İslam İnkılabı Rehberi Imam Hamaney, Bilgeler Meclisi Başkanı ve üyelerini kabul ettikleri görüşmede, Kapsamlı Ortak Eylem Planı’nın Meclis’te incelenmesi gerektiğini vurguladılar.


Rehberlik Bilgeler Meclisi Başkanı ve üyelerini kabul ettiği görüşmede konuşan Imam Hamaney, ABD’li yetkililerin yaptırımların çerçevesinin korunacağına dair sözleri ile ilgili , müzakerelerden amacın yaptırımların kalkması olduğunu belirterek, “eğer biz müzakerelerde bazı hususlarda geri adım atıp, taviz verdiysek, bu yaptırımların iptali içindi, yoksa, sayısı 19 bin olan santrifüjlerimizi, kısa sürede 50-60 bine kadar arttırabilir ve yüzde 20 oranındaki zenginleştirme faaliyetlerimizi de sürdürebilirdik” ifadesini kullandı.
 
İslam İnkılabı Rehberi, ABD’lilerin beklentilerinden bir örneği açıklarken, ABD’nin bölgedeki politikalarının birinin, direniş güçlerini tamamen yok etmek ve Suriye ve Irak’ı tamamen domine etmek olduğunu, İran İslam Cumhuriyeti’nin de bu çerçeveye girmesini beklediklerini, ancak bunun asla gerçekleşmeyeceğini vurguladı.
 
 Imam Hamaney, istikbar cephesinin diğer ülkelerin yetkilileri ve karar verenlerine sahte edebiyat ve sözcükleri dayatmaya yönelik propagandası konusuda ise, önemli noktalara değindi.
 
Rehberliğ’in tabiriyle, sulta nizmanın literatüründe, terörizm ve insan hakları gibi ibarelerin farklı anlamları var, bu edebiyatta, Yemen halkına yönelik aralıksız 6 aydır süren saldırıları ve masum Gazze sakinlerini katletmek, terörizm değil, Bahreyn halkını oy kullanma hakkını istediği için bastırmak da, insan haklarının ihali sayılmıyor.
 
İslam İnkılabı Rehberi beyanatının devamında, sulta düzeninin edebiyatında, Lübnan ve Filistin’de direnişin meşru müdafaasının terörizm sayıldığını, ancak totaliter ve ABD’ye yakın ülkelerin girişimlerinin insan haklarının ihlali olmadığını kaydetti.
 
İslam İnkılabı Rehberi Imam Seyyid Ali Hameney, bu edebiyatta, Siyonsitlerin açık olarak itiraf ettiği ve bazı Avrupalı ülkelerin de destek verdiği nükleer fizikçilere suikast düzenlenmesinin terörizm sayılmadığını da sözlerine ekledi.

Published in Rapor

Hizbullah Genel Sekreteri Seyyid Hasan Nasrullah, ‘Zafer Günü’ konuşmasının ikinci bölümünde bölge ülkelerini hedef alan bölünme planlarına değindi.

Vadi el-Huceyr konferansında tarihi bir karar alınmış ve bölgenin bölünmesine karşı olunduğu ifade edilmişti. Gerçi bölge bölündü; ama her halükarda bu konferansta en iyi tavır alınmıştı.

Bugün yine burada toplanmışken bölgenin yeniden bölünmesine karşı çıkmalıyız. Bu, şu an Amerika ve İsrail’in bölgede şu an gerçekleştirmeye çalıştığı bir komplodur ve maalesef bazı bölgesel güçler de bilerek veya bilmeyerek kendilerine de zararı dokunacak bu planı uygulamakta ve izlemektedir.

Bugün her yerden haykırmalı, halklarımızı ve ümmeti uyarmalıyız. Bölge ülkelerini yeniden bölme ve parçalama planları bölgeyi uzun sürecek etnik ve mezhebi iç savaşlara sokuyor. Bunun bölge güçlerinin yıkımından, tahrip olmasından mültecilikten başka sonuçları yok.

Dolayısıyla İslam dünyasının alimleri, Müslüman ve Hıristiyan liderler, İslamcılar, milliyetçiler, laikler, tüm güçler ve hareketler, bu komplo karşısında yeni bir tavır almalıdır.

Eğer buna izin verirsek, eğer bu nesil buna izin verirse bölge yeniden bölünüp parçalanırsa, bunun etkileri sonraki nesillerde görülecek ve hepimiz Allah katında sorumlu olacağız.
ABD IŞİD’i toplumsal dokuyu değiştirmede kullanıyor

Bugün IŞİD, bilerek veya bilmeyerek bölgenin bölünüp parçalanmasına çalışıyor. Hatırlarsanız geçen yıl bu konuya değinmiş ve demiştim ki Amerika, terörle mücadelede asla ciddi değil.

