisinin tabi ki terör ile mücadele konusuydu, çünkü bu önemli sorun şu anda bölgenin en önemli sorunlarının başında gelmekte ve Irak, Suriye ve Lübnan ülkeleri de bu sorun ile yüz yüze olan ülkelerin başında gelmekteler” dedi.

İslami Şura Meclisi Başkanı ayrıca Suriye’de artık koşulların eskisi gibi olmadığını ve bu ülkenin yavaş yavaş teröristlerin ağırlığı ve baskısından kurtulduğunu ama uluslararası medyada Suriye’nin bu gerçeklerinin yer almadığını belirterek, “Lübnan temaslarımız sırasında ise bu ülkenin terörist akımlara karşı etkili ve başarılı bir mücadele yürüttüğünü gördük ve Lübnan bu konuda büyük başarılara imza atmıştır, diğer taraftan ise Irak’ta bir siyasi uzlaşının hakim olduğuna şahitizdir, bu olumlu gelişme yakın zamanda sağlanmış ve ne mutlu ki şu anda Irak’a milli birlik ve uzlaşı ortamı hakim” diye açıklamalarda bulundu.

 

Published in Rapor
Cumartesi, 16 Ağustos 2014 00:00

Nasrallah’ın Gazze röportajı

Lübnan’da yayın yapan el-Ahbar Gazetesi Hizbullah Genel Sekreteri Hasan Nasrallah’la 6 saatlik bir röportaj gerçekleştirdi. Bu haberimizde röportajın son Gazze Savaşı’yla ilgili kısmını yayımlıyoruz.

 

 röportajda Suriye’den Gazze Savaşı’na, 2006 Hizbullah-İsrail Savaşı’ndan Lübnan’ın iç konularına ve Nasrallah’ın kişisel alışkanlıklarına/tercihlerine kadar birçok konu gündeme geldi.

 

Özellikle tutumu ve medya performansı açısından Hizbullah’ın savaşın ilk günlerinde ihtiyatlı davrandığı gerçeğinden yola çıkacak olursak; son Gazze Savaşı sizin açınızdan ne ölçüde sürpriz oldu? Direnişin tuzağa düşürüldüğüne dair bir korkunuz mu vardı?

Bu gelişmeler bekleniyor muydu? Hayır! Ancak sürpriz de olmadı. Eğer bağlama yabancıysanız ancak o zaman bu gelişmeler sürpriz olur. Şüphesiz üç yerleşimcinin kaçırılmasından sonra -Direniş değil- İsrail, olayları bu noktaya getirdi. İsraillilerin tutum ve davranışları kaçırılan insanlarını ararmış gibi değildi. Üç yerleşimciyi arama bahanesiyle, Batı Şeria’dan Hamas’ı, İslamî Cihad’ı, Halk Cephesi’ni ve Direniş’le ilgisi olan herkesi söküp atmak için ellerinden gelen her şeyi yaptılar. Olaylar tırmanışa geçti; bana göre artık durum kontrol edilemeyecek bir pozisyona gelmişti ve hem İsrail hem de Direniş bir savaş planlamaksızın harekete geçti. Maalesef bazıları Direniş’i siyasi rolünü yeniden canlandırmak ve Türkiye-Katar-İhvan eksenini yeniden diriltmek için bu savaşa girmekle suçladı. Ben böyle düşünmüyorum.   

Bölgedeki gelişmeleri ve dönüşümleri yakından gözlemleyen İsrail, savaşa girme konusunda pek hevesli değildi. Ancak olaylar gelişmeye başlayınca ‘fırsat’ ve ‘tehdit’ kendisini ortaya sundu. İsrailliler, ‘fırsat’tan yararlanmak istedi; Direniş ise ‘tehdit’e göğüs gererek bunu fırsata dönüştürmeye çalıştı. Kısaca biz, meseleyi böyle yorumluyoruz.

