"Gelecek 25 yıla kadar İran'dan endişe etmeyeceğiz "diye Siyonist rejimdeki bu söyleme işaret eden İslam inkılabı rehberi, "Size söylüyorum her şeyden önce siz geleccek 25 yılı görmeyeceksiniz ve inşallah gelecek 25 yıl sonra Siyonist rejim diye bir şey olmayacaktır."dedi.

İslam inkılabı rehberi İmam Hamaney'in bilgilendirme sitesinin haberine göre, bugün halkın çeşitli kesimleri ile görüşen İslam inkılabı rehberi İmam Seyyid Ali Hamaney, Amerika'nın, İran aleyhindeki düşmanlığını gizlemediğini, birsi güldüğünü ve diğeri ise İran'ı tehdit ettiğini ifade ederek, müzakereden yana olan ve onu bir araç olarak kullanan Amerika'nın İran'a sızmak ve isteklerini dayatmak niyetinde olduğunu söyledi.

 İmam Hamaney, belli başlı nedenlerle Amerika ile nükleer müzakereleri kabul ettiklerini, hamd olsun İran'ın nükleer müzakereci heyeti bu alanda başarılı olduklarını vurguladı.

Rehber, diğer alanlarda Amerika ile müzakereye müsaade etmediklerini ve onlarla müzakere etmeyeceklerini konuşmasına ekledi.

Siyonist rejiminin son beyanlarına işaret eden İslam inkılabı rehberi, nükleer müzakerelerden sonra, "gelecek 25 yıla kadar İran'dan endişe etmeyeceğiz "diye Siyonist rejimdeki bu söyleme işaret eden İslam inkılabı rehberi, "Size söylüyorum; her şeyden önce siz gelecek 25 yılı görmeyeceksiniz ve inşallah gelecek 25 yıl sonra Siyonist rejim diye bir şey olmayacaktır. İkincisi olarak bu dönemde mücadele ve hamaset duygusu bir an bile siyonist rejimi rahat bırakmayacaktır" dedi.

 İmam Hamaney'in konuşmasında öne çıkan başlıklar;

- Başta zalim Şah olmak üzere İnkılâp öncesi hükümet erkânının tamamı Amerika'ya bağımlıydı.  İran'ı dolaylı yollarla yöneten ABD'li yetkililer İran'daki kukla vekilleri aracılığıyla Firavun misali bu halka her zulmü reva görüyordu. Ancak merhum İmam Humeyni Musa gibi milletin destekçisi olarak bu kadim topraklarda yeni bir düzen kurdu.

- Amerika'ya 'Büyük Şeytan' lakabının verilmesi basiret örneğidir. Dünyaki tüm şeytanların lideri iblis’tir. İblis'in işi sadece hile ve iğfaldir (aldatmak). Oysa Amerika hem hilekâr, hem ikiyüzlü hem katil hem de zorbadır.

- İblis'ten daha kötü bir simaya sahip Amerika'yı melek yüzlü göstermeye çalışanlar, din ve devrimci ruh bir kenara, ülkenin maslahatına sadık kalma prensibini ve aklı nereye koyacaklar? Hangi akıl ve vicdan, bize Amerika gibi bir suçluya güvenilir bir arkadaş gözüyle bakmamıza müsaade eder?

- İran ve Amerika'nın nükleer anlaşmadaki kaderi hala netlik kazanmamışken ABD Kongresi İslam Cumhuriyeti'ne karşı komplo ve planlar yapma devam ediyor. Büyük Şeytan karşısında öyle güçlü durulmalıdır ki şeytan, hayal kırıklığı yaşasın.

- Düşman, kahraman ve devrimci gençliğin ruhunu öldürmek istiyor. Hatta ülke içerisinde bile Hizbullahi ruha sahip gençleri aşırıcı olarak tanımlayanlar var. Bu çok yanlıştır!

- Amerikalılar, İslam Cumhuriyeti'ne karşı izlenecek metotta görev paylaşımı taktiğini izliyor. Bazıları tebessüm ederken bazıları da bize karşı mevzuat hazırlığı yapıyor.

- Biz daha önce açıklanan sebepler nedeniyle Amerika ile sadece nükleer konuda müzakere izni verdik ve Elhamdülillah müzakere heyeti vazifelerini yerine getirdi. Ancak diğer alanlarda Amerika ile pazarlık masasına oturmayız. Şunu da unutmamakta fayda var; Bizim Büyük Şeytan Amerika dışında diğer ülkelere "devlet, kabile ve din" alanlarında müzakere kapımız açıktır.

- Bazı İsrailliler 'Müzakereler, İran'a yönelik 25 yıllık endişelerimiz azalmıştır' diyor. Ama biz 'İsrail, 25 yıl sonrasını göremeyecek ve Allah'ın izniyle bölgede Siyonist rejim denen bir şey kalmayacak' diyoruz.

- Amerika, Şah döneminde ülkede yapılan seçimlere hiçbir şekilde müdahale ve itiraz etmedi. Ama bugün diktatör rejimler ve onların bölgedeki mirasçıları, İslam Cumhuriyeti'nde yapılan tamamen halk tabanlı seçimler aleyhine propagandalarına devam ediyor.

- Her insanın seçimlerde kullandığı oy, kul hakkıdır ve korunması İslami bir vecibedir. Hiç kimsenin bu emanete (oy) ihanet etmeye hakkı yoktur.

- Şüphesiz İslam Cumhuriyeti, milli irade ve ulusal birliğini koruyarak kimseyi ötekileştirmediği için İlahi yardımların şamili olmuştur ve bu bilinçle düşman karşısında nihai zaferi kazanacaktır.

Published in Rapor

Tahran Cuma Namazı Geçici Hatibi Ayetullah Hatemi, ‘Kahrolsun Amerika’ sloganına ilişkin “Bu slogan ılımlılığın ta kendisi ve Amerika ile ilişki kurmak rezaletin dibidir” dedi.


Tahran Cuma NamazıGeçici Hatibi Ayetullah Seyyid Ahmed Hatemi, Kapsamlı Ortak Eylem Planı’na değinerek “KOEP’den sonraki dönemin önemi KOEP’den önceki dönemden daha az değil. Bugün KOEP yasal sürecinden geçiyor ve İran Milli Güvenlik Yüksek Konseyi ile İslami Şura Meclisi, KOEP’yi değerlendirip onaylayacak” diye konuştu.

KOEP’den sonra Amerika tarafından yanlış bilgiler ortaya atıldığına işaret eden Tahran Cuma Namazı Geçici Hatibi Ayetullah Seyyid Ahmed Hatemi “Amerika yaptırımların çerçevesinin korunacağından bahsediyor. Dolayısıyla yetkililerimiz bu hususta apaçık bir tutum sergilemeliler” diye belirtti.

Amerika’nın asıl amacının Nükleer Program olmadığına vurgu yapan Ayetullah Hatemi “Onlar bizden İnkılap ve İslam ilkelerinden vazgeçmemizi ve sulta sisteminde erimemizi veya Irak, Suriye, Bahreyn ve Hizbullah gibi Direniş Ekseni’ni desteklemeyi bırakmamızı istiyor. Ama Amerika bunu bilmeli ki bunlar hiçbir zaman gerçekleşmeyecek” diye ifade etti.

Obama’nın İran rejiminin esasının değişmesini umduğunu dile getiren Ayetullah Hatemi “İran halkı kanlarının son damlasına kadar istiklal, özgürlük ve İslam Cumhuriyeti’ni destekleyecek. Bütün basın camiası ve gazeteciler Amerika nüfuzu karşısında dikkatlı olmalı” diye hitap etti.

‘Kahrolsun Amerika’ sloganının radikal bir slogan gibi gösterilmeye çalışıldığını da belirten Tahran Cuma Namazı Geçici Hatibi Ayetullah Seyyid Ahmed Hatemi “Bu slogan ılımlılığın ta kendisi ve Amerika ile ilişki kurmak rezaletin dibidir” açıklamasını yaptı.

Published in Rapor

Tahran’da “İslam Hedeflerini İlerletmek için Sinerji ve Dayanışma” hedefiyle düzenlenen Dünya Ehlibeyt (a.s) Kurultayı 6. Genel Kurul Zirvesi’ne katılan İslam ülkeleri uleması, fikir sahipleri, medya mensupları ve uzmanları kabul eden İslam inkılabı Rehberi İmam Seyyid Ali Hamaney, bölgede müstekbirliğin plan ve komplolarına karşı mücadele etmenin Fi Sebilillah (Allah yolunda) cihad’ın açık bir örneği olduğunu hatırlatarak, Amerika’nın nükleer görüşmelerden sui-istifade ederek İran’a ekonomik, siyasi ve kültürel nüfuzda bulunmak istemesinin kesinlikle engelleneceğini söyledi ve “bölgede sulta düzeninin plan ve komploları, ihtilaf çıkarılması ve nüfuz etme gibi iki temele dayanmaktadır ve buna aralıksız karşı konulması, etkisiz bırakılması amacıyla saldırı ve savunma amaçlı sahih planlar” hazırlanmalıdır” dedi.

İslam İnkılabı Rehberi, “İslam Hedeflerini İlerletmek için Sinerji ve Dayanışma” hedefiyle düzenlenen Dünya Ehlibeyt (a.s) Kurultayı 6. Genel Kurul Zirvesi’ne değinerek, Hz. Resulullah’ın (s.a.a) Ehli Beyt’ine (a.s) itaat ve izinden gitmenin gerçekte İslam’ın yayılması, ilahi hükümlerin ikamesi, tüm yönleriyle Allah yolunda mücadele ve zalim ve zulümle mücadele etmek demek olduğunu belirterek, Allah yolunda mücahede ve mücadelenin sadece askeri savaş manasına gelmediğini, bilakis kültürel, ekonomik ve siyasi mücadeleyi de kapsadığını söyledi.

 İmam Hamaney şöyle dedi: Bugün Allah yolunda mücadelenin açık örneği, İslami bölgede, özellikle de stratejik ve kritik batı Asya bölgesinde müstekbirliğin planlarının tanınması ve onlara karşı mücadele için gerekli planlamanın yapılmasıdır. Bu mücadele metodu savunma ve saldırı eksenli olmalıdır.”

Dünya müstekbirliğinin son yüz yıl içindeki komplolarını hatırlatan İslam inkılabı Rehberi, dünya müstekbirliğinin bölgedeki komplolarının uzun bir geçmişe sahip olmasına rağmen, İslam İnkılabının İran’da zafere ermesi ardından bu tecrübenin başka ülkelerde de gerçekleşmemesi amacıyla bu komplo ve baskıların daha da arttığını söyledi.

“İslam Cumhuriyeti nizamı 35 yıldan beri sürekli olarak, tehditler, yaptırımlar, güvenlik baskıları ve muhtelif siyasi komplolara maruz kalmıştır ve İran halkı artık bu baskılara alışmıştır” diyen İmam Hamaney, “elbette düşmanların Batı asya bölgesindeki baskıları, bundan birkaç yıl önce Kuzey Afrika bölgesinden başlayan İslami uyanış hareketinden sonra, düşman’ın içine düştüğü panikten dolayı daha da şiddet kazanmıştır. Onlar öyle zannediyorlar ki artık İslami uyanış hareketini sindirmişler. Ancak bu hareket sindirilecek türden değil, aynen devam edecek ve er veya geç kendi hakikatini gösterecektir” ifadesini kullandı.

