"Gelecek 25 yıla kadar İran'dan endişe etmeyeceğiz "diye Siyonist rejimdeki bu söyleme işaret eden İslam inkılabı rehberi, "Size söylüyorum her şeyden önce siz geleccek 25 yılı görmeyeceksiniz ve inşallah gelecek 25 yıl sonra Siyonist rejim diye bir şey olmayacaktır."dedi.

İslam inkılabı rehberi İmam Hamaney'in bilgilendirme sitesinin haberine göre, bugün halkın çeşitli kesimleri ile görüşen İslam inkılabı rehberi İmam Seyyid Ali Hamaney, Amerika'nın, İran aleyhindeki düşmanlığını gizlemediğini, birsi güldüğünü ve diğeri ise İran'ı tehdit ettiğini ifade ederek, müzakereden yana olan ve onu bir araç olarak kullanan Amerika'nın İran'a sızmak ve isteklerini dayatmak niyetinde olduğunu söyledi.

 İmam Hamaney, belli başlı nedenlerle Amerika ile nükleer müzakereleri kabul ettiklerini, hamd olsun İran'ın nükleer müzakereci heyeti bu alanda başarılı olduklarını vurguladı.

Rehber, diğer alanlarda Amerika ile müzakereye müsaade etmediklerini ve onlarla müzakere etmeyeceklerini konuşmasına ekledi.

Siyonist rejiminin son beyanlarına işaret eden İslam inkılabı rehberi, nükleer müzakerelerden sonra, "gelecek 25 yıla kadar İran'dan endişe etmeyeceğiz "diye Siyonist rejimdeki bu söyleme işaret eden İslam inkılabı rehberi, "Size söylüyorum; her şeyden önce siz gelecek 25 yılı görmeyeceksiniz ve inşallah gelecek 25 yıl sonra Siyonist rejim diye bir şey olmayacaktır. İkincisi olarak bu dönemde mücadele ve hamaset duygusu bir an bile siyonist rejimi rahat bırakmayacaktır" dedi.

 İmam Hamaney'in konuşmasında öne çıkan başlıklar;

- Başta zalim Şah olmak üzere İnkılâp öncesi hükümet erkânının tamamı Amerika'ya bağımlıydı.  İran'ı dolaylı yollarla yöneten ABD'li yetkililer İran'daki kukla vekilleri aracılığıyla Firavun misali bu halka her zulmü reva görüyordu. Ancak merhum İmam Humeyni Musa gibi milletin destekçisi olarak bu kadim topraklarda yeni bir düzen kurdu.

- Amerika'ya 'Büyük Şeytan' lakabının verilmesi basiret örneğidir. Dünyaki tüm şeytanların lideri iblis’tir. İblis'in işi sadece hile ve iğfaldir (aldatmak). Oysa Amerika hem hilekâr, hem ikiyüzlü hem katil hem de zorbadır.

- İblis'ten daha kötü bir simaya sahip Amerika'yı melek yüzlü göstermeye çalışanlar, din ve devrimci ruh bir kenara, ülkenin maslahatına sadık kalma prensibini ve aklı nereye koyacaklar? Hangi akıl ve vicdan, bize Amerika gibi bir suçluya güvenilir bir arkadaş gözüyle bakmamıza müsaade eder?

- İran ve Amerika'nın nükleer anlaşmadaki kaderi hala netlik kazanmamışken ABD Kongresi İslam Cumhuriyeti'ne karşı komplo ve planlar yapma devam ediyor. Büyük Şeytan karşısında öyle güçlü durulmalıdır ki şeytan, hayal kırıklığı yaşasın.

- Düşman, kahraman ve devrimci gençliğin ruhunu öldürmek istiyor. Hatta ülke içerisinde bile Hizbullahi ruha sahip gençleri aşırıcı olarak tanımlayanlar var. Bu çok yanlıştır!

- Amerikalılar, İslam Cumhuriyeti'ne karşı izlenecek metotta görev paylaşımı taktiğini izliyor. Bazıları tebessüm ederken bazıları da bize karşı mevzuat hazırlığı yapıyor.

- Biz daha önce açıklanan sebepler nedeniyle Amerika ile sadece nükleer konuda müzakere izni verdik ve Elhamdülillah müzakere heyeti vazifelerini yerine getirdi. Ancak diğer alanlarda Amerika ile pazarlık masasına oturmayız. Şunu da unutmamakta fayda var; Bizim Büyük Şeytan Amerika dışında diğer ülkelere "devlet, kabile ve din" alanlarında müzakere kapımız açıktır.

- Bazı İsrailliler 'Müzakereler, İran'a yönelik 25 yıllık endişelerimiz azalmıştır' diyor. Ama biz 'İsrail, 25 yıl sonrasını göremeyecek ve Allah'ın izniyle bölgede Siyonist rejim denen bir şey kalmayacak' diyoruz.

- Amerika, Şah döneminde ülkede yapılan seçimlere hiçbir şekilde müdahale ve itiraz etmedi. Ama bugün diktatör rejimler ve onların bölgedeki mirasçıları, İslam Cumhuriyeti'nde yapılan tamamen halk tabanlı seçimler aleyhine propagandalarına devam ediyor.

- Her insanın seçimlerde kullandığı oy, kul hakkıdır ve korunması İslami bir vecibedir. Hiç kimsenin bu emanete (oy) ihanet etmeye hakkı yoktur.

- Şüphesiz İslam Cumhuriyeti, milli irade ve ulusal birliğini koruyarak kimseyi ötekileştirmediği için İlahi yardımların şamili olmuştur ve bu bilinçle düşman karşısında nihai zaferi kazanacaktır.

Published in Rapor
Perşembe, 13 Ağustos 2015 04:00

Zarif: Lübnan bir direniş modelidir

El Alem televizyonunun haberine göre Lübnan Dışişleri Bakanı Cibran Basil ile Beyrut’ta ortak bir basın toplantısı yapan İran Dışişleri Bakanı Muhammed Cevad Zarif, her zaman Lübnan’ın yanında yer aldıklarını söyledi.

“İran açısından Lübnan bir direniş modelidir, nükleer müzakerelerde biz de direniş sergiledik” diyen Dışişleri Bakanı Zarif, Lübnan’ın farklı etnik, dini ve mezhebi kesimlerin birlikte yaşamı ve diyalogu açısından da bir örnek olduğunu söyledi.

Nükleer meselenin çözümünün bölge ülkelerinin işbirliği için uygun bir zemin yarattığını belirten Zarif, “nükleer anlaşma, siyonist rejimin bölgedeki cinayetlerini sürdürme bahanesini ortadan kaldırdı” dedi.

Bölgenin siyonist rejim ve aşırılık yanlılarının yarattığı tehlikenin tehdidi altında bulunduğunu vurgulayan Zarif, İran’ın tüm bölge ülkeleri ile işbirliğini güçlendirmek için herkese elini uzattığını söyledi.

Lübnan direnişini her zaman desteklediklerini ve bundan sonra da desteklemeye devam edeceklerini belirten Zarif, Lübnan Dışişleri Bakanı Cibran Basil’le görüşmesinin ardından Hizbullah Genel Sekreteri Seyyid Hasan Nasrullah ile bir araya geldi.

İrna haber ajansı, Zarif-Nasrullah görüşmesinde Lübnan ve bölgesel sorunların görüşüldüğünü belirtirken Fars haber ajansı, Nasrullah’ın nükleer anlaşmadan dolayı İran’ı tebrik ettiğini; Zarif’in de yapılan anlaşmanın bölgesel gelişmeleri olumlu etkileyeceğini söylediğini bildirdi.

Lübnan’daki temaslarının ardından Suriye’ye geçen İran Dışişleri Bakanı Muhammed Cevad Zarif, Şam’da Suriye Cumhurbaşkanı Beşşar Esad tarafından kabul edildi.

