کارگر

کارگر

Ayetullah Seyyid Mücteba Hüseyni Hamaney, görevi devralmasının ardından ilk mesajını yayınladı. Yedi kritik başlık altında toplanan stratejik manifesto; direniş cephesinden iç siyasete, düşmanla yüzleşmeden silahlı kuvvetlerin yeni rotasına kadar birçok kritik başlık içeriyor.

İran İslam Devrimi’nin yeni lideri Ayetullah Seyyid Mücteba Hüseyni Hamaney, Uzmanlar Meclisi’nin kararı sonrası yayınladığı ilk stratejik mesajla İran’ın yeni yol haritasını dünya kamuoyuna ilan etti. Şehit liderin mirasına sadakat vurgusu yapan Hamaney, Hürmüz Boğazı’nın kapatılmasından yeni savaş cephelerinin açılmasına ve komşu ülkelerdeki ABD üslerinin tasfiyesine kadar birçok başlıkta kritik mesajlar verdi.

EMANETİN AĞIRLIĞI VE ŞEHİT LİDERİN MİRASI

Ayetullah Hamaney, 7 ana sütundan oluşan konuşmasında şu ifadeleri kullandı:

"Sözlerimin başında, yüce İslam Devrimi'nin aziz ve bilge lideri şehit Hamenei'nin can yakan şehadeti münasebetiyle mevlamız İmam Zaman’a (a.f.) taziyelerimi sunuyor; o yüce zattan, büyük İran milleti, dünya Müslümanları, İslam ve devrim hizmetkarları, fedakarlar, İslami hareketin şehitlerinin yakınları, özellikle son savaşın şehitleri ve bizzat kendi hakir şahsım için hayır duaları talep ediyorum. Bu hizmetkarınız Seyyid Mücteba Hüseyni Hamenei, sizler gibi ben de sonucu İslam Cumhuriyeti televizyonundan öğrendim. Benim için, iki büyük önder; Büyük Humeyni ve Şehit Hamenei’nin oturduğu yere oturmak zor bir iştir. Zira bu makam, Allah yolunda 60 yılı aşkın mücadelenin ardından, her türlü zevk ve rahatlıktan vazgeçerek sadece günümüz dünyasında değil, tarih boyunca bu ülkeyi yönetenler arasında seçkin bir çehreye ve parlayan bir cevhere dönüşmüş bir zatın makamıdır. Onun şehadetinden sonra mübarek naaşını ziyaret etme şerefine nail oldum; gördüğüm şey bir metanet dağıydı ve duyduğuma göre sağ elinin yumruğunu sıkmıştı."

HALKIN ROLÜ VE "AMMARVARİ" DURUŞ
"Şehit liderin ve ondan önceki büyük selefinin sanatlarından biri, halkı her alana dahil etmek, onlara sürekli basiret ve bilinç kazandırmak ve pratikte onların gücüne dayanmaktı. Büyük İran milletinin son olaydaki basireti ve zekası, gösterdiği sebat, cesaret ve huzur; dostu hayran bıraktı, düşmanı ise hayrete düşürdü. Ülkeyi yöneten ve onun otoritesini garanti altına alan siz halktınız. Eğer o büyük nimet bizden alındıysa, yerine bir kez daha İran milletinin Ammarvari (Ammar bin Yasir gibi) duruşu bu nizamın hizmetine verilmiştir. Şunu bilin ki; sizin gücünüz sahnede görünmezse, ne liderliğin ne de gerçek şanları halka hizmet etmek olan çeşitli kurumların gerekli verimliliği olmayacaktır. Bu, sizin sahip olduğunuz ancak düşmanlarınızın mahrum olduğu büyük bir avantajdır."

TOPLUMSAL BİRLİK VE KUDÜS GÜNÜ VURGUSU
 
"Genellikle darlık zamanlarında özel bir görünüm kazanan milletin fertleri ve kesimleri arasındaki birliğe hiçbir zarar gelmemelidir. Bu, ihtilaf noktalarını görmezden gelerek elde edilecektir. Sahada etkin varlığın korunması gerekir. Gerek savaşın bu günlerinde ve gecelerinde sergilediğiniz şekilde, gerekse sosyal, siyasi, eğitsel, kültürel ve hatta güvenlik alanlarında etkili roller üstlenerek. Düşmanı sindirme unsurunun herkesçe dikkate alınması gereken 1447 yılı Kudüs Günü merasimlerine katılımın önemini hatırlatıyorum. Birbirinize yardım etmekten ve destek olmaktan geri durmayın. Halkın bazı kesimlerinin diğerlerinden daha zor geçtiği bu özel günlerde, bu durumun daha fazla tezahür etmesi beklenmektedir."

ASKERİ STRATEJİ, HÜRMÜZ BOĞAZI VE YENİ CEPHELER
"Aziz savaşçı kardeşlerim! Halk kitlelerinin talebi, etkili ve pişman edici savunmanın devam etmesidir. Ayrıca, Hürmüz Boğazı'nı kapatma kozunun da kesinlikle kullanılmaya devam edilmesi gerekmektedir. Düşmanın çok az deneyiminin olduğu ve orada son derece savunmasız kalacağı başka cephelerin açılması konusunda çalışmalar yapılmıştır; savaş durumunun devam etmesi ve maslahatların gözetilmesi kaydıyla bunların aktif hale getirilmesi gerçekleşecektir. Ayrıca direniş cephesinin savaşçılarına da samimi teşekkürlerimi sunuyorum. Biz, direniş cephesi ülkelerini en iyi dostlarımız olarak görüyoruz ve direniş meselesi ile direniş cephesi, İslam İnkılabı değerlerinin ayrılmaz bir parçasıdır. Hiç şüphesiz, bu cephenin unsurlarının birbirleriyle dayanışması, Siyonist fitnesinden kurtuluş yolunu kısaltacaktır."

ŞAHSİ KAYIPLAR VE İNTİKAM DOSYASI
"Bu kısımda, öncelikle yüce şehitlerin yakınlarına derin taziyelerimi bildiriyorum. Bu, o büyük insanlarla paylaştığım ortak tecrübeye dayanmaktadır; kaybının acısı genel bir hal alan babamın dışında; kendisinden ümitler beslediğim aziz ve vefalı eşimi, kendini anne babasına hizmet etmeye adayan ve sonunda mükafatını alan fedakar kız kardeşimi, onun küçük çocuğunu, bilge ve şerefli bir insan olan diğer kız kardeşimin eşini şehitler kervanına uğurladım. Herkese, şehitlerinizin kanının intikamını almaktan vazgeçmeyeceğimizin güvencesini veriyorum. Düşündüğümüz intikam, sadece İslam Devrimi'nin yüce liderinin şehadeti ile ilgili değildir; düşman tarafından şehit edilen milletin her bir ferdi, intikam dosyası için bağımsız bir konudur. Özellikle çocuklarımızın kanı konusunda daha hassas olacağız. Düşmanın, Minab'daki Şecere-i Tayyibe Okulu'nda kasten işlediği cinayet, bu soruşturmada özel bir konuma sahiptir."