Düşmanın Planları: 'ihtilaf çıkarmak' ve 'nüfuz oluşturmak'

Konuşmasının devamında mevcut şartlarda düşmanın planlarını açıklayan İslam inkılabı Rehberi İmam Hamaney, bu planın “İhtilaf çıkarmak” ve “Nüfuz” gibi iki temel üzerine kurgulandığını söyledi.

Düşmanın ihtilaf çıkarma yönündeki komplolarını hatırlatan  İmam Hamaney, hükümetler arasında ihtilaf çıkarılması ve ondan daha tehlikelisi halklar arasında ihtilaf çıkarmanın dünya müstekbirliğinin gündeminde olduğunu belirtti.

Mevcut şartlarda ihtilaf çıkarmak için düşmanın, Şia ve Sünni gibi kavramlardan yararlandıklarına temasla, İngilizleri fitne ve ihtilaf çıkarma konusunda uzman ve Amerikalıları ise onların uzmanı niteleyen İslam İnkılabı Rehberi, “Amerikalıların, kurulmasında ellerinin bulunduğunu itiraf ettikleri tekfiri cabbar, hakaret eden sayısız grupların oluşmasında en önemli faktör halklar arasında zahirde var olan mezhebi farklılıklar ve ihtilaflardır. Ne yazık ki bir takım sade Müslüman da basiretsizliklerinden dolayı bu komplo ve plana aldanmışlar ve düşmanın komplosunun bir parçası haline gelmişlerdir” dedi.

Bu meselenin en açık örneğinin bugün Suriye meselesi olduğunu hatırlatan  İmam Hamaney, Tunus ve Mısır’da tağuti devletlerin İslami sloganlarla devrilmesi ardından Amerikalılar ve Siyonistlerin bu formülden yararlanarak direniş ülkelerinin yok edilmesi yönünde de yararlanmak istediklerini ve bunun için de Suriye’yi hedef aldıklarını söyledi.

 İmam Hamaney şöyle dedi: Suriye olayının başlamasından sonra basiretsiz Müslümanlardan bazıları planlanmış haritanın bir parçası konumuna gelerek, düşman cetvelini doldurmak suretiyle Suriye ülkesini mevcut duruma sürüklediler. Bugün Irak’ta, Suriye’de, Yemen’de ve öteki ülkelerde vuku bulmakta olan ve ondan “mezhep savaşı” olarak söz edilmeye çalışılan şey aslında kesinlikle mezhep savaşı değildir, bilakis siyasi bir savaştır. Bugün en önemli sorumluluk ve görev, bu anlaşmazlıkların giderilmesi yönünde çaba harcamaktır.”

“Biz alenen ve açık bir şekilde İran İslam cumhuriyeti bölgedeki tüm İslam devletlerine dostluk eli uzatmaktadır ve Müslüman devletlerle hiçbir sorunu yoktur” ifadesini kullanan İslam İnkılabı rehberi, İran İslam Cumhuriyetinin kendi komşularının önemli bir kesimiyle dostça ilişkilere sahip olduğunu, bu arada bazı ülkelerin de anlaşmazlık içinde olduğunu, habasette bulunduklarını, ancak tüm bunlara rağmen İran İslam cumhuriyetinin bölge halkları, kendi komşuları ve İslam ülkeleri ile iyi ilişkiler üzerinde ısrarcı olduğunu söyledi.

İran İslam cumhuriyetinin siyasetlerinin kaynağının rahmetli İmam Humeyni’nin İslam İnkılabının zafere erdirmesinde ve istikrara kavuşturmasında kullandığı ilkeler olduğunu belirten  İmam Hamanei konuşmasının devamında Allah Taala’nın Kur’an’ı Kerimdeki buyruğu olan “اشداء علی الکفار رحماء بینهم” Kafirlere karşı pek şiddetlidirler kendi aralarında ise merhamet sahibi ilkesinin, İslam nizamının sağlam ilke ve esaslarından olduğunu söyleyerek, “biz rahmetli İmam Humeyni’nin vermiş olduğu ders ve İslam cumhuriyetinin kesin çizgisi uyarınca müstekbirlikle uzlaşamayız, fakat Müslüman kardeşlere karşı ilkemiz dostluk ve refakattir. Biz mazlumun desteklenmesi konusunda mezhebine bakmıyoruz, Lübnan’da Şii kardeşlerimize yaptığımız desteğin aynısını Gazze’de Sünni kardeşlere de yaptık ve Filistin meselesini İslam dünyasının en öncelikli meselesi kabul ediyoruz” dedi.

Bugün İslam dünyasında ihtilafların körüklenmesinin kesinlikle yasak olduğunu, İran’ın, hatta Şii gruplar tarafından bile ihtilafa sebep olacak her türlü hareket ve davranışa karşı olduğunu ve Ehli Sünnet değerlerine hakareti açık bir şekilde kınadığını belirten İslam İnkılabı Rehberi konuşmasının devamında ise Amerika’nın ikinci planının bölge ülkelerine nüfuz etmek ve etkisi altına almak olduğunu belirtti.

"Amerikalılar nükleer görüşmelerin sonucundan suistifade etmeye çalışıyor"

Amerika’nın nükleer görüşmelerin sonucundan sui-istifade etmeye çalıştığını da hatırlatan İslam inkılabı Rehberi, “Amerikalılar, şu anda ne İran’da ve ne de Amerika’da kabul edilip edilmeyeceği konumu belli olmayan anlaşmayı İran’a nüfuz etmek için bir araç olarak kullanmaya çalışıyorlar. Fakat biz bu yolu kesin surette kapatmış bulunuyoruz ve kendi yüksek tüm gücümüzle Amerikalılara, İran’da ekonomik, siyasi, kültürel nüfuzu veya siyasi varlığına müsaade etmeyeceğiz” dedi.

İran’ın bölgesel siyasetlerinin Amerika’nın bölgesel siyasetlerinin tam karşı noktasında bulunduğunu hatırlatan İmam Hamaney, onların bölge ülkelerini parçalayarak küçük ve itaatkar ülkeler oluşturmak istediklerini, ancak Allah’ın izni ve yardımıyla bunun tahakkuk bulamayacağını bildirdi.

"Suriye'nin bölünmesi Amerikaliların en belirgin amaçlarından"

İslam İnkılabı rehberi Amerika’nın Irak’ı parçalamaya çalışmasıyla ilgili daha önce yaptığı uyarıları hatırlatarak, o dönemde bazılarının bu sözler karşısında hayret ettiklerini, ancak bugün Amerikalıların açık bir surette Irak’ın parçalanmasından söz etmeye başladığını, Irak’ın ve ellerinden gelirse Suriye’nin bölünmesinin Amerikalıların en belirgin amaçlarından olduğunu, fakat bölge ülkeleri, Irak ve Suriye’nin toprak bütünlüğünün korunmasının İran İslam cumhuriyeti için büyük önem taşıdığını söyledi.

Konuşmasının devamında İran İslam cumhuriyetinin bölgesel siyasetlerinin ABD’nin siyasetleri ile açık bir tezat içinde olduğunu hatırlatan İslam İnkılabı Rehberi, “İran, bölgede direnişi bu cümleden Filistin direnişini tamamen müdafaa etmekte ve İsrail’e karşı mücadele veren ve Siyonist rejimi sindirmeye çalışan herkesi himaye edecektir” dedi.

"Biz İngiliz Şiilğini gerçekte Şiilik olarak kabul etmiyoruz"

İslam İnkılabı Rehberi, Amerika ve öteki tefrika çıkarıcı fitne merkezlerinin siyasetlerine karşı mücadele edilmesinin İran’ın diğer temel siyasetlerinden olduğunu hatırlatarak, “Biz propaganda merkezi ve üssü Londra olan ve müstekbirliğin yol açıcı rolünü ifa eden Şiiliği gerçekte Şiilik olarak kabul etmiyoruz” dedi.

"İran Bahreyn ve Yemen halkları ve tüm mazlumları müdafaa ediyor"

İslam İnkılabı rehberi ayrıca İran İslam cumhuriyetinin Bahreyn ve Yemen halkları da dahil tüm mazlumları müdafaa etmekte olduğunu hatırlatarak, asılsız iddiaların aksine İran’ın bu ülkelere her hangi bir müdahalesinin olmadığını, ama mazlum halkı himaye etmeyi sürdürdüğünü söyledi.

İslam İnkılabı Rehberi, şöyle devam etti: Mazlum Yemen halkı için üzülüyoruz, dua ediyoruz ve yapabileceğimiz her yardımı onlara yapıyoruz. Bir ülkeyi harabeye çeviriyorlar; siyasi hedefleri hamakat ile takip ediyorlar.

İmam Hamaney konuşmasının devamında, Pakistan ve Afganistan gibi İslam dünyasının öteki ülkelerinde de bir takım üzücü olayların vuku bulmakta olduğunu, bunun için Müslümanların basiret ve bilinçli bir şekilde hareket ederek bu sorunları tedavi etmeleri gerektiğini bildirdi.

İmam Hamaney konuşmasının bir diğer bölümünde ise İslami Radyo-Televizyonları Birliğini, korkunç Amerikan-Siyonist medya mafyası imparatorluğuna karşı koyma hususunda önemli bir merkez olduğunu belirterek, bu hareketin tamamen takviye edilmesi ve yaygınlaştırılması gerektiğini söyledi.

"Bölgenin geleceği Müslüman halklara aittir"

İmam Hamaney konuşmasının son bölümünde ise müstekbirlik ve onların uşaklarının tüm yaygaralarına rağmen kuşkusuz İslam’ın onur ve kudretinin, mücahid erkek, kadın ve gençlerin varlığı sayesinde aydın garantilenmiş olduğunu ve bölgenin geleceğinin Müslüman halklara ait olduğunu bildirdi.

Bu görüşmenin sonunda İslam inkılabı Rehberi İmam Seyyid Ali Hamaney konuklardan bazıları ile yakından görüşerek ayak üstü sohbette bulundu.

İslam İnkılabı Rehberinin konuşmasından önce Dünya Ehli Beyt Kurultayı Genel sekreteri Huccetul İslam Muhammed Hasan Ahteri, kurultayın 6. konferansıyla ilgili kısa bir açıklama sunarak, “İslam Hedeflerini İlerletmek için Sinerji ve Dayanışma” hedefiyle düzenlenen Dünya Ehlibeyt (a.s) Kurultayı 6. Genel Kurul Zirvesi’ne 30 ülkeden çok sayıda din alimi ve şahsiyetinin katılmasıyla düzenlendiğini bildirdi.

İslam Ülkeleri Radyo-Televizyonları Birliği Genel Sekreteri Huccetul İslam Kerimiyan da kısa bir rapor sunarak, medya alanında İslami değerler esasında yeni bir edebiyat ve söylemin oluşması yönünde çaba harcanması, genel güvenin kazanılması, insani güç eğitimine odaklanması, haber üretimi, dağıtımı ve yayımı için gerekli araç ve gereçlerin oluşturulması ve muhteva yönetmenliğinin oluşturulmasına çalışılmasının İslami Radyo ve Televizyonlar Birliğinin en önemli girişimlerinden olduğunu söyledi.

Published in Rapor

Hizbullah Genel Sekreteri Seyyid Hasan Nasrullah, ‘Zafer Günü’ konuşmasının ikinci bölümünde bölge ülkelerini hedef alan bölünme planlarına değindi.

