کارگر
ABD-İsrail felaketi arıyor! Nükleer tesise saldırdılar. Iranda misilleme yaptı.
ABD-İsrail, İran'ın uranyum zenginleştirme tesisini sabah saatlerinde hedef aldı. İran makamları saldırının uluslararası hukuka aykırı olduğunu belirtti
ABD-İsrail'in İran'a yönelik saldırıları ve İran'ın misillemeleri sürüyor. İran medyasında yer alan habere göre ABD ve İsrail, İran'a yönelik ortak hava saldırılarında Natanz uranyum zenginleştirme tesisini sabah saatlerinde hedef aldı.
ATOM ENERJİSİ KURUMU'NDAN AÇIKLAMA GELDİ
Saldırının İran Atom Enerjisi Kurumu'nun raporuna göre uluslararası hukuk ve yükümlülüklere aykırı olduğu belirtilerek, "Bu eylem, Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Anlaşması (NPT) başta olmak üzere nükleer güvenlik ve emniyete ilişkin düzenlemelerle çelişmektedir" ifadelerine yer verildi. Ayrıca saldırının ardından Natanz Nükleer Tesisinde radyoaktif sızıntı ihtimaline karşı teknik incelemelerin başlatıldığı, nükleer güvenlik birimleri tarafından tesis çevresinde gerekli kontrollerin yapıldığı belirtildi. İlk değerlendirmelere göre önceden alınan tedbirler sayesinde herhangi bir radyoaktif sızıntının tespit edilmediği ve çevrede yaşayanlar için herhangi bir tehlike bulunmadığı kaydedildi.
12 GÜN SAVAŞI'NDA DA HEDEF ALINMIŞTI
tesisi, geçtiğimiz yılın Haziran ayında İsrail ile İran arasında yaşanan ve ABD'nin de katıldığı 12 gün süren savaşın ana hedeflerinden biriydi ve 28 Şubat'ta yeniden başlayan saldırılarda da hedef alınmaya devam ediyor.
İran, İsrail’de Dimona’nun Ardından Arad’ı da Vurdu
İran, ABD ve İsrail’in saldırılarına misilleme olarak, İsrail’in güneyini vurdu. İran’ın balistik füzeleri, İsrail hava savunmasını delerek nükleer santralin bulunduğu Dimona ile Arad kentine düştü. Çok sayıda kişi yaralandı, enkaz altında kalanların olduğu bildirildi.
İran, gün içinde İsrail’e 6’sı Dimona Nükleer Santrali’nin de bulunduğu bölgeyi, 1’i Dimona ve orta bölgeyi, sonuncusu da güneydeki Eilat kentini hedef alan 8 dalga halinde misilleme saldırısı düzenledi.
İsrail ordusundan yapılan açıklamada, İran’dan füze fırlatıldığının tespit edildiği ve hava savunma sistemlerinin İran füzelerini önlemeye çalıştığı bildirildi.
İsrail’in Kanal 12 televizyonu, İran’dan fırlatılan füzeler nedeniyle İsrail’in Dimona Nükleer Tesisi’nin de bulunduğu güneyinde sirenlerin çaldığını belirtti.
İsrail’in Yedioth Ahronoth gazetesi, 12 alana füze parçalarının düştüğünü, bazı füzelerin doğrudan isabet kaydettiğini ve füze isabet eden bir binanın çöktüğünü aktardı.
Haberde, bir kamuya açık sığınağın yanı sıra çok sayıda noktada hasar meydana geldiği kaydedildi.
İsrail devlet televizyonu KAN’ın bir yaralının yakınından aktardığı habere göre, sirenler çalmaya başladıktan sonra sığınağa gidecek kadar vakit bulamadan İran füzeleri isabet etmeye başladı.
Nükleer sızıntı yok
Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA), İsrail’in Dimona kentinde Negev Nuclear Research Center’da herhangi bir hasar tespit edilmediğini bildirdi.
Yetkililer olay sonrası anormal radyasyon seviyeleri ölçülmediğini belirtirken, UAEA gelişmeleri yakından izlediğini ve ek bilgi toplamayı sürdüreceğini duyurdu.
6 Ölü, 100’den Fazla Yaralı
Öte yandan İsrail basını ise İran’ın saldırısının ardından 6 kişinin öldüğünü, 100’den fazla kişinin de yaralandığını bildirdi. Haberlerde bölgedeki arama-kurtarma çalışmalarının devam ettiği ve can kaybı sayısının artmasından endişe edildiği belirtildi.
Dimona’da Yaralı Sayısı Yükseldi
İran’ın Dimona’ya yönelik saldırısında ise yaralı sayısı yükseldi. İsrail’e ait hava savunma sistemlerinin İran’dan fırlatılan bir balistik füzeyi engelleyememesi sonucu bölgede meydana gelen patlama sonucunda 51 kişinin yaralandığı ve çeşitli hastanelerde tedavi altına alındığı aktarıldı.