KOMŞU ÜLKELERE ÜS UYARISI
"Düşman, yıllar öncesinden bölge üzerindeki hakimiyetini sağlamak için bu ülkelerin bazılarında kademeli olarak askeri ve mali üsler kurmuştur. Son saldırıda, bazı askeri üsler kullanıldı; doğal olarak biz de açıkça uyardığımız üzere, o ülkelere herhangi bir saldırıda bulunmadan sadece o üsleri hedef aldık. Bundan sonra da mecburen bu işe devam edeceğiz. O üsleri bir an önce kapatmalarını tavsiye ediyorum; çünkü herhalde bugüne kadar ABD tarafından ileri sürülen güvenlik ve barış vaadinin koca bir yalandan ibaret olduğunu anlamışlardır. Her halükarda düşmandan tazminat alacağız. Eğer reddederlerse, tespit ettiğimiz miktarda mallarına el koyacağız; eğer bu da mümkün olmazsa, aynı miktarda mal varlıklarını yok edeceğiz."

ŞEHİT LİDERE VEDA VE AHİTLEŞME
"Liderim! Gidişinizle herkesin kalbine ağır bir acı bıraktınız. Siz her zaman bu akıbete müştaktınız ve nihayet Cenab-ı Hak, bunu Ramazan ayının onuncu gününün sabahında Kur'an-ı Kerim okuduğunuz sırada size lütfetti. Pek çok mazlumiyeti metanetle ve hilm ile göğüslediniz, kaşınızı bile çatmadınız. Sizinle ahitleşiyoruz ki; hak cephesinin ana sancağı olan bu bayrağı yükseltmek ve sizin mukaddes amaçlarınıza ulaşmak için tüm varlığımızla çaba göstereceğiz. Beni destekleyen başta taklit mercileri olmak üzere tüm değerli şahsiyetlere, sisteme olan biatlarını yenilemek için görkemli toplantılarda hazır bulunan halkın tüm fertlerine teşekkür ediyorum. Ümit ediyorum ki, bu feyizli saatlerde ve günlerde yüce Allah’ın özel lütufları, İran milletinin ve tüm Müslümanların üzerine olsun."

Perşembe, 12 Mart 2026 23:45

Dünya Kudüs Günü

Mukaddes Filistin toprakları ve Kudüs işgal edildiği günden beri, dünyanın her yanında, işgal bölgelerine sürüler halinde göç eden Yahudiler, kendiler için vaat olunmuş İlahi gazaba uğramanın eşiğine gelip dayanmışlardır.

Merhum İmam Humeyni bu İlahi misyonun ifası için ümmetin hazır olmalarını istemiş, her an tetikte bulunmaları ve gaflete dalmamaları için rahmet ayı olan Ramazan’ın son Cuma gününü, “Kudüs Günü” olarak ilan etmiş, bütün Müslümanlarının kalplerinin Kudüs’ün kurtarılması için çarpmalarını sağlamıştır.
Kudüs’ün kurtarılmasını mukaddes bir vazife olarak telakki eden, bunu İslam İnkılabının büyük hedefleri arasına kabul eden merhum imam Humeyni ve mübarek izleyicileri, her yönden olduğu gibi, bu yönden de İslam’ın ve Müslümanların izzetini koruyup yüceltmeyi başarmış ve kıyamete kadar devam edecek, mukaddes bir çığır açmışlardır…

Kudüs Günü, mukaddes Kudüs’ün ve Filistin’in kurtarılması, İlahi hükümlerin, gerçek hürriyet ve adaletin o bölgelerden başlayarak tüm yeryüzüne hükümran kılınması amacıyla ilan edilmiştir.
Kudüs Günü, bu ulvi gayenin ve mukaddes mefkürenin temel dinamiklerinden biri olsun diye ilan edilmiştir.
Kudüs Günü, dünya Müslümanlarını uyandırmak ve her daim teyakkuz durumunda olmaları için ilan edilmiştir.

Merhum İmam’ın söz konusu mesajı şöyledir:

Bismillahirrahmanirrahim
Ben uzun yıllar boyunca gâsıp İsrail tehlikesini Müslümanlara hatırlatıp durdum; bugünlerde Filistinli bacı ve kardeşlerimize karşı saldırılarını artırmış durumda. Bilhassa Güney Lübnan’da Filistinli savaşçıları ortadan kaldırabilmek için evleri teker teker bombalıyorlar.
Ben bütün müslüman devletler ve dünya Müslümanlarından bu gasıp ve destekleyicilerinin ağzının payını verme amacıyla birleşmelerini istiyorum.
Ve bütün dünya Müslümanlarına, Filistin halkı için kader belirleyici olabilecek olan ve ve Kadir günlerinden sayılan mübarek Ramazan ayının son Cuma gününü “Kudüs Günü” olarak seçip bu günü Müslüman Filistin halkının kanuni haklarını destekleme konusunda dünya Müslümanlarının milletlerarası dayanışma günü olarak belli program ve merasimlerle geçirmeyi öneriyorum.
Allah Teala’dan müslümanları küfür ehline galip kılmasını dilerim.

İran’ın Minab kentindeki okul saldırısı, ortaya çıkan yeni görüntülerle yeniden gündeme geldi. Şecere-i Tayyibe İlkokulu’nun vurulduğu saldırıda çoğu çocuk çok sayıda kişinin hayatını kaybetmesi zaten büyük tepki çekmişti. Son yayımlanan görüntüler ise saldırıda kullanılan mühimmat tartışmasını yeniden alevlendirdi.
 


Bu kez tartışmanın odağında Donald Trump’ın açıklaması var. Çünkü saldırının ardından ABD’nin sorumluluğu olup olmadığı yeniden soruldu. Trump ise okulun vurulmasına ilişkin doğrudan sorumluluk kabul etmedi ve kullanılan Tomahawk füzelerinin başka ülkelerde de bulunabileceğini savundu. Ancak yeni görüntüler ve dış basındaki incelemeler, bu savunmanın neden tartışıldığını daha görünür hale getirdi.