Amerikalılar, IŞİD’i bölgenin toplumsal dokusunu değiştirmek, bölge devletlerini ve hükümetlerini yıkmak ve bölge haritasını değiştirmek için kullanmak istiyor.

Birkaç gün önce Ankara, ‘ABD bizden IŞİD’e karşı operasyonları durdurmamızı istedi’ diye bir açıklama yaptı. Neden? Acaba Suriye’nin ulusal egemenliğine saygıdan dolayı mı?

Hayır uluslararası koalisyonun Suriye’nin ulusal egemenliğine onuruna saygısı yok.  Onlar, şu an IŞİD’in zayıflamasını istemiyorlar. Irak’ta kullandıkları gibi IŞİD’i Suriye’de de kullanmak istiyorlar. Nasıl?

John Kerry Doha’da şunu söyledi. Suriye’deki rejim IŞİD’e karşı mücadele edemez. IŞİD’e karşı koymamız için onun Şam’a ulaşmasını önlemeliyiz. Suriye’deki mevcut hükümet gitmeli, Suriye hükümeti ılımlı muhaliflere geçmeli.

Amerika, Suriye hükümetini devirmek için IŞİD’den siyasi olarak istifade ediyor.  Ama o, yalan söylüyor. Nusra ve benzeri grupların dışında kalan “ılımlı muhalifler” IŞİD’e karşı koyabilir mi?

O diyor ki ılımlı muhaliflerin eğitilip donatılması projesi başarısız oldu. Türkiye’de eğitime alınacak 2 bin kişiden yalnızca 60’ı IŞİD’le savaşıyor. Dolayısıyla sen Suriye hükümeti yerine daha zayıf ve yetersiz birilerini yönetime getirmek istiyorsun.

Eğer ılımlı muhalifler, Suriye yönetimini ele geçirirse –şu hile ve nifaka bakın- dünya ona yardıma gelir, onu destekler ve IŞİD’e karşı savaşır.
Irak’a da hükümetinizi değiştirin size yardım edelim demişlerdi

Bu hile birkaç ülkede gerçekleşti. Irak içindeki siyasi ihtilafları bir kenara bırakıp bakın. Irak’a neler söylediler?

Dediler ki hükümetinizi değiştirin size uluslararası, bölgesel yardımlar ve Arap yardımları sınırsız olarak gelsin. Iraklılar hükümetlerini değiştirdiler. Bunun sebeplerine girecek değilim. Ama netice ne oldu?

Amerika’dan, bölge ülkelerinden, NATO’dan Arap ülkelerinden teröre karşı yardım alabildiler mi? Yoksa kendi iradeleriyle ve gerçek dostların yardımıyla mücadele eden Gönüllü Halk Güçleri’nin bulunduğu yerlerin dışında IŞİD daha da ilerlemedi mi?

Daha da öteye gidelim Irak’la Amerika arasında silah, mühimmat ve savaş uçağı anlaşmaları yok mu? Bu anlaşmalar uygulanmadı, halbuki Iraklıların silah ve mühimmat sorunu bulunuyor.

Daha da kötüsü Amerikalar ve Suudiler koordineli olarak petrol fiyatlarını düşürdüler ve Irak’ın bütçesi yarıya indi. Siz Irak’a hükümetinizi değiştirirseniz size yardım edeceğiz diye vaatte bulunmuştunuz. Peki sözünüzde durdunuz mu? Şimdi aynı oyunu Suriye için de oynuyorlar. Herkesin bu oyun ve hile karşısında uyanık olması gerekiyor.
ABD ve müttefikleri terörü araç olarak kullanıyor

Yemen’de teröre karşı savaşa girdiklerini söylemişlerdi; ama el-Kaide, IŞİD ile Yemen’in asli İslami ve milli güçlerine karşı müttefik oldular.

Amerika ve müttefikleri terörizmi taleplerini ve planlarını dayatmak için bir araç olarak kullanıyor. Bizler her yerde bu komplolara karşı koymalıyız. Çünkü Amerika’nın gerçek komplosu –ey dünya bizi onaylayın diyerek- bölme ve parçalamadır.

Irak’ın bölünmesi, Suriye’nin bölünmesi, bölgenin bölünmesi hatta Suudi Arabistan’ın bölünmesi... Çünkü bu Amerika’nın ve İsrail’in çıkarınadır. Bu, bölgede oluşan uyanış karşısında kullandıkları son araçtır.

Bu çerçevede Suriye yönetimine, ordusuna ve bizim de içinde olduğumuz müttefiklerine yönelik suçlamalara da kısaca değinmek istiyorum.

Bizim Suriye’nin bölünmesi için hareket ettiğimizi söylüyorlar. Asla böyle bir şey yok. Gerekirse bu konuda daha fazla açıklama yaparım; ama şimdilik size şu kadarını söyleyeyim.