İran'dan net mesaj! 'Sadece kendimiz için değil bölgenin güvenliği için savaşıyoruz'
İran Hatemü'l Enbiya Karargâhı Sözcüsü yaptığı açıklamada ülkesinin yalnızca kendisini savunmak için değil bölgenin ve Müslümanların güvenliği için savaştığını ifade etti
İran Hatemü'l Enbiya Karargâhı Sözcüsü İbrahim Zülfikari, ABD-İsrail'in ülkesine yönelik saldırılarıyla başlayan sürece ilişkin açıklama yaptı. Savaşta ülkeleri ve milletleri için sürdürülebilir bir güvenlik yaklaşımının peşinde olduklarını belirtti. Ek olarak ülkesinin yalnızca kendi güvenliği için değil tüm bölgenin ve Müslümanların güvenliği için savaştığını belirtti.
ABD-İsrail'in bölgede hiçbir itibarı kalmadığının altını çizen Sözcü, altyapılarının vurulmasına karşılık daha fazla operasyonla yanıt vereceklerini ifade etti.
'SİZİNLE GÜÇ DİLİMİZLE KONUŞUYORUZ'
Sözcü'nün açıklaması tam olarak şu şekilde:
"Bu savaşta ülkemiz ve milletimiz için sürdürülebilir bir güvenlik yaklaşımının peşindeyiz.
"Siz kaçış yolu arıyorsunuz, çünkü saldırınıza başlamanız aptallık ve intihar yolundaydı.
"İran, bugün sadece kendini savunmak için değil, bölgenin ve Müslümanların güvenliği için de savaşıyor.
"İran, Hürmüz Boğazı'nda büyüklük gösteriyor. Odağımız, kendi topraklarımızın ve bölgenin güvenliğini sağlamaya yönelmiştir ve şimdi sonucu görün; sizinle güç dilimizle konuşuyoruz. İran, bölgede güvenliğin yaratıcısıdır ve milletin ve silahlı kuvvetlerin kahramanlıklarından destanlar yazılabilir.
'BİZ HÂLÂ GÜÇLÜYÜZ VE GÜÇLÜ KALACAĞIZ'
"Sizin bugün bölgede hiçbir itibarınız ve konumunuz kalmamıştır. Silahlı kuvvetlerin akıllıca gücü ve başınızın üzerindeki gökyüzü bizim kontrolümüzdedir, bunu kanıtladık.
"Altyapılarımızı vurun, sizin daha önemli ve daha fazla altyapınızı vuracağız.
"Biz hâlâ güçlüyüz ve güçlü kalacağız... Allah'ın izniyle..."
Kent: İran savaşı Amerika için bir tuzak
Görevinden istifa eden ABD Ulusal Terörle Mücadele Merkezi (NCTC) Direktörü Joe Kent, Beyaz Saray’ın İsrail ve güçlü lobi faaliyetleri tarafından dezenformasyonla savaşa sürüklendiğini, istihbarat kurumlarının ise kritik soruşturmalarda engellendiğini açıkladı.
ABD Ulusal Terörle Mücadele Merkezi (NCTC) Direktörü Joe Kent, görevinden istifa ederek Washington koridorlarında derin bir çatlağı gün yüzüne çıkardı.
Tucker Carlson’a özel mülakat veren Kent, İran ile yürütülen savaşın hiçbir “yakın tehdit” unsuruna dayanmadığını ve tamamen kurgulanmış bir süreç olduğunu belirtti.
Carlson, mülakata başlarken Kent’in 2024 başında yaptığı uyarıların ne kadar isabetli çıktığını hatırlatarak “Joe Kent ne konuştuğunu biliyor; hayatının büyük bölümünü o bölgede geçirdi ve bu mevcut başkanlık başlamadan bir yıl önce uyarısını yapmıştı” dedi.
Kent, mülakatta savaşın arka planındaki dezenformasyon ağını, İsrail’in karar alma süreçleri üzerindeki baskısını ve NCTC’nin elindeki kritik verilerin nasıl baypas edildiğini ayrıntılarıyla paylaştı.
“İran ulusumuz için yakın bir tehdit oluşturmadı”
İstifa mektubunda yer alan en çarpıcı noktalardan biri olan “İran, ulusumuz için yakın bir tehdit oluşturmadı” ifadesini açıklayan Kent, bu sonuca ulaşmanın zor olmadığını kaydetti.
Dışişleri Bakanı, Başkan ve Temsilciler Meclisi Başkanı’nın açıklamalarına atıfta bulunan Kent, “Bu saldırıyı düzenledik çünkü İsrailliler düzenlemek üzereydi. Bu durum, İran’ın bize hemen saldırmayı planladığı yönündeki argümanı ortadan kaldırıyor; böyle bir tehdit basitçe mevcut değildi” diye konuştu. Kent, tarihin gerçek zamanlı olarak yeniden yazıldığını ancak eldeki verilerin net olduğunu vurguladı.
Carlson, Dışişleri Bakanı Marco Rubio’nun savaşın başında yaptığı “Başkan bilgece bir karar verdi; İsrail’in eyleme geçeceğini ve bunun Amerikan güçlerine saldırıyı tetikleyeceğini biliyorduk” şeklindeki açıklamasını hatırlattı.
Bunun üzerine Kent, Rubio’nun tasvir ettiği “yakın tehdidin” İran’dan değil, bizzat İsrail’den geldiğini belirtti.
Kent, “Ortadoğu politikamızdan kim sorumlu? Savaşa girip girmeyeceğimize kim karar veriyor? Bu vakada İsrailliler, İranlıların misilleme yapacağını bildiğimiz bir dizi olayı tetikleyen bu kararı bizzat sürükledi” dedi.