Suriye Dışişleri Bakanı Velid Muallim’le de görüşen Zarif’in Suriye’den İslamabad’a geçeceği açıklandı.

Lübnan ziyareti öncesinde Türkiye’ye geleceği açıklanan Dışişleri Bakanı Muhammed Cevad Zarif’in Ankara ziyareti son anda ertelenmişti.

Zarif’in Türkiye ziyaretini erteleme sebebiyle ilgili çeşitli spekülasyonlar yapılırken, diplomatik kaynaklar, ertelemenin Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın randevu gündemini geciktirmesinden kaynaklandığını açıkladı.

Türkiye'ye Gelmedi Nasrallah İle Görüştü!
 
Türkiye ziyaretini erteleyen İran Dışişleri Bakanı, Lübnan'da Hizbullah Genel Sekreteri ile görüştü.

İran Dışişleri Bakanı Cevad Zarif, Batı ile nükleer anlaşma sonrasında Suriye krizi ve ikili ilişkileri görüşmek için dün Türkiye'ye gelecekti. Ancak gezi son anda ertelendi.

Türkiye ziyareti iptal olan Zarif, Lübnan'a giderek Hizbullah Hareketi lideri Seyyid Hassan Nasrallah'la görüştü.

Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu'na yakın kaynaklar ziyaretin 'teknik nedenlerle' gerçekleşemediğini belirtti. İran Dışişleri Bakanlığı'ndan bir yetkili resmi haber ajansı IRNA'ya yaptığı açıklamada, Zarif'in Ankara ziyaretinin, programındaki yoğunluk sebebiyle ertelendiğini söyledi.

Gezi iptalinin İran medyasında başta Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan olmak üzere Türk hükümetini Suriye konusunda suçlayıcı ve IŞİD'e destek veren politikalar yürüttüğü öne sürülen haberler sonrasına denk gelmesi dikkat çekti.

Anadolu Ajansı, 7 Ağustos'ta İran'da çıkan yorumlara karşı "İran medyasında Türkiye yalanları" başlığı altında bir haber yayınladı. "İran medyasında Türkiye ve özellikle Cumhurbaşkanı aleyhinde yoğun bir kampanya gözleniyor. İran yönetiminin izni ve bilgisi dahilinde süren yayınlarda, uluslararası kamuoyunda Türk yöneticiler ve Türkiye'nin dış politikasına ilişkin olumsuz bir algı yerleştirilmeye çalışılıyor" denildi. Haberlerden rahatsızlık duyan Erdoğan'ın da Zarif'e randevu vermediği öne sürülüyor. Ancak bu iddia resmen doğrulanmadı.

"DEMOKRASİ İŞGAL ORDUSUYLA GELMEZ"

SURİYE'de çözüm için dört maddeli bir plan öngören Zarif ziyaretini iptal ederken, dün Cumhuriyet Gazetesi'nde "İşgalci orduyla demokrasi gelmez" başlıklı bir yazısı yayınlandı.

Zarif, bölgedeki sorunların kaynağı olarak ABD'nin yıllar önce gündeme getirdiği 'Büyük Ortadoğu Projesi' olduğunu belirtti.

Zarif, IŞİD terör örgütünün de, ABD'nin 2003'te Irak'a saldırmasından sonra yaşanan kaos sayesinde büyüdüğünü öne sürdü. İranlı bakan, "Aşırıcı unsurlar Suriye krizinde bölgedeki birey, kuruluş ve hükümetlerden aldıkları destekle müsait bir ortam elde edip sahte davalarıyla dev bir yapıya dönüştü. Bugün bu unsurlar hatta kendi kurucularını ve desteleyenlerini bile tehdit eder hale gelmiştir" dedi.

Türkiye ziyareti iptal olan Zarif, daha önceden planlandığı üzere Lübnan'a giderek, Hizbullah lideri Hassan Nasrallah'la görüştü. Zarif ile Hizbullah lideri arasındaki görüşmede bölgesel konuların ele alındığı belirtiliyor.

Zarif ve Nasrallah, görüşmede bölgede yaşanan krizlerin çözüm yolu ve İran'ın Batı ile yaptığı nükleer anlaşma da konuşuldu.

Zarif, Nasrallah'tan önce Lübnan Başbakanı Tammam Salim ile de görüştü.

Published in Rapor

ABNA-İran’ın eski dışişleri bakanı ve İslam İnkılabı Rehberinin uluslararası danışmanı Ali Ekber Velayeti, İslam İnkılabı Rehberinin internet sitesine verdiği röportajda, Viyana anlaşması hakkında görüşlerini dile getirdi.  Müzakere timini açıkça desteklediğini belirten Velayeti, anlaşmaya varan süreçle ilgili önemli noktalara değindi.

Viyana müzakerelerinin ardından iç ve dış basında iki konu haberlerin baş köşesinde yer aldı ve üzerinde analizler yapıldı; birincisi, anlaşma sağlandıktan sonra İran’ın bölgesel politikalarının da değişeceğiydi ve ikincisi de İran’ın füze ve silah gücünün eksileceğiydi. İslam İnkılabı Rehberi, bayram hutbesinde her iki konuya da değinmiş ve bu hususta bazı açıklamalarda bulunmuşlardı.

Tabnak internet sitesinin bildirdiğine göre, İslam İnkılabı Rehberinin uluslararası danışmanı Ali Ekber Velayeti, İmam Hamanei’nin eserlerini koruma ve yayma bürosunun internet sitesiyle yaptığı röportajda, Viyana anlaşması başta olmak üzere Batı basınında oluşturulan gündeme dair açıklamalarda bulundu.

İslam İnkılabı Rehberi, bayram namazı hutbesinde nükleer müzakerelere işaretle, “İster bu metin tasvip edilsin ister edilmesin, ilahi kuvvet ve kudret sayesinde, hiçbir şekilde suistimal edilmesine izin verilmeyecektir” ifadesinde bulundu. Karşı tarafın, basın üzerinden ortam oluşturarak suistimal etmeye ve amaçlarına ulaşmaya çalıştığı görünmektedir. Bu konun içerdiği örnekler nelerdir?

Bana göre, Batılı tarafların özellikle Amerikalıların her zamanki gibi ortamdan ve müzakere metninden suistifade etmek isteyecekleri zaten başından itibaren de tahmin ediliyordu. Bunu gösteren örneklerden biri, ‘nihayetinde ekonomik baskılar etkili oldu ve İran müzakere masasına oturdu’ şeklinde propaganda yapmaya yönelmeleridir. Tabi kendileri de bunun yalan olduğunu biliyorlar, çünkü İslam İnkılabından sonra İran sürekli yaptırımların hedefi olmuştur. Zaten başından beri Amerikalılar İran’ı ekonomik muhasaraya almak için yaptırım silahını kullanmıştır. Şu noktanın hatırlanması da önemlidir; söz konusu yaptırımlar bizim için zorluklar getirmiş olsa da -ki bunu inkarda etmiyoruz – fakat bununla birlikte, daha fazla özgüven kazanmak, bağımsızlık yönünde hareket etmeye çalışmak ve dışa bağımlığı azaltmak için bir temrin olmuştur. Şüphesiz, üstatların, gençlerin ve uzmanların yetenekleri sayesinde kaydedilen askeri ve savunma alanındaki ilerlemeler, yaptırımların olumlu sonuçlarından biri olup kendine ittika etmenin neticesinde olmuştur. Şayet yaptırımlara maruz kalmamış olsaydık, yeterliliğin ve bağımsızlığın bu payesine yetişmezdik. Bazen olur ki insan bir şeyi kolayca ele geçirir ve füze, tank ya da uçak gibi bir savunma aracını üretmek için ilk aşamalarından başlayarak kendini zahmete atmaz ve en sade, en yakın olan ne ise onu seçer. Ama yaptırımlar neden oldu ki bazı sanayilerde kendimiz sıfırdan üretmeye başlayalım.