Vadi el-Huceyr konferansında tarihi bir karar alınmış ve bölgenin bölünmesine karşı olunduğu ifade edilmişti. Gerçi bölge bölündü; ama her halükarda bu konferansta en iyi tavır alınmıştı.

Bugün yine burada toplanmışken bölgenin yeniden bölünmesine karşı çıkmalıyız. Bu, şu an Amerika ve İsrail’in bölgede şu an gerçekleştirmeye çalıştığı bir komplodur ve maalesef bazı bölgesel güçler de bilerek veya bilmeyerek kendilerine de zararı dokunacak bu planı uygulamakta ve izlemektedir.

Bugün her yerden haykırmalı, halklarımızı ve ümmeti uyarmalıyız. Bölge ülkelerini yeniden bölme ve parçalama planları bölgeyi uzun sürecek etnik ve mezhebi iç savaşlara sokuyor. Bunun bölge güçlerinin yıkımından, tahrip olmasından mültecilikten başka sonuçları yok.

Dolayısıyla İslam dünyasının alimleri, Müslüman ve Hıristiyan liderler, İslamcılar, milliyetçiler, laikler, tüm güçler ve hareketler, bu komplo karşısında yeni bir tavır almalıdır.

Eğer buna izin verirsek, eğer bu nesil buna izin verirse bölge yeniden bölünüp parçalanırsa, bunun etkileri sonraki nesillerde görülecek ve hepimiz Allah katında sorumlu olacağız.
ABD IŞİD’i toplumsal dokuyu değiştirmede kullanıyor

Bugün IŞİD, bilerek veya bilmeyerek bölgenin bölünüp parçalanmasına çalışıyor. Hatırlarsanız geçen yıl bu konuya değinmiş ve demiştim ki Amerika, terörle mücadelede asla ciddi değil.

Amerikalılar, IŞİD’i bölgenin toplumsal dokusunu değiştirmek, bölge devletlerini ve hükümetlerini yıkmak ve bölge haritasını değiştirmek için kullanmak istiyor.

Birkaç gün önce Ankara, ‘ABD bizden IŞİD’e karşı operasyonları durdurmamızı istedi’ diye bir açıklama yaptı. Neden? Acaba Suriye’nin ulusal egemenliğine saygıdan dolayı mı?

Hayır uluslararası koalisyonun Suriye’nin ulusal egemenliğine onuruna saygısı yok.  Onlar, şu an IŞİD’in zayıflamasını istemiyorlar. Irak’ta kullandıkları gibi IŞİD’i Suriye’de de kullanmak istiyorlar. Nasıl?

John Kerry Doha’da şunu söyledi. Suriye’deki rejim IŞİD’e karşı mücadele edemez. IŞİD’e karşı koymamız için onun Şam’a ulaşmasını önlemeliyiz. Suriye’deki mevcut hükümet gitmeli, Suriye hükümeti ılımlı muhaliflere geçmeli.

Amerika, Suriye hükümetini devirmek için IŞİD’den siyasi olarak istifade ediyor.  Ama o, yalan söylüyor. Nusra ve benzeri grupların dışında kalan “ılımlı muhalifler” IŞİD’e karşı koyabilir mi?

O diyor ki ılımlı muhaliflerin eğitilip donatılması projesi başarısız oldu. Türkiye’de eğitime alınacak 2 bin kişiden yalnızca 60’ı IŞİD’le savaşıyor. Dolayısıyla sen Suriye hükümeti yerine daha zayıf ve yetersiz birilerini yönetime getirmek istiyorsun.

Eğer ılımlı muhalifler, Suriye yönetimini ele geçirirse –şu hile ve nifaka bakın- dünya ona yardıma gelir, onu destekler ve IŞİD’e karşı savaşır.
Irak’a da hükümetinizi değiştirin size yardım edelim demişlerdi

Bu hile birkaç ülkede gerçekleşti. Irak içindeki siyasi ihtilafları bir kenara bırakıp bakın. Irak’a neler söylediler?

Dediler ki hükümetinizi değiştirin size uluslararası, bölgesel yardımlar ve Arap yardımları sınırsız olarak gelsin. Iraklılar hükümetlerini değiştirdiler. Bunun sebeplerine girecek değilim. Ama netice ne oldu?

Amerika’dan, bölge ülkelerinden, NATO’dan Arap ülkelerinden teröre karşı yardım alabildiler mi? Yoksa kendi iradeleriyle ve gerçek dostların yardımıyla mücadele eden Gönüllü Halk Güçleri’nin bulunduğu yerlerin dışında IŞİD daha da ilerlemedi mi?

Daha da öteye gidelim Irak’la Amerika arasında silah, mühimmat ve savaş uçağı anlaşmaları yok mu? Bu anlaşmalar uygulanmadı, halbuki Iraklıların silah ve mühimmat sorunu bulunuyor.

Daha da kötüsü Amerikalar ve Suudiler koordineli olarak petrol fiyatlarını düşürdüler ve Irak’ın bütçesi yarıya indi. Siz Irak’a hükümetinizi değiştirirseniz size yardım edeceğiz diye vaatte bulunmuştunuz. Peki sözünüzde durdunuz mu? Şimdi aynı oyunu Suriye için de oynuyorlar. Herkesin bu oyun ve hile karşısında uyanık olması gerekiyor.
ABD ve müttefikleri terörü araç olarak kullanıyor

Yemen’de teröre karşı savaşa girdiklerini söylemişlerdi; ama el-Kaide, IŞİD ile Yemen’in asli İslami ve milli güçlerine karşı müttefik oldular.

Amerika ve müttefikleri terörizmi taleplerini ve planlarını dayatmak için bir araç olarak kullanıyor. Bizler her yerde bu komplolara karşı koymalıyız. Çünkü Amerika’nın gerçek komplosu –ey dünya bizi onaylayın diyerek- bölme ve parçalamadır.

Irak’ın bölünmesi, Suriye’nin bölünmesi, bölgenin bölünmesi hatta Suudi Arabistan’ın bölünmesi... Çünkü bu Amerika’nın ve İsrail’in çıkarınadır. Bu, bölgede oluşan uyanış karşısında kullandıkları son araçtır.

Bu çerçevede Suriye yönetimine, ordusuna ve bizim de içinde olduğumuz müttefiklerine yönelik suçlamalara da kısaca değinmek istiyorum.

Bizim Suriye’nin bölünmesi için hareket ettiğimizi söylüyorlar. Asla böyle bir şey yok. Gerekirse bu konuda daha fazla açıklama yaparım; ama şimdilik size şu kadarını söyleyeyim.

Suriye halkı, ordusu ve ulusal güçleri 5 yıldır Haseke’de, Deyr ez-Zor’da, Dera’da, Suveyda’da Halep’te, İdlib’de, Şam’da, Humus’ta her yerde Suriye’nin tek parça ve birleşik olarak ayakta kalması için savaşıyordu. Onlar Suriye’nin tek parça halinde kalmasını istiyorlar ve Suriye’nin bölünmesi planına da teslim olmuyorlar.

Konuşmamın bu bölümünün sonunda bir kez daha 142. Gününü dolduran Yemen’e ve Yemen halkına yönelik Suudi-Amerikan saldırılarını, Amerika ve İsrail’in bölgedeki cinayetlerinden bile korkunç hale gelen bu vahşi gayri insani cinayetleri kınıyorum.

Ve diyorum ki bölgedeki daha önceki savaşlardan alınacak tecrübe Yemen’de de vardır. Yemen’in bir kenti veya bir yeri düşmüş olabilir; ama Yemen halkının inancı, iradesi, direnişi izzet ve onur duygusu ve işgalcilere karşı koyma azmi oldukça bu saldırganlar zafer kazanıp hedeflerine ulaşamayacak.   

"Bizim 16 yaşında binlerce gencimiz var, sizin F-16 sayınız kaç?"

Şimon Perez’den Olmert kabinesinde bakan olduğu dönemde ifade ettiği bir şeyi size okuyayım. O, bunu Winograd Komisyonu’nda dile getiriyor.

O, “İsrail olması gerektiği gibi hazırlıklı değildi, inisiyatifi elinde bulundurmuyordu. Bizim zayıflıklarımız vardı” vs. diyor ve asıl konuya geliyor şimdi onu size kısaca okuyayım. “Fiyatı 100 milyon dolar olan F-16 ile 16 yaşındaki bir gençle savaşa gidilmez.” İşte bu Temmuz Savaşı’nın sonucudur.

Şimdi siz buna Gazze ve Yemen’i ve diğer savaşları da buna ekleyin. Özetle hava kuvvetleri savaşın sonucunu belirleyen şey değildir.

Sizin kaç F-16’nız var; bizim 16 yaşında binlerce gencimiz var. Onlarla nasıl baş etmeyi düşünüyorsunuz?

Published in Rapor
Çarşamba, 05 Ağustos 2015 02:22

Meclis Başkanı: Amerika IŞİD’i kullanıyor

İslami Şura Meclisi Başkanı Ali Laricani, Amerika’nın IŞİD terör örgütünü kullandığını söyledi.

Laricani Tahran’da bulunan Sırbistan Dışişleri Bakanı İvitsa Daçiç ile yaptığı görüşmede Amerika’nın IŞİD terör örgütünü kendi hedefleri doğrultusunda kullandığını belirterek, “IŞİD’e karşı ciddi bir mücadelenin başlatılmaması bu terör örgütünü yaptığı korkunç cinayetleri tekrarlaması için tahrik ediyor ve bu da bölgenin zararınadır” dedi.

İran İslami Şura Meclisi Başkanı Laricani, Sırp bakanla bir araya geldiği görüşmede ayrıca İran ve Sırbistan arasında geçmişten var olan iyi ikili ilişkiler olduğunu hatırlattı ve “İran ve Sırbistan siyasi, ekonomi, sanayi ve bilimsel konularda beraber çalışabilir” dedi ve iki ülke siyasi yetkililerinin karşılıklı olark düzenledikleri ziyaretlerin artması gerektiğinin önemine vurgu yaptı.

Laricani ayrıca Daçiç ile Tahran’daki Meclis binasında bir araya geldiği görüşmede Balkan ülkeleri ve özellikle de Sırbistan’la olan ilişkileri pekiştirmenin İran İslam Cumhuriyeti yetkililerinin önceliği olduğunu belirtti.

Bu görüşmenin bir diğer bölünde ise Sırbistan Dışişleri Bakanı İvista Daçiç de İran İslam Cumhuriyeti’nin bölgedeki konumu ve önemine dikkat çekerek, “Sırbistan, İran ile tüm alanlardaki ilişkilerini geliştirmek istiyor ve iki ülke meclislerinin ise bu doğrultuda atacağı adımlar büyük önem taşıyor” diye konuştu.

Sırp bakan ayrıca yakın bir gelecekte İran ve Sırbistan Karma Ekonomik Komisyonu düzenleneceğini bildirdi.

Published in Rapor

ABNA-İran’ın eski dışişleri bakanı ve İslam İnkılabı Rehberinin uluslararası danışmanı Ali Ekber Velayeti, İslam İnkılabı Rehberinin internet sitesine verdiği röportajda, Viyana anlaşması hakkında görüşlerini dile getirdi.  Müzakere timini açıkça desteklediğini belirten Velayeti, anlaşmaya varan süreçle ilgili önemli noktalara değindi.