İsrail lobisi Washington’daki karar mercilerini kuşattı
Joe Kent, Washington’da de facto bir “İran’ın nükleer zenginleştirme yapamaz” politikası oluşturulduğunu, bunun ise resmi istihbarat kanalları yerine lobi faaliyetleri ve medya üzerinden yürütüldüğünü savundu.
“Demokrasileri Savunma Vakfı (FDD) gibi kurumlar, Wall Street Journal’da yayımlanan köşe yazıları ve medya üzerinden bir yankı odası yaratıldı” diyen Kent, bu dezenformasyon ağının Başkanı yanıltmak için kullanıldığını belirtti. Kent, nükleer zenginleştirmenin nükleer silahla aynı şey olmadığını ancak bu ayrımın kasıtlı olarak bulanıklaştırıldığını kaydetti.
İstihbarat dünyasında kapasite ve niyetin her zaman tartışıldığını hatırlatan Kent, “İranlılar, özellikle Başkan Trump’ın liderliği altında gerilimi yükseltme basamaklarını çok hesaplı bir şekilde kullandılar. Trump göreve geldiğinde vekâlet savaşçılarını durdurmuşlardı çünkü Biden’ın zayıf olduğunu, ancak Trump’ın eylem adamı olduğunu biliyorlardı” ifadelerini kullandı.
Kent, İsrailli yetkililerin resmi kanalların dışına çıkarak doğrudan siyasi karar alıcılara “istihbarat kanallarına henüz girmemiş” bilgiler servis ettiğini ve bu durumun sağlıklı tartışma ortamını zehirlediğini vurguladı.
“Charlie Kirk cinayeti soruşturması bürokrasi tarafından engellendi”
Mülakatın en sarsıcı bölümlerinden birini, Trump’ın yakın danışmanlarından Charlie Kirk’ün suikasta uğraması ve NCTC’nin bu konudaki çalışmalarının durdurulması oluşturdu.
Kent, NCTC’nin yabancı bağlantıları araştırma yetkisi olduğunu ancak Kirk cinayeti soruşturmasında FBI ve Adalet Bakanlığı (DOJ) tarafından önünün kesildiğini açıkladı. “Veri paylaşımı taleplerimiz karşılanmadı, bürokrasi içinde bu taleplerin ölmesine izin verildi” diyen Kent, Kirk’ün İran’la savaşa en sert karşı çıkan isimlerden biri olduğunu hatırlattı.
Kent, “Charlie Kirk, İran’la savaşa karşı çıkan seslerin lideriydi. Ölmeden önce bana ‘Joe, bizi İran’la savaşa girmekten alıkoy’ demişti” sözleriyle Kirk’ün kararlı tutumuna dikkat çekti.
Kirk’ün suikastıyla ilgili yabancı bir bağın olup olmadığına dair ipuçları olduğunu ancak bunların peşinden gitmelerine izin verilmediğini belirten Kent, “Soruşturmanın Robinson davasını bozmaması gerektiği gibi yapay gerekçelerle durdurulduk. Oysa bir suikastın önceden bilindiğine dair internet verileri varken neden üzerine gidilmiyor?” diye sordu.
Kent, bu tür engellemelerin kamuoyunda “komplo teorileri” doğurduğunu ancak asıl sorunun hükümetin şeffaflıktan kaçınması olduğunu kaydetti.
Washington “sessiz bir darbe” ile nükleer tehdit algısı yarattı
Haziran 2025’te gerçekleştirilen “Midnight Hammer” Harekatı ile İran’ın nükleer kapasitesinin yok edildiğinin tüm ülkeye ilan edildiğini hatırlatan Carlson, altı ay sonra nasıl olup da yeniden bir “nükleer tehdit” ile savaşa girildiğini sordu.
Kent, bu sürecin tamamen kapalı kapılar ardında, dar bir danışman kadrosu tarafından yürütüldüğünü ve hiçbir muhalif sesin içeri alınmadığını belirtti.
Kent, “Bu son aşamada sağlıklı bir tartışma süreci işletilmedi. Planlama o kadar bölümlere ayrılmıştı ki savaş artık bir sonuç haline gelmişti” diye konuştu.
Kent’e göre, İran’ın dini lideri Ayetullah’ın öldürülmesi bölgedeki ılımlıları tasfiye etmekten başka bir işe yaramadı. “Ayetullah nükleer programı aslında dizginliyordu. Onu öldürerek İran Devrim Muhafızları Ordusu’na (DMO) daha fazla güç verdik” diyen Kent, yeni nesil liderlerin çok daha radikal olacağı uyarısında bulundu.
Kent, “Daha ılımlı birini öldürdüğünüzde, halk bayrak etrafında toplanır ve bir sonraki lider ne kadar sert olduğunu kanıtlamak zorunda kalır” diyerek stratejik hatanın altını çizdi.
“İran savaşı Çin’in elini güçlendiriyor”
Savaşın jeopolitik kazananının ABD değil, Çin olduğunu vurgulayan Kent, Washington’ın enerjisini ve kaynaklarını Ortadoğu’da tüketmesinin Pasifik’teki dengeleri bozduğunu belirtti.
“Çin, bizim ekonomik ve askeri olarak sahada erimemizi izliyor. Pasifik’teki sınırlarımız Çin saldırganlığına karşı savunmasız kalıyor” diyen Kent, küresel enerji akışının bozulmasının faturasını Amerikan halkının gıda ve yakıt fiyatlarında ödediğini kaydetti.