Suriye halkı, ordusu ve ulusal güçleri 5 yıldır Haseke’de, Deyr ez-Zor’da, Dera’da, Suveyda’da Halep’te, İdlib’de, Şam’da, Humus’ta her yerde Suriye’nin tek parça ve birleşik olarak ayakta kalması için savaşıyordu. Onlar Suriye’nin tek parça halinde kalmasını istiyorlar ve Suriye’nin bölünmesi planına da teslim olmuyorlar.

Konuşmamın bu bölümünün sonunda bir kez daha 142. Gününü dolduran Yemen’e ve Yemen halkına yönelik Suudi-Amerikan saldırılarını, Amerika ve İsrail’in bölgedeki cinayetlerinden bile korkunç hale gelen bu vahşi gayri insani cinayetleri kınıyorum.

Ve diyorum ki bölgedeki daha önceki savaşlardan alınacak tecrübe Yemen’de de vardır. Yemen’in bir kenti veya bir yeri düşmüş olabilir; ama Yemen halkının inancı, iradesi, direnişi izzet ve onur duygusu ve işgalcilere karşı koyma azmi oldukça bu saldırganlar zafer kazanıp hedeflerine ulaşamayacak.   

"Bizim 16 yaşında binlerce gencimiz var, sizin F-16 sayınız kaç?"

Şimon Perez’den Olmert kabinesinde bakan olduğu dönemde ifade ettiği bir şeyi size okuyayım. O, bunu Winograd Komisyonu’nda dile getiriyor.

O, “İsrail olması gerektiği gibi hazırlıklı değildi, inisiyatifi elinde bulundurmuyordu. Bizim zayıflıklarımız vardı” vs. diyor ve asıl konuya geliyor şimdi onu size kısaca okuyayım. “Fiyatı 100 milyon dolar olan F-16 ile 16 yaşındaki bir gençle savaşa gidilmez.” İşte bu Temmuz Savaşı’nın sonucudur.

Şimdi siz buna Gazze ve Yemen’i ve diğer savaşları da buna ekleyin. Özetle hava kuvvetleri savaşın sonucunu belirleyen şey değildir.

Sizin kaç F-16’nız var; bizim 16 yaşında binlerce gencimiz var. Onlarla nasıl baş etmeyi düşünüyorsunuz?

Published in Rapor

İran Dışişleri Bakanı, ABD Cumhurbaşkanı Obama’nın dün yaptığı açıklamasına tepki göstererek “Geçen birkaç yüzyıldan beri devam eden bu tehlikeli alışkanlığınızdan vazgeçin” dedi.

İran Dışişleri Bakanı Muhammed Cevad Zarif, ABD Cumhurbaşkanı Barack Obama’nın dün yaptığı konuşmasına yanıt verdi.İran Dışişleri Bakanı Zarif’in cevabının satırbaşları söyle:

1- İran İslam Cumhuriyeti hiçbir zaman nükleer silah peşinde olmamıştır, dolayısıyla Viyana Anlaşması’yla İran’ın nükleer silahı elde etmesinin önlendiği ile ilgili iddia sadece Amerika içindeki muhalifler ve Siyonistler’i razı etmek için söylenmiştir.

2- Geçen yıllardaki gelişmeler radikalizm ve terörizmin bölgemizde yaygınlaşmasının nedeninin ABD ve onun bölgedeki bazı müttefikleri özellikle İsrail’in düşüncesizce yapılmış politika ve eylemleri sonucu olduğunu göstermiş ve bunun sonucunda da bölge ve dünya halkı için de savaş ve radikalizmden başka bir yararı olmamıştır.

3- Bölge gerçeklerini doğru şekilde tanımaya dayalı barış, güvenlik ve istikrar daima İran İslam Cumhuriyeti’nin dış politikasının önceliği olmuş ve bazı ülkelerin tehlikeli çelişkilerinin tersine süreklilik ve bütünlük içerisinde bütün komşularla barış ve dostluk, halkın isteklerini destekleme ve dış saldırı, aşırıcılık, terörizm ve mezhepçilik gibi ortak tehditlerle mücadele etmek gibi temellere dayanmaktadır.

4- İran son dönemdeki nükleer müzakerelerdeki özgüven ve aklıselimle sahte krizlerin bile müzakere ve karşılıklı saygıya dayalı yolla çözülebileceğini gösterdi. Dolayısıyla tehlikeli ve itibarsız İranofobi projesinin temelleri yıkıldı ama İranofobi’yi canlandırmaya çalışmak ölümcül silahları satanlara inanılmaz kar sağlayabilir ve bölge ve dünyanın sınırlı kaynaklarını yoksulluk, cehalet ve adaletsizlikle mücadele etmek yerine göstermelik silahların sınırsız satılması yolunda heba edebilir.

