"Gelecek 25 yıla kadar İran'dan endişe etmeyeceğiz "diye Siyonist rejimdeki bu söyleme işaret eden İslam inkılabı rehberi, "Size söylüyorum her şeyden önce siz geleccek 25 yılı görmeyeceksiniz ve inşallah gelecek 25 yıl sonra Siyonist rejim diye bir şey olmayacaktır."dedi.

İslam inkılabı rehberi İmam Hamaney'in bilgilendirme sitesinin haberine göre, bugün halkın çeşitli kesimleri ile görüşen İslam inkılabı rehberi İmam Seyyid Ali Hamaney, Amerika'nın, İran aleyhindeki düşmanlığını gizlemediğini, birsi güldüğünü ve diğeri ise İran'ı tehdit ettiğini ifade ederek, müzakereden yana olan ve onu bir araç olarak kullanan Amerika'nın İran'a sızmak ve isteklerini dayatmak niyetinde olduğunu söyledi.

 İmam Hamaney, belli başlı nedenlerle Amerika ile nükleer müzakereleri kabul ettiklerini, hamd olsun İran'ın nükleer müzakereci heyeti bu alanda başarılı olduklarını vurguladı.

Rehber, diğer alanlarda Amerika ile müzakereye müsaade etmediklerini ve onlarla müzakere etmeyeceklerini konuşmasına ekledi.

Siyonist rejiminin son beyanlarına işaret eden İslam inkılabı rehberi, nükleer müzakerelerden sonra, "gelecek 25 yıla kadar İran'dan endişe etmeyeceğiz "diye Siyonist rejimdeki bu söyleme işaret eden İslam inkılabı rehberi, "Size söylüyorum; her şeyden önce siz gelecek 25 yılı görmeyeceksiniz ve inşallah gelecek 25 yıl sonra Siyonist rejim diye bir şey olmayacaktır. İkincisi olarak bu dönemde mücadele ve hamaset duygusu bir an bile siyonist rejimi rahat bırakmayacaktır" dedi.

 İmam Hamaney'in konuşmasında öne çıkan başlıklar;

- Başta zalim Şah olmak üzere İnkılâp öncesi hükümet erkânının tamamı Amerika'ya bağımlıydı.  İran'ı dolaylı yollarla yöneten ABD'li yetkililer İran'daki kukla vekilleri aracılığıyla Firavun misali bu halka her zulmü reva görüyordu. Ancak merhum İmam Humeyni Musa gibi milletin destekçisi olarak bu kadim topraklarda yeni bir düzen kurdu.

- Amerika'ya 'Büyük Şeytan' lakabının verilmesi basiret örneğidir. Dünyaki tüm şeytanların lideri iblis’tir. İblis'in işi sadece hile ve iğfaldir (aldatmak). Oysa Amerika hem hilekâr, hem ikiyüzlü hem katil hem de zorbadır.

- İblis'ten daha kötü bir simaya sahip Amerika'yı melek yüzlü göstermeye çalışanlar, din ve devrimci ruh bir kenara, ülkenin maslahatına sadık kalma prensibini ve aklı nereye koyacaklar? Hangi akıl ve vicdan, bize Amerika gibi bir suçluya güvenilir bir arkadaş gözüyle bakmamıza müsaade eder?

- İran ve Amerika'nın nükleer anlaşmadaki kaderi hala netlik kazanmamışken ABD Kongresi İslam Cumhuriyeti'ne karşı komplo ve planlar yapma devam ediyor. Büyük Şeytan karşısında öyle güçlü durulmalıdır ki şeytan, hayal kırıklığı yaşasın.

- Düşman, kahraman ve devrimci gençliğin ruhunu öldürmek istiyor. Hatta ülke içerisinde bile Hizbullahi ruha sahip gençleri aşırıcı olarak tanımlayanlar var. Bu çok yanlıştır!

- Amerikalılar, İslam Cumhuriyeti'ne karşı izlenecek metotta görev paylaşımı taktiğini izliyor. Bazıları tebessüm ederken bazıları da bize karşı mevzuat hazırlığı yapıyor.

- Biz daha önce açıklanan sebepler nedeniyle Amerika ile sadece nükleer konuda müzakere izni verdik ve Elhamdülillah müzakere heyeti vazifelerini yerine getirdi. Ancak diğer alanlarda Amerika ile pazarlık masasına oturmayız. Şunu da unutmamakta fayda var; Bizim Büyük Şeytan Amerika dışında diğer ülkelere "devlet, kabile ve din" alanlarında müzakere kapımız açıktır.

- Bazı İsrailliler 'Müzakereler, İran'a yönelik 25 yıllık endişelerimiz azalmıştır' diyor. Ama biz 'İsrail, 25 yıl sonrasını göremeyecek ve Allah'ın izniyle bölgede Siyonist rejim denen bir şey kalmayacak' diyoruz.

- Amerika, Şah döneminde ülkede yapılan seçimlere hiçbir şekilde müdahale ve itiraz etmedi. Ama bugün diktatör rejimler ve onların bölgedeki mirasçıları, İslam Cumhuriyeti'nde yapılan tamamen halk tabanlı seçimler aleyhine propagandalarına devam ediyor.