İsrail tarafı ‘Her halükarda savaşa gittiğimiz için, bu fırsattan yararlanabiliriz’ diye düşündü. Özellikle de Gazze işgal altında, Arap dünyası parçalanmış vaziyette, bölgesel ve uluslar arası siyasetin odağı başka yerde ve Arap halkların endişeleri başka tarafta iken bu durumu fırsata çevirebileceklerini düşündüler.

Savaşın ilk günlerinde İsrail bildiği tüm hedefleri vurdu. Ancak Gazze’den füzeler atılmaya devam etti. İsrail’in kendisini niye büyük bir sorunla karşı karşıya hissettiğinin cevabı burada saklıdır. Direniş açısından ise; kendisine dayatılan bu savaşı fırsata çevirerek ablukayı kaldırma noktasında kararlı bir duruş ortaya kondu. Şurası aşikâr ki Direniş, moral yükseltmek için sembolik bir zafer veya vaziyeti kurtaran bir çıkış yolu arayışı içerisinde değil; bilakis bedel ödeme pahasına ablukanın kaldırıldığı gerçek bir zaferin peşindedir.

Bu husus, Direniş’in direnç noktasıdır. Birincisi; çünkü bu Gazze’deki tüm Direniş gruplarının ortak isteğidir. İkincisi; çünkü ablukanın kaldırılması hususunda gerçek bir halk iradesi vardır. Belki bazı insanlar Gazze Şeridi’ni yönetmesi ve iktidarı konusunda Hamas’tan farklı düşünüyor olabilirler. Veya yine bazı gruplar bölgesel konular bağlamında Hamas’la aynı fikre sahip olmayabilirler. Ancak her şeye rağmen ablukanın kaldırılması sorunu, tüm Gazze halkının talebi doğrultusunda şekillenen ortak bir konudur.

Bizim bu savaşı anlama biçimimiz bu yönde. Savaşın başlarında ateşkes ve anlaşma teklif edildiğinde, neden Direniş gruplarının konsensüsle abluka kaldırılmaksızın bu teklifi kabul etmeyeceklerini belirttiklerinin cevabı burada saklıdır. Savaşın başından beri, Direnişin hedefi buydu. Bana göre, İsrail çıkmaza düşmüş vaziyette ve 2006 Temmuz Savaşı’ndaki hatalardan ders çıkarmaya çalışıyorlar. Gazze Savaşı’nın başından beri 2006 Temmuz Savaşı İsrail medyasının gündeminde.

Düşmanın hedeflerinin ılımlı/makul olduğuna katılıyor musunuz?

Bu, 2006 Temmuz Savaşı’ndan çıkarılan derslerden biri. İsrailliler Temmuz Savaşı’ndaki hatalardan ders çıkarmaya çalıştılar; fakat aksine İsrail şu an çıkmaza düşmüş vaziyette. Bu sebeple hedeflerini açıkça belirtemiyorlar. Savaşı başından beri izliyorum; herhangi somut bir hedefle karşılaşmadım. Bu konuda tek bir resmi açıklama yok. Biri Hamas’ı devirmekten bahsediyor; bir diğeri ‘direnişi silahsızlandırmak’tan bahsediyor. Başkası ise füze atışını, kaçakçılığını veya üretimini engellemekten veya tünelleri yıkmaktan bahsediyor.

Hatta öyle ki Direniş’in elinde olan iki askerlerinin akıbetiyle bu kadar çok ilgilenmiyorlar; çünkü biliyorlar ki onları müzakereler olmaksızın ve bir bedel ödemeksizin geri alamayacaklar. Bu esir askerleri siyasi ve askeri baskıyla geri alamazlar. İsrailliler zor durumda. Belki onlar Direniş’in mücadele iradesini ortaya koyamayacağını ve halkın bu seviyede adanışla Direniş’in yanında yer alamayacağını düşünmüş olabilirler. Eminim ki düşman, tıpkı 1996’daki Gazap Üzümleri operasyonunda Şimon Peres’in dile getirdiği gibi füze stoklarının tükeneceğini düşünmüştür. Eğer bu senaryo tutsaydı Filistinlilere herhangi bir taviz vermeden, füzeleri engellediklerini ilan edeceklerdi. Fakat hesapları tutmadı.  

