Pazar, 06 Eylül 2015 02:41

Timsah Gözyaşları

IŞİD, Nusra ve benzeri ruh hastası grupları kurdular kurdurdular. Dünyanın dört bir yanından on binlerce ruh hastası katili Türkiye üzerinden Suriye'ye taşıdılar. Başından beri yalan söylediler. Utanmadan 'Irak'ta IŞİD'ten kaçanlar Esad zulmünden kaçtı kaçıyor' diyecekler. 'Ezidi kızları da Esad kaçırdı ve köle pazarında satmıştır'. 'Libya'da birbirini boğazlayan ve tümü Sünni grupların arkasında da Esad vardır'!

Bodrum sahillerinde minik cesedi bulunan Suriyeli çocuk Aylan'nın fotoğrafını tüm dünya gördü.

Manşetler, duygusal söylemler, iki yüzlülük ve vicdan pazarlayıcıları.


Hiç kimse 'Bu çocuğun Bodrum sahillerinde ne işi vardı' diye sorgulamadı. Babası, annesi ve bir yaş büyük kardeşi ile. Binlerce benzer aileler gibi.

Her gece plastik botlar, kayıklar ve her tarafı dökülmüş teknelerle Bodrum ve Ege kasabalarından Yunan adalarına doğru ölüm yolculuğuna çıkıyorlar.

Ne sahil koruma ne de polis hiç bir önlem almıyor. Bile bile ve göre göre ölüme gönderiliyorlar.


Bodrum ve Yunan Kos Adası'nda kendim gördüm. Bu insanları Suriye'den getirenler Bodrum sahillerinden Yunan adalarına ölüme gönderenlerdir.


Ege Denizi Aylan'ın minik bedenini yutmayıp Bodrum sahiline bırakması bu vicdansızlara bir mesajdır. Son dört yılda buna benzer bir çok mesaj verildi ama anlayan yok.


Sık sık Suriyeli göçmenlerin kamplarını ziyaret eden Angelina Jolie bile sessiz. Herkes gösteri peşinde. Suriye'de daha hiç bir olay yokken Mayıs 2011'de Hatay bölgesinde çadırlar kurulmuştu. Olayların çıkacağını ya da daha doğrusu çıkaracağını bilen AKP 'Haydi gelin Suriyeliler' der gibiydi.

Suriyeliler de geldi. Sonra da utanmadan birileri 'Suriyeliler Esad'ın zulmünden kaçıyor' propagandasına sarıldı. Zavallı Suriyeliler kin, nefret ve intikamın malzemesi yapıldı. Şimdi gelin bu yalana da bakalım.

Suriye nüfusu 22 milyon.

Irak, Türkiye, Lübnan, Ürdün ve Mısır'da 4 milyon Suriyeli göçmen var.


Bunların büyük bölümü sınıra yakın bölgelerden dışarıya kaçtı. Bu bölgeler IŞİD, Nusra ve benzeri ruh hastası terör örgütlerinin işgali altında.


Dışarıya kaçmak istemeyenler Suriye içinde daha güvenli bölgelere sığındı. Yani devletin kontrolü altındaki bölgelere. Bu bölgelerde 16 milyon Suriyeli yaşıyor. Yaklaşık iki milyon kadarı da IŞİD, Nusra ve benzeri ruh hastası örgütlerin işgali altındaki bölgelerde yaşıyor ya da yaşamak zorunda.


Şimdi size iki somut örnek vereyim. Önce Cerablus'a bakalım. Bu kasaba Temmuz 2012'de Türkiye tarafından giren yüzlerce terörist tarafından işgal edildi. Kasabaya giren ruh hastası teröristler bazı devlet memurlarını öldürünce devletine bağlı olan insanlar kaçmak zorunda kaldı. Bunlar ilk göçmen grubuydu. Sonra teröristler birbirini boğazlayınca ikinci göç dalgası yaşandı. Mart 2014'te IŞİD kasabayı ele geçirince Nusra ve yandaşlarının boğazını kesti.


Onlar da benzer yöntemle karşılık verdi.


Üçüncü ve dördüncü göçmen dalgası...


Bugün artık 200 binlik kasaba ve köylerinde 30 bin insan yaşıyor ya da yaşamak zorunda.


Bu kasabanın herşeyini bilirim.


Peki bu Cerablus ve köylerinden kaçanlar Esad zulmünden mi kaçtı?


İkinci örnek Cerablus'un karşısında bulunan Aynelarab yani Kobani'den.


IŞİD saldırınca Türkiye'ye sığınanlar da mı Esad zulmünden kaçtı ?


Suriye'yi bu hale sokanlar tarih ve insanlık önünde hesap verecektir.


Allah Suriye'de 300 bin insanının ölümüne, bir milyonun yaralanmasına, 8 milyonunun içte ve dışta evinden uzak yaşamasına ve 600 bin evin yıkılmasına neden olanlardan mutlaka hesap soracak, sormalıdır.


