Displaying items by tag: nükleer enerji

İran parlamentosu günlerce süren sert tartışmalardan ve  hükümetin karşı çıkmasına rağmen bugün tasvip ettiği tasarıyla 5+1 ülkeleriyle yapılan görüşmelerde uyulması gereken  kırmızı çizgileri belirledi.

244 milletvekilinin katıldığı oylamada 213 milletvekili bu kanuna evet derken 10 milletvekili muhalif ve 6 milletvekili de tarafsız oy kullandı.

“Hükümetin  nükleer haklar ve kazanımları koruma  mecburiyeti”  başlıklı bu  kanun tasarısına göre; 5+1 ülkeleriyle  yapılacak anlaşma üç hususa  şeffaf bir şekilde riayet edildiği takdirde geçerli olacaktır:

1-      Yaptırımların defaten  ve tamamen kaldırılacağı anlaşma metnine konulmalı ve İran’ın taahhütlerini icra edeceği gün uygulanmalıdır.

2-      UAEK sadece , NPT denetim kuralları çerçevesinde İran’ın nükleer tesislerini tanınmış yöntemlerle denetlemeye izinlidir. Askeri, güvenlik ve nükleer olmayan hassas mekanlar ile belgeler ve bilim adamlarının denetlenmesi yasaktır ve Yüksek Güvenlik Kurulunun kararlarına riayet edilmelidir.

3-      Barışçıl nükleer enerji  bilim ve teknolojisini elde etmek doğrultusunda Ar-Ge çalışmalarında hiç bir sınırlama kabul edilemez ve Yüksek Güvenlik Kurulunun kararlarına riayet edilmelidir.

Açıklama-1: İran anayasasının 77.ve 125. Maddeleri uyarınca görüşme sonuçları İran Meclisi’ne sunulmalıdır.

Açıklama-2: İran dışişleri bakanı anlaşmanın icra sürecini her altı ayda bir islami Şura Meclisine rapor edecektir. Meclis Milli Güvenlik komisyonu anlaşmanın uygulanmasıyla ilgili olarak milletvekillerine rapor sunacaktır.

Published in Rapor

Bir törende konuşan General Selami, bugün İranlı bilim adamları bilimsel cihat çerçevesinde uzaya uydu gönderdiğini, bu başarıları en ağır yaptırımlar altında elde ettiklerini belirtti.

General Selami, ancak Batı binlerce nükleer bombayı kendi hakkı gördüğü halde müslümanların nükleer enerjiden barışçıl amaçlı yararlanmalarına bile tahammül edemediğini kaydetti.

Batı düşüncesinde en alçak davranışlar en şık ve en modern davranış sayıldığını kaydeden General Selami, Batı’nın iddia ettiği insan hakları diktatör üreterek başka ülkelere ihraç ettiğini, bu şom düşünce insani fıtratla asla bağdaşmadığını vurguladı.

Published in Rapor
Pazar, 15 Şubat 2015 00:00

İnkılaba niçin tahammül edemiyorlar?

Bismillahirrahmanirrahim

İslam inkılabı gerçekleştiği zaman kimse bu seviyeye geleceğine inanmıyordu. İslam inkılabını herkes kendi açısından değerlendiriyor; bazıları diğer ülkelerde olduğu gibi rejim değişikliği olarak değerlendirdi; Şah gitti, halk mollaları getirdi başa. Bazıları ise birkaç asırlık şah diktatörlüğü yıkıldı, İslam devleti kuruldu, diye seviniyordu. Ama nedense Amerika’nın başını çektiği Batı emperyal gücü asla kabullenemedi İslam Cumhuriyetini. Hep yıkmaya çalıştılar.

Batı emperyal güç bugünleri görüyordu sanki, İnkılabın bu aşamaya geleceğini iyi biliyordu ve bunu engellemek için her türlü şeytanlığı şimdiye kadar yapmaktan kaçınmadı.

İnkılab üç büyük badire atlatmıştır .

1-İnkılabı devirme girişimi: Önce içte Şahın geride bıraktığı generalleriyle ihtilal yapmak istediler, ama başaramadılar. Daha sonra 8 yıl sürecek yüz binlerce şehid ve gazi geride bırakacak bir savaş başlattılar, bütün güçlerini kullandılar ama yine İnkılabı deviremediler. Savaş, ambargo ve diğer yollarla İnkılabı dıştan deviremeyeceklerini anlayınca içe yöneldiler.