5- ABD yetkililerine uygar dünyanın yüzyıla yakındır dış politika aracı olarak güç ve tehdit kullanımı seçeneğini bıraktığını ve onu gayri insani, yasadışı ve etkisiz bulduğunu duyuruyoruz. ABD ve dünya halkı bu ülkenin geçen 50 yıldaki savaşlarının mali hüsranlar ve dünyayı güvenliksiz ve istikrarsız hale getirmekten başka hiçbir yarar sağlamadığını söylemeye hakkı vardır. Şimdi ise geçen yüzyılların bu tehlikeli alışkanlığının bırakılma zamanıdır.

6- ABD’nin 1953 darbesini desteklemesi, Mukaddes Savunma’daki rolü, ABD yetkililerinin İran milletine hakaret etmesi ve bu halka karşı yapılan yaptırımlar İran halkının hafızasına kazınmış, ama bu halk Amerika halkıyla problem yaşamıyor. ABD, İran ve dünya halkının bakış açısı ve sloganlarının değişmesini istiyorsa kendi politika ve davranışlarını değiştirmek zorundadır.

7- Amerika’nın önceki hükümetleri hayali ve yanlış inançlara kapılarak önemli fırsatları kaybetmiş ama şimdi bu tarihi fırsat İran halkının güvenini kazanmak için kullanılmalıdır. İran halkı bütün, direnişli ve yüce gönüllüdür ve tehdit, dayatma ve yaptırım karşısında yiğitçe direnir. Bu yanlış politika on yıllarca bu halka karşı uygulanmış ve ABD için hiçbir getirisi olmamıştır. Şimdi bütün barış sevenlere büyük getirileri olan ve geçen iki buçuk yılda varılan yeni çözüm sürecinin devam etmesi ise müstesna bir fırsat sunmuştur.

Published in Rapor

İran İslam Cumhuriyeti Dışişleri Bakanı Arap ve Afrika bölgelerinden sorumlu yardımcısı Hüseyn Emir Abdullahiyan, “ABD ile IŞİD konusunda hiç bir görüşme ve işbirliğimiz yoktur” dedi.

İran İslam Cumhuriyeti Dışişleri Bakanı Arap ve Afrika bölgelerinden sorumlu yardımcısı Hüseyn Emir Abdullahiyan, el-Alem Tv kanalına verdiği mülakatta İran İslam Cumhuriyeti temel politikasının komşu ülkelerle işbirliği yapmak olduğunu belirterek, nükleer meselesinin çözümünden sonra İran’nın bölge ve bölge ülkelerine daha çok dikkat etmesi gerektiğini söyledi.

Hüseyn Emir Abdullahiyan, İran İslam Cumhuriyeti’nin P5+1 grubu ile sadece nükleer program konusunda görüşüldüğünü söyleyerek, “İran Dışişleri Bakanlığı P5+1 grubu ile bölge ülkeleri hakkında görüşmek gündemimizde yoktu zira İran’a göre bölge meseleleri sadece bölge ülkeleriyle ilgilidir” dedi.

İran Dışişleri Bakanı Arap ve Afrika bölgelerinden sorumlu yardımcısı Hüseyn Emir Abdullahiyan konuşmasının devamında İran ve Suudi Arabistan ilişkilerinin şimdiki durumuna değinerek, “Bize göre Suudi Arabistan’ın bölge sorunlarını çözmede güç kullanıp zora başvurması bir stratejik hatadır. Biz Suudi Arabistan’ın ele aldığı bu siyasete karşı olduğumuza rağmen yine de Tahran ve Riayd ilişkilerinin normal hale gelmesini olumlu buluyoruz” diye ekledi.

Emir Abdullahiyan ayrıca İran ve Mısır ilişkilerine değinerek, “İran ve Mısır ilişkilerinde ne gerileme ne de ilerleme yaşanmıştır. Biz her zaman Mısır'la devamlı bir ilişki kurmayı olumlu karşıladık, fakat Mısır hükümeti İran'la ilişkilerini genişletmeye dair mevcut sorunlarını çözüp bu konu hakkında karar vermeli. Biz bu kararı Mısır hükümetinin kendisine bırakıyoruz” dedi ve İran İslam Cumhuriyeti’nin bölgede IŞİD’le mücadele ve ayrıca Irak ve Suriye gibi IŞİD tehlikesiyle karşı karşıya kalan ülkelere yardım etmede ilk ülkelerden olduğunu belirterek, “ABD ile IŞİD konusunda hiç bir görüşme ve ortak işbirliğimiz yoktur. Bizim IŞİD’le de mücadelemiz Irak ve Suriye hükümetlerinin isteği üzerinedir. Gelecekte de terörizm tehlikesiyle karşı karşıya kalan ülkelere terörle mücadelede yardım edeceğiz” dedi.