Kent, Hürmüz Boğazı’nın kapanmasının dünya ekonomisi için bir felaket olduğunu ve bu çatışmanın sonunda barışı kim sağlarsa bölgenin hakimi de o olacağını belirtti.
“Eğer Çin gelip enerji akışını geri yükler ve barışı sağlarsa, Basra Körfezi’nin kontrolü Çin’e geçer. Bu doğanın bir kanunudur: Çatışmayı bitiren yönetir” ifadelerini kullanan Kent, ABD’nin kendi vatandaşlarının çıkarlarını merkeze alan bir dış politikaya dönmesi gerektiğini savundu.
“Başkan Trump iradesini kullanmalı”
Joe Kent, içinde bulunulan felaket senaryosundan çıkışın hala mümkün olduğunu ancak bunun radikal kararlar gerektirdiğini belirtti. “Başkan Trump bu sorunu tek başına çözecek iradeye sahip tek lider” diyen Kent, çözüm için ilk adımın İsrail’e karşı net bir duruş sergilemek olduğunu savundu.
Kent, Trump’ın İsrail Başbakanı’nı arayarak “Yeter, artık savunmadayız. Saldırı operasyonlarına devam ederseniz tüm desteğimizi çekeriz” demesi gerektiğini ifade etti.
İkinci adım olarak Körfez müttefikleriyle ve doğrudan İran ile müzakere masasına oturulması gerektiğini kaydeden Kent, “İranlılar bu savaşın durmasını istiyor. Enerji sektörlerini yeniden inşa etmek istiyorlar. Sanayilerini dünya ekonomisine entegre etmeleri karşılığında tüm işlemlerin dolar üzerinden yapılması şartı getirilirse, bu Amerikan dolarının ve ulusal çıkarlarının kurtuluşu olur” diye konuştu. K
ent, mülakatın sonunda “Gerçeği söylemek özgürleştiricidir ve bu ülkeyi kurtaracak tek şey on yıllardır gecikmiş olan bu dürüstlüktür” diyerek sözlerini tamamladı.
Kent, istifasının Trump’a bir saldırı olmadığını, aksine onun “Önce Amerika” platformuna geri dönmesi için bir çağrı niteliği taşıdığını vurguladı.
Mülakat, Washington’daki yerleşik düzenin nasıl bir savaş döngüsü yarattığını ve bu döngüden çıkışın ancak halkın iradesiyle seçilmiş bir liderin bürokrasiye karşı koymasıyla mümkün olabileceği tespitiyle son buldu.(Ha
Binlerce yıl sonra Talut ile Calut hadisesini yeniden yaşıyoruz
Prof. Dr. Mete Gündoğan, Kur’an’daki Talut-Calut kıssasının İran Savaşı ile tekrarlandığını dile getirdi.
Prof. Dr. Mete Gündoğan, Sosyal medyadan paylaşım yapan Gündoğan, Hz. Davut’un dahil olduğu kıssayı günümüze şöyle uyarladı:
‘’Ne acaib bir iş!
Binlerce yıl sonra adeta Talut ile Calut hadisesini yeniden yaşıyoruz.
Bir tarafta Calut’un ordusu!
Paganlar ve Kibir içindeler.
Epstein Çetesinin yönetimindeler.
Yamyamlar, tecavüzcüler, pedofiller, faizciler, siyonistler ve daha bilmem ne bela! Ne ararsan var.
Dev “batmaz” platformları, cesametleri, nâraları ile her tarafa korku salıyorlar.
Diğer tarafta Talut’un ordusu.
İnananları temsil ediyor.
Bir kısmı mal mülk para pul edinmiş, savaşmaktan çekiniyor.
Bir kısmı Calut’un tantanasından korkuyor, çekiniyor.
Çok az bir inanmış kesim kalmış ve Calut ordusu ile savaşa tutuşmuş.
Veeee
Genç Davut’un sapanı ile Calut’u gözünden vurduğu gibi,
İran da füzeleri ile Calut’un ordusunun elektronik gözlerini kör etti !
Dahası da geliyor…
Sonucu biliyorsunuz.
Siz siz olun, sakın Calut’un yanında, kalben bile olsa, yer almayın. Hem dünyanızı hem de ahiretinizi kaybedersiniz…’’(Ajanslar)
İran'dan İslam Ülkelerine Kritik Mesaj: "Siz Hangi Taraftasınız?"
İran Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Sekreteri Ali Laricani, (şehadetinden önce) İslam başkentlerine hitaben yayımladığı 6 maddelik mektupta sessizliği sert bir dille eleştirdi: Müzakere masasında aldatılan, sahasında vurulan bir İran varken; safınız neresi, bu nasıl Müslümanlık?
İran Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Sekreteri Ali Laricani, Müslümanlara ve İslam ülkelerinin yönetimlerine yönelik hazırladığı 6 maddelik bir mektup yayımladı.
Laricani, mektubunda İslam ülkelerinin dayanışma ve birlik içinde hareket etmesi çağrısında bulundu.İran Yüksek Ulusal Güvenlik Konseyi Sekreteri Ali Laricani, 6 maddelik bir bildiri ile İslam ülkelerinin yöneticilerine ve tüm Müslümanlara seslendi.