Yaptıkları din, iman ve insanlıkla hiç bir ilgisi yok.


Yalnız Suriye'de değil. Irak, Libya, Yemen, Mısır ve bu coğrafyanın her yerinde.


Aptalca hayaller uğruna milyonlarca insana acı çektirdiler. 'Sünni alem' adına 'Kafir Alevi ve Şiileri' yok edeceklerdi.


IŞİD, Nusra ve benzeri ruh hastası grupları kurdular kurdurdular. Dünyanın dört bir yanından on binlerce ruh hastası katili Türkiye üzerinden Suriye'ye taşıdılar. Başından beri yalan söylediler. Utanmadan  'Irak'ta IŞİD'ten kaçanlar Esad zulmünden kaçtı kaçıyor' diyecekler. 'Ezidi kızları da Esad kaçırdı  ve köle pazarında satmıştır'. 'Libya'da birbirini boğazlayan ve tümü Sünni grupların arkasında da Esad vardır'!


'Yemen'de her gün onlarca çocuğu öldüren Suudi uçakları da Esad kullanıyordur'!


'Her gün onlarca kişiyi tutuklayıp işkence yapan Bahreyn polisine de talimatı Esad veriyordur'!


'Türkiye'yi de Esad karıştırıyordur'.


'Arap Baharı'ndan bu yana bizim coğrafyada milyonlarca insan acı çekiyor. Onların bedduası mutlak yerini bulacaktır. Türkiye, Katar, Suudi Arabistan, Ürdün ve bölgesel ve uluslararası ortakları onlara demokrasi ve özgürlük getirecekti. Şimdi  hep birlikte Aylan için timsah göz yaşı döküyorlar. İnsanda biraz olsun utanma ve arlanlama olur.


O da yoksa Allah korkusu. Pis oyunlarınızla acı çektirip öldürdüğünüz Aylan ve onun gibi on binlerce bebek ve çocuğun ruhu asla peşinizi bırakmayacaktır.

Hizbullah Genel Sekreteri Seyyid Hasan Nasrullah, ‘Zafer Günü’ konuşmasının ikinci bölümünde bölge ülkelerini hedef alan bölünme planlarına değindi.

Vadi el-Huceyr konferansında tarihi bir karar alınmış ve bölgenin bölünmesine karşı olunduğu ifade edilmişti. Gerçi bölge bölündü; ama her halükarda bu konferansta en iyi tavır alınmıştı.

Bugün yine burada toplanmışken bölgenin yeniden bölünmesine karşı çıkmalıyız. Bu, şu an Amerika ve İsrail’in bölgede şu an gerçekleştirmeye çalıştığı bir komplodur ve maalesef bazı bölgesel güçler de bilerek veya bilmeyerek kendilerine de zararı dokunacak bu planı uygulamakta ve izlemektedir.

Bugün her yerden haykırmalı, halklarımızı ve ümmeti uyarmalıyız. Bölge ülkelerini yeniden bölme ve parçalama planları bölgeyi uzun sürecek etnik ve mezhebi iç savaşlara sokuyor. Bunun bölge güçlerinin yıkımından, tahrip olmasından mültecilikten başka sonuçları yok.

Dolayısıyla İslam dünyasının alimleri, Müslüman ve Hıristiyan liderler, İslamcılar, milliyetçiler, laikler, tüm güçler ve hareketler, bu komplo karşısında yeni bir tavır almalıdır.

Eğer buna izin verirsek, eğer bu nesil buna izin verirse bölge yeniden bölünüp parçalanırsa, bunun etkileri sonraki nesillerde görülecek ve hepimiz Allah katında sorumlu olacağız.
ABD IŞİD’i toplumsal dokuyu değiştirmede kullanıyor

Bugün IŞİD, bilerek veya bilmeyerek bölgenin bölünüp parçalanmasına çalışıyor. Hatırlarsanız geçen yıl bu konuya değinmiş ve demiştim ki Amerika, terörle mücadelede asla ciddi değil.

Amerikalılar, IŞİD’i bölgenin toplumsal dokusunu değiştirmek, bölge devletlerini ve hükümetlerini yıkmak ve bölge haritasını değiştirmek için kullanmak istiyor.

Birkaç gün önce Ankara, ‘ABD bizden IŞİD’e karşı operasyonları durdurmamızı istedi’ diye bir açıklama yaptı. Neden? Acaba Suriye’nin ulusal egemenliğine saygıdan dolayı mı?

Hayır uluslararası koalisyonun Suriye’nin ulusal egemenliğine onuruna saygısı yok.  Onlar, şu an IŞİD’in zayıflamasını istemiyorlar. Irak’ta kullandıkları gibi IŞİD’i Suriye’de de kullanmak istiyorlar. Nasıl?

John Kerry Doha’da şunu söyledi. Suriye’deki rejim IŞİD’e karşı mücadele edemez. IŞİD’e karşı koymamız için onun Şam’a ulaşmasını önlemeliyiz. Suriye’deki mevcut hükümet gitmeli, Suriye hükümeti ılımlı muhaliflere geçmeli.