Published in Rapor

Viyana’da devam eden nükleer müzakere süreci bir kaç kez uzatılsa da, dün akşam 3 günlük ek sürenin dolmasıyla sonuç sanki penaltı vuruşlarıyla belirlenecekmiş gibi gözüküyor.

Viyana, İran ve BM Güvenlik Konseyi beş daimi üyesi ve Almanya’dan oluşan 5+1 Grubu arasındaki nükleer görüşmelerin daha önce 30 Haziran’a kadar bir anlaşmaya bağlanması planlansa da, bu süre iki kez uzatıldı ve tanınan son ek sürenin dün akşam son bulmasına rağmen hala taraflar arasında varılmış bir anlaşma yok.

Son iki haftadaki müzakere sürecinde Fransa Dışişleri Bakanı Fabius başta olmak üzere görüşmelere katılan bazı ülkelerin dışişleri bakanları 5 kere Viyana’yı terk etti ve daha sonra ise müzakere sürecine dahil olmak için yeniden Coburg Oteli’ne geri döndü. Diğer taraftan ise İran ve ABD dışişleri bakanları Zarif ve Kerry ise geçen iki hafta zarfında Viyana’yı hiç terk etmedi ve görüşmelere aralıksız olarak devam ettiler.

Tabi ki nükleer müzakere sürecinde sözünü tutmamakla ünlenen Batılı taraf ve özellikle de Amerika daha önce varılan bazı anlaşma konularını hiçe saydı ve tüm dünyaya Amerika’ya ne kadar güvenilebileceğini bir kez daha göstermiş oldu. Şimdi ise Viyana’da ve artık dünyanın en ünlü otellerinden birine dönüşüen Coburg Oteli’nde konaklayan tüm taraflar nihai anlaşmaya varabilme sürecinin ne bir kaç günlüğüne ve ne de bir kaç aylığına uzatılmayacağını biliyor. Taraflar artık bu saatlerde veya günlerde bir anlaşmaya varmak veya anlaşmaya varamamak üzerine anlaşmalı.

Bir çok uzmana göre İran ve 5+1 Grubu arasındaki yeni dönem nükleer müzakerelerin devam ettiği geçen 22 aylık süreçte kalıcı bir anlaşmaya varılabilmesi için gereken tüm imkan ve fırsatlar ortaya konuldu. Taraflar hatta tanınan uzatma süresini  ve uzatmaların uzatmasını bile tüketti!

Hala ise nükeer müzakerelere katılan tarafların önünde penaltı vuruşları var!

Muhammed Mehdi Rahimi

Published in Rapor

İran ve 5+1 Grubu arasında bir haftalığına uzatılan nükleer müzakere süreci sona yaklaşırken, aktarılan haberlere göre müzakereler ciddi bir şekilde ilerliyor.

muhabirlerinin Viyana’dan aktardığı habere göre, Müzakere heyetlerine yakınlığı ile bilinen bir kaynak, İran ve 5+1 Grubu ülkeleri arasında devem etmekte olan görüşmelerin çok ciddi bir şekilde ilerlediğini belirterek, “Tüm taraflar müzakere sürecine aktif olarak katılmakta ve görüşmeler çok ciddi” diye açıklamada bulundu.

İsminin açıklanmasını istemeyen yetkili ayrıca İran ve 5+1 Grubu ve hatta 5+1 Grubuna üye ülkeler arasında hala bazı görüş ayrılıklarının devam ettiğini ve buraya kadar uzlaşı sağlanamayan bu konular üzerine yoğunlaşıldığı haberini verdi ve “Ama genel olarak müzakere sürecinin seyri pozitif ve ciddi ilerlemeler var” dedi.

İran nükleer müzakere heyeti ise geçen hafta uzatılan ve bugün süresi dolacak olan sürenin hiç bir önem taşımadığını ve süreden daha önemli olanın ise iyi bir anlaşmaya varmak olduğu açıklamasında bulunmuştu.

İran ve BM Güvenlik Konseyi daimi üyeleri ABD, Rusya, Çin, İngiltere ve Fransa’ya ek olarak Almanya’dan oluşan 5+1 Grubu arasında ve nihai bir anlaşmaya varabilmek için geçen hafta uzatılan ek süre bugün akşam saatlerinde doluyor.

O.SH

Published in Rapor
Salı, 23 Haziran 2015 20:39

DUA

“Allah’ım! Her ne kadar biz rahmetine ehil değilsek de, şüphesiz sen geniş rahmetinle bizi bağışlamaya ehilsin.
Allah’ım! Sen dünyada günahlarımızı bağışladın ve biz günahlarımızın ahirette örtülmesine daha çok muhtacız.
Ey Allah’ım! Bize, tümüyle sana bağlanmayı nasip et. Kalplerimizin gözlerini sana bakma nuruyla aydınlat ki kalplerimizin gözleri, nurdan hicapları yırtsın ve böylece azamet madenine bağlansın….”