Viyana müzakerelerinin ardından iç ve dış basında iki konu haberlerin baş köşesinde yer aldı ve üzerinde analizler yapıldı; birincisi, anlaşma sağlandıktan sonra İran’ın bölgesel politikalarının da değişeceğiydi ve ikincisi de İran’ın füze ve silah gücünün eksileceğiydi. İslam İnkılabı Rehberi, bayram hutbesinde her iki konuya da değinmiş ve bu hususta bazı açıklamalarda bulunmuşlardı.

Tabnak internet sitesinin bildirdiğine göre, İslam İnkılabı Rehberinin uluslararası danışmanı Ali Ekber Velayeti, İmam Hamanei’nin eserlerini koruma ve yayma bürosunun internet sitesiyle yaptığı röportajda, Viyana anlaşması başta olmak üzere Batı basınında oluşturulan gündeme dair açıklamalarda bulundu.

İslam İnkılabı Rehberi, bayram namazı hutbesinde nükleer müzakerelere işaretle, “İster bu metin tasvip edilsin ister edilmesin, ilahi kuvvet ve kudret sayesinde, hiçbir şekilde suistimal edilmesine izin verilmeyecektir” ifadesinde bulundu. Karşı tarafın, basın üzerinden ortam oluşturarak suistimal etmeye ve amaçlarına ulaşmaya çalıştığı görünmektedir. Bu konun içerdiği örnekler nelerdir?

Bana göre, Batılı tarafların özellikle Amerikalıların her zamanki gibi ortamdan ve müzakere metninden suistifade etmek isteyecekleri zaten başından itibaren de tahmin ediliyordu. Bunu gösteren örneklerden biri, ‘nihayetinde ekonomik baskılar etkili oldu ve İran müzakere masasına oturdu’ şeklinde propaganda yapmaya yönelmeleridir. Tabi kendileri de bunun yalan olduğunu biliyorlar, çünkü İslam İnkılabından sonra İran sürekli yaptırımların hedefi olmuştur. Zaten başından beri Amerikalılar İran’ı ekonomik muhasaraya almak için yaptırım silahını kullanmıştır. Şu noktanın hatırlanması da önemlidir; söz konusu yaptırımlar bizim için zorluklar getirmiş olsa da -ki bunu inkarda etmiyoruz – fakat bununla birlikte, daha fazla özgüven kazanmak, bağımsızlık yönünde hareket etmeye çalışmak ve dışa bağımlığı azaltmak için bir temrin olmuştur. Şüphesiz, üstatların, gençlerin ve uzmanların yetenekleri sayesinde kaydedilen askeri ve savunma alanındaki ilerlemeler, yaptırımların olumlu sonuçlarından biri olup kendine ittika etmenin neticesinde olmuştur. Şayet yaptırımlara maruz kalmamış olsaydık, yeterliliğin ve bağımsızlığın bu payesine yetişmezdik. Bazen olur ki insan bir şeyi kolayca ele geçirir ve füze, tank ya da uçak gibi bir savunma aracını üretmek için ilk aşamalarından başlayarak kendini zahmete atmaz ve en sade, en yakın olan ne ise onu seçer. Ama yaptırımlar neden oldu ki bazı sanayilerde kendimiz sıfırdan üretmeye başlayalım.

Çok açık söylüyorum, İran İslam Cumhuriyeti hiçbir surette savunma pozisyonlarından geri çekilmeyecektir. Defalarca da açıkladığı üzere, bütün kuvvetleler komutanı İmam Hamanei’nin bu husustaki politikası şudur: Savunma alanında hiç kimsenin müdahalesine, neye sahip olup neye sahip olmayacağımızı belirlemesine izin verilmez.

Nükleer meselesi, İran’a karşı yaptırımların daha da şiddetlenmesine neden oldu. Dolaysıyla biz de yeni çözüm yollarını bulmanın arkasına düştük. Petrol dışındaki ihracatların artırılması çözüm yollarından biriydi. Bir zaman Nizamın Maslahatını Belirleme Kurumu, ülkenin cari bütçesinin petrola olan bağımlılığını tedricen azaltıp sıfır düzeyine ulaştırmamız yönünde hareket etmek için bir yasa tasarısı tasvip etmişti. Fakat yaptırımlar şekillenmeye kadar uygulamaya konulmadı. Ama 1393 yılında petrol haricindeki ihracatlarımızın oranı eskiye kıyasla her zamankinden daha fazla artış gösterdiğine tanık olduk. İslam İnkılabı Rehberi tarafından iblağ edilen direniş ekonomisi politikaları da aslında yaptırım koşulları altında ayaklarımızın üzerinde durup ilerlememize yardımcı oldu ki ciddiyetle takip edilmeleri gerekir.

Bununla birlikte ambargo ortamı, sekiz yıllık savaş gibi büyük zorlukları da beraberinde getirmiştir. Savaşta ise kimse bize mermi dahi vermiyordu. Dışişleri bakanlığında olduğum sırada, bazı ülkelerden büyük zahmetlere katlanarak ancak mühimmat tehiye edebildiğimize bizzat tanık olmuştum. Hatta büyük zorluklara katlanarak dışişleri bakanlığı ile savunma bakanlığının işbirliği sayesinde Libya, Kuzey Kore ya da başka yerlerden otuz adet “Scud-B” füzesini alabilmiştik. Ve nihayetinde kendimiz füze üretimi ve yapımına doğru hareket ettik.

Dolaysıyla, ‘yaptırımlar İran’ın müzakere masasına oturmasına neden oldu’ şeklindeki ifadenin boş bir laftan ibaret olduğu açıktır. Eğer onların baskıları etkili olsaydı, bu gün İran’da bir santrifüj dahi bulunmaması gerekirdi. Oysa, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinde ilk kezdir İran gibi bir ülkenin beş altı bin aktif santrifüjü bulundurabileceğini ve zenginleştirme sürecini sürdüreceğinin tasvip edildiğini görüyoruz. Elbette ki bu, beklediğimiz o ideal nokta değildir fakat zenginleştirilmiş radyoaktif maddelerin üretiminin Birleşmiş Milletleri tarafından bizim için resmen tanınmış olması bile kendi başına büyük bir kazanımdır ve halkın direnişi sayesinde ancak elde edilmiş bir kazanımdır. Bu nedenledir ki korku ya da teslim olma nedeniyle değil, gücümüzden hareketle müzakere masasına oturduk. Nitekim İslam İnkılabı Rehberi de İran’ın müzakere ekibi için ‘cesur ve gayur’ tabirini kullanmışlardı.

Yapabilecekleri diğer bir suistimal de ‘İran’ın Amerika’yla müzakerelerinin kapısı açılmıştır’ demeleridir. Oysa İslam İnkılabı Rehberi devlet yetkilileriyle yaptığı açık ya da özel görüşmelerde, müzakerelerin nükleer mesele dışında başka bir meseleyi kapsamayacağını belirtmişlerdi. Nitekim bundan öncede zaruret gereği istisnai müzakereler yapmıştık. İran ve Amerika’nın Birleşmiş Milletler çatısı altında Afganistan konusu ve Taliban meselesiyle ilgili müzakeresi ya da Irak meselesinde yine Birleşmiş Milletler çatısı altında yaptığımız müzakereler örnek olarak verilebilir. Son olarak da Amerikalılar, İran’a duydukları ihtiyaç nedeniyle Suriye veya Yemen gibi bazı bölgesel konularda İran’la müzakere yapma temayülündeler fakat, İran’ın resmi yetkililerinden hiç kimseye bölgesel ya da ikili meselelerle ilgili Amerikalılarla diyaloga geçme konusunda İslam İnkılabı Rehberi tarafından izin verilmiş değildir. Zira onlara güvenilmeyeceğini göstermişlerdir. O halde Amerika’yla müzakerenin kesinlikle hiçbir temeli yoktur.

Amerikalı yetkililer, Viyana müzakereleri ve mutabakat metninin yazılmasından sonra İran’ın savuma gücünün düşürülmüş olduğunu yansıtıyorlar. Doğru mu?

Bakınız, açıkça söylüyorum, İran İslam Cumhuriyeti hiçbir şekilde savunma pozisyonlarından geri adım atmayacaktır ve ister sıvı yakıtlı olsun ister katı yakıtlı olsun;  kısa menzilli veya uzun menzilli olsun         maslahat gördüğü her türlü füzeyi –nükleer başlık alabilen füzeler dışında – üretecektir.

Bu konuda İslam İnkılabı Rehberinin defalarca açıkladıkları gibi savunma alanında hiç kimsenin neye sahip olup neye olmayacağımızı belirlemesine izin verilmez. Dayton’da Bosnalılara dayatılanın bir benzerini kabul etmek mümkün değildir. Clinton zamanında imzalanan Dayton anlaşmasında, Bosna hükümetinin kaç adet askeri araca, kaç tane havan topuna, ne kadar silah, mermi ve mühimmata sahip olabileceğini belirlediler. Yani bunu kendileri için tamamen belirlediler. Fakat İran askeri ve teçhizat bakımından bağımsız olduğu için karar almada bağımsızdır ve hangi silaha sahip olacağını veya olmayacağını kimse kendisine dikte edemez. İran İslam Cumhuriyeti, savuma için ne gerekiyorsa ona göre karar alır ve üretir; bu füze olabilir, savaş uçakları olabilir, uçaksavar, tank ve diğer zırhlı araçlarda olabilir.

Dolaysıyla savunma alanında, bazı açıklamalar yapmış olsalar bile İran hiçbir surette ne onların gelip askeri merkezlerimiz denetlemesine ne de İran’ın hangi tür silaha sahip olmasına dehalet etmelerine müsaade eder. İran, İslam İnkılabı Rehberinin fetvası gereği haram saydığı nükleer silah üretimi ve kimyasal bombalar gibi hiçbir zaman kullanmadığı kitle imha silahları dışında, geriye kalan silahları üretme konusunda asla tereddüt etmeyecektir. Şahap, Siccil vs. gibi füzelerde nükleer başlık takılması için asla üretilmedi. Bu nedenle, Viyana anlaşma taslağındaki maddelerin kapsamına girmez.

Bazı kimseler ve yayın organları, İran’ın bölgesel politikalarının bu anlaşmanın uygulanmasından sonra değişeceğini öne sürmek için yeni bir gündem oluşturmanın peşindeler…

İran politikaları asla değişmeyecektir. İran İslam Cumhuriyeti'nin direniş ekseni etrafında bölgenin savaşçılarına olan desteği eskisi gibi devam edecektir, hatta daha da güçlendirilecektir. İran İslam Cumhuriyeti, ister radikal olsunlar ister (Amerikalıların değimiyle) ılımlı olsunlar teröristlere ve teröre karşı Irak devletini ve halkını destekleme konusunda kararlıdır.

Dolaysıyla İran, başta kendisinin olmak üzere bütün ülkelerin hatta Batılı ülkelerin bile (tabi kendileri bunun farkında değiller) zararına olan terörizm olgusunun yayılmasına karşı Irak, Suriye, Lübnan ve Yemen halklarını himaye etmek için hiçbir yardımı esirgemeyecektir.

‘Yaptırımlar İran’ın müzakere masasına gelmesine neden oldu’ önermesi, boş bir laftan ibarettir. Eğer onların baskıları etkili olsaydı, bu gün İran’da bir santrifüj dahi bulunmamalıydı. Oysa ilk kezdir Birleşmiş Milletlerde, İran gibi bir ülkenin beş altı bin aktif santrifüje sahip olması ve zenginleştirme sürecine devam etmesinin tasvip edildiğini görüyoruz. Bu konu kendi başına önemli bir kazanımdır ve sadece direniş sayesinde elde edilmiştir.