Rahmân ve Rahîm olan Allah'ın adıyla
Dünya genelindeki Müslümanlara ve İslam ülkelerinin hükümetlerine:
1. İran, müzakereler sırasında gerçekleşen ve amacı İran'ı parçalamak olan sinsi bir Amerikan-Siyonist saldırısına maruz kaldı. Bu saldırı, İslam Devrimi'nin büyük ve fedakâr liderinin şehadetine, ayrıca birçok sivilin ve askeri komutanın hayatını kaybetmesine yol açtı. Ancak saldırganlar, İran halkının sert ulusal ve İslami direnişiyle karşılaştı.
2. Biliyorsunuz ki, nadir istisnalar dışında ve sadece sembolik siyasi tutumlar haricinde, hiçbir İslam devleti İran halkının yanında durmadı. Buna rağmen İran halkı, güçlü iradesiyle saldırgan düşmanı bastırmayı başardı; öyle ki düşman bugün bu stratejik çıkmazdan bir çıkış yolu bulamaz hale gelmiştir.
3. İran; "Büyük Şeytan" (Amerika) ve "Küçük Şeytan" (İsrail) ile yüzleşmede direniş yolunda ilerlemektedir. Ancak bazı İslam hükümetlerinin tutumu, Peygamberimizin (s.a.v) şu sözüyle çelişmiyor mu: "Kim bir adamın 'Ey Müslümanlar!' diye seslendiğini duyar da ona icabet etmezse (yardımına koşmazsa), o Müslüman değildir." O halde bu nasıl bir Müslümanlık?
4. Hatta bazı ülkeler daha da ileri giderek, İran kendi topraklarındaki Amerikan ve İsrail üslerini ve çıkarlarını hedef aldığı için İran’ın kendilerine düşman haline geldiğini söylediler. Sizin ülkelerinizdeki Amerikan üsleri İran'a saldırmak için birer araç olarak kullanılırken, İran'dan eli kolu bağlı durması mı bekleniyor? Bunlar boş bahanelerdir. Bugün yaşanan hesaplaşma, bir yanda Amerika ve İsrail, diğer yanda ise İran ve direniş güçleri arasındadır. Siz hangi tarafta duruyorsunuz?
5. İslam dünyasının geleceğini düşünün. Amerika ve İsrail'in size karşı hiçbir vefası olmadığını biliyorsunuz. Bir an durun ve kendiniz ile bölgenin geleceği üzerine derinlemesine düşünün. Şüphesiz İran size nasihat etmektedir ve üzerinizde bir hakimiyet kurma peşinde değildir.
6. İslam ümmetinin birliği, eğer tam manasıyla gerçekleşirse, tüm devletler için güvenliği, ilerlemeyi ve bağımsızlığı garanti etmeye muktedirdir.
Allah'ın selamı üzerinize olsun.
Allah'ın kullarından bir kul, Ali Laricani
İngiliz The Economist: 'Kör Öfke Harekatı'
The Economist, Trump’ın İran’a yönelik saldırgan politikalarını kapağına taşıdı. Dergi, ABD’nin düşüncesiz hamlelerinin bölge ve dünya barışı için ciddi riskler taşıdığına dikkat çekiyor.
Bu hafta yayımlanan The Economist kapağı, ABD Başkanı Donald Trump’ın İran’a karşı attığı adımları ön plana çıkarıyor. "Kör Öfke Operasyonu" başlığıyla yayımlanan kapakta Trump’ın yüzü savaş miğferiyle resmedilerek agresif dış politika eleştiriliyor. Yazıda Trump’ın sorumsuz ve tehlikeli liderliği vurgulanırken, İran’a yönelik yanlış hesaplanmış hamlelerinin hem ABD iç siyaseti hem de uluslararası barış açısından ciddi riskler doğurduğu ifade ediliyor. Dergi, kısa veya uzun süreli bir çatışmanın bile Trump’ın ikinci dönemini ve dünya istikrarını olumsuz etkileyebileceğine dikkat çekiyor.
'KÖR ÖFKE HAREKATI'
The Economist, ABD Başkanı Donald Trump’ın İran’a karşı attığı adımları bu haftaki kapağına taşıdı.
Dergi, "Kör Öfke Operasyonu" başlığıyla yayımlanan kapağında Trump’ın yüzünü bir savaş miğferiyle resmederek, ABD’nin agresif dış politikasını ve İran’a yönelik tehlikeli adımlarını vurguladı.
Yazıda Trump’ın siyasi kariyerine değinilerek, onun “siyasî yerçekimine meydan okuyan bir siyasetçi” olduğu belirtiliyor. “Donald Trump’a karşı asla iddiaya girmeyin. 6 Ocak 2021’de destekçileri Kongre Binası’nı bastıktan sonra 2024’te daha yüksek oy oranıyla yeniden seçilen bu adam kadar siyasi yerçekimine meydan okuyabilen başka bir siyasetçi yok,” ifadeleriyle Trump’ın sorumsuz ve tehlikeli bir lider olduğu vurgulanıyor.