İran’daki okul saldırısında Trump ne dedi?
Trump’a yöneltilen soruda, Minab’daki okulun muhtemelen Tomahawk füzesiyle vurulduğu hatırlatıldı ve ABD’nin bu saldırıyla ilgili sorumluluk üstlenip üstlenmeyeceği soruldu. Trump ise buna net bir kabul yanıtı vermek yerine, Tomahawk füzelerinin farklı ülkelere de satıldığını ve İran’ın da elinde böyle bir füze bulunabileceğini söyledi.

Bu açıklama, saldırının arkasında kimin olduğu tartışmasını kapatmak yerine daha da büyüttü. Çünkü daha önce de Washington yönetiminden gelen bazı açıklamalarda okulun İran’a ait hatalı mühimmatla vurulmuş olabileceği öne sürülmüştü.

Minab’daki füze görüntüleri neden önemli?
Yayımlanan yeni görüntülerde, okulun yakınındaki noktaya isabet eden füzenin Tomahawk tipi seyir füzesi olduğuna dair değerlendirmeler öne çıktı. Bu nedenle saldırının zamanlaması, hedef noktası ve görüntülerdeki izler yeniden incelenmeye başladı. Tartışmanın büyümesinin nedeni de bu oldu.

Saldırının yalnızca askeri bir hedefe mi yoksa sivil alanı da içine alan bir bölgeye mi yöneldiği sorusu, olayın en kritik başlığı haline geldi. Çünkü okulda yaşanan can kaybı, saldırıyı sıradan bir savaş haberi olmaktan çıkarıp uluslararası düzeyde daha ağır bir insani tartışmanın merkezine taşıdı.

İran’daki okul saldırısında son durum ne?
Şu aşamada en net tablo, Minab’daki saldırının uluslararası ölçekte daha fazla sorgulanmaya başladığı yönünde. Trump’ın son savunması tartışmayı yatıştırmadı. Tam tersine, yeni görüntülerle birlikte okulun nasıl vurulduğu ve sorumluluğun kimde olduğu soruları yeniden büyüdü.

"Hiç hayal edebilir miydik ki siyonist rejimin işgali altındaki kentler Gazze’ye dönecek, Gazze’nin, mazlum Filistin halkının yaşadığı yıkımı siyonist rejim de yaşayacak? Elhamdülillah..."


İran İslam Cumhuriyeti’nin ve Hizbullah’ın vurdukları darbelerle savrulan, perişan olan Siyonist rejimde çöküş süreci daha bir hızlanmış görünüyor. Siyonist rejimin yenilmezlik balonu öyle bir şiddetle patladı ki sesi dünyanın her tarafında duyulmuş durumda. Amerika’nın tüm tehdit ve saldırıları direnişin öldürücü darbelerini önleyemiyor, önlemeye yetmiyor.

Birkaç sene öncesine kadar Siyonist rejimin ve onun ağababası büyük şeytan Amerika’nın yenilmezlik efsanesine inandırılmış, bu yüzden derin bir ümitsizlik ve karamsarlığa düşürülmüş İslam ümmeti, mücahit evlatlarının destansı direnişi karşısında büyük bir coşku ve ümit içinde Siyonist rejimin yıkılacağı günleri bekliyor.

Doğrusu ben de Aksa Tufanı’na kadar Allah’ın salih kullarının günümüzle ilgili öngörü ve müjdeli haberlerini okuduğum zaman seviniyor ama kalben mutmain olamıyordum. Zihnimde bazı soru işaretleri ve kalbimin derinliklerinde tereddütler vardı. Tablo çok karanlıktı çünkü… Ufukta hiçbir işaret görünmüyordu. Siyonist Haçlı ittifakının saldırıları altında cehennemi yaşayan İslam ümmeti kendi arasında da paramparçaydı. Ümmet istilacı şer ittifakı bırakmış birbirleriyle çatışıyordu. Amerika, Siyonist rejim ve dostları ise kibirlerinin zirvesindeydiler.

Bu yüzden Üstad Bediüzzaman’ın, kendisinden sonraki nesle yönelik, “Ne yapayım, acele ettim, kışta geldim; sizler cennet-âsâ bir baharda geleceksiniz” sözleri, büyük Şehit Seyyid Kutub’un, “İstikbal İslam’ındır” öngörüsü, yine İran İslam İnkılabının Şehit Rehberi İmam Hamaney’in, “Siyonist rejim on yıl sonrasını görmeyecek” ve HAMAS Hareketinin kurucusu Şehit Şeyh Ahmet Yasin’in, “Siyonist rejim 2027 bandında yıkılacak” müjdeleri beni sevindiriyor ama tereddütlerimi gideremiyordu. İnanıyorum ki çoğu Müslüman da benim gibiydi.

Ama şimdi hiçbir tereddüdüm kalmadı; kesinlikle zafer siyonist Haçlı cephesiyle hesaplaşan muvahhid Müslümanların olacaktır. O yüzden 4 Nisan 2012 yılında vefat eden HAMAS’ın önemli isimlerinden, Mescidi Aksa'nın eski imam ve vaizlerinden, Filistin Âlimler Birliği Başkanı Şeyh Hamid el-Beytavi’nin 2005 yılında kendisiyle yapılan bir röportajda söylediği ve yeni öğrendiğim şu sözleri beni hiç tereddüde düşürmedi ve zihnimde soru işaretlerine de yol açmadı; “Şu Kur’an’a el basarak yemin ederim ki bu savaşı kaybedecekler, Tel Aviv İran füzeleri ile vurulacak. Ve on binlercesi bu füzelerle ölecek..."

Hiç hayal edebilir miydik ki siyonist rejimin işgali altındaki kentler Gazze’ye dönecek, Gazze’nin, mazlum Filistin halkının yaşadığı yıkımı siyonist rejim de yaşayacak? Elhamdülillah, Batının güdümündeki, yalancı Batı medyasının haberlerini olduğu gibi aktarmaktan başka bir şey yapmayan sözde yerli basınımızın tüm gizleme, örtme, yok sayma çabalarına rağmen İran’ın siyonist rejimin kentlerine yönelik destansı saldırısı ve gerçekleştirdiği muhteşem yıkım saklanamıyor. Siyonistler cehennemi yaşıyor. Siyonist kentler hallaç pamuğu gibi savruluyor.

