Displaying items by tag: Mısır

İran İslam Cumhuriyeti Dışişleri Bakanı Arap ve Afrika bölgelerinden sorumlu yardımcısı Hüseyn Emir Abdullahiyan, “ABD ile IŞİD konusunda hiç bir görüşme ve işbirliğimiz yoktur” dedi.

İran İslam Cumhuriyeti Dışişleri Bakanı Arap ve Afrika bölgelerinden sorumlu yardımcısı Hüseyn Emir Abdullahiyan, el-Alem Tv kanalına verdiği mülakatta İran İslam Cumhuriyeti temel politikasının komşu ülkelerle işbirliği yapmak olduğunu belirterek, nükleer meselesinin çözümünden sonra İran’nın bölge ve bölge ülkelerine daha çok dikkat etmesi gerektiğini söyledi.

Hüseyn Emir Abdullahiyan, İran İslam Cumhuriyeti’nin P5+1 grubu ile sadece nükleer program konusunda görüşüldüğünü söyleyerek, “İran Dışişleri Bakanlığı P5+1 grubu ile bölge ülkeleri hakkında görüşmek gündemimizde yoktu zira İran’a göre bölge meseleleri sadece bölge ülkeleriyle ilgilidir” dedi.

İran Dışişleri Bakanı Arap ve Afrika bölgelerinden sorumlu yardımcısı Hüseyn Emir Abdullahiyan konuşmasının devamında İran ve Suudi Arabistan ilişkilerinin şimdiki durumuna değinerek, “Bize göre Suudi Arabistan’ın bölge sorunlarını çözmede güç kullanıp zora başvurması bir stratejik hatadır. Biz Suudi Arabistan’ın ele aldığı bu siyasete karşı olduğumuza rağmen yine de Tahran ve Riayd ilişkilerinin normal hale gelmesini olumlu buluyoruz” diye ekledi.

Emir Abdullahiyan ayrıca İran ve Mısır ilişkilerine değinerek, “İran ve Mısır ilişkilerinde ne gerileme ne de ilerleme yaşanmıştır. Biz her zaman Mısır'la devamlı bir ilişki kurmayı olumlu karşıladık, fakat Mısır hükümeti İran'la ilişkilerini genişletmeye dair mevcut sorunlarını çözüp bu konu hakkında karar vermeli. Biz bu kararı Mısır hükümetinin kendisine bırakıyoruz” dedi ve İran İslam Cumhuriyeti’nin bölgede IŞİD’le mücadele ve ayrıca Irak ve Suriye gibi IŞİD tehlikesiyle karşı karşıya kalan ülkelere yardım etmede ilk ülkelerden olduğunu belirterek, “ABD ile IŞİD konusunda hiç bir görüşme ve ortak işbirliğimiz yoktur. Bizim IŞİD’le de mücadelemiz Irak ve Suriye hükümetlerinin isteği üzerinedir. Gelecekte de terörizm tehlikesiyle karşı karşıya kalan ülkelere terörle mücadelede yardım edeceğiz” dedi.

Published in Rapor

“Maalesef Türkiye’nin bölgeye ilişkin cehaleti, gemlenemez ihtirasları, İhvan’ı yanlış yönlendirmesi ve “Yeni Osmanlıcılık” adı altında hortlayan İttihatçılığı Mısır ve Suriye’nin bu hale gelmesinde rol oynadı, bölgeye felaket getirdi.”


Muhammed Mursi ile yüzlerce kişi hakkında verilen idam kararları vicdanları infiale sürükledi.” diyen Zaman’dan Ali Bulaç, “Mısır’ı askeri darbeye götüren gelişmelerden en önemli olanı Türkiye’nin İhvan yönetimindeki Mısır’la kurmaya çalıştığı ilişki biçimi oldu.” değerlendirmesinde bulundu.

İşte, Bulaç’ın dikkat çeken analizi:

İdam Kararlarında Türkiye’nin Rolü

Mısır’ın ilk seçilmiş Cumhurbaşkanı Muhammed Mursi ile yüzlerce kişi hakkında verilen idam kararları vicdanları infiale sürükledi.