Çok açık söylüyorum, İran İslam Cumhuriyeti hiçbir surette savunma pozisyonlarından geri çekilmeyecektir. Defalarca da açıkladığı üzere, bütün kuvvetleler komutanı İmam Hamanei’nin bu husustaki politikası şudur: Savunma alanında hiç kimsenin müdahalesine, neye sahip olup neye sahip olmayacağımızı belirlemesine izin verilmez.

Nükleer meselesi, İran’a karşı yaptırımların daha da şiddetlenmesine neden oldu. Dolaysıyla biz de yeni çözüm yollarını bulmanın arkasına düştük. Petrol dışındaki ihracatların artırılması çözüm yollarından biriydi. Bir zaman Nizamın Maslahatını Belirleme Kurumu, ülkenin cari bütçesinin petrola olan bağımlılığını tedricen azaltıp sıfır düzeyine ulaştırmamız yönünde hareket etmek için bir yasa tasarısı tasvip etmişti. Fakat yaptırımlar şekillenmeye kadar uygulamaya konulmadı. Ama 1393 yılında petrol haricindeki ihracatlarımızın oranı eskiye kıyasla her zamankinden daha fazla artış gösterdiğine tanık olduk. İslam İnkılabı Rehberi tarafından iblağ edilen direniş ekonomisi politikaları da aslında yaptırım koşulları altında ayaklarımızın üzerinde durup ilerlememize yardımcı oldu ki ciddiyetle takip edilmeleri gerekir.

Bununla birlikte ambargo ortamı, sekiz yıllık savaş gibi büyük zorlukları da beraberinde getirmiştir. Savaşta ise kimse bize mermi dahi vermiyordu. Dışişleri bakanlığında olduğum sırada, bazı ülkelerden büyük zahmetlere katlanarak ancak mühimmat tehiye edebildiğimize bizzat tanık olmuştum. Hatta büyük zorluklara katlanarak dışişleri bakanlığı ile savunma bakanlığının işbirliği sayesinde Libya, Kuzey Kore ya da başka yerlerden otuz adet “Scud-B” füzesini alabilmiştik. Ve nihayetinde kendimiz füze üretimi ve yapımına doğru hareket ettik.

Dolaysıyla, ‘yaptırımlar İran’ın müzakere masasına oturmasına neden oldu’ şeklindeki ifadenin boş bir laftan ibaret olduğu açıktır. Eğer onların baskıları etkili olsaydı, bu gün İran’da bir santrifüj dahi bulunmaması gerekirdi. Oysa, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinde ilk kezdir İran gibi bir ülkenin beş altı bin aktif santrifüjü bulundurabileceğini ve zenginleştirme sürecini sürdüreceğinin tasvip edildiğini görüyoruz. Elbette ki bu, beklediğimiz o ideal nokta değildir fakat zenginleştirilmiş radyoaktif maddelerin üretiminin Birleşmiş Milletleri tarafından bizim için resmen tanınmış olması bile kendi başına büyük bir kazanımdır ve halkın direnişi sayesinde ancak elde edilmiş bir kazanımdır. Bu nedenledir ki korku ya da teslim olma nedeniyle değil, gücümüzden hareketle müzakere masasına oturduk. Nitekim İslam İnkılabı Rehberi de İran’ın müzakere ekibi için ‘cesur ve gayur’ tabirini kullanmışlardı.

Yapabilecekleri diğer bir suistimal de ‘İran’ın Amerika’yla müzakerelerinin kapısı açılmıştır’ demeleridir. Oysa İslam İnkılabı Rehberi devlet yetkilileriyle yaptığı açık ya da özel görüşmelerde, müzakerelerin nükleer mesele dışında başka bir meseleyi kapsamayacağını belirtmişlerdi. Nitekim bundan öncede zaruret gereği istisnai müzakereler yapmıştık. İran ve Amerika’nın Birleşmiş Milletler çatısı altında Afganistan konusu ve Taliban meselesiyle ilgili müzakeresi ya da Irak meselesinde yine Birleşmiş Milletler çatısı altında yaptığımız müzakereler örnek olarak verilebilir. Son olarak da Amerikalılar, İran’a duydukları ihtiyaç nedeniyle Suriye veya Yemen gibi bazı bölgesel konularda İran’la müzakere yapma temayülündeler fakat, İran’ın resmi yetkililerinden hiç kimseye bölgesel ya da ikili meselelerle ilgili Amerikalılarla diyaloga geçme konusunda İslam İnkılabı Rehberi tarafından izin verilmiş değildir. Zira onlara güvenilmeyeceğini göstermişlerdir. O halde Amerika’yla müzakerenin kesinlikle hiçbir temeli yoktur.

Amerikalı yetkililer, Viyana müzakereleri ve mutabakat metninin yazılmasından sonra İran’ın savuma gücünün düşürülmüş olduğunu yansıtıyorlar. Doğru mu?

Bakınız, açıkça söylüyorum, İran İslam Cumhuriyeti hiçbir şekilde savunma pozisyonlarından geri adım atmayacaktır ve ister sıvı yakıtlı olsun ister katı yakıtlı olsun;  kısa menzilli veya uzun menzilli olsun         maslahat gördüğü her türlü füzeyi –nükleer başlık alabilen füzeler dışında – üretecektir.

Bu konuda İslam İnkılabı Rehberinin defalarca açıkladıkları gibi savunma alanında hiç kimsenin neye sahip olup neye olmayacağımızı belirlemesine izin verilmez. Dayton’da Bosnalılara dayatılanın bir benzerini kabul etmek mümkün değildir. Clinton zamanında imzalanan Dayton anlaşmasında, Bosna hükümetinin kaç adet askeri araca, kaç tane havan topuna, ne kadar silah, mermi ve mühimmata sahip olabileceğini belirlediler. Yani bunu kendileri için tamamen belirlediler. Fakat İran askeri ve teçhizat bakımından bağımsız olduğu için karar almada bağımsızdır ve hangi silaha sahip olacağını veya olmayacağını kimse kendisine dikte edemez. İran İslam Cumhuriyeti, savuma için ne gerekiyorsa ona göre karar alır ve üretir; bu füze olabilir, savaş uçakları olabilir, uçaksavar, tank ve diğer zırhlı araçlarda olabilir.

Dolaysıyla savunma alanında, bazı açıklamalar yapmış olsalar bile İran hiçbir surette ne onların gelip askeri merkezlerimiz denetlemesine ne de İran’ın hangi tür silaha sahip olmasına dehalet etmelerine müsaade eder. İran, İslam İnkılabı Rehberinin fetvası gereği haram saydığı nükleer silah üretimi ve kimyasal bombalar gibi hiçbir zaman kullanmadığı kitle imha silahları dışında, geriye kalan silahları üretme konusunda asla tereddüt etmeyecektir. Şahap, Siccil vs. gibi füzelerde nükleer başlık takılması için asla üretilmedi. Bu nedenle, Viyana anlaşma taslağındaki maddelerin kapsamına girmez.

Bazı kimseler ve yayın organları, İran’ın bölgesel politikalarının bu anlaşmanın uygulanmasından sonra değişeceğini öne sürmek için yeni bir gündem oluşturmanın peşindeler…

İran politikaları asla değişmeyecektir. İran İslam Cumhuriyeti'nin direniş ekseni etrafında bölgenin savaşçılarına olan desteği eskisi gibi devam edecektir, hatta daha da güçlendirilecektir. İran İslam Cumhuriyeti, ister radikal olsunlar ister (Amerikalıların değimiyle) ılımlı olsunlar teröristlere ve teröre karşı Irak devletini ve halkını destekleme konusunda kararlıdır.