Ümmet hiç olmadığı kadar ümitli… Kudüs hiç olmadığı kadar özgürlüğe yakın…

Evet, Mescid-i Aksa, tarihinde belki de ilk defa mübarek Ramazan ayında cemaatsiz, derin bir sessizlik içinde, ibadete kapatılmış ama hiç olmadığı kadar kurtuluşa ve özgürlüğe yakın… Çatısı, kubbeleri altında namaz kılacak yiğitleri hasretle, özlemle, sabırsızlıkla bekliyor…

Biliyorsunuz, bu cuma Dünya Kudüs Günü… Belki de şimdiye kadarki en anlamlı en coşkulu en kalabalık Dünya Kudüs Günü olacak… Bizler de binler, on binler halinde meydanlara akmalı, dünyanın dört bir tarafında meydanlara dökülecek yüz binler, milyonlar ile birlikte ümmetin bu varlık savaşında tarafımızı ilan etmeliyiz. İran İslam Cumhuriyeti’ne ve siyonizme karşı direnen tüm güçlere haykırışlarımızla, dualarımızla, varlığımızla destek olmalı, ümmetin vahdet ve kardeşliğini tüm dünyaya gösterip İslam düşmanlarını ümitsizliğe düşürmeliyiz. Kudüs Davasının, Mescid-i Aksa davasının tüm ümmetin davası olduğunu tüm dünyaya göstermeliyiz. Fevc fevc meydanlara akın eden coşkulu kalabalıkları gören şer güçlerin hayalleri kursaklarında kalmalı…(Sadullah Aydın/Doğru Haber)

ABD Başkanı Trump'ın "Savaş büyük ölçüde tamamlandı" sözlerinin aksine, The New York Times, ABD'nin Orta Doğu'da aldığı ağır hasarın uydu haritasını yayımladı.


ABD ve İsrail'in başlattığı "Destansı Öfke Operasyonu"na karşı İran'ın verdiği askeri yanıtın boyutu, The New York Times'ın (NYT) yayımladığı kapsamlı uydu analiziyle ilk kez bu kadar net bir şekilde gün yüzüne çıktı. Gazetenin yüksek çözünürlüklü uydu görüntüleri, teyit edilmiş videolar ve yetkililerin açıklamalarıyla hazırladığı dosya, savaşın faturasının Amerika Birleşik Devletleri için ne kadar ağır olduğunu gözler önüne serdi. NYT analizine göre İran, Orta Doğu'daki Amerikan hedeflerine binlerce İHA ve füze fırlattı ve en az 17 kritik ABD hedefini vurmayı başardı. 

Trump yönetimi hafıfe almış: Bölgedeki üslerin yarısı vuruldu

Haberdeki en çarpıcı detaylardan biri, ABD askeri yetkililerinin itirafları oldu. Yetkililer, misilleme saldırılarının yoğunluğunun, İran'ın bu savaşa Trump yönetimindeki pek çok kişinin tahmin ettiğinden "çok daha hazırlıklı" olduğunu gösterdiğini belirtti.

Bölgedeki Amerikan askeri üslerinin ve tesislerinin neredeyse yarısına denk gelen 11 üs hasar gördü. Vurulan hefler arasında ABD'nin Orta Doğu'daki en büyük üssü olan Katar'daki El Udeid Hava Üssü, Suudi Arabistan'daki Prens Sultan Hava Üssü ile Kuveyt'teki Ali El Salem ve Camp Buehring üsleri bulunuyor.

7 Amerikan askeri nerede öldü?

Daha önce Pentagon tarafından açıklanan "7 Amerikan askeri öldü" bilgisinin detayları da NYT haberiyle netleşti. Uydu görüntüleri, 1 Mart'ta Kuveyt'teki Shuaiba Limanı'nda askeri personeli barındıran bir yapının çatısının İran İHA'sı tarafından çökertildiğini kanıtladı. Bu tekil saldırıda 6 Amerikan askeri hayatını kaybederken, Suudi Arabistan'daki bir ABD üssüne yapılan ayrı bir vuruşta 1 asker daha hayatını kaybetti.

Thaad radarları ve 5. Filo karargâhı enkaza döndü

İran'ın rastgele ateş etmediğini, aksine ABD'nin bölgedeki hava savunma ve iletişim altyapısını "sistematik olarak" hedef aldığını belirten NYT, milyar dolarlık zararı rakamlarla ortaya koydu:

Muvaffak Saltı Hava Üssü (Ürdün): ABD Hava Kuvvetleri'nin bu kritik merkezinde, balistik füzeleri izleyen devasa THAAD (Terminal Yüksek İrtifa Hava Savunma) sistemine ait bir radar ağır hasar gördü. Askeri belgelere göre bu tip tek bir radar ünitesinin maliyeti 500 milyon doları (yarım milyar dolar) buluyor.

5.⁠ ⁠Filo Karargâhı (Bahreyn): 28 Şubat'ta İran İHA'sının ABD Donanması 5. Filo Karargâhı'ndaki bir iletişim kulesini (radome) vurmasının Pentagon'a faturası tam 200 milyon dolar oldu.

Washington Yakın Doğu Araştırmaları Enstitüsü'nden Michael Eisenstadt, hasar gören bu ileri teknoloji radarların onarılmasının veya değiştirilmesinin çok zor olduğunu vurguladı. 

Büyükelçilikler ve İncirlik detayı

İran'ın hedefleri sadece askeri üslerle sınırlı kalmadı. Dubai'deki ABD Konsolosluğu ile Kuveyt ve Riyad'daki ABD Büyükelçilikleri vurularak geçici olarak kapatılmaya zorlandı. Cumartesi gecesi ise Bağdat'taki ABD Büyükelçiliği roketli saldırıya uğradı.

Haberde ayrıca, Türkiye hava sahasını ilgilendiren çok kritik bir detaya da yer verildi. İran'dan fırlatılan füzelerin Türkiye'ye kadar ulaştığı hatırlatılarak, 4 Mart'ta NATO'nun engellediği füzenin aslında Adana'daki İncirlik Hava Üssü'nü hedef aldığı, Amerikalı üst düzey bir askeri yetkili tarafından doğrulandı.(Ajanslar)

Siyonist+Haçlı ittifakı fevç fevç İran'a saldırıyor! Uydurma gerekçe aynı; senin nükleer silahın var, o halde sana hayat hakkı tanımayacağız! E ama Ortadoğu'nun çıbanbaşı İsrail'de nükleer silah olmasında bir sakınca görmüyorsun!


Bizim ve tüm dünyanın gözleri önünde oldu;

Komşumuz Irak, nükleer silah bahanesi ile Haçlı ittifakı tarafından işgal edildi.

Halbuki, nükleer silah gerekçesi tamamen yalan, tamamen palavra idi.