İdam kararları peşpeşe geliyor: Bu sene (2015) 24 Mart’ta 529; 5 Şubat’ta 183, 11 Nisan’da aralarında Müslüman Kardeşler Rehberlik Konseyi Başkanı Muhammed Bedii’nin de bulunduğu 13 kişiye idam, 37 kişiye müebbet hapis cezası verildi. 16 Mayıs günü ise önce 20 yıl hapis cezasına çarptırılmışken 17 arkadaşıyla Muhammed Mursi’nin cezası idama çevrildi.

İdam kararlarına Sünni dünyanın pek itibar ettiği Yusuf el Kardavi’nin de dahil edilmiş olması Ortadoğu’nun genelinde yeni bir baskı dönemine girdiğimizin işaretidir. Sadece siyasiler değil, baskı rejimlerine karşı olan alimler de hedef seçiliyor.

Mısır’da olup bitenler üzerinde çok yönlü düşünmek lazım. 3 Temmuz (2013) darbesine yol açan birden fazla faktör sıralamak mümkün. Zaten böylesi altüst oluşları tek bir sebebe irca etmek doğru değil, mümkün de değil. Biz, önümüzdeki zamanlarda ışık tutması dolayısıyla darbe sürecinde Türkiye’nin oynadığı rolü anlamak durumundayız.

Mursi ve arkadaşlarının idamını isteyen savcıların öne sürdüğü iddialara ve Mısır medyasında yer alan haberlere göre Mursi, Mısır’ın genel ulusal çıkarları aleyhine olmak üzere Türkiye ile ilişkiler içine girmiştir. Yurtdışı iki bağlantısı önemli (!) suç delili olarak öne sürülmektedir. Bunlardan biri Gazze’de Hamas’la, diğeri Türkiye ile ilişki kurması.

TÜRKİYE DARBE İHTİMALİ ORTAYA ÇIKINCA “DİREN” DEDİ

Yine iddiaya göre darbe ihtimalinin belirmesi üzerine oğlunu Türkiye’ye gönderen Mursi, Türkiye’den “direnin” talimatını almıştır. İstihbarat generali Azeb’e göre, İhvan üyelerinin yattığı hapishane baskınını Türkiye ve Hamas ortaklaşa planlamışlardır.

Bu iddiaların İhvan mahkumlarına idam ve müebbet hapis cezaları verilmesi için öne sürülmüş uydurma şeyler olduğunu düşünebiliriz. Nitekim İhvan’a verilen ağır cezalar da bu fiillerden dolayı değil, bunların tamamı birer bahane, yukarıdan direktif alan yargının kendini hukukla ilişkilendirmeye çalıştığı bir pamuk ipliği. Asıl zamirde yatan sebep başka!

Halkın oyunu alarak cumhurbaşkanı seçilen Mursi’yi ve İhvan’ı idama götüren süreci başlatan faktörler sıralanırken, Mursi’nin “İhvan” adı verilen bir cemaatten talimat aldığı; Mısır’ı otoriter bir rejime doğru götürdüğü ve kendi programını diğer kesimlere kabul ettirmek üzere hareket ettiği iddia edilir. Bu iddiayı 3 Temmuz cuntası yanında başlangıçta İhvan karşıtlığıyla öne çıkan liberaller, Arap milliyetçileri ve solcular yüksek sesle dillendirmektedirler. Mısır darbesini zımnen destekleyen Batı dünyası da söz konusu argümanlara sığınarak darbeye olan tepkiyi hafifletmeye çalışıyor. Fakat bu suçlamaların ciddiye alınır bir yanı yok. Mursi’nin İhvan’dan talimat aldığı kesin değil; İhvan Mısır’ın zararına çalışan bir cemaat değil; Mursi kendi programını başkalarına zorla uygulatacak zamana sahip olmadı; ayrıca hâlâ “çoğunluk faktörü”nün rol oynadığı demokrasilerde bu soruna çözüm bulunmuş değil.