Biz bunun insani ve İslami bir görev olduğuna inanıyoruz. İlaveten, sınırlar dışında terörizmle mücadele etmek, aslında bir nevi İran İslam Cumhuriyeti'nin toprak bütünlünü ve siyasi hayatını savunma olarak da sayılır. Komşu ülkelerde ve etrafınızda olup bitene karşı sessiz kalıp oturarak düşmanın size yönelmesini bekleyemezsiniz. Önde hareket etmemiz gerekir ve ortak bir bölgesel hedef doğrultusunda terörizmle, Amerika ve yabancı güçlerin bölgeye müdahale etmesiyle mücadeleyi sürdürmeliyiz. Bu, İran İslam Cumhuriyeti'nin stratejik görevlerinin bir parçasıdır.

İslam İnkılabı Rehberi, Ramazan bayramı gününde yetkililerle görüşmesinde ulusal çıkarların dikkate alınmasını ve ona göre anlaşma metninin düzenlenmesi gerektiğini söylediler. Söz konusu düzenlemenin ölçütü ulusal çıkarlar olduğuna göre, bu ulusal çıkarlar nenelerdir? Ya da şöyle sorayım: İran İslam Cumhuriyeti, bir maslahat nedeniyle kötü bir anlaşmaya razı olur mu?

Asla! Kötü anlaşma, aklı başında hiçbir şahsın ve yetkilinin katlanamayacağı bir şeydir. Bir süre önce İslam İnkılabı Rehberi de, Amerikalıların ‘biz iyi bir anlaşmanın peşindeyiz’ şeklindeki sözlerinin doğru bir söz olduğunu ve bizimde aynı sözü kabul ettiğimizi açıklamışlardı. Fakat onlar yayılmacı amaçlarını takip ederken bizlerde ulusal çıkarlarımızı korumayı takip ediyoruz. Onlar, kötü bir anlaşmaya katlanmayacaklarını söylediler; onlara göre kötü anlaşmanın bir tanımı vardır, bize göre başka bir tanımı. Görünüşte bu noktada müşterekiz ama taraflardan her biri başka bir şeyi amaçlamaktadır. Biz diyoruz ki kötü anlaşma, o anlaşmadır ki 1 nükleer teknolojiyi bizden alsın; 2 bizi geliştirme ve araştırma alanında kısıtlasın; 3 savunma olanaklarımızı kötü etkilesin; 4 dünya ile serbest ekonomik ilişkiler geliştirmekten bizi mahrum etsin; 5 dünyanın başka ülkeleriyle bilimsel ve teknolojik ilişkiler kurmaktan bizi yoksun kılsın; ve 6 İran’ın ilerleme ve kalkınmaya odaklı geleceğinin önünde engel çıkarmak.  Kötü bir anlaşmanın bu tür özellikleri vardır.

İlk etapta bildiğimiz de müzakerecilerimizin ülkemiz ve ulusal çıkarlarımız için kötü bir anlaşmayla sonuçlanacak durumlara katlanmayacaklarına dair talimatıdır. Ülkemizde bu mutabakatı inceleyen yasal mercilerin ölçütü de, söz konusu olumsuz özellikleri kendisinden bulundurmamasıdır. Sonuçta görüşmelerde karşılıklı alıp verme mesele söz konusudur, diğer deyişle, ülkeler ya da 5+1’ye üye olan taraflar arasında yapılan siyasi görüşmelerde iyi bir anlaşma şudur ki söz konusu ilişkilerde ve anlaşmalarda İran milletinin maksimin düzeyde çıkarını sağlayarak olumlu bir mutabakata ulaşalım. Böylece bir kez daha İran İslam Cumhuriyeti'nin hiçbir surette kötü bir anlaşmaya kabul etmeyeceğini vurgulamak istiyorum. Bu, tasvip mi edelim yoksa başka bir karar mı ittihaz edelim diye bu metni inceleyen kimseler için genel bir ölçüdür.

Müzakere timinin performansı hakkında nihai değerlendirmeniz nedir?

Bendeniz otur yıla aşkındır müzakere timinin üyelerini ve sayın Dr. Zarif’i tanıyorum. Kendisi sahip olduğu ehliyetle birlikte İnkılap sorası yıllarda hem mütedeyyinliği, hem İran İslam Cumhuriyeti'ne bağlılığı, hem de performansı bakımından kendini geliştirmiştir. 598 müzakereleri ve bölge ülkeleriyle yapmış olduğumuz müzakereler de dahil ülkenin birçok kritik dönemlerinde birlikte çalıştığımız arkadaşlardan olmuştur. Müzakere timinin üyeleri de uzun yıllar boyunca dışişleri bakanlığında aktif çalışma yürütmüş ve ülkemizin uluslararası alanda en deneyimli kadrolardan olup ellerinden gelen bütün çabayı göstermişlerdir. Eğer yapılması gereken bir iş de kalmışsa, kesinlikle budan daha fazlasını yapamadıklarından dolayı kalmıştır. Bendeniz, bu alanda uzun yıllar boyunca faaliyet göstermiş ve gösteren biri olarak bu arkadaşlardan daha güçlü başka bir diplomatik ekip tanımıyorum. Ve bu gurup seçilirken en uygun olan seçim yapılmıştır.

  Bütün bunlarla birlikte, müzakere timinin performansında kuvvet ve zaaf noktalarının olması kuşkusuzdur, ayrıca onların kendileri de üzerinde anlaşmaya vardıkları metnin ideal ve sorunsuz bir metin olduğu iddiasında değiller. Müzakerelerin ve anlaşmanın doğası da böyledir. Anlaşma şöyle değil ki gidip karşı tarafa bir şey diyelim ve onlarda kabul etsinler. Oturmalıyız, tartılmalıyız, pazarlık yapmalıyız ve her iki tarafında bir şekilde razı olacağı ortak bir noktaya ulaşmamız gerekir. muhtemelen bir noktaya varırız ki bir şey karşı tarafın maslahatınadır ve başka bir şeyde bizim maslahatımızadır. Sonuçta her iki tarafın rızasını celp eden bir anlaşmaya varmamız gerekir.

İran’ın politikaları hiçbir surette değişmeyecektir. İran İslam Cumhuriyetinin direniş eksenine verdiği destek eskide olduğu gibi devam edecektir, hatta daha güçlendirilecektir. İran İslam Cumhuriyeti, ister radikal ister (Amerikalıların deyimiyle) ılımlı olsunlar teröristlere karşı Irak’ın devletini ve halkını himaye etmede kararlıdır.

İlk incelemesini yaptığım en son metin de sorunsuz değildir, bazı zaaf noktaları vardır ancak onların İran’ın ulusal çıkarlarını ve hukukunu gözetmek için tüm çabalarını seferber ettiklerinden kuşkum yoktur.

Amerikan basının anlaşma sonrası fiiliyatını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Zaten bası kesimlerin kendi şeytani planları var. Diğer bir deyişle, kendi rakiplerine karşı basını bir silah olarak kullanıyorlar. Basın ya da medya savaşının kendisi düşmanın bize karşı kullanmak için elinde bulundurduğu olanaklardan biridir. Onların medya imkanları bizden daha fazladır, bu nedenle bazen onların medyasında İran’ın itiraz ettiği bazı şeyler de söylemekte ya da yazılmaktadır. Başka bir deyişle, basından bir araç olarak istifade ediyorlar ve adilane ya da doğru olanı terviç etmek yerine daha çok bu araçtan kendi çıkarları doğrultusunda yararlanma peşindeler.

Buna göre, şu anki ortamda İran İslam Cumhuriyeti'nin basın mensupları hangi mesajı takip etmeliler?

Şüphesiz, İran İslam Cumhuriyeti'nin uluslararası alandaki performansı yüksektir ve 5+1’in bazı üyelerinden daha geri değildir. 5+1 ülkelerinin hiçbiri İran İslam Cumhuriyeti'nin bölgedeki iktidarına sahip değildir. İran İslam Cumhuriyeti'nin sayısız avantajları vardır. İslam Cumhuriyeti bu anlaşmayı teyit ya da ret edebilecek kararı alabilir. Başka bir deyişle, müşavere edenler eğer maslahat olmadığı sonucuna varırlarsa anlaşmayı reddederler ve reddedebilecek güçleri vardır. Yok eğer ulusal maslahata uygun olduğunu görürlerse teyit ederler. Dolaysıyla, İran İslam Cumhuriyetinin bölgede ilk sözü söyleyen ve uluslar arası alanda muktedir ve etkili bir ülke olduğunu basın mensupları unutmamalıdır. İran İslam Cumhuriyeti düzeyinde bir ülke –ki bize göre İran İslam Cumhuriyeti'nin kapasitesi şu ana kadar ortaya konulmuş olanının çok çok fevkindedir –müzakere masasının bir tarafında olurken dünyanın en güçlü ülkeleri sayılan altı güçlü ülkenin masanın diğer tarafında olması ve aynı zamanda İran’ın söz konusu güçlerle müzakere ederken hiçbir korku ya da yetmezliği hissetmemiş olması yakın tarihte görülmemiş bir şeydir.

Bu güç ve kuvvet de kesinlikle İslam İnkılabı düşüncesinden, özgüven ve izzet-i nefs halinin oluşmasından neşet ediyor ve İmam Hamanei’nin rehberliği sayesinde, dirayetle hareket ve gelişme halinde olup İran’ın iktidarını günbegün pekiştirmektedir.              

Çev: Mehmet Gönül

İslam İnkılâbı Rehberi İmam Seyyid Ali Hamaney, mübarek Ramazan bayramı dolayısıyla ülke yetkilileri, İslam ülkelerinin tahran büyük elçileri ve halktan muhtelif kitleleri kabulünde yaptığı konuşmada, vahdet ve birlikteliğin, İslam dünyasının şifa verici reçetesi olduğunu bildirerek, bölgede var olan mevcut mezhebi ve etnik içerikli çatışma ve savaşın Müslüman halkların dikkatinin Siyonist İsrail rejiminin dağıtılması amacıyla planlandığına temasla, “İran İslam cumhuriyetinin bölge siyasetlerinin tamamen Amerika önderliğindeki dünya müstekbirliğinin siyasetlerinin karşı noktasındadır ve İran kesinlikle Amerika’ya güvenmemektedir. Çünkü Amerikan siyaset adamları sadakatsizlik ve insafsızlığın doruğundadır” dedi.

Mübarek Fıtr (Ramazan) bayramı dolayısıyla tebriklerini dile getiren İmam Hamanei, İslam dünyasının içinde bulunduğu üzücü duruma ve birlik ve dayanışmanın olmamasına temasla, bölgedeki mevcut tefrika ve ihtilafın doğal olmadığını ve (birileri tarafından) tahmil edildiğini, İslam âleminin din âlimleri, aydınlar, devlet adamları, siyasetçiler, elitler ve güzidelerinin bu tefrika ve ihtilaflarda İslam ümmetine yönelik hıyanet ellerin farkında olmaları gerektiğini söyledi.