- Her insanın seçimlerde kullandığı oy, kul hakkıdır ve korunması İslami bir vecibedir. Hiç kimsenin bu emanete (oy) ihanet etmeye hakkı yoktur.

- Şüphesiz İslam Cumhuriyeti, milli irade ve ulusal birliğini koruyarak kimseyi ötekileştirmediği için İlahi yardımların şamili olmuştur ve bu bilinçle düşman karşısında nihai zaferi kazanacaktır.

Published in Rapor

İzzettin Kassam Tugayları, Siyonist rejim’e ait bir adet insansız hava aracını indirmeyi başardı. Ele geçirilen İHA teknik çalışma ve araştırmaların ardından İsrail’e karşı kullanılacak.

Filistin İslami Direniş Cephesi Hamas’ın silahlı kanadı Şehit İzzettin Kassam Tugayları yaptığı açıklamada; özel eğitim almış mühendislerin Siyonist rejim’e ait " skylark1" adlı insansız uçağı indirdiklerini ve İsrail’e karşı kullanacaklarını duyurdu.

Kassam Tugayları 22 ay önce Siyonist rejim’ ait casusluk faaliyeti yürüten insansız hava aracını kontrol altına alarak indirdiklerini, emniyet ve teknik açıdan gerekli önlemleri aldıktan sonra, uçağın uzaktan kumanda ile yönlendirilen bölümünü açarak incelediklerini, daha sonra özel eğitimli mühendisler tarafından yeniden kurularak göreve hazır hale getirdiklerini belirttiler.

Published in Rapor
Perşembe, 13 Ağustos 2015 04:00

Zarif: Lübnan bir direniş modelidir

El Alem televizyonunun haberine göre Lübnan Dışişleri Bakanı Cibran Basil ile Beyrut’ta ortak bir basın toplantısı yapan İran Dışişleri Bakanı Muhammed Cevad Zarif, her zaman Lübnan’ın yanında yer aldıklarını söyledi.

“İran açısından Lübnan bir direniş modelidir, nükleer müzakerelerde biz de direniş sergiledik” diyen Dışişleri Bakanı Zarif, Lübnan’ın farklı etnik, dini ve mezhebi kesimlerin birlikte yaşamı ve diyalogu açısından da bir örnek olduğunu söyledi.

Nükleer meselenin çözümünün bölge ülkelerinin işbirliği için uygun bir zemin yarattığını belirten Zarif, “nükleer anlaşma, siyonist rejimin bölgedeki cinayetlerini sürdürme bahanesini ortadan kaldırdı” dedi.

Bölgenin siyonist rejim ve aşırılık yanlılarının yarattığı tehlikenin tehdidi altında bulunduğunu vurgulayan Zarif, İran’ın tüm bölge ülkeleri ile işbirliğini güçlendirmek için herkese elini uzattığını söyledi.

Lübnan direnişini her zaman desteklediklerini ve bundan sonra da desteklemeye devam edeceklerini belirten Zarif, Lübnan Dışişleri Bakanı Cibran Basil’le görüşmesinin ardından Hizbullah Genel Sekreteri Seyyid Hasan Nasrullah ile bir araya geldi.

İrna haber ajansı, Zarif-Nasrullah görüşmesinde Lübnan ve bölgesel sorunların görüşüldüğünü belirtirken Fars haber ajansı, Nasrullah’ın nükleer anlaşmadan dolayı İran’ı tebrik ettiğini; Zarif’in de yapılan anlaşmanın bölgesel gelişmeleri olumlu etkileyeceğini söylediğini bildirdi.

Lübnan’daki temaslarının ardından Suriye’ye geçen İran Dışişleri Bakanı Muhammed Cevad Zarif, Şam’da Suriye Cumhurbaşkanı Beşşar Esad tarafından kabul edildi.

Suriye Dışişleri Bakanı Velid Muallim’le de görüşen Zarif’in Suriye’den İslamabad’a geçeceği açıklandı.

Lübnan ziyareti öncesinde Türkiye’ye geleceği açıklanan Dışişleri Bakanı Muhammed Cevad Zarif’in Ankara ziyareti son anda ertelenmişti.

Zarif’in Türkiye ziyaretini erteleme sebebiyle ilgili çeşitli spekülasyonlar yapılırken, diplomatik kaynaklar, ertelemenin Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın randevu gündemini geciktirmesinden kaynaklandığını açıkladı.

Türkiye'ye Gelmedi Nasrallah İle Görüştü!
 
Türkiye ziyaretini erteleyen İran Dışişleri Bakanı, Lübnan'da Hizbullah Genel Sekreteri ile görüştü.

İran Dışişleri Bakanı Cevad Zarif, Batı ile nükleer anlaşma sonrasında Suriye krizi ve ikili ilişkileri görüşmek için dün Türkiye'ye gelecekti. Ancak gezi son anda ertelendi.

Türkiye ziyareti iptal olan Zarif, Lübnan'a giderek Hizbullah Hareketi lideri Seyyid Hassan Nasrallah'la görüştü.

Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu'na yakın kaynaklar ziyaretin 'teknik nedenlerle' gerçekleşemediğini belirtti. İran Dışişleri Bakanlığı'ndan bir yetkili resmi haber ajansı IRNA'ya yaptığı açıklamada, Zarif'in Ankara ziyaretinin, programındaki yoğunluk sebebiyle ertelendiğini söyledi.

Gezi iptalinin İran medyasında başta Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan olmak üzere Türk hükümetini Suriye konusunda suçlayıcı ve IŞİD'e destek veren politikalar yürüttüğü öne sürülen haberler sonrasına denk gelmesi dikkat çekti.

Anadolu Ajansı, 7 Ağustos'ta İran'da çıkan yorumlara karşı "İran medyasında Türkiye yalanları" başlığı altında bir haber yayınladı. "İran medyasında Türkiye ve özellikle Cumhurbaşkanı aleyhinde yoğun bir kampanya gözleniyor. İran yönetiminin izni ve bilgisi dahilinde süren yayınlarda, uluslararası kamuoyunda Türk yöneticiler ve Türkiye'nin dış politikasına ilişkin olumsuz bir algı yerleştirilmeye çalışılıyor" denildi. Haberlerden rahatsızlık duyan Erdoğan'ın da Zarif'e randevu vermediği öne sürülüyor. Ancak bu iddia resmen doğrulanmadı.

"DEMOKRASİ İŞGAL ORDUSUYLA GELMEZ"

SURİYE'de çözüm için dört maddeli bir plan öngören Zarif ziyaretini iptal ederken, dün Cumhuriyet Gazetesi'nde "İşgalci orduyla demokrasi gelmez" başlıklı bir yazısı yayınlandı.

Zarif, bölgedeki sorunların kaynağı olarak ABD'nin yıllar önce gündeme getirdiği 'Büyük Ortadoğu Projesi' olduğunu belirtti.

Zarif, IŞİD terör örgütünün de, ABD'nin 2003'te Irak'a saldırmasından sonra yaşanan kaos sayesinde büyüdüğünü öne sürdü. İranlı bakan, "Aşırıcı unsurlar Suriye krizinde bölgedeki birey, kuruluş ve hükümetlerden aldıkları destekle müsait bir ortam elde edip sahte davalarıyla dev bir yapıya dönüştü. Bugün bu unsurlar hatta kendi kurucularını ve desteleyenlerini bile tehdit eder hale gelmiştir" dedi.

Türkiye ziyareti iptal olan Zarif, daha önceden planlandığı üzere Lübnan'a giderek, Hizbullah lideri Hassan Nasrallah'la görüştü. Zarif ile Hizbullah lideri arasındaki görüşmede bölgesel konuların ele alındığı belirtiliyor.

Zarif ve Nasrallah, görüşmede bölgede yaşanan krizlerin çözüm yolu ve İran'ın Batı ile yaptığı nükleer anlaşma da konuşuldu.

Zarif, Nasrallah'tan önce Lübnan Başbakanı Tammam Salim ile de görüştü.

Published in Rapor

Ray-ül Yevm Gazetesi Siyonist rejim uzman ve bilirkişilerinden naklettiği haberde şöyle yazdı: İran’ın yeni taktik ve kabiliyetlere sahip ‘‘Sumar’’ adlı füzesi İsrail’i menziline almış durumda. Füzenin menzilinin duyurulması İran siyasetinin göze çarpar bir şekilde değişikliğe gidileceği haberini veriyor.

İran Devlet Televizyonu Haber Kanalı ‘‘IRINN’’in verdiği habere göre, Siyonist ‘‘Yedioth Ahronoth’’ gazetesi ‘‘Sumar’’ füzesi hakkında verdiği haberde, füzenin olağanüstü özellik ve kabiliyetlerine değindi. Gazete ‘‘Sumar’’ füzesinin düşük İrtifâ’da 100 metreye kadar inerek hareket ettiğini ve radara yakalanmadığını, yüzlerce kg ağırlığında patlayıcı madde taşıyabildiğini, hızının saatte 800 km, uzunluğunun ise 6 metreye vardığını ve nükleer başlıklı balistik bir füze olduğunu yazdı.

 Ray-ül Yevm Gazaetesi’nin ‘‘Sumar’’ füzesi hakkındaki haberi:

Ray-ül Yevm Gazetesi, İran’ın yerli yapım ‘‘Sumar’’ füzesinin Rusya’nın sahip olduğu ‘‘Kh 55’’ füzesine benzerlik teşkil ettiğini belirterek şunları yazdı: ‘‘Tal Inbar’’ adlı Siyonist füze uzmanına göre, İranlılar geçmişte ispatladıkları gibi Silah sistemi simülasyonu ve üretiminde çok büyük yeteneklere ve kabiliyetlere sahipler, tüm bunlar insanı İran’ın böyle bir füze geliştirdiğine inanmak zorunda bırakıyor.