Burada yaşanan tam bir kurt-kuzu hikâyesini andırıyordu; kurdun, suyun yukarısında olmasına karşın, "Neden suyu bulandırıyorsun?" diyerek kuzuyu yemesi gibi, Haçlı İttifakı da Irak'ı aynı palavra bahane ile işgal etti.

Bir ülke, neredeyse haritadan silinmek istendi. Uyduruk, taşeron, payanda örgütlerle ülkenin altı üstüne getirildi. Tüm değerleri ve kıymetleri yağmalandı. Kadınların ırzına geçildi, çocuklar yetim ve öksüz kaldı. Saddam Hüseyin, bir bayram sabahı dünyanın gözleri önünde idam edildi.

Kıbrıs Barış Harekâtı’nda Türkiye'nin en zor dönenimde, "stratejik müttefikimiz" Amerika'nın ambargo koymasının ardından Türk Silahlı Kuvvetleri'ne omuz veren, füzeleri sırtında taşıyan, uçak yakıtı gibi imkânları sağlayan Muammer Kaddafi, üstelik kendi halkına dünyanın gözleri önünde linç ettirildi! Libya darmadağınık edildi… Libya diye bir ülke var mı şu anda? Hâlâ da ne olacağı belli değil bu ülkenin!

Peki ya bir İslam beldesi olan, en uzun sınırımız olan kadim komşumuz Suriye! Suriye'de de tıpkı Afganistan gibi, Irak gibi, taş üstünde taş, omuz üstünde baş kalmadı. Milyonlarca Müslüman perişan edildi. Milyonlarca Suriyeli memleketinden, evinden, vatanından başka ülkelere göç etmek zorunda kaldı. Kadim bir medeniyet yok edildi.

İslam dünyası, kan ve gözyaşında boğulmak isteniyor, adeta!

***

Ve son olarak komşumuz, D-8 üyesi İran... Bombalar, bombalar, bombalamalar... Havadan, karadan, denizden İran halkı üzerine yağan bombalar...

Aynı senaryo bu kez İran üzerinde oynanmakta!

Siyonist+Haçlı ittifakı fevç fevç İran'a saldırıyor!

Uydurma gerekçe aynı; senin nükleer silahın var, o halde sana hayat hakkı tanımayacağız! E ama Ortadoğu'nun çıbanbaşı İsrail'de nükleer silah olmasında bir sakınca görmüyorsun!

Birçok ülkede nükleer silaha okey diyorsun ama söz konusu Müslüman bir ülke olunca; "Hayır, sen nükleer silaha sahip olamazsın!"

Petrol olan ülkeler hangi ülkenin boyunduruğu altında?

Peki gelelim ABD'nin, Siyonizm'in ve Haçlı İttifakı'nın tüm bu ülkelere neden saldırdığına, neden işgal ettiğine?

Bu işgallerin direk petrolle ilişkili olduğunu biliyor musunuz?

Dünyadaki petrol rezervlerinin hangi ülkelerde olduğuna...

Bu ülkelerin de an itibari ile hangi ülkenin boyunduruğu altında olduğuna bakalım, sorunun cevabı da böylelikle kendiliğinden ortaya çıkar! Buyurun;

Ülke............ Rezerv miktarı........ Hangi ülke boyunduruğunda?

1) Venezuela – 303 milyar varil.............. ABD

2) Suudi Arabistan – 267 milyar varil..... ABD

3) İran – 208,6 milyar varil.................. BAĞIMSIZ

4) Kanada – 163 milyar varil................... ABD eyaleti yapmak istiyor

5) Irak – 145 milyar varil......................... ABD

6) Birleşik Arap Emirlikleri – 113 milyar varil.... ABD

7) Kuveyt – 101,5 milyar varil................... ABD

8) Rusya – 80 milyar varil.......................... BAĞIMSIZ

9) ABD – yaklaşık 74-83 milyar varil........... bizatihi kendisi, ABD

10) Libya – 48 milyar varil........................... ABD

Nükleer tamamen bahane, petrol aşkı şahane!

Gördüğünüz gibi dünya üzerinde önemli petrol rezervleri Rusya ve İran dışında tümü ABD boyunduruğu altında...

Şimdi çok daha iyi anlaşılmıyor mu; Soykırımcı İsrail ve ABD'nin İran'a neden saldırdığı...

Bir kez daha tekrar edelim, Nükleer tamamen bahane, petrol aşkı şahane! (Milli Gazete)

İran İslam Cumhuriyeti Devrim Muhafızları Ordusu, topraklarından siyonist rejim ve ABD büyükelçilerini sınır dışı eden Arap veya Avrupa ülkelerinin Hürmüz Boğazı'ndan geçiş yapabileceklerini duyurdu.


İranlı Öğrenciler Haber Ajansı (ISNA), İran Devrim Muhafızları Ordusu tarafından yapılan yazılı açıklamayı yayımladı.

İran'ın şartı çok net çok açık!

Açıklamada, "Topraklarından israil ve ABD büyükelçilerini sınır dışı eden her Arap veya Avrupa ülkesi, Hürmüz Boğazı’ndan geçiş konusunda tam yetki ve özgürlüğe sahip olacaktır." ifadeleri kullanıldı.

Hürmüz Boğaz geçişlere kapatılmıştı

İran Devrim Muhafızları Ordusu Genel Komutanı Danışmanı Tuğgeneral İbrahim Cebbari, 3 Mart'ta, Hürmüz Boğazı’nı geçişlere kapattıklarını ve buradan geçmeye çalışan gemilere saldıracaklarını açıklamıştı.

İran Devrim Muhafızları Ordusu Hatemul Enbiya Yapı Karargahı Komutan Yardımcısı Kiyomers Haydari, 5 Mart'taki açıklamasında, Hürmüz Boğazı'nı kapatmadıklarını iddia ederek, uluslararası protokollere uyan gemilerin seyirlerine devam ettiğini ileri sürmüştü.

İran'ın bu hamlesi karşılık bulursa ne olur?

İran'ın bu hamlesinin karşılık bulması durumunda yaşanabilecek temel gelişmeler şunlardır:

-Eğer bir Arap ülkesi bu şartı kabul ederse, bu durum "Abraham Anlaşmaları" gibi normalleşme süreçlerinin tamamen çökmesi anlamına gelir. Bu, İslam coğrafyasında halkların talebi olan "Siyonist izolasyon"un devletler nezdinde ilk somut karşılığı olacaktır.