Mısır’ı askeri darbeye götüren gelişmelerden en önemli olanı Türkiye’nin İhvan yönetimindeki Mısır’la kurmaya çalıştığı ilişki biçimi oldu. Türkiye, İhvan’ın seçimleri kazanmasıyla öyle bir hava estirdi ki, sanki Mısır’ın önderliğinde Arap âlemi Türkiye’nin kontrolüne geçti; bölgenin tamamını içine alacak “Yeni Osmanlı imparatorluğu” kurulmasına ramak kaldı. Buna tuz biber eken son gelişme darbeden iki ay önce Mursi’nin Türkiye ziyareti sırasında Türkiye ve Mısır ortaklaşa ordu kurup Suriye’ye müdahale edip Esed’i devirecekleri yolunda çıkan haberler oldu. Maalesef Türkiye’nin bölgeye ilişkin cehaleti, gemlenemez  ihtirasları, İhvan’ı yanlış yönlendirmesi ve “Yeni Osmanlıcılık” adı altında hortlayan İttihatçılığı Mısır ve Suriye’nin bu hale gelmesinde rol oynadı, bölgeye felaket getirdi.

Bundan sonra Ortadoğu’yu hakiki manada dönüştürmeye aday bütün İslami hareket ve oluşumların sistemli bir biçimde tasfiye edilmeleri süreci başladı. Türkiye’nin dahil olduğu bu musibetlerle dolu süreçten şimdilik sadece Tunuslu Müslümanlar kendilerini kısmen koruyabilmektedirler. Bölgede sadece İhvan değil, İslami hareketler idam edilmek isteniyor.

 

zaman

İnsanların şer ve fitne gruplarından kurtulması için IŞİD’le mücadele edilmeli, savaşılmalıdır…
Mısır’ın en büyük İslami kurumu olan El Ezher, insanlık dışı vahşi cinayetler işleyen IŞİD terör örgütünü İslam ümmeti içerisinde yeni türeyen Hariciler olarak isimlendirerek IŞİD’in yok edilmesi için çaba harcamanın tüm ülke yöneticilerine vacip olduğunu vurguladı.

Bu bağlamda bir bildiri yayınlayan El Ezher, bildiri de şu ifadelere yer verdi:

“IŞİD’in özellikle gençleri kendi saflarına katmak için yaptığı faaliyetleri kınıyor, bu faaliyetlerin delalet olduğunu ve tek hedefinin İslam ülkelerindeki istikrar ve güveni zedelemek olduğunu açıkça ilan ediyoruz.

IŞİD üyesi her fert birer teröristtir. İslam’ın adını kullanarak gençleri yanlış ve sapkın yollara davet ediyorlar. Kutsal İslam dini bu ve benzeri terör gruplarından müberradır. IŞİD, günümüzün Haricileridir. İnsanların bu şer ve fitne gruplarından kurtulması için herkes IŞİD’le mücadele etmeli, savaşmalıdır.

IŞİD’in Haricilerden hiçbir farkı yoktur. Hariciler, müminlerin emiri Ali b. Ebu Talib başta olmak üzere Peygamberin ashabını dinden çıkmakla itham eden ve kendileri gibi düşünmeyen herkese savaşan açan hatta tekfir eden sapkın bir gruptu.

Bugün, dün yaşanan bu tekfir etme sahnelerini yeniden görüyoruz. Zira İslam’dan dem vuran ama İslam’ın adından başka hiçbir şeyini bilmeyen aşırıcı gruplar, kendilerini rahmet ve kardeşlik dininin bir üyesi gibi tanıtarak İslam’ın çehresini zedeliyor, Müslümanları dinden çıkmakla suçluyor.

İnsanları tekfir etme eylemlerinde İslam’la alakası olmayan yalan ve batıl sözleri referans alınıyor. Sözde Müslüman olan bu din düşmalarının amacı insanları İslam dininden uzaklaştırmak, İslam’dan nefret etmelerini sağlamak ve İslam’ı sadece kanla beslenen savaş diniymiş gibi tanıtmaktır.

Bugün Suriye ve Irak’ta bazı bölgeleri işgal eden IŞİD terör örgütünün uzantıları şimdi de Mısır ve Libya’da faaliyet göstermeye ve bu ülkelerde yaşayan masum insanları öldürmeye başladı.”

 

Published in Rapor

Tahran Üniversitesi’nde “Seyyid Kutub’un Eser ve Düşünceleri” konulu iki günlük bir panel düzenledi.