Amerika, Suriye hükümetini devirmek için IŞİD’den siyasi olarak istifade ediyor.  Ama o, yalan söylüyor. Nusra ve benzeri grupların dışında kalan “ılımlı muhalifler” IŞİD’e karşı koyabilir mi?

O diyor ki ılımlı muhaliflerin eğitilip donatılması projesi başarısız oldu. Türkiye’de eğitime alınacak 2 bin kişiden yalnızca 60’ı IŞİD’le savaşıyor. Dolayısıyla sen Suriye hükümeti yerine daha zayıf ve yetersiz birilerini yönetime getirmek istiyorsun.

Eğer ılımlı muhalifler, Suriye yönetimini ele geçirirse –şu hile ve nifaka bakın- dünya ona yardıma gelir, onu destekler ve IŞİD’e karşı savaşır.
Irak’a da hükümetinizi değiştirin size yardım edelim demişlerdi

Bu hile birkaç ülkede gerçekleşti. Irak içindeki siyasi ihtilafları bir kenara bırakıp bakın. Irak’a neler söylediler?

Dediler ki hükümetinizi değiştirin size uluslararası, bölgesel yardımlar ve Arap yardımları sınırsız olarak gelsin. Iraklılar hükümetlerini değiştirdiler. Bunun sebeplerine girecek değilim. Ama netice ne oldu?

Amerika’dan, bölge ülkelerinden, NATO’dan Arap ülkelerinden teröre karşı yardım alabildiler mi? Yoksa kendi iradeleriyle ve gerçek dostların yardımıyla mücadele eden Gönüllü Halk Güçleri’nin bulunduğu yerlerin dışında IŞİD daha da ilerlemedi mi?

Daha da öteye gidelim Irak’la Amerika arasında silah, mühimmat ve savaş uçağı anlaşmaları yok mu? Bu anlaşmalar uygulanmadı, halbuki Iraklıların silah ve mühimmat sorunu bulunuyor.

Daha da kötüsü Amerikalar ve Suudiler koordineli olarak petrol fiyatlarını düşürdüler ve Irak’ın bütçesi yarıya indi. Siz Irak’a hükümetinizi değiştirirseniz size yardım edeceğiz diye vaatte bulunmuştunuz. Peki sözünüzde durdunuz mu? Şimdi aynı oyunu Suriye için de oynuyorlar. Herkesin bu oyun ve hile karşısında uyanık olması gerekiyor.
ABD ve müttefikleri terörü araç olarak kullanıyor

Yemen’de teröre karşı savaşa girdiklerini söylemişlerdi; ama el-Kaide, IŞİD ile Yemen’in asli İslami ve milli güçlerine karşı müttefik oldular.

Amerika ve müttefikleri terörizmi taleplerini ve planlarını dayatmak için bir araç olarak kullanıyor. Bizler her yerde bu komplolara karşı koymalıyız. Çünkü Amerika’nın gerçek komplosu –ey dünya bizi onaylayın diyerek- bölme ve parçalamadır.

Irak’ın bölünmesi, Suriye’nin bölünmesi, bölgenin bölünmesi hatta Suudi Arabistan’ın bölünmesi... Çünkü bu Amerika’nın ve İsrail’in çıkarınadır. Bu, bölgede oluşan uyanış karşısında kullandıkları son araçtır.

Bu çerçevede Suriye yönetimine, ordusuna ve bizim de içinde olduğumuz müttefiklerine yönelik suçlamalara da kısaca değinmek istiyorum.

Bizim Suriye’nin bölünmesi için hareket ettiğimizi söylüyorlar. Asla böyle bir şey yok. Gerekirse bu konuda daha fazla açıklama yaparım; ama şimdilik size şu kadarını söyleyeyim.

Suriye halkı, ordusu ve ulusal güçleri 5 yıldır Haseke’de, Deyr ez-Zor’da, Dera’da, Suveyda’da Halep’te, İdlib’de, Şam’da, Humus’ta her yerde Suriye’nin tek parça ve birleşik olarak ayakta kalması için savaşıyordu. Onlar Suriye’nin tek parça halinde kalmasını istiyorlar ve Suriye’nin bölünmesi planına da teslim olmuyorlar.

Konuşmamın bu bölümünün sonunda bir kez daha 142. Gününü dolduran Yemen’e ve Yemen halkına yönelik Suudi-Amerikan saldırılarını, Amerika ve İsrail’in bölgedeki cinayetlerinden bile korkunç hale gelen bu vahşi gayri insani cinayetleri kınıyorum.

Ve diyorum ki bölgedeki daha önceki savaşlardan alınacak tecrübe Yemen’de de vardır. Yemen’in bir kenti veya bir yeri düşmüş olabilir; ama Yemen halkının inancı, iradesi, direnişi izzet ve onur duygusu ve işgalcilere karşı koyma azmi oldukça bu saldırganlar zafer kazanıp hedeflerine ulaşamayacak.   