-Hürmüz Boğazı, dünya petrol arzının yaklaşık %20’sinin geçtiği damardır. İran, bu hamleyle petrolü bir silah olarak değil, "siyasi bir sadakat testi" olarak kullanıyor. Şartı kabul etmeyen Batılı ülkeler için navlun ve sigorta maliyetlerinin artması, küresel bir enerji krizini tetikleyebilir.

-ABD ve müttefikleri, Hürmüz’e bağımlılığı azaltmak için Suudi Arabistan üzerinden Kızıldeniz’e uzanan boru hatlarına veya Umman üzerinden yeni rotalara yönelebilir. Ancak hiçbir rota, Hürmüz’ün stratejik derinliğini ve maliyet avantajını ikame edemeyecektir.

-İran’ın "uluslararası protokol" vurgusuna rağmen, Hürmüz’de uygulanacak bir seçici geçiş rejimi, ABD Donanması ile İran Devrim Muhafızları’nı sıcak çatışmanın eşiğine getirebilir. "Gemilere saldırı" tehdidi, bölgede kalıcı bir savaş tamtamı olarak yankılanmaya devam edecektir.

Tahran yönetimi, Boğaz üzerindeki fiili kontrolünü, bölge ülkelerini Siyonist işgal rejimiyle olan ilişkilerini gözden geçirmeye zorlamak için kullanıyor. Bu durum, "mavi sular" üzerindeki mücadelenin artık sadece teknik bir geçiş meselesi değil, bir "onur ve irade" savaşına dönüştüğünü gösteriyor.(Ajanslar)

“Planları açık. Amaçları ülkemizi bölmek ve petrol zenginliğimizi yasa dışı şekilde ele geçirmek. Egemenliğimizi ihlal etmek ve halkımızı yenilgiye uğratmak”


İran ve Türkiye’yi karşı karşıya getirmek için çaba sarf eden birileri var! Yeni karanlık füze ateşlendi

Gaziantep semalarında imha edilen balistik füze, bölgedeki tansiyonu zirveye taşırken; Milli Savunma Bakanlığı NATO unsurlarının devreye girdiğini açıkladı, İran ise “Bizi komşularımızla düşman etmeye çalışıyorlar” çıkışıyla saldırıyı reddetti.

Gaziantep’in Güneyşehir bölgesine füze parçası düştüğü iddialarının ardından Milli Savunma Bakanlığı (MSB) açıklama yaptı. Bakanlık, Gaziantep’e füze düştüğünü doğruladı ve füzenin İran’dan ateşlenerek Türk hava sahasına girdiğini belirtti.

MSB, füzenin NATO hava ve füze savunma unsurları tarafından imha edildiğini kaydederek, imha edilen bazı parçaların Gaziantep’teki boş arazilere düştüğünü bildirdi. Olayda can kaybı ya da yaralanma yaşanmadığı vurgulandı.

Ancak geçtiğimiz günlerde Hatay’a da bir füze parçası düşmüştü. İran ise bu füzelerin kendileri tarafından ateşlenmediğini şiddetle vurguluyor. Geçtiğimiz günlerde ise Azerbaycan’a yapılan saldırı sonrası iki ülke arasında gerginlik yaşanmıştı. Ancak İran, bu saldırıyı da kendilerinin düzenlemediğini duyurdu.

İran’ın bölgedeki komşu devletlere böyle bir füze saldırısı yapması, sadece cepheyi genişletir ve bu İran için mantıklı bir politika olmaz. Peki, bu füze saldırılarını kim düzenliyor? İran, yapılan bu saldırıların düşmanları tarafından kurgu saldırıları olarak değerlendirildiğini belirtiyor. Asıl amaç, İran’ın komşu ülkeleri ile aralarının bozulmasını sağlamak ve İran’ı yalnızlaştırmaya çalışmak isteniyor olabilir.

NATO savunma sistemleri devreye girdi

Milli Savunma Bakanlığı’ndan yapılan açıklamada, füzenin kaynağına ve imha ediliş şekline dair teknik detaylar paylaşıldı. “İran’dan ateşlenip Türk hava sahasına giren bir balistik mühimmat Doğu Akdeniz’de konuşlu NATO hava ve füze savunma unsurları tarafından etkisiz hâle getirilmiştir” bilgisini verdi.

MSB, açıklamasında komşuluk hukukuna dikkat çekerek şu uyarıda bulundu: “Türkiye’nin bu yöndeki uyarılarına riayet edilmesinin herkesin menfaatine olduğunu hatırlatıyoruz.”

Bakanlık açıklamasında, “Türkiye, iyi komşuluk ilişkilerine ve bölgesel istikrara büyük önem vermektedir. Ancak ülkemizin topraklarına ve hava sahasına yönelen her türlü tehdide karşı gerekli tüm adımların kararlılıkla ve tereddütsüz atılacağını bir kez daha vurguluyoruz” denildi.

Tahran’dan kurgu ve provokasyon açıklaması

İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Bekayi, düzenlediği basın toplantısında suçlamaları kesin bir dille reddetti. Türkiye, Azerbaycan ve Güney Kıbrıs gibi ülkelerin hedef alınmadığını savunan Bekayi, yaşananları bir “yanıltma operasyonu” olarak nitelendirdi. İran ordusunun komşularıyla barışçıl bir iklimden yana olduğunu söyleyen Sözcü, “İran topraklarından bu ülkelere herhangi bir saldırı düzenlenmedi” diyerek, bölgedeki aktörlerin birbirine düşürülmek istendiğini belirtti. Bekayi, özellikle dış güçlerin provokasyonlarına karşı tetikte olduklarını ifade etti.

”Düşmanın bizi diğer ülkelerle karşı karşıya getirmek istiyor”

ABD Başkanı Donald Trump’ın politikalarını eleştiren Bekayi, asıl amacın İran’ın yer altı kaynaklarını ele geçirmek olduğunu iddia etti. “Planları açık. Amaçları ülkemizi bölmek ve petrol zenginliğimizi yasa dışı şekilde ele geçirmek. Egemenliğimizi ihlal etmek ve halkımızı yenilgiye uğratmak” sözleriyle tansiyonu yükselten sözcü, Gaziantep’e düşen füze parçalarının arkasında “üçüncü bir el” olabileceğini ima etti. Bekayi, saldırı iddialarının kasıtlı yapıldığını belirterek, “Düşmanın bizi diğer ülkelerle karşı karşıya getirmek için yanıltıcı saldırılar yapabileceği konusunda defalarca uyardık” dedi.(Milli Gazete)

İran İslam Cumhuriyeti'nin balistik füze gücünün arkasındaki en kritik isimlerden biri olan Hasan Tahrani Mukaddem, askeri çevrelerde "İran füzelerinin babası" olarak anılıyor.