Dergi, Trump’ın İran’a karşı yanlış hesaplanmış ve düşüncesiz bir savaş başlatmasının, ABD iç siyaseti ve uluslararası barış için ciddi riskler doğurabileceğine dikkat çekiyor. “Kısa sürecek bir savaş bile ikinci döneminin yönünü değiştirecektir. Aylar sürecek bir savaş ise bunu yerle bir edebilir,” denilerek İran’a karşı saldırgan politikaların ne kadar yıkıcı olabileceği ifade ediliyor.
TRUMP’IN İRAN’A KARŞI AGRESİF TAVRI VE RİSKLERİ
The Economist’in kapağı, Trump’ın İran’a karşı adımlarının sadece bölgesel değil, küresel barış ve istikrar açısından da tehlike yarattığını gösteriyor. Uzmanlar, ABD’nin agresif politikalarının kısa süreli çatışmalarda bile büyük zararlara yol açabileceğine işaret ediyor. Trump’ın düşüncesiz hamleleri, İran’ın haklı direnişini hedef almakla kalmayıp, bölgeyi ve dünya barışını tehdit ediyor.
İran’a yönelik her saldırgan adım, yalnızca Trump’ın siyasi çıkarlarını korumaya yönelik bir hamle olarak görülüyor ve uluslararası hukuka, diplomasiye zarar veriyor. Dergi, ABD’nin bu saldırgan yaklaşımını eleştirerek, İran’ın barışçı ve savunmacı pozisyonunun önemine dikkat çekiyor.
İRAN’IN MEŞRU SAVUNMASI VE DÜNYA DENGESİ
Kısa süreli bir askeri saldırı bile bölgede gerginliği artırabilirken, uzun süreli bir savaş hem İran halkı hem de uluslararası toplum için yıkıcı sonuçlar doğurabilir. The Economist, Trump’ın politikalarının yalnızca ABD iç siyasetine değil, tüm dünya barışına tehdit oluşturduğunu vurguluyor. İran’ın ulusal güvenliği ve egemenliği, ABD’nin agresif tavırları karşısında korunması gereken bir gerçek olarak öne çıkıyor.
ABD’nin savaşçı yaklaşımı, Trump’ın ikinci döneminde uluslararası dengeleri bozma riskini artırıyor. İran ise bu saldırgan politikalar karşısında haklı ve barışçıl bir duruş sergileyerek bölgesel istikrarın korunmasına katkıda bulunuyor.
Hizbullah’tan Yeni Operasyon:İsrail'in Helikopteri Paramparça!
Hizbullah, İsrail’in kuzeyindeki çok sayıda noktaya yönelik operasyon gerçekleştirdiğini ve Lübnan’ın güneyinde bir İsrail helikopterinin düşürüldüğünü açıkladı.
Hizbullah Lübnan'daki İsrail birlikleri ile işgal altındaki Golan Tepeleri ve İsrail'in kuzeyindeki çok sayıda noktaya operasyon düzenledi. Açıklamada Lübnan'ın güneyinde ise bir İsrail helikopterinin düşürüldüğünü duyurdu.İsrail işgali altındaki Suriye'nin Golan Tepeleri'nde bulunan Yoav kışlasının da İHA'larla vurulduğu
Hizbullah tankları hedef aldı: Çok sayıda işgalci imha oldu!
Hizbullah, sınır hattındaki Taybe beldesinde siyonist rejime ait 6 Merkava tankını hedef aldığını duyurdu. Yapılan açıklamada çok sayıda işgal askerinin öldüğü de duyuruldu.
Lübnan Hizbullahı'ndan peş peşe yapılan açıklamalarda, operasyonların "Lübnan ve halkını savunma" amacıyla düzenlendiği ifade edildi.
Açıklamalarda, Hizbullah'ın operasyonlarda roketler, insansız hava araçları (İHA) ve topçu mermilerinin kullanıldığı belirtilerek, siyonist rejime ait askeri noktalar, askerlerin toplanma alanları, karargahlar, topçu mevzileri, yerleşim birimleri ve bir askeri sanayi şirketinin hedef alındığı aktarıldı.
Lübnan'ın güneyindeki sınır hattında yer alan Aytarun beldesindeki El-Hanuk, Adise beldesindeki En-Naba el-Kadime, Tel el-Hazzan ve Tel el-Uveyda bölgelerinde konuşlanan İsrail askerlerinin hedef alındığı kaydedildi.
Hizbullah 6 tankı hedef aldı, ölü askerler var
Taybe beldesinde işgal askerlerinin 5 kez hedef alındığı, ayrıca bu bölgenin kuzeyindeki askeri araç topluluğuna da saldırı düzenlendiği belirtildi.
Bazı saldırılarda işgal askerleri arasında kayıplar olduğu ve tahliye için helikopterlerin devreye girdiği öne sürüldü.
Hizbullah ayrıca, Taybe beldesine ilerlemeye çalışan bir işgal birliğine ve Hıyam Hapishanesi çevresindeki sızma girişimine karşı koyulduğunu, buralarda işgal güçleriyle uygun silahlarla çatışmaya girildiğini ifade etti.
Hizbullah ayrıca gece saatlerinden bu yana Taybe beldesinde işgal ordusuna ait 6 Merkava tankını hedef aldıklarını ve bu bölgeye roket ve topçu saldırıları düzenlediklerini açıkladı.
Sınır hattındaki Merkeba beldesi karşısındaki El-Merc ve Ayta eş-Şaab beldesi karşısında bulunan Er-Rahib mevzilerinin de hedef alınan noktalar arasında bulunduğu belirtildi.
