کارگر
Trump çırpınmaya devam ediyor: 10 günlük yeni süre
ABD Başkanı Donald Trump, İran'a yönelik saldırılara dair yeni bir açıklamada bulundu. Trump, 'Görüşmeler devam ediyor. Sahte haber medyası ve diğerlerinin aksine yaptığı hatalı açıklamalara rağmen, görüşmeler çok iyi gidiyor' ifadeleri kullandı.
Trump, Truth Social sosyal medya hesabından İran'a yönelik saldırılara dair yeni bir açıklama yaptı.
ABD Başkanı, enerji santrallerine yönelik saldırıları ertelediğini açıkladı.
Trump'ın açıklamasının tamamı şöyle:
"İran Hükümeti'nin talebi üzerine, bu açıklamayı, enerji santrali yıkım sürecini 10 gün süreyle, 6 Nisan 2026 Pazartesi günü Doğu Saatiyle 20:00'ye kadar durdurduğumu bildirmek için kullanıyorum. Görüşmeler devam ediyor ve sahte haber medyası ve diğerlerinin aksine yaptığı hatalı açıklamalara rağmen, görüşmeler çok iyi gidiyor. Bu konuya gösterdiğiniz ilgi için teşekkür ederim!"
DAHA ÖNCE 5 GÜN UZATMIŞTI
ABD Başkanı Trump, geçen hafta sonu yaptığı paylaşımda, Hürmüz Boğazı'nı gemi trafiğine açmaması halinde İran'ın enerji altyapısını hedef alacağını ve bunun için Tahran'a 48 saat süre verdiğini duyurmuş, daha sonra iyi giden müzakerelere atıf yaparak bu süreyi 5 gün uzatmıştı.
Wall Street Journal: İran Trump'tan 10 gün talep etmedi... Yürüyen yalan makinesi yine yakalandı
ABD Başkanı'nın 'İran 10 gün süre istedi' iddiası da boşa çıktı. WSJ ve arabulucular 'yürüyen yalan makinesini' deşifre etti. Tahran, 15 maddelik ABD planındaki 'aşırı talepleri' reddederken, Özel Temsilci Witkoff’tan itiraf gibi açıklama geldi: “'Savaşla alamadığınızı masada vermeyiz' diyorlar.”
ABD merkezli Wall Street Journal (WSJ) gazetesi İran'ın enerji tesislerine yönelik saldırıları durdurmak için 10 günlük bir ara talep etmediğini yazdı.
Böylece ABD Başkanı Donald Trump'ın bir yalanı daha ortaya çıkmış oldu. Başkan, perşembe akşamı kendi sosyal medya platformu Truth Social'da yaptığı paylaşımda, "İran'ın talebi üzerine enerji santrali yıkım sürecini 10 gün süreyle durdurduğunu” iddia etmişti.
Trump'ın enerji tesislerini “imha etme” tehdidi önce 48 saatti. Ardından iki günlük sürenin dolmasına saatler kala saldırı tarihini yine İran'ın sözde talebi üzerine beş gün daha ertelemişti.
TAHRAN YANIT VERDİ Mİ VERMEDİ Mİ?
Haberini arabuluculara dayandıran WSJ'ye göre İran ayrıca ABD'nin savaşı sona erdirmeye yönelik 15 maddelik planına da henüz nihai bir yanıt vermedi. Arabuluculara göre İranlı yetkililer dolaylı görüşmelere ilgi duyuyor fakat ülke liderliği henüz devreye girmiş değil.
Ancak İran haber ajansı Tasnim perşembe gecesi daha farklı bir tablo çizdi. Üst düzey bir yetkiliye dayandırılan haberde, İran'ın 15 maddelik teklife yanıtını resmen ilettiğini belirtti. Tasnim'e göre ve Tahran ABD'den gelecek yanıtı bekliyor.
'AŞIRI TALEPLERİ GERİ ÇEKİN'
ABD’nin sunduğu 15 maddelik plan, nükleer ve füze programları ile direniş gruplarına verilen destek dahil İran’ın tavizler vermesi karşılığında ağır yaptırımların kaldırılmasını öngörüyor.
WSJ'ye göre arabulucular, İranlı yetkililerin olası bir ateşkesi görüşmek için masaya oturmadan önce ABD’nin bu 15 maddelik plandaki “aşırı taleplerini” geri çekmesini istediğini aktardı.
Yetkililer ayrıca müzakerelere füze programının dahil edilmesini reddettiklerini ve uranyum zenginleştirme faaliyetlerini kalıcı olarak sonlandırma taahhüdünde bulunmak istemediklerini vurguladı.
SAVAŞLA ALAMADIĞINI MASADA ALAMAZSIN'
Trump'ın Özel Temsilcisi Steve Witkoff ise yine perşembe günü yaptığı açıklamada, "İranlılar, askeri güçle elde edemediğimiz şeyi diplomasi yoluyla da vermeyeceklerini söyledi." dedi.
Arabuluculara göre tarafların birbirinin kabul edemeyeceği azami taleplerde ısrar etmesi nedeniyle ateşkes ihtimali düşük görünüyor.
İran Dışişleri Bakanı Irakçi: ABD askerleri Körfez ülkelerinde otellere saklandı
İran Dışişleri Bakanı Abbas Irakçi, ABD askerlerinin Körfez ülkelerindeki askeri üslerini terk ederek otel ve sivil yapılara sığındığını öne sürdü.