Gün olur ki insan ağladığı günlere ağlar, gün olur ki insan kaçırdığı fırsatlara ağlar ve gün olur ki insan gayretsiz çabasız geçen günlerine ağlar…

İşte önümüzde bunu fırsata çevirecek nurlu geceler vardır, insanı maddi boyuttan soyutlayacak manevi bir sofraya davet eden nurun ala nur geceleri vardır..

İnsanın iç alemini tamirat ayı olan bugünlerde Kur’an'ın manevi sofrası tüm insanlara açılmıştır. Kimi bu aydan mutlu kimide bedbaht ayrılacaktır, önemli olan bizlerin nasıl ayrılacağıdır! Ağladığımız günlere mi ağlayacağız yoksa kaçırdığımız fırsatlara mı?

Akıl ve cehalet ordularının çok şiddetli bir şekilde savaştığı bu ayda nur olan Kur’an'dan nasıl faydalanmalıyız ve iç alemimizde hükümranlığı kimin eline teslim etmeliyiz, bu çok önemli ve bizim kaderimizi belirleyecek bir mücadeledir..

Bazen bu mücadele Ramazan boyu bazen bir yıl bazen de bir ömür boyu sürebilir…

Sadece yemekten içmekten kesilmek anlamı değildir bu ay bu sadece fıtratın gerektirdiği bir ameldir, asıl mana olarak insanın iç aleminin inşaasıdır..

İç alemin inşaası ancak nur ile mümkündür ki bu da ancak bu aya özel olan Kadir Gecesi ile gerçekleşmektedir…İç alemin her kademesi kendine öz haslet içermektedir. Bütün uzuvları adalet ölçüsünde takva ile donatmak ,yani çekinmek, kaçmak ve İlahi Nur'a doğru bir merdiven açmaktır..

Kur’an canlı bir ruh olma hesabı ile İsa Mesih gibi Ruhullah olma özelliğine sahiptir, ona nasıl yaklaşılırsa o şekilde cevap verir…Okumak ancak bir merhaledir okumayı ihlaslı bir şekilde amele dökmek gerekmektedir…

İnsanın iç alemini okuması insanın kendi inşaasının ilk adımıdır ve bu inşaa ancak iç alemindeki tüm "Fıtrat"a ters düşen kötü hasletleri iyi bir meleke haline getirmekle önem kazanacaktır ve İlahi sofranın Nur'undan faydalanma ile hakikat gerçekleşecektir..

Allah‘ın ruhu olan İsa Mesih bu hasletleri yaşayışıyla Celal sıfatını kendisinde meleke haline gelmiş bir şekilde insanlara göstermiştir..

İlahi sofranın manevi hediyelerinden biride bu ayda tamir edilen her kötü hasletin yerine bir tecelli bir nur olarak yansımasıdır, yani İlahi Nur'un sizin hem iç aleminizde hemde dış aleminizde zahir olmasıdır.

Batının zahire yansıması ancak aşk ile mümkündür ki insan bunu bu ayda Kur’an ile mümkün kılabilir, çünkü canlı bir ruh olan mukaddes Kitap insanı akıldan aşka yönlendirir…

Bu Aşk Mektebi insanın Rabbi ile münacaatı ile yüce makamlara sahib olunma ve sürekli kılma haline gelebilir..Dua ibadetin özüdür yani insanın en samimi olduğu hatta riya yalan şirk unsurlarının insanın bütün ruhundan ayrıldığı bir manevi halet oluşturması için en üstün "Abd" olma makamıdır…

Dua içten gelen samimi bir yöneliş kaçış maddenin manada yok oluş merhalesidir…

Müminlerin Emiri dua ederken onu kucağınıza alın yani bağrınıza basın tüm içtenlikle yönelin ki size icabet edilsin O’nu anın ki O’da sizi ansın tabirini bize tavsiye etmiştir…

Azad olma tüm heva ve heves zincirlerinden kurtulma ayıdır bu mübarek nurlu geceler…

İnsanın iç alemindeki tüm benliğe hizmet eden kötü hasletlerin bu ayın gidişi ile yok olma ayıdır Ramazan geceleri…

Kalplerin şifası ruhların hürleşmesi insanın çabasına bağlıdır, insanı değerli kılan ancak gayreti ile orantılıdır, bunu biz ancak içerde başarı sağladığımız kadar dış aleme yansıtabiliriz…

Rahmetli İmam'ın tabiri ile bizler Allah‘ın ziyafetine davet edildik…

Oruç Ramazan ayının sadece bir kısmıdır, bu Allah‘ın bir ziyafetidir, ikram olarakta Oruç bize sunulmuştur..

Bir diğer önemli ziyafet ise semavi ziyafet olan Kur’an'dır..Bizler hepimiz davet edildik Allah‘ın sofrasına..