"Bizim 16 yaşında binlerce gencimiz var, sizin F-16 sayınız kaç?"

Şimon Perez’den Olmert kabinesinde bakan olduğu dönemde ifade ettiği bir şeyi size okuyayım. O, bunu Winograd Komisyonu’nda dile getiriyor.

O, “İsrail olması gerektiği gibi hazırlıklı değildi, inisiyatifi elinde bulundurmuyordu. Bizim zayıflıklarımız vardı” vs. diyor ve asıl konuya geliyor şimdi onu size kısaca okuyayım. “Fiyatı 100 milyon dolar olan F-16 ile 16 yaşındaki bir gençle savaşa gidilmez.” İşte bu Temmuz Savaşı’nın sonucudur.

Şimdi siz buna Gazze ve Yemen’i ve diğer savaşları da buna ekleyin. Özetle hava kuvvetleri savaşın sonucunu belirleyen şey değildir.

Sizin kaç F-16’nız var; bizim 16 yaşında binlerce gencimiz var. Onlarla nasıl baş etmeyi düşünüyorsunuz?

Published in Rapor

İran İslam Cumhuriyeti Dışişleri Bakanı Arap ve Afrika bölgelerinden sorumlu yardımcısı Hüseyn Emir Abdullahiyan, “ABD ile IŞİD konusunda hiç bir görüşme ve işbirliğimiz yoktur” dedi.

İran İslam Cumhuriyeti Dışişleri Bakanı Arap ve Afrika bölgelerinden sorumlu yardımcısı Hüseyn Emir Abdullahiyan, el-Alem Tv kanalına verdiği mülakatta İran İslam Cumhuriyeti temel politikasının komşu ülkelerle işbirliği yapmak olduğunu belirterek, nükleer meselesinin çözümünden sonra İran’nın bölge ve bölge ülkelerine daha çok dikkat etmesi gerektiğini söyledi.

Hüseyn Emir Abdullahiyan, İran İslam Cumhuriyeti’nin P5+1 grubu ile sadece nükleer program konusunda görüşüldüğünü söyleyerek, “İran Dışişleri Bakanlığı P5+1 grubu ile bölge ülkeleri hakkında görüşmek gündemimizde yoktu zira İran’a göre bölge meseleleri sadece bölge ülkeleriyle ilgilidir” dedi.

İran Dışişleri Bakanı Arap ve Afrika bölgelerinden sorumlu yardımcısı Hüseyn Emir Abdullahiyan konuşmasının devamında İran ve Suudi Arabistan ilişkilerinin şimdiki durumuna değinerek, “Bize göre Suudi Arabistan’ın bölge sorunlarını çözmede güç kullanıp zora başvurması bir stratejik hatadır. Biz Suudi Arabistan’ın ele aldığı bu siyasete karşı olduğumuza rağmen yine de Tahran ve Riayd ilişkilerinin normal hale gelmesini olumlu buluyoruz” diye ekledi.

Emir Abdullahiyan ayrıca İran ve Mısır ilişkilerine değinerek, “İran ve Mısır ilişkilerinde ne gerileme ne de ilerleme yaşanmıştır. Biz her zaman Mısır'la devamlı bir ilişki kurmayı olumlu karşıladık, fakat Mısır hükümeti İran'la ilişkilerini genişletmeye dair mevcut sorunlarını çözüp bu konu hakkında karar vermeli. Biz bu kararı Mısır hükümetinin kendisine bırakıyoruz” dedi ve İran İslam Cumhuriyeti’nin bölgede IŞİD’le mücadele ve ayrıca Irak ve Suriye gibi IŞİD tehlikesiyle karşı karşıya kalan ülkelere yardım etmede ilk ülkelerden olduğunu belirterek, “ABD ile IŞİD konusunda hiç bir görüşme ve ortak işbirliğimiz yoktur. Bizim IŞİD’le de mücadelemiz Irak ve Suriye hükümetlerinin isteği üzerinedir. Gelecekte de terörizm tehlikesiyle karşı karşıya kalan ülkelere terörle mücadelede yardım edeceğiz” dedi.

Published in Rapor
Çarşamba, 05 Ağustos 2015 02:22

Meclis Başkanı: Amerika IŞİD’i kullanıyor

İslami Şura Meclisi Başkanı Ali Laricani, Amerika’nın IŞİD terör örgütünü kullandığını söyledi.

Laricani Tahran’da bulunan Sırbistan Dışişleri Bakanı İvitsa Daçiç ile yaptığı görüşmede Amerika’nın IŞİD terör örgütünü kendi hedefleri doğrultusunda kullandığını belirterek, “IŞİD’e karşı ciddi bir mücadelenin başlatılmaması bu terör örgütünü yaptığı korkunç cinayetleri tekrarlaması için tahrik ediyor ve bu da bölgenin zararınadır” dedi.