‘‘Tal Inbar’’ Uzay Stratejik Araştırmalar Enstitüsü İHA Merkezi Başkanı ‘‘Fisher Hrtzylya’’ın ‘‘Sumar’’ füzesinin bombardıman uçaklarından dahi fırlatabileceğini söylediğini aktardı. İran ‘‘Sumar’’ füzesini fırlatabilmesi için ‘‘Sukhoi 24’’ bombardıman uçağına sahip. İran’ın geliştirdiği yeni teknoloji ‘‘Sumar’’ füzesini, karadan ve denizden de fırlatma imkânı sağlıyor.

Sumar Cruise Füzesi

Siyonist rejim kanal 10 televizyonu askeri uzmanlarından ‘‘Alun Ben David’’ şunları söyledi: İsrail bu tür füzeleri etkisiz hale getirmenin yollarını arıyor, İsrail Ordusu 2015 veya 2016 yılının başlarında bu güce ulaşacak.

Şayet ‘‘Sihirli Değnek’’ füze sistemi uzmanlarından olan şahsın bahsettiği çalışma, ABD ve Siyonist rejim arasında ortaklaşa yürütülen kısa menzilli Cruise füzelerini takip ve imha etme projesi olabilir.

Siyonist rejimin sahip olduğu füze imha sistemi “Hyts” İran’ın ‘‘Şahap 3’’ balistik füzelerini engellemek ve imha etmek için geliştirilmiş bir füze savunma sistemidir, ancak ‘‘Şahab 3’’ füzesi, ‘‘Sumar’’ füzesinden daha düşük irtifada ve daha hızlı hareket edebilen bir füze sistemidir. Siyonistler resmi açılamalarında “Hyts” füze savunma sistemi üzerinde yapılan tüm denemelerin başarısızlıkla sonuçlandığını itiraf ediyorlar.

Askeri alanda siyasi uzman olan ‘‘Alun Ben David’’ şunları söylüyor: İranlıların yayımladığı fotoğraflara bakılacak olursa ‘‘Sumar’’ füzesinin benzerlerine oranla 200 kg’dan daha küçükbaşlıklar taşıyabileceği anlaşıyor bu da ‘‘Sumar’’ füzesinin nükleer başlık taşıyamayacağını gösteriyor. Fakat ‘‘Sumar’’ füzesi “GPS” cihazı sayesinde uzaktan kontrol edilebiliyor buda hedefi başarılı bir şekilde vurmasına yardımcı oluyor.

‘‘Alun Ben David’’ açıklamasının sonunda şunları ekledi: ‘‘Sumar’’ füzesi uzun menzilli ve hedefini şaşmadan vurabilen özelliğe sahip, ancak bir evi vurabilecek kadar dakik ve net değil. Hedeften sapma ihtimali % 10’lardan daha fazla, buda İran için hayati önem taşımakta ve İran’ı Ortadoğu ve bölgedeki silahlanma yarışında önemli bir yere ulaştırmış bulunmakta. ‘‘Sumar’’ füzesinin bölgeye gelmesi, İsrail için çok büyük önem taşımakta, İsrail böyle bir füzeyle baş edebilmek için hazırlanmalı.

Published in Rapor

Hizbullah Genel Sekreteri Seyyid Hasan Nasrallah iki kelimelik mesajında Siyonistleri uyararak “Sığınaklarınızı Hazırlayın” dedi.

 

El Menar kanalı internet sitesi, Lübnan Hizbullah Genel Sekreteri Seyyid Hasan Nasrallah’ın projesini flaş haber olarak verdi. Fotoğrafa bakacak olursak, Nasrallah’ın iki kelimede Siyonistlere uyarıda bulunduğunu görebiliriz: Sığınaklarınızı hazırlayın.

Siyonist rejimin Golan tepelerindeki Hizbullah ve direniş birliklerine yaptığı saldırı sonrası, Hizbullah Genel Sekreteri Seyyid Hasan Nasrallah Siyonistlere iki kelimeyle cevap verdi: «جهزوا ملاجئکم!» Sığınaklarınızı hazırlayın.

Açıklama olmaksızın sadece Hizbullah Genel Sekreteri Seyyid Hasan Nasrallah’ın resmiyle el-Menar sitesinde Arapça ve İbranice olarak yayınlanan bu resim aslında Nasrallah’ın Siyonistlere savaşının bir ilanı olarak sayılmaktadır.

 

 

Published in Rapor

Hüccetu-l İslam Zunnur, “Siyonist rejimin varlığı ve istikbarın bölgedeki etkinliği Müslümanların arasındaki ihtilafa dayanmaktadır ve Müslüman toplumdaki ihtilaflar Siyonist rejimin istikrar içinde büyüdüğü ve geliştiği bir ortamdır” dedi.
 
 
Şehit Ruhaniler Kongresi Genel sekreteri Hüccetu-l İslam Mücteba Zunnur, Rasa Haber Ajansı muhabiriyle yaptığı röportajda, İslam Cumhuriyetinin vahdet konusunda İslam dünyası için örnek olduğunu belirterek, şöyle dedi: İslam İnkılabı Müslümanlar arası vahdetin öncüsü ve ilk gündeme getirenidir. İmam Humeyni (r.a) vahdetin mubdii ve öncüsüydü. Ülkemizde çeşitli kesimler arasında birliğin sağlanması ve bu sayede inkılabın kalıcı hale gelmesiyle birlikte vahdet nidası İslam dünyasında yankı buldu ve Müslümanlar vahdete yönelerek birbirlerine destek oldular.