Evet bizler bu ayda zorunlu kılınmışız Oruç tutmaya, dünyaya olan rağbetimizin ve lezzetlerimizin terkine..Dünyevi şehavetlerin önüne set çekmeye..İşte Kadir Gecesi'ne bizler ancak bu şekilde hazırlanmış oluruz…Bizler özel bir davete gitmek istediğimizde elbette başka bir türlü hazırlanırız her zamankinden çok farklı bir halde..Ya İlahi ziyafete misafir olduğumuzda nasıl hazırlanmalıyız?

Burada yüce nura kavuşmak için en önemli şart ise Dua dır. Dua insanın tüm hayatını şekillendiren manevi bir irtibattır…Bizler sadece Kur’an okuyarak veya tilavet ederek değil Dua'nın anlamını ve yüceliğini de anlayarak Kadir Gecesi'ne girmeliyiz..İmamlar(a.s) bizlere duayı miras bırakmışlardır özelliklede Şaban ve Ramazan'a ait özel dualar bu bile onların bize bıraktığı en değerli hediyelerdir. Bu hediyelere vefa göstererek onları en güzel şekilde Rabb'e sunarak temiz tutmalıyız…Bu dualar bizlerin ruhunu öyle takviye eder ki eğer bizler bu duanın ehli olursak öyle bir ruhi takviye olur ki insanın tüm yollarını açar insanı zulmetten çıkaran bir nura dönüşür adeta…

DUA MUCİZEDİR….

Bizler bu ayda duaya önem vermeliyiz duayı itibarsızlaştıran kimselere kanmadan İslam'ı dualarla yüceltmeliyiz…Dua Kur’an da ki meselelerin İmamlar'ın dili ile anlatılmadısır…

İnsana huzur veren zulmetten kurtaran, insanı nefsi bağlardan azad eden ve bize İmamlar'ın dilinden aktarılan kurtuluş reçeteleridirler..İnsanlar bu duaları okudukları zaman ruhi kuvvet kazanıyor şiddetli zorluklar karşısında huzur buluyor ve şehadet onlar için kolaylaşıyordu…

Allah’ın misafiri için açtığı sofra Kur’an'dır..Ziyafetin verildiği mekanda özellikle Kadir Gecesi'dir..Ve bu ziyafetin adıda arınma temizlenme ziyafetidir…

İnsan bu ayda tüm hayvani boyutlarını gerçek insanı boyuta dönüştürmelidir…

Müptela olduğumuz bu zulumetleri Nur‘a hatta mutlak Nur‘a sürüklemelidir, alemin tabi olduğu Nur'a..

Bunlarda ancak Dua ile mümkündür….

“Allah’ım! Her ne kadar biz rahmetine ehil değilsek de, şüphesiz sen geniş rahmetinle bizi bağışlamaya ehilsin.

Allah’ım! Sen dünyada günahlarımızı bağışladın ve biz günahlarımızın ahirette örtülmesine daha çok muhtacız.

Ey Allah’ım! Bize, tümüyle sana bağlanmayı nasip et. Kalplerimizin gözlerini sana bakma nuruyla aydınlat ki kalplerimizin gözleri, nurdan hicapları yırtsın ve böylece azamet madenine bağlansın….”

Amin ya Rabbel Alemin !..

Murat Avci

Cuma, 12 Haziran 2015 10:48

İşte ABD’nin gerçek yüzü

İnsanlığa ihanet eden ABD’nin gerçek yüzü bu işte…
Terörist İsrail politikasında ikiyüzlü ve çelişkili açıklamalar sergileyen ABD’nin Siyonizme tam destek verdiğinden şüphe yok. İsrail’i ziyaret eden ABD Genelkurmay Başkanı Dempsey, Siyonist İsrail ordusuna büyük övgüler düzdü. Irkçı Netanyahu da, “Amerikan halkı, askerleri ve hükümetinden daha iyi bir dostumuz yok” dedi.

Terörist İsrail politikasında ikiyüzlü ve çelişkili açıklamalar sergileyen ABD’nin siyonizme tam destek verdiğinde şüphe yok. İsrail’i ziyaret eden ABD Genelkurmay Başkanı Dempsey, Siyonist İsrail ordusuna büyük övgüler düzdü. Irkçı Netanyahu da, “Amerikan halkı, askerleri ve hükümetinden daha iyi bir dostumuz yok” dedi.

ABD Genelkurmay Başkanı Martin Dempsey ile Kudüs’te bir araya gelen İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, Dempsey’e hitaben, “Siz çok iyi bir dost ve Amerikan-İsrail ilişkilerinin önemli bir savunucusu oldunuz. Bunun için minnettarız” ifadesini kullandı.