Dolaysıyla İran, başta kendisinin olmak üzere bütün ülkelerin hatta Batılı ülkelerin bile (tabi kendileri bunun farkında değiller) zararına olan terörizm olgusunun yayılmasına karşı Irak, Suriye, Lübnan ve Yemen halklarını himaye etmek için hiçbir yardımı esirgemeyecektir.

‘Yaptırımlar İran’ın müzakere masasına gelmesine neden oldu’ önermesi, boş bir laftan ibarettir. Eğer onların baskıları etkili olsaydı, bu gün İran’da bir santrifüj dahi bulunmamalıydı. Oysa ilk kezdir Birleşmiş Milletlerde, İran gibi bir ülkenin beş altı bin aktif santrifüje sahip olması ve zenginleştirme sürecine devam etmesinin tasvip edildiğini görüyoruz. Bu konu kendi başına önemli bir kazanımdır ve sadece direniş sayesinde elde edilmiştir.

Biz bunun insani ve İslami bir görev olduğuna inanıyoruz. İlaveten, sınırlar dışında terörizmle mücadele etmek, aslında bir nevi İran İslam Cumhuriyeti'nin toprak bütünlünü ve siyasi hayatını savunma olarak da sayılır. Komşu ülkelerde ve etrafınızda olup bitene karşı sessiz kalıp oturarak düşmanın size yönelmesini bekleyemezsiniz. Önde hareket etmemiz gerekir ve ortak bir bölgesel hedef doğrultusunda terörizmle, Amerika ve yabancı güçlerin bölgeye müdahale etmesiyle mücadeleyi sürdürmeliyiz. Bu, İran İslam Cumhuriyeti'nin stratejik görevlerinin bir parçasıdır.

İslam İnkılabı Rehberi, Ramazan bayramı gününde yetkililerle görüşmesinde ulusal çıkarların dikkate alınmasını ve ona göre anlaşma metninin düzenlenmesi gerektiğini söylediler. Söz konusu düzenlemenin ölçütü ulusal çıkarlar olduğuna göre, bu ulusal çıkarlar nenelerdir? Ya da şöyle sorayım: İran İslam Cumhuriyeti, bir maslahat nedeniyle kötü bir anlaşmaya razı olur mu?

Asla! Kötü anlaşma, aklı başında hiçbir şahsın ve yetkilinin katlanamayacağı bir şeydir. Bir süre önce İslam İnkılabı Rehberi de, Amerikalıların ‘biz iyi bir anlaşmanın peşindeyiz’ şeklindeki sözlerinin doğru bir söz olduğunu ve bizimde aynı sözü kabul ettiğimizi açıklamışlardı. Fakat onlar yayılmacı amaçlarını takip ederken bizlerde ulusal çıkarlarımızı korumayı takip ediyoruz. Onlar, kötü bir anlaşmaya katlanmayacaklarını söylediler; onlara göre kötü anlaşmanın bir tanımı vardır, bize göre başka bir tanımı. Görünüşte bu noktada müşterekiz ama taraflardan her biri başka bir şeyi amaçlamaktadır. Biz diyoruz ki kötü anlaşma, o anlaşmadır ki 1 nükleer teknolojiyi bizden alsın; 2 bizi geliştirme ve araştırma alanında kısıtlasın; 3 savunma olanaklarımızı kötü etkilesin; 4 dünya ile serbest ekonomik ilişkiler geliştirmekten bizi mahrum etsin; 5 dünyanın başka ülkeleriyle bilimsel ve teknolojik ilişkiler kurmaktan bizi yoksun kılsın; ve 6 İran’ın ilerleme ve kalkınmaya odaklı geleceğinin önünde engel çıkarmak.  Kötü bir anlaşmanın bu tür özellikleri vardır.

İlk etapta bildiğimiz de müzakerecilerimizin ülkemiz ve ulusal çıkarlarımız için kötü bir anlaşmayla sonuçlanacak durumlara katlanmayacaklarına dair talimatıdır. Ülkemizde bu mutabakatı inceleyen yasal mercilerin ölçütü de, söz konusu olumsuz özellikleri kendisinden bulundurmamasıdır. Sonuçta görüşmelerde karşılıklı alıp verme mesele söz konusudur, diğer deyişle, ülkeler ya da 5+1’ye üye olan taraflar arasında yapılan siyasi görüşmelerde iyi bir anlaşma şudur ki söz konusu ilişkilerde ve anlaşmalarda İran milletinin maksimin düzeyde çıkarını sağlayarak olumlu bir mutabakata ulaşalım. Böylece bir kez daha İran İslam Cumhuriyeti'nin hiçbir surette kötü bir anlaşmaya kabul etmeyeceğini vurgulamak istiyorum. Bu, tasvip mi edelim yoksa başka bir karar mı ittihaz edelim diye bu metni inceleyen kimseler için genel bir ölçüdür.

Müzakere timinin performansı hakkında nihai değerlendirmeniz nedir?

Bendeniz otur yıla aşkındır müzakere timinin üyelerini ve sayın Dr. Zarif’i tanıyorum. Kendisi sahip olduğu ehliyetle birlikte İnkılap sorası yıllarda hem mütedeyyinliği, hem İran İslam Cumhuriyeti'ne bağlılığı, hem de performansı bakımından kendini geliştirmiştir. 598 müzakereleri ve bölge ülkeleriyle yapmış olduğumuz müzakereler de dahil ülkenin birçok kritik dönemlerinde birlikte çalıştığımız arkadaşlardan olmuştur. Müzakere timinin üyeleri de uzun yıllar boyunca dışişleri bakanlığında aktif çalışma yürütmüş ve ülkemizin uluslararası alanda en deneyimli kadrolardan olup ellerinden gelen bütün çabayı göstermişlerdir. Eğer yapılması gereken bir iş de kalmışsa, kesinlikle budan daha fazlasını yapamadıklarından dolayı kalmıştır. Bendeniz, bu alanda uzun yıllar boyunca faaliyet göstermiş ve gösteren biri olarak bu arkadaşlardan daha güçlü başka bir diplomatik ekip tanımıyorum. Ve bu gurup seçilirken en uygun olan seçim yapılmıştır.

  Bütün bunlarla birlikte, müzakere timinin performansında kuvvet ve zaaf noktalarının olması kuşkusuzdur, ayrıca onların kendileri de üzerinde anlaşmaya vardıkları metnin ideal ve sorunsuz bir metin olduğu iddiasında değiller. Müzakerelerin ve anlaşmanın doğası da böyledir. Anlaşma şöyle değil ki gidip karşı tarafa bir şey diyelim ve onlarda kabul etsinler. Oturmalıyız, tartılmalıyız, pazarlık yapmalıyız ve her iki tarafında bir şekilde razı olacağı ortak bir noktaya ulaşmamız gerekir. muhtemelen bir noktaya varırız ki bir şey karşı tarafın maslahatınadır ve başka bir şeyde bizim maslahatımızadır. Sonuçta her iki tarafın rızasını celp eden bir anlaşmaya varmamız gerekir.

İran’ın politikaları hiçbir surette değişmeyecektir. İran İslam Cumhuriyetinin direniş eksenine verdiği destek eskide olduğu gibi devam edecektir, hatta daha güçlendirilecektir. İran İslam Cumhuriyeti, ister radikal ister (Amerikalıların deyimiyle) ılımlı olsunlar teröristlere karşı Irak’ın devletini ve halkını himaye etmede kararlıdır.

İlk incelemesini yaptığım en son metin de sorunsuz değildir, bazı zaaf noktaları vardır ancak onların İran’ın ulusal çıkarlarını ve hukukunu gözetmek için tüm çabalarını seferber ettiklerinden kuşkum yoktur.