İstikbar cephesinin Müslümanların birleşmesinden korktuğunu söyleyen Hüccet-l İslam Zunnur, şunları belirtti: Müslümanların vahdeti beraberinde istikbar cephesinin ürkmesi ve Siyonist rejimin ortadan kalkmasını getirecektir; Siyonist rejimin varlığı ve istikbarın bölgedeki etkinliği Müslümanların arasındaki ihtilafa dayanmaktadır ve Müslüman toplumdaki ihtilaflar Siyonist rejimin istikrar içinde büyüdüğü ve geliştiği bir ortamdır. Dolaysıyla küresel istikbar, İslam inkılabının model haline gelmesi ve Müslümanların birlik ve beraberliğinden oldukça endişelidir.

Düşmanın İslam mezhepleri arasına tefrika atmaya ilişkin yöntemlerine değinen Zunnur, “Irki ve mezhebi duyguları tahrik etme, İslami gurupları birbirinden korkutma ve İslami mezheplerin birbirlerini itham etmesini sağlamak Müslümanların arasına ihtilaf atma yöntemlerinin başında geldiğini” vurguladı.

Hüccetu-l İslam Zunnur, İslam dünyasının içindeki olumsuzluklardan yararlanarak yabancı basında Şia’yı tehlikeli yansıtmaya çalışan çevrelere işaret ederek şöyle dedi: Başta Arabistan olmak üzere bölgedeki bazı devletlerin yaşamı, milyonlarca Müslüman’ı Şia’dan ürkütmeye bağlıdır. Çünkü Şia ve İslam inkılabının vahdetten yana olması ve istikbar karşıtlığı model olabilir ve böyle bir vahdet modelini, Arabistan kralı ve küresel istikbarın işbirlikçileri Müslümanlar için oluşturamazlar.

İngiliz Şia’sına tepki gösteren Zunnur, şöyle söyledi: Londra’dan beslenen Şia fenomeni, İŞİD’e güç kazandıran bir etkendir; bu Londra sakinleri, Müslümanların bölgedeki temel düşmanı yani Siyonist rejimin dikkatlerden çıkması için Şia adına Müslüman mezheplerin mukaddesatına hakaret etmekteler.

Zunnur, şöyle devam etti: Londra Şia’sı, kame vurma gibi asılsız konuları din adına öne sürerek bu ameli ibadet niyetiyle yapıyorlar. Oysa Şia’nın büyük taklit mercileri, değil sadece kame vurmanın asılsız oluğunu belki bu amelin günah olduğunu belirttiler. Reuters Haber Ajansının bu yılki Aşura olayına ilişkin haber başlığı, küçük bir çocuğun kame vurma fotosuyla birlikte yayınladığında, İŞİD gibi tekfirci ve aşırı gurupların propaganda malzemesi olmuştu.

Aşırı Şii ve Sünni akımların girişimlerinin, İŞİD’in İslam dünyasında ve dünyanın diğer bölgelerinden güç ve üye sağlamasına neden olduğunu dile getiren Hüccetu-l İslam Zunnur, şunları belirtti: Aşırı akımlar, Büyük Rehberlik Makamının deyişiyle, ne Şii’dirler ne de Sünni ve vahdetin temellerini tehlikeye atıyorlar. Müslümanlar arasında vahdetin kendi asli yerini bulması için ihtilaflı konulardan uzak durmak, ırksal, mezhepsel duygu ve taassupları kaşımaktan sakınmak ve sevgi, şefkat ve muhabbetin kaynağı olan ortak inançlarda diretmek gerekir.

Ebu Bekir el-Bağdadi, bir siyonisttir

Tekfirci İŞİD hareketinin mahiyetine de değinen Şehit Ruhaniler Kongresi Genel Sekreteri, şu açıklamada bulundu: İŞİD gurubu ve tekfirci akımlar, terörist saldırıları bilerek ve kasıtlı yapıyorlar ve Amerika’da eğitim gören Siyonist bir anne ve babadan doğan kendi ele başları Ebu Bekir el-Bağdadi gibi istikbarın uşağıdırlar. İŞİDçileri, kalbi din için titreyen ve dini duygularla Müslümanları katleden fanatik bir Müslüman gurup olarak gören kimse, büyük bir yanılgı içindedir.

Hüccetu-l İslam Zunnur, son olarak şöyle dedi: İslam mezheplerinin hiçbirinde, bebeklerin çocukların öldürülmesi, Müslüman kadınların satılması ve cismi içkence yapılmasına dair bir delil yoktur. İslam dünyası ve Müslümanlar tekfirci akımlardan ve İŞİD’ten beraat etmeleri gerekir.

Welayet News

“Bizler namaz kılarken; “ellerimizi indirerek mi kılsak yoksa göbeğimize mi koysak?” diye kavgaya tutuşurken, zalimler (emperyalizm/Siyonizm) bu elleri nasıl kessek diye düşünüyorlar!” İmam Humeyni(ra)

 
Allah’ın adıyla

Müslümanlar bugün yeryüzünde ikinci büyük inanç grubu. Yedi buçuk milyarlık insanlık aleminde, dünyanın en jeostratejik, doğal ve beşeri kaynaklar açısından en bereketli topraklarında oturan Müslümanların sayısı iki milyara dayanmış durumda.