Dünyadaki ve Ortadoğu’daki Amerikan askeri işgalinin genişlediğine dikkat çeken Netanyahu, “Amerikan halkı, askerleri ve hükümetinden daha iyi bir dostumuz yok. Siz sadece ABD için değil, aynı zamanda özgürlük (!) için savaşıyorsunuz” dedi.

ABD Terörist Ordu İle Gurur Duyuyor

Kendileri için “en önemli hediyenin” İsrail ordusu ile geliştirdikleri “dostluk” olduğunu ifade eden ABD Genelkurmay Başkanı Dempsey ise “Onlarla (İsrail ordusu) gurur duyduğunuzu biliyorum. Biz de onlarla gurur duyuyoruz” ifadesini kullandı. Dempsey, İsrail’e, İran ile nükleer anlaşmaya varılsın ya da varılmasın, “potansiyel düşmanlara karşı askeri hattın korunacağı” güvencesini vermişti.

Nükleer Müzakerelere Siber Saldırı

Rus siber güvenlik şirketi Kaspersky, İran’la nükleer müzakerelerin yürütüldüğü otellerin siber saldırılara maruz kaldığını açıkladı. Şu ana kadarki “en usta, gizemli ve güçlü tehdit” denilen saldırıların arkasında İsrail’in olduğu iddia edildi. Şirket tarafından yapılan açıklamada, otellerin sistemlerini hedef alan kötü amaçlı yazılımların çok karmaşık olduğu, bu kadar sofistike bir saldırının ancak bir devlet sponsorluğunda yapılabileceği belirtildi. İsrail Dışişleri Bakan Yardımcısı Tzipi Hotovely ise, siber casusluk saldırılarının arkasında İsrail’in olduğu iddialarını yalanladı.

Hotovely, haberleri “temelsiz” olarak nitelendirdi ve “Bundan çok daha önemli olan, neticede kendimizi İran nükleer şemsiyesi ile karşı karşıya bulacağımız kötü bir anlaşmayı engellemektir” ifadesini kullandı.

milligazete

Published in Rapor

Hizbullah Genel Sekreteri Hasan Nasrallah, ABD-İsrail ve müttefiki ülkelerin kurduğu ve desteklediği IŞİD’in dün Lübnan’ın Bekaa iline bağlı Baalbek bölgesinde Hizbullah’a ait mekanlara saldırması sonucu bu örgütle savaşın fiilen başladığını söyledi.


Beyrut’ta düzenlenen bir konferansta konuşan Nasrallah, “IŞİD’in, Baalbek bölgesinde Hizbullah’a ait mekanlara saldırmasıyla aramızda savaş fiilen başlamıştır. Cesurca savaşan Hizbullah güçleri onlarca IŞİD militanını öldürüp, onlarcasını da yaralamıştır. Savaşı IŞİD başlattı ama biz bitireceğiz” dedi.

Lübnan sınırlarında yok olana kadar IŞİD’e karşı savaşın devam edeceğini ifade eden Nasrallah, “Savaşçılarımız Kalamun bölgesinde de Nusra Cephesi’ne karşı önemli başarılar elde etti. Lübnan’ın Arsal kenti sınırındaki bölgede ise ilerleme katettiler” diye konuştu.

Published in Rapor
Pazar, 07 Haziran 2015 12:56

ABD uçakları Irak ordusunu vurdu

IŞİD'e karşı operasyonlarda sağlam bir netice alamayan ABD birlikleri, yanlışlıkla olduğunu iddia ettikleri Irak askerlerini vurdu.
 
 Amerika öncülüğndeki Uluslararası koalisyona ait savaş uçaklarının, Felluce'de askeri bir karargahı "yanlışlıkla" vurduğu ve 5 güvenlik görevlisinin öldüğü bildirildi.

Düzenlenen saldırıda ölen 5 güvenlik görevlisinin yanısıra 7 güvenlik görevlisinin de yaralandığı gelen haberler arasında.

Irak ordu kaynaklarından alınan bilgiye göre, uluslararası koalisyona ait savaş uçakları, Felluce'nin 10 kilometre güneydoğusunda bulunan askeri bir karargaha hava saldırısı düzenledi.

Koalisyon uçaklarının bölgeyi "yanlışlıkla" vurduğunu tahmin ettiklerini ifade eden kaynaklar, söz konusu saldırıda, ordu Haşd eş-Şabi güçlerinden 5 kişinin hayatını kaybettiğini, 7 kişinin yaralandığını belirtti. Saldırıda 5 askeri aracın imha edildiği ve bölgede bulunan çok sayıda binada hasar oluştuğu aktarıldı.

Irak'ta ordu ve polisin yanı sıra Şii gönüllülerden oluşan Haşd eş-Şabi ve aşiret güçleri terör örgütü IŞİD'e karşı birlikte mücadele veriyor. ABD öncülüğündeki uluslararası koalisyon da bu güçlere hava desteği sağlıyor.

Published in Rapor