2-İçten yıkma: İç ihtilaf ve kargaşa çıkarıp İnkılabı içeriden yıkmak istediler; İnkılab muhalifleri, liberaller, Batı hayranları hepsini bir araya toplayıp kadife devrimi ile devireceklerdi, ama yine yapamadılar. İç muhalefeti her türlü imkanlarla donattılar ve bunun yanısıra da sistemi zayıflatmak için de her türlü ambargoyu uyguladılar. İslam cumhuriyeti basiretli rehberi sayesinde bu oyunu da boşa çıkardı.

3-Alternatif oluşturma: Dıştan ve içten yıkamayacaklarını anlayınca müslüman ülkelerine yayılmasın ve İnkılab ihraç edilmesin diye bu inkılaba alternatif olarak müslümanları cezbedecek, demokratik ve liberal İslamı savunan güçlü bir rakip çıkarmaya çalışıyorlar; son 10-15 yıllarını buna harcadılar ve hala bu yoldan umutlarını kesmiş değiller.

İnkılab her üç saldırı çeşidinden de yüzünün akıyla çıkıp istikrarlı adımlarla ilerlemeye devam ediyor.

36 yaşındaki İslam İnkılabı kendine kurulan bütün tuzakları atlattı, rakip tanımıyor, gün geçtikçe daha da gelişiyor daha da ilerliyor. Bunları dost düşman herkes biliyor. Bazıları kıskançlığından gizliyor, dile getiremiyor, bazıları da normal göstermeye çalışıyor, bazıları ise şeytanlığından vazgeçmemiş asıl hedefine ulaşana kadar da vazgeçmeyecektir.
Asıl konu şu; neden İslam Cumhuriyetini yıkmak istiyorlar? Neden İslam Cumhuriyetini kabullenemiyorlar? İslam Cumhuriyeti bunlara ne yapmış?

Dünya siyasetini tanıyanlar için bu soruların cevabı çok açık ve nettir:

-İslma Cumhuriyeti, dünyaya hakim tek eksenli siyaset sisteminin karşısına yeni bir eksen olarak çıktı. İslam cumhuriyeti, “dünyada tek eksen olamaz, ben de varım, ben ikinci eksenim, ben müslüman toplum ve ezilen mustazaflar için bir eksen oluşturacağım” deyince, Batı emperyal eksen kendilerine alternatif çıkmasına tahammul edemedi.

-Bilim ve teknolojiyi tekellerinde bulunduran Batı dünyası İslam Cumhuriyetinin bu tekellerini kırıp dünyaya “müslüman da ilim, bilim ve teknolojide başarılı olabilir. İslam, ilim ve bilimle iç içedir, İslam ilerleme, gelişmeye davet etmektedir” deyip bilim alanlarında; nükleer enerji, uzay bilimi, nano teknoloji ve diğer alanlarda 7-8 ülkenin elinde bulunan bu tekeli kırınca Batı emperyal güç rahatsız olmaya başladı..

-İnkılab diğer toplumları uyandırıyor, ezilenleri emperyal sömürü ve zülme karşı kıyama hazırlıyor. Batı emperyal güç halkların uyanıp kendi kuklası olan diktatör ve demokrat rejimleri devirmesine izin veremezdi. Bunları harekete geçiren gücün önü alınması gerekir.

- Filistin meselesi müslümanların en son sorunu haline getirilmişken İslam Cumhuriyeti tekrar Filistin ve Kudüs meselesini müslümanların ilk meselesi haline getirdi. Siyonist cephe buna tahammül etmeyecekti tabi ki. Tek çare İslam Cumhuriyetinin devrilmesi veya temel ilkelerinden uzaklaştırılması, içinin boşaltılması olarak görüyorlar.

İslam Cumhuriyetinin Irak, Suriye, Lübnan ve Yemen’deki başarısı empeyalist ve siyonist gücü daha da çıkmaza sürüklemektedir. Yalnızken yenemediler, şimdi nasıl devirecekler karar kara düşünüyorlar.

Empeyalist ve siyonist güç bunları yaparken, büyük şeytanın gönüllü dostları da yeni bir cephe açıyorlar; Velayet-i Fakihe sistemine saldırı. Ama hedeflerine ulaşamayacaklardır, şeyatnın işi vesvesedir. Allah bizi cin ve insin vesveselerinden korusun.

Vesselamu aleyku . Sabahattin Türkyilmaz

Published in Münasibetler