İslam inkılâbı rehberi, bölge ülkelerinde Sünni ve Şii Müslümanların uzun yıllar birlik içinde yaşamalarına rağmen bugün gelinen noktada yaşanan ihtilaf ve çatışmaların normal olmadığını hatırlatarak, ''Eğer İslam ülkeleri vahdet içinde olsa ve müşterekleri üzerinde yoğunlaşsalardı kesinlikle dünya siyasetinde kendine has çok büyük bir güç olurdu ama büyük güçler kendi çıkarlarını ve Siyonist rejimin çıkarlarını korumak için İslam ümmetine bu ihtilaflar ve fitneleri dayatmışlardır'' dedi.

İslam devletleri içinden bazılarının gayrı meşru Siyonist rejime eğilim göstermelerine rağmen Müslümanların Siyonist İsrail rejimine karşı nefretlerini hatırlatan İslam İnkılâbı Rehberi İmam Hamaney müstekbir devletlerin İslam ülkeleri içinde de bazı münasebetsiz kimselerle işbirliğinde bulunarak mezhepsel savaşları planladıklarını ve el-Kaide ve IŞİD gibi cani örgütleri ortaya çıkardıklarını söyledi.

İmam Hamaney, Amerikalı bazı yetkililerin terör örgütü IŞİD'in oluşturulmasında Amerikan yönetimin rolünün olduğuna dair itiraflarına da temasla, IŞİD aleyhinde oluşturulan koalisyonun inandırıcı olmadığını belirterek; bölgede emperyalist güçlerin siyasetlerinin, açık bir şekilde haince olduğunu ve bunun herkes tarafından görülmesi gerektiğini söyledi.

İslam inkılâbı rehberi, İran İslam cumhuriyetinin bölge siyasetlerinin emperyalist ülkelerin siyasetlerinin tam tersine olduğunu belirterek; Irak konusuna temas etti ve ''Emperyalizmin Irak'taki siyaseti, halkın oyuyla iktidara gelen hükümetin devrilmesi, Irak'ta Şii ve Sünni Müslümanlar arasında çatışma çıkarılması ve sonuçta Irak'ın parçalanmasıdır. Ama İran'ın siyaseti ise, seçimle iktidara gelen hükümeti desteklemek, iç savaşları önlemek, Irak'ın toprak bütünlüğünü korumak ve mezhepler arası çatışmaları engellemektir'' dedi.

Suriye konusuna da değinen İslam inkılâbı rehberi, emperyalizminin Suriye'deki siyasetlerinin de, halkın iradesi dışında bir iradenin dayatılması ve Suriye yönetiminin devrilmesi yönünde olduğunu ama bu şom emellerini bu zamana kadar gerçekleştiremediklerini zira Suriye halkı ve devletinin bir bütün olarak başta Siyonistler olmak üzere her türlü entrikaya karşı direndiğini, İran Cumhuriyetinin ise, Siyonistler karşısında direnen bir devletin şiar, hedef ve mukavemetini İslam dünyası açısından bir ganimet bildiğini söyledi.

İmam Hamaney, “İran İslam cumhuriyeti, Irak, Suriye, Yemen, Lübnan ve Bahreyn gibi bölge meselelerinde kendi özel çıkarları peşinde değil bilakis bu ülkelerde asıl karar vericilerin halklar olduğuna ve başkalarının bu ülkelerde müdahalede bulunma ve karar verme hakkına sahip olmadıklarına inanmaktadır” ifadesini kullandı.

İslam İnkılâbı rehberi Lübnan’da müstekbirlik siyaseti ile İslam nizamı siyasetinin karşı karşıya geldiğini de hatırlatarak, başta Amerika olmak üzere müstekbirlik düzenin yıllar boyunca Lübnan topraklarının bir parçasının Siyonist İsrail rejimi tarafından işgal edilmesi karşısında onay içerikli sessiz kaldığını, fakat dünya düzeyinde en şerefli milli müdafaa gruplarından olan mümin, fedakâr bir grubun işgalci Siyonistler karşısında direniş göstermesi ve onları Lübnan topraklarından dışarı atmasıyla derhal bu grubu terörist gruplar listesinde ilan ettiğini ve onu yok etmeye çalıştığını söyledi.

İran İslam Cumhuriyetinin Lübnan direnişini desteklemesinin sebebinin, onlar saldırganlar karşısında gerçek bir direniş göstermeleri, yiğitlik ve fedakârlıkları olduğunu belirten İslam İnkılâbı Rehberi, “Amerikalılar, Lübnan direnişi terörist diye adlandırmakta ve İran’ı da Lübnan direnişine verdiği destekten dolayı terörist destekçisi olmakla suçlamaktadır hâlbuki gerçek teröristin ta kendisi, IŞİD’i oluşturan ve habis Siyonistlere destek veren Amerika’dır ve terörizme destek verdiği için yargılanması gerekmektedir” dedi.

Yemen meselesine ve bu bölgede de İran ile Amerikan siyasetlerinin çatıştığını belirten İmam Hamaney şöyle dedi: Yemen’de Amerika, ülkenin çok kritik bir döneminde siyasi kriz yaratmak amacıyla görevinden istifa ederek firar eden ve başka bir ülkeden kendi halkına yönelik saldırı düzenlemesini isteyen, Yemen masum halkı ve çocuklarının katliam edilmesini savunan bir cumhurbaşkanından himaye etmekte ve kendi halkını seçimler meselesini ağızlarına almasına dahi izin vermeyen en dikta, despot bir yönetimine dostluk eli vermekte ama buna karşılık tepeden tırnağa kadar seçimlerle iç içe olmuş İran İslam cumhuriyetini despot bir yönetim olmakla suçlamaktadır. Amerikalı siyaset adamları büyük bir insafsızlık içinde konuşmaktalar ve açıkça aleni gerçekleri utanmadan inkâr etmekteler. Şimdi ise Amerikalılara güvenilmeyeceği sözünden asıl maksatta da budur. Çünkü onların kesinlikle bir sadakati yoktur. Cumhurbaşkanı ve öteki yetkililerinin zahmete katlandıkları bu çetin nükleer görüşmelerde bile defalarca Amerikalıların sadakatsizliğine tanık olduk.”

İslam ülkelerinin sorunlarının çözümü ve İslam devletlerinin her birinin özelde reçetesinin vahdet ve bütünlüğün korunması olduğunu hatırlatan İslam İnkılâbı Rehberi, İran halkının da birleşik ve dayanışma içinde olması ve nükleer meselenin onların ihtilafa düşmesine yol açmaması gerektiğini, zira nükleer meselenin ilgili sorumlular tarafından takib edilmekte olduğunu ve yetkililerin de ülkenin milli çıkarları peşinde olduklarını söyledi.

Ülkede ihtilaf ve tefrikanın oluşturulması yönünde yabancı medyanın yoğun propagandalarına temas eden İmam Hamaney, bu çabalara karşı koymanın tek yolunun, genel ve milli takva olduğunu, iman, ilim, sanayi ve kültürün güçlendirilmesi yoluyla ülke içi iktidarın artırılması gerektiğini söyledi.

İslam İnkılâbı Rehberinin konuşmasından önce İslami İran Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani yaptığı konuşmada, mübarek Ramazan bayramı dolayısıyla dünya Müslümanlarına tebriklerini bildirerek, Ramazan ayının imanın sınanma ayı, direniş ayı, mukavemet ve sabır ayı olduğunu belirterek, “bu yılki Ramazan gönlü ve dil birlikteliği ayı ve pak ilahi fıtrata geri dönüş ayı olmuştur” ifadesini kullandı.

Bu yılki Ramazan ayında halkın hayır duaları sayesinde İran halkının müstekbir güçler karşısındaki 12 yıllık direnişinin meyvesini verdiğini belirten Ruhani, “Hükümet, İran halkının iradesi ve direnişi sonucu ve İslam İnkılâbı Rehberinin devamlı hidayetleriyle, nizamın tüm kurum ve organlarının desteği ayrıca diplomasi alandaki halkın evlatlarının mücadele ve fedakârlıkları sonucu belirlenen yol haritası uyarınca yüce İran halkının haklarını kabullendirmeyi başarmıştır” dedi.

Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani ayrıca İran İslam cumhuriyeti diplomasi ve müzakere adına yeni modern bir gücü tüm dünyanın gözleri önünde sergilediğini hatırlatarak, bölge olaylarına temasla bu yıl Irak, Suriye, Yemen’den Filistin, Lübnan, Afganistan ve Pakistan’a kadar bölge ülkeleri ve komşu devletlerin bu yılki Ramazan’da çok zorluk çektiklerini, ancak İran İslam cumhuriyetinin iradesinin tüm mazlumları ve zalimler karşısında direnenleri desteklemek yönünde olduğunu bildirdi.

Published in Rapor
Salı, 21 Temmuz 2015 12:26

BMGK’den Nükleer Anlaşma’ya onay

BM Güvenlik Konseyi geçen hafta İran ve P5+1 Grubu arasında varılan anlaşmanın karar tasarısını onayladı.

Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi bugünkü oturumunda geçen hafta İran ve P+1 Grubu arasında Viyana’da varılan Nükleer Anlaşma ile ilgili ABD’nin hazırladığı karar tasarısını oy birliği ile onayladı.

Amerika Birleşik Develetleri tarafından hazırlanan bu karar tasarısına göre, İran ve BMGK beş daimi üyesi ve artı Almanya’dan oluşan P5+1 Grubu arasında geçen hafta ve uzun soluklu müzakerelerin ardından üzerinde uzlaşılan Nükleer Anlaşma’ya vurgu yapılıyor ve BM Güvenlik Konseyi’nin bugüne kadar ve nükleer programı nedeni ile İran’a karşı aldığı tüm kararlar geçersiz kalarak iptal olacak.

Söz konusu karar tasarısı BMGK 5 daimi ve 10 geçici üyesinin tümünün oy birliği ile ve 15 oyla kabul edildi.

Published in Rapor
Pazartesi, 06 Temmuz 2015 04:11

İmam Humeyni’nin Dilinden Kudüs Günü

“Kudüs günü mustazafların müstekbirlere karşı direniş ve başkaldırı günüdür de aynı zamanda”
Mustazafların müstekbirlere karşı hazırlanıp teçhizatlanmaları ve onların burunlarını yere sürmeleri gereken gündür, münafıklarla gerçek dindarlar arasında fark gözetileceği gündür.

Kudüs Günü: Müslümanların Müstekbirlere Karşı Direniş Günü

Kudüs günü cihanşümul bir gündür, sırf Kudüs’e münhasır bir gün değildir; mustazafların müstekbirlere karşı direniş ve başkaldırı günüdür de aynı zamanda. Amerika ve diğerlerinin zulüm baskıları altında bulunan milletlerin bu zulme karşılık verme günüdür. Süper güçlere karşı… Mustazafların müstekbirlere karşı hazırlanıp teçhizatlanmaları ve onların burunlarını yere sürmeleri gereken gündür, münafıklarla gerçek dindarlar arasında fark gözetileceği gündür. Gerçek dindarlar bu günü Kudüs günü bilir ve bu cihette gerekeni yaparlar; Münafıklarsa, yani perde gerisinde süper güçlerle anlaşıp İsrail’le dostluk kuran yöneticilerse bugüne karşı ya kayıtsız kalırlar, ya da milletlerin gösteri ve protestoda bulunmalarını engellerler. Kudüs günü, mustaz’af milletin kaderinin belirlenmesi gereken gündür. Bugün mustaz’af milletler müstekbirlere karşı varlıklarını ilan etmelidirler; İran’ın kıyam edip müstekbirlerin burnunu sürtmesi gibi bütün milletler kıyam etmeli ve bu fesat tümörünü çöplüğe atmalıdırlar. Kudüs günü entrikacılarının durumlarının aşikâr olması gereken bir gündür; Mustaz’afları müstekbirlerin pençesinden kurtarmamız gereken gündür, dünya Müslümanlarının sahnede varlığını görmemiz gereken gündür. Bütün müstekbirlere, mustaz’afları rahat bırakmaları ve çekilip yerlerine oturmaları için ihtarda bulunulması gereken gündür. Bütün İslam ülkelerinden onların elinin kesilmesi gerekir; İslam ülkelerinden bütün satılmış uşak ve piyonları sahne dışı bırakılmalıdır. Kudüs günü, böyle bir gündür işte; İslam milletlerini sahne dışı bırakıp süper güçleri sahneye çıkarmak isteyen şeytanlara bunu anlatır. Kudüs günü onların bütün emellerini boşa çıkaracak ve eski günlerin artık geçtiğini ihtar edecek bir gündür.