İran İslami Şura Meclisi Başkanı Laricani, Sırp bakanla bir araya geldiği görüşmede ayrıca İran ve Sırbistan arasında geçmişten var olan iyi ikili ilişkiler olduğunu hatırlattı ve “İran ve Sırbistan siyasi, ekonomi, sanayi ve bilimsel konularda beraber çalışabilir” dedi ve iki ülke siyasi yetkililerinin karşılıklı olark düzenledikleri ziyaretlerin artması gerektiğinin önemine vurgu yaptı.

Laricani ayrıca Daçiç ile Tahran’daki Meclis binasında bir araya geldiği görüşmede Balkan ülkeleri ve özellikle de Sırbistan’la olan ilişkileri pekiştirmenin İran İslam Cumhuriyeti yetkililerinin önceliği olduğunu belirtti.

Bu görüşmenin bir diğer bölünde ise Sırbistan Dışişleri Bakanı İvista Daçiç de İran İslam Cumhuriyeti’nin bölgedeki konumu ve önemine dikkat çekerek, “Sırbistan, İran ile tüm alanlardaki ilişkilerini geliştirmek istiyor ve iki ülke meclislerinin ise bu doğrultuda atacağı adımlar büyük önem taşıyor” diye konuştu.

Sırp bakan ayrıca yakın bir gelecekte İran ve Sırbistan Karma Ekonomik Komisyonu düzenleneceğini bildirdi.

Published in Rapor

İslam İnkılâbı Rehberi İmam Seyyid Ali Hamaney, mübarek Ramazan bayramı dolayısıyla ülke yetkilileri, İslam ülkelerinin tahran büyük elçileri ve halktan muhtelif kitleleri kabulünde yaptığı konuşmada, vahdet ve birlikteliğin, İslam dünyasının şifa verici reçetesi olduğunu bildirerek, bölgede var olan mevcut mezhebi ve etnik içerikli çatışma ve savaşın Müslüman halkların dikkatinin Siyonist İsrail rejiminin dağıtılması amacıyla planlandığına temasla, “İran İslam cumhuriyetinin bölge siyasetlerinin tamamen Amerika önderliğindeki dünya müstekbirliğinin siyasetlerinin karşı noktasındadır ve İran kesinlikle Amerika’ya güvenmemektedir. Çünkü Amerikan siyaset adamları sadakatsizlik ve insafsızlığın doruğundadır” dedi.

Mübarek Fıtr (Ramazan) bayramı dolayısıyla tebriklerini dile getiren İmam Hamanei, İslam dünyasının içinde bulunduğu üzücü duruma ve birlik ve dayanışmanın olmamasına temasla, bölgedeki mevcut tefrika ve ihtilafın doğal olmadığını ve (birileri tarafından) tahmil edildiğini, İslam âleminin din âlimleri, aydınlar, devlet adamları, siyasetçiler, elitler ve güzidelerinin bu tefrika ve ihtilaflarda İslam ümmetine yönelik hıyanet ellerin farkında olmaları gerektiğini söyledi.

İslam inkılâbı rehberi, bölge ülkelerinde Sünni ve Şii Müslümanların uzun yıllar birlik içinde yaşamalarına rağmen bugün gelinen noktada yaşanan ihtilaf ve çatışmaların normal olmadığını hatırlatarak, ''Eğer İslam ülkeleri vahdet içinde olsa ve müşterekleri üzerinde yoğunlaşsalardı kesinlikle dünya siyasetinde kendine has çok büyük bir güç olurdu ama büyük güçler kendi çıkarlarını ve Siyonist rejimin çıkarlarını korumak için İslam ümmetine bu ihtilaflar ve fitneleri dayatmışlardır'' dedi.

İslam devletleri içinden bazılarının gayrı meşru Siyonist rejime eğilim göstermelerine rağmen Müslümanların Siyonist İsrail rejimine karşı nefretlerini hatırlatan İslam İnkılâbı Rehberi İmam Hamaney müstekbir devletlerin İslam ülkeleri içinde de bazı münasebetsiz kimselerle işbirliğinde bulunarak mezhepsel savaşları planladıklarını ve el-Kaide ve IŞİD gibi cani örgütleri ortaya çıkardıklarını söyledi.

İmam Hamaney, Amerikalı bazı yetkililerin terör örgütü IŞİD'in oluşturulmasında Amerikan yönetimin rolünün olduğuna dair itiraflarına da temasla, IŞİD aleyhinde oluşturulan koalisyonun inandırıcı olmadığını belirterek; bölgede emperyalist güçlerin siyasetlerinin, açık bir şekilde haince olduğunu ve bunun herkes tarafından görülmesi gerektiğini söyledi.