 

Filistinlilerden savaşa doğrudan müdahalede bulunmanız noktasında bir talep geldi mi?

Sevgili kardeşim Musa Ebu Merzuk bu konu hakkında konuştu. Ancak diğer gruplardan hiç kimse böyle bir talepte bulunmadı; meseleyi anladıklarını düşünüyorum.

Ebu Merzuk’un bu talebi Hamas’ın resmi ve gerçek duruşunu mu temsil ediyordu?

Eğer bu talep ciddi olsaydı, medya önünde değil kapalı kapılar ardında konuşulurdu. Bizimle Hamas arasındaki iletişim kanalları asla hasar görmedi; hatta ilişkilerimizin gerilediğinin söylendiği dönemde dahi böyle bir şey olmadı. Daima iletişim kanalları açık ve iletişim devam ediyor. Ebu Merzuk ya da Hamas liderlerinden bir başka kardeşimiz, bu konuyu tartışmaya açmamızı bizden talep edebilir. Fakat bana göre; bunu medya önünde dile getirmek, bazı soru işaretlerini gündeme getirir. Dolayısıyla bu tarz bir yöntemi uygun bulmuyorum. Bunun üzerinde çok durmak istemiyorum; önemli olan iyi niyet ve anlayıştır. Belki o, durumun çok zor olduğunu düşündü ve bu düşüncesini dile getirdi. Fakat bu kadar önemli ve ciddi bir konu medya üzerinden tartışılmamalı. Medya üzerinden dillendirilen bu talebin neden takipçisi olmadığımızın cevabı burada saklıdır. –Bizim doğrudan müdahalede bulunmamızda fayda olsun ya da olmasın- bu mesele aramızda tartışılmalıdır.

 

Bu konu hakkında Hamas’la konuştunuz mu?

Hayır…

 

Bu konuyu görüşmediniz mi?

Hamas’la daima iletişim halindeyiz; ancak ne biz ne de onlar bu konuyu gündeme getirmedik.

 

Size göre; son Gazze Savaşı İsrail’in bir sonraki Lübnan Savaşı planlarını ne kadar erteledi?

Ertelediğini söyleyebilirim; ama ne kadar ertelediğine dair bir tahmin yapamam. Çünkü İsrail’in hangi şart ve durum altında savaşa gireceği belirsiz. Temmuz Savaşı’ndan ve çıkardıkları derslerden sonra İsrailliler gelecekteki herhangi bir savaşın çabuk, kesin ve net bir zafer getirebileceğini varsayıyorlar. Temmuz Savaşı’nda herkes İsrail’in yenilgiye uğratıldığını söyledi; fakat bazıları da tersini iddia etti. Aynı şey son savaşta da oldu; bazıları Güney Lübnan’dan-ki bu bölgeden 2000’deki İntifada’da, 2008’deki savaşta ve yine 2012’deki 8 günlük savaşta da cephe açılmamıştı- bir cephe açılmadığı için savaşı kazanabileceklerini söylediler.   

Temmuz Savaşı’ndan beri İsrail, Lübnan’daki herhangi bir savaşta ilk olarak zaferin çabuk olması gerektiği konusunda ısrarcı. Bu savaş uzun zaman almamalı ve şehirleri yıpratma ve bombalama savaşına dönmemeli. İkinci olarak; bu zafer –sınırlı veya geçici değil- ‘kesin’ bir nitelikte olmalı ve makul/ılımlı hedefleri değil tüm hedefleri başarmalı.  Üçüncü olarak; bu zafer ‘net’ ve ‘açık’ olmalı. Tüm bunların nedeni, bir sonraki savaşın hedefler ve Direniş’in kapasitesi-füze ve tüm bölgelerdeki kapasitesi- bakımından oldukça zor bir savaş olacağının farkına varmalarıdır. Düşman, bir yıpratma savaşıyla başa çıkamaz. Bugün Gazze’den Tel Aviv’e ve diğer bölgelere atılan füzeler oldukça sınırlı sayıda olmasına rağmen, İsrail’in ciddi bir baskı altında olduğunu görüyoruz. Onlar Demir Kubbe sisteminin etki gücünü konuşuyorlar; ancak bu oldukça tartışmalı, çünkü Demir Kubbe sadece sınırlı sayıda füzeyi düşürebildi ve çok sayıda füze fırlatıldığında gerçek sorunla yüzleşecekler.-