Kudüs günü İslam günüdür; İslam’ın ihya edilmesi, ona yeniden canlılık kazandırılması gereken gündür; İslam’ı ihya edelim, İslam kanun ve hükümlerinin İslam ülkelerinde uygulanmasını sağlayalım. Kudüs günü bütün süper güçlere ihtarda bulunarak “bundan böyle İslam, habis piyonlarınız aracılığıyla sizin tasallutunuzda olmayacaktır artık!” dememiz gereken gündür. Kudüs günü İslam’ın hayat günüdür, Müslümanlar akıllarını başlarına devşirmeli ve sahip oldukları onca maddi ve manevi güç ve servetlerin farkına varmalıdırlar. Müslümanlar 1 milyarı -aşan- bir nüfusa sahipler, Allah gibi bir dayanakları, İslam gibi, iman gibi bir dayanakları var, neden korksunlar ki?! Dünyadaki devletler şunu bilmelidirler: İslam yenilmezdir! İslam ve Kur’an hükümleri bütün ülkelere hükmetmeli, galip olmalıdır, din, ilahi bir din olmalıdır; İslam Allah’ın dinidir ve bütün beldelerde ilerlemelidir. Kudüs günü böyle bir konunun ilanıdır işte; “Müslümanlar ileri!” diye haykırarak bunu ilan etmektedir. Bütün dünyada ilerlemek yani… Kudüs günü sadece Filistin günü değildir, İslam günüdür -aynı zamanda- İslam devleti günüdür, İslam cumhuriyeti bayrağının bütün ülkelerde dalgalanması gereken gündür. İslam ülkelerinde artık ilerleyemeyeceklerini süper güçlere anlatma günüdür.

Ben Kudüs günü’nü İslam ve Hz. Resul-ü Ekrem -sav- günü biliyorum. Bütün güçlerimizi hazır hale getirmemiz ve Müslümanları itildikleri inzivadan çıkarak bütün güçleriyle harekete geçip ecnebilerin karşısına dikilmeleri gereken gündür. Biz olanca gücümüzle ecnebilerin karşısına dikilmişiz ve başkalarının bizim ülkemize karışmasına izin vermeyeceğiz; Müslümanlar, başkalarının gelip onların ülkesine karışmasına müsaade etmemelidirler. Kudüs günü milletler ihanette bulunan devletlere ihtarda bulunmalıdır! Kimlerin ve hangi rejimlerin uluslararası komplocularla işbirliğinde bulunup İslam’a karşı olduğunu anlayacağımız gündür bu! Bugüne katılmayanlar İslam’a karşı ve İsrail’den yanadırlar; katılanlar ise dindar, ahdine sadık ve İslam’dan yana ve Amerika’yla İsrail’in başını çektiği İslam düşmanlarına karşıdırlar. Hakk’ın batıla üst geldiği, hakkın batıldan ayrıldığı gündür.
Allah Tebareke ve Teâlâ’dan İslam’ı bütün kesimlere ve mustaz’afları müstekbirlere üstün kılmasını dilerim. Aynı şekilde Allah Tebarek ve Teâlâ’dan dileğim Filistin ve dünyanın neresinde bulunursa bulunsun bütün kardeşlerimizi müstekbirler ve yağmacıların elinden kurtarmasıdır.

Kudüs Günü Canlı Tutulsun

Beyler dikkat etmeli, bütün Müslümanlar dikkat etmelidir buna: Kudüs günü bütün Müslüman milletlerin dikkat edip ilgi göstermesi ve canlı tutması gereken bir gündür. Eğer bütün Müslüman milletler hep birlikte seslenip gürültü koparacak olursa, mübarek Ramazan ayının son Cuması olan Kudüs gününde bütün milletler hep birlikte kıyam ederlerse, şu bildiğimiz gösteri ve yürüyüşleri yapacak olurlarsa, bu girişim, bu fesatçıların önünü almamız ve İslam beldelerinden bunların kökünü kazımamız için -iyi- bir başlangıç olur inşaallah. Gevşek davranıyoruz hep… Müslümanlar hep gevşek davranıyorlar… Milletler tarafsız kalıyorlar, çok az gösteride bulunuyor, bu hususlar için çok az harekete geçip çok az kıyam ediyorlar… Şundan emin olunuz ki gevşek davranmanız halinde bunlar -siyonist İsrailliler- Fırat’a kadar ilerleyeceklerdir; bütün oraların kendilerine ait olduğunu söylüyorlar -görmüyor musunuz?- Bunların karşısına güçlü ve kararlı bir şekilde dikilmeniz gerekir; eğer Müslümanlar, Müslüman milletler bunların karşısına dikilir, ama başlarındaki devletler bunu engellemek isterse ağızlarının payını verip yumruğu vurun! İran -milleti-Muhammed Rıza’nın -şah- ağzına nasıl yumruğu yapıştırdıysa -siz de öyle yapın- Muhammed Rıza İslam ülkelerinin başındaki devletler arasında en güçlü olanıydı, hepsinden fazla desteğe sahipti; ama bizim milletimiz kıyam etti ve İslamı istedi, Allah-u Ekber feryadıyla bu gücü -şahı- ortadan kaldırdı. Diğer güçler -için de durum- aynıdır. Nitekim bütün güçler sonuna kadar el ele verseler böyle bir millete hiçbir şey yapamazlar.

İnşaallah Kudüs’te Namaz Kılarız

İnşallah Allah Teâlâ bir gün Kudüs’te namaz kılmaya muvaffak eder bizi! Umarım Müslümanlar Kudüs gününü büyük bilir -gereken önemi verirler- ve mübarek Ramazan ayının son Cuma’sı olan Dünya Kudüs gününde gösteri ve programlar düzenlerler, camilerde programlar düzenleyip feryatlarıyla ses getirir, ortalığı çınlatırlar. Bir milyarlık bir cemiyet ortalığı bir çınlattı mı İsrail neye uğradığını şaşırır, bizzat bu feryatlardan korkar. Bugün bir milyarı aşkın sayıda bulunan Müslümanlar -Kudüs günü- evlerinden çıkıp sokaklara dökülerek “Amerika’ya ölüm!”, “İsrail’e ölüm!”, “Sovyetler’e ölüm!” diye haykıracak olurlarsa bizzat bu “ölüm” feryatları onlara ölüm getirecektir. Bir milyar nüfus… Bunca yeraltı ve yerüstü zenginliğine sahip… Bütün devletler sizin zenginliğinize muhtaçtırlar; bu yüzdendir ki sizi daima birbirinize düşürmek, aranızda ihtilaflar yaratıp siz bu ihtilaflarla uğraşırken varınızı-yoğunuzu yağmalamak, sonra da “kimse sesini çıkarmasın” demek istiyorlar!

Kudüs Günü Herkes Haykırırsa Zafer Kazanılır

Eğer Kudüs günü bütün milletler kıyam edip haykırsalardı o ahmak devlet onların haykırmasına engel olamazdı -ama ne yazık ki herkes değil- sadece az bir grup kıyam ediyor… Eğer Kudüs günü bütün Müslüman ülkelerin insanları hep birlikte kıyam ve feryat etselerdi, sırf Kudüs değil, bütün İslam ülkelerinde zaferi kazanırlar. Biz haykırıp feryat ederek Muhammed Rıza’yı -şahı İran’dan- kovduk. Biz onu tüfekle mi kovduk sanıyorsunuz? Bağırarak, feryat ederek Allah-u Ekber’lerle! Beyinlerine o kadar Allah-u Ekber balyozu çarptı ki neye uğradıklarını şaşırıp dehşetle kaçtılar bu memleketten. Müslümanlar feryat etmeli, bağırmalıdırlar; slogan ve bağırıp çağırmanın yararsız olacağı sanılmasın; hayır, slogan yararlıdır; ama herkes hep birlikte haykırırsa tabi. Benim tek başıma bağırmam hiçbir şey değildir. Bir mahalle veya bir şehrin bağırması da pek bir şey değildir. Bakınız; İran’da yükselen feryatlar Tahran, Kum veya Ahvaz şehirlerine münhasır değildir; bilâkis; bir bakarsınız İslam İnkılâbı -devrim- muhafızları millete “falan gece evlerinizin damına çıkıp tekbir getirin” der, herkes itaat eder.

Kudüs’te Vahdet Namazı

İnşallah bir gün bütün Müslümanlar yekdiğeriyle kardeş olacak ve bütün İslam ülkelerindeki hastalıklı kökler kazınıp temizlenecek ve İsrail -adlı- bu hastalıklı kök; Mescid’ul Aksa ve İslami ülkemizden sökülüp atılacak ve hep birlikte Kudüs’e gidip orada vahdet namazı kılacağız inşallah.

Politik Oyunları Bir Kenara Bırakmak ve Gücünü İmandan Alan Makineli Tüfekleri Kullanmak Gerekir!

Mübarek Ramazan’ın son Cuma’sı Kudüs günüdür ve Ramazan’ın son on günü büyük bir ihtimalle Kadir gecesidir. İhyasının sünnetullah olduğu bir gece… Kadri ve kıymeti, münafıkların bin ayından üstündür bu gecenin; kulların mukadderatının temellerinin atıldığı gece… Kadir gecesiyle komşu olan Kudüs günü Müslümanlar tarafından önemle ihya edilmeli, onların uyanma ve bilinçlenmelerine yol açmalı ve tarih boyunca; bilhassa son yüzyıllarda yakalandıkları gafletten silkinmelerini sağlamalıdır ki bu bilinç ve uyanış günü dünya münafıkları ve süper güçlerinin onlarca yılından daha üstün olsun ve dünya Müslümanları kendi kaderlerini kendi güçlü elleriyle hazırlayabilsinler… Kadir gecesi Müslümanlar Allah’a yalvarıp bütün geceyi dua ve ibadetle geçirerek Allah Teâlâ’dan gayrisine -ki bunlar insanlarla cinlerden müteşekkil şeytanlardır- kul olmaktan kurtulur ve Allah’a kulluk şerefine erişirler. Keza Şehrullah-ı A’zam’ın -mübarek Ramazan ayı- son günleri olan Kudüs gününde dünya Müslümanlarının süper güçlerle büyük şeytanların kulluk ve esaretinden kurtulup Allah’ın sınırsız kudretine katılmaları ve tarihin canilerinin elini mustaz’afların ülkelerinden keserek iştahlarını kursaklarında bırakmaları gerekir.