Ancak yerküreye bir göz attığımızda görüyoruz ki, nerede bir savaş, zulüm ve kaos var, nerede kan ve gözyaşı varsa; orası İslam coğrafyası! Çiğnenen kutsallar, kirletilen iffetler, sömürülen kaynaklar, talan edilen zenginlikler vakay-i adiyeden hale gelmiş durumda. Toplumlar mazlum ve mustazaf düşmüş, yönetimler emperyalizm ve siyonizmin uşağı ve oyuncağı haline gelmiş!

“Peki, niçin?” sorusuna verilebilecek onlarca yüzlerce cevabın tümünü bir ana nedende toplamak mümkün: “İslam ümmetinin “vahdet”ten yoksun olması.” İslam ümmetinin emperyalizm ve siyonizm karşısında çaresiz düşmüş; İslam memleketlerinin gerek toplumsal ve gerekse kaynakları açısından sömürü coğrafyalarına dönüşmüş olmasının ana sebebi: “Müslümanları içten kemiren tefrika hastalığıdır!”

“Peki, çare nedir? Kurtuluşun bir çaresi var mı?” sorularının ise tek kelimelik ve kesin çözüm içeren bir cevabı vardır: “Vahdet”!

Yüce kitabımız Kur’an-ı Kerim: “Müminler ancak kardeştir. (Hucurat-10) Ümmetiniz bir tek ümmettir. Ben de Rabbinizim… (Enbiye-92) Hep birlikte Allah’ın ipine sımsıkı sarılın. Bölük bölük olmayın… (Al-i İmran-103)” buyurarak bizlere kayıtsız şartsız “vahdet”i emretmiştir. Yine Kur’an-ı Kerim’e yöneldiğimizde görüyoruz ki; “Hz. Adem (a.s)’den Hatemü’n-Nebi Hz. Muhammed (s.a.a)’e kadar tüm ilahi davetçiler, tevhide/vahdete çağırıp; şirk, ikilim, üçleme, nifak ve tefrikadan nehyetmişlerdir.” Yalın akıl da bize İslam ve Müslümanların kurtuluşunun “vahdet”te olduğunu söylemek te zorluk çekmemektedir.

İşte bu nokta da; “vahdet, ama nasıl?” sorusuna cevap aramak gerekiyor. “Vahdet, soyut bir slogan olmaktan çıkarılıp uygulanabilir bir pratiğe dönüştürülmelidir.” Bunun içinde öncelikli olarak: “İslami vahdeti sağlayabilmek için önce vahdeti teorik ve bilimsel olarak doğru tanımlamak, doğru anlamlandırmak ve ardından ameli olarak vahdeti gerçekleştirmek için doğru adımları atmak gerekir.

Bir realite olarak İslam dünyası farklı mektep, mezhep ve meşreplerden müteşekkildir. İslam ümmeti esas itibariyle Ehl-i Sünnet ve Şia olmak üzere iki mektep ve bunların alt mezheplerinden oluşmaktadır. Vahdeti konuşurken önce bu hakikati kabullenmeli; farklı mektep, mezhep ve meşreplerin vahdetinden bahsettiğimizin farkında olmalıyız.

Bu veriler ışığında; “öyleyse vahdet nedir?” sorusunu doğru ve kamil olarak cevaplayabilirsek, hem “vahdet”in ne olduğunu kavrarız ve hem de “vahdet”e giden yola koyulmuş oluruz.
Vahdet ve birliğe davet eden kimse, davet ettiği insanlarla ortak noktaları olduğu gibi bazı konularda ayrı olduğunu da kabul etmiş demektir. Eğer farklılık olduğunu kabul etmiyorsa vahdete davetin manası kalmaz.

Vahdet, bazılarının anladığı gibi insanın kendi inanç ve görüşlerini terk edip başkasının inanç ve görüşlerini kabul etmesi değildir. Sünni ve Şia vahdeti demek, Sünnilerin kendi inanç ve mezheplerini bırakıp Şia olmaları ya da Şiaların kendi inanç ve mezheplerini terk edip Sünni olmaları değildir. Vahdet, herkesin kendi mektep ve mezhebi içerisinde kendi itikat ve inancını koruyarak, ortak sorunlara ve düşmana karşı güçlerini birleştirerek el ele omuz omuza vermeleri, emperyalizm ve siyonizme karşı: “Kur’an’ı, tevhidi düşünce ve yaşam biçimini, mukaddes toprakları, İslam coğrafyasını, Müslüman halkların hak ve kaynaklarını, ümmetin şeref, onur ve haysiyetini ve hatta tüm dünya mazlum ve mustazaflarını korumasıdır.”