İslam inkılâbı rehberi, İran İslam cumhuriyetinin bölge siyasetlerinin emperyalist ülkelerin siyasetlerinin tam tersine olduğunu belirterek; Irak konusuna temas etti ve ''Emperyalizmin Irak'taki siyaseti, halkın oyuyla iktidara gelen hükümetin devrilmesi, Irak'ta Şii ve Sünni Müslümanlar arasında çatışma çıkarılması ve sonuçta Irak'ın parçalanmasıdır. Ama İran'ın siyaseti ise, seçimle iktidara gelen hükümeti desteklemek, iç savaşları önlemek, Irak'ın toprak bütünlüğünü korumak ve mezhepler arası çatışmaları engellemektir'' dedi.

Suriye konusuna da değinen İslam inkılâbı rehberi, emperyalizminin Suriye'deki siyasetlerinin de, halkın iradesi dışında bir iradenin dayatılması ve Suriye yönetiminin devrilmesi yönünde olduğunu ama bu şom emellerini bu zamana kadar gerçekleştiremediklerini zira Suriye halkı ve devletinin bir bütün olarak başta Siyonistler olmak üzere her türlü entrikaya karşı direndiğini, İran Cumhuriyetinin ise, Siyonistler karşısında direnen bir devletin şiar, hedef ve mukavemetini İslam dünyası açısından bir ganimet bildiğini söyledi.

İmam Hamaney, “İran İslam cumhuriyeti, Irak, Suriye, Yemen, Lübnan ve Bahreyn gibi bölge meselelerinde kendi özel çıkarları peşinde değil bilakis bu ülkelerde asıl karar vericilerin halklar olduğuna ve başkalarının bu ülkelerde müdahalede bulunma ve karar verme hakkına sahip olmadıklarına inanmaktadır” ifadesini kullandı.

İslam İnkılâbı rehberi Lübnan’da müstekbirlik siyaseti ile İslam nizamı siyasetinin karşı karşıya geldiğini de hatırlatarak, başta Amerika olmak üzere müstekbirlik düzenin yıllar boyunca Lübnan topraklarının bir parçasının Siyonist İsrail rejimi tarafından işgal edilmesi karşısında onay içerikli sessiz kaldığını, fakat dünya düzeyinde en şerefli milli müdafaa gruplarından olan mümin, fedakâr bir grubun işgalci Siyonistler karşısında direniş göstermesi ve onları Lübnan topraklarından dışarı atmasıyla derhal bu grubu terörist gruplar listesinde ilan ettiğini ve onu yok etmeye çalıştığını söyledi.

İran İslam Cumhuriyetinin Lübnan direnişini desteklemesinin sebebinin, onlar saldırganlar karşısında gerçek bir direniş göstermeleri, yiğitlik ve fedakârlıkları olduğunu belirten İslam İnkılâbı Rehberi, “Amerikalılar, Lübnan direnişi terörist diye adlandırmakta ve İran’ı da Lübnan direnişine verdiği destekten dolayı terörist destekçisi olmakla suçlamaktadır hâlbuki gerçek teröristin ta kendisi, IŞİD’i oluşturan ve habis Siyonistlere destek veren Amerika’dır ve terörizme destek verdiği için yargılanması gerekmektedir” dedi.

Yemen meselesine ve bu bölgede de İran ile Amerikan siyasetlerinin çatıştığını belirten İmam Hamaney şöyle dedi: Yemen’de Amerika, ülkenin çok kritik bir döneminde siyasi kriz yaratmak amacıyla görevinden istifa ederek firar eden ve başka bir ülkeden kendi halkına yönelik saldırı düzenlemesini isteyen, Yemen masum halkı ve çocuklarının katliam edilmesini savunan bir cumhurbaşkanından himaye etmekte ve kendi halkını seçimler meselesini ağızlarına almasına dahi izin vermeyen en dikta, despot bir yönetimine dostluk eli vermekte ama buna karşılık tepeden tırnağa kadar seçimlerle iç içe olmuş İran İslam cumhuriyetini despot bir yönetim olmakla suçlamaktadır. Amerikalı siyaset adamları büyük bir insafsızlık içinde konuşmaktalar ve açıkça aleni gerçekleri utanmadan inkâr etmekteler. Şimdi ise Amerikalılara güvenilmeyeceği sözünden asıl maksatta da budur. Çünkü onların kesinlikle bir sadakati yoktur. Cumhurbaşkanı ve öteki yetkililerinin zahmete katlandıkları bu çetin nükleer görüşmelerde bile defalarca Amerikalıların sadakatsizliğine tanık olduk.”

İslam ülkelerinin sorunlarının çözümü ve İslam devletlerinin her birinin özelde reçetesinin vahdet ve bütünlüğün korunması olduğunu hatırlatan İslam İnkılâbı Rehberi, İran halkının da birleşik ve dayanışma içinde olması ve nükleer meselenin onların ihtilafa düşmesine yol açmaması gerektiğini, zira nükleer meselenin ilgili sorumlular tarafından takib edilmekte olduğunu ve yetkililerin de ülkenin milli çıkarları peşinde olduklarını söyledi.