Açıklamalarda, Taybe beldesinde İsrail'e ait bir Merkava tipi tankın güdümlü füzeyle doğrudan isabetle vurulduğu, El-Merc mevkisi yakınlarındaki bir askeri topluluğun ise kamikaze İHA'larla hedef alındığı bilgisine yer verildi.
Siyonist rejimin kuzeyindeki saldırılara ilişkin de Şomera yerleşimindeki askerlerin roketlerle, Kiryat Şmona yerleşiminin roket ve İHA'larla 4 kez hedef alındığı kaydedildi.
Safed kenti kuzeyindeki "Ein Zeitim" üssü ile işgal altındaki Golan Tepeleri'nde bulunan "Yoav" kışlasına İHA'larla saldırı düzenlendiği, Nahariya yerleşimi, Kefr Giladi yerleşimi ve Manara yerleşimindeki bir topçu mevzisinin de roketlerle vurulduğu aktarıldı.
Ayrıca Hayfa kentinin kuzeydoğusundaki "Yudifat" adlı askeri sanayi şirketinin de hedef alınan yerler arasında bulunduğu ifade edildi.(Ajanslar)
İran ABD’nin ‘Görünmez’ F-35’ini Vurdu
Orta Doğu’da devam eden savaşta askeri havacılık tarihine geçecek bir olay yaşandı. ABD ordusuna ait beşinci nesil, radar görünmezlik teknolojisine sahip bir F-35 savaş uçağı, İran hava sahasındaki bir operasyon sırasında İran Devrim Muhafızları hava savunma sistemleri tarafından vuruldu.
ABD ve İsrail’in İran’a yönelik hava harekatları devam ederken, Amerikan ordusunun en değerli askeri varlıklarından biri olan F-35 Lightning II savaş uçağı İran semalarında yara aldı. Sosyal medyaya düşen ve uçağın hedef alındığı anları gösteren radar/kamera görüntülerinin ardından Amerikan medyasından ve ordusundan resmi doğrulamalar peş peşe geldi.
CNN: Uçaksavar Ateşiyle Vuruldu Ve Acil İniş Yaptı
CNN International’in askeri yetkililere dayandırdığı son dakika haberine göre; ABD’ye ait bir F-35 savaş uçağı, doğrudan İran toprakları üzerinde icra ettiği bir görev esnasında İran Devrim Muhafızları Ordusu’na (DMO) ait uçaksavar/hava savunma ateşiyle vuruldu.
Hasar alan ve düşme tehlikesi geçiren uçağın, Orta Doğu’da bulunan ve güvenlik gerekçesiyle ismi açıklanmayan bir müttefik askeri üssüne acil iniş (emergency landing) yapmak zorunda kaldığı bildirildi.
Centcom Sözcüsü Doğruladı: “Pilotun Durumu Stabil”
Bu gelişmenin ardından ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM) sessizliğini bozdu. CENTCOM Sözcüsü Yüzbaşı Tim Hawkins, basına yaptığı bilgilendirmede olayın tüm hatlarını doğruladı.
Söz konusu Amerikan savaş uçağının İran üzerinde bir operasyonel görevde bulunduğunu teyit eden Yüzbaşı Hawkins, uçağın durumuna ilişkin şu ifadeleri kullandı: “F-35 savaş uçağımız üsse güvenli bir şekilde iniş yapmayı başarmıştır. Uçağı kullanan pilotumuzun durumu şu an için stabildir.”
Savaşta Kritik Eşik
Askeri havacılık uzmanları, radar izi son derece düşük olan ve dünyanın en gelişmiş savaş platformu olarak kabul edilen F-35’in İran hava sahasında tespit edilip vurulabilmesini, çatışmaların seyrinde “kritik bir eşik” olarak değerlendiriyor. Bu olay, ABD’nin hava üstünlüğüne rağmen İran’ın katmanlı hava savunma sistemlerinin (özellikle Bavar-373 veya Rus menşeli S-300 türevleri) Amerikan uçakları için ciddi bir risk oluşturduğunu sahada kanıtlamış oldu.
Uçağın aldığı hasarın boyutu henüz netleşmezken, bu olayın Washington yönetiminin İran’a yönelik operasyonel stratejisinde değişikliğe yol açıp açmayacağı merakla bekleniyor.
Yazıklar olsun...12 İslam ülkesinden İran'a kınama, ABD-İsrail koalisyonuna destek
Türkiye dahil 12 ülkenin dışişleri bakanları, dün Riyad’da yaptıkları toplantıda İran’ın ABD ve İsrail'in haydutluk eylemine misilleme olarak bölge ülkelerine yönelik füze ve İHA saldırılarını kınadı ve derhal durdurma çağrısı yaptı.
Türkiye, Azerbaycan, Bahreyn, Mısır, Ürdün, Kuveyt, Lübnan, Pakistan, Katar, Suudi Arabistan, Suriye ve Birleşik Arap Emirlikleri dışişleri bakanları, İran’ın ABD ve İsrail üslerine yönelik misillemelerine ilişkin dün Riyad’da istişari toplantı yaptı.
Toplantının ardından yayımlanan ortak açıklamada, İran’ın balistik füze ve insansız hava araçlarıyla düzenlediği saldırılar kınandı.