Son dönem İslam dünyasının yetiştirdiği önemli fikir adamlarından ve Mısır’da dönemin iktidarı tarafından idam edilen şehid Seyyid Kutub’un düşünce, eser ve İslam dünyasındaki etkileri Tahran Üniversitesi’nde gerçekleşen iki günlük panelde ele alındı.

Dünya Müslümanlarının ve Mustazaflarının Rehberi Seyyid İmam Ali Hamaney’in Üniversiteler Temsilciliği tarafından Tahran Üniversitesi’nde düzenlenen panelde, Seyyid Kutub’un yaşadığı dönemde İslam dünyasında mevcut sorunlara çözüm aradığı, bu çerçevede ortaya koyduğu fikir ve düşüncelerden dolayı dönemin Mısır iktidarı tarafından tehdit olarak görüldüğü, bundan dolayı idam edilerek ortadan kaldırılmak istendiği; ancak düşünce ve eserleriyle İslam dünyasını etkilediği belirtildi.

Türkiye’de Said-i Nursi ve Nur Hareketi, Mısır’da İhvan Hareketi ve Hasan El-Benna gibi hareket ve fikir-siyaset adamları üzerinde çalışmalar yürüten ve bu hareketleri yakından takip eden Seyyid Hadi Hosrovşahi panelde yaptığı konuşmada, “Seyyid Kutub’un Mısır ve diğer Arap ülkelerinde başlayan ve diğer İslam ülkelerini de etkisi altına alan ‘Yeniden İslami Düşünce’ hareketinde inkâr edilemez bir yeri vardır” dedi.

Seyyid Kutub’un İslam dünyasının uyanışında kilit bir rol oynadığının altını çizen Huccetulislam Hamid Parsiyan, “Seyyid Kutub’un bir çok eseri Farsça’ya tercüme edildi. Tercüme edenlerden biri de İmam Ali Hamaney’dir. Seyyid Kutub’un fikirleri İran’da geniş bir yankı bulmuştur” şeklinde konuştu.

Akademisyen Dr. Davut Fireyhi ise yaptığı konuşmada şunları söyledi: “Kutub’un hayatını üç başlıkta değerlendirebiliriz. Bu üç başlıktan biri, eğitim için gittiği ABD dönemidir. Seyyid Kutub için ABD dönemi çok önemlidir. Çünkü bu dönemde fikri gelişim yaşıyor. Mısır hükümetinin bursu ile ABD’ye giden Kutub, orada yaptığı çalışmalarda Mısır hükumetine muhalif bir tavır sergiliyor. Ayrıca, ABD’de kaldığı dönemde batı medeniyetini de yakından tanıma imkanına sahip oluyor. Eserlerine bakıldığında, Kutub’un batı medeniyetini şiddetle eleştirdiğini görürsünüz. Kutup, 1953 yılında 45 yaşında İhvan hareketine resmen katılıyor. Bu dönemi ise Kutup, ‘yeniden doğdum’ ifadesi ile tanımlıyor.

Toplumun yaşantısı üzerine ciddi araştırmalar yapıyor, cahiliyye konusunda ciddi kafa yoruyor, humanizmi modern cahiliyye olarak görüyor.”

Seyyid Kutup’un İslam’ın canlı ve diri olmasını ve hakim olmasını isteyen bir düşünür olduğunu ifade eden Huccetulislam Ahmed Rahdar ise, “Seyyid Kutub, İslam dünyasının sorunlarını yakından takip eden bir düşünürdü. Kutub, İslam’ın yeniden canlı ve diri olmasını ve hakim olmasını istiyordu. Bundan dolayı uzun mesai harcadı. İdam edildiği 1966 yılına kadar eksilmeyen bir tempo ile çalıştı. Bir çok eser yazdı. Bu eserler bir çok dile çevrildi ve bu münasebetle İslam dünyasını eser ve fikirleriyle etkiledi” dedi.

Panelin yapıldığı salonda açılan stantta Seyyid Kutup’un Farsça’ya tercüme edilmiş eserleri satışa sunuldu. Üniversite öğrencileri Kutup’un kitaplarına yoğun ilgi gösterdi.

Published in Rapor