Vahdet, aynileşme değil birlikte hareket edebilme eylem ve pratiğidir. “Peki, kıstas ne olacak?” sorusunu, “Vahdet Haftası” dolayısıyla İslam İnkılabı Rehberi Seyyid Ali Hamaney’in söylediği şu sözlerle cevaplayalım: “Müslümanlar gelsinler, beraber birlik olsunlar ve birbirleriyle düşmanlık yapmasınlar. Eksenleri de Allah’ın kitabı, Resulullah (s.a.a)’ın sünneti ve İslam şeriatı olsun. Bu söz kötü bir söz değildir. Bu söz, garazsız ve her akıl sahibinin kabul edeceği bir sözdür.”

Vahdeti sadece üzerine konuşulan soyut bir kavram olmaktan çıkarmalı ve reel olarak var olan ümmetin yine gerçekte var olan sorun ve düşmanlarına karşı koyma ve çözüm üretme pratiği olarak ele almalıyız. Bu nokta da; “İçinde bulunduğumuz zaman itibariyle “vahdet”in pratiği nedir? Mademki “vahdet” soyut bir kavram değil bir pratik, o zaman bu pratiğin yansımaları nasıl olmalıdır?” sorularını cevap olarak yansımaların bazıları neler olabilir maddeler halinde cevaplayalım.

1- Vahdet, bugün gerek İslam dünyasının ve gerekse dünyadaki tüm mazlum ve mustazaf halkların üzerine karabasan gibi çöreklenmiş emperyalizm ve siyonizme karşı olmak, onları İslam’ın ve insanlığın düşmanı olarak bellemektir.

2- Vahdet, iktidara ulaşmak ve makam sahibi olabilmek adına emperyalizm ve siyonizme uşaklık yapmamaktır. Ülkelerin ve halkların kaderini emperyalizm ve siyonizme bağımlı kılmamaktır. Güç ve meşruiyet kaynağı olarak kendi halkını görmek, onlarla bir ve beraber olmaktır.

3- Vahdet, Gasıp Siyonist Rejim’in işgal ve zulmü altında olan İslam’ın kıblegahı Mescid-i Aksa ve kutsal belde Kudüs’ün özgürlüğü için mücadele etmektir.

4- Vahdet, başta mazlum Filistin halkının gasbedilmiş toprak ve hakları olmak üzere, emperyalist ve siyonist işgal ve baskı altında olan tüm halk ve beldelerin özgürlüğü için çalışmaktır.
5- Vahdet, öncelikle birbirini tanıma, anlama ve “Müslüman Müslümanın kardeşidir” şiarını kabullenme, içselleştirme eylemidir.

6- Vahdet, asla “mezhep ve ırk faşizmi”ne bulaşmamaktır. “Mezhep ve ırk faşizmi”nin emperyalizmin İslam coğrafyasındaki en büyük silahı olduğunun farkına varmaktır. “Mezhep ve ırk faşizmi”ni İslam ümmeti içerisinden söküp atmak için çaba ortaya koymaktır.

7- Vahdet, “tekfircilik ve tekfiri akımları” reddetmektir. “Tekfircilik ve tekfiri akımların” İslam ümmetinin duçar olduğu en büyük musibetlerden olduğunu fark etmek ve onların örgütsel yapılarının birer terör örgütü olduğunu kabullenmektir.

8- Vahdet, “Ey iman edenler! Benim de düşmanım, sizin de düşmanınız olanları dost edinmeyin…” (Mümtehine-1) ve “Yahudi ve Hristiyanları dostlar edinmeyin. Onlar birbirlerinin dostudurlar.” Ayet-i kerimeleri gereği Yahudi ve Hristiyanları “dost ve stratejik müttefik” kabul etmemektir.

İşte bu yansımaları taşıyan şahsiyet, topluluk ve milletler “vahdet” ehlidirler.

İmam Humeyni’nin konuyu özetleyen şu sözleri ile bitirelim: “Bizler namaz kılarken; “ellerimizi indirerek mi kılsak yoksa göbeğimize mi koysak?” diye kavgaya tutuşurken, zalimler (emperyalizm/Siyonizm) bu elleri nasıl kessek diye düşünüyorlar!”

Tefrika “şeytan”dan, birlik ve vahdet-i kelime “Rahman”dandır. Selam olsun “vahdet” ehline!..

Muntazar Musavi / Rasthaber

İran Devrim Muhafızları Komutan Yardımcısı General Hüseyin Selami, Batı Şeria’nın yakın bir zamanda Siyonist düşman için cehenneme dönüşeceğini vurguladı.
 
General Selami İran televizyonuna dün yaptığı açıklamada “Amerika, Siyonist rejimin güvenliğini sağlamaya kadir değildir. Çünkü Batı Şeria Hizbullah’ın, Hamas’ın ve İslami Cihad’ın ateşini karşılıyor” dedi.

Batı Şeria’nın silahlandırılması hususunda General Selami “Batı Şeria’daki Filistinliler davalarından vazgeçmedi. Batı Şeria’nın Siyonist rejim için cehennem olacağı günler çok yakındır” dedi.

Bölgedeki olaylara da değinen Devrim Muhafızları Komutan Yardımcısı “Irak, Suriye ve Lübnan’daki Müslümanların katliamlara maruz kalmasına izin vermemiz mümkün değil. Aynı şekilde bölgedeki olayların Siyonist düşmanın istediği gibi ilerlemesine de izin vermeyiz” dedi.