Ey dünya Müslümanları! Ey dünya mustaz’afları! Kalkın, harekete geçin ve mukadderatınızı kendi ellerinize alın. Ne zamana kadar oturup kaderinizi Washington veya Moskova’nın tayin etmesini bekleyeceksiniz böyle?! Sizin Kudüs’ünüz ne zamana kadar Amerika’nın artıklarının, gasıp İsrail’in çizmeleri altında ezilecek daha?! Kudüs, Filistin ve bu beldelerin mazlum Müslümanları daha ne zamana kadar canilerin egemenliği altında inleyecek ve sizler oturup seyredecek, başınızdaki kimi hain idareciler de onlara ateş koşturacak böyle?! Dünyadaki 1 milyarı aşkın Müslüman ve yüz milyonu aşkın Arap; sahip oldukları onca geniş ülkeler ve türlü sınırsız zenginliklere rağmen doğuyla batının çapulculukları ve onlarla onlara uşaklık eden artıklarının insanlık dışı cinayet ve katliamlarına daha ne kadar seyirci kalacak?! Afganistan ve Filistin’deki kardeşlerinin vahşice katliam edilmesine daha ne kadar susacak ve onların yardım isteyen seslerine ne zaman cevap verecek?! İslam düşmanlarına karşı durup Kudüs’ün kurtulması için askeri ve ilahi güçten, ateşli silah gücünden yararlanmak yerine daha ne zamana kadar politik oyunlar ve süper güçlerle uzlaşma yollarına giderek zaman öldürüp İsrail’e yeni cinayetler işleme fırsatı kazandıracak ve katliamlara şahit olacak böyle?!

Milletlerin başlarındakiler güçlü politikacılar ve tarihin canileriyle yapılan siyasi görüşme ve müzakerelerin Kudüs ve Filistin’i kurtarmayacağını, bilakis, cinayet ve zulümlerin günden güne artacağını görmediler mi ve bilmiyorlar mı?! Kudüs’ün kurtulması için İslam ve iman gücüne dayalı makineli tüfeklerden faydalanmak ve süper güçlerin fincancı katırlarını ürkütmemeye çalışma ve uzlaşma kokusu veren siyasi oyunları bir kenara bırakmak gerekir artık.

Müslüman milletler politik oyunlarla vakit geçirmeye çalışanları cezalandırmalı ve mazlum millet için zarar ve ziyandan başka netice vermeyecek olan siyasi oyunlara gelmemelidirler. Doğu ve batının yapmacık mitolojileri daha ne zamana kadar güçlü Müslümanları büyülemeye devam edecek ve içi kof propaganda borazanlarından korkacaklar böyle?! Bugün İran; ecnebi borazanlarıyla Amerika, Siyonizm ve inkılâptan şamar yiyenlerin onca propaganda araçlarına rağmen nihaî yapılanmaya doğru ilerlemektedir ki bu; İslami güçlerini bulmaları ve doğu, batı ve bunların artıkları olan bağımlı uşaklarının yaygaralarından çekinmeyerek Allah Teâlâ’ya güven ve İslam ve iman gücüne imanla harekete geçerek canilerin elini ülkelerinden kesmeleri ve değerli Kudüs’le Filistin’in kurtuluşunu birincil amaç edinerek Amerika’nın iğrenç artığı “siyonist sultası”na boyun eğme alçaklığından kurtulup Kudüs gününü canlı tutma yolunda İslam ülkeleri ve dünya mustazafları için -iyi bir- örnektir… Umarım bugünü canlı tutmak suretiyle kayıtsızlık ve gafletler giderilir ve değerli milletlerin kıyamıyla; Müslümanlar ve İslam’a rağmen İsrail’le el ele verip Amerika’nın emirlerini bekleyerek Müslümanların maslahatlarının aleyhine olan bu tavırla utanç ve cinayet dolu yaşamlarını sürdüren baştaki bazı hainler sahneden uzaklaştırılarak tarihin mezarlığına gömülürler. İsrail’le Saddam vb uşaklarının İslam’a karşı açtığı savaşta küffarın yanında yer alarak İslam’a ve Müslümanlara darbe vuran gasıp yöneticiler İslam -ve iktidar- sahnesinden uzaklaştırılmalı ve Müslümanlara hükmetme kanunundan dışlanmalıdırlar.

Kudüs Günü Mustaz’aflar Günü

İslami vahdet ve ilahi birlik sayesinde bugün bir tek safta birleşen İran millet, devlet, meclis, ordu ve diğer silahlı kuvvetleri insan haklarına tecavüzde bulunan her şeytanî güce karşı durarak mazlumları savunmaya ve Kudüs’le Filistin tekrar Müslümanlara dönünceye kadar aziz Filistin ve Kudüs’ü desteklemeye kararlıdırlar. Dünya Müslümanları Kudüs gününü dünyadaki bütün Müslümanların, hatta dünya mustaz’aflarının günü olarak kabul etmeli ve o hassas noktadan hareketle müstekbirler ve dünyayı sömüren yamyamların karşısına dikilerek mazlumları müstekbirlerin zulümlerinden kurtarıncaya kadar mücadeleden vazgeçmemelidirler.

Kudüs Gününde Milletlere Düşen Vazife

Kudüs günü ve insanlık tarihinin büyük insanının şehadet yıldönümünün eşiğinde bulunduğumuz şu sıralarda milletlere düşen vazife; gösteri, yürüyüş ve programlar düzenleyip başlarındaki devletleri ciddi olarak petrol ve silah gücüyle Amerika ve İsrail’in karşısına dikmeye çağırmalı ve bunu kabul etmemeleri halinde; bugün bütün bölgeyi, hatta Haremeyn-i Şerifeyn’i tehdit eden ve gerçek emelleri artık tamamen anlaşılmış bulunan İsrail’i onaylamaları halinde toplu grev, tehdit ve -türlü- baskılarla onları -ABD ve İsrail’e karşı- tavır almaya zorlamaktır. İslam ve onun mukaddes mekanları tecavüz tehdidi altındayken hiçbir Müslüman birey buna kayıtsız kalamaz. Bugün İsrail Müslüman beldelere karşı geniş bir saldırıya geçip hiçbir sığınağı olmayan savunmasız Müslümanları kanlı bir şekilde katletmekle meşgulken bölgedeki devletler tam anlamıyla manasızlık ve uzlaşmacılıktan başka bir şey yapmamakta… Daha da üzücü olanı, İsrail’in elinden Amerika’ya, yani asıl caniye sığınıyor ve gerçekte yılandan kaçıp ejderhanın kucağına atılıyor ve onlara karşı çıkabilecek gerekli şeylere sahip oldukları halde bir çift sert laf söylemeye veya tehditte bulunmaya yanaşmıyorlar… Bu durumda herkes yok olmaya ve hayatı boyunca her nevi alçaklık ve zillete katlanmaya hazırlanmalıdır!…

kudüsgünü

Published in Rapor

İslam İnkulabı Rehberi şehit ailelerini kabul ettiği görüşmede, Amerika’nın kötü ve çirkin yüzünü basın ve propaganda makyajı ile kapatmak isteyenlerin hain olduğunu belirtti.

MHA’nın İslam İnkılabı Rehberi’nin Bilgilendirme Sitesi’nden aktardığı habere göre, İmam Seyyid Ali Hamanei Cumartesi 27 Haziran öğleden sonra gerçekleşen görüşmede 28 Haziran (7 Tir) olayı şehitlerinin ailelerini kabul etti.

İran İslam İnkılabı Rehberi 28 Haziran olayı şehitlerinin ailelerine hitaben yaptığı konuşmada, “Ülkenin bugün düşmanı tanımaya ve onunla kültürel, siyasal ve sosyal yaşam alanındaki propaganda savaşına hazır olmaya ihtiyacı var ve Amerika’nın çirkin yüzünü basın makyajı ile güzel göstermek isteyenler hainler” dedi.

Şehit ailelerinde onur ve izzet duygusunun oluşması ve halk içerisinde manevi coşku ve şevk ortamının oluşmasının şehitlerin toplum içindeki bereketlerinden olduğunu belirten İslam İnkılabı Rehberi konuşmasının devamında 28 Haziran 1981 olayına temasla, Ayetullah Beheşti, bakanlar kurulu üyeleri, milletvekilleri, siyaset ve inkılap aktivistlerinden kalabalık bir grubun şehid olduğu 28 Haziran olayı gibi büyük bir olay dolayısıyla İslam İnkılabının yenilgiye uğramasıyla sonuçlanması gerektiğini, ancak bu şehitlerin kanları bereketi sayesinde dakik olarak tasavvur olunan şeyin tam aksinin vuku bulduğunu ve bu olaydan sonra, halkın daha da birleşerek, İslam inkılâbının gerçek ve sahih istikametinde yer aldığını söyledi.

 İmam Hamanei, 28 Haziran şehitlerinin akan kanlarının bereketlerinden bir diğerinin de bu cinayetin faillerinin gerçek yüzlerinin ifşa olunması olduğunu hatırlatarak, 28 Haziran olayından sonra yıllardır kendilerini farklı bir şekilde tanıtmaya çalışan bu büyük cinayetin faillerinin gerçek yüzünün artık halk ve özellikle gençler için tanındığını ve bu teröristlerin kısa bir süre sonra da Saddam'a sığınarak, İran halkına ve hatta Irak halkına karşı koymak için Saddam'la birleştiklerini söyledi.

28 Haziran olayının yerli ve yabancı gizli ellerin açığa çıkmasına ve hatta kendi sessizlikleri ile bu olaya rıza gösterenlerin ifşa olmasına sebebiyet vermesinin bu facia şehitlerinin kanlarının bereketlerinden bir başkası olduğunu belirten İslam İnkılâbı Rehberi, 28 Haziran olayından sonra, rahmetli yüce imam Hümeyninin bu olayı çok güzel kullanarak, kendi asıl istikametinden sapmaya yüz tutmuş İslam İnkılâbını kurtardığını ve İnkılâbın asıl akımını bir kez daha halkın gözleri önünde sergilediğini söyledi.

28 Haziran olayından sonra toplum içinde oluşan manevi dirayet ve coşkuya da değinen  İmam Hamanei, bu olayın İslam İnkılâbının toplumun derinliklerine ne kadar nüfuz ettiğini ve etkili olduğunu düşmanlar için aydınlattığını ve inkılâba karşı şiddete başvurmanın hiçbir sonuç vermeyeceğini düşmanlara gösterdiğini söyledi.

İnsan hakları savunucusu olduklarını iddia eden müstekbir güçlerin gerçek hüviyetlerinin ifşa olmasının 28 Haziran faciası şehitlerinin kanlarının bereketlerinden bir başkası olduğunu belirten İmam Hamanei, 28 Haziran faciasının asıl faillerinin bugün Avrupa ülkeleri ve Amerika'da serbestçe faaliyet gösterdiklerini, bu ülkelerin yetkilileri ile görüştüklerini ve hatta onlar için insan hakları konulu sempozyumlar düzenlendiğini söyledi.

Bu gibi davranışların insan hakları savunucularının nifak ve ikiyüzlülüğünün doruk noktaya ulaştığını gösterdiğini hatırlatan İmam Hamanei, "ülkemiz genellikle esnaf, çiftçi, memur, üniversite hocası ve hatta kadın ve çocuklardan oluşan normal halkın oluşturduğu 17 bin terör şehidine sahiptir ama bu suikastlerin failleri bugün serbestçe insan hakları savunucusu ülkelerde varlıklarını sürdürmekteler" ifadesini kullandı.

Published in Rapor