İran'ın bugün bölgesel askeri dengeleri etkileyen güçlü füze kapasitesinin arkasındaki en önemli isimlerden biri Hasan Tahrani Mukaddem olarak kabul ediliyor. İran İslam Cumhuriyeti'nin balistik füze programının kurucusu olarak görülen Mukaddem, askeri çevrelerde ve İran medyasında "İran füzelerinin babası" olarak anılıyor. Yaklaşık otuz yıl boyunca İran'ın füze programını şekillendiren Mukaddem, ülkenin dışa bağımlı askeri yapısını değiştirmeyi hedefleyen stratejik bir vizyon ortaya koydu.

Mütevazı bir hayattan füze programının zirvesine

1959 yılında Tahran'da dünyaya gelen Hasan Tahrani Mukaddem, mütevazı bir ailede büyüdü. Babası terzilik yapıyordu. Mukaddem çocukluk ve gençlik yıllarını Tahran'ın Şukufe ve Baharestan bölgelerinde geçirdi.

Lise eğitiminde sanayi ve teknik alanlara yönelen Mukaddem, 1979 yılında sanayi mühendisliği alanında eğitimini tamamladı. Aynı yıl İran'da gerçekleşen İslam Devrimi'nin etkisiyle siyasi ve toplumsal hareketlerin içinde yer aldı. Devrimden sonra kurulan İran Devrim Muhafızları saflarına katılarak askeri kariyerine başladı.

İran-Irak Savaşı ve füze arayışı

1980 yılında patlak veren İran-Irak Savaşı, Mukaddem'in askeri kariyerinde belirleyici bir dönüm noktası oldu. Savaşın ilk yıllarında İran ordusu ciddi bir silah ve teknoloji eksikliği yaşıyordu. Özellikle Irak'ın Sovyet yapımı balistik füzelerle İran şehirlerini hedef alması, Tahran yönetimini yeni arayışlara yöneltti. Bu dönemde Mukaddem, İran'ın kendi füze kapasitesini geliştirmesi gerektiğine inanan askeri isimlerin başında geliyordu.

İran'ın elindeki sınırlı sayıdaki Scud füzelerini inceleyen Mukaddem ve ekibi, bu füzeler üzerinde tersine mühendislik çalışmaları yürüttü. Amaç, dışa bağımlılığı azaltmak ve yerli bir füze programı kurmaktı. İran'ın o dönem karşı karşıya olduğu uluslararası ambargolar ve askeri izolasyon, bu hedefi daha da zorlaştırıyordu. ABD'nin İran'a uyguladığı yaptırımlar ve askeri teknolojinin ülkeye ulaşmasını engelleyen politikalar, Tahran'ı kendi savunma sanayisini kurmaya zorladı.

Uluslararası iş birliği ve yerli savunma sanayisi

Bu süreçte İran, farklı ülkelerden teknik destek almaya çalıştı. Suriye, Libya ve Kuzey Kore gibi ülkelerle kurulan askeri ilişkiler sayesinde İran mühendisleri füze teknolojisi konusunda deneyim kazandı. Mukaddem bu iş birliklerinden elde edilen bilgi ve tecrübeyi yerli üretim altyapısına dönüştürmeye çalıştı. İran Devrim Muhafızları bünyesinde kurulan araştırma ve geliştirme merkezleri, ilerleyen yıllarda ülkenin füze programının omurgasını oluşturdu.

1980'li yılların ortasında Mukaddem, İran Devrim Muhafızları bünyesinde füze ve topçu sistemlerinin geliştirilmesinden sorumlu ekiplerin başına geçti. Onun liderliğinde kurulan araştırma merkezleri, İran'ın ilk yerli füze projelerinin ortaya çıkmasını sağladı. Bu çalışmaların sonucunda İran, Sovyet yapımı Scud füzelerini temel alan Şahab serisi füze projelerini geliştirmeye başladı.

Şahab füzeleri ve stratejik dönüşüm

1990'lı yıllar İran füze programı açısından önemli bir sıçrama dönemi oldu. Bu dönemde geliştirilen Şahab-1 ve Şahab-2 füzeleri, İran'ın kısa menzilli balistik kapasitesini güçlendirdi. Daha sonra geliştirilen Şahab-3 ise yaklaşık 2000 kilometre menzile ulaşarak İran'ın askeri caydırıcılığını ciddi şekilde artırdı. Bu füze sistemi, İran'ın bölgesel askeri stratejisinde kritik bir rol oynamaya başladı.

Mukaddem yalnızca mevcut sistemleri geliştirmekle kalmadı, aynı zamanda İran'ın uzun vadeli füze stratejisini de şekillendirdi. Katı yakıtlı füze teknolojisine geçiş, bu stratejinin en önemli adımlarından biri oldu. Katı yakıtlı füzeler, sıvı yakıtlı sistemlere göre daha hızlı hazırlanabiliyor ve daha kolay taşınabiliyordu. Bu özellikler, İran'ın askeri operasyon kabiliyetini önemli ölçüde artırdı.

Yerli füze teknolojisinin temelleri

Mukaddem'in yürüttüğü çalışmalar sayesinde İran, zamanla Zilzal ve Siccil gibi farklı füze sistemleri geliştirdi. Bu projeler İran'ın savunma sanayisinde yerli üretim kapasitesinin artmasına katkı sağladı. Aynı zamanda İran'ın uzay programına giden yolun da bu altyapı sayesinde açıldığı ifade ediliyor. Uydu fırlatma roketlerinde kullanılan bazı teknolojilerin, füze programında geliştirilen motor sistemlerinden türetildiği biliniyor.

İranlı yetkililer, ülkenin füze gücünü ulusal güvenliğin en önemli unsurlarından biri olarak görüyor. ABD'li askeri yetkililer de İran'ın füze kapasitesinin bölgedeki en ciddi askeri tehditlerden biri olduğunu sık sık dile getiriyor. ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı'nın eski komutanlarından General Kenneth McKenzie, İran'ın füze programının zaman içinde nitelik ve nicelik bakımından ciddi şekilde büyüdüğünü ifade etmişti.

Gizemli patlama ve ölümü

Hasan Tahrani Mukaddem, uzun yıllar boyunca İran Devrim Muhafızları bünyesinde farklı görevlerde bulundu ve sonunda füze programının başındaki en etkili isimlerden biri haline geldi. İran'da birçok askeri ve teknik kadronun yetişmesinde rol oynadı. Bu nedenle İran savunma sanayisinin kurumsal yapısının oluşmasında da önemli katkıları olduğu kabul ediliyor.