Bir Amerikan dergisinde General Kasım Süleymani’nin fotoğrafının yayımlanması hakkında Selami “General Süleymani düşünür, cesur, etkili ve uygulayıcı bir komutandır. General Süleymani’de Stratejik askeri komutanda olması gereken her şey var. O düşmanlarımızın planlarını çok iyi bir şekilde idrak ediyor.  Amerikalıların onun bu özelliklerini yansıtması mümkün değil” dedi.

İran ve Batı arasındaki müzakerelerin uzatılmasına da değinen General Selami “ Amerikalılar bizim diplomasi atmosferimizde hareket etmek istiyor. Çünkü onlar İran İslam Cumhuriyeti’ni kızdırdıklarında çıkarlarını koruyamayacaklarını çok iyi biliyor. Öte yandan İran’ın ilkelerini kabul etmek istemiyorlar. Ancak onlar sonunda İran’ın gücüyle bu ilkeleri kabul edecekler” dedi.

 

Published in Rapor
Perşembe, 06 Kasım 2014 00:00

Batı Şeria direniş merkezine dönüşüyor

İran İslam Cumhuriyeti Dışişleri Bakan Yardımcısı Hüseyin Emir Abullahiyan, Ürdün Nehri Batı Yakasının da yakında aynı Gazze gibi Siyonist rejime karşı direniş merkezi haline geleceğini belirtti.     El-Ahde haber sitesine demeç veren Arap ve Afrika İşlerinden Sorumlu İran Dışişleri Bakan Yardımcısı Hüseyin Emir Abullahiyan, terör örgütü IŞİD’ı kuran ve destekleyen istihbarat teşkilatlarının başında MOSSAD’ın […]
 

İran İslam Cumhuriyeti Dışişleri Bakan Yardımcısı Hüseyin Emir Abullahiyan, Ürdün Nehri Batı Yakasının da yakında aynı Gazze gibi Siyonist rejime karşı direniş merkezi haline geleceğini belirtti.

El-Ahde haber sitesine demeç veren Arap ve Afrika İşlerinden Sorumlu İran Dışişleri Bakan Yardımcısı Hüseyin Emir Abullahiyan, terör örgütü IŞİD’ı kuran ve destekleyen istihbarat teşkilatlarının başında MOSSAD’ın geldiğini ifade ederek, bu bağlamda çok sayıda kanıt ve belgenin ortada olduğunu belirtti.

Terör örgütü IŞİD’in İslam adı altında eylem yaptıklarına temas eden Emir Abullahiyan, IŞİD eylemlerinin İslam ile hiç alakası olmadığını, tam tersine İslam’ı karalamaya çalıştığını kaydetti.

Bazı bölgesel ve uluslararası istihbarat servislerinin “tersine mühendislikle”, bölgeyi yıkmaya çalıştığını söyleyen İran Dış İşleri Bakan Yardımcısı, bunların Dera’dan başlayarak Suriye’de sahte bir devrim çalışmaları başlattıklarını ve hemen ardından muhaliflere silah sevkiyatına start verdiklerini hatırlattı.

İran Dışişleri Bakan Yardımcısı sözlerinin başka bir bölümünde, İran’ın terörle mücadele eden Irak halkı ve hükümetine desteğinin devam edeceğini belirtirken, BM’nin Suriye Özel Temsilcisi Stephan D. Mitstura’nın görevinde başarılı olmasının Suriye halkının taleplerine dayalı gerçekçi siyasi çözüm sunulmasına bağlı olduğunu ifade etti.

Emir Abullahiyan, İran’ın terörle mücadele için Lübnan ordusuna destek verdiğini de sözlerine ekledi.

 irna
 

Published in Rapor
Çarşamba, 13 Ağustos 2014 00:00

Irak’tan şok iddia!

Irak Parlamentosu Hukuk Devleti Koalisyonu üyesi Muhammed El Sehyud, ABD’nin sözde Erbil’de bulunan IŞİD karargahlarına yaptığı saldırının gerçek nedenini gün yüzüne çıkardı.
 
IŞİD’ın, ABD ve Siyonist rejim tarafından, Irak’ı parçalamak için kurulduğunu belirten Muahmmed El Sehyud, ABD’nin Erbil’e yaptığı saldırıda IŞİD’a ait hiç bir karargahı bombalamadığını açıkladı.

El Sehyud, IŞİD’ın Sencar ve Erbil’e doğru hareket etmesinin, ABD, İsrail ve IŞİD arasındaki anlaşma şartlarına aykırı olduğundan dolayı, ABD’nin Erbil’de yanlızca Kürdistan sınır bölgelerini bombaladığını ve IŞİD sığınaklarını hedef almayarak yine Washington’un çıkarlarına hizmet ettiğini vurguladı.

Irak Parlamentosu Hukuk Devleti Koalisyonu üyesi, sözlerinin devamında, ABD’nin iddia ettiği gibi gerçekten IŞİD’a karşı olması halinde, savaşın en başından beri teröre karşı Irak’ı savunması gerektiğini vurguladı.
 

Published in Rapor