Irakçi, yaptığı açıklamada, savaşın başlangıcından itibaren ABD askerlerinin Körfez İşbirliği Konseyi ülkelerindeki üslerinden ayrıldığını ve gizlenmek amacıyla oteller ile ofis binalarına yöneldiğini ifade etti.
Irakçi, ABD askerlerinin bölge ülkelerinin sivillerini “insan kalkanı” olarak kullandığını iddia ederek, bu durumun bölge güvenliği açısından ciddi riskler taşıdığını vurguladı.
İranlı Bakan, ABD’deki otellerin güvenliği tehdit edebilecek askeri personele konaklama hizmeti vermediğini hatırlatarak, Körfez ülkelerindeki otellerin de benzer bir tutum sergilemesi gerektiğini belirtti.(Ajanslar)
New York Times: 'ABD'nin Batı Asya'daki üsleri çöktü, askerler otellere taşındı'
NYT, İran saldırılarıyla 13 üssün devre dışı kaldığını ve Amerikan askerlerinin otellerde 'uzaktan savaşa' geçtiğini yazdı. CENTCOM zayiat tablosunu güncelledi, Fars ajansı düşürülen savaş uçakları, İHA ve füzelerin dökümünü yayınladı.
Savaşın ABD’ye olan maliyeti her geçen gün daha da berraklaşıyor ve yaşanan yıkım Amerikan basınına da yansıyor. New York Times (NYT), bölgede Amerikan askerlerinin kullandığı “13 askerî üssün önemli bir kısmının artık neredeyse kullanılamaz durumda” olduğunu kabul etti. Haberde vurulan üslere ilişkin şu bilgilere yer verildi:
“İran’a komşu Kuveyt’teki üsler en ağır hasarı aldı. Şuaiba Limanı’na düzenlenen saldırıda bir kara kuvvetleri taktik operasyon merkezi yok edildi, altı Amerikan askeri hayatını kaybetti. İran İHA ve füzeleri ayrıca Ali el-Salem Hava Üssü’nü hedef alarak uçak altyapısına zarar verdi ve personeli yaraladı. Camp Buehring’de ise bakım ve yakıt tesisleri hasar gördü.
“Katar’da İran, ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı’nın bölgesel hava karargâhı olan El-Udeyd Hava Üssü’nü vurdu ve erken uyarı radar sistemine zarar verdi. Bahreyn’de ABD 5. Filosu karargâhındaki haberleşme ekipmanları tek yönlü bir İran İHA’sıyla hedef alındı. Suudi Arabistan’daki Prens Sultan Hava Üssü’nde ise İran füzeleri ve İHA’ları haberleşme sistemleri ile bazı yakıt ikmal tankerlerine zarar verdi.”
Dağınık düzene geçiş
NYT’ye göre bu saldırılar, çok sayıda Amerikan askerinin bölge genelinde otel ve ofis alanlarına taşınmasına yol açtı. Böylece kara konuşlu birliklerin önemli bir bölümü fiilen “uzaktan çalışarak” savaş yürütür hale geldi. Ancak askerlerin farklı noktalara taşınmak zorunda kalması, Donald Trump yönetiminin savaşa hazırlığına dair soru işaretlerini de beraberinde getiriyor.
Amerikan gazetesine konuşan mevcut ve eski askerî yetkililere göre bu tablo, yürütülmesi çok daha zor bir savaş anlamına geliyor. NYT, Washington’a şu eleştirileri getiriyor:
“Bazı askerî yetkililer, planlama eksikliğinin Washington yönetiminin İran’ın vereceği tepkiyi yanlış hesaplamasından kaynaklandığını söylüyor. Trump yönetimi savaş öncesinde bölgedeki ABD elçilikleri ve diğer tesislerde personel azaltımına gitmedi, zorunlu olmayan çalışanlar ve aileler için tahliye kararı almadı. Dışişleri Bakanlığı da Amerikalılara bölgeden uzak durmaları yönünde uyarıyı ancak savaş başladıktan sonra yaptı. Suudi Arabistan’daki Prens Sultan Hava Üssü’ndeki komuta merkezlerinin çatıları güçlendirilmemişti. Bu üsse yönelik saldırıda bir asker öldü, birkaç asker yaralandı.”
Oteller de güvenli değil: İhbar çağrısı
Birliklerin dağınık yapı, İslam Devrimi Muhafızları Ordusu’nun (İDMO) bölge halkına Amerikan askerlerinin bulunduğu yerleri ihbar etme çağrısı yapmasına da zemin hazırlıyor. Gazete buna örnek olarak savaşın ilk günlerinde Irak’ın Erbil kentinde ve Birleşik Arap Emirlikleri’ndeki Dubai’de lüks otellere düzenlenen İHA saldırılarını gösterdi.
İDMO o dönemde şu mesajı yayımlamıştı: “Amerikalıları tespit etmek ve hedef almak zorundayız. Bu nedenle onları otellerde barındırmamanız ve bulundukları yerlerden uzak durmanız daha iyi olur. Amerikalı teröristlerin saklandığı yerleri doğru şekilde bildirmeniz ve bilgileri Telegram üzerinden bize iletmeniz İslami görevinizdir.”
Zayiat tablosu
ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM), İran’a yönelik sürdürülen savaşta ölen ve yaralanan Amerikan askerlerinin sayısını salı günü güncelledi. Komutanlık sözcüsüne göre çatışmalarda 13 ABD askeri hayatını kaybetti. Bunlardan yedisi Amerikan üslerine düzenlenen saldırılarda yaşamını yitirdi. 12 Mart’ta ise ABD’ye ait KC-135 yakıt ikmal uçağının düşmesi sonucu altı kişilik mürettebatın tamamı öldü.