Bakanlar, söz konusu saldırıları kasıtlı olarak niteledi ve hiçbir gerekçeyle meşrulaştırılamayacağını iddia etti. Ayrıca devletlerin Birleşmiş Milletler Şartı’nın 51. maddesi uyarınca meşru müdafaa hakkına sahip olduğu öne sürüldü.
İran’a saldırıları durdur çağrısı yapıldı
Bakanlar, İran’a saldırıları derhal durdurma çağrısı yaptı. Uluslararası hukuk, uluslararası insani hukuk ve iyi komşuluk ilkelerine saygının, gerilimin sona erdirilmesi ve bölgesel istikrarın sağlanması için ilk adım olduğu savunuldu.
Krizlerin çözümünde diplomasinin teşvik edilmesi gerektiği iddia edildi.
Açıklamada, İran ile ilişkilerin geleceğinin bazı temel ilkelere bağlı olduğu belirtildi. Bu çerçevede devletlerin egemenliğine saygı, iç işlerine karışmama, toprak bütünlüğünün ihlal edilmemesi ve askeri kabiliyetlerin bölge ülkelerini tehdit edecek şekilde kullanılmaması ya da geliştirilmemesi şartlarının altı çizildi.
Bakanlar, İran’ın Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin 2817 (2026) sayılı kararına uyma yükümlülüğünü hatırlattı. Söz konusu kararın, tüm saldırıların derhal durdurulmasını, komşu ülkelere yönelik eylemlerin "koşulsuz sona erdirilmesini ve İran’ın Arap ülkelerindeki Direniş Ekseni gruplarına verdiği destek, finansman ve silah yardımını kesmesini öngördüğü iddia edildi.
Açıklamada ayrıca İran’ın Hürmüz Boğazı’nda uluslararası deniz trafiğini kapatmaya ya da engellemeye yönelik adımlardan kaçınması gerektiği belirtildi. Bab el-Mendeb’de deniz güvenliğini tehlikeye atacak girişimlere karşı da uyarı yapıldı.
Bakanlar, Lübnan’ın güvenliği, istikrarı ve toprak bütünlüğüne desteklerini yineledi. Lübnan devletinin egemenliğinin ülkenin tamamında etkin şekilde tesis edilmesi ve silahların devlet tekelinde tutulmasına, yani direnişin silahsızlandırılmasına yönelik hükümet kararına destek verildi.
Aynı açıklamada İsrail’in Lübnan’a yönelik saldırganlığı ve bölgedeki yayılmacı politikası da söz kınandı.
İstişare ve koordinasyon sürecek mesajı verildi
Bakanlar, gelişmeleri izlemek ve ortaya çıkan meseleleri değerlendirmek için yoğun istişare ve koordinasyonu sürdürme kararlılığını teyit etti. Ortak tutumların oluşturulması ve güvenlik, istikrar ile egemenliğin korunması için gerekli tedbirlerin alınacağı belirtildi.
Açıklamada, İran’ın topraklarına yönelik saldırıların durdurulması için meşru adımların benimsenmesi yönündeki çalışmaların süreceği iddia edildi.(YDH)
İran’dan Yeni Misilleme
İran, Siyonist İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun basın açıklaması düzenlediği sırada Siyonist İsrail’in kuzeyine füzelerle misilleme yaptı. İsrail ordusundan yapılan açıklamada, İran’dan füzelerin ateşlendiğinin tespit edildiği ve hava savunma sistemlerinin İran füzelerini önlemeye çalıştığı belirtildi.
Bölgede Sirenler Çalıyor
Açıklamada, sığınaklara girilmesi ve talimatlara uyulması gerektiği belirtildi. İsrail’in Yedioth Ahronoth gazetesi, İran füzelerinin İsrail’in kuzeyini hedef aldığı ve bölgenin tamamında sirenlerin çaldığını belirtti.
İran misillemesinin, İsrail Başbakanı Netanyahu’nun basın açıklaması düzenlediği sırada gelmesi dikkati çekti. İsrail acil yardım servisi Kızıl Davut Yıldızı, misillemenin ardından düşme ihbarı alınan bölgelere ekiplerin sevk edildiğini, daha sonra gelişmeler hakkında güncelleme yapılacağını açıkla
ran 'Savaşta Yeni Aşama' Diye Duyurdu: Göze Göz, Dişe Diş!
İran Meclis Başkanı Galibaf, ABD ve İsrail’in saldırılarına tepki göstererek “göze göz, dişe diş” dönemine girildiğini söyledi. Cumhurbaşkanı Pezeşkiyan ise küresel sonuçlara dikkat çekti.
İran’dan ABD ve İsrail’in enerji altyapısına yönelik saldırılarına sert tepki geldi. İran Meclis Başkanı Muhammed Bakır Galibaf, çatışmaların yeni bir aşamaya geçtiğini açıkladı.
Galibaf, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, son saldırıların sahadaki gelişmelerle bağlantılı olduğunu duyurarak, “Düşman sahadaki yenilgilerini gizlemek için altyapılara saldırıyor” ifadelerini kullandı.
Saldırıların ağır sonuçlar doğuracağını belirten Galibaf, “Artık göze göz, dişe diş denklemi yürürlüktedir ve çatışmada yeni bir aşama başlamıştır” dedi.




