İsrail, eğitim ve teçhizat noktasında Temmuz Savaşı’ndan çok ders çıkarmaya çalıştı ve bunları Gazze Savaşı’nda uygulamak için uğraştı. Tüm açıkları kapattığını ve Gazze hakkında gerekli istihbarata sahip olduğunu zannetti. Bununla birlikte başarısız oldular; bunu biz değil kendileri söylüyor. Bu sebeple, imkânları sınırlı olan, kuşatma altındaki Gazze’deki savaşta başarısızlığa uğradılarsa; hesaplarını ciddi bir biçimde yeniden gözden geçirmeleri gerekiyor. Öyle inanıyorum ki Gazze Savaşı’ndan sonra her şey eskisinden farklı olacak.  

 

Filistin Direnişi’ne ve Gazze halkına tavsiyeleriniz nelerdir?-

Tüm bu yaşananlar kendi kanaatleri, iradeleri ve kültürü. İnsanoğluna ‘teslim olmak’ ve ‘savaşmak’ şeklinde 2 seçenek verilmişse, direniş ve zillet arasında tercih yoktur. Direniş kültürü ve seçeneği, başka bir tercihleri olmadığı için Filistin halkı arasında büyümektedir. Onlar müzakereleri denediler ve yeterince uzun bir vakit bölgesel ve uluslar arası şartların değişmesini beklediler.-

Mısır’la birlikte, Gazze’ye ve tüm Filistin davasına altın bir fırsat sunuldu; ancak çabuk kaybedildi. Gazze’de yaşayan insanlar için, başka hangi seçenekler var ki? Ya direnecekler, ya İsrail şartlarına teslim olacaklar, ya kendilerini denize atacaklar ya da göç edip mülteci kamplarına yerleşecekler.

Tüm bu tecrübelerin ardından Filistinlilerin bugünkü tercihlerinden-direnişten- başka bir tercihleri olduğunu düşünmüyorum. Kendini onurunu, hayatta kalışını ve varlığını önemseyen bir insanın karşısında direnişten başka bir seçenek yoktur. Teslim olan insanlar var. Ancak Gazze halkı, bedel ödemek gerekse de teslim olmamayı ve bu kararının sonuçlarına dayanmayı tercih etmelidir. Direniş’te onlar için bir eminlik vardır ve Direniş yolu sonuca ulaştıracaktır. Sloganlar değil akıl ve mantık, Gazze halkının savaşması gerektiğini söylüyor. 

 

Net bir şekilde Direniş Ekseni ile Mısır Yönetimi arasında bir problem var. Konu sadece Hamas’la ilgili değil. Sisi Yönetimi’nin Gazze saldırılarıyla ilgili tutumunu ve Direniş üzerinde kurduğu baskıyı nasıl değerlendiriyorsunuz?-

Filistin Direnişi’nin liderlerinden birinin sözüyle cevap vermek istiyorum: Gazze’nin problemi, “İsrail’le ilgili güven problemi-temel ve önemli bir problem-“ ile “Katar-Türkiye ve Mısır-Suudi Arabistan-Birleşik Arap Emirlikleri eksenleri” arasında sıkışmaktır. Bu ayrışmanın nedenleri anlaşılabilir ve herkesçe malum. Fakat maalesef bu, söz konuşma ayrışmanın bir şekilde üstesinden gelinmesi gerektiği durumlar için oldukça keskin ve karşıt bir ayrım. Örneğin biz, Filistinli gruplardaki kardeşlerimizle ve İran’daki kardeşlerimizle yaptığımız istişareler neticesinde; İran’a Türkiye’yle, Katar’la, Mısır’la, Suudi Arabistan’la ve hatta Birleşik Arap Emirlikleri ve Umman’la temasa geçmesi tavsiyesinde bulunduk. Mesele Direniş ekseni olduğu zaman, puanlama sistemiyle uğraşmadık veya Direniş hareketini iç ve bölgesel değerlendirmelerde kullanmadık. Ortada temel bir hedef var; o da Gazze’deki Savaşı durdurmak ve ablukayı kaldırmak.-