Amerikan basının anlaşma sonrası fiiliyatını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Zaten bası kesimlerin kendi şeytani planları var. Diğer bir deyişle, kendi rakiplerine karşı basını bir silah olarak kullanıyorlar. Basın ya da medya savaşının kendisi düşmanın bize karşı kullanmak için elinde bulundurduğu olanaklardan biridir. Onların medya imkanları bizden daha fazladır, bu nedenle bazen onların medyasında İran’ın itiraz ettiği bazı şeyler de söylemekte ya da yazılmaktadır. Başka bir deyişle, basından bir araç olarak istifade ediyorlar ve adilane ya da doğru olanı terviç etmek yerine daha çok bu araçtan kendi çıkarları doğrultusunda yararlanma peşindeler.

Buna göre, şu anki ortamda İran İslam Cumhuriyeti'nin basın mensupları hangi mesajı takip etmeliler?

Şüphesiz, İran İslam Cumhuriyeti'nin uluslararası alandaki performansı yüksektir ve 5+1’in bazı üyelerinden daha geri değildir. 5+1 ülkelerinin hiçbiri İran İslam Cumhuriyeti'nin bölgedeki iktidarına sahip değildir. İran İslam Cumhuriyeti'nin sayısız avantajları vardır. İslam Cumhuriyeti bu anlaşmayı teyit ya da ret edebilecek kararı alabilir. Başka bir deyişle, müşavere edenler eğer maslahat olmadığı sonucuna varırlarsa anlaşmayı reddederler ve reddedebilecek güçleri vardır. Yok eğer ulusal maslahata uygun olduğunu görürlerse teyit ederler. Dolaysıyla, İran İslam Cumhuriyetinin bölgede ilk sözü söyleyen ve uluslar arası alanda muktedir ve etkili bir ülke olduğunu basın mensupları unutmamalıdır. İran İslam Cumhuriyeti düzeyinde bir ülke –ki bize göre İran İslam Cumhuriyeti'nin kapasitesi şu ana kadar ortaya konulmuş olanının çok çok fevkindedir –müzakere masasının bir tarafında olurken dünyanın en güçlü ülkeleri sayılan altı güçlü ülkenin masanın diğer tarafında olması ve aynı zamanda İran’ın söz konusu güçlerle müzakere ederken hiçbir korku ya da yetmezliği hissetmemiş olması yakın tarihte görülmemiş bir şeydir.

Bu güç ve kuvvet de kesinlikle İslam İnkılabı düşüncesinden, özgüven ve izzet-i nefs halinin oluşmasından neşet ediyor ve İmam Hamanei’nin rehberliği sayesinde, dirayetle hareket ve gelişme halinde olup İran’ın iktidarını günbegün pekiştirmektedir.              

Çev: Mehmet Gönül

Tahran’a gelen Fransa Dışişleri Bakanı Laurant Fabius, İran Dışişleri Bakanı Muhammed Cevad Zarif ile düzenlediği ortak basın toplantısında Nükleer Müzakere sürecinde sert bir tutum içerisinde olmadıklarını söyledi.

Çarşembe günü Tahran’a gelen Fransa Dışişleri Bakanı Laurant Fabius ve İran İslam Cumhuriyeti Dışişleri Bakanı Muhammed Cevad Zarif arasında gerçekleşen ikili görüşmenin ardından ikili gazetecilerin önüne geçerek, soruları yanıtladı.

Fabius, Tahran’a gelir gelmez Eylül ayı itibariyle önemli ve kalabalık bir Fransız ekonomik ve ticari heyetinin  İran’ı ziyaret edeceğini bildirdi.

Bu ortak basın toplantısında konuşan İran Dışişleri Bakanı Zarif, “17 yılın ardından ilk kez bir Fransa Dışişleri Bakanı’nın Tahran’ı ziyaret etmesi nedeni ile sevinçliyim. 2003 yında Fransa’nın o dönemki dışişleri bakanına ev sahipliği yapsak da, ama o zamanki ziyaret üçlü bir ziyaretti” dedi.

Muhammed Cevad Zarif sözlerinin devamında ise Yaz sonuna doğru üst düzey ve kalabalık bir Fransız ticari heyetinin İran’ı ziyaret edeceğini hatırlatarak, “Bugün Sayın Fabius, İran’ın bir kaç bakanıyla da görüşecek” dedi ve İran ve Fransa arasında ortak çalışabilecek mevzuların var olduğuna tames ederek, “Aşırıcılık, terörism, uyuşturucu ticareti ile mücadele ve çevere ile ilgili konularda işbirliğine gitmek, İran ve Fransa arasındaki ortak konuların ileri gelenleri” diye ekledi.

Tahran’da gerçekleşen bu ortak basın toplantısının bir diğer bölümünde ise Fransa Dışişleri Bakanı Laurant Fabius, İranlı mevkidaşından kendisini İran’a resmi ziyaret için davet ettiği nedeni ile teşekkür etti ve “Benim bugünkü ziyaretimin ve İran ve Fransa arasındaki ikili ilişkilerin yeniden başlatılması, bu iki ülkenin her zaman bir birine saygı duyduğunun göstergesi. Biz iki büyük ve bağımsız ülkeyiz ve Fransa, İran’ın tarihi, güzel kentleri, başarılı üniversite öğrencileri için ve İranlılar’ın acıları ve özellikle de İran-Irak savaşı dönemindeki acıları nedeni ile İran’a saygı duymakta” dedi.

Fransız bakan İran’ın bölgede nüfuz sahibi bir ülke olduğunu vurgulayarak, “İran ve Fransa arasındaki ilişkilerin yeniden ivme kazanması bölge ve uluslararası camiayı da etkilemeli” diye konuştu.

Laurant Fabius sözlerinin bir diğer kısmında ise Fransa Cumhurbaşkanı François Hollande’nin, İran İslam Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani’nin Kasım ayında Fransa’yı ziyaret etmesi için gönderdiği davet mesajını İranlı yetkililere ilettiğini söyledi ve “İranlılar arasında Fransa’ya yönelik bazı olumsuz ve nagatif görüşler var, mesela Nükleer Müzakereler sürecinde Fransa’nın sert ve katı tutum içinde olduğuna dair ve şahin kanat rolünü üstlendiği gibi, ama hatırlatmak istrim ki böylesi bir tutum yoktu ve Fransa’nın tutumu her zaman yapıcı olmuştur ama her zaman da ciddiyetimizi koruduk çünkü Nükleer konu şaka götürecek bir mevzu değildir” diye ekledi.

Fabius, Dışişleri Bakanı Zarif’in yanı sıra İran Sanayi ve Madenler Bakanı ve İran Çevre Kurumu Başkanı ile de görüşecek ve Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani tarafından da kabul edilmesi bekleniyor.

Published in Rapor

İran Dışişleri Bakanı Yardımcısı ve Başmüzakereci Abbas Irakçi bugün sabah saatlerinde İranlı gazetecilerle bir araya geldiği toplantıda Nükleer Anlaşma’da yer alan maddelerin değiştirilemez olduğunu söyledi.

, İran İslam Cumhuriyeti Dışişleri Bakan Yardımcısı ve nükleer müzakere heyeti üst düzey üyesi Seyyid Abbas Irakçi bugün sabah saatlerinde Dışişleri Bakanlığı binasında gazetecilerle bir araya geldiği basın toplantısında geçen hafta uzun ve zorlu müzakerelerin ardından varılan Nükleer Anlaşma ile ilgili soruları yanıtladı.

Irakçi ilk başta bir gazeteci tarafından ‘Söylentilere göre Amerika, BMGK kararında belirtilen 10 yıllık süreye 5 yıl daha ilave etmek istiyor, İran’ın bu konudaki tutumu ne?’ sorulan soruya “Böylesi bir şeyin imkanı yok ve iki gün önce çıkan karar ise tamamen aydındır. BM Güvenlik Konseyi kararının ne zaman biteceği ise tam olarak belli ve bu konuda hiç bir şüphe yok” diye yanıt verdi.