Ülkede ihtilaf ve tefrikanın oluşturulması yönünde yabancı medyanın yoğun propagandalarına temas eden İmam Hamaney, bu çabalara karşı koymanın tek yolunun, genel ve milli takva olduğunu, iman, ilim, sanayi ve kültürün güçlendirilmesi yoluyla ülke içi iktidarın artırılması gerektiğini söyledi.

İslam İnkılâbı Rehberinin konuşmasından önce İslami İran Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani yaptığı konuşmada, mübarek Ramazan bayramı dolayısıyla dünya Müslümanlarına tebriklerini bildirerek, Ramazan ayının imanın sınanma ayı, direniş ayı, mukavemet ve sabır ayı olduğunu belirterek, “bu yılki Ramazan gönlü ve dil birlikteliği ayı ve pak ilahi fıtrata geri dönüş ayı olmuştur” ifadesini kullandı.

Bu yılki Ramazan ayında halkın hayır duaları sayesinde İran halkının müstekbir güçler karşısındaki 12 yıllık direnişinin meyvesini verdiğini belirten Ruhani, “Hükümet, İran halkının iradesi ve direnişi sonucu ve İslam İnkılâbı Rehberinin devamlı hidayetleriyle, nizamın tüm kurum ve organlarının desteği ayrıca diplomasi alandaki halkın evlatlarının mücadele ve fedakârlıkları sonucu belirlenen yol haritası uyarınca yüce İran halkının haklarını kabullendirmeyi başarmıştır” dedi.

Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani ayrıca İran İslam cumhuriyeti diplomasi ve müzakere adına yeni modern bir gücü tüm dünyanın gözleri önünde sergilediğini hatırlatarak, bölge olaylarına temasla bu yıl Irak, Suriye, Yemen’den Filistin, Lübnan, Afganistan ve Pakistan’a kadar bölge ülkeleri ve komşu devletlerin bu yılki Ramazan’da çok zorluk çektiklerini, ancak İran İslam cumhuriyetinin iradesinin tüm mazlumları ve zalimler karşısında direnenleri desteklemek yönünde olduğunu bildirdi.

Published in Rapor

İran Dışişleri Sözcüsü Merziyye Efhem: Suruç’taki canice terörist eylemi şiddetle kınıyoruz.
İran Dışişleri sözcüsü Merziyye Efhem Suruç’ta yapılan saldırıyı kınadıklarını duyurdu. Efhem’in açıklamaları kısaca şöyle:

• Suruç’taki canice terörist eylemi şiddetle kınıyoruz. 
• Suruç’ta hayatını kaybedenlere dergah-ı ilahide mağfiret, yaralılara acil şifa diliyoruz.
• Canice terörist eylem gösterdi ki, failler, insanlık karşıtı hedefe ulaşmak için hiçbir şeyden çekinmiyor.

İran dışişleri sözcüsü Efhem’in açıklamasına göre geçen hafta Ruhani Erdoğan’ı arayıp IŞİD terörüne karşı ortak mücadele başlatmayı önermiş.

İran dışişleri sözcüsü Efhem’in beyanı önemli: Ruhani, Suruç’tan bir hafta önce Erdoğan’a IŞİD tehdidini ciddiye almak gerektiğini söylemiş.

İran hariciyesinin açıklamasına göre Ruhani’nin Erdoğan’a IŞİDe karşı Türkiye-İran girişiminin başlatılması önerisine neden cevap verilmedi?

Published in Rapor
Pazartesi, 29 Haziran 2015 18:43

Ümmet Önündeki Tehlikeyi Görmeli

Bir grup müminin namaz halinde şehadeti ile sonuçlanan tekfirci terör örgütü DAEŞ’in İmam Sadık (a.s) camiine yönelik saldırısı sonrasında Ayetullah Cevad Amuli şu mesajı yayımladı:

Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla

İnna lillah ve inna ileyhi raciun

Kuveyt İmam Sadık camiinde namaz kılan müminlerin şehadeti münasebetiyle İmam Mehdi hazretlerine (ona binlerse salat-u selam olsun) ve tüm İslam ümmetine başsağlığı diliyorum.

Allah’ın kutsi zatından bu şehitlerin pak ruhlarını İslam’ın ilk şehitleriyle birlikte haşretmesini, İslam ümmetine sabredenlerin mükâfatını vermesini, şehitlerin muazzez ailelerine ise dünya ve ahiret izzetini inayet etmesini diliyorum.

İslam ümmeti önündeki tehlikeleri görmeli ve kendisini korumalıdır. Bazılarının ilmi cehaleti, bazılarının ameli cehaleti ve siyonizmin entrikaları ümmetin önündeki en önemli tehlikeleri oluşturmaktadır.

Ümmetin basireti ve uyanık olması tekfirci selefi DAEŞ(İŞİD) tehlikesini onların kendisine çevireceği gibi İslam ümmetini de itidal çizgisinde tutacaktır.

Bu elim musibetten dolayı tekrar İslam ümmetine ve özellikle Kuveyt halkına tesliyet dileklerimi sunar, şehitler için Yüce Allah’tan üstün dereceler niyaz ederim.