Ortada çatışmalar varken; insanlar için öncelik birbirleriyle konuşmaktır. Fakat tüm bu olayların ortasında, örneğin Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Mısır cumhurbaşkanı Abdulfettah Sisi’nin şahsına saldırması Mısır’ın pozisyonunu daha güç hale getirdi. Hatta el-Cezire aracılığıyla Katar’ın Mısır’a karşı tutumu negatif sonuçlar doğurdu. Eğer Filistinlilere yardım etmek istiyorsanız, Mısır’la konuşabilmelisiniz. Filistinlilerin kendileri, herhangi bir çözümün veya anlaşmanın Mısır’sız olamayacağını söylüyorlar. Bu, iki rakip eksenin tüm diğer tartışma ve ihtilafları bir kenara bırakarak Gazze’ye öncelik vermelerini gerektiriyor.    

 

Gazze Savaşı’ndan sonra; sadece Hizbullah olarak değil aynı zamanda İran ve Suriye açısından da değerlendirdiğinizde Hamas’la gelecekteki ilişkilerinizi nasıl görüyorsunuz?    -

Gazze Savaşı’ndan önce de –her ne kadar Suriye meselesinde farklı düşünsek de- görüşmelerimiz ve irtibatlarımız asla kesintiye uğramadı. Her şey normal seyrinde devam etti. 

 

Peki desteğiniz?

Elbette ki Suriye, Irak ve bölgedeki gelişmelerle birlikte genel durum biraz etkilendi. Suriye meselesinde; meydana gelen olayları değerlendirmede farklı bir yaklaşımımız olsa da, bir araya geldiğimiz tüm toplantılarda temel kaygı, bizim onların bu konudaki tutumunu, onların da bizim bu konudaki tutumumuzu anlamaya dönüktü. 

Bu konu hakkında farklı tartışmalarımız oldu. Tabii ki Gazze’deki son durum, öncelikleri yeniden şekillendirdi ve bu sayede daha çok irtibat ve işbirliği sağlayabiliyoruz. Son savaş, Hizbullah-Hamas ve Hamas-İran ilişkilerini daha da arttırdı. Suriye meselesi farklı, karmaşık ve zamana ihtiyacı olan bir konu. Bölgesel gelişmelerin konusu ve yakın gelecek için bir öngörüde bulunmak zor.

 

Kudüs’e girecek miyiz?

Hiçbir şüphem yok.

 

Bugün halk, Filistin için ne yapmamız gerektiğini ve neden Kudüs’ü özgürleştirmemiz gerektiğini merak ediyor…

Genelde Arap kamuoyunda özelde ise Lübnan’da karşı karşıya bulunduğumuz en büyük tehlike, İsrail’in bir gün bölgede doğal ve normal bir unsur olarak kabul edilmesi düşüncesinin kabul görmesidir. Ya da İsrail’in artık bölge ve halklar için bir tehdit değil, eğer tehditse bile sadece Filistin için bir tehdit olarak görülmesidir.

İsrail gayrimeşru bir rejim olarak tüm bölge için daimi bir tehdittir. Bu rejimle barış içerisinde bir arada yaşamak mümkün değildir. Filistinli olanlarla olmayanlar, Şiiler ile Sünniler, Müslümanlarla Hıristiyanlar aralarındaki tüm hassasiyetleri bir kenara bırakıp tüm halkların bu tehdidi ortadan kaldırmayı hedef edinmesi gerekiyor.

islamanaliz