Anlaşmanın maddeleri değiştirilemez

Irakçi sözlerinin devamında ise Ortak Kapsamlı Eylem Planı’nın (JCPOA) İslami Şura Meclisi tarafından inceleneceğini belirterek, “Hiç bir kişi veya kurum Meclis’in aldığı kararları veto edemez. Sadece Anayasayı Koruma Konseyi dışında ve bu konsey de Meclis’in aldığı kararları sadece anayasa ve şeriata uygun olup olmadığı açısından değerlendirir, yani İslami Şura Meclisi Nükleer Anlaşma’yı genel olarak kabul veya ret edebilir ve anlaşmaya taraf ülkelerden hiç birisi ise anlaşmanın maddlerini değiştirme girişiminde bulunamaz” dedi.

Biz müzakere masasını 10  kereden fazla terk ettik

İran Dışişleri Bakanı Yardımcısı ve Başmüzakereci Irakçi bir başka muhabirin ‘ABD Dışişleri Bakanı John Kerry müzakereler boyunca 3 kere masayı terk ettikleri yönünde açıklama yaptı, bu doğru mu?’ sorusuna ise “Müzakerelerin ciddi bir şekilde devam ettiği geçen 2 yıl boyunca büyük çıkış ve inişler yaşındı ve eğer onlar müzakere masasını 3 kere terk etmişler ise biz müzakere masasından 10 defanın üzerinde kalkdık” diye yanıt verdi.

Published in Rapor

İslam İnkılabı Rehberi İmam Hamanei, bayram namazı hutbelerinde İran’ın müstekbir Amerika devletine karşı benimsediği siyasetlerin asla değişmeyecğini söyldiler.

MHA'nın İslam İnkılabı Rehberi Bilgilendirme Sitsi'nden ktardığı habere göre, Tahran’da kılınan Ramazan bayramı namazına imamlık eden İran İslam İnkılabı Rehberi İmam Seyyid Ali Hamanei bayram namazı hutbelerinde “Müstekbir Amerika devletine karşı benimsediğimiz siyasetlerimiz asla değişmeyecektir” dediler.

İnkılap Rehberi geçen Cuma günü dünya genelinde ve özellik de İran’da Dünya Kudüs  Günü nedeni ile düzenlenen Siyonist karşıtı yürüyüşlerin ülke atmosferini etkilediğini söyledi ve “Bizim halkı özünden, sloganından, hareketinden ve ortaya koyduğu böylesi yüce cilvelerinden tanımak gerekiyor. Mübarek Ramazan ayı boyunca bölgede baş gösteren bazı hoş olmayan hadiseler vardı ve malesef ki bazı kötü eller mübarek Ramazan ayının tadını bölge halkı için kaçırdı ve Yemen, Bahreyn ve Filistin halkının bir çoğu zor günler geçirdi” diye konuştu.

İslam İnkılabı Rehberi İmam Hamanei, Tahran Ramazan bayramı namazı hutbelerinin bir diğer bölümünde ise İran ve P5+1 Grubu arasındaki nükleer müzakereler ve varılan nükleer anlaşmaya da değinerek, “İlk husus  bu uzun ve zorlu müzakere sürecinde rol alan tüm görevlilerden teşekkür hususudur. Sayın Cumhurbaşkanı ve özellikle de müzakere heyeti gerçekten çok çaba gösterdiler ve bu süreçte en iyi şekilde çalıştılar” dedi ve varılan nükleer anlaşma metninin yasal süreçten geçmesi gerektiğine ve İslami Şura Meclisi tarafından da onaylanması gerektiğine vurguda bulunarak, “Varılan bu metin ister Meclis’ten geçsin ve ister geçmesin, biz bölgedeki dostlarımızı kollamaktan ve savunmaktan vaz geçmeyeceğiz ve mazlum Filistin halkı, mazlum Yemen halkı, Suriye halkı ve hükümti, Irak halkı ve hükümeti, Bahreyn’ın mazlum halkı ve Lübnan ve Filistin’deki Direniş’in sadık mücahitleri hep bizim tarafımızdan desteklenecektir” diye konuştu ve “Yani her ne olursa olsun müstekbir Amerika devletine karşı benimsediğimiz siyasetlerimizde hiç bir değişiklik olmayacaktır” diye ekledi

Published in Rapor
Cuma, 17 Temmuz 2015 20:51

Uyuyan Dev Uyanıyor

İRAN’a yönelik ambargoların kalkmasını sağlayacak anlaşmanın yapılmasıyla dikkatler dev ülkenin kaynaklarına yöneldi. İran, şüphesiz dünyanın enerji süper güçlerinden biri.
 
 
Cam Haber Ajansı (JAM)-Dünyanın kanıtlanmış en büyük ikinci doğalgaz  ve dördüncü petrol rezervlerinin üzerinde oturuyor. İran, yıllık 10 milyar metreküplük doğalgaz ile Rusya’dan sonra Türkiye’nin ikinci doğalgaz tedarikçisi konumunda. Batının yaptırımlarına rağmen petrolde ise Türkiye’nin talebinin yüzde 30’una yakın bir bölümünü İran karşılıyor. İşte şimdi tüm bu dengeler değişebilir. Tüpraş’ın petrol alımını arttırması beklenirken, ilerleyen dönemlerde İran’dan aldığımız doğalgaz miktarının da artması ihtimaller arasında. Tabii bunun için önce İran’dan beklenen doğalgaz indiriminin alınması gerekiyor. The Bosphorus Energy Club Başkanı Mehmet Öğütçü, “Türkiye’nin, İran ile enerji konularında ortaklaşa çaba gösterilmesi, güven yaratılması, uluslararası yatırımcılar ile birlikte çalışılması, siyasi ve bürokratik pürüzlerin giderilmesini sağlamak üzere ortak bir üst düzey enerji işbirligi konseyi kurması faydalı olur” önerisi yapıyor.

İRAN PETROLÜ ARTACAK

Yıllarca süren zorlu bir sürecin ardından İran ile Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi’nin 5 daimi üyesi ve Almanya (P5+1 ülkeleri) arasında gerçekleştirilen nükleer müzakerelerde anlaşma sağladı. Yani İran’ın nükleer programını kısıtlaması karşılığında Tahran’a uygulanan ekonomik yaptırımlar hafifleyecek. Bu tarihi gelişmeden etkilenecek başlıca ülkelerden biri kuşkusuz komşusu Türkiye olacak. Türkiye, yaptırımlardan önce ithal ettiği petrolün yarısını İran’dan karşılıyordu. Ancak ambargo baskısı nedeniyle İran’dan aldığı petrol miktarını yarı yarıya azaltarak, Irak gibi ülkelere yöneldi. Tüpraş 2011’de 9.7 milyon ton ham petrol aldığı İran’dan, geçtiğimiz yıl 5.28 milyon ton ithal etti. Konuya yakın kaynaklar, İran petrolünün dünyadaki en kaliteli petroller arasında yer aldığına işaret ediyor ve Türkiye’nin İran’dan daha fazla ham petrol almasına kesin gözüyle bakıyor. Hatta Enerji Bakanlığı kaynakları, ambargo öncesindeki yüzde 50 seviyesinden bile daha fazla bir miktara çıkılabileceğini vurguluyor. Öte yandan, İran’a yönelik yaptırımların yumuşaması Türkiye’nin enerji ithalat faturasını da olumlu etkileyebilir. Uzmanlar, son dönemde Suudi Arabistan ve Irak’ın petrol ihracatını artırdığına işaret ederek, “Piyasaya bir de İran petrolü girerse fiyatlar düşecektir. Ucuz petrol ise Türkiye ekonomisi için olumlu bir haber” yorumunu yapıyor. Dün İran ile P5+1 ülkelerinin anlaşmaya vardığına dair haberler üzerine petrol fiyatları inişe geçti. Petrol fiyatlarındaki her 10 dolarlık düşüş Türkiye’nin cari açığını 5 milyar dolara kadar etkileyebiliyor.