Aynı verilere göre çatışmalarda yaralanan ABD askerlerinin sayısı yaklaşık 290’a yükseldi. Bu sayı geçen hafta 200 civarında olarak açıklanmıştı.
Hedef alınan hava araçları
ABD’nin yaşadığı sorunlar yalnızca üslerin vurulması ve birliklerin dağılmasıyla sınırlı değil. Savaş sahası, birçok “üstün teknoloji” Amerikan ve İsrail silahının İran’ın hava savunma sistemleri tarafından başarıyla hedef alındığına da sahne oldu. İran Fars Haber Ajansı bu konuyla ilgili şu derlemeyi yayımladı:
- ABD ve İsrail’e ait MQ-9 Reaper, Hermes 900, Hermes 450, Orbiter-4 ve Lucas tipi toplam 131 İHA
- AGM-158 JASSM ve Tomahawk tipi 56 seyir füzesi
- F-15, F-16, F-18 ve F-35 model yedi savaş uçağı
- KC-135 tipi yedi yakıt ikmal uçağı ile bir helikopter
(Ajanslar)
Fitneye Karşı Uyan: Böl, Parçala, Yut Planını Gör!
Siyaset Bilimi Uluslararası İlişkiler Uzmanı Dr. Şeref Menteşe, kaleme aldığı "Fitneye Karşı Uyan: Böl, Parçala, Yut Planını Gör!" başlıklı makalesinde Türkiye ve İran başta olmak üzere bölge ülkelerinin bilinçli şekilde karşı karşıya getirilmeye çalışıldığını ifade etti.
Siyaset Bilimi Uluslararası İlişkiler Uzmanı Dr. Şeref Menteşe, kaleme aldığı "Fitneye Karşı Uyan: Böl, Parçala, Yut Planını Gör!" başlıklı makalesinde İran üzerinden yürütülen tartışmaların tesadüfi olmadığını belirterek, bölgeyi mezhep ve etnik fay hatları üzerinden parçalamaya yönelik planlara dikkat çekti.
Dr. Şeref Menteşe’nin kaleme aldığı makalenin tamamı aşağıdadır:
İRAN MESELESİNDE KAFALARIN KARIŞMASI TESADÜF DEĞİL!
ÇÜNKÜ FİTNE TESADÜFLE DEĞİL, PLANLA ÜRETİLİR!
İran’ın nüfusunun neredeyse tamamı Müslüman…
Neredeyse yarısı Türk…
Komşumuz…
Kardeşimiz…
Aynı coğrafyanın, aynı tarihin, aynı kuşatmanın içindeyiz…
Ama birileri ısrarla milleti birbirine düşürmeye çalışıyor.
Neden?
Çünkü millet, mazlumu görünce hâlâ sahipleniyor.
Millet, bombalananı görünce hâlâ içi yanıyor.
Millet, zulmü görünce hâlâ tarafını zalimin karşısında belirlemek istiyor.
İşte tam burada devreye fitne tacirleri giriyor!
Birileri mezhep kaşıyor…
Birileri etnik kimlik kaşıyor…
Birileri “Şii” diyor…
Birileri “Fars” diyor…
Birileri “bize ne İran’dan” diyor…
Çünkü bunlar çok iyi biliyor:
İRAN DÜŞERSE, SIRA BAŞKASINA GELİR!
İRAN DÜŞERSE, HEDEF TÜRKİYE’NİN KAPISINA DAYANIR!
İRAN DÜŞERSE, BU COĞRAFYADA HİÇBİR BAĞIMSIZ İRADE RAHAT UYUYAMAZ!
Irak düştü…
Libya düştü…
Suriye parçalandı…
Yemen boğuldu…
Filistin kan ağlıyor…
Lübnan kuşatma altında…
Şimdi hedefte İran var.
Ve artık bunu görmek için profesör olmaya gerek yok.
İRAN, KURULMAK İSTENEN SİYONİST BÖLGESEL İMPARATORLUĞUN ÖNÜNDEKİ SON BÜYÜK KALELERDEN BİRİDİR!
Mesele sadece İran değil.
Mesele harita.
Mesele enerji.
Mesele koridor.
Mesele vekâlet savaşı.
Mesele ümmeti birbirine kırdırma planı.
Mesele Türk’ü Fars’a, Sünni’yi Şii’ye, komşuyu komşuya düşman etme projesi!
Ve ne acıdır ki…
Tam bu travmanın ortasında…
Tam millet gerçeği anlamaya başlamışken…
Tam herkes büyük oyunu sorgularken…
Bir takım siyasi figürler yine sahneye çıkıyor!
Milletin acısından oy devşirmek için…
Ümmetin yarasından kariyer yapmak için…
Krizi fırsata çevirmek için…
Kandan koltuk üretmek için…
Ne siyonizmi anlatıyorlar…
Ne emperyal planı anlatıyorlar…
Ne bölgeyi dizayn eden aklı konuşuyorlar…
Ne Türkiye’nin yarınını düşünüyorlar…
Onların derdi başka!
Birinin derdi ekran…
Birinin derdi ihale…
Birinin derdi anket…
Birinin derdi koltuk…
Birinin derdi efendilerine sadakat göstermek…
Millet yangını söndürmeye çalışırken,
bunlar alevin üstünde siyasi mangal yakıyor!
Bugün ihtiyaç olan şey bağırmak değil…
Uyanmak!