Mukaddem'in hayatı 12 Kasım 2011 tarihinde meydana gelen gizemli bir patlama ile sona erdi. Tahran yakınlarında bulunan bir Devrim Muhafızları füze üssünde gerçekleşen patlama sonucunda Mukaddem ve beraberindeki çok sayıda askeri personel hayatını kaybetti. İranlı yetkililer olayın bir kaza olduğunu açıklasa da uluslararası medyada bunun sabotaj veya suikast olabileceğine dair iddialar gündeme geldi.

İran füze programının mimarı

O günden sonra İran'da Hasan Tahrani Mukaddem, savunma sanayisinin sembol isimlerinden biri olarak anılmaya devam etti. İranlı yetkililer ve askeri çevreler onun kurduğu altyapının bugün İran'ın gelişmiş füze sistemlerinin temelini oluşturduğunu ifade ediyor. Günümüzde İran'ın geliştirdiği uzun menzilli ve hipersonik füze projelerinin arkasındaki teknik mirasın önemli bir kısmının Mukaddem'in çalışmalarına dayandığı belirtiliyor.

Bu nedenle Hasan Tahrani Mukaddem yalnızca bir askeri mühendis değil, aynı zamanda İran'ın savunma stratejisinin şekillenmesinde etkili olan tarihi figürlerden biri olarak görülüyor. İran'da onun adı, ülkenin füze programının kurucusu ve mimarı olarak anılmaya devam ediyor.(İLKHA)

Dünyanın en prestijli ekonomi gazetelerinden Financial Times, dünyanın en büyük petrol üreticisi Suudi Arabistan devletine ait Saudi Aramco'nun ABD-İran savaşına dair yaptığı 'kıyamet' uyarısını manşetine taşıdı.


ABD ve İsrail'in İran'a yönelik bölgeyi kan gölüne çeviren operasyonu küresel enerji piyasalarında deprem yaratmaya devam ederken, krizin merkezindeki Körfez'den Washington'a yönelik ekonomik panik uyarılarının dozu artıyor. İngiliz Financial Times (FT) gazetesinin haberine göre, küresel petrol arzının onda birini tek başına sağlayan Suudi devlet petrol şirketi Saudi Aramco, savaşın başından bu yana ilk kez kamuoyuna açık ve son derece sert bir uyarıda bulundu.

 Aramco CEO'su Amin Nasser

"Küresel ekonomi için sonuçları felaket olur"

Aramco'nun üç aylık kazanç toplantısında yatırımcılara ve basına seslenen CEO Amin Nasser, Orta Doğu'daki çatışmanın devam etmesinin petrol piyasası ve küresel ekonomi üzerinde "sert ve felaket niteliğinde sonuçlar (catastrophic consequences)" yaratacağı konusunda uyardı.

FT analistlerine göre Nasser'in bu çıkışı tesadüf değil. Geçtiğimiz hafta Katar Enerji Bakanı'nın "Enerji kesintileri dünya ekonomilerini çökertme potansiyeline sahip" açıklamasının ardından gelen bu Aramco uyarısı, Körfez ülkelerinin artan ekonomik tehlikeleri Trump yönetimine göstermek (ve savaşı bitirmeye ikna etmek) için yürüttükleri koordineli bir baskı stratejisi olarak yorumlanıyor.

Hürmüz kapandı, Suudiler Kızıldeniz'e kaçıyor

İran'ın gemilere yönelik tehditleri (ve dün ABD donanmasının tankerleri vurması) nedeniyle Hürmüz Boğazı büyük ölçüde kapanırken, küresel petrol arzının yaklaşık yüzde 20'si fiilen kesildi. Irak, Kuveyt ve BAE üretimlerini kısmak zorunda kaldı.

Ancak Suudi Arabistan, ihracatını kurtarmak için devasa bir by-pass operasyonu başlattı. Normal şartlarda günde 7 milyon varil petrol ihraç eden ve bunun büyük kısmını Doğu kıyısından (Basra Körfezi/Hürmüz üzerinden) dünyaya gönderen Aramco, rotayı tamamen Kızıldeniz'e çevirdi.

CEO Nasser, müşterilerine Doğu kıyısı yerine ülkenin batısındaki (Kızıldeniz) Yanbu limanından yükleme yapmalarını söylediklerini açıkladı. Şirket, doğudaki üretim bölgelerinden Yanbu'ya uzanan Doğu-Batı boru hattının tam kapasitesini (7 milyon varil/gün) kullanıyor. Batı kıyısındaki rafinerilerin 2 milyon varillik kullanımının ardından, Suudi Arabistan Hürmüz'ü hiç kullanmadan Kızıldeniz üzerinden dünyaya günlük 5 milyon varil petrol ulaştırmayı planlıyor.

2 Mart'ta Ras Tanura vurulmuştu

Aramco'nun doğudaki (Körfez'e bakan) kapasitesini kullanmamasının tek nedeni nakliye riski değil. Nasser, Doğu bölgesindeki bazı orta ve ağır ham petrol üretim alanlarını şu an için kullanmadıklarını belirtti. Ayrıca haberde, Aramco'nun doğudaki en kritik tesislerinden biri olan Ras Tanura rafinerisinin 2 Mart'ta vurulduğu detayı da ilk kez net bir şekilde vurgulandı.

120 dolar paniği ve g7'nin acil müdahalesi

Savaşın tırmanmasıyla birlikte petrol piyasaları Pazartesi günü adeta çıldırdı. Yılın başında 60 dolar seviyesinde olan Brent ham petrolü, Pazartesi günü Haziran 2022'den bu yana en yüksek seviyesi olan 120 dolara ulaştı.

Fiyatların bu denli kontrolden çıkması üzerine küresel güçler acil durum butonuna bastı. Başkan Trump'ın "Savaş çok yakında bitebilir" şeklindeki yatıştırıcı açıklamalarının ardından fiyatlar bir miktar geriledi. Asıl müdahale ise bugün (Salı) toplanacak olan G7 Enerji Bakanları'ndan bekleniyor. G7'nin, Uluslararası Enerji Ajansı (IEA) koordinasyonunda devasa stratejik petrol rezervlerini piyasaya sürme kararı alması bekleniyor. Bu beklenti ve müdahale hazırlıkları, 120 doları gören fiyatları şimdilik 90 dolar bandına çekmiş olsa da, FT'ye göre piyasalardaki işlemler hala son derece değişken (volatil) ve pamuk ipliğine bağlı.(Ajanslar)