ŞİRKETLER TAHRAN’DA OTELLERİ KAPATTI

Mehmet Öğütçü, anlaşmayı şöyle yorumluyor: “İran’ın doğalgaz ve petrolde potansiyelini tamamen harekete geçirmesi halinde, küresel oyun değiştiricilerden biri olması mümkün. Ardında yalnızca 1979’dan bu yana süregelen İslam Cumhuriyeti değil, binlerce yıllık Pers medeniyeti ve mirası var. Nükleer anlaşma çok önemli ama asıl İran’a yönelik yaptırımların aşamalı olarak nasıl kaldırılacağı, ülke içinde uluslararası yatırımlar için elverişli iklimin yaratılıp yaratılmayacağı, Rusya, Çin ve Körfez ülkeleri ile stratejik denklemin nasıl kurulacağı sorularına ikna edici yanıtlar da eşit derecede önemli. Dünya petrol ve gaz piyasasında talep durgunluğu, arzın beklenenden daha fazla artması, fiyatların düşmesi ve fiyat düzeylerinin belirlenmesinde alıcıların öne çıkması, yenilenebilir ve nükleer enerjinin, kayagazı ve petrolünün ticari hale gelmesi üretici ülkeleri ciddi şekilde zorluyor.  Böyle bir ortamda İran’a yaptırımlar kalktıktan sonra, sadece bundan 15-20 yıl sonrasını öngören ve cepleri derin olan şirketlerin yatırım düşüneceği söylenebilir. Tahran’da birçok uluslararası enerji şirketi otelleri kapatıp, durum değerlendirmesi, fırsaltarın incelenmesi sürecini çoktan başlattı. Ancak büyük sermaye yatırımlarının durduğu, hatta ertelendiği bir ortamda İran’a kısa sürede büyük fonların akmasını beklemek aşırı iyimserlik olur. Bence ilk etapta küçük ve orta ölçekli şirketler girecek, zemini yoklayacak ve büyük şirketlere yol açacaktır.”

TANAP’a İran gazı

ÖĞÜTÇÜ, Türkiye boyutuna yönelik ise “Türkiye ile İran arasındaki ilişkiler Kasr-ı Şirin’den bu yana belli bir dengede yürüyor. Enerjide doğalgaz ticareti pürüzsüz olmadı. Hem Türk tarafı, hem İranlılar ‘al ya da öde’ gibi yükümlülüklerini zaman zaman yerine getiremediği için tahkime kadar gidildi. Şu anda Türkiye doğalgazda en yüksek fiyatı İran’a ödüyor. İran, şayet Türkiye alımlarını artırırsa, fiyatı düşürebileceğinin sinyallerini verdi. Hatta Güney Pars sahasından çıkacak gazı Türkiye üzerinden Avrupa’ya satma konusunda da istekli. Şahsen İran gazının öncelikle iç piyasada tüketileceğini, fazlasının Umman üzerinden LNG olarak ihraç edilebileceğini, daha sonra İran-Pakistan-Hindistan hattının devreye girebileceğini düşünüyorum. Türkiye pazarı İran için önemini korumaya devam edecek ama Avrupa’ya boru hattı üzerinden gaz ihracatı hem Avrupa’da talep daralması hem de İran fiyatının ekonomik olmayacağı gibi gerekçelerle mümkün görünmüyor. Belki jeopolitik nedenlerle bir miktar gaz TANAP üzerinden aktarılabilir. Türkiye’nin bölgesel enerji merkezi olma arzusunu gerçekleştirmede İran petrol, gaz ve elektriğinin önemli bir girdi olduğunu da akıldan çıkartmayalım. Elbette ki tüm bu karşılıklı bağımlılıklar iki ülkeyi siyasi ve ekonomik olarak yakınlaştıracak, bölgesel rekabet yerini bölgesel işbirliği projelerinin gerçekleştirilmesine bırakabilecektir” şeklinde konuşuyor. Enerji Bakanlığı kaynakları, daha fazla gaz alınması için İran’ın Türkiye’ye yönelik tavrında değişiklik olması gerektiğini de vurguluyor.

2018’den sonra

HAZAR Strateji Enstitüsü İstanbul Enerji Programı Koordinatörü Emin Emrah Danış, İran’ın 2011’de 3.6 milyon varil/gün olan petrol üretiminin yaptırımlar sonrası 2015’de 2.8 milyon varile kadar düştüğüne işaret ederek, “Yaptırımların İran’ın anlaşma kapsamındaki maddelere uyup uymama durumuna göre kademeli olarak kaldırılacak olması İran’ın petrol ihracatının kısa sürede artırmasına imkan vermeyecek. İran’ın yaptırımlar sonrası yaşadığı ekonomik sıkıntıları aşmada petrol ihracatı çok önemli bir araç olacak. Küresel ekonomi ve petrol talebinde hızlı bir toparlanma olmaması durumunda, önümüzdeki yıllarda İran kaynaklı ilave petrol arzının yaratacağı düşük fiyat sorunu İran için aynı zamanda önemli bir risk de olabilir” diyor.

Ambargo hemen kalkacak mı?

ANLAŞMANIN tam olarak uygulamaya konması aylar sürebilir ancak yaptırımların kaldırılmasının zamanla petrol zengini İran’ın enerji ihracatını etkinleştirmesine, ülkenin uluslararası finansmana erişimin kolaylaşmasına ve küresel yatırımcılara kapılarını açmasına yardımcı olması bekleniyor. Konuya yakın diplomatlar, ambargonun en azından Birleşmiş Milletler’in aralık ayındaki raporuna kadar kalkmayacağını, Uluslararası Atom Enerji Ajansı’nın ise 15 Aralık’ta bir rapor yayınlayacağını söylüyor. Batı ülkeleri tarafından uygulanan yaptırımlar; İran devletine ait petrol şirketleri, bu şirketlerle işbirliği yapan yabancı şirketler ve İran’ın ihraç ettiği petrolü taşıyan denizcilik şirketlerine yönelik ekonomik ve hukuki yaptırımlardan oluşuyor.

Türkiye’den ilk tepkiler

ENERJİ Bakanı Taner Yıldız, “İran önemli bir rezervdir. Enerji sektörü açısından baktığımızda ciddi doğalgaz ve petrol kaynaklarına sahip olan bir ülkedir. O ülkenin kaynaklarını gerek öncelikle bölge daha sonra da dünya için sunmak dünyadaki petrol fiyatları açısından son derece önemli olacaktır” değerlendirmesinde bulundu. Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, İran nükleer anlaşmasının Türk ekonomisi için çok iyi bir haber olduğunu kaydetti ve anlaşmanın iki ülke arasındaki ticaret ve yatırımları artıracağını vurguladı. Kaynaklar, yabancı şirketlerin İran’a girmesiyle taşeron olarak Türk şirketlerin de girişinin hızlanacağını kaydediyor.

RAKAMLARLA İRAN’IN ENERJİ POTANSİYELİ

Dünya kanıtlanmış petrol rezervlerinde payı
Yüzde 9.3

Toplam petrol rezervleri 
157.8 milyar varil

2015’te günlük petrol üretimi
Ortalama 2.8 milyon varil

2015’te günlük petrol ihracati
1.1 milyon varil

İran petrolünün başlıca alıcıları
Çin, Güney Kore, Japonya, Hindistan, Türkiye ve Tayvan

Toplam doğalgaz rezervi
34 trilyon metreküp

Günlük doğalgaz üretimi
120 milyon metreküp

Denizlerde petrol tankerlerinde tuttuğu petrol miktarı 
20-30 milyon varil

İran petrol üretimini ne kadar artırabilir?
Ambargo kalkar kalkmaz 500 bin varil/gün

İran gaz ihracatında Türkiye’nin payı
Yüzde 90

Merve ERDİL

Hürriyet

İran ile Batılı devletler arasında Avusturya’nın başkenti Viyana’da gerçekleştirilen nükleer müzakerelerde anlaşma sağlandığı bildirildi. Dünyanın gözü, Almanya ve BM Güvenlik Konseyi’nin beş daimi üyesi ABD, Rusya, Çin, İngiltere, Fransa’nın oluşturduğu P5+1 grubu ile İran arasında 17 gündür devam eden müzakerelerdeydi.
Reuters, İran’ın nükleer programını kısıtlaması karşılığında Tahran’a uygulanan yaptırımların hafifletilmesini öngören anlaşmanın taraflarca kabul edildiğini belirtti. Reuters’a konuşan İranlı bir diplomat, “Sıkı çalışma sonucunu verdi ve anlaşma sağladık” dedi. Ajansa göre, müzakereler hakkında bilgi sahibi olan Batılı bir kaynak da görüşmelerde anlaşmaya varıldığını doğruladı.