Ğaferallahu lena ve lekum

Vesselamu aleykum ve rahmetullahi ve berekatüh

Cevadi Amuli / 1436 Ramazan

Published in Rapor
Cuma, 19 Haziran 2015 11:43

IŞİD, Kerbela ve Necef'in suyunu kesti

Irak Tarım ve Su Konseyi, IŞİD’in 2 Haziran’da Fırat Nehri üzerindeki Ramadi Barajı’nı kapatması sebebiyle Kerbela, Babil, Necef ile Kadisiye kentlerinin susuz kaldığını açıkladı.


Irak Tarım ve Su Konseyi, IŞİD’in 2 Haziran’da Fırat Nehri üzerindeki Ramadi Barajı’nı kapatması sebebiyle Kerbela, Babil, Necef ile Kadisiye kentlerinin susuz kaldığını açıkladı.

Söz konusu bölgelerde su depolarındaki kaynakların azlığından dolayı yakında kuraklık başgöstereceği vurgulanan açıklamada, Fırat Nehri’nin sularındaki açığın Dicle Nehri’yle kapatılmaya çalışıldığı, ancak bazı sorunlarla karşılaşılmasından ötürü bölgenin kuraklık tehdidi altında olduğu ifade edildi.

IŞİD’in Irak’ta su savaşı yürüttüğü belirtilen açıklamada, örgütün ayrıca Anbar’daki Sersar gölünün olduğu bölgeyi de kontrol altına alarak bu savaşı sürdürmeye çalıştığı kaydedildi.

Örgütün diğer bölgeleri de ele geçirmesinin engellenmesi için acil harekete geçilmesi gerektiği vurgulandı.

Irak’ın yüz ölçümü bakımından en büyük vilayeti Anbar’ın merkezi Ramadi, IŞİD’in kontrolünde bulunuyor. Irak ordusu ve Şii Haşd-i Şa’bi milisleri, kentin geri alınması için operasyonlar düzenliyor.

IŞİD, Ramadi kentini ele geçirmesinin ardından 2 Haziran’da Fırat Nehri üzerindeki Ramadi Barajı’nın tüm kapaklarını kapatmış ve kentin doğu bölgelerine giden suyu kesmişti.

Published in Rapor

Yemen’in başkenti Sanaa’nın 4 farklı bölgesinde eşzamanlı olarak düzenlenen 4 saldırıda en az 31 kişinin öldüğü, onlarca kişinin yaralandığı bildirildi.


Yemen’in başkenti Sanaa’nın birkaç bölgesinde eşzamanlı düzenlenen ve Şii camilerini hedef alan 4 saldırıda en az 31 kişinin öldüğü, onlarca kişinin yaralandığı açıklandı. Yemen basının aktardığı bilgilere göre, Başkent Sanaa’nın farklı bölgelerinde, bomba yüklü araçlarla düzenlenen 4 eşzamanlı saldırıda ölenlerin sayısı 31’e yükseldi, çoğu ağır durumda onlarca kişi de yaralandı. Yetkililer ölü sayısının artabileceğine dikkat çekiyor.

Bomba yüklü araçlardan biri, Husilerin kurduğu Siyasi Konsey’in Başkanı Salih Samed’in evi önünde havaya uçuruldu. İkinci araç, Husilerin diğer bir lideri Tahi Mütevvekil’in evi önünde patladı. Diğer patlamalarsa şehrin merkezi ve iki cami önünde meydana geldi. Saldırılar, Husi taraftarları olarak gösterilen vatandaşların akşam namazı için camilere geldiği anda yapıldı.Saldırılar İŞİDin intihar bombacıları tarafından düzenlendi.

 

Published in Rapor

Hizbullah Genel Sekreteri Hasan Nasrallah, ABD-İsrail ve müttefiki ülkelerin kurduğu ve desteklediği IŞİD’in dün Lübnan’ın Bekaa iline bağlı Baalbek bölgesinde Hizbullah’a ait mekanlara saldırması sonucu bu örgütle savaşın fiilen başladığını söyledi.


Beyrut’ta düzenlenen bir konferansta konuşan Nasrallah, “IŞİD’in, Baalbek bölgesinde Hizbullah’a ait mekanlara saldırmasıyla aramızda savaş fiilen başlamıştır. Cesurca savaşan Hizbullah güçleri onlarca IŞİD militanını öldürüp, onlarcasını da yaralamıştır. Savaşı IŞİD başlattı ama biz bitireceğiz” dedi.

Lübnan sınırlarında yok olana kadar IŞİD’e karşı savaşın devam edeceğini ifade eden Nasrallah, “Savaşçılarımız Kalamun bölgesinde de Nusra Cephesi’ne karşı önemli başarılar elde etti. Lübnan’ın Arsal kenti sınırındaki bölgede ise ilerleme katettiler” diye konuştu.

Published in Rapor