Bugün ihtiyaç olan şey mezhepçilik değil…
Şuur!
Bugün ihtiyaç olan şey hamaset değil…
Büyük oyunu görmek!
İran’ı putlaştırmak da yanlış…
İran’ı şeytanlaştırmak da yanlış…
DOĞRU OLAN, OYUNU GÖRMEKTİR!
Türkiye ile İran neden sürekli karşı karşıya getirilmek isteniyor?
Türk ile Fars neden kaşınıyor?
Sünni ile Şii neden birbirine kırdırılmak isteniyor?
Kim kazanıyor?
Kim silah satıyor?
Kim petrolü kontrol ediyor?
Kim harita çiziyor?
Kim sınır değiştiriyor?
İşte asıl soru budur!
Unutmayın:
KOMŞUSU YANANIN EVİ GÜVENDE DEĞİLDİR!
İran düşerse Türkiye rahat etmez!
Bölge parçalanırsa hiçbir sınır kutsal kalmaz!
Siyonizm doymaz!
Emperyalizm durmaz!
Fitne kendiliğinden bitmez!
Bugün bize düşen;
mezhepçilik yapanı teşhir etmek…
Etnik kışkırtma yapanı ifşa etmek…
Mazlumun acısından siyaset üreteni rezil etmek…
Ve bu millete büyük oyunu göstermek!
Çünkü bu çağda en büyük ihanet;
sadece yanlış tarafta durmak değildir…
ASIL İHANET, DOĞRU TARAFTA DURULMASI GEREKİRKEN MİLLETİN KAFASINI BULANDIRMAKTIR!
Ve herkes şunu iyi bilsin:
BİZ, SİYONİZMİN ÇİZDİĞİ FİTNE HARİTALARINA TESLİM OLMAYACAĞIZ!
BİZ, ÜMMETİN YARASINDAN KOLTUK DEVŞİREN SAHTE KAHRAMANLARA KANMAYACAĞIZ!
BİZ, MAZLUMUN YANINDA, ZALİMİN KARŞISINDA DURACAĞIZ!
Çünkü bu coğrafyada artık tercih nettir:
YA BİRLİKTE DİRENECEĞİZ…
YA DA SIRAYLA YUTULACAĞIZ!
New York Times dünyanın en güçlü ordusunun çaresizliğini yazdı: İran'ın 'Şahid'leri ABD'yi dize getirdi
ABD ordusu devasa drone fabrikalarını vursa da, 35 bin dolarlık Şahid İHA'ları ticari parçalarla küçük atölyelerde bile üretilebildiği için tehdit engellenemiyor.
İsrail ve ABD'nin İran'a yönelik dördüncü haftasına giren topyekûn bombardımanı sürerken, The New York Times gazetesinde yayımlanan kapsamlı bir analiz, Washington'ın sahada karşılaştığı en büyük askeri zorluğu gözler önüne serdi. NYT'ye göre, savaşın kaderini ve Hürmüz Boğazı'nın akıbetini, hayalet uçaklar veya devasa füzeler değil, ucuz maliyetli ve basit tasarımlı kamikaze dronelar (İHA) belirliyor.
NYT'nin analizine göre, ABD Merkez Komutanlığı (CENTCOM) geçtiğimiz günlerde İsfahan yakınlarındaki büyük bir İHA fabrikasını başarıyla vurarak "İran'ın savunma sanayisine büyük bir darbe indirdiğini" duyurdu. Ancak uzmanlara göre bu, İHA akınını durdurmak için yeterli değil.
Global güvenlik kuruluşu Stimson Center'dan eski ABD Hava Kuvvetleri yetkilisi Maximilian Bremer, Şahid (Shahed) İHA'ları gibi teknolojilerin artık "demokratikleştiğini" (herkesin erişebileceği kadar basitleştiğini) belirterek, "Eğer alüminyumu bükmek, 3 boyutlu yazıcı kullanmak veya temel bir motosiklet motoru takmak nispeten kolaysa, bunun nereden geldiğini takip etmek zorlaşır" uyarısında bulundu.
Stratejik ve Uluslararası Çalışmalar Merkezi'nden (CSIS) Yasir Atalan ise üretim ağının merkeziyetsiz olduğuna dikkat çekerek, "Savaş devam ettikçe İran daha fazlasını üretebilecek. Üretim için devasa tesislere ihtiyacınız yok" dedi.
Asimetrik savaş: 35 bin dolarlık İHA'ya milyon dolarlık füze
İran'ın kullandığı Şahid-136 (Shahed-136) delta kanatlı kamikaze İHA'ları, basit bir seyir füzesi mantığıyla çalışıyor. Yaklaşık 40 kilogram (90 pound) savaş başlığı taşıyan, ticari kamyonetlerin arkasından bile fırlatılabilen ve GPS ile hedefini bulan bu araçların birim maliyeti sadece 35 bin dolar.
Ancak NYT'nin vurguladığı asıl kriz, savunma maliyetlerinde yatıyor. ABD ve Körfez ülkeleri, bu yavaş ve düşük teknolojili araçları düşürmek için her biri milyonlarca dolar değerindeki önleyici füzeleri veya yavaş uçmak zorunda kalan savaş uçaklarını kullanmak zorunda kalıyor. Habere göre İran, şu anda her gün 70 ila 90 arasında İHA'yı doğrudan Körfez ülkelerindeki enerji tesislerine fırlatıyor. Yakın zamanda Kuveyt'in Şuaybe limanında 6 ABD ordu yedek personelinin bir İran İHA saldırısında hayatını kaybetmesi, bu silahların ölümcül potansiyelini kanıtlıyor.
Rusya günde 1.000 İHA üretiyor, Ukrayna’dan Orta Doğu'ya uzman gitti
Savaşın uzaması ve Hürmüz Boğazı'nın kapalı kalmasının kendi petrol ve gaz gelirlerini artırdığına inanan Rusya da denklemde kritik bir role sahip. Habere göre Rusya, müttefiki İran'a destek olmak amacıyla kapasitesini artırdı ve günde 1.000'e yakın İHA üretmek için çalışıyor. Her bir İran İHA'sına atılan pahalı ABD füzesi, Ukrayna'daki Rus hasımlarına gönderilemeyecek bir füze anlamına geliyor.
Bu durum üzerine savaşın cephesi ilginç bir şekilde genişledi. Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenski'nin açıklamasına göre; Rusya'nın Şahid akınlarına karşı ucuz İHA'larla hava savunması yapmayı öğrenen 200'den fazla Ukraynalı drone uzmanı, bu mücadeleye destek vermek için acilen Orta Doğu'ya sevk edildi.
Hedefte radarlar var
NATO'nun eski üst düzey yetkililerinden Emekli Tümgeneral Gordon B. Davis ise İran'ın asimetrik taktiğinin sadece ucuzluk üzerine kurulu olmadığını belirtti. Davis, "İran hızla uyum sağladı. Simetrik olarak rekabet etmeye çalışmak yerine doğrudan hava savunma sistemlerini, radarları ve komuta-kontrol düğümlerini hedef alıyorlar" diyerek, İran'ın bölgedeki ABD ve müttefik erken uyarı sistemlerini kör etmeye çalıştığının altını çizdi.(Ajanslar)
İran’dan Açıklama: ABD’ye Ait F/A-18 Savaş Uçağı Vuruldu
İran Devrim Muhafızları Ordusu (DMO), ABD’ye ait bir F/A-18 savaş uçağının vurulduğunu açıkladı.
DMO tarafından yapılan açıklamada, ABD ordusuna ait “dördüncü stratejik savaş uçağının” hedef alınarak düşürüldüğü belirtildi.
Açıklamada, söz konusu F/A-18 savaş uçağının bugün öğleden sonra Çabahar semalarında, Devrim Muhafızları Deniz Kuvvetleri’ne ait gelişmiş hava savunma sistemleri tarafından, ülkenin entegre hava savunma ağı komutası altında hassas şekilde vurulduğu ve Hint Okyanusu’na düştüğü ifade edildi.
Yetkililer, bu operasyonun, İran’ın yerli üretim yeni nesil hava savunma sistemleriyle ABD ve İsrail’e ait stratejik uçaklara karşı gerçekleştirilen dördüncü başarılı müdahale olduğunu vurguladı.
Devrim Muhafızları, söz konusu operasyonu İran halkına ve özellikle “şehit öğrencilere” ithaf etti.
İran Şu Ana Kadar ABD Ve İsrail’e Ait 202 Askeri Hava Aracı Hedef Aldı
İran basını, ülkenin hava savunma sistemlerinin ABD ve İsrail’e ait 131 insansız hava aracı, 56 seyir füzesi, 7 savaş uçağı, 7 yakıt ikmal uçağı ile 1 helikopterin hedef alındığını yazdı.
İran’da Devrim Muhafızları Ordusu’na yakınlığıyla bilinen Fars Haber Ajansı, ABD ve İsrail’in saldırılarda kullandığı toplam 202 askeri hava aracının İran hava savunma sistemleri tarafından hedef alındığını iddia etti.
Şimdiye kadar MQ-9, Hermes 900, Hermes 450, Orbiter-4 ve Lucas tipi toplam 131 insansız hava aracının düşürüldüğü ifade edildi.
Ayrıca haberde, AGM-158 JASSM ve Tomahawk tipi 56 seyir füzesinin vurulduğu belirtilirken, F-15, F-16, F-18 ve F-35 model 7 savaş uçağının da hava savunma sistemlerince hedef alındığı yer aldı.
İddialar arasında, KC-135 tipi 7 yakıt ikmal uçağı ile 1 helikopterin de hedef alınan unsurlar arasında yer aldığı bilgisi de paylaşıldı.
Öte yandan, söz konusu açıklamalara ilişkin ABD ve İsrail makamlarından henüz resmi bir doğrulama ya da yalanlama gelmedi.
Körfez ülkelerine ‘İran’la savaşa girmeyin’ baskısı! Bloomberg gündeme taşıdı
ABD merkezli haber ajansı Bloomberg, Türkiye'nin, Körfez ülkelerinin İran’a karşı olası bir askeri cephede yer almaması için diplomatik baskısını artırdığını ileri sürdü.
Bloomberg haber ajansına göre, Türkiye, İsrail ve ABD’nin İran’a yönelik yürüttüğü askeri süreçlere Körfez Arap ülkelerinin dahil olmasını engellemek için stratejik temaslarını sıkılaştırdı. Ankara yönetiminin, İran'ın bölgedeki liman, enerji tesisleri ve havalimanlarına yönelik saldırıları sonrası artan tepkilere rağmen, Körfez hükümetlerine çatışmanın dışında kalmaları yönünde telkinde bulunduğu iddia edildi.
Ziyaretlere dikkat çekildi
Haberde, Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın son dönemde Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ve Katar’a gerçekleştirdiği ziyaretlere dikkat çekildi. Bakan Fidan’ın mevkidaşlarıyla yaptığı görüşmelerin ana gündem maddesinin, bölgesel güvenliğin korunması ve gerilimin topyekûn bir savaşa dönüşmesinin engellenmesi olduğu hatırlatıldı.
Körfez ülkeleri sıcak bakmıyor
Bloomberg’in kaynakları, Suudi Arabistan ve BAE gibi ülkelerin İran saldırılarına karşı çeşitli seçenekleri masada tuttuğunu ancak çatışmaya girmek için belirli şartların olduğunu ifade etti. Mevcut değerlendirmelere göre; İran tarafından elektrik ve su sistemleri gibi kritik sivil altyapılar doğrudan hedef alınmadığı sürece, Körfez ülkelerinin sıcak bir çatışmaya girmesinin muhtemel görünmediği kaydedildi.(Ajanslar)
Pezeşkiyan’dan Erdoğan’ın İsrail çıkışına Türkçe mesaj! ‘Bu şerefli yolu…’
İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, sosyal medya hesabı üzerinden Türkçe bir paylaşım yaparak Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın İsrail’e karşı sergilediği kararlı duruşu övdü. Pezeşkiyan, iki ülkenin "şerefli bir yolda" birlikte yürüyeceği mesajını verdi.
ABD-İsrail’in İran’a saldırılarının ardından bölgesel gerilimin tırmandığı bir dönemde, Tahran’dan Ankara’ya anlamlı bir mesaj geldi. İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın "Siyonist rejim" olarak adlandırdığı İsrail’in saldırgan tutumuna karşı gösterdiği tepkiyi, doğrudan Türkçe ifadelerle selamladı. Pezeşkiyan’ın paylaşımı, Türkiye ve İran arasındaki diplomatik dayanışmanın yanı sıra, bölgedeki "İslam ümmeti" vurgusuyla da dikkat çekti.
‘AZİZ KARDEŞİM ERDOĞAN’
Pezeşkiyan, paylaşımında Cumhurbaşkanı Erdoğan’a "Aziz kardeşim" diyerek hitap etti. Türkiye’nin İsrail rejimini kınama konusundaki tavrının önemine değinen İran lideri, "Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın saldırgan Siyonist rejimi kınama konusundaki kararlı tutumu takdire şayandır" ifadelerini kullandı. Pezeşkiyan, bu mesajıyla iki lider arasındaki kişisel ve siyasi hukukun altını çizdi.
TÜRK MİLLETİNE ‘ŞEREFLİ YOL’ ÖVGÜSÜ
İran Cumhurbaşkanı, sadece lider düzeyinde değil, Türk halkının tarihsel rolüne de atıfta bulundu. Türk milletinin uzun yıllardır İslam dünyasıyla olan dayanışmasını hatırlatan Pezeşkiyan, "Kardeş Türk milleti, uzun yıllardır İslam ümmetiyle dayanışmada önemli bir rol üstlenmiştir. Bu şerefli yolu, ilahî lütufla birlikte devam edeceğiz" dedi.
İran Uyardı: Tek Bir Adımda Tüm Altyapılarını Yok Ederiz
ABD’nin Orta Doğu’ya 82. Hava İndirme Birliği’ni sevk etmesi ve New York Times’ın (NYT) “Suudi Arabistan Trump’ı İran’a kara harekatı yapmaya zorluyor” şeklindeki ifşalarının ardından, Tahran cephesinden savaşı tüm Körfez’e yayabilecek sert bir uyarı geldi. İran siyasetinin ve güvenlik bürokrasisinin en kilit isimlerinden biri olan Meclis Başkanı Muhammed Bakır Galibaf, resmî sosyal medya hesabı üzerinden yaptığı açıklamada, İran ordusunun yaklaşan bir “ada işgali” planını deşifre ettiğini duyurdu.
İstihbarat verilerine dayandırdığı açıklamasında Galibaf, isim vermeden hem ABD-İsrail ittifakına hem de lojistik/siyasi destek sağlayan Suudi Arabistan’a doğrudan meydan okudu.
Galibaf’ın Farsça yayınladığı mesajın tam çevirisi şu şekilde: “Bazı verilere (istihbarata) göre, İran’ın düşmanları, bir bölge ülkesinin desteğiyle İran’a ait adalardan birini işgal etme operasyonuna hazırlanıyor. Düşmanın tüm hareketleri silahlı kuvvetlerimizin tam gözetimi altındadır. Eğer (bu yönde) tek bir adım bile atarlarsa, o bölge ülkesinin tüm hayati altyapısı hiçbir sınırlama olmaksızın, amansız saldırıların hedefi olacaktır.”
Siyasi ve askeri analistler, Galibaf’ın bahsettiği “işgal edilecek adanın” İran’ın petrol ihracatının yüzde 90’ından fazlasının yapıldığı stratejik Hark Adası olduğunu belirtiyor.
Dün NYT’de yer alan bir analizde, Suudi Veliaht Prensi Muhammed bin Selman’ın (MBS), ABD Başkanı Trump’a doğrudan Hark Adası’nı deniz piyadeleriyle ele geçirme planını sunduğu iddia edilmişti. Ardından Pentagon’un hava indirme operasyonlarında uzman 3 bin kişilik 82. Hava İndirme Birliği’ni Orta Doğu’ya gönderme kararı alması, bu işgal iddialarını somutlaştırmıştı. Galibaf’ın “bölge ülkesinin hayati altyapısını vururuz” çıkışı, Suudi Arabistan’ın devasa petrol rafinerilerine ve su arıtma tesislerine yönelik açık bir misilleme tehdidi olarak kayıtlara geçti.
Bu sert ve tavizsiz açıklama, savaşın arka planında yürütülen diplomatik iddiaları da tamamen çökertti.
Bilindiği üzere, son günlerde ABD ve İsrail medyasında Trump’ın öne sürdüğü “saygın bir İranlı liderle anlaşıyoruz” iddialarının merkezindeki ismin Muhammed Bakır Galibaf olduğu öne sürülmüştü. NYT, Pakistan Genelkurmay Başkanı Asım Munir aracılığıyla ABD’nin 15 maddelik bir barış planını bizzat Galibaf’a ilettiğini yazmıştı.
Genç Hamenei'nin dilindeki hendese: Eksen'den Cephe'ye
“Eksen bölünebilir, ancak cephe bölünemez; o ya bütünüyle vardır ya da hiç yoktur.”
Lübnan merkezli İranlı gazeteci Hüseyin Pak, Direniş Ekseni ve Direniş Cephesi kavramlarını sadece askeri terimler olarak değil, direnişin ontolojik dönüşümünü simgeleyen iki farklı dünya görüşü olarak ele alıyor. Pak, Direniş Ekseni’ni mekanik bir nizamın, yani her an bozulabilir bir terkibin içinde, geçmişe ait bir emanet gibi görüyor; Direniş Cephesi’ni ise ne başında ne sonunda hiçbir ayrılığın hüküm sürmediği, o bölünmez ve yekpare geleceğin ezelî formu olarak resmediyor.
Direniş Ekseni ve Direniş Cephesi terimleri arasındaki farklar yalnızca dilsel veya terminolojik birer tercih değildir; aksine bu ayrım, bir mantıktan diğerine, kısıtlı bir bakış açısından geniş bir stratejik ufka doğru gerçekleşen derin bir varoluşsal geçişi temsil eder. Burada kelime, sadece tanımlayıcı bir vasıta değil; yeni bir farkındalık inşa etmek ve çatışmanın doğasını o yekpare akış içinde yeniden şekillendirmek için kurucu bir araçtır.
Direniş Ekseni terimi, temelde coğrafyanın katı mantığına dayanır. Burada her alanın kendine özgü bir rolü ve işlevi vardır; birimler kendi sınırlarının o dar çerçevesine sadık kalarak, diğer alanlardan belirli bir ölçüde bağımsız ve kendi iç ritmine hapsolmuşçasına hareket eder. Bu çerçevede roller parçalara ayrılabilir, hamleler anlamlandırılabilir ve hatta görev dağılımına dayalı o eski, geleneksel denklemler uyarınca düşman tarafından öngörülebilir.
Fakat Direniş Cephesi kavramının o efsunlu sahasına yöneldiğimizde, bu mekanik mantık tamamen terk edilir. Burada artık parçalı coğrafyaların tenhalığından değil tek bir sahadan, rollerin paylaşımından değil ortak bir mukadderattan bahsedilir. Cephe, birbirine bitişik noktaların kuru bir toplamı değildir; o, parçaları birbiriyle iç içe geçen ve aralarındaki ayrımı imkansız kılan, yaşayan, bütünleşik bir organizmadır.
Direniş Ekseni’nin o parçalı mantığında, bir sahanın ilerleyişi yahut bir diğerinin geri çekilişi, sanki birbirine yabancı zamanların akışı gibidir; bu dağınık ritim, genel yapıda varoluşsal bir noksanlık doğurmaz. Ancak Direniş Cephesi’nin o sarsılmaz ve mühürlü nizamında, bir noktadaki her çekiliş bütüne ait bir tenhalaşma, her ilerleyiş ise tüm varlığın o muazzam ve yekpare yükselişidir. Burada taraflar arasındaki münasebet, basit bir koordinasyonun hendesesinden sıyrılıp, bir rüya gibi iç içe geçen ortak bir kaderde birleşmenin o huzurlu ve mutlak vahdetine dönüşür.
Direniş Cephesi kelimesinin stratejik sırrı tam da burada, Genç Hamenei’nin o kurucu iradesinin eşyaya nüfuz eden dokunuşunda saklıdır: Bu kavram, güçler arasındaki o dışsal ilişkiyi kökünden değiştirerek, sıradan bir ittifak halini, bölünmesi imkansız bir "birleşik varoluş" katına yükseltir. Artık karşımızda olan, dışarıdan bakıldığında sayılabilen yahut sınırları çizilebilen bir aktörler yığını değil; ortak bir iradenin nabzıyla çarpan, düşmanın o sığ mantığıyla asla ihata edemeyeceği, dinamik ve yaşayan bir hakikattir.
Bu yüksek düzlemde coğrafya bütünüyle silinmez, lakin o katı ve baskın merkeziyetini kaybederek ruhun emrine girer. Belirleyici olan artık mesafeler değil, o birleştirici manadır: Aynı kaynaktan beslenen inanç, aynı ufka bakan hedef ve aynı karanlığa karşı duran ortak düşman. Bu bakış açısıyla farklı iklimler, bir eksen içindeki birbirinden kopuk birimler olmaktan çıkar; tek bir hakikatin, zamanın farklı aynalarındaki o çoklu tezahürleri haline gelir.
Bu dönüşüm sadece bir üslup değişikliği değildir; gücün artık yalnızca sınırlarla değil, ağların oluşma ve birbirine kenetlenme kapasitesiyle ölçüldüğü çağdaş dünyanın doğasına verilen derin ve felsefi bir yanıttır. Direniş Cephesi, gücü coğrafi mesafeler yerine iradelerin o gizli ve sarsılmaz bağlılığına dayandırdığı için bu değişimin en üst düzey ifadesidir.
Dolayısıyla Direniş Ekseni geçmişin parçalı bir durumunu tanımlarken, Direniş Cephesi şekillenmesi amaçlanan o yekpare geleceğin formülasyonudur. Eksen bölünebilir, ancak cephe bölünemez; o ya bütünüyle vardır ya da hiç yoktur. Kavramın önemi burada somutlaşır: Parçalanmışlıktan bütünleşmeye, coğrafyadan mana ve kader birliğine geçiş. Cephe, sadece bir alanın adı değil, o alanın yeni bir tanımıdır: Tek bir iradeye ve tek bir mukadderata sahip, o bölünmez ve yekpare saha.(Çeviri: YDH)
Mezhepçi politikadan kasıt nedir?
" İslam Cumhuriyeti bir mezhebin değil aziz İslam’ın ümmet şuuru ile yürütülmesi gereken siyasetini, devlet politikası haline getirmiştir. Buna “İslami politika” diyemeyenler “mezhepçi politika” diyorlar. "
Tam olarak kast edilen nedir?
İsrail’i tehdit eden politikalar mı?
Nükleer teknolojiye sahip olma politikası mı?
Füze ve dron teknolojisini dünyada ses getirecek düzeyde geliştirme politikası mı?
Amerikan başkanlarının tüm taleplerine “hayır” deme politikası mı?
Kast ediliyor.
Amerika-İsrail ve müttefiklerini tam olarak rahatsız eden politikalar bunlardan ibaret değil mi?
İslam Cumhuriyeti;
İşgalci Siyonist terör örgütünü devlet olarak tanısaydı,
Karşılıklı büyükelçilikleri olsaydı,
Gazze bombalar altında soykırıma maruz kalırken ticaretini sürdürseydi,
“İsrail Devletinin yaşama hakkını kimsenin tehdit etmesine İran razı olmayacaktır.” Deseydi,
Yine de ‘mezhepçi politika’ izlemekle itham edilecek miydi?!
İslam Cumhuriyetinin mezhepçi politikalarını(!); Sünni İhvan-ı Müslimin’in genel mürşidi Muhammed Mehdi Akif, silahlı kanadı HAMAS, Milli Görüş lideri merhum Necmeddin Erbakan ve Afganistan İslam Emirliği görmüyor, İslam’ın azılı düşmanları CIA, MOSSAD, MI6 ile iltisaklı, Pensilvanya merkezli cemaat ve tarikatlar görüyor, öyle mi?
Denilebilir ki, İslam Cumhuriyetinin Suriye’de Esed’i desteklemesi ‘mezhepçi politika’ değil midir? Değil tabi ki! Çünkü İslam Cumhuriyeti tarihinde hiçbir yerde ve zamanda bir diktatöre, bir aileye, bir partiye destek olmamıştır. Her yerde, her zaman Küresel emperyalizme/Siyonizm’e ve taşeronlarına köstek olmuştur.
İslam Cumhuriyeti; Suriye, Lübnan, Irak ve Yemende Ya bizzat Amerika ve İsrail ile ya da Suudi Amerika ve BAE’nin başını çektiği koalisyonlarla savaşmıştır. Sonunda ya İslam Cumhuriyeti ve müttefikleri Amerika ve İsrail’i işgal ettikleri topraklardan çıkarmış; Irak, Lübnan ve Afganistan’da olduğu gibi. Ya da Amerika, tahakkümü altına alıp İsrail’e tahsis edeceği topraklardan İslam Cumhuriyetini çıkarmıştır. Suriye gibi.
İşgal altındaki İslam coğrafyasını esaretten kurtarmak her Müslümana farzdır. Bu ilahi görevi gereği;
Mescidi Aksa’yı kurtarmak için Filistin’de,
Golan’ı kurtarmak için Suriye’de,
Şeba çiftliklerini kurtarmak için Lübnan’da idi.
Bu topraklardan ve sair zulüm altındaki topraklardan yardım talep edildiğinde gücü nispetinde yardımlarına koşmuştur. Ama mesela esaret altındaki körfez ülkelerinde yoktu. Çünkü onlar köleliğe razı idiler. Efendilerini kurtarıcıları gibi görüyor onlara gönüllü kölelik ediyorlardı. Şimdi de efendileri için İran’la savaşıyorlar ve rezil oluyorlar. Kendini korumaktan aciz kalan efendileri, onları koruyamadığı gibi hedef haline getiriyor.
İslam Cumhuriyeti bir mezhebin değil aziz İslam’ın ümmet şuuru ile yürütülmesi gereken siyasetini, devlet politikası haline getirmiştir. Buna “İslami politika” diyemeyenler “mezhepçi politika” diyorlar. Günün sonunda ‘mezhepçi politika’ iftirası da ‘danışıklı dövüş” iftirası gibi ellerinden patlayacaktır.
Emin Güneş
Kavga mezhepler arasında değil İslam’ın kendi içindeki bir kavgadır. İki tarafta da Müslüman âlimler vardır. Kavga Muhammedi İslam’ın Amerikancı İslam’la kavgasıdır.(Emin Güneş/İslami Analiz)




