SİLAH AMBARGOSU 5 YIL DAHA KALACAK
Anlaşmanın detayları konusunda Reuters’a bilgi veren diplomatlar, BM’nin İran’a uyguladığı silah ambargosunun beş yıl daha yürürlükte kalacağını, füze yaptırımlarının da sekiz yıl kaldırılmayacağını belirtti.

Batılı bir diplomat, Associated Press’e yaptığı açıklamada, anlaşma kapsamında Birleşmiş Milletler müfettişlerinin İran’da, denetim amacıyla askeri tesislere girmeleri konusunda uzlaşma sağlandığını belirtti. Diğer taraftan anlaşma kapsamında, İran’ın BM tarafından gelecek askeri tesislere giriş talebini sorgulama hakkı bulunuyor.

Taraflar “nihai” görüşme için öğle saatlerinde Viyana’da bir kez daha masaya oturdu. Bu görüşmenin ardından anlaşmanın resmen duyurulması bekleniyor.

Published in Rapor

İran İslam İnkılabı Rehberi İmam Hamanei, hükümetten ve İran nükleer müzakere heyetinden müzakereler sürecinde gösterdikleri sadık çabalarından dolayı teşekkür ettiler .

MHA’nın İnkılap Rehberi Bilgilendirme Sitesi’nden aktardığı habere göre, İslam İnkılabı Rehberi İmam Seyyid Ali Hamanei Ramazan ayı münasibeti ile bakanlar kurulu ve hükümette görev alan yetkilileri kabul ettikleri görüşmede, bakanlar kurulundan ve İran nükleer müzakere heyetinden müzakereler sürecinde gösterdikleri sadık çabalarından dolayı teşekkür ettiler.

İmam Hamanei bu görüşmede Hz. Ali’nin (a.s), Malik Eşter için kaleme aldığı fermanı anlatarak, “Manevi ve fikri altyapı tüm sorunların halledilmesi için en önemli etkendir ve Muttakilerin Mevlasının Nehcül Belağa’sında teamül ve tefekkürle böylesi bir altyapı yaratmak mümkün” dediler.

İslam İnkılabı Rehberi Hz. Ali’nin, Malik Eşter’e fermanında yetkililer için belirlenen sorumluluk ve görevlere de değinerek, “Halkın devlete karşı olan hakları ve vergi almak, halkı ve topraklarını müdafaa, toplumun salah ve kurtuluşa hidayet ettirilmesi, ülkenin kalkındırılması ve bayındır hale getirtilmesi, Emir’ul Muminin Ali’nin (a.s) Malik’e yazdığı mektubunda yöneticilerin omuzlarına yüklemekte” dedi.

İmam Hamanei, “Tüm şartlarda ve konumlarda İslam yöneticilerinin ilahi takvaya davet edilmesi, farzlar, sünnetler ve müstehapların yerine getirtilmesinde tam ciddiyet, Kalpte, dilde ve amelde ilahi nusret ve yardım ve tüm şehvetler, heva ve heves karşısında nefsin kontrol altına alınması” hususlarının Hz. Alinin (a.s) kendi nefsini tezkiye ve yapılandırmayla ilgili olarak Malik Eşter’e yazdığı fermanında gündeme getirdiğini söyledi.

İslam İnkılabı Rehberi, halkın samimi kalple sevilmesi, onlara karşı sevgi ve muhabbet gösterilmesinin İmam Ali (as)ın Malik Eşter’e yazdığı fermanının bir diğer bölümünü oluşturduğunu belirterek, İmam Ali (as)ın emri üzerine, ilahi hudut ve düsturların çiğnenmesinin veya İslam devletine karşı isyan ve savaşma gibi bir durumun dışında halkın hata ve yanlışlarını affetmek gerektiğini söyledi.

İslam İnkılabı Rehberi İmam Hamanei’nin konuşmasından önce ise  Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani yaptığı konuşmada, nükleer görüşmelerin sonuçlarına temasla, İslam İnkılabı Rehberine, hükümeti ve müzakere heyetini nasihatte bulunması, gerekli direktifleri ve yol göstermelerinden dolayı teşekkürlerini bildirerek, bu meselenin düşmanların İran İslam Cumhuriyeti aleyhindeki yersiz suçlama ve baskılarının son bulmasına vesile olması ve ülkenin kalkınması yönünde yeni bir hareketin başlatılması yönünde gerekli ortamı oluşturması temennisini dile getirdi.

Published in Rapor

Viyana’da devam eden nükleer müzakere süreci bir kaç kez uzatılsa da, dün akşam 3 günlük ek sürenin dolmasıyla sonuç sanki penaltı vuruşlarıyla belirlenecekmiş gibi gözüküyor.

Viyana, İran ve BM Güvenlik Konseyi beş daimi üyesi ve Almanya’dan oluşan 5+1 Grubu arasındaki nükleer görüşmelerin daha önce 30 Haziran’a kadar bir anlaşmaya bağlanması planlansa da, bu süre iki kez uzatıldı ve tanınan son ek sürenin dün akşam son bulmasına rağmen hala taraflar arasında varılmış bir anlaşma yok.

Son iki haftadaki müzakere sürecinde Fransa Dışişleri Bakanı Fabius başta olmak üzere görüşmelere katılan bazı ülkelerin dışişleri bakanları 5 kere Viyana’yı terk etti ve daha sonra ise müzakere sürecine dahil olmak için yeniden Coburg Oteli’ne geri döndü. Diğer taraftan ise İran ve ABD dışişleri bakanları Zarif ve Kerry ise geçen iki hafta zarfında Viyana’yı hiç terk etmedi ve görüşmelere aralıksız olarak devam ettiler.

Tabi ki nükleer müzakere sürecinde sözünü tutmamakla ünlenen Batılı taraf ve özellikle de Amerika daha önce varılan bazı anlaşma konularını hiçe saydı ve tüm dünyaya Amerika’ya ne kadar güvenilebileceğini bir kez daha göstermiş oldu. Şimdi ise Viyana’da ve artık dünyanın en ünlü otellerinden birine dönüşüen Coburg Oteli’nde konaklayan tüm taraflar nihai anlaşmaya varabilme sürecinin ne bir kaç günlüğüne ve ne de bir kaç aylığına uzatılmayacağını biliyor. Taraflar artık bu saatlerde veya günlerde bir anlaşmaya varmak veya anlaşmaya varamamak üzerine anlaşmalı.

Bir çok uzmana göre İran ve 5+1 Grubu arasındaki yeni dönem nükleer müzakerelerin devam ettiği geçen 22 aylık süreçte kalıcı bir anlaşmaya varılabilmesi için gereken tüm imkan ve fırsatlar ortaya konuldu. Taraflar hatta tanınan uzatma süresini  ve uzatmaların uzatmasını bile tüketti!

Hala ise nükeer müzakerelere katılan tarafların önünde penaltı vuruşları var!

Muhammed Mehdi Rahimi